<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kuran &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/kuran/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Feb 2023 11:25:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Kuran &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kur’an’dan Kaçanlar ve Onu Yakanlar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kurandan-kacanlar-ve-onu-yakanlar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kurandan-kacanlar-ve-onu-yakanlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2023 11:25:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[hakaret]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18652</guid>

					<description><![CDATA[Tarih boyunca inkârcıların Kur’an karşısında akıl dışı, çoğu kin ve nefretten kaynaklı duygusal yaklaşımları ve davranışları olmuştur. Bunlar Kur’an’dan kaçma, Kur’an’ı yok etme veya yok sayma, Kur’an’ı değiştirme talebi ve son numara Kur’an’ı yakma veya yırtma… Öyle görünüyor ki bu akıl dışılık, hakikate karşı körlük ve sağırlık ile kin ve nefret devam ettiği sürece bu tür olaylarla daha çok karşılaşacağız. Olanlara bakınca dünkü inkârcılarla bugünküler arasında çok fark olmadığı görülüyor. Hatta çağdaş kindarlar eskilerini aratacak düzeyde bir barbarlık ve vandallık içindeler, ırkçılıklarını Kur’an’ı yakmaya ve yırtmaya kadar vardırmış durumdalar. Çünkü bunların insanlık derdi olmadığı gibi değer ve kutsal algıları da yok olmuş. Kendilerini aşağıların aşağısına çekmişler, dibe vurmuşlar ve yaratılmışların en şerlisi olmayı tercih etmişler. İnsanlıktan tamamen sıyrılmışlar, kin ve nefret sarmalına dönüşmüşler. Bunların kapıldıkları hastalığın tedavisi yok. Çünkü ne hastalığı ne de tedaviyi kabul ediyorlar. “İnkârcıların bazıları öyle duruma gelmiştir ki, onları uyarman veya uyarmaman fark etmez. Onlar asla iman edecek değildirler. Kendilerini getirdikleri durum itibariyle Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş, gözlerine perde çekmiştir.” (Bakara 2/6-7) Çünkü onlar “Bizi çağırdığın şeylere karşı kalplerimiz kapalıdır, kulaklarımızda da tıkaç var; bir de seninle bizim aramızda perde bulunmaktadır. Sen yapacağını yap, biz de yapacağımızı yapacağız, diyorlar.” (Fussilet 41/5) Kur’an’da bu tiplerin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tarih boyunca inkârcıların Kur’an karşısında akıl dışı, çoğu kin ve nefretten kaynaklı duygusal yaklaşımları ve davranışları olmuştur. Bunlar Kur’an’dan kaçma, Kur’an’ı yok etme veya yok sayma, Kur’an’ı değiştirme talebi ve son numara Kur’an’ı yakma veya yırtma… Öyle görünüyor ki bu akıl dışılık, hakikate karşı körlük ve sağırlık ile kin ve nefret devam ettiği sürece bu tür olaylarla daha çok karşılaşacağız.</p>



<p>Olanlara bakınca dünkü inkârcılarla bugünküler arasında çok fark olmadığı görülüyor. Hatta çağdaş kindarlar eskilerini aratacak düzeyde bir barbarlık ve vandallık içindeler, ırkçılıklarını Kur’an’ı yakmaya ve yırtmaya kadar vardırmış durumdalar. Çünkü bunların insanlık derdi olmadığı gibi değer ve kutsal algıları da yok olmuş. Kendilerini aşağıların aşağısına çekmişler, dibe vurmuşlar ve yaratılmışların en şerlisi olmayı tercih etmişler. İnsanlıktan tamamen sıyrılmışlar, kin ve nefret sarmalına dönüşmüşler. Bunların kapıldıkları hastalığın tedavisi yok. Çünkü ne hastalığı ne de tedaviyi kabul ediyorlar. “İnkârcıların bazıları öyle duruma gelmiştir ki, onları uyarman veya uyarmaman fark etmez. Onlar asla iman edecek değildirler. Kendilerini getirdikleri durum itibariyle Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş, gözlerine perde çekmiştir.” (Bakara 2/6-7) Çünkü onlar “Bizi çağırdığın şeylere karşı kalplerimiz kapalıdır, kulaklarımızda da tıkaç var; bir de seninle bizim aramızda perde bulunmaktadır. Sen yapacağını yap, biz de yapacağımızı yapacağız, diyorlar.” (Fussilet 41/5)</p>



<p>Kur’an’da bu tiplerin çarpıcı tasvirleri bulunmaktadır. Halleri adeta umutsuz vaka olarak nitelenmektedir. Ancak Yüce Allah rahmeti gereği yaşadıkları sürece yine de tövbe kapısını bunlara açık tutar. Bizim de bunlara küçük de olsa bir açıklık bırakmamız rahîm ve rahmân olan Allah’ın kulu olmamızın bir gereğidir. Onlar ne kadar zulmetseler de Yüce Allah yine de onlara adil muamelede bulunacaktır. “Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ama insanlar kendilerine zulmederler.” (Yunus 10/44). Onlar için adalet terazisi ve adaletin gereğinin yerine geleceği yer hazırdır (bk. Bakara 2/24; Âl-i İmrân 3/131).</p>



<p>Bu tiplerden bazıları Kur’an’a karşı akla uygun bir gerekçe ortaya koyamadıkları için kaçmayı tercih ederler. Bunu ya inatlarından ya da kibirlerinden yaparlar. “Böyle birine âyetlerimiz okunduğunda sanki kulaklarında ağırlık varmış da işitemiyormuş gibi büyüklük taslayarak sırt çevirir” (Lokman 31/7). Çünkü onların ne Allah’a ne Hz. Peygamber’e ne de Kur’an’a tahammülleri vardır. “Kur’an’da tek olan Rabbini andığın vakit, nefretle arkalarını dönüp savuşurlar” (İsrâ 17/46).</p>



