<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Libya Anlaşması &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/libya-anlasmasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Jan 2020 08:40:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Libya Anlaşması &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>100 yıl sonra&#8230;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/100-yil-sonra/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/100-yil-sonra/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jan 2020 08:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Libya Anlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13373</guid>

					<description><![CDATA[Cezayir, Tunus ve Mısır’ın işgalinin ardından Libya elimizde kalan son topraktı. 29 Eylül 1911’de İtalyanların liman şehirlerini bombalaması ile birlikte orada da işgal başladı. Nihayet, Libya Osmanlı’nın elinden çıktı. Aradan 100 yıldan fazla zaman geçti. Meşru Hükümet’in daveti üzerine askerimizle yeniden Libya’ya gidiyoruz. TBMM, dün olağanüstü toplandı. Libya’ya asker gönderilmesiyle ilgili tezkere kabul edildi. CHP ve İyi Parti ile birlikte PKK’nın siyasi uzantısı olan HDP tezkereye karşı çıktı. Ancak, Ak Parti ve MHP oyları ile Meclis’ten geçti. Engelleme çabalarına rağmen, asker Libya’ya gidecek. BM tarafından kabul edilen Libya’nın meşru güçlerine destek verecek. İşte “Ne işimiz var bizim Libya’da?” diyenler de bu noktadan hareket ediyorlar. Meseleyi, asker göndererek Libya yönetimine destek verme noktasına indirgiyorlar. Biz, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin kara kaşını, kara gözünü beğendiğimiz için mi destek veriyoruz? Yoksa bizim milli menfaatlerimiz onu mu gerektiriyor? Tabii ki milli menfaatlerimiz öne çıkıyor! Libya’ya asker göndereceğiz, çünkü bize Akdeniz kapatılmak isteniyor. Türkiye hapsedilmeye çalışılıyor. Ne yapacağız? Başımıza çorap örülmeye çalışılırken seyirci mi kalacağız? *** Garip olan şu ki, emperyalist güçlerin dünyanın dört bir yanındaki askeri güçleri tartışılmıyor. Onların yaptıkları “hak” olarak görülüyor. Biz milli menfaatlerimizi korumaya kalkınca, ortalık velveleye veriliyor. ABD’nin 150’den fazla ülkede 350 bin civarında askeri var. Sadece Afganistan’da 150 bin asker bulunduruyor. İngiltere, Fransa ve Rusya gibi ülkelerin durumları da farklı değil. Hepsi, ülkelerinden binlerce kilometre uzağa asker gönderiyor. Orta Asya’da Amerika ile Rusya üs kapma yarışında. ABD, tehdit olarak değerlendirdiği Çin’i, 200 noktadaki üsleriyle çepeçevre kuşatmış durumda. Bunlara ses çıkaran yok. Türkiye ise, burnunun dibindeki Libya’ya asker göndermeye kalkınca, ortalığı ayağa kaldırıyorlar. Garip ve hastalıklı bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cezayir, Tunus</strong> ve <strong>Mısır’</strong>ın işgalinin ardından <strong>Libya </strong>elimizde kalan son topraktı. <strong>29 Eylül 1911</strong>’de İtalyanların liman şehirlerini bombalaması ile birlikte orada da işgal başladı. Nihayet, <strong>Libya</strong> <strong>Osmanlı</strong>’nın elinden çıktı.</p>
<p>Aradan 100 yıldan fazla zaman geçti. Meşru <strong>Hükümet</strong>’in daveti üzerine askerimizle yeniden <strong>Libya</strong>’ya gidiyoruz. <strong>TBMM,</strong> dün olağanüstü toplandı. <strong>Libya</strong>’ya asker gönderilmesiyle ilgili tezkere kabul edildi.</p>
