<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kuzey Afrika &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/kuzey-afrika/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 31 May 2018 20:58:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Kuzey Afrika &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kuzey Afrika, İran, Arapça, Farsça ve Türkçe</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kuzey-afrika-iran-arapca-farsca-ve-turkce/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kuzey-afrika-iran-arapca-farsca-ve-turkce/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Turan Günaydın]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 May 2018 21:40:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[9. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Farsça]]></category>
		<category><![CDATA[firdevsi]]></category>
		<category><![CDATA[Haziran 2018]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih Denemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Turan Günaydın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2134</guid>

					<description><![CDATA[Türkçe, Farsçadan çokça kelime almış olmakla birlikte Farsçanın sözdizimini tamamen değiştirmiş, Türkçeleştirmiştir. Bugün İran’da hâlâ cümle kuruluşu Türkçedeki gibidir ve bu durum Türkçenin Farsça üzerindeki kalıcı etkisini göstermektedir. Şöyle bir baktığımızda Kuzey Afrika’nın Araplaşması kolay olmuş gözüküyor. İlk Arap fetihlerine kadar Kuzey Afrika bir Arap bölgesi değildi elbette. Fakat daha M. 639’da Mısır’ın fethinden itibaren, Kuzey Afrika en batı ucuna kadar hızla Araplaşmıştır. Bu olgu müstakil ve müstakim bir bakış açısıyla incelenmeye değer görünüyor. Bölgeyi Araplaştıran etmenler arasında İslâm dininin hayranlık uyandıran etki gücü kendiliğinden bir rol oynamıştır diyebiliriz. Dört Halife devrinde bu süreç İslâm’dan kaynaklanmış gözükmektedir ve doğal akışı içinde seyretmiştir. Emevîlerin iktidara gelişiyle birlikte ise devlet politikasında Arapçılık eğilimi hızlı ve güçlü bir biçimde yükselişe geçmiştir. Bu eğilimin ne zaman İslâmî hedeflerin önüne geçtiği, fütuhattan maksadın tam olarak ne zaman ganimet ve hâkimiyet hırsına doğru yönlendiği hakkında müstakil bir araştırmaya ihtiyaç vardır. Fakat Emevîlerin ilk yönetimi ele alışlarından itibaren böyle bir politika güttüğü anlaşılmaktadır. Emevî yapısını anlayabilmek için İrfan Aycın Hocanın Emeviler Dönemi Bilim, Kültür ve Sanat Hayatı adlı çalışmasına bakmak bir fikir verebilir. Buna göre Emevî yapısının iki temel özelliği şunlardı: 1. Kabilecilik, 2. Emevî toplumundaki sosyal hiyerarşi ve sınıf olgusunun Araplığı öne çıkarması.1 Abbasîleri iktidara getiren &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkçe, Farsçadan çokça kelime almış olmakla birlikte Farsçanın sözdizimini tamamen değiştirmiş, Türkçeleştirmiştir. Bugün İran’da hâlâ cümle kuruluşu Türkçedeki gibidir ve bu durum Türkçenin Farsça üzerindeki kalıcı etkisini göstermektedir.</strong></p>