<p>Bu tipler “Allah’ın içlerinden seçtiği bir kuluna vahiyde bulunmasına” şaşırırlar da; taştan, tunçtan, ağaçtan yaptıkları putlara tapınmaya hiç şaşırmazlar. Dürüstlük abidesi Hz. Peygamber’e yönelik iftiraları tutmayınca “büyücü” yakıştırmasına sarılırlar (bk. Yunus 10/2). Onlara Hz. Peygamber’in şöyle cevap vermesi bildirilmiştir: Ey müşrikler! “Allah öyle dileseydi ne ben Kur’an’ı size okuyabilirdim ne de siz onu anlayabilirdiniz. Hâlbuki ben Kur’an nazil olmadan önce aranızda uzun bir süre yaşamıştım. Siz aklınızı kullanıp düşünmez misiniz?” (Yunus 10/16). Şayet bunlar akıllarını kullansalardı, Hz. Peygamber’in kırk yaşına kadar Kur’an veya benzeri bir şeyden bahsetmediğini yani kendiliğinden uyduracak biri olmadığını anlarlardı. Ama onlar bildikleri halde gerçeği saptırmaktan kaçınmamışlardır. İşte bu gibilerin sonlarını Yüce Allah şöyle beyan eder: “Bizim karşımıza çıkmayacaklarını zannedenler, dünya hayatıyla yetinip rahat ve refah içinde olanlar ve ayetlerimize sırtlarını dönenler var ya, onların yeri hak ettikleri cehennemdir.” (Yunus 10/7-8)</p>



<p>Bu tiplerin bazıları da Kur’an’ı değiştirme talebinde bulunmuşlardır. Dün bunu müşrikler yapıyordu, bugün vehimlerini gerçek zannedenler, kendilerini dev aynasında görenler, her şeye ayar çekme hevesine kapılanlar yapıyor. Nitekim kendini medeni zanneden bir devlet başkanı çıkıp “Kur’an’dan bazı ayetleri çıkarın” teklifinde bulunmuştu. “Onlara açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman, huzurumuza gelmeyeceklerini zannedenler “Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir” derler. Onlara de ki: “Onu kendiliğimden değiştirmeye hak ve yetkim yoktur, ben ancak bana vahiyle bildirilene uyarım. Eğer Rabbime itaatsizlik edersem şüphesiz dehşetli bir günün azabından korkarım.” (Yunus 10/15).</p>



<p>Kendilerini medeni ve çağdaş zanneden vandallar bu dünyanın yegâne olduğunu ve rahatlarının ebedi olacağını zannediyorlar. “Kendilerine dokunan bir darlıktan sonra bolluk ve rahatlık zevkini tattırdığımız zaman bir de bakarsın ki ayetlerimiz hakkında planlar kuruyorlar. Onlara de ki: Allah’ın planı daha sonuç alıcıdır ve kurduğunuz tuzaklarınızı elçilerimiz kaydetmektedirler” (Yunus 10/21). “Ey İnsanlar! Bu azgınlığınız aleyhinizedir. Şimdilik geçici dünyanın zevkini biraz sürün bakalım. Sonra döner bize gelirsiniz. Biz de bütün bu yapıp ettiklerinizi size tek tek haber veririz” (Yunus 10/ 23).</p>



<p>Bunlar “İsterler ki Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürüversinler; ama inkârcılar hoşlanmasalar da Allah nurunu muhakkak tamamlayacaktır” (Saf 61/8). Bu Vandallar ve “Müşrikler hoşlanmasa da, dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur” (Saf 61/9). Öyleyse endişeye mahal yok. Kulağını, gözünü ve gönlünü hakikate açan, aklını kullanan herkese Kur’an’ı okumaya, hak dini anlatmaya, yaşamaya ve yaşatmaya devam. &nbsp;“Buna rağmen yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter, O’ndan başka ilah yoktur, ben yalnız O’na güvenip dayanırım. O, her şeyin ve herkesin üstünde büyük gücün sahibidir” (Tevbe 9/129).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kurandan-kacanlar-ve-onu-yakanlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Meal Okumayın” Demek, “Allah’ı Dinlemeyin” Demektir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/meal-okumayin-demek-allahi-dinlemeyin-demektir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/meal-okumayin-demek-allahi-dinlemeyin-demektir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Oct 2022 09:53:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[meal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18527</guid>

					<description><![CDATA[Bu hafta Fırat Üniversitesinde düzenlenen “İslam ve Medeniyet 2. Uluslararası Sempozyumda “Mealcilik Bir İhya Hareketi Mi” adlı sunumu dinledik. Yıldırım Beyazıt Üniversitesinden katılarak sunum yapan bir hoca, özetle, “mealcilik az da olsa yararlı olmuş; ancak zararları çok daha fazla olmuştur” yargısında bulunarak, tehlikelerini dile getirdi. Bu sunumu dinledikten sonra, iki yıl önce yazdığım şu küçük makalenin yararlı olacağını düşünerek tekrar paylaşıyorum. Meal; Kur’an’ın tercümesi, Türkçeye çevrilmesi demektir. Çeviri ile Kur’an’ın deruni anlam dünyası bütünüyle ihata edilemediği için, “yaklaşık anlam” manasına gelen “meal” adını vermişlerdir. Evet, hiçbir çeviri Kur’an’a tam olarak “eşdeğer” değildir. Eşdeğeri olmadığından, her meal bir yorum olarak kabul edilir ve her yorum eleştiriye açıktır. Meal kavramını ilk defa Elmalılı Hamdi Yazır, Mehmet Akif’i Kur’an’ı tercümeye ikna etme sadedinde kullandığı bilinmektedir. Kur’an mutlaka her dile çevrilmelidir; zira Allah, ayetleri okuyup anlayalım, üzerinde tefekkür ve tedebbür edelim, olaylardan ders çıkaralım diye indirmiştir. Dolayısıyla imkanı olan her Müslüman Kur’an’ı okuyup anlamak zorundadır. Zaten başta Kur’an olmak üzere bütün kitaplar anlaşılmak için var edilmiştir. Türkiye’de yaşayan biz Müslümanlar için Türkçeye çevrilmiş onlarca meal ve tefsir kitabı bulunmaktadır. Bu meal ve tefsirlerde kimi ayetlerin farklı anlam ve tefsire sahip olmaları doğal ve fikirde zenginlik olarak kabul edilmelidir. Dolayısıyla meal okurları, okudukları ayetleri mutlaklaştırmamalı, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu hafta Fırat Üniversitesinde düzenlenen “İslam ve Medeniyet 2. Uluslararası Sempozyumda “Mealcilik Bir İhya Hareketi Mi” adlı sunumu dinledik.</p>



<p>Yıldırım Beyazıt Üniversitesinden katılarak sunum yapan bir hoca, özetle, “mealcilik az da olsa yararlı olmuş; ancak zararları çok daha fazla olmuştur” yargısında bulunarak, tehlikelerini dile getirdi.</p>