<p><strong>CHP</strong> ve İyi Parti ile birlikte <strong>PKK</strong>’nın siyasi uzantısı olan <strong>HDP</strong> tezkereye karşı çıktı. Ancak, <strong>Ak Parti</strong> ve <strong>MHP</strong> oyları ile <strong>Meclis’</strong>ten geçti. Engelleme çabalarına rağmen, asker <strong>Libya</strong>’ya gidecek. <strong>BM</strong> tarafından kabul edilen <strong>Libya</strong>’nın meşru güçlerine destek verecek.</p>
<p>İşte <strong>“Ne işimiz var bizim Libya’da?”</strong> diyenler de bu noktadan hareket ediyorlar. Meseleyi, asker göndererek <strong>Libya</strong> yönetimine destek verme noktasına indirgiyorlar.</p>
<p>Biz, <strong>Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti</strong>’nin kara kaşını, kara gözünü beğendiğimiz için mi destek veriyoruz? Yoksa bizim milli menfaatlerimiz onu mu gerektiriyor?</p>
<p>Tabii ki milli menfaatlerimiz öne çıkıyor!</p>
<p><strong>Libya</strong>’ya asker göndereceğiz, çünkü bize <strong>Akdeniz</strong> kapatılmak isteniyor. <strong>Türkiye</strong> hapsedilmeye çalışılıyor.</p>
<p>Ne yapacağız? Başımıza çorap örülmeye çalışılırken seyirci mi kalacağız?</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Garip olan şu ki, emperyalist güçlerin dünyanın dört bir yanındaki askeri güçleri tartışılmıyor. Onların yaptıkları <strong>“hak”</strong> olarak görülüyor. Biz milli menfaatlerimizi korumaya kalkınca, ortalık velveleye veriliyor.</p>
<p><strong>ABD’</strong>nin <strong>150’</strong>den fazla ülkede <strong>350 bin</strong> civarında askeri var. Sadece <strong>Afganistan’</strong>da <strong>150 bin</strong> asker bulunduruyor. <strong>İngiltere</strong>, <strong>Fransa</strong> ve <strong>Rusya</strong> gibi ülkelerin durumları da farklı değil. Hepsi, ülkelerinden binlerce kilometre uzağa asker gönderiyor. <strong>Orta Asya</strong>’da <strong>Amerika</strong> ile <strong>Rusya</strong> üs kapma yarışında. <strong>ABD</strong>, tehdit olarak değerlendirdiği Çin’i, <strong>200 </strong>noktadaki üsleriyle çepeçevre kuşatmış durumda.</p>
<p>Bunlara ses çıkaran yok.</p>
<p><strong>Türkiye </strong>ise, burnunun dibindeki <strong>Libya</strong>’ya asker göndermeye kalkınca, ortalığı ayağa kaldırıyorlar. Garip ve hastalıklı bir durum bu!</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>En çok bağırıp çağıran, kendilerine <strong>“Mustafa Kemal’in askerleri”</strong> adını takan bir grup. Asıl komedi de burada.</p>
<p>Bakın <strong>Mustafa Kemal, Cemal Paşa</strong>’ya yazdığı mektuplarda ne demiş:</p>
<p><strong>“Afganistan’da, özlük hakları bakımından bize bağlı bir birlik bulundurmamız gerekir. Çünkü, Anadolu’nun İngilizlere karşı savunulması Afganistan’da başlar.”</strong></p>
<p>O <strong>Mustafa Kemal</strong>’in, dönemin <strong>Suriye Başbakanı Cemil Mardam</strong>’la <strong>Ankara Kerpiç Lokantası</strong>’nda yediği yemeğin ardından yaptığı açıklama da ortada:</p>
<p><strong>“Suriye’nin ordusu yoktur, ama benim ordum kâfi. İcap ederse Suriye’ye girerim, sonra tekrar çıkarım.”</strong></p>
<p>Bütün bunlar ortadayken, bugün <strong>“Mustafa Kemal’in askerleriyiz”</strong> diyenler, <strong>O</strong>’nun eylem ve fikirleriyle savaşıyor!</p>
