<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Libya &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/libya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 05 Aug 2020 07:31:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Libya &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>BAE&#8217;nin Derdi Ne?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/baenin-derdi-ne/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/baenin-derdi-ne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2020 07:31:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[BAE]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15357</guid>

					<description><![CDATA[Birleşik Arap Emirlikleri 1971 de İngiltere&#8217;den bağımsızlaşarak kuruldu. 7 Emirlikten oluşuyor; ama başı çeken Abu Dabi. Devlet başkanı bu emirlikten, yardımcısı da Dubai&#8217;den oluyor. Yaklaşık 10 milyon nüfusu, 80 bin km kare torağı var. Ama bu on milyonun hepsi Arap değil. Hatta çoğu bile değil. Hintlisinden Pakistanlısına, Filipinlisinden İranlısına, çeşitli Avrupa vatandaşına varıncaya kadar çok karmaşık bir etnik yapısı var. Resmi dili Arapça ama eğitim dili İngilizce. Bu haliyle Türkiye&#8217;ye rakip olacak bir ülke değil. Fakat Ortadoğu&#8217;da Türkiye&#8217;nin önüne en çok çıkan ülke bu ülke. Suriye&#8217;de, Libya&#8217;da Türkiye&#8217;nin karşısına dikiliyor. Her türlü Türkiye karşıtı girişimi fonluyor. 15 Temmuzda bile parmağı var. Kaşıkçı cinayetinin arkasındaki asıl aktör BAE. Kırmızı bültenle aranan ve Türkiye karşıtı eylemlerin çoğunu organize eden Ortadoğu&#8217;nun günümüzdeki Lawrence&#8217;i Muhammed Dahlan&#8217;ın sahibi de bu ülke. Suudi Arabistan&#8217;ı, Katar ve Yemen&#8217;i istila etmek üzere kullanan BAE. Mısır ve Suudiya bunlar eliyle İsrail&#8217;in uşağına dönüştürülmüş durumda. Kendisi ise Amerika ve Fransa&#8217;nın Ortadoğu&#8217;daki piyonu. BAE&#8217;nin yüksek finans gücü sanıldığı gibi petrolden değil. Tabi onun da rolü var ama bu ülke, batılı ülkelerin kara para aklama merkezi. Kaddafi katledilip Libya&#8217;nın Fransa&#8217;daki paralarına el konulduğunda bunlara da bir pay verildi. Yaklaşık 10 milyar dolardan söz ediliyor. Libya&#8217;nın paraları bunların envanterinden geçti. İşte bu BAE &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Birleşik Arap Emirlikleri 1971 de İngiltere&#8217;den bağımsızlaşarak kuruldu. 7 Emirlikten oluşuyor; ama başı çeken Abu Dabi. Devlet başkanı bu emirlikten, yardımcısı da Dubai&#8217;den oluyor. Yaklaşık 10 milyon nüfusu, 80 bin km kare torağı var. Ama bu on milyonun hepsi Arap değil. Hatta çoğu bile değil. Hintlisinden Pakistanlısına, Filipinlisinden İranlısına, çeşitli Avrupa vatandaşına varıncaya kadar çok karmaşık bir etnik yapısı var. Resmi dili Arapça ama eğitim dili İngilizce. Bu haliyle Türkiye&#8217;ye rakip olacak bir ülke değil. Fakat Ortadoğu&#8217;da Türkiye&#8217;nin önüne en çok çıkan ülke bu ülke.</p>



<p>Suriye&#8217;de, Libya&#8217;da Türkiye&#8217;nin karşısına dikiliyor. Her türlü Türkiye karşıtı girişimi fonluyor. 15 Temmuzda bile parmağı var. Kaşıkçı cinayetinin arkasındaki asıl aktör BAE. Kırmızı bültenle aranan ve Türkiye karşıtı eylemlerin çoğunu organize eden Ortadoğu&#8217;nun günümüzdeki Lawrence&#8217;i Muhammed Dahlan&#8217;ın sahibi de bu ülke. Suudi Arabistan&#8217;ı, Katar ve Yemen&#8217;i istila etmek üzere kullanan BAE. Mısır ve Suudiya bunlar eliyle İsrail&#8217;in uşağına dönüştürülmüş durumda. Kendisi ise Amerika ve Fransa&#8217;nın Ortadoğu&#8217;daki piyonu.</p>



<p>BAE&#8217;nin yüksek finans gücü sanıldığı gibi petrolden değil. Tabi onun da rolü var ama bu ülke, batılı ülkelerin kara para aklama merkezi. Kaddafi katledilip Libya&#8217;nın Fransa&#8217;daki paralarına el konulduğunda bunlara da bir pay verildi. Yaklaşık 10 milyar dolardan söz ediliyor. Libya&#8217;nın paraları bunların envanterinden geçti.</p>



<p>İşte bu BAE Türkiye&#8217;nin ayağına dolanıyor. Türkiye, batılı emperyalist ülkeler ve onların Ortadoğu jandarması İsrail ile cebelleşirken onlar bunu, bir fino gibi Türkiye&#8217;nin paçasına salıyor ve arkasında duruyor. Derken Hulusi Akar&#8217;dan kaya gibi bir açıklama geldi. BAE&#8217;nin Türkiye&#8217;ye karşı neler yaptığını biliyoruz. Bunları not ediyoruz. Bir gün gelir hesabı sorulur. Bu açıklama BAE saraylarını sarstı. Tehdit ediyor dediler. Evet tehdit ediyor; hadi biz buna &#8216;uyarıyor&#8217; diyelim. Ona göre ayağınızı denk alın. Bir gün gelir güvendiğiniz dağlara kar yağar. Bakın ABD PKK&#8217;ya kurdurmayı düşündüğü lejyon devleti bile hayata geçiremedi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/baenin-derdi-ne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunanistan’ın Libya Politikası</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yunanistanin-libya-politikasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yunanistanin-libya-politikasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail ŞAHİN]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2020 06:18:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15086</guid>

					<description><![CDATA[Bu çalışmanın amacı; Yunanistan’ın, Doğu Akdeniz ve Ege’deki tezlerinden hareketle, Libya krizine yönelik takip ettiği güncel politikayı genel hatlarıyla ortaya koymaktır. Ele alınan konu, güncel ve dinamik bir özellik arz ettiğinden bu çalışma kaleme alındığı güne kadar ge- çen olaylar üzerinden bazı sonuçlara ulaşmaya çalışmıştır. Yunanistan’ın Libya politikasında, Ankara ile Trablus arasında 27 Kasım 2019 tarihinde imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” ile “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” bir dönüm noktasıdır. Bu tarihten sonra Atina’nın dikkati “Libya krizi içerisinde Türkiye’nin rolüne” çevrilmiştir. Türkiye’nin Libya’da askeri, ekonomik ve siyasi herhangi bir şekilde nüfuz kurmasına, Doğu Akdeniz’deki çıkarları bağlamında karşı çıkan Yunanistan’ın, Libya’da meşruluk ve yasallık kaygısı gütmeyen bir siyaset izlemeye başladığı görülmektedir. Ankara-Trablus arasında imzalanan muhtıralar sonrası Yunan Hükümeti’nin Libya’ya yönelik olarak attığı somut adımlar; Libya’nın Atina Büyükelçisi’nin sınır dışı edilmesi, Libya sorununa çözüm arayan Berlin Konferansı’na katılma girişimleri, EastMed doğalgaz boru hattı anlaşmasının imzalanması, darbeci General Hafter’in desteklenmesi, İrini Operasyonu’nda aktif görev alınması, İyon Denizi’nde İtalya ile anlaşma yapılması ve son olarak Tobruk Meclisi ve Kahire ile münhasır ekonomik bölge anlaşmaları imzalanması için yoğun bir diplomasi yürütülmesi şeklinde sıralanabilir.vBu çalışmanın amacı; Yunanistan’ın, Doğu Akdeniz ve Ege’deki tezlerinden hareketle, Libya krizine yönelik takip ettiği güncel politikayı genel hatlarıyla &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu çalışmanın amacı; Yunanistan’ın, Doğu Akdeniz ve Ege’deki tezlerinden hareketle, Libya krizine yönelik takip ettiği güncel politikayı genel hatlarıyla ortaya koymaktır. Ele alınan konu, güncel ve dinamik bir özellik arz ettiğinden bu çalışma kaleme alındığı güne kadar ge- çen olaylar üzerinden bazı sonuçlara ulaşmaya çalışmıştır. Yunanistan’ın Libya politikasında, Ankara ile Trablus arasında 27 Kasım 2019 tarihinde imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” ile “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” bir dönüm noktasıdır. Bu tarihten sonra Atina’nın dikkati “Libya krizi içerisinde Türkiye’nin rolüne” çevrilmiştir. Türkiye’nin Libya’da askeri, ekonomik ve siyasi herhangi bir şekilde nüfuz kurmasına, Doğu Akdeniz’deki çıkarları bağlamında karşı çıkan Yunanistan’ın, Libya’da meşruluk ve yasallık kaygısı gütmeyen bir siyaset izlemeye başladığı görülmektedir. Ankara-Trablus arasında imzalanan muhtıralar sonrası Yunan Hükümeti’nin Libya’ya yönelik olarak attığı somut adımlar; Libya’nın Atina Büyükelçisi’nin sınır dışı edilmesi, Libya sorununa çözüm arayan Berlin Konferansı’na katılma girişimleri, EastMed doğalgaz boru hattı anlaşmasının imzalanması, darbeci General Hafter’in desteklenmesi, İrini Operasyonu’nda aktif görev alınması, İyon Denizi’nde İtalya ile anlaşma yapılması ve son olarak Tobruk Meclisi ve Kahire ile münhasır ekonomik bölge anlaşmaları imzalanması için yoğun bir diplomasi yürütülmesi şeklinde sıralanabilir.vBu çalışmanın amacı; Yunanistan’ın, Doğu Akdeniz ve Ege’deki tezlerinden hareketle, Libya krizine yönelik takip ettiği güncel politikayı genel hatlarıyla ortaya koymaktır. Ele alınan konu, güncel ve dinamik bir özellik arz ettiğinden bu çalışma kaleme alındığı güne kadar ge- çen olaylar üzerinden bazı sonuçlara ulaşmaya çalışmıştır. Yunanistan’ın Libya politikasında, Ankara ile Trablus arasında 27 Kasım 2019 tarihinde imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” ile “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” bir dönüm noktasıdır. Bu tarihten sonra Atina’nın dikkati “Libya krizi içerisinde Türkiye’nin rolüne” çevrilmiştir. Türkiye’nin Libya’da askeri, ekonomik ve siyasi herhangi bir şekilde nüfuz kurmasına, Doğu Akdeniz’deki çıkarları bağlamında karşı çıkan Yunanistan’ın, Libya’da meşruluk ve yasallık kaygısı gütmeyen bir siyaset izlemeye başladığı görülmektedir. Ankara-Trablus arasında imzalanan muhtıralar sonrası Yunan Hükümeti’nin Libya’ya yönelik olarak attığı somut adımlar; Libya’nın Atina Büyükelçisi’nin sınır dışı edilmesi, Libya sorununa çözüm arayan Berlin Konferansı’na katılma girişimleri, EastMed doğalgaz boru hattı anlaşmasının imzalanması, darbeci General Hafter’in desteklenmesi, İrini Operasyonu’nda aktif görev alınması, İyon Denizi’nde İtalya ile anlaşma yapılması ve son olarak Tobruk Meclisi ve Kahire ile münhasır ekonomik bölge anlaşmaları imzalanması için yoğun bir diplomasi yürütülmesi şeklinde sıralanabilir.</p>