<p>Bu sunumu dinledikten sonra, iki yıl önce yazdığım şu küçük makalenin yararlı olacağını düşünerek tekrar paylaşıyorum.</p>



<p>Meal; Kur’an’ın tercümesi, Türkçeye çevrilmesi demektir. Çeviri ile Kur’an’ın deruni anlam dünyası bütünüyle ihata edilemediği için, “yaklaşık anlam” manasına gelen “meal” adını vermişlerdir.</p>



<p>Evet, hiçbir çeviri Kur’an’a tam olarak “eşdeğer” değildir. Eşdeğeri olmadığından, her meal bir yorum olarak kabul edilir ve her yorum eleştiriye açıktır. Meal kavramını ilk defa Elmalılı Hamdi Yazır, Mehmet Akif’i Kur’an’ı tercümeye ikna etme sadedinde kullandığı bilinmektedir.</p>



<p>Kur’an mutlaka her dile çevrilmelidir; zira Allah, ayetleri okuyup anlayalım, üzerinde tefekkür ve tedebbür edelim, olaylardan ders çıkaralım diye indirmiştir. Dolayısıyla imkanı olan her Müslüman Kur’an’ı okuyup anlamak zorundadır. Zaten başta Kur’an olmak üzere bütün kitaplar anlaşılmak için var edilmiştir.</p>



<p>Türkiye’de yaşayan biz Müslümanlar için Türkçeye çevrilmiş onlarca meal ve tefsir kitabı bulunmaktadır. Bu meal ve tefsirlerde kimi ayetlerin farklı anlam ve tefsire sahip olmaları doğal ve fikirde zenginlik olarak kabul edilmelidir.</p>



<p>Dolayısıyla meal okurları, okudukları ayetleri mutlaklaştırmamalı, başka meallerde başka anlamların olabileceğini de hesaba katmalıdırlar. Nihayetinde okunan bir meal, bir insanın ayetlerden anladığıdır ve onun yorumudur; bütünüyle Allah’ın istediği anlam olduğu iddia edilemez. Onun için mümkün olduğunca mealleri karşılaştırmalı okumakta fayda vardır.</p>



<p>Meal hakkında bu kısa açıklamadan sonra şimdi asıl soruya gelelim.</p>



<p>Hocanın biri “meal okumayın, imanınız sarsılır” diyerek, müminleri Allah’ın kitabını anlamaktan uzak tutmaya çalışmaktadır. Peki bu ve bu zihniyette olanlar, “ayetlerimiz size okunmadı mı” (Mü’minun 105) ilahi suale nasıl cevap vereceklerdir! Allah’ın ayetlerini okumak isteyenleri engellemenin ne denli ağır bir suç olduğunu bilmiyorlar mı?</p>



<p>Sizce bu hoca samimi olabilir mi? Olamaz, ikiyüzlüdür; çünkü kendisi sohbetlerinde ayetleri Arapça okuduktan sonra, mealini vermeye başlıyor. Yani, ayetleri anlamak ve anlatmak için meale (Türkçe çeviriye) başvuruyor. Kendisinin imanı da sarsılıyor mu acaba!</p>



<p>“Meal okumayın imanınız sarsılır” diyen meal karşıtı hocanın gerekçesi şudur: Osmanlı, Selçuklu ve Karahanlılar’da meal yoktu. Kendilerince yazdıkları mevlitleri vardı.” (Harika bir gerekçe!)</p>



<p>Kur’an’ın anlaşılması bizzat Allah tarafından istenmişken (Biz Kur’an’ı düşünüp anlayasınız diye Arapça bir hitabe olarak indirdik) ve bu emir dikkate alınarak onlarca meal ve tefsir yazılmışken, hangi hakla meal okumaya karşı çıkılır? Kur’an başka türlü nasıl anlaşılır? Kur’an’ı anlamak için meal okuyan samimi Müslümanlar nasıl “mealci” diye aşağılanır?</p>



<p>Maalesef, Allah’ın kitabının/hitabının anlaşılmasına yönelik tartışmalar bir türlü bitmek bilmiyor. Bazı çevreler, bilerek veya bilmeyerek onun etkisini itibarsızlaştırmaya bütün gücüyle devam etmektedir. Peki, ben soruyorum; uzmanları tarafından tercüme edilmiş Kur’an’ı, bir Müslümanın alıp okuması ve anlamaya çalışması niçin zararlı olsun? Arapçanın bütününe vakıf olmayan bir Müslüman, Allah’ın kitabını tercümelerden (meallerden) okumadan nasıl anlayacak ve nasıl uyarılacaktır?</p>



<p>Düşünün! “De ki bu Kur’an, sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için bana vahyedildi…” (6/19) derken, muhatapları onu anlamadan nasıl uyarılacaklardır?</p>



<p>Kur’an’ın gönderiliş amacı dikkate alındığında, Arapçasından okuyup huzur duyan, ancak anlamından (mealinden) rahatsız olan bir toplumun Kur’an’la tanıştığı asla söylenemez. Meale (anlamaya) karşı çıkan, Kur’an’ın gönderiliş maksadını anlayamamıştır. Anlamadan okuyanlar, onun bir öğüt kitabı olduğunu söyleyemezler. Şayet söylüyorlarsa, bu samimiyetsizliktir, ikiyüzlülüktür.</p>



<p>Sosyal medyada kimi meal düşmanlarını görüyoruz; “Kur’ancılar”, “Mealciler” diye ağızlarını açtıklarında sanki inkarcı, yalancı, iftiracı, aşağılık, büyük bir günah işlemiş kimseleri tarif eder gibi sorumsuzca davranmaktadırlar. Halbuki “Mealci” sıfatıyla kötülemek istediğiniz Müslüman kardeşleriniz, Kur’an’ı okuyup anlamaya çalışarak Allah’ın emrini yerine getirmektedirler. Kimin adına konuşarak Kur’an’ı (dinini) öğrenmeye çalışanları tekfir edercesine kötülüyorsunuz? Bunu yapanlar sahiden Allah’ın emrine karşı çıktıklarının farkında değiller mi? (Yoksa bu bir proje mi? Bu proje kime yarar, ona bakmak lazım!)</p>



<p>Onun için diyorum ki içimizdeki bu fitne ateşini (projeyi) görelim. Başta Elmalılı Hamdi Yazır olmak üzere meal yazanlar, eğlence olsun diye Allah’ın Kitabını Türkçeye çevirmediler. Allah’ın “anlayasınız diye size bu Kitab’ı indirdik” beyanını dikkate alarak çevirdiler.</p>