<p>Sonuçta, <strong>Milli Mücadeleyi</strong> gerçekleştirip, <strong>Cumhuriyet</strong>’i kuran irade ne yapmışsa, bugün <strong>Türkiye</strong>’yi idare edenler de onu yapıyor.</p>
<p>Yapılmasın, ülkemizin hak ve menfaatleri korunmasın mı? Pısırık, etkisiz ve teslimiyetçi bir politika mı isteniyor?</p>
<p><strong>Mustafa Kemal</strong> ve <strong>Milli Mücadeleyi</strong> birlikte gerçekleştirdiği arkadaşları öyle davranmadılar ki!</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/100-yil-sonra/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cahil bunlar, zır cahil&#8230;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cahil-bunlar-zir-cahil/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cahil-bunlar-zir-cahil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Dec 2019 11:06:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Libya Anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[muhalefet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13334</guid>

					<description><![CDATA[Önce Libya ile yaptığımız anlaşma ile Akdeniz’de oynanan oyunu bozduk. Sonra bunu perçinlemek için adımlar attık. Yunanistan ve Kıbrıs Rumları hop oturup hop kalkarken, Erdoğan sürpriz bir adım atıp Tunus’a gitti. Onları da ittifakımıza dahil ettik. Ne demişti Erdoğan, Türkiye’nin yeni stratejisini açıklarken: -Kapımızın çalınmasını beklemeyecek, sorunların üzerine biz gideceğiz. Terörle mücadelede de dış politikada da işte bunu yapıyoruz artık. Köşeye çekilip beklemiyor, olayların üstüne, üstüne gidiyor, gelişmeleri biz yönlendiriyoruz. Diplomasinin yanında silahlı gücümüzü de kullanıyoruz. Milli menfaatlerimiz gerektirirse Libya’ya asker de göndereceğiz. ABD’nin, Rusya’nın ve pek çok diğer ülkenin yaptığı gibi! *** Cahil cühela takımı da “Ne işimiz var bizim Libya’da” diyor… “Vaktiyle Mustafa Kemal’in ne işi vardı Libya’da?” diye sorduğunuzda da garip bir cevapla karşılaşıyorsunuz: “Mustafa Kemal’in gittiği o topraklar, Osmanlı toprağıydı. Vatan toprağıydı. Çünkü Mustafa Kemal bir Osmanlı subayıydı.” Eyvallah, tabii ki öyleydi. Peki Sovyetler Birliği ve Afganistan da vatan toprağı mıydı? Niçin ilgilendi Mustafa Kemal oralarla? Neden üzerine hesaplar yaptı? Biliyorum, şimdi ne söylemek istediğimi, ne dediğimi anlamayacaklar. Bilmiyorlar çünkü; cehalet kötü bir şey! Atatürk’ün kim olduğunun ve neler yaptığının farkında bile değiller. Kendi küçük dünyalarında hayal ettikleri bir Mustafa Kemal var ve onunla avunuyorlar. Mustafa Kemal’in, Cemal Paşa’ya yazdığı mektupları da okumamışlardır. Cemal Paşa’nın kim olduğunu da Afganistan’da neler yaptığını da bilmez bunlar. O yüzden öğretmek lazım: Mustafa Kemal, 10 Temmuz 1921’de Cemal Paşa’ya bir mektup yazıyor. Afganistan’daki faaliyetlerinin “Heyet-i Vekile tarafından takdir gördüğünü” belirtiyor. Mektubun ana fikri, Anadolu’ya &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Önce <strong>Libya</strong> ile yaptığımız anlaşma ile <strong>Akdeniz</strong>’de oynanan oyunu bozduk. Sonra bunu perçinlemek için adımlar attık. <strong>Yunanistan</strong> ve <strong>Kıbrıs Rumları</strong> hop oturup hop kalkarken, <strong>Erdoğan</strong> sürpriz bir adım atıp <strong>Tunus</strong>’a gitti. Onları da ittifakımıza dahil ettik.</p>
<p>Ne demişti <strong>Erdoğan, Türkiye</strong>’nin yeni stratejisini açıklarken:</p>