<p>Şöyle bir baktığımızda Kuzey Afrika’nın Araplaşması kolay olmuş gözüküyor. İlk Arap fetihlerine kadar Kuzey Afrika bir Arap bölgesi değildi elbette. Fakat daha M. 639’da Mısır’ın fethinden itibaren, Kuzey Afrika en batı ucuna kadar hızla Araplaşmıştır. Bu olgu müstakil ve müstakim bir bakış açısıyla incelenmeye değer görünüyor. Bölgeyi Araplaştıran etmenler arasında İslâm dininin hayranlık uyandıran etki gücü kendiliğinden bir rol oynamıştır diyebiliriz.</p>
<p>Dört Halife devrinde bu süreç İslâm’dan kaynaklanmış gözükmektedir ve doğal akışı içinde seyretmiştir. Emevîlerin iktidara gelişiyle birlikte ise devlet politikasında Arapçılık eğilimi hızlı ve güçlü bir biçimde yükselişe geçmiştir.</p>
<p>Bu eğilimin ne zaman İslâmî hedeflerin önüne geçtiği, fütuhattan maksadın tam olarak ne zaman ganimet ve hâkimiyet hırsına doğru yönlendiği hakkında müstakil bir araştırmaya ihtiyaç vardır. Fakat Emevîlerin ilk yönetimi ele alışlarından itibaren böyle bir politika güttüğü anlaşılmaktadır. Emevî yapısını anlayabilmek için İrfan Aycın Hocanın Emeviler Dönemi Bilim, Kültür ve Sanat Hayatı adlı çalışmasına bakmak bir fikir verebilir. Buna göre Emevî yapısının iki temel özelliği şunlardı: 1. Kabilecilik, 2. Emevî toplumundaki sosyal hiyerarşi ve sınıf olgusunun Araplığı öne çıkarması.1</p>
<p>Abbasîleri iktidara getiren de Emevîlerin bu ‘ırkçı’ politikasının yeni Müslüman olan topluluklarda uyandığı nefrettir. Bu nefreti örgütleştiren ve Abbasîleri öne çıkartarak bir halk ihtilâline dönüştüren Horasanlı Ebû Müslim (718-755), Emevîlerin ‘mevâlî’ (köle) dediği Arap olmayan Müslümanlardandı.</p>
<p>Döneme bugünden bakıldığında Emevî çağı müslümanlaştırma açısından çok başarılı görülemez. Hatta bir görüşe göre “<em>İslâm, Emevîlerin elinde vaz’-ı esâsîsini kaybetmiş</em>”2 durumdaydı. Böyle bir ortamda İran’a baktığımızda İran’ın daha Dört Halife döneminde İslâm’ı kabul ettiğini görüyoruz. Emevî dönemine gelinceye kadar İslâm, İran’a yerleşmiş durumdaydı. Emevî döneminde ise İran’daki Fars kültürünün neredeyse yerle bir edilmiş olduğunu görmek hiç de zor değildir.</p>
<p>Müslüman olmalarına rağmen İran ahalisi Emevîler tarafından -tabiri caizse- ‘birinci sınıf Müslüman’ kabul edilmiyor; kendilerinden vergi olarak öşür alınması gerekirken gayrimüslimler gibi cizye alınıyordu. Emevîlerin ünlü emiri Kuteybe İran’da hiçbir engelle karşılaşmadan Maverâünnehir bölgesine kadar akınlar düzenliyor, bu bölgede İslâm’a davetle uğraşmayıp bölgenin ticarî hayatı oldukça düzenli ve müreffeh olan şehirlerini yağmalıyor, taş üstünde taş bırakmıyordu.</p>
<p>İran’da bunlar olurken Kuzey Afrika Araplaşmasını tamamlıyordu. Bölgenin yerli inançları ve dilleri İslâmla ve Arapçayla yer değiştiriyordu. Bu değişimin sancılı bir değişim olduğuna dair bir iz ulaşmamıştır bu zamana kadar. Bunda Emevî dönemine kadar İslâm’ın ırk ve sınıf ayrımı yapmayan anlayışının büyük rol oynadığı açıktır. Fakat İran’da Fars unsuru Araplaşmamış, ancak tamamen bastırılmış bir konumdaydı.</p>
<p>Farslar, -evveliyetle Müslüman olmanın bir sonucu olarak- artık yazıda Arap alfabesini kullanmaya başlamışlardı. Şüphesiz İslâm hâkimiyetinden önce İran’da Arap alfabesi kullanılmıyordu. Fakat İran’da bu alfabenin kullanılmasının net tarihi hakkında kaynaklarda bilgi bulamıyoruz. Bugünden bakıldığında İran’da sanki hep Arap alfabesi kullanılıyormuş gibi algılanabilir.</p>