<p>Kur’an’ı meallerden okuyup anlamaya çalışanları bırakın kötülemeyi, takdir etmemiz gerekir. Çünkü Allah’ın bizden istediği anlayarak okumaktır. Dolayısıyla Kur’an Arapçasını bilmeyenlerin, yazılan meallerden okuyup anlamaya çalışması kadar doğal bir iş yoktur. Onun için hiçbir samimi Müslüman meal okumaya karşı çıkamaz. “Mealciler” sıfatıyla kimseyi itham edemez.</p>



<p>Meal okumaya karşı çıkanların endişeleri ve iddiaları “Resulullah as’ın devre dışı bırakılması” ise, bu endişe ve iddia asla haklı olamaz; zira Resulullah’ı en iyi tanıtan ve ona itaat edilmesi gerektiğini söyleyen Kur’an’dır. Dolayısıyla Resulullah as’ı Kur’an’dan tanıyan kimse, onu asla devre dışı bırakamaz.</p>



<p>Resulullah as’ın ciddiye alınmaması ve bir “postacı” gibi gösterilmesi tartışmaları üzerinden meal okuyanlara saldırmak ve faturayı onlara çıkartmaya çalışmak asla kabul edilir bir durum değildir. Esasen faturayı meal okuyanlara çıkartanlar, -bilerek veya bilmeyerek- faturayı Kur’an’a (Allah’a) çıkartmış olurlar. Bu kafaya (zihniyete) göre, Allah öyle bir hitabe (metin) göndermiş ki okuyanın aklı karışıyor ve Resulullah as’a düşman kesiliyor!</p>



<p>Elbette başka alanlarda olduğu gibi Kur’an’ı anlama konusunda da kimi ayetleri kendi ideolojik emelleri doğrultusunda kullanmaya çalışanlar olacaktır. Veya yeterli altyapıya, usul ve donanıma sahip olmadan “ahkam kesenler” olacaktır. Bunlar var diye Kur’an’ı anlama çabamızdan vaz mı geçeceğiz!</p>



<p>Hayır, asla! İfrat ve tefrite kaçan yorumlar varsa, bu yorumlara karşı “doğru ve maksada uygun yorumlar” yapılır ve sahipleri güzel bir üslupla uyarılır. Yani uyarılması gerekenler, her meal ve tefsir okuyanlar değil, İfrat ve tefrite kaçıp ayetlerden yanlış yorumlar ve ideolojik çıkarlar sağlamaya çalışanlar olmalıdır.</p>



<p>Özetle belirtmek isterim ki hiç kimse tarikatının, grubunun, cemaatinin paradigmasıyla hareket ederek, “Kur’an’ı anlama çabasında olanlara” söz söyleme hakkına sahip olamaz; zira Kur’an’ı anlamayı Allah emretmekte ve üstelik anlamasını kolaylaştırmaktadır: “Biz bu Kur’an’ı öğüt almak isteyenler için kolaylaştırdık. Niçin düşünmüyorsunuz!” (Kamer 17)</p>



<p>Onun için Allah’ın emrettiği bir görevi yerine getirenlerin (Kur’an’ı anlamaya çalışanların) imanı asla sarsılmaz; bilakis okuyup anlamaya çalışan müminlerin imanları artar; ama Kur’an’a “anlaşılmayan ve saptıran kitap” muamelesi yapan ve kendileri meal okudukları halde başkalarına reva görmeyen samimiyetsiz ve ikiyüzlülerin de nifakı artırır.</p>



<p>Herkes bilmelidir ki “meal okumayın” diyenler, esasen “Allah’ı dinlemeyin” demektedirler. Niyetleri ne olursa olsun, sonuçta insanları Allah’ın hitabından uzaklaştırmaktadırlar. Resulullah’ı devre dışı bırakanlarla mücadele etmek istiyorlarsa, lütfen Kur’an mealini kendilerine malzeme yapmasınlar. Bilsinler ki Kur’an meali, insanları Resulullah’tan uzaklaştırmaz; aksine onu en doğru şekilde tanıtır.</p>



<p>“Biz, Kuran’ı düşünüp anlayasınız diye Arapça okunan bir hitabe olarak indirdirk.” (Yusuf 2)</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/meal-okumayin-demek-allahi-dinlemeyin-demektir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevilikte Kur’an’ın Yeri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/alevilikte-kuranin-yeri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/alevilikte-kuranin-yeri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhsan ÜNLÜ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jun 2022 14:13:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18310</guid>

					<description><![CDATA[Aleviler de tıpkı Sünniler gibi Kur’an’ın Allah tarafından gönderilen son Kutsal Kitap olduğuna inanırlar. Aynı şekilde Kur’an’dan önce gönderilen kutsal kitaplar olduğunu ve bunların da aslı itibariyle hak olduğunu kabul ederler. Aşık Veysel’in ifadesiyle; “Kur’an’a bak İncil’e bak/ Dört Kitabın dördü de hak/ Hakir görüp ırk ayırmak/ Hakikatte yüz karası” dır. İmam Cafer Sadık Buyruğuna göre; &#8221; … Hazreti Kur&#8217;an içinde her ne emrolundu ise, ona iman etmek &#8230; İşte iman budur&#8221;. (Atalay, s. 12) Alevilikte önemli referans kaynaklarından olan Buyruklarda değişik görüşler ele alınırken özellikle Kur&#8217;an ayetlerine dayanılır ve pek çok düşünce, meşruiyetini Kur&#8217;an&#8217;dan alır. Özellikle dede ve aşıkların Kur&#8217;an&#8217;ın buyruklarını yerine getirmesi ve cemlerde Kur&#8217;an&#8217;ı övmesi gerekir. Sözleri Kur&#8217;an&#8217;a uymayan aşığın sözüne itibar olunmaz. Yine ayetsiz söz söyleyip, nasihat eden dedenin söylediği sözler muteber değildir. (Harun Yıldız, Anadolu’da Aleviliğin Dünü ve Bugünü, s.418) Alevi çevrelerde “Başımız Kur’an’a bağlıdır” sözü yaygındır. Bu sözün gereği olarak, doğum, nikah, düğün, askere uğurlama, asker karşılama gibi merasimlerde Kur’an okutulur. Bunun yanında ölüm hastasının başucunda ve mezarlıklarda, ölenin yedinci ve kırkıncı günlerinde can aşı denilen zamanlarda Kur’an okutulur. Cem törenlerinde ve sair zamanlarda Kur’an metin olarak okunmakla beraber çoğu zaman da mealiyle birlikte okunur. Buna gerekçe olarak da okunan metnin anlaşılması gerektiği hususuna &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Aleviler de tıpkı Sünniler gibi Kur’an’ın Allah tarafından gönderilen son Kutsal Kitap olduğuna inanırlar.</p>