<p><strong>-Kapımızın çalınmasını beklemeyecek, sorunların üzerine biz gideceğiz.</strong></p>
<p>Terörle mücadelede de dış politikada da işte bunu yapıyoruz artık. Köşeye çekilip beklemiyor, olayların üstüne, üstüne gidiyor, gelişmeleri biz yönlendiriyoruz.</p>
<p>Diplomasinin yanında silahlı gücümüzü de kullanıyoruz. Milli menfaatlerimiz gerektirirse <strong>Libya</strong>’ya asker de göndereceğiz.</p>
<p><strong>ABD</strong>’nin, <strong>Rusya</strong>’nın ve pek çok diğer ülkenin yaptığı gibi!</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Cahil cühela takımı da <strong>“Ne işimiz var bizim Libya’da”</strong> diyor…</p>
<p><strong>“Vaktiyle Mustafa Kemal’in ne işi vardı Libya’da?”</strong> diye sorduğunuzda da garip bir cevapla karşılaşıyorsunuz:</p>
<p><strong>“Mustafa Kemal’in gittiği o topraklar, Osmanlı toprağıydı. Vatan toprağıydı. Çünkü Mustafa Kemal bir Osmanlı subayıydı.”</strong></p>
<p>Eyvallah, tabii ki öyleydi.</p>
<p>Peki <strong>Sovyetler Birliği</strong> ve <strong>Afganistan</strong> da vatan toprağı mıydı? Niçin ilgilendi <strong>Mustafa Kemal</strong> oralarla? Neden üzerine hesaplar yaptı?</p>
<p>Biliyorum, şimdi ne söylemek istediğimi, ne dediğimi anlamayacaklar. Bilmiyorlar çünkü; cehalet kötü bir şey! <strong>Atatürk’</strong>ün kim olduğunun ve neler yaptığının farkında bile değiller. Kendi küçük dünyalarında hayal ettikleri bir <strong>Mustafa Kemal</strong> var ve onunla avunuyorlar.</p>
<p><strong>Mustafa Kemal</strong>’in, <strong>Cemal Paşa</strong>’ya yazdığı mektupları da okumamışlardır. <strong>Cemal Paşa</strong>’nın kim olduğunu da <strong>Afganistan</strong>’da neler yaptığını da bilmez bunlar.</p>
<p>O yüzden öğretmek lazım: <strong>Mustafa Kemal, 10 Temmuz 1921</strong>’de <strong>Cemal Paşa</strong>’ya bir mektup yazıyor. <strong>Afganistan</strong>’daki faaliyetlerinin <strong>“Heyet-i Vekile tarafından takdir gördüğünü”</strong> belirtiyor.</p>
<p>Mektubun ana fikri, <strong>Anadolu</strong>’ya karşı gelişebilecek dış tehlikeler karşısında gereken tedbirleri yerinde ve zamanında almak!</p>
<p>O mektupta aynen şu ifadeler kullanılıyor:</p>
<p><strong>“Bugün Afganistan’da özlük hakları bakımından bize bağlı bir Türk Birliği bulundurmaya ihtiyaç vardır. O birlik, Afganistan’daki dostumuz Şah yönetimi sıkıntıya girdiğinde müdahale etmelidir. Bizim onaylayacağımız bir yönetimi işbaşına getirmeden de bırakmamalıdır. Unutulmamalıdır ki Anadolu topraklarının güvenliği Afganistan’da başlar. İngilizleri orada durdurmamız gerekir.”</strong></p>
<p>Şimdi sormak lazım: <strong>Afganistan</strong> vatan toprağı mıydı?</p>
<p><strong>Mustafa Kemal</strong>’in <strong>Sovyetler Birliği</strong>’ne yönelik öngörüleri ve planları da vardı. <strong>“Sovyetler Birliği bir gün dağılacak. Bizim orada soydaş ve dindaşlarımız var. O güne hazırlıklı olmalıyız”</strong> demişti.</p>
<p><strong>Sovyetler, Osmanlı</strong>’ya mı bağlıydı, orası da mı vatan toprağıydı?</p>
<p><strong>Mustafa Kemal</strong>’in, <strong>Osmanlı</strong>’nın elinden çıktıktan sonra <strong>Suriye</strong> ve <strong>Irak</strong> için gerekirse savaşabileceğine ilişkin sözlerini de hatırlatmak isterim.</p>