<p>Abbâsîlerin 750 yılında Emevî Devletini ortadan kaldırmasıyla birçok şey de değişmiş oldu. Abbasî Devleti döneminde Emevîler zamanındaki kabileci-ırkçı anlayış tamamen değişti ve Müslüman olanların Arap veya Mevâlî olup olmadığına göre değerlendirilmesi olgusu ortadan kalkmaya başladı.</p>
<p>Abbasîler dönemine kadar kitleler hâlinde İslâm’a girmemiş bulunan Türkler de 751’de Çinlilerle Abbasîler arasındaki Talas Irmağı Savaşından sonra ilk kez kalabalık topluluklar hâlinde ve kısa süre içinde İslâm’a girdiler. İşte bu hadise Türklerin önüne İran sahasını da açmış oldu.</p>
<p>Baskıcı Emevî dönemini Müslüman olarak yaşamamış bulunan Türkler, İran sahasına girdiklerinde karşılarında Müslüman Farsları buldular fakat bu unsur özgüvenini büyük ölçüde yitirmiş durumdaydı. Diyebiliriz ki Gazneli Mahmud’un Firdevsî’ye Şehnâme’yi yazdırmasına kadar Fars unsurunda kayda değer millî bir kıpırdanış zuhur etmedi.</p>
<p>Taze bir imanla hareket eden Türkler Fars Müslüman kardeşlerini kendilerinden ayırmadılar. Kısa süre içinde Türk hanedanlarının devletler kurduğu İran sahasında hükümdar Türk iken vezir genellikle Fars kökenli oldu. Türkler Farsçayı Arapçadan sonra ikinci bir İslâm dili olarak buldular ve birçok dinî terimi de Farsçadan aldılar. İran’da Türk hâkimiyeti 20. yüzyıl başlarında Kaçar Hanedanının hâkimiyetine son verilip Pehlevîlerin iş başına getirilmesine kadar sürmüştür.</p>
<p>Abbasîler döneminde Müslüman oldukları ve Abbasî devlet politikasının da Araplığı öne çıkartmıyor oluşu sebebiyle Türklerin Araplaşması zaten hiçbir zaman söz konusu olmadı. Türk hâkimiyetiyle birlikte artık Fars unsurunun Araplaşması ihtimali de tamamen ortadan kalmıştı.</p>
<p>Türkler daha İran sahasında ilk hâkim olmaya başlamalarından itibaren Farsçayı sevmiş gözüküyorlar. Bu dilden kelime aldılar ve onlara kelime de verdiler. Bu iki dil arasındaki –yeterince incelenmemiş etkileşim- o boyutlardadır ki bugün Türkçe ve Farsçadaki bazı kelimelerin ve bir kısım eklerin Farsçadan mı Türkçeye, yoksa Türkçeden mi Farsçaya geçtiği, dilbilimciler arasında hâlâ tartışmalıdır. Bundan daha da ötesi söz konusudur:</p>
<p>Türk ve Fars unsurlarının birbirlerine muaveneti, Türkçeye Farsça kelimelerin akmasına, Türk saraylarında Selçukluların sonlarına kadar Farsçanın resmî dil ve edebiyat dili olarak kullanılmasına; buna karşılık Farsçanın da sözdiziminin değişmesine yol açtı.</p>
<p>Türklerden önce Farsça cümle kuruluşu Avrupa dil ailesindeki dillerle aynı olmasına rağmen Türklerle kaynaşmadan sonra Farsça cümle kuruluşu Türkçe cümle kuruluşuna (sözdizimine) evrilmiş ve tam anlamıyla değişmiştir. Türkçe, Farsçadan çokça kelime almış olmakla birlikte Farsçanın sözdizimini tamamen değiştirmiş, Türkçeleştirmiştir. Bugün İran’da hâlâ cümle kuruluşu Türkçedeki gibidir ve bu durum Türkçenin Farsça üzerindeki kalıcı etkisini göstermektedir.</p>
<p>Aslında Emevî Devleti daha birkaç yüzyıl devam etmiş, Abbasî Devleti kurulmamış ve Türkler Müslüman olup İran sahasına akmamış olsaydı Farsçanın varlığını bugüne kadar sürdürememiş olabileceği dahi söylenebilir.</p>
<p>Farsçada güçlü bir edebî birikim vardı evet, fakat bu birikim Arapların pek de umrunda olmamıştır. Farsçanın edebî birikimini taçlandıranlar Türkler olmuştur. Hatta bu birikimi benimsemişlerdir. Gazneli Mahmud’un Farsçaya devlet desteği, Türk şairlerinin yazdığı Farsça metinler vb. bunun en belirgin göstergeleridir.</p>
<p>Dolayısıyla İran sahasında İslâm’ın yayılışı Kuzey Afrika’dan çok farklı seyretmiş ve orada olduğu gibi mutlak bir Araplaşmayla sonuçlanmamıştır. Böylece İslâm kültürünün Arapça dışında Farsça ve Türkçe olmak üzere iki güçlü dili daha var olmuştur. Bu ise hem İslâm kültürü adına hem de dünya kültür mirası adına bir zenginlik ve kazanç sayılmalıdır.</p>
<p>Kur’ân-ı Kerîm de bu gerçeği veciz bir biçimde ifade etmiştir:</p>
<p>“<em>Göklerin ve yerin yaratılması, renklerinizin ve dillerinizin farklılaştırılması (da) Allah’ın alametlerindendir: bunda, kuşkusuz, (fıtri) bilgiye (anlama ve kavrama yeteneğine) sahip insanlar için dersler vardır!</em>” (Rûm Suresi, ayet: 22).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kuzey-afrika-iran-arapca-farsca-ve-turkce/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuzey Afrika&#8217;nın Futbol Baharı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kuzey-afrikanin-futbol-bahari/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kuzey-afrikanin-futbol-bahari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2018 21:10:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Chelsea]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Kupası]]></category>
		<category><![CDATA[Futbol]]></category>
		<category><![CDATA[Futbol Baharı]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Khalid Boutaib]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Liverpool]]></category>
		<category><![CDATA[Malatyaspor]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Kaya]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Salah]]></category>
		<category><![CDATA[Şampiyonlar Ligi]]></category>
		<category><![CDATA[Youssef Msakni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1949</guid>

					<description><![CDATA[Afrika’nın özellikle kuzey ülkelerinde siyasî gerilimlerin, devrimlerin, çöküşlerin yaşandığı bir dönemde futbolda oldukça farklı ve iyi şeyler oluyor. Golünü attıktan sonra secdeye kapanmasıyla taraftarının ve futbolseverlerin zihninde yer edinen Liverpool’un yıldızı Muhammed Salah bu sezonun sembol ismi oldu. Mısırlı Salah Kuzey Afrika’nın en önemli yıldızı ama yalnız değil! 2010’un son günlerinde başlayan, 2011’de yayılarak büyüyen Kuzey Afrika ve Orta Doğu hareketliliği etkisini sürdürmeye devam ediyor. Domino etkisi olarak nitelendirilen olaylar silsilesi şu an için Suriye’de tıkanmış vaziyette. Aradan geçen 7 yılda diğer ülkelerin de istikrara veya demokrasiye kavuştuğu söylenemez. İsyanlar içinde öne çıkan ülkelerden biri olan Mısır’da Hüsnü Mübarek devrilmiş, seçimle Cumhurbaşkanı olan Muhammed Mursi ise 2013’teki darbe ile indirilmişti. O günden beri Abdülfettah es-Sisi (General Sisi) görevde. 2 Nisan’da ilan edilen seçim sonuçlarına göre yüzde 97,08 oy oranıyla neredeyse rakipsiz olan Sisi galip geldi. İkinci olan Mustafa Musa ise sadece 657 bin oy alabildi ve yüzde 2,92’de kaldı. Seçimlere katılımın yüzde 41,05 gibi çok düşük bir oranda kaldığı da unutulmasın tabii. Mısır seçimi ve siyaseti ayrı bir yazı konusu. Ama seçimle futbolu, siyasetle futbolu ilişkilendiren bir gelişme oldu seçimlerde: 1 milyon 762 bin 231 seçmen oyunu Muhammed Salah için kullandı. Evet, İngiltere’de Liverpool ile bu sezon masalsı bir performans &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Afrika’nın özellikle kuzey ülkelerinde siyasî gerilimlerin, devrimlerin, çöküşlerin yaşandığı bir dönemde futbolda oldukça farklı ve iyi şeyler oluyor. Golünü attıktan sonra secdeye kapanmasıyla taraftarının ve futbolseverlerin zihninde yer edinen Liverpool’un yıldızı Muhammed Salah bu sezonun sembol ismi oldu. Mısırlı Salah Kuzey Afrika’nın en önemli yıldızı ama yalnız değil!</strong></p>
<p>2010’un son günlerinde başlayan, 2011’de yayılarak büyüyen Kuzey Afrika ve Orta Doğu hareketliliği etkisini sürdürmeye devam ediyor. Domino etkisi olarak nitelendirilen olaylar silsilesi şu an için Suriye’de tıkanmış vaziyette. Aradan geçen 7 yılda diğer ülkelerin de istikrara veya demokrasiye kavuştuğu söylenemez. İsyanlar içinde öne çıkan ülkelerden biri olan Mısır’da Hüsnü Mübarek devrilmiş, seçimle Cumhurbaşkanı olan Muhammed Mursi ise 2013’teki darbe ile indirilmişti. O günden beri Abdülfettah es-Sisi (General Sisi) görevde.</p>
<p>2 Nisan’da ilan edilen seçim sonuçlarına göre yüzde 97,08 oy oranıyla neredeyse rakipsiz olan Sisi galip geldi. İkinci olan Mustafa Musa ise sadece 657 bin oy alabildi ve yüzde 2,92’de kaldı. Seçimlere katılımın yüzde 41,05 gibi çok düşük bir oranda kaldığı da unutulmasın tabii.</p>
<p>Mısır seçimi ve siyaseti ayrı bir yazı konusu. Ama seçimle futbolu, siyasetle futbolu ilişkilendiren bir gelişme oldu seçimlerde: 1 milyon 762 bin 231 seçmen oyunu Muhammed Salah için kullandı. Evet, İngiltere’de Liverpool ile bu sezon masalsı bir performans sergileyen Salah için.</p>
<p><strong>Ülkesini Dünya Kupası’na Taşıdı</strong></p>
<p>Sezon başında 42 milyon avro (8 milyon bonus) bedelle Roma’dan Liverpool’a transfer olan Salah için ilk etapta soru işaretleri fazlaydı. Çünkü Basel’deki dikkat çeken performansını Chelsea’de devam ettirememişti. O yüzden yeniden Ada’ya dönmesi Kırmızılı taraftarları memnun etmemişti. Roma’da bir yeniden doğuş yaşamıştı ancak bugünden bakınca oradaki skorları Liverpool’un gol yollarına derman olur mu diye tartışılmıştı.</p>
<p>Salah ilk maçından itibaren tüm önyargıları kırdı. İngiltere Ligi bitmeden, futbol tatile girmeden 44 maç oynadı, 39 gol attı, 13 gol pası verdi şimdiye kadar. Şampiyonlar Ligi tarihinde bir sezonda en çok gol atan Afrikalı oyuncu oldu. Takımı Liverpool yarı finale çıkarken 8 gol attı. Gol sayısını artırma ihtimali var hâlâ. Yetmedi, Dünya Kupası elemelerinde kaydettiği 5 golle ülkesi Mısır’ı da sırtladı. 8 Ekim 2017’de Kongo’ya 90+4’te attığı penaltı golüyle 2-1 kazanılan maçta 28 yıl aradan sonra ülkesini Dünya Kupası’na uçurdu. Bugün Salah hem İngiltere’de hem de yurdunda büyük bir kahraman olmuş vaziyette. Her maç sonrası sosyal medya onun için yıkılıyor.</p>
<p><strong>Dominonun Diğer Taşları</strong></p>
<p>Kuzey Afrika futbolundaki bahar havası sadece Mısır’da yaşanmıyor. Fas 1998’den, Tunus 2006’dan sonra ilk kez bu yaz Dünya Kupası’nda sahaya çıkacak diğer ülkeler. Tunus’un elemelerdeki yenilgisiz liderliğinde bayrağı taşıyan isim forvet Youssef Msakni’ydi. 20 yıllık özlemi dindiren Fas’ta ise bizden isimleri görmek mümkün oldu. Elemelerde 4 gol kaydeden Evkur Yeni Malatyasporlu Khalid Boutaib performansı ile Rusya biletinin alınmasında başroldeydi. Fenerbahçe’den Nabil Dirar da vazgeçilmez isimlerden biri. Fas için kilit rol Hollanda doğumlu ve alt yaş kategorilerinde bu ülkenin formasını giyen Ajax oyuncusu Hakim Ziyech’te. Ziyech köklerine bağlı kalarak Fas’ı tercih etti; bunu yapmasaydı ülkesinin önemli bir kozdan yoksun olmasına sebep olabilirdi. Bu kararı ile takdir topladı on numara mevkiindeki oyuncu. Savunmada da Juventus’tan Medhi Benatia hayati öneme sahip. Fransa’da doğan ve U-18 için bu ülkeyi seçen Benatia da A Milli tercihini “baba ocağından” yana kullandı. Dünya Kupası’nda bu yaz yer alamasa da 2014’te hafızalara kazınan performansı ile adından söz ettiren Cezayir de bölgenin önemli bir gücü. Birçok ülkeye hatırı sayılır miktarda kalburüstü futbolcu ihraç ettiler.</p>
<p><strong>Neleri İyi Yapıyorlar?</strong></p>
<p>Mısırlı Salah, Premier League’de gollerini sıralarken, Cezayirli Riyad Mahrez ise aynı ligde Leicester City gibi bir takımı iki sene önce futbol tarihinin unutulmaz hikâyelerinden birisine imza atarak şampiyonluğa taşımıştı. Peki, bu etkiyi nasıl yaratabiliyorlar? Öncelikle oyuncu ihraç edebilmek çok önemli bu noktada. Bu ülkelerden çıkan isimler genç yaşta parladıktan sonra hemen Avrupa’ya yelken açıyorlar. Kıtanın futbol anlayışı ile kendi duygu yoğunluklu kültürlerini iyi harmanlayabiliyorlar. Bizim ülkemizdeki gibi aşırı paralar kazanıp kazık çakmıyorlar. Futbolcuların ailelerinin özellikle Fransa gibi ülkelere göç etmesi, alt yapılarını buralarda alabilmeleri de diğer bir etken. Coğrafi yakınlığı da unutmamak gerek. Asya’da veya Afrika’nın geri kalanında bir futbolcuyu gözlemlemektense Avrupa’ya bir hayli yakın olan bu ülkelerdeki maçların takibi hem yerinden izleme açısından hem de televizyon yayınları ile daha kolay. Bunun yanında çoğu isim son yıllarda iyi bir rol model olduklarının farkındalar. Bilinçli bir kariyer inşa ediyorlar. Artık o eski disiplinsiz, sorumsuz Kuzey Afrikalılar yok. Çünkü ülkelerindeki insanların tutunacak dalları futbol. Onca derdin içinde gurur duyacakları, mutlu olacakları bir alan bu spor. Öte yandan Avrupa’ya gittiklerinde Avrupalı gibi yaşamayı becerebiliyorlar. Geçmişte çoğu Türk futbolcunun yaptığı gibi “ben böyleyim, değişmem” demiyorlar. Son olarak dünyada milli takımların varlığının tartışılmaya açıldığı şu devirde bu bölgenin futbolcuları için milli takımda görev almak hala büyük önem taşıyor.</p>
<p>Yeteneklerini ülkelerine böylesine faydalı bir şekilde sunmalarının ana dinamiği de bu olsa gerek. Kuzey Afrika’da toplumları neler bekliyor, kestirmek güç ama yeşil sahalara gerçek anlamda bahar geldiği kesin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kuzey-afrikanin-futbol-bahari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