<p>Aynı şekilde Kur’an’dan önce gönderilen kutsal kitaplar olduğunu ve bunların da aslı itibariyle hak olduğunu kabul ederler.</p>



<p>Aşık Veysel’in ifadesiyle; “Kur’an’a bak İncil’e bak/ Dört Kitabın dördü de hak/ Hakir görüp ırk ayırmak/ Hakikatte yüz karası” dır.</p>



<p>İmam Cafer Sadık Buyruğuna göre; &#8221; … Hazreti Kur&#8217;an içinde her ne emrolundu ise, ona iman etmek &#8230; İşte iman budur&#8221;. (Atalay, s. 12)</p>



<p>Alevilikte önemli referans kaynaklarından olan Buyruklarda değişik görüşler ele alınırken özellikle Kur&#8217;an ayetlerine dayanılır ve pek çok düşünce, meşruiyetini Kur&#8217;an&#8217;dan alır.</p>



<p>Özellikle dede ve aşıkların Kur&#8217;an&#8217;ın buyruklarını yerine getirmesi ve cemlerde Kur&#8217;an&#8217;ı övmesi gerekir. Sözleri Kur&#8217;an&#8217;a uymayan aşığın sözüne itibar olunmaz.</p>



<p>Yine ayetsiz söz söyleyip, nasihat eden dedenin söylediği sözler muteber değildir. (Harun Yıldız, Anadolu’da Aleviliğin Dünü ve Bugünü, s.418)</p>



<p>Alevi çevrelerde “Başımız Kur’an’a bağlıdır” sözü yaygındır. Bu sözün gereği olarak, doğum, nikah, düğün, askere uğurlama, asker karşılama gibi merasimlerde Kur’an okutulur.</p>



<p>Bunun yanında ölüm hastasının başucunda ve mezarlıklarda, ölenin yedinci ve kırkıncı günlerinde can aşı denilen zamanlarda Kur’an okutulur.</p>



<p>Cem törenlerinde ve sair zamanlarda Kur’an metin olarak okunmakla beraber çoğu zaman da mealiyle birlikte okunur. Buna gerekçe olarak da okunan metnin anlaşılması gerektiği hususuna dikkat çekerler.</p>



<p>Yine Alevilere göre Hz. Ali Kur’an-ı Nâtık yani Konuşan Kur’an’dır.</p>



<p>İlmin Kapısı olan İmam Ali engin ilmi ve ferasetiyle Kur’an’ı toplamış, açıklamış ve batın yönüyle yaşatmaya çalışmıştır.</p>



<p>Kutsal Kitaplar ve Kur’an, Alevi-Bektaşi edebiyatında da geniş yer tutar; örneğin camiada çok sevilen Yunus Emre’ye göre, insanın bu dünyada varlık nedeninin Kur’an’ı bilmekle çok yakın ilişkisi vardır:</p>



<p>Her kim Kur’an bilmedi</p>



<p>Sanki cihana gelmedi</p>



<p>Derdine derman bulmadı</p>



<p>İşlerine pişman ola. (Yunus Emre Divanı, s. 96)</p>



<p>Yunus Emre bir başka dörtlüğünde Kur’an’ın rahmet yönüne dikkat çeker:</p>



<p>Kur’an oku sen ey veli</p>



<p>Terkeylegil haram malı</p>



<p>Münker Nekir’in suali</p>



<p>Ta ki sana âsân ola. (a.g.e., s.96)</p>



<p>Bektaşilikte güruh-u nâci (kurtuluşa erenler) olmanın yolu Kur’an’a vakıf olmaktan geçer:</p>



<p>Ger dilersen ehl-i nâci olmaya</p>



<p>Geç bu kesretten kitabullah oku. (Özmen, C.II, s. 41)</p>



<p>Niyazi Mısri “kemal-i devlet istersen oku âyât-ı Kur’an’ı” demek suretiyle, Kur’an okumanın büyük bir nimet olduğuna dikkat çekmektedir. (Niyazi Divanı, s. 41)</p>



<p>Büyük ozanlardan Virani’ye göre muvahhid mümin olmanın ölçüsü Kur’an’ı ezber ve yaşamaktır:</p>



<p>Bugün Fazl-ı Hüda’nın perveriyem</p>



<p>Kelam-ı vahy-i Hakk’ın ezberiyem</p>



<p>Tecelli kılmışam vech-i Kadim’i</p>



<p>Cemal-i Kibriya’nın mazhariyem</p>



<p>Muhammed âline kıldım şehadet</p>



<p>Be dem mümin muvahhid Haydariyem. (Aşık Virani Divanı, s. 147)</p>



<p>Sonuç olarak, diğer inanç esaslarında olduğu gibi kutsal kitaplara iman hususunda da Alevilikte hiçbir tereddüt yoktur. Bu kutsal kitapların hepsi haktır, son kutsal kitap Kur’an’ın ayrı bir yeri ve önemi vardır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/alevilikte-kuranin-yeri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e Göre Müşriklerin Nitelikleri (Kendimizi Kontrol Edelim)</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kuran-i-kerime-gore-musriklerin-nitelikleri-kendimizi-kontrol-edelim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kuran-i-kerime-gore-musriklerin-nitelikleri-kendimizi-kontrol-edelim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 May 2022 12:51:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18253</guid>