<p>İşte o gün <strong>Mustafa Kemal</strong> ne yapmışsa, <strong>Türkiye Cumhuriyeti</strong> de bugün onu yapıyor! İçimizdeki <strong>Mustafa Kemal</strong>’i bilmeyen ve tanımayan <strong>“Atatürkçüler”</strong> de <strong>O</strong>’na sırtını dayayıp, <strong>“Olmaz, yapamazsınız”</strong> diye bağırıyor.</p>
<p>Yazık… Hem komik, hem de trajik bir durumla karşı karşıyayız!</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cahil-bunlar-zir-cahil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye-Libya Bağlamında Ezik Aydınlar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiye-libya-baglaminda-ezik-aydinlar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turkiye-libya-baglaminda-ezik-aydinlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Dec 2019 07:27:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Libya Anlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13285</guid>

					<description><![CDATA[Eziklik artık alıştığımız bir durum. Özellikle muhafazakâr aydınlarımız ne yaparlarsa yapsınlar içlerindeki o ezikliği bir türlü bertaraf edemiyorlar. Aslında bu durum geçmişte yaşananların tabii sonucu olarak hissedilen psikolojik bir hal. Aşağılık kompleksi, bir aydının önce kendini sonra da milletini yetersiz hissetmesi halidir. Bu insanlar, kendi ülkelerini diğer devletlerden daha değersiz, daha güçsüz hissederler. Bu düşüncelerin neredeyse tamamı tarihten kalma sebepler yüzündendir. Eziklik, özgüvensizlik ile gelen bir davranış şeklidir. Kişinin haklı olduğu konularda kendini savunamamasıdır. Sesini yükseltememesidir. Fikir beyan edememesidir. Başkalarının ne düşüneceğine takılı kalmak bu davranış yapısının ana özellikleridir. Biz böyle kişilere ezik deriz. Eziklik, tevazu ile karıştırılmamalıdır. Toplumumuzun çoğunluğunun kelime haznesi oldukça düşüktür. Ekseriyet mümkün olduğunca az kelime ile çok konuşur. Alçak gönüllü, düşünceli, ince ruhlu insanlara da ezik demek yanlış bir tanımlamadır. *** Birkaç yıl önceydi. Bu günlerde ekranlarda sıkça görmeye alıştığımız bir gazetecinin Beşiktaş’taki ofisindeyiz. Şimdi müteveffa olmuş bir siyasi şahsiyetin geldiğini haber verdiler. Ortam bir anda ciddileşti, orada bulunanlar gelen kişiyi tazim ve hürmetle karşıladık. Selam ve merhaba faslından sonra akademik ünvanlı da olan misafirimizin ne düşündüğünü merak ettiğimden dolayı özellikle Suriye meselesini açtım. Ortamdaki kişilerin Suriye olaylarına dair muhtelif mülahazalarından sonra sözü hararetle savunduğum TSK’nın Suriye’ye müdahalesine getirerek merhum Hasan Celal Güzel’in de askerimizin Suriye’ye &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eziklik artık alıştığımız bir durum. Özellikle muhafazakâr aydınlarımız ne yaparlarsa yapsınlar içlerindeki o ezikliği bir türlü bertaraf edemiyorlar. Aslında bu durum geçmişte yaşananların tabii sonucu olarak hissedilen psikolojik bir hal.</p>
<p>Aşağılık kompleksi, bir aydının önce kendini sonra da milletini yetersiz hissetmesi halidir. Bu insanlar, kendi ülkelerini diğer devletlerden daha değersiz, daha güçsüz hissederler. Bu düşüncelerin neredeyse tamamı tarihten kalma sebepler yüzündendir.</p>
<p>Eziklik, özgüvensizlik ile gelen bir davranış şeklidir. Kişinin haklı olduğu konularda kendini savunamamasıdır. Sesini yükseltememesidir. Fikir beyan edememesidir. Başkalarının ne düşüneceğine takılı kalmak bu davranış yapısının ana özellikleridir. Biz böyle kişilere ezik deriz.</p>