<p>Kaynak: orsam.org.tr</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yunanistanin-libya-politikasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Libya’nın Fransa’yla İmtihanı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/libyanin-fransayla-imtihani/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/libyanin-fransayla-imtihani/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüsamettin İnaç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2020 08:04:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15007</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye destekli Ulusal Mutabakata Hükümeti’nin (UMH) Trablus’u tamamen ele geçirmesi, akabinde Tarhune ve stratejik öneme sahip Vatiyye askeri üssüne hâkim olması, tüm dünyada büyük yankılar uyandırdı. Nitekim New York Times gazetesi, “Türk ateş gücüyle desteklenen Libyalı savaşçıların başkent Trablus’taki büyük bir hava üssünü ele geçirmiş olmasının Hafter’in sonunu getirebileceğini ve “artık Türkiye’nin Libyası oldu” denilebileceğini deklare etti. Bu gelişmeler üzerine, -büyük bir telaşla &#8211; Mısır’ın diktatörü Sisi’ye koşan Hafter, “UMH birliklerinin ilerlememesi ve yabancı güçlerin (Türkiye kastediliyor) ülkeyi terk etmesi” şartıyla 8 Haziran tarihinden itibaren geçerli olmak üzere bir ateşkes ilan etti. Kahire Bildirgesi adıyla duyurulan bu ateşkes önerisine Türkiye’nin cevabı, “Sirte ve Cufra UMH’nin kontrolüne geçmedikçe masanın kurulamayacağı” istikametinde oldu. Ayrıca Türk Dışişleri, bundan böyle Hafter’i, Libya’da müzakere için muhatap alınacak bir aktör olarak görmediğini belirtti. Dengelerin aleyhine döndüğünü gören Mısır hükümeti, Sirte’yi kırmızı çizgileri olarak gördüklerini, ateşkesin kabul edilmemesi durumunda bölgeye asker gönderip Türkiye’yle savaşacaklarını deklare etti. Keza Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı da Mısır’ın batı sınırlarını teröre karşı savunma hakkı bulunduğunu, Mısır Arap Cumhuriyeti’nin güvenliğinin Suudi Arabistan Krallığı’nın ve tüm Arap ulusunun güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu beyan etti. Öte yandan Rusya, 3500 Wagner askeriyle birlikte sekiz Sovyet döneminde kalma jet ve iki yeni Rus savaş uçağını Hafter’e &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye destekli Ulusal Mutabakata Hükümeti’nin (UMH) Trablus’u tamamen ele geçirmesi, akabinde Tarhune ve stratejik öneme sahip Vatiyye askeri üssüne hâkim olması, tüm dünyada büyük yankılar uyandırdı. Nitekim New York Times gazetesi, “Türk ateş gücüyle desteklenen Libyalı savaşçıların başkent Trablus’taki büyük bir hava üssünü ele geçirmiş olmasının Hafter’in sonunu getirebileceğini ve “artık Türkiye’nin Libyası oldu” denilebileceğini deklare etti. Bu gelişmeler üzerine, -büyük bir telaşla &#8211; Mısır’ın diktatörü Sisi’ye koşan Hafter, “UMH birliklerinin ilerlememesi ve yabancı güçlerin (Türkiye kastediliyor) ülkeyi terk etmesi” şartıyla 8 Haziran tarihinden itibaren geçerli olmak üzere bir ateşkes ilan etti. Kahire Bildirgesi adıyla duyurulan bu ateşkes önerisine Türkiye’nin cevabı, “Sirte ve Cufra UMH’nin kontrolüne geçmedikçe masanın kurulamayacağı” istikametinde oldu. Ayrıca Türk Dışişleri, bundan böyle Hafter’i, Libya’da müzakere için muhatap alınacak bir aktör olarak görmediğini belirtti. Dengelerin aleyhine döndüğünü gören Mısır hükümeti, Sirte’yi kırmızı çizgileri olarak gördüklerini, ateşkesin kabul edilmemesi durumunda bölgeye asker gönderip Türkiye’yle savaşacaklarını deklare etti. Keza Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı da Mısır’ın batı sınırlarını teröre karşı savunma hakkı bulunduğunu, Mısır Arap Cumhuriyeti’nin güvenliğinin Suudi Arabistan Krallığı’nın ve tüm Arap ulusunun güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu beyan etti.</p>



<p>Öte yandan Rusya, 3500 Wagner askeriyle birlikte sekiz Sovyet döneminde kalma jet ve iki yeni Rus savaş uçağını Hafter’e destek vermek için Suriye’den Libya’ya gönderdi. Nitekim ABD’nin Afrika Ordu Komutanlığı (AFRİCOM) da, Rusya’nın Libya krizindeki kapsamlı rolünü inkar ettiğini, 26 Mayıs 2020 tarihinde MIG-29 tipi jetlerin Rusya tarafından Suriye üzerinden gönderildiğini ve doğrudan Rus müdahalesini kamufle etmek için jetlerin boyandığını doğruladı. Rus jetlerinin Cufra Hava Üssüne konuşlandırılmasının nedenleri arasında, Vatiyye üssünün UMH’nin elinden geri alınması, Hafter’in tekrar güçlü bir aktör olarak sahneye sürülmesi ve Libya’da Hafter aleyhine bozulan hava dengesinin Tobruk lehine değiştirilerek Türkiye’nin müzakereye zorlanması sayılabilir.</p>



<p>Ayrıca Darfur’da yaptığı katliamlarla bilinen Sudan’lı Cancavid militanları, Çadlı isyancılar, 2014’te Ruslar tarafından kurulan Sukur es-Sahra milisleri, İran destekli Hizbullah teröristleri ve Esed rejimi askerleri bölgeye Ruslar tarafından peş peşe sevk edilmeye devam ediyor. Stockholm Barış Enstitüsünün son yayımlanan raporuna göre, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Belarus ve Mısır, Hafter kontrolündeki Bingazi’ye onlarca kargo uçağıyla beş bin tondan fazla askeri malzeme gönderdi. Bu esnada Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Libya’da başarılı hamlelerle ilerlemesi üzerine daha aktif bir biçimde Hafter’e destek vermeye başlayan Fransa, Ankara’nın agresif adımlar attığını, bu süreçte NATO’dan faydalandığını ve NATO görevi yürüten Fransız gemilerini taciz ettiğini öne sürdü.</p>



<p>Nitekim Fransa ve Türkiye arasında bir süredir Doğu Akdeniz’deki doğalgaz aramaları ve Libya iç savaşındaki zıt politikaları nedeniyle dönem dönem gerilimler yaşadığı sır değil. Türk savaş gemilerinin Fransız donanması Courbet’ye üç kez radar kilitlediği ve bu davranışın Fransa tarafından “agresif” olarak tanımlandığı ve bu gerekçeyle Türkiye’nin NATO’ya şikayet edildiği biliniyor. NATO Genel Sekreteri Jens Stoteltenberg, savunma bakanları toplantısının akabinde yaptığı açıklamada, yaşananların net bir şekilde ortaya çıkarılması için soruşturma başlattıklarını deklare ediyor.</p>



<p>Libya iç savaşında Fransa ve Türkiye’nin tutum ve pozisyonları taban tabana zıt durumda. Malum olduğu üzere Türkiye, Birleşmiş Milletlerin (BM) tanıdığı Trablus’taki UMH’yi desteklerken Fransa ise ülkenin doğusunu elinde tutan ve hiçbir meşruiyeti bulunmayan darbeci Hafter’in yanında yer alıyor. Haddi zatında Fransa’nın Libya’ya müdahalesini haklı kılacak en küçük bir gerekçe olmamasına rağmen, Türkiye bölgede meşru yönetimin daveti üzerine varlık gösteriyor. Ne var ki, Fransa Afrika’daki iki yüz yıllık sömürgeci tavrından ve zihniyetinden vaz geçecek gibi görünmüyor. Libya’nın yakın tarihi de, Türkiye’nin ifadesiyle “Fransa’nın karanlık ve izah edilemez Libya politikasının” ana hatlarını ortaya koyuyor.</p>



<p>Bilindiği üzere 2010 sonu itibarıyla Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da başlayan ve ABD ve İsrail’in manipülasyonlarıyla küresel güvenlik meselesi haline dönüşen Arap Baharının vurduğu ülkelerden birisi de Libya oldu. Libya’yı istikrarsızlığa savuran ve parçalanmanın eşiğine getiren ülke ise Fransa’ydı. Hem tarihsel süreç içerisinde ve hem de bugün Afrika’nın başına bela olan sömürgeci Fransa, Kaddafi sonrası dönemde İslamcı bir rejimin Libya’ya hâkim olacağı ve dolayısıyla çıkarlarının zedeleneceği kaygısıyla harekete geçti. Birleşmiş Milletlerin ve NATO’nun kararlarını dahi beklemeden ve Fransa, İngiltere, ABD, Almanya ve BM Temsilcilerinin katıldığı Paris Zirvesi’nin sonucu deklare edilmeden 19 Mart 2011 tarihinde gerçekleştirdiği askeri müdahaleyle ülkeyi kaosa ve anarşiye sürükledi. Müdahalenin resmi gerekçesi, Kaddafi karşıtı güçlerin, muhaliflerin üssü haline dönüşen Bingazi’ye saldırılarını yoğunlaştırmasıydı. Gerçek niyetini gizlemeyen Fransa’nın en büyük önceliği, Kaddafi’nin Fransa bankalarında tuttuğu 200 milyar dolara el koymak oldu.</p>



<p>Bu malul zihniyetin devamı niteliğinde 2016 yılı ortalarında &#8211; Libya’da bir askeri helikopterin düşürülmesi sonucu üç Fransız askerin hayatını kaybetmesinin ortaya çıkmasıyla – bölgede Fransız varlığı kayda geçmiş oldu. Ayrıca Temmuz 2019’da Hafter’e bağlı güçler tarafından kullanılan bir üstte Fransız yapımı füzeler ele geçirildi. Fransa bu füzeleri, “ istihbarat ve terörle mücadele misyonlarında görev alan ekiplerin korunmasında kullanıldığı” argümanıyla izah etmeye çalıştı. Haddi zatında Fransa’nın darbeci ve gayrimeşru Hafter’e destek vermesinin arkasında Libya’da İslami bir yönetimi kurulması ihtimaline dayalı olarak çıkarlarına halel gelmesi kaygısı ve muhtemel mülteci akınından duyduğu endişe yatmaktadır. Buna ilaveten Moritanya, Mali, Nijer, Çad ve Sudan’da radikal İslamcı olarak tanımladığı gruplarla Hafter’le birlikte mücadele etmesi de bu desteğin başka bir veçhesini oluşturuyor.</p>