					<description><![CDATA[Biz burada bir Kur’an taraması yaparak müşriklerin bazı vasıflarını ve gerçek kimliklerini tanıtacağız. Amacımız böyle bir hastalığa düşmekten nefsimizi ve insanımızı korumaktır. Onlar gibi olmamak için bilinmesinde fayda gördüğümüz şirke ait nitelikleri ve onlara karşı alınması gereken tavırları şöyle sıralayabiliriz: 1- Müşrikler korkak ve güvensiz kimselerdir.[1] 2- Hakikate duyarsız, inatçı ve kalpleri kilitlidirler.[2] 3- Dünya hayatına çok düşkündürler ve cenneti dünyada aradıkları için çok uzun yaşamak isterler.[3] 4- Mü’minler için asla hayırlı ve güzel bir şey istemezler; hayra karşı hasettirler.[4] 5- İnsanların özellikle de Müslümanların ibadet özgürlüklerini engellemek isterler ve mabetlerini tahrip bile ederler.[5] 6- Allah’a ortak koşarak ve çocuk isnadında bulunarak iftira ederler.[6] 7- Yahudiler ve Hristiyanlar da müşriktirler.[7] 8- Allahtan başka varlıkları; babalarını, atalarını, çocuklarını veya idarecilerini Allah’ı sever gibi severler.[8] 9- En büyük fitne şirktir.[9] 10- Müşrik erkek ve kadınlarla evlenmek dinen yasaktır.[10] 11- Müşrikler sırdaş edinilmemelidirler.[11] 12- Devam eden şirk Allah Teâlâ’nın affı kapsamında değildir.[12] 13- Müşriklerden Müslümanlara ülü’l emr olmaz.[13] 14- Putlara dua ederler ve tapınırlar; putperesttirler.[14] 15- Allah Teâlâ şirki ve müşrikleri lanetlemiştir.[15] 16- Müşriklere cennete girmek haram kılınmıştır.[16] 17- Teslis inancına sahip Hristiyanlar müşrik ve putperesttirler.[17] 18- Eti yenilip yenilmeyecek hayvanlarla ilgili Allah’a rağmen bilgisizce kural koymak şirk geleneğidir.[18] 19- Müşrikler atalarını din &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Biz burada bir Kur’an taraması yaparak müşriklerin bazı vasıflarını ve gerçek kimliklerini tanıtacağız. Amacımız böyle bir hastalığa düşmekten nefsimizi ve insanımızı korumaktır. Onlar gibi olmamak için bilinmesinde fayda gördüğümüz şirke ait nitelikleri ve onlara karşı alınması gereken tavırları şöyle sıralayabiliriz:</p>



<p>1- Müşrikler korkak ve güvensiz kimselerdir.[1]</p>



<p>2- Hakikate duyarsız, inatçı ve kalpleri kilitlidirler.[2]</p>



<p>3- Dünya hayatına çok düşkündürler ve cenneti dünyada aradıkları için çok uzun yaşamak isterler.[3]</p>



<p>4- Mü’minler için asla hayırlı ve güzel bir şey istemezler; hayra karşı hasettirler.[4]</p>



<p>5- İnsanların özellikle de Müslümanların ibadet özgürlüklerini engellemek isterler ve mabetlerini tahrip bile ederler.[5]</p>



<p>6- Allah’a ortak koşarak ve çocuk isnadında bulunarak iftira ederler.[6]</p>



<p>7- Yahudiler ve Hristiyanlar da müşriktirler.[7]</p>



<p>8- Allahtan başka varlıkları; babalarını, atalarını, çocuklarını veya idarecilerini Allah’ı sever gibi severler.[8]</p>



<p>9- En büyük fitne şirktir.[9]</p>



<p>10- Müşrik erkek ve kadınlarla evlenmek dinen yasaktır.[10]</p>



<p>11- Müşrikler sırdaş edinilmemelidirler.[11]</p>



<p>12- Devam eden şirk Allah Teâlâ’nın affı kapsamında değildir.[12]</p>



<p>13- Müşriklerden Müslümanlara ülü’l emr olmaz.[13]</p>



<p>14- Putlara dua ederler ve tapınırlar; putperesttirler.[14]</p>



<p>15- Allah Teâlâ şirki ve müşrikleri lanetlemiştir.[15]</p>



<p>16- Müşriklere cennete girmek haram kılınmıştır.[16]</p>



<p>17- Teslis inancına sahip Hristiyanlar müşrik ve putperesttirler.[17]</p>



<p>18- Eti yenilip yenilmeyecek hayvanlarla ilgili Allah’a rağmen bilgisizce kural koymak şirk geleneğidir.[18]</p>



<p>19- Müşrikler atalarını din dâhil hayatın birçok alanında körü körüne taklit ederler.[19]</p>



<p>20- Hiçbir peygamber ümmetine şirki emretmemiştir.[20]</p>



<p>21- Müşrikler vahye masal muamelesi yaparlar ve onun ruhunu anlamazlar.[21]</p>



<p>22- Ahirette şirklerinden dolayı pişman olup dünyaya iman etmek için tekrar döndürülmeyi talep edeceklerdir.[22]</p>



<p>23- Hayatı materyalist değerlendirirler ve ahireti inkâr ederler.[23]</p>



<p>24- Hakikate karşı ahraz ve doğruyu söylemekte kekemedirler.[24]</p>



<p>25- Allah’ın ayetlerinin aleyhinde konuşulduğu müşrik meclislerine tavır almak veya protesto etmek imanın gereğidir.[25]</p>



<p>26- Dinin emir ve yasaklarını, eğlence konusu ederler.[26]</p>



<p>27- Şirk üzerine öldüklerinde dünyalık hiçbir şeyleri fayda vermeyecek ve kurtuluş umutları da olmayacaktır.[27]</p>



<p>28- İmanla şirk asla bir arada olamazlar; imanda sentez yoktur.[28]</p>



<p>29- Mü’minlere karşı aşırı düşmandırlar. [29]</p>



<p>30- Şirki doğuran en büyük sebep Allah Teâlâ’yı yeterince bilmemek; marifet eksikliğidir.[30]</p>



<p>31- Hiçbir müşrike şefaat edilmeyecek ve hiçbir müşrik de şefaat edemeyecektir.[31]</p>



<p>32- Şirk ilmi temellerden yoksun uydurma bir inanç ve hayat tarzıdır.[32]</p>



<p>33- Şirki veya hidayeti tercih etmek insanın elindedir; Allah kimseyi şirke zorlamaz.[33]</p>



<p>34- Müşriklerin kutsalına küfür ederek onların da Allah’a ve emirlerine küfür etmelerine vesile olunmamalıdır.[34]</p>



<p>35- Müşriklerin en büyük özelliklerinden biri de hakikate karşı inatçı tavırlarıdır.[35]</p>



<p>36- Hakikat kalabalıklarda aranmaz; müşriklerin çoğunluk olmaları hak da olduklarına delalet etmez.[36]</p>