<p>Eziklik, tevazu ile karıştırılmamalıdır. Toplumumuzun çoğunluğunun kelime haznesi oldukça düşüktür. Ekseriyet mümkün olduğunca az kelime ile çok konuşur. Alçak gönüllü, düşünceli, ince ruhlu insanlara da ezik demek yanlış bir tanımlamadır.</p>
<p>***</p>
<p>Birkaç yıl önceydi. Bu günlerde ekranlarda sıkça görmeye alıştığımız bir gazetecinin Beşiktaş’taki ofisindeyiz. Şimdi müteveffa olmuş bir siyasi şahsiyetin geldiğini haber verdiler. Ortam bir anda ciddileşti, orada bulunanlar gelen kişiyi tazim ve hürmetle karşıladık. Selam ve merhaba faslından sonra akademik ünvanlı da olan misafirimizin ne düşündüğünü merak ettiğimden dolayı özellikle Suriye meselesini açtım. Ortamdaki kişilerin Suriye olaylarına dair muhtelif mülahazalarından sonra sözü hararetle savunduğum TSK’nın Suriye’ye müdahalesine getirerek merhum Hasan Celal Güzel’in de askerimizin Suriye’ye girmesini savunduğunu söyledim. Geçmişte önemli bir parti tarafından Cumhurbaşkanı adayı gösterilen Milliyetçi-Muhafazakâr çevrelerin yakından tanıdığı şahıstan da benzer ifadeler beklerken tam zıt istikamette görüş beyan etmesinden dolayı ciddi bir hayal kırılması yaşamıştım.</p>
<p>Şöyle demişti merhum büyüğümüz: Türkiye, Kilis’ten ordumuzu Suriye’ye soktuğu anda bizler Şam’da İsrail bayraklarını görürüz.</p>
<p>Hala kabullenemedim bu korkak tavrı. Sen bir ülkeden en büyük beşeri mertebe olan cumhurbaşkanlığına layık görül sonra da nevzuhur, gasıp, haydut bir devletçikten bu denli çekin.</p>
<p>Yakıştıramamıştım ona bu tavrı. Hâlbuki ben onu milliyetçi-muhafazakâr çevrelerin en önemli düşünce önderlerinden biri olarak tanıyordum. Meğer yıllar sonra öğrendim ki bu hal tipik bir ezik-muhafazakâr aydın psikolojisi imiş. Yanılmıştım.</p>
<p>***</p>
<p>Bu günlerde Türkiye’nin Libya’ya asker gönderip-gönderemeyeceği tartışılıyor. 27 Kasım 2019&#8217;da İstanbul&#8217;da imzalanan<strong> &#8220;güvenlik ve askeri iş birliği mutabakat muhtırası&#8221; </strong> bu konuda şöyle diyor:</p>
<ul>
<li>Libya&#8217;da Ani Müdahale Kuvveti kurulmasına Türkiye eğitim, danışmanlık, malzeme ve planlama desteği verilecek</li>
<li>Türkiye&#8217;de ve Libya&#8217;da ortak &#8216;Savunma ve Güvenlik İşbirliği Ofisi&#8217; kurulabilecek</li>
<li>Kara, deniz ve hava araçları, silahları, eğitim üsleri tahsis edilebilecek. Bu durumda mülkiyet, tahsis edilen ülkeye ait olacak</li>
<li>Ortak askeri planlama, eğitim, silahların kullanılmasına yönelik danışmanlık verilebilecek</li>
<li>Ortak tatbikatlar, istihbarat paylaşımı, &#8220;barışı koruma&#8221; operasyonları yapılabilecek</li>
<li>Libya&#8217;ya &#8220;Misafir Personel&#8221; olarak adlandırılan &#8216;savunma ve güvenlik kuruluşu mensubu siviller&#8217; ve birlikler gönderilebilecek.</li>
<li>Askeri gereçler hibe edilebilecek, satılabilecek ya da kiralanabilecek. Anlaşma, teknoloji transferi için Libya&#8217;ya lisans verilmesinin de önünü açıyor.</li>
</ul>
<p>3 yıl süreyle geçerli olacağı, sonrasında da birer yıllık sürelerle uzatılacağı ancak sona ermesi halinde devam eden programların etkilenmeyeceği belirtilen mutabakat muhtırasına istinaden Türkiye’nin Libya’daki BM tarafından da tanınan meşru hükümetin talebiyle asker gönderme imkânı var.</p>