<p>Kıbrıs açıklarında Türkiye ve Fransa’nın eş zamanlı olarak doğalgaz aramaya başlaması, Ada etrafında keşfedilen dev doğalgaz yataklarının çıkarılmasında Türkiye’yi devre dışı bırakan Rum kesiminin Fransız şirketi Total’e lisans vermesi de iki ülke arasında gerilimi tırmandırıyor. En nihayetinde Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 29 Ocak’ta Yunan Başbakanı Kiryos Miçotakis’le görüşmesinin akabinde Türkiye’yi durdurmak için bölgeye Fransız gemilerini göndereceğini deklare etmesi gibi faktörler, iki ülke arasındaki ihtilafı zirveye taşıyan parametreleri oluşturuyor. Sonuç itibarıyla bu gelişmelerin ve çıkar çatışmalarının hiçbirisi, NATO ve BMGK üyesi Fransa’nın bu iki kurumun değerleriyle uyuşmayan bir biçimde Libya’da gayri meşru bir aktöre destek vermesini izah etmek için yeterli argümanları sunmuyor. Zira bu ülkenin NATO müttefikiyle işbirliği içinde olması gerekirken Rusya’nın bölgedeki konumunu tahkim etmesi ve NATO’nun ikinci büyük gücü olan Türkiye ile dalaşarak haksız iddialarını NATO gündemine taşıması, NATO’nun değil, bilakis bizatihi Macron’un beyin ölümünün gerçekleştiğini gösteriyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/libyanin-fransayla-imtihani/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Libya’da Meşru Olan Kim?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/libyada-mesru-olan-kim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/libyada-mesru-olan-kim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2020 10:22:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14930</guid>

					<description><![CDATA[Libya’daki fotoğrafa bir göz atalım. Arap baharı sürecinde başlayan Libya iç savaşını durdurmak için tarafların&#160;17 Aralık 2015’de&#160;BM gözetiminde&#160;Fas’ın Suhayrat&#160;şehrinde yaptıkları anlaşma&#160;6 Nisan 2016&#160;da yürürlüğe girdi. 9 fasıldan ve 67 maddeden oluşan bu anlaşma ile Libya’daki uluslararası meşruiyetin sınırları çizildi. Özetle üç kurul oluşturuldu. Birincisi,&#160;Faiz&#160;es-Serrac&#160;başkanlığındaki ,9 başkanlık konseyi ve 16 bakandan oluşan&#160;Milli Mutabakat Hükümeti’dir. (Ulusal Mutabakat Hükümeti) Başkanlık konseyi de bakanlıklar da ülkenin değişik bölge ve kesimlerine göre dağıtılmıştır. İkincisi, Salıh Akıle&#160;başkanlığındaki -Haziran 2014 de seçilen 200 üyeden oluşan-&#160;Tobruk Parlamentosu’dur Üçüncüsü&#160;de,&#160;Halid el-Müşri&#160;başkanlığındaki -Temmuz 2012 seçilen 120 üyeden oluşan-&#160;Devlet Yüksek Konseyi’dir. (Bir nevi senato) Meşruiyeti bu üç kurul oluşturmaktadır. En son Libya’daki anlaşmazlıkları tamamıyla bitirmek amacıyla BM’nin&#160;14 Nisan 2019’da&#160;Gdamis&#160;şehrinde bütün tarafların katılacağı önemli bir toplantı düzenledi. Ancak 4 Nisan’da isyancı&#160;Halife Hafter&#160;Trablus’a saldırmaya başladı ve BM’nin bu önemli toplantısını sabote etti. Bu saldırılar hükümet güçlerinin Türkiye desteğiyle Hafteri püskürtmesine kadar devam etti. Bu arada biri&#160;Moskova’da diğeri&#160;Berlin’de uluslararası düzeyde iki kez ateşkes girişimi oldu Hafter her ikisinde de ateşkes anlaşmasını imzalamadan kaçtı. LİBYA’DAKİ MEŞRU KURULLAR Şimdi meşruiyete bakalım. Üç&#160;meşru kurulun ikisi&#160;hükümet ve Devlet Yüksek Konseyi başkent&#160;Trablus’dadır. İçi boş kalan&#160;Parlamento&#160;ise isyancı Hafter kontrolündeki&#160;Tobruk’tadır. Hafter’in dış güçlerin tahrikiyle darbeye kalkışması üzerine&#160;Tobruk Parlamentosu&#160;dağılmıştır. 70 kadarı Trablus’a geçmiş,&#160;Tobruk’ta sadece 30&#160;civarında üye kalmıştır. İsyancılar meşruiyet iddialarına delil olarak Tobruk &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Libya’daki fotoğrafa bir göz atalım.</p>



<p>Arap baharı sürecinde başlayan Libya iç savaşını durdurmak için tarafların&nbsp;<strong>17 Aralık 2015’de</strong>&nbsp;BM gözetiminde&nbsp;<strong>Fas’ın Suhayrat</strong>&nbsp;şehrinde yaptıkları anlaşma&nbsp;<strong>6 Nisan 2016</strong>&nbsp;da yürürlüğe girdi. 9 fasıldan ve 67 maddeden oluşan bu anlaşma ile Libya’daki uluslararası meşruiyetin sınırları çizildi. Özetle üç kurul oluşturuldu.</p>



<p><strong>Birincisi</strong>,&nbsp;<strong>Faiz</strong>&nbsp;es-<strong>Serrac</strong>&nbsp;başkanlığındaki ,9 başkanlık konseyi ve 16 bakandan oluşan&nbsp;<strong>Milli Mutabakat Hükümeti’dir</strong>. (Ulusal Mutabakat Hükümeti) Başkanlık konseyi de bakanlıklar da ülkenin değişik bölge ve kesimlerine göre dağıtılmıştır.</p>



<p><strong>İkincisi, Salıh Akıle</strong>&nbsp;başkanlığındaki -Haziran 2014 de seçilen 200 üyeden oluşan-<strong>&nbsp;Tobruk Parlamentosu</strong>’dur</p>



<p><strong>Üçüncüsü</strong>&nbsp;de,&nbsp;<strong>Halid el-Müşri</strong>&nbsp;başkanlığındaki -Temmuz 2012 seçilen 120 üyeden oluşan-&nbsp;<strong>Devlet Yüksek Konseyi’dir</strong>. (Bir nevi senato)</p>



<p>Meşruiyeti bu üç kurul oluşturmaktadır.</p>



<p>En son Libya’daki anlaşmazlıkları tamamıyla bitirmek amacıyla BM’nin&nbsp;<strong>14 Nisan 2019’da</strong>&nbsp;<strong>Gdamis&nbsp;</strong>şehrinde bütün tarafların katılacağı önemli bir toplantı düzenledi.</p>



<p>Ancak 4 Nisan’da isyancı&nbsp;<strong>Halife Hafter</strong>&nbsp;Trablus’a saldırmaya başladı ve BM’nin bu önemli toplantısını sabote etti. Bu saldırılar hükümet güçlerinin Türkiye desteğiyle Hafteri püskürtmesine kadar devam etti.</p>



<p>Bu arada biri&nbsp;<strong>Moskova</strong>’da diğeri&nbsp;<strong>Berlin’</strong>de uluslararası düzeyde iki kez ateşkes girişimi oldu Hafter her ikisinde de ateşkes anlaşmasını imzalamadan kaçtı.</p>



<p><strong>LİBYA’DAKİ MEŞRU KURULLAR</strong></p>



<p>Şimdi meşruiyete bakalım.</p>



<p>Üç&nbsp;<strong>meşru kurulun ikisi</strong>&nbsp;hükümet ve Devlet Yüksek Konseyi başkent<strong>&nbsp;Trablus’dadır</strong>.</p>



<p>İçi boş kalan<strong>&nbsp;Parlamento</strong>&nbsp;ise isyancı Hafter kontrolündeki&nbsp;<strong>Tobruk</strong>’tadır.</p>



<p><strong>Hafter</strong>’in dış güçlerin tahrikiyle darbeye kalkışması üzerine&nbsp;<strong>Tobruk Parlamentosu</strong>&nbsp;dağılmıştır. 70 kadarı Trablus’a geçmiş,&nbsp;<strong>Tobruk’ta sadece 30</strong>&nbsp;civarında üye kalmıştır.</p>



<p>İsyancılar meşruiyet iddialarına delil olarak Tobruk Parlamento Başkanı&nbsp;<strong>Salıh Akıle’nin</strong>&nbsp;Hafter’in safına geçmiş olmasını -ki geçti mi yoksa Hafter’in rehini mi orası pek net değil- gösteriyorlar.</p>



<p>Hafter’in uluslararası camiada bir meşruiyeti bulunmuyor. Saüdece kimi devletler çıkarlırını korumak uğruna Hafter’e destek oluyor.</p>



<p>Arap Birliği bile hükümetin meşruiyetini kabul etmekte, hatta Türkiye’nin Libya’daki varlığının da meşru olduğunu söylemektedir. </p>



<p>Libya’daki fotoğraf bu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/libyada-mesru-olan-kim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Medhaliler Suudilerin Truva Atı mıdır?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/medhaliler-suudilerin-truva-atidir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/medhaliler-suudilerin-truva-atidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hilmi Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2020 08:08:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[medhaliler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14577</guid>

					<description><![CDATA[Son haftalarda Corona virüsüyle beraber Libya’da gelişen olaylar da sıcak gündemdeki yerini koruyor. Türkiye BM’nin meşrutiyetini tanıdığı UMH hükümeti ile işbirliği içindeyken mütekaid asi general Hafter’in çevresindeki Medhaliyye isimli dini oluşum meşru Libya hükümetine karşı savaşıyor. Medhali selefi anlayışı Hitit Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Demir ile konuştuk. Medhali Selefilik nedir, siyasi ya da itikadi boyutu var mıdır, bir mezhep olarak kabul edilebilir mi? es-Selefiyyetu&#8217;l-Medhaliyye olarak bilinen bu akımın kurucusu Dr. Rebi’ b. Hâdî el-Medhâlî. Rebi’ b. Hâdi Muhammed Umeyr el-Medhali’dir. Selefi düşünce ekollerinden biri olan es-Selefiyyetu&#8217;l-Medhaliyye, temel selefi esasları benimsemekle birlikte, yöneticiye karşı “tam itaat” tutumu nedeniyle diğer gruplardan, ayrılmaktadır. Bu hareketin merkezi Suudi Arabistan topraklarıdır. Bu hareket I. Körfez Savaşı esnasında yabancı güçlerin Suud topraklarını kullanıp kullanamayacağı tartışmaları neticesinde ortaya çıkmıştır. Bazı Suudlu şeyhler ve Sahve liderleri yabancı güçlerin İslam topraklarından bir başka İslam ülkesi ile savaşmasına cevaz vermemiş, bunu haram görmüş; diğer taraftan resmi ulema ise bunda ülke adına maslahat gördüğü için cevaz vermiş, fakat haram gören diğer ulemayı suçlamamıştır. el-Medhâlî önderliğindeki diğer ulema ise, “ulu’l-emr’in verdiği hükme kayıtsız şartsız teslim olmak gerekir” ilkesi mülahazasıyla yabancı güçlerin ülkeye girmesini haram gören grubu isyan çıkaran haricilikle suçlamıştır. Böylece bu hareket Sahve Şeyhlerini fitne çıkarmakla ve haricilikle suçlamışlardır. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Son haftalarda Corona virüsüyle beraber Libya’da gelişen olaylar da sıcak gündemdeki yerini koruyor. Türkiye BM’nin meşrutiyetini tanıdığı UMH hükümeti ile işbirliği içindeyken mütekaid asi general Hafter’in çevresindeki Medhaliyye isimli dini oluşum meşru Libya hükümetine karşı savaşıyor. Medhali selefi anlayışı Hitit Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Demir ile konuştuk</em>.</p>