<p>37- Müşrikler her zaman şeytanın vesvesesi altındadırlar.[37]</p>



<p>38- Hayvanları keserken kasıtlı besmele çekmemek şirktir.[38]</p>



<p>39- Risaletin Vehbi değil de kesbi olduğuna; şairlere veya zenginlere verileceğine inanırlar.[39]</p>



<p>40- Yaptıkları salih amellerin (!) Allah katında hiçbir değeri yoktur.[40]</p>



<p>41- Ürünlerinden ve hayvanlarından putlarına pay ayırırlar; yoksullara cimri davranıp putperestlere ise vergi verirler.[41]</p>



<p>42- Müşriklerin çoğu rızık endişesi veya kızları ar vesilesi gördükleri için çocuklarını doğmadan veya doğunca öldürürler.[42]</p>



<p>43- Keyfi ve cahilce helal haram tayin ederler.[43]</p>



<p>44- Cebir düşüncesi şirktir ve Allah’a iftiradır.[44]</p>



<p>45- Allah Teâlâ şirki haram kılmıştır.[45]</p>



<p>46- Şirk kendisini değişik adlarla ve hayat tarzlarıyla gösterebilir.[46]</p>



<p>47- Hz. İbrahim dâhil hiçbir peygamberin şirke yakınlıkları yoktur; peygamberler şirkten beridirler.[47]</p>



<p>48- Allah’ın ayetlerini yalanlarlar ve içeriklerine iman etmezler.[48]</p>



<p>49- Müşrikler asla cennete giremeyecekler ve dünyadaki yaptıkları iyi şeylerin karşılığı küfürleri nedeniyle kendilerine sevap olarak dönmeyecektir.[49]</p>



<p>50- Kur’an dinlemek ve hidayetle tanışmak isteyen müşriklere gerekli kolaylıklar sağlanır.[50]</p>



<p>51- Ayet dinlemekten hoşlanmazlar; nefret ederler.[51]</p>



<p>52- Müşrik yakınlar ve akrabalar asla veli edinilmemelidirler.[52]</p>



<p>53- Din ve siyaset büyüklerini tanrılaştırırlar.[53]</p>



<p>54- Velev ki insanın en yakınları da olsa müşrik olarak ölenlere bağışlanmaları için dua edilmez, rahmet dilenmez ve cenazeleri üzerine namaz kılınmaz.[54]</p>



<p>55- Tapındıkları putların ahirette kendilerine şefaatçi/yardımcı olacaklarına inanırlar.[55]</p>



<p>56- Aşırı korku ve tehlike anlarında Allah’ı hatırlarlar ve O’na dua ederler.[56]</p>



<p>57- Kur’an-ı Kerim’in uydurma; beşer sözü olduğunu iddia ederler.[57]</p>



<p>58- Allah’a rağmen cahilce ve keyfi şekilde helal-haram tayin ederler. [58]</p>



<p>59- Allah’a çocuk isnat ederler.[59](Yahudiler, “Üzeyir Allah’ın oğludur”; Hıristiyanlar da “İsa Allah’ın oğludur” dediler ve müşrik oldular.)</p>



<p>60- Müşriklerle beraber olunmaz ve onlara inançları nedeniyle sempati bile duyulmaz.[60]</p>



<p>61- Müşrikler ateist değildirler; Allah’a başka varlık ve kurumları eş koşarak inanırlar.[61]</p>



<p>62- Müşriklere karşı her zaman ilkeli ve tavırlı olunmalıdır.[62]</p>



<p>63- Kur’an kıssalarının esprisini anlayamadıklarından ona masal gibi bakarlar ve kıssaların mizansen olduğuna inanırlar.[63]</p>



<p>64- Kız çocuklarının doğmasına çok üzülürler.[64]</p>



<p>65- Ahirette kurtulmanın yolu Allah’a şirk koşmadan Müslümanca ölebilmektir.[65]</p>



<p>66- Akıllı değil ama akılcıdırlar.[66]</p>



<p>67- Örnek olacak insan bir peygambere iman etmek istemezler.[67]</p>



<p>68- Sorunlara çözüm üreten ve hayatlarına müdahale eden bir vahiy yerine, hayata karışmayan bir kitap anlayışına sahiptirler.[68]</p>



<p>69- Çocukların şirke düşmemeleri için din eğitimleri ailede ve erken yaşta verilmelidir.[69]</p>



<p>70- Şirk başta olmak üzere Allah Teâlâ’ya isyan konusunda hiç kimseye itaat edilmez.[70]</p>



<p>71- Meleklere cinsiyet atfederler ve onların dişil varlıklar olduğuna inanırlar.[71]</p>



<p>72- En büyük ilahları hevalarıdır.[72]</p>



<p>73- Dinleri parçacıldır, bütüncül bir imanları yoktur. [73]</p>



<p>74- Atalarını körü körüne taklit ederler. [74]</p>



<p>75- Putlarının aracı varlık olduğunu iddia ederler.[75]</p>



<p>76- Hayatlarını parçalarlar ve her alanını bir putla anlamlandırırlar.[76]Politeisttirler.</p>



<p>77- Günahlara karşı çok cesaretlidirler.[77]</p>



<p>78- Dini emirlere karşı kibirlidirler.[78]</p>



<p>79- Zorbadırlar; ibadet özgürlüğünü engellerler.[79]</p>



<p>80- İftiracıdırlar.[80]</p>



<p>81- Hiçbir müşrike/kâfire ahirette yardım/şefaat edilmeyecektir.[81]</p>



<p>82- Kainattaki mükemmel düzen şirkin imkânsızlığına delalet etmektedir.[82]</p>



<p>83- Müşrikler İslâm’ın iktidar ve hayata hâkim o istemezler veya İslâm’ın iktidar olmasına karşı çıkmak şirk ahlakıdır.[83]</p>