<p>Ülkemiz açısından son yıllarda dış ilişkiler kapsamında çok büyük bir başarı addedilen bu anlaşmaya rağmen mevcut hükümete fikri-düşünsel destek vermesi gereken muhafazakâr aydın tipinin kronik hastalığı yeniden nüksetmiş gibi.</p>
<p>Bir basiretsizlik örneği sergilenerek yıllarca ertelenen askerimizin müdahalesi korku duvarlarının yıkılmasıyla gerçekleşince ne oldu? Muhafazakâr aydının endişeleri mi tahakkuk etti yoksa Türkiye küresel çapta oynanan oyunları mı bozdu? Elbette ülkemizin önünü kesmeye çalışanlara tarihi bir ders vererek planları ayaklarına dolaştırıldı.</p>
<p>Şimdi Suriye politikalarından ders alınarak aynı hataların Libya’da tekerrürüne meydan verilmemelidir. Bu konuda ezik aydınların önümüze servis ettikleri Rusya’nın Libya’da muhalif olarak karşımıza çıkması çok ta kale alınacak bir durum değildir. Nihayet adamların tarihten tevarüs ettikleri bir ‘sıcak denizlere inme’ politikaları var. Buna karşılık Türkiye’nin bölge insanlarıyla paylaştığı bir geçmişi ve geleceğe dair ortak hedefleri var. Az şey midir bu? Tam aksine hiçbir devletin sahib olamayacağı bir güçtür.</p>
<p>Hülasa henüz mutabakat imzaladığımız yönetim işbaşındayken Libya için daha önemlisi Türkiye için yapılması gerekenler acilen yapılmalı. Ezikler Türkiye2ye ayak bağı olmasınlar.</p>
<p>Adil Gülmez</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turkiye-libya-baglaminda-ezik-aydinlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Libya anlaşması, Türk çıkarları ve CHP</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/libya-anlasmasi-turk-cikarlari-ve-chp/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/libya-anlasmasi-turk-cikarlari-ve-chp/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Dec 2019 08:05:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Libya Anlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13277</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’nin Akdeniz’de, Ortadoğu’da, Afrika’da, kısacası tüm dünyada çıkarlarını ve haklarını korumak için sadece dış güçlere karşı değil, içerideki güçlere karşı da ciddi bir mücadele vermesi gerekiyor. Akdeniz’de büyük bir çekişme yaşanıyor. Türkiye, Libya ile yaptığı “Deniz Yetki Anlaşması” ile Akdeniz’deki dengeleri kendi lehine çevirmesini bildi. Bu anlaşmanın önemini Cumhurbaşkanı Erdoğan “Akdeniz’de Türkiye’ye dayatılan Sevr’i ters yüz ettik” diyerek izah etti. Yunanistan, İsrail, Güney Rum Kesimi ve Mısır ittifakına karşı Türkiye, kazandığı bu zaferi ve Akdeniz’deki çıkarlarını korumak için Libya’ya gerekirse asker de gönderebilir. Ama CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Libya’da ne işimiz var” diyerek asker gönderilmesine de karşı çıkıyor. Ki hatırlayacak olursak muhalefet, Doğu Akdeniz’e sondaj gemileri gönderilmesinden bile rahatsızdı. Güney sınırlarımızda “terör devleti” kurulması projesine karşı geliştirilen operasyona da ilk karşı çıkan yine ana muhalefet partisi olmuştu. ABD ve Koalisyon Güçleri’nin Suriye’deki varlığını ve müdahalesini “IŞİD ile mücadele”yle açıklayan CHP, Türkiye’nin Fırat Kalkanı, Zeytindalı ve Barış Pınarı operasyonlarını “Terörle mücadele” olarak değerlendirip destek vermedi. Önce “asker gitmesin” kampanyası yaptılar, sonra da “askerlerimiz geri gelsine” çevirdiler karşıtlık duruşlarını. Akdeniz’de, Ortadoğu’da ve Afrika’da Türkiye’nin çıkarları için mücadele veren hükümet, ABD ve Rusya’nın yanı sıra Yunanistan, Güney Rum Kesimi, Fransa, İsrail, BAE, Suudi Arabistan ve Mısır gibi devletlerle mücadele ederken, diğer yandan da Türkiye’nin çıkarlarını CHP ve ittifak ettiği muhalefet partilerine karşı da savunma mücadelesi vermek zorunda &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin Akdeniz’de, Ortadoğu’da, Afrika’da, kısacası tüm dünyada çıkarlarını ve haklarını korumak için sadece dış güçlere karşı değil, içerideki güçlere karşı da ciddi bir mücadele vermesi gerekiyor.</p>
<p>Akdeniz’de büyük bir çekişme yaşanıyor. Türkiye, Libya ile yaptığı <strong>“Deniz Yetki Anlaşması” </strong>ile Akdeniz’deki dengeleri kendi lehine çevirmesini bildi. Bu anlaşmanın önemini Cumhurbaşkanı <strong>Erdoğan “Akdeniz’de Türkiye’ye dayatılan Sevr’i ters yüz ettik”</strong> diyerek izah etti. Yunanistan, İsrail, Güney Rum Kesimi ve Mısır ittifakına karşı Türkiye, kazandığı bu zaferi ve Akdeniz’deki çıkarlarını korumak için Libya’ya gerekirse asker de gönderebilir. Ama CHP Genel Başkanı <strong>Kemal Kılıçdaroğlu “Libya’da ne işimiz var”</strong> diyerek asker gönderilmesine de karşı çıkıyor. Ki hatırlayacak olursak muhalefet, Doğu Akdeniz’e sondaj gemileri gönderilmesinden bile rahatsızdı.</p>
<p>Güney sınırlarımızda <strong>“terör devleti” </strong>kurulması projesine karşı geliştirilen operasyona da ilk karşı çıkan yine ana muhalefet partisi olmuştu. ABD ve Koalisyon Güçleri’nin Suriye’deki varlığını ve müdahalesini <strong>“IŞİD ile mücadele”</strong>yle açıklayan CHP, Türkiye’nin Fırat Kalkanı, Zeytindalı ve Barış Pınarı operasyonlarını <strong>“Terörle mücadele” </strong>olarak değerlendirip destek vermedi. Önce <strong>“asker gitmesin”</strong> kampanyası yaptılar, sonra da <strong>“askerlerimiz geri gelsine”</strong> çevirdiler karşıtlık duruşlarını.</p>
<p>Akdeniz’de, Ortadoğu’da ve Afrika’da Türkiye’nin çıkarları için mücadele veren hükümet, ABD ve Rusya’nın yanı sıra Yunanistan, Güney Rum Kesimi, Fransa, İsrail, BAE, Suudi Arabistan ve Mısır gibi devletlerle mücadele ederken, diğer yandan da Türkiye’nin çıkarlarını CHP ve ittifak ettiği muhalefet partilerine karşı da savunma mücadelesi vermek zorunda kalıyor. Düşünün Yunanistan, İsrail, Güney Rum Kesimi ve Mısır’da ana muhalefet partilerinin kendi hükümetleriyle değil, rakip-düşman devlet gördükleri Türkiye’deki hükümetle ortak hareket ettiklerini? Mümkün mü?</p>
<p>Türkiye’nin en büyük zorluğu işte bu; hükümet, Akdeniz’de etkili olacaksa içeride muhalefeti de aşmak zorunda kalıyor; Libya hükümetiyle yapılan anlaşmaya ilk muhalefet mırın-kırın ediyor; Suriye’de terör devletine karşı operasyon yapılacaksa, Ortadoğu’da etki ve gücümüzü artıracak harekatlar yapılacaksa önce CHP engelini aşmak gerekiyor; boğazları ülke kontrolüne sokacak projeyi gerçekleştirmek için yine CHP engeline takılmamak gerekiyor.</p>
<p>Şimdi Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’nin nasıl bir noktaya savrulduğunu görebiliyor muyuz? <strong>Hükümet, Türk çıkarlarını savunmak için en büyük mücadeleyi dışarıda değil içerideki bu güçlere karşı veriyor. </strong>Bu olacak iş mi?</p>
<p>Kurtuluş Tayiz/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/libya-anlasmasi-turk-cikarlari-ve-chp/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