<p><strong>Medhali Selefilik nedir, siyasi ya da itikadi boyutu var mıdır, bir mezhep olarak kabul edilebilir mi?</strong></p>



<p>es-Selefiyyetu&#8217;l-Medhaliyye olarak bilinen bu akımın kurucusu Dr. Rebi’ b. Hâdî el-Medhâlî. Rebi’ b. Hâdi Muhammed Umeyr el-Medhali’dir. Selefi düşünce ekollerinden biri olan es-Selefiyyetu&#8217;l-Medhaliyye, temel selefi esasları benimsemekle birlikte, yöneticiye karşı “tam itaat” tutumu nedeniyle diğer gruplardan, ayrılmaktadır. Bu hareketin merkezi Suudi Arabistan topraklarıdır. Bu hareket I. Körfez Savaşı esnasında yabancı güçlerin Suud topraklarını kullanıp kullanamayacağı tartışmaları neticesinde ortaya çıkmıştır. Bazı Suudlu şeyhler ve Sahve liderleri yabancı güçlerin İslam topraklarından bir başka İslam ülkesi ile savaşmasına cevaz vermemiş, bunu haram görmüş; diğer taraftan resmi ulema ise bunda ülke adına maslahat gördüğü için cevaz vermiş, fakat haram gören diğer ulemayı suçlamamıştır. el-Medhâlî önderliğindeki diğer ulema ise, “ulu’l-emr’in verdiği hükme kayıtsız şartsız teslim olmak gerekir” ilkesi mülahazasıyla yabancı güçlerin ülkeye girmesini haram gören grubu isyan çıkaran haricilikle suçlamıştır. Böylece bu hareket Sahve Şeyhlerini fitne çıkarmakla ve haricilikle suçlamışlardır. Bu yönüyle hareket <strong>Es-Selefiyettü’l-Câmiye </strong>ile benzer bir ideolojiye sahip gözükmektedir.Bu açıdan el Cami’den sonra MedhaliSuud Resmi Selefiliğinin bir devamı olarak kabul edilmelidir.</p>



<p>Medhali Selefiler kendilerini bir mezhep olarak görmeye pek yanaşmazlar. Çünkü sonuçta onlar da kendilerini Selefi mnheç/yöntem ve itikada bağlı olarak görürler. Bu yüzden Medhali Selefiliği bir mezhep değil bir hareket olarak görmek daha doğru olur.</p>



<p><strong>Medhali Selefiliğin&nbsp; tebarüz eden özellikleri nelerdir?</strong></p>



<p>Öncelikle Suud Selefiliğinin genel özelliklerine sahiptirler. Fıkıhta Hanbeli mezhebine bağlı olup itikatta Selefi menheci takip ederler. Bunun anlamı dinin literal yorumuna sıkı sıkıya bağlıdırlar. Ehli Re’y karşıdırlar. Eş’ari ve Maturidi mezheplerini sapkınlık olarak görürler. Tevhid inancında Muhammed b. Abdulvehhab’ın yorumlarına sıkı sıkıya bağlıdırlar.</p>



<p>Belki farklılıkları biraz daha siyasi olmalarıdır. es-Selefiyyetu&#8217;l-Medhaliyye’ye göre yukarıda da ifade ettiğimiz her durumda devlet başkanına itaat, kendisi fâsık bile olsa dini bir vecibedir. Hatta itaat bir yana kendisinin aleni bir şekilde uyarılmaması da gerekir. Devlete ve yöneticiye muhalefet ve isyan büyük bir bidat ve fitnedir. Medhaliyye Selefileri “itaat” üzerine kurdukları siyasi düşüncelerini daha da ileriye götürerek yöneticiye karşı sözlü muhalefetin de zamanla fiili muhalefete evirileceği düşüncesiyle haram olduğunu savunurlar. Bu yüzden protestonun ve gösteri düzenlemenin hiçbir türlüsüne cevaz vermemişlerdir. Yine yöneticiye itaatin yanında devlet kurumlarına da itaat zaruridir. Bu yönüyle örgüt Suud devleti ve özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır devleti tarafından özellikle desteklenmekte ve finanse edilmektedir.</p>



<p>Bu ilke onların bulundukları ülkenin içine sızmalarını kolaylaştırmaktadır. Zira medhali selefiler doğrudan yönetimin kimde olduğu ile ilgilenmediklerinden yöneticiler tarafından zararsız görülmektedir. Fakat taşıdıkları selefi özellikle bulundukları ülkelerde daha çok Suud menfaatine öncelik verdikleri de unutulmamladır.</p>



<p><strong>Medhali Selefiliğin Libya ile ilgilenmesi bu akımın Suudi Arabistan’ın Arap alemine hakimiyet kurmasıyla ilgisi var mıdır?&nbsp;</strong></p>



<p>Halife Hafter, 1949 yılında doğdu. 1969 yılında Modern Libya’nın kurucusu olan Kral İdris es-Senusi yönetimine karşı düzenlenen askerî darbeye katıldı. Bildiğimiz tasavvufi hareket olan devrimci Senusi aileye mensup olan İdris es-Senusi Türkiye’ye ziyarete geldiğinde, genç subay Muammer Kaddafi&#8217;nin başında olduğu Özgür Subaylar Hareketi&#8217;nin askerî darbesiyle iktidarını kaybetmişti.</p>



<p>1980’li yıllarda ‘Uzo” bölgesi üzerinden yaşanan ihtilaf sebebiyle Çad’a yapılan askerî müdahalede komutan olarak görev yaptı. Halife Hafter, Fransa’nın desteklediği Çad güçlerine yenilince bazı Libyalı askerlerle birlikte ABD’ye ait bir askerî uçakla Zaire’ye gitti. Böylece Kaddafi ile yolları da ayrılmış oldu. Yaklaşık 20 yıl Amerika’da yaşadı, 2011’deki devrimden sonra ülkesine geri döndü. Albay Hafter bu süre içinde gözlerden uzak bir hayat yaşadı. Adı ne duyuldu ne de Kaddafi’nin ilgisini çekti.</p>



<p>Halife Hafter’in Libya’ya döndüğünde ilk işi, bazı Libyalı subaylarla birlikte kurduğu Ulusal Ordusu ile, Libya içindeki Kaddafi muhalifi ‘Ulusal Kurtuluş Cephesi’ adlı örgütle yakın ilişki kurmak oldu. 2011’de Kaddafi yönetimine karşı isyan başlayınca Halife Hafter, Amerika’dan dönerek muhaliflerin Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevini üstlendi. 2012 yılında yaklaşık 150 Libyalı üst düzey komutan, Halife Hafter komutasında bir genelkurmay başkanlığı kurulmasını teklif etti. Ancak ülkedeki aşiretler ve siyasi yetkililer bu teklifi kabul etmedi.</p>



<p>2014’te yeniden sahneye çıktı. Televizyondan okuduğu bildiride, Libya’nın siyasi geleceğine ilişkin yeni bir yol haritası açıkladı ve askerî vesayet kurulmasını önerdi. Önerileri kabul edilmeyince Tobruk’ta kendi hükûmetini ve meclisini kurarak Trablus’taki BM tarafından tanınmış Ulusal Mutabakat Hükûmeti’ne karşı savaşmaya başladı. 2016 yılında ülke ekonomisinin can damarı olan ve UMH kontrolünde bulunan Petrol Hilali bölgesine saldırı başlattı. Hafter&#8217;in Petrol Hilali saldırıları, dünya rezervinde sekizinci sırada olan Libya&#8217;nın petrol üretimine de büyük sekte vurdu. 2019 yılına gelindiğinde Libya&#8217;nın uluslararası tanınırlığa sahip tek yasal temsilcisi UMH Başbakanı Serrac ile ülkenin doğusundaki silahlı güçlerin lideri Hafter’in oluşturduğu iki güç oluştu.</p>



<p>Medhalilik hareketi Libya’da 1990&#8217;lı yıllarda Muammer Kaddafi’nin çabasıyla yayılmıştır. Kaddafi bu hareketi kendisine muhalefet yapan diğer İslami gruplara karşı kullanmak üzere desteklemiştir. Medhalilik Libya’da özellikle terörle mücadele için ordu içinde tutunmaya başlamış ve zamanla askeriye içinde birçok yere sızmayı başarmıştır. Demokrasiyi reddettikleri için siyasetten uzak durmaları, yöneticiye mutlak itaati esas almaları Medhaliliğin sızmalarına karşı sessiz kalınmasına neden olmuştur.</p>



<p>Medhaliliğin Libya’daki önderi olarak bilinen Şeyh Majdi Hafala’nın Şubat Devrimi’nde evlerden çıkılmaması yönünde fetva vermesi, Medhaliliğin Kaddafi destekçileri arasında yayılmasında ve akımın Libya’daki cami ve vakıflarda temsilinin yükselmesinde önemli bir rol oynamıştır. Medhalilerin, Libya’da Ebu Salim, Trablus ve Hazba’da önemli eğitim kurumları ve din akademilerinin bulunduğu kaydedilmektedir. Ayrıca Libya’da birçok devlet kurumu da Medhali Selefîlerin eline geçmiştir. Basın ve medyada oldukça güçlü olan Medhaliler birçok radyo kanalına da sahiptirler.</p>



<p>&nbsp;Ordu içinde çok güçlü olan ve birçok subayı bulunan Medhali Selefîler Şubat devrimi sonrası da ülkede silahlı birçok grubu hem kontrol etmişler hem de güçlü silahlı gruplar kurarak ülkenin üç bölgesini kontrollerine almışlardır. Halife Hafter Libya’ya döndüğünde Medhali Selefîlerin El-Tevhid Tugayı olarak bilinen Bingazi bölgesindeki&nbsp; grup Hafter ile birlikte hareket etme kararı aldı. İkincisi batıda Trablus bölgesinde faaliyet gösteren Rada Kuvvetleri olup bu güç Haziran 2019’a kadar Hafter’le savaşmaktan imtina etmiş çok az sayıda kısmı Millî&nbsp; Birlik Hükûmeti içinde savaşmayı kabul etmiştir. Üçüncü kuvvet ise Sirte’de bulunan Piyade Taburu’dur. Sirte kentindeki Kurtuba Camii İmamı Halid Fircan, Medhali Selefîliğin önemli bir vaizidir. Kaddafi’nin memleketi olan Sirte’de Kaddafi destekçisi olarak bilinen 604. Piyada Tugayı’da pazartesi günü savaşmadan şehri Hafter güçlerine teslim etti. Böylece tüm medhali gruplar Hafter’in saflarına geçmiş oldular. Anlaşılıyor ki Medhali Selefîler çok stratejik davranarak hem Hafter hem UMH içinde yer aldılar. Sonra da yavaş yavaş güçlerini UMH içinden çekerek Hafter’in saflarına geçtiler. Dolayısıyla Suudi Arabistan’ın istediği yönde oyunu değiştirdiler. Medhaliler demokrasiyi reddettikleri için her ne kadar bulundukları ülkelerde siyaset dışı kalmayı tercih edip, ülkedeki yönetime itaat etmeyi esas alsalar da, din adamlarının arka planda Suudi Arabistan’a bağlı oldukları ve sonuçta Suudi Arabistan’ın menfaatine göre hareket ettikleri bilinmektedir. Daha açık bir ifadeyle Medhali Selefîlik, yayıldıkları ülkelerde Suudi Arabistan’ın etki ajanları olarak görev yapmaktadırlar.&nbsp; Bir &#8216;Truva atı&#8217; olarak sızdıkları ülkelerde liderlerle iyi geçinerek, iktidara karşı olan muhalefet gruplarına yönelik sert eleştirilerle güven kazanarak özellikle ordu ve eğitim kurumlarına sızmayı başarıyorlar. Günü geldiğinde de oluşan iktidar boşluğu içinde Suudi Arabistan’ın çıkarları doğrultusunda ülkede yönetimi dizayn etmek için rol alıyorlar. Aslında Libya’da olan tam da böyledir. Suudi Arabistan’ın Hafter’i desteklemesi de bu tezin doğru olma ihtimalini artırmaktadır. Sorduğunuz soru açısından yeniden söylemem gerekirse evet, Medhali Selefilik Suudi Arabistan’ın bir Truva atıdır.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.eflatunkitap.com/ehl-i-sunnetin-reislerinden-imam-i-maturidi-220095"><img decoding="async" width="730" height="93" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/Yazarin_Kitaplarinijpg.jpg" alt="" class="wp-image-14416" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/Yazarin_Kitaplarinijpg.jpg 730w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/Yazarin_Kitaplarinijpg-300x38.jpg 300w" sizes="(max-width: 730px) 100vw, 730px" /></a></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/medhaliler-suudilerin-truva-atidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkedeki 3 hava üssü yabancı güçlerin işgali altında</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ulkedeki-3-hava-ussu-yabanci-guclerin-isgali-altinda/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ulkedeki-3-hava-ussu-yabanci-guclerin-isgali-altinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2020 07:43:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13993</guid>

					<description><![CDATA[Libya&#8217;nın Birleşmiş Milletler (BM) nezdindeki meşru temsilcisi Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), ülkedeki 3 hava üssünün, aralarında Birleşik Arap Emirlikleri&#8217;nin (BAE) de bulunduğu bazı yabancı güçlerin işgali altında olduğunu açıkladı. UMH&#8217;ye bağlı silahlı birliklerin sözcüsü Yarbay Muhammed Kununu, Öfke Volkanı Operasyonu Basın Merkezi&#8217;nde yer alan açıklamasında, harita ve görsellerle ülkedeki Vatiyye, Cufra ve El-Hadim hava üsleriyle ilgili bilgi verdi. Söz konusu üslerin yabancı güçler tarafından ülkedeki sivil hedeflere yönelik düzenlenen ve yüzlerce kişinin yaşamını yitirmesine neden olan saldırılarda hareket noktası olarak kullanıldığını belirten Kununu, işgal altındaki bu üslerin kurtarılmasının UMH güçlerinin öncelikleri arasında yer aldığını aktardı. Trablus&#8217;un 140 kilometre güneybatısında yer alan Vatiyye Üssü&#8217;nün &#8220;isyancı&#8221; güçlerin başkente yönelik saldırılarda kullandığı en tehlikeli üs olduğuna işaret eden Kununu, Halife Hafter&#8217;i destekleyen ülkelerin bu üssün, Hadim&#8217;de olduğu gibi BAE üssü olması için çalıştığını belirtti. Hafter milislerinin, Trablus&#8217;u ele geçirmek için başlattığı saldırının başlarında jetler ile insansız hava araçlarının (İHA) bu üsten kalktığına değinen Kununu, Giryan kentinin kurtarılmasından sonra buranın Hafter&#8217;in batıdaki ana operasyon üssü haline geldiğini bildirdi. Kununu, Barış Fırtınası operasyonunun ilk aşamasında UMH güçlerinin Vatiyye Üssü&#8217;ne girdiğini ve bu sayede batı sahilindeki kentlerin kurtarıldığını kaydetti. Halihazırda UMH güçlerinin, üssün büyük kısmını kuşatma altına aldığını belirten Kununu, barışçıl yollarla olmazsa güç kullanarak yakında &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Libya&#8217;nın Birleşmiş Milletler (BM) nezdindeki meşru temsilcisi Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), ülkedeki 3 hava üssünün, aralarında Birleşik Arap Emirlikleri&#8217;nin (BAE) de bulunduğu bazı yabancı güçlerin işgali altında olduğunu açıkladı.</p>



<p>UMH&#8217;ye bağlı silahlı birliklerin sözcüsü Yarbay Muhammed Kununu, Öfke Volkanı Operasyonu Basın Merkezi&#8217;nde yer alan açıklamasında, harita ve görsellerle ülkedeki Vatiyye, Cufra ve El-Hadim hava üsleriyle ilgili bilgi verdi.</p>



<p>Söz konusu üslerin yabancı güçler tarafından ülkedeki sivil hedeflere yönelik düzenlenen ve yüzlerce kişinin yaşamını yitirmesine neden olan saldırılarda hareket noktası olarak kullanıldığını belirten Kununu, işgal altındaki bu üslerin kurtarılmasının UMH güçlerinin öncelikleri arasında yer aldığını aktardı.</p>



<p>Trablus&#8217;un 140 kilometre güneybatısında yer alan Vatiyye Üssü&#8217;nün &#8220;isyancı&#8221; güçlerin başkente yönelik saldırılarda kullandığı en tehlikeli üs olduğuna işaret eden Kununu, Halife Hafter&#8217;i destekleyen ülkelerin bu üssün, Hadim&#8217;de olduğu gibi BAE üssü olması için çalıştığını belirtti.</p>



<p>Hafter milislerinin, Trablus&#8217;u ele geçirmek için başlattığı saldırının başlarında jetler ile insansız hava araçlarının (İHA) bu üsten kalktığına değinen Kununu, Giryan kentinin kurtarılmasından sonra buranın Hafter&#8217;in batıdaki ana operasyon üssü haline geldiğini bildirdi.</p>



<p>Kununu, Barış Fırtınası operasyonunun ilk aşamasında UMH güçlerinin Vatiyye Üssü&#8217;ne girdiğini ve bu sayede batı sahilindeki kentlerin kurtarıldığını kaydetti.</p>



<p>Halihazırda UMH güçlerinin, üssün büyük kısmını kuşatma altına aldığını belirten Kununu, barışçıl yollarla olmazsa güç kullanarak yakında bu üssü kurtaracaklarını ifade etti.</p>



<p>Ülkenin orta kesiminde, kuzey-güney ve doğu-batı hattı arasında merkezi bir noktada yer alan Cufra Hava Üssü&#8217;nde Darfurlu silahlı grupların bulunduğunu bildiren Kununu, buradan da BAE jet uçakları ve İHA&#8217;larının kalktığını kaydetti.</p>



<p>Geçen yıl bu üssün vurulduğunu ve bazı yabancı askerlerin öldürüldüğünü aktaran Kununu, ülkenin güneyinin diğer bölgelerle bağlantısının kesilmesine, ilaç ve gıda ikmalinin yapılamamasına neden olan bu üssün kurtarılmasını hedeflediklerini dile getirdi.</p>



<p>Kununu, ülkenin doğusunda El-Merc kentinin güneyinde yer alan El-Hadim Hava Üssü&#8217;nün ise 2016&#8217;dan bu yana BAE tarafından işgal edildiğini, 4 sene zarfında burada uçak hangarları, pist ve yabancı askerler için konut inşa edildiğini belirtti. Eritre&#8217;deki Asab Üssü&#8217;nün de aralarında bulunduğu BAE&#8217;ye ait üs ve havalimanlarından Hadim&#8217;e periyodik olarak kargo seferleri düzenlendiğini vurgulayan Kununu, bu üssün yabancı güçlerin ana operasyon merkezi olduğu bilgisini verdi.</p>



<p>Kaynak: Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ulkedeki-3-hava-ussu-yabanci-guclerin-isgali-altinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bunlar varken başka düşmana ne hacet!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bunlar-varken-baska-dusmana-ne-hacet/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bunlar-varken-baska-dusmana-ne-hacet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Jan 2020 07:40:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[hafter]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13467</guid>

					<description><![CDATA[Libya&#8217;da 42 yıl hüküm süren Kaddafi yönetimi, 2011&#8217;de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi&#8217;nin müdahale kararı ve Kaddafi&#8217;nin feci şekilde öldürülmesi sonucu devrildi. Üzerinden 9 sene geçmiş. Arap Baharı sürecinin etkilediği diğer ülkeler gibi Libya da bir türlü istikrara kavuşamadı. Dahası diktatörlerin devrildiği ülkelerde ya iç savaş hakim oldu ya da Mısır örneğindeki gibi darbe ile yeni bir diktatör başa geldi. Bir tek Tunus iyi kötü bir yol tutturabildi. Onda da Gannuşi&#8217;nin ferasetinin büyük rolü var. *** Kaddafi sonrasında kurulan Libya Geçiş Konseyi&#8217;nin refakatinde seçimler yapılmış ve Milli Genel Kongre adında bir yönetim tesis edilmişti. Ancak bu gelişme Libya için bir normalleşme getirmedi. Kısa zaman sonra çatışmalar yeniden başladı, başkentten sonraki en önemli şehirler olan Mistara ve Bingazi&#8217;de kontrol milis güçlerin eline geçti. O günlerin arifesinde, 2013&#8217;ün bahar aylarında, bir grup gazeteci ve akademisyenle birlikte “Kuzey Afrika’nın Yeni Jeopolitiği: Türkiye ve Libya” konulu bir panel için Trablus’a gitmiştik. İlk dikkatimi çeken neredeyse şehrin baştan başa bayrakla donatılmış olduğuydu. Hiçbir yerde hiçbir zaman göremeyeceğiniz kadar çok bayrak vardı. Görüştüğümüz kişiler “Libya ilk kez gerçek anlamda bir devlet olacak” diyordu. Bayrak enflasyonunun sebebi, o güne kadar kabile asabiyesinin hakim olduğu insan topluluklardan millet, Libya&#8217;dan da bir ‘devlet’ inşa etme çabasıydı sanırım. *** Ne yazık &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Libya&#8217;da 42 yıl hüküm süren Kaddafi yönetimi, 2011&#8217;de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi&#8217;nin müdahale kararı ve Kaddafi&#8217;nin feci şekilde öldürülmesi sonucu devrildi. Üzerinden 9 sene geçmiş. Arap Baharı sürecinin etkilediği diğer ülkeler gibi Libya da bir türlü istikrara kavuşamadı. Dahası diktatörlerin devrildiği ülkelerde ya iç savaş hakim oldu ya da Mısır örneğindeki gibi darbe ile yeni bir diktatör başa geldi. Bir tek Tunus iyi kötü bir yol tutturabildi. Onda da Gannuşi&#8217;nin ferasetinin büyük rolü var.</p>
<p><b>***</b></p>
<p>Kaddafi sonrasında kurulan Libya Geçiş Konseyi&#8217;nin refakatinde seçimler yapılmış ve Milli Genel Kongre adında bir yönetim tesis edilmişti. Ancak bu gelişme Libya için bir normalleşme getirmedi. Kısa zaman sonra çatışmalar yeniden başladı, başkentten sonraki en önemli şehirler olan Mistara ve Bingazi&#8217;de kontrol milis güçlerin eline geçti.</p>
<p>O günlerin arifesinde, 2013&#8217;ün bahar aylarında, bir grup gazeteci ve akademisyenle birlikte “<strong>Kuzey Afrika’nın Yeni Jeopolitiği: Türkiye ve Libya</strong>” konulu bir panel için Trablus’a gitmiştik. İlk dikkatimi çeken neredeyse şehrin baştan başa bayrakla donatılmış olduğuydu. Hiçbir yerde hiçbir zaman göremeyeceğiniz kadar çok bayrak vardı. Görüştüğümüz kişiler “Libya ilk kez gerçek anlamda bir devlet olacak” diyordu. Bayrak enflasyonunun sebebi, o güne kadar kabile asabiyesinin hakim olduğu insan topluluklardan millet, Libya&#8217;dan da bir ‘devlet’ inşa etme çabasıydı sanırım.</p>
<p><b>***</b></p>
<p>Ne yazık ki ikisi de mümkün olmadı. Başkentte dahi güvenliği sağlamak mümkün olmamıştı. Düşünün, dönemin Başbakanı Zeydan&#8217;ı El Kaide&#8217;ye mensup 100 kişilik bir grup kaldığı otelden kaçırabilmişti.</p>
<p>Üstelik Libya&#8217;nın iyi günleriydi o günler. 2014&#8217;ten sonra çatışma sürekli hale geldi. Birleşmiş Milletler nezdinde tanınan bir hükümeti olmasına ve BM&#8217;nin silah ambargosu uygulaması rağmen Hafter yanlıları, BAE, Suudi Arabistan, Mısır ve Fransa&#8217;nın askeri desteği ile mütemadiyen güçlendi.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin Libya ile imzaladığı Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı ve Güvenlik ve Askeri İşbirliği Muhtırası olmasa belki de şimdiye Trablus&#8217;u bile ele geçirmiş olacaklardı. Türkiye&#8217;nin tarihindeki pek çok pişmanlık gibi bu da, ileride hesaba çekileceğimiz bir acziyet olarak tarihe geçecekti.</p>
<p><b>***</b></p>
<p>Konunun Libya açısından gösterdiği aciliyet bir yana meşru Libya hükümeti ile Türkiye arasındaki söz konusu anlaşma, Türkiye&#8217;nin Doğu Akdeniz&#8217;deki ekonomik ve siyasi menfaatlerini korumak adına da elzemdi yani. Fakat malumunuz, ana muhalefet partimiz bu süreci, bizi Doğu Akdeniz&#8217;den dışlayan ittifakın çıkarlarına hizmet edercesine, &#8220;Türkiye&#8217;nin ne işi var Libya&#8217;da&#8221; vizyonuyla ele aldı.</p>
<p>Yine Türkiye&#8217;nin Doğu Akdeniz&#8217;de hidrokarbon ve petrol aramasına da karşı çıkmıştı malum partinin yetkilileri. &#8220;Niye uğraşıyoruz, bir kova bile petrol bulamadık&#8221; diyerek Yunanlıların takdirini kazanmıştı, CHP Mersin Milletvekili.</p>
<p>İnsan sormadan edemiyor; bunlar varken başka düşmana ne hacet, diye.</p>
<p><b>***</b></p>
<p>Bu anlaşmaları takiben Türkiye, Rusya&#8217;yı da dahil ederek Libya&#8217;da tarafları uzlaşmaya ikna etmek için bir süreç başlattı. Tam anlaşma sağlandı derken Hafter, Türkiye karşıtı ittifakın koç başı olan BAE&#8217;nin fısıldamasıyla anlaşmadan caydı.</p>
<p>Fakat bu süreç, Doğu Akdeniz&#8217;de Türkiye&#8217;yi dışlayan aktörleri hayal kırıklığına uğratmaya yetti.</p>
<p>Türkiye, tarafları uzlaştırmak adına aktif rol oynayarak bölge barışı için çabaladığını gösterdi.</p>
<p>Ulusal Mutabakat Hükümeti makul ve meşru bir aktör olarak bir kez daha öne çıktı.</p>
<p>Ayrıca Türkiye Rusya&#8217;yı Hafter&#8217;in arkasından çekmeyi başardı.</p>
<p>Şimdi gözler Berlin&#8217;de Pazar günü gerçekleşecek zirvede. Sonuca dair iyimser olmak için belki erken ama Türkiye şu aşamada bile sürecin kazananı konumundadır.</p>
<p>Libya, gelecek nesillere hesabını vereceğimiz bir konudur.</p>
<p>Halime Kökçe/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bunlar-varken-baska-dusmana-ne-hacet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gördünüz mü, kaçtı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/gordunuz-mu-kacti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/gordunuz-mu-kacti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jan 2020 08:09:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[hafter]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13456</guid>

					<description><![CDATA[Rusya ile Türkiye el ele verdi. Libya’da geçici de olsa bir ateşkes devreye sokuldu. Sonra her iki tarafa da “Gelin, bunu kalıcı hale getirin” denildi. Taraflar Moskova’da bir araya getirildi. Görüşmeler yapıldı, bir metin hazırlandı, imzaya açıldı. Meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakanı Fayiz es-Serrac “tamam” dedi. Gayrimeşru çapulcu güçleri komutanı Halife Hafter ise, incelemek için süre istedi. Sonra uçağa atlayıp Libya’ya geri döndü. İçinde yabancı paralı askerlerin de bulunduğu kuvvetlerin başına geçti. Kalıcı ateşkes anlaşmasını imzalasaydı eğer&#8230; Okullara saldıramayacaktı. Katliam yapamayacaktı. Kan dökemeyecekti. Halkın terk ettiği evlere girip yağmalayamayacaktı. Ne diyordu CHP? “Ne işimiz var orada? Libya’ya asker göndermeyelim. Oturup bütün taraflarla görüşelim. Konuyu suhuletle halledelim.” Oturduk, görüştük işte. Tek başımıza da hareket etmedik. Yanımıza Rusya’yı aldık. Mısır bile ateşkesi desteklediği açıklaması yapmak zorunda kaldı. Moskova’da Ruslar samimi olarak bastırdılar. Son ana kadar ellerinden geleni yaptılar. Türk Heyeti, Rus Dışişleri Bakanı Lavrov’u hiç bu kadar sinirli görmedi. Başta BAE olmak üzere bölgedeki çete üyeleri Hafter’i el altından fişeklediler. Ağzına bir parmak bal çaldılar. Pişmiş aşa su kattılar. Bırakıp kaçtı adam, kan dökmeye gitti. Üstelik başarırsa, Akdeniz’deki hak ve hukukumuzu koruyan anlaşmayı yırtıp atacağını söylüyor. Türkiye’ye meydan okuyor. Ne yapacaktık asker göndermeyip ve Libya’daki Meşru Hükümete destek vermeyip? Acz içinde hak ve hukukumuzun ayaklar altına alınmasını seyredecek miydik? Bu nasıl bir siyaset anlayışı ve ne menem bir bakış açısı! Sormak lazım CHP’ye: Sahi, siz Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve bizim askerimizin tek görevinin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="row shaperin1alt1">
<div class="newsdetailwrap">
<div class="imagewrapper">
<div class="texts">
<p><strong>Rusya</strong> ile <strong>Türkiye </strong>el ele verdi. <strong>Libya</strong>’da geçici de olsa bir ateşkes devreye sokuldu. Sonra her iki tarafa da <strong>“Gelin, bunu kalıcı hale getirin”</strong> denildi. Taraflar <strong>Moskova</strong>’da bir araya getirildi. Görüşmeler yapıldı, bir metin hazırlandı, imzaya açıldı.</p>
<p><strong>Meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakanı</strong> <strong>Fayiz es-Serrac</strong> <strong>“tamam”</strong> dedi. Gayrimeşru çapulcu güçleri komutanı <strong>Halife Hafter</strong> ise, incelemek için süre istedi. Sonra uçağa atlayıp <strong>Libya</strong>’ya geri döndü. İçinde yabancı paralı askerlerin de bulunduğu kuvvetlerin başına geçti.</p>
<p>Kalıcı ateşkes anlaşmasını imzalasaydı eğer&#8230;</p>
<p>Okullara saldıramayacaktı. Katliam yapamayacaktı. Kan dökemeyecekti. Halkın terk ettiği evlere girip yağmalayamayacaktı.</p>
<p>Ne diyordu <strong>CHP</strong>?</p>
<p><strong>“Ne işimiz var orada? Libya’ya asker göndermeyelim. Oturup bütün taraflarla görüşelim. Konuyu suhuletle halledelim.”</strong></p>
<p>Oturduk, görüştük işte. Tek başımıza da hareket etmedik. Yanımıza <strong>Rusya’</strong>yı aldık. <strong>Mısır </strong>bile ateşkesi desteklediği açıklaması yapmak zorunda kaldı. <strong>Moskova</strong>’da <strong>Ruslar </strong>samimi olarak bastırdılar. Son ana kadar ellerinden geleni yaptılar. <strong>Türk Heyeti, Rus Dışişleri Bakanı Lavrov</strong>’u hiç bu kadar sinirli görmedi.</p>
<p>Başta <strong>BAE</strong> olmak üzere bölgedeki çete üyeleri <strong>Hafter</strong>’i el altından fişeklediler. Ağzına bir parmak bal çaldılar. Pişmiş aşa su kattılar.</p>
<p>Bırakıp kaçtı adam, kan dökmeye gitti.</p>
<p>Üstelik başarırsa, <strong>Akdeniz</strong>’deki hak ve hukukumuzu koruyan anlaşmayı yırtıp atacağını söylüyor. <strong>Türkiye</strong>’ye meydan okuyor. Ne yapacaktık asker göndermeyip ve <strong>Libya</strong>’daki <strong>Meşru Hükümete</strong> destek vermeyip? Acz içinde hak ve hukukumuzun ayaklar altına alınmasını seyredecek miydik?</p>
<p>Bu nasıl bir siyaset anlayışı ve ne menem bir bakış açısı!</p>
<p>Sormak lazım <strong>CHP</strong>’ye:</p>
<p>Sahi, siz <strong>Türk Silahlı Kuvvetleri</strong>’nin ve bizim askerimizin tek görevinin darbe yapmak olduğunu mu sanıyorsunuz?</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Libya</strong>’da belirsizlik devam ediyor…</p>
<p><strong>Türkiye</strong> ise, bölgedeki hak ve hukukunu korumaya kararlı. <strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong>, dün <strong>Ak Parti TBMM Grup Toplantısı’nda</strong> konuştu. <strong>Libya </strong>istikrara kavuşana kadar, oradaki varlığımızın devam edeceğini dünyaya ilan etti.</p>
<p>Yetmedi, bu kadarla da kalmadı. <strong>Libya’</strong>da eşkıyalık yapan <strong>Hafter </strong>ve <strong>O</strong>’nu destekleyenlere ise oldukça net bir mesaj verdi:</p>
<p><strong>-Saldırılar sürdürülürse, Darbeci Hafter’e hak ettiği dersi vermekten geri durmayacağız.</strong></p>
<p>Şimdi sormak lazım:</p>
<p>Başka ne yapılabilirdi? Daha başka nasıl bir yol izlenebilirdi?</p>
<p>Gereken her şey yapıldı. <strong>Rusya </strong>başta olmak üzere pek çok ülke harekete geçirildi. Barış için gereken ateşkes için her türlü yol denendi.</p>
<p>Şimdilik olmadı, adam kaçtı işte!</p>
<p>Yine zorlanacak elbette. Kan dökülmesini önlemek, <strong>Türkiye’</strong>nin menfaatlerini korumak için elden gelen yapılacak.</p>
<p>Olmuyorsa eğer, ne yapması bekleniyor <strong>Türkiye</strong>’den? <strong>Hafter </strong>gibi bir darbeci aracılığı ile elimize vurulup, ekmeğimizin alınmasını seyretmesi mi?</p>
<p>Ama <strong>Türkiye</strong> bunu yapamaz ki!</p>
<p>Kabile değil, güçlü bir ülke <strong>Türkiye</strong>. Hakkını hukukunu, menfaatlerini koruyacak güçte.</p>
<p>Ne demiş <strong>Ziya Paşa </strong>yıllar önce:</p>
<p><strong>“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir!”</strong></p>
<p>Üstelik, halen geçerli, söylediği bu veciz sözler! Dün de öyleydi, bugün de öyle!</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/gordunuz-mu-kacti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sarkozy Libya&#8217;yı ve Kaddafi&#8217;yi neden vurmuştu?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sarkozy-libyayi-ve-kaddafiyi-neden-vurmustu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sarkozy-libyayi-ve-kaddafiyi-neden-vurmustu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2020 07:57:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13447</guid>

					<description><![CDATA[BM, Libya hava sahasını ‘Libya uçaklarına saldırı dahil’ her türlü uçuşa yasak bölge ilan etmiş; Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi, “Ateşkese uydum, Türkiye, Malta ve Yunanistan heyet göndersin, denetlesin” demiş; Paris’te ‘olası bir uluslararası müdahaleyi’ görüşmek için toplanan Batılı liderler henüz müdahale kararı almamıştı. Fransa, yerel saatle 19:49’da Libya’ya ilk bombayı attı. Ordu Sözcüsü Laurent Teisseire, “20 uçağın operasyona katıldığını, bir askeri aracı vurduklarını” açıkladı. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, “Uçaklarımız Kaddafi’ye bağlı birliklerin saldırısını önlüyor” dedi. Ajanslar “Kaddafi ordusunun Bingazi’yi havadan bombaladığı, bir uçağın düşürüldüğü”nü duyurdu. Ancak ‘uçağın isyancılara ait olduğu’ ortaya çıktı! Kaddafi, Sarkozy’yi “Verdiği paraları açıklamakla” tehdit etti. İşe yaramadı… Sonuç, Kaddafi’nin linç edilerek öldürülmesine kadar uzandı. *** Kaddafi’nin en yakın ‘adamı’ Sarkozy’di. Seçim kampanyasına para sağladığı 2007’de ünlü ‘Bedevi çadırı’nı Paris’te Elysee Sarayı’nın yanındaki bahçede kurmuştu. *** Sarkozy, 2012 seçimini kaybetti. Kaddafi’nin paraları dosyası açıldı; suçlamalar, belgeler medyada yer almaya başladı. 2013’te resmi soruşturma başlatıldı. Fransa ve Lübnan asıllı iş insanı Ziad Takieddine, Fransız haber sitesi Mediaport’a, “2006 sonu ile 2007 başı arasında Trablus’tan Paris’e 3 valiz içinde 5 milyon Euro nakit para taşıdığını; parayı Libya askeri istihbarat başkanı Abdallah Senouissi’den aldığını ve İçişleri Bakanı Claude Gueant üzerinden Sarkozy’ye verdiğini” söyledi. Mahkeme, 21 Şubat 2019’da Sennusi’yi de sorguladı. Mediaport’a göre, Kaddafi’nin kayınbiraderi de olan Sennusi, “Sarkozy’ye 8 milyon dolar yardım yaptığını, karşılığında Kaddafi’nin uluslararası imajının düzeltilmesi, Kaddafi ve yardımcıları hakkındaki davaların düşmesi, yakalama emirlerinin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="row shaperin1alt1">
<div class="newsdetailwrap">
<div class="imagewrapper">
<div class="texts">
<p>BM, Libya hava sahasını <strong><em>‘Libya uçaklarına saldırı dahil’</em></strong> her türlü uçuşa yasak bölge ilan etmiş;</p>
<p>Libya Devlet Başkanı <strong>Muammer Kaddafi</strong>, <strong><em>“Ateşkese uydum, Türkiye, Malta ve Yunanistan</em></strong> <strong><em>heyet göndersin, denetlesin”</em></strong> demiş;</p>
<p>Paris’te <strong><em>‘olası bir uluslararası müdahaleyi’</em></strong> görüşmek için toplanan Batılı liderler henüz müdahale kararı almamıştı.</p>
<p>Fransa, yerel saatle 19:49’da Libya’ya ilk bombayı attı.</p>
<p>Ordu Sözcüsü <strong>Laurent Teisseire</strong>, <strong><em>“20 u</em></strong>ç<strong><em>ağın operasyona katıldığını, bir askeri aracı vurduklarını”</em></strong> açıkladı.</p>
<p>Fransa Cumhurbaşkanı <strong>Nicolas Sarkozy</strong>, <strong><em>“Uçaklarımız Kaddafi’ye bağlı birliklerin saldırısını önlüyor”</em></strong> dedi.</p>
<p>Ajanslar <strong><em>“Kaddafi ordusunun Bingazi’yi havadan bombaladığı, bir uçağın düşürüldüğü”</em></strong>nü duyurdu.</p>
<p>Ancak <strong><em>‘u</em></strong>ç<strong><em>ağın isyancılara ait olduğu’</em></strong> ortaya çıktı!</p>
<p>Kaddafi, Sarkozy’yi <strong><em>“Verdiği paraları açıklamakla”</em></strong> tehdit etti.</p>
<p>İşe yaramadı…</p>
<p>Sonuç, Kaddafi’nin linç edilerek öldürülmesine kadar uzandı.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Kaddafi’nin en yakın <strong><em>‘adamı’</em></strong> Sarkozy’di.</p>
<p>Seçim kampanyasına para sağladığı 2007’de ünlü <strong><em>‘Bedevi çadırı’</em></strong>nı Paris’te Elysee Sarayı’nın yanındaki bahçede kurmuştu.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Sarkozy, 2012 seçimini kaybetti.</p>
<p>Kaddafi’nin paraları dosyası açıldı; suçlamalar, belgeler medyada yer almaya başladı.</p>
<p>2013’te resmi soruşturma başlatıldı.</p>
<p>Fransa ve Lübnan asıllı iş insanı <strong>Ziad Takieddine</strong>, Fransız haber sitesi Mediaport’a, <strong><em>“2006 sonu ile 2007 başı arasında Trablus’tan Paris’e 3 valiz i</em></strong>ç<strong><em>inde 5 milyon Euro nakit para taşıdığını; parayı Libya askeri istihbarat başkanı Abdallah Senouissi’den aldığını</em></strong> <strong><em>ve İçişleri Bakanı Claude Gueant üzerinden Sarkozy’ye verdiğini”</em></strong> söyledi.</p>
<p>Mahkeme, 21 Şubat 2019’da Sennusi’yi de sorguladı. Mediaport’a göre, Kaddafi’nin kayınbiraderi de olan Sennusi, <strong><em>“Sarkozy’ye 8 milyon dolar yardım yaptığını, karşılığında Kaddafi’nin uluslararası imajının düzeltilmesi, Kaddafi ve yardımcıları hakkındaki davaların düşmesi, yakalama emirlerinin durdurulması konusunda söz aldığını”</em></strong> anlattı.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Hikayeyi destekleyen onlarca itiraf, ifade ve belgenin arasında bir haber daha dikkati çekiyor.</p>
<p>30 Eylül 2012’de Kaddafi sonrası Geçiş Hükümeti’nin Başbakanı <strong>Mahmud Cibril</strong>, Mısır televizyonu ‘Dream TV’de, <strong><em>“Kaddafi’nin muhalif milisler tarafından değil, milisler arasına karışan yabancı bir ülkenin gizli servisine mensup bir ajan tarafından öldürüldüğünü”</em></strong> açıkladı.</p>
<p>İtalyan <strong>Corriere Della Serra</strong> gazetesi, bu ajanın Fransız olduğunu öne sürdü ve <strong><em>“Kaddafi ile parasal ilişkileri olan Sarkozy’nin bunun i</em></strong>ç<strong><em>in yeterince gerekçesi</em></strong> <strong><em>vardı”</em></strong> diye yazdı.</p>
<p>Gazeteler, aynı hafta başında, pazartesi günü bir başka habere dikkat çektiler: <strong><em>“Kaddafi’yi ben öldürdüm”</em></strong> diyen ve yaralı olduğu için <strong><em>‘insani vize’</em></strong> ile tedavi için Paris’e getirilen 22 yaşındaki Libyalı muhalif <strong><em>Umran bin Şaban</em></strong>, hastanede öldü!..</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>21 Mart 2018’de, Sarkozy <strong><em>“2007 seçim kampanyasında Kaddafi’den para almak”</em></strong> suçlamasıyla gözaltına alındı.</p>
<p>Sarkozy ise Kaddafi’nin seçim yardımının 45 bin dolardan az olduğunu savundu.</p>
<p>Dava sürüyor&#8230;</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Davayı Libya’da kapatma çabası da sürüyor.</p>
<p>Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Libya’da her şeyi yaptırabileceği general Hafter’i iktidara getirmek için Türkiye ile ‘diplomatik savaş’ veriyor.</p>
<p>Ama Mısır’daki zirvede İtalya tarafından terk edildi.</p>
<p>Bugün Libya konusu Moskova’da Türkiye ve Rusya’nın ‘garantörlüğünde’ görüşülüyor.</p>
<p>İtalya Başbakanı da Ankara’da…</p>
<p><strong>DEMİRTAŞ’I SORUMLU TUTAN ANNELER, DEMİRTAŞ’I ALKIŞLAYAN ANNELER</strong></p>
<p>CHP Sözcüsü <strong>Faik Öztrak</strong>, Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu ve Selahattin Demirtaş’ın eşlerinin, Demirtaş’ın yazdığı tiyatro oyununu izlemelerine yönelik tepkileri, <strong><em>“Sosyal bir olaydır. Neden yadsınıyor, neden illa kutuplaşma isteniyor, anlamıyoruz”</em></strong> diye eleştirdi.</p>
<p>Cevap hakkım var, zira AKŞAM da bunu haber yaptı.</p>
<p>Sayın Öztrak;</p>
<p>Kutuplaştırma mevzubahis değil.</p>
<p><strong><em>‘Tuhaf’ </em></strong><em>ve</em><strong><em> ‘çelişkili’</em></strong> bulduğumuz şey şu: Eşlerin izlemeye gittiği tiyatro oyununu yazan Selahattin Demirtaş’ın partisi HDP, kendisinin eş genel başkanlık dönemi dahil <strong>“</strong><strong><em>Kürt çocukların terör örgütü PKK’ya kaçırılmasına aracılık etmekle”</em></strong> suçlanıyor.</p>
<p>Suçlayanlar da o çocukların aileleri ve 133 gündür bu gerekçeyle HDP’nin Diyarbakır İl Başkanlığı önünde evlat nöbeti tutuyorlar.</p>
<p>Bu annelere destek vermek ile cezaevindeki Demirtaş’a destek vermek arasında bir tercih yapılmış.</p>
<p>Bu insanlar siyasetçi eşleri ve tercihleri sorgulanır, eleştirilir&#8230;</p>
<p>Bu eleştiriye <strong><em>‘yadsıma’</em></strong> diyen bir partinin Diyarbakır’daki anneleri neden yadsıdığı da sorgulanır&#8230;</p>
<p>Mustafa Kartoğlu/Akşam</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sarkozy-libyayi-ve-kaddafiyi-neden-vurmustu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yumruk Mesafesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yumruk-mesafesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yumruk-mesafesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jan 2020 06:27:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13435</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazımıza Doç. Dr. Evren Balta’nın naklettiği meşhur Alman felsefeci Arthur Schopenhauer’un  “kirpi ikilemi” teziyle başlayalım: “Türkiye ve Rusya bütün gerilimlere ve ulusal çıkar tanımlarındaki çelişkilere rağmen ilişkilerini ısrarla iş birliği hattında sürdürmeye çalışıyor. Bu iki aktör arasındaki ilişkileri anlamak için Alman felsefeci Arthur Schopenhauer’un “kirpi ikilemi” tezi mükemmel bir metafor…   Schopenhauer’a göre, çok soğuk bir kış gününde bir araya gelen yalnız kirpiler ciddi bir ikilem ile karşı karşıya kalacaklardır: Ya birbirlerinden uzak durarak tek başlarına soğuktan ölecek ya da birbirlerini ısıtmaya çalışırken birbirlerine dikenlerini batırarak canlarını acıtacaklardır. Kirpiler önce donmamak için birbirlerine bir hayli yaklaşırlar, yaklaştıkları anda dikenlerinin farkına varır ve ayrılırlar. Pek çok bir araya gelme ve dağılma döngüsünden sonra, nihayet kirpiler birbirlerine ne fazla uzak ne de fazla yakın olmanın hem soğuğa hem de karşısındaki kirpinin dikenlerine karşı korunmada en iyi yol olacağını keşfederler. Ama bu “mükemmel” mesafenin hem öğrenilmesi hem de muhafaza edilmesi zordur.” &#160; Kültürümüzde beşeri ilişkileri niteliği konusunda şöyle bir deyim vardır. Dostluk yumruk mesafesinde olmakla kaimdir. Mükemmel mesafe diye de tanımlayacağımız bu uzaklık-yakınlık aralığı ilişkilerin müdavemeti açısından elzemdir. İnsani ilişkilerde had-hudut gözetilmelidir. İyi günün kötü güne de dönüşebileceği düşünülerek hem eski dosttan gelecek yumruktan emin olabilmek, hem de yeni dosta sarılabilmek için &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazımıza Doç. Dr. Evren Balta’nın naklettiği meşhur Alman felsefeci Arthur Schopenhauer’un  “kirpi ikilemi” teziyle başlayalım:</p>
<p><em>“Türkiye ve Rusya bütün gerilimlere ve ulusal çıkar tanımlarındaki çelişkilere rağmen ilişkilerini ısrarla iş birliği hattında sürdürmeye çalışıyor. Bu iki aktör arasındaki ilişkileri anlamak için Alman felsefeci Arthur Schopenhauer’un “kirpi ikilemi” tezi mükemmel bir metafor…</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Schopenhauer’a göre, çok soğuk bir kış gününde bir araya gelen yalnız kirpiler ciddi bir ikilem ile karşı karşıya kalacaklardır: Ya birbirlerinden uzak durarak tek başlarına soğuktan ölecek ya da birbirlerini ısıtmaya çalışırken birbirlerine dikenlerini batırarak canlarını acıtacaklardır. Kirpiler önce donmamak için birbirlerine bir hayli yaklaşırlar, yaklaştıkları anda dikenlerinin farkına varır ve ayrılırlar. Pek çok bir araya gelme ve dağılma döngüsünden sonra, nihayet kirpiler birbirlerine ne fazla uzak ne de fazla yakın olmanın hem soğuğa hem de karşısındaki kirpinin dikenlerine karşı korunmada en iyi yol olacağını keşfederler. Ama bu “mükemmel” mesafenin hem öğrenilmesi hem de muhafaza edilmesi zordur.”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kültürümüzde beşeri ilişkileri niteliği konusunda şöyle bir deyim vardır. Dostluk yumruk mesafesinde olmakla kaimdir. Mükemmel mesafe diye de tanımlayacağımız bu uzaklık-yakınlık aralığı ilişkilerin müdavemeti açısından elzemdir. İnsani ilişkilerde had-hudut gözetilmelidir. İyi günün kötü güne de dönüşebileceği düşünülerek hem eski dosttan gelecek yumruktan emin olabilmek, hem de yeni dosta sarılabilmek için yumruk mesafesi mükemmel bir aralıktır.</p>
<p>Devletlerarası münasebetler kalıcı dostluklar ve düşmanlıklar üzerine bina edilemezler. Gün gelir menfaatler çakışır veya kesişir.</p>
<p>Türk-Rus ilişkileri hiçbir zaman kalıcı dostluk haline evirilmemiştir. Kâh muhabbet, kâh adavet yön vermiş münasebetlerimize. Gün olmuş Avrupa devletlerinin saldırganlığını Rusya ile yakınlaşarak bertaraf etmişiz, gün olmuş Rus gailesine karşı Avrupalılardan destek beklemişiz. Bazen iç meselelerimizde bile dış destek talep ettiğimiz vakidir. Daha geniş bilgi için Hünkâr İskelesi Antlaşmasına bakılabilir. (Hünkâr İskelesi Antlaşması 8 Temmuz 1833 tarihinde İstanbul&#8217;un Hünkâr İskelesi semtinde Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun Rus İmparatorluğu ile imzaladığı bir karşılıklı yardımlaşma ve saldırmazlık antlaşmasıdır.)</p>
<p>Türkiye, ezik aydınlarının üzerindeki çekingenliği atarak Libya’ya asker gönderebildi. Elhamdülillah.</p>
<p>Öte yandan “ezik aydın” tabiri maalesef bürokrasi için de geçerliymiş. İsyancı bir teröristin silah bırakmasını sağlamak için Rusya’dan onu ikna etmesini beklemek bir eziklik değil mi? Bizim meşru hükümetle yaptığımız mutabakatın gereği olarak Libya’daki varlığımız yasaldır. Elbette askerimiz oraya elma hasadı için gitmedi. Bir ordu ne yaparsa onu yapacak.</p>
<p>Libya’da varlığı sorgulanması gereken Rusya’yı muhatap almak yetmezmiş gibi bir de ondan asileri silah bırakmaya ikna etmeyi istemek politik bir körlük değil mi?</p>
<p>Belli ki  24 Kasım 2015’te Rusya Federasyonu Hava Kuvvetleri&#8217;ne ait Sukhoi Su-24M tipi uçağın sınır ihlali gerçekleştirmesinden dolayı Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesinin etkisinden sıyrılamamış diplomatlarımız var.</p>
<p>Uçak sınırımızı ihlal etmiş ve düşürülmüştür. Bir Türk uçağı Rus sınırlarını ihlal etse onlar da farklı davranmayacaklardır.</p>
<p>Libya ile tarihi bağlarımız bir yana BM’nin tanıdığı bir hükümetle imzaladığımız anlaşmalar var. Buna karşılık Rusya’nın Libya’da ne işi var. Neden Libya konusunda onları muhatap alıyoruz. Bu politikamızla Rusya’nın Libya’daki varlığını yasallaştırmıyor muyuz?</p>
<p>Denilebilir ki Suriye’de çıkarlarımız örtüşüyordu. Hayır, böyle bir durum yoktu. Rusların sıcak deniz hayali vardı. Özellikle İran, takıyyesi gereği ayının burnuna toka takıp onu Suriye sahasına getirerek karşımızda aynı oynattı. Bize de Süleymani’nin oynattığı ayıyı seyretme gafleti düştü. Bu arada ayı oynarken çadırı yıktı. Düşmesi an meselesi olan Esed, yeniden zulmüyle geri geldiği gibi Rusya ‘da tüm sakilliğiyle bir İslam beldesine çökmüş oldu.</p>
<p>Yumruk mesafesi alamadığımız Rusya, yarın barış ortamına kavuştuktan sonra Libya’dan çıkacak mı? Var mı bunun garantisi? Oradaki varlığı yasal bir gerekçeye dayanmayan Rusya’nın Libya’da sömürüden başka bir gayesi mi var?</p>
<p>Türkiye, Rusya ile uzaklığını-yakınlığını mükemmel mesafe ayarında tutmalıdır. Hem Suriye’de, hem Libya’da, hem de her yerde.</p>
<p>Adil Gülmez</p>
<p>@umradil</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yumruk-mesafesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