<p>Bütün bu sayılan kötü niteliklerinden dolayı peygamberlerin ilk yasakladıkları şey de şirk olmuştur.[84] Müşriklerle ilişkiler bağlamında ise şu uyarı yapılmıştır: “وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ” “Eğer müşriklere itaat ederseniz siz de mutlaka onlardan olursunuz”[85] “Küfrü imana tercih eden babamız veya kardeşimiz de olsa onları veli edinmememizi”[86]emreden Kur’an, müşriklerin hiçbir türünün mü’minler ve kurumları üzerinde velayetlerinin olmadığını vurgulamıştır.[87] Hz. Peygamber (sav) de, değil velayet, onları adam yerine koymak suretiyle istişare yapmayı bile hoş karşılamamıştır. Bu meyanda şöyle buyurmuştur: “Müşriklerin ateşi ile aydınlanmayınız.(onların görüşlerine başvurarak kendinize yol belirlemeyiniz)[88]Zira müşrikler inançlarındaki taassupları nedeniyle Müslümanlara kesinlikle doğruyu göstermezler. Müslümanların hayırlar elde etmelerini istemezler.</p>



<p>[1]Bak. A’li İmran 3/151</p>



<p>[2] Bak: Bakara 2/7</p>



<p>[3] Bak: Bakara2/96</p>



<p>[4] Bak: Bakara 2/105</p>



<p>[5] Bak: Bakara ‘/114</p>



<p>[6] Bak: Bakara 2/116; Nisa 4/48</p>



<p>[7] Bak: Bakara 2/135; Âl-i İmran 3/67</p>



<p>[8] Bak: Bakara 2/165</p>



<p>[9] Bak: Bakara 2/193</p>



<p>[10] Bak: Bakara 2/221</p>



<p>[11] Bak: Âl-i İmran 3/118</p>



<p>[12] BaK: Nisa 4/48, 116</p>



<p>[13] Bak: Nisa 4/59</p>



<p>[14] Bak: Nisa 4/117</p>



<p>[15] Bak: Nisa 4/118</p>



<p>[16] Bak: Maide 5/72</p>



<p>[17] Bak: Maide 5/73-76</p>



<p>[18] Bak: Maide 5/103</p>



<p>[19] Bak: Maide 5/104; A’raf 7/28</p>



<p>[20] Bak: Maide 5/116</p>



<p>[21] Bak: Enam 6/25</p>



<p>[22] Bak: Enam 6/27</p>



<p>[23] Bak: Enam 6/29</p>



<p>[24] Bak: Enam 6/39</p>



<p>[25] Bak: Enam 6/68</p>



<p>[26] Bak: Enam 6/70; A’raf 7/51</p>



<p>[27] Bak: Enam 6/70</p>



<p>[28] Bak: Enam 6/82</p>



<p>[29]Bak. Maide 5/82</p>



<p>[30] Bak: Enam 6/91</p>



<p>[31] Bak. Enam 6/94</p>



<p>[32] Bak: Enam 6/100</p>



<p>[33][33] Bak: Enam 6/107; Nahl 16/35</p>



<p>[34] Bak: Enam 6/108</p>



<p>[35] Bak: Enam 6/111</p>



<p>[36] Bak: Enam 6/116</p>



<p>[37] Bak: Enam 6/121</p>



<p>[38] Bak: Enam 6/121</p>



<p>[39] Bak: Enam 6/124</p>



<p>[40]Bak. İbrahim 14/18; Tevbe 9/19</p>



<p>[41] Bak: Enam 6/136</p>



<p>[42] Bak: Enam 6/137, 140</p>



<p>[43] Bak: Enam 6/138</p>



<p>[44] Bak: Enam 6/148</p>



<p>[45] Bak: Enam 6/151</p>



<p>[46] Bak: Enam 6/153</p>



<p>[47] Bak: enam 6/161</p>



<p>[48] Bak: A’raf 7/37</p>



<p>[49] Bak: A’raf 7/40</p>



<p>[50] Bak: Tevbe 9/6</p>



<p>[51]Bak. Hac 22/72; Fussilet 41/26</p>



<p>[52] Bak: Tevbe 9/23</p>



<p>[53]Bak. Tevbe 9/31</p>



<p>[54] Bak: Tevbe 9/113</p>



<p>[55] Bak:Yunus 10/18</p>



<p>[56] Bak: Yunus 10/22; Ankebut 29/65, Rum 30/33, Lokman 31/32</p>



<p>[57] Bak: Yunus 10/38; Hud 11/13, 35</p>



<p>[58]Bak. Nahl 16/116</p>



<p>[59]Bak. Tevbe 9/30; Yunus 10/68</p>



<p>[60] Bak: Hud 11/113</p>



<p>[61] Bak: Yusuf 12/106</p>



<p>[62] Bak: Hicr 15/94</p>



<p>[63] Bak: Nahl 16/24; Furkan 25/5</p>



<p>[64] Bak: Nahl 16/58</p>



<p>[65] Bak: Kehf 18/110</p>



<p>[66]Bak. Mü’minun 23/82</p>



<p>[67] Bak: Furkan 25/20</p>



<p>[68] Bak: Furkan 25/32</p>



<p>[69] Bak: Lokman 34/13</p>



<p>[70] Bak: Lokman 34/15</p>



<p>[71] Bak: Saffat 37/150</p>



<p>[72]Bak. Casiye 45/23, Furkan 25/43</p>



<p>[73]Bak. Rum 30/32</p>



<p>[74]Bak. Zuhruf 43/22, Lokman 31/21</p>



<p>[75]Bak. Zümer 39/3</p>



<p>[76]Bak. Zümer 39/29</p>



<p>[77]Bak. Ankebut 29/12</p>



<p>[78] Bak: Fatır 35/43</p>



<p>[79] Bak: Nahl 16/106; Alak 96/9-10</p>



<p>[80] Bak: Furkan 25/4</p>



<p>[81] Bak: Zuhruf 43/86</p>



<p>[82] Bak: Ahkaf 46/5</p>



<p>[83] Bak: Saf 61/9</p>



<p>[84] Bak En’am 6 / 15, A’raf 7 / 33.</p>



<p>[85] En’am 6 / 121.</p>



<p>[86] Tevbe 9 / 23.</p>



<p>[87] Bak: Tevbe 9 / 28.</p>



<p>[88] İbni Hanbel, Müsned, III / 99.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kuran-i-kerime-gore-musriklerin-nitelikleri-kendimizi-kontrol-edelim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur’an Okurken Şeytan’dan Korunma</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kuran-okurken-seytandan-korunma/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kuran-okurken-seytandan-korunma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 May 2022 12:47:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18250</guid>

					<description><![CDATA[.أعوذ بالله، بسم الله فَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ.&#160;اِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ.&#160;اِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذينَ هُمْ بِهِ مُشْرِكُونَ۟ “Kur’an okuyacağın vakit, ilahî rahmetten kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. Gerçek şu ki, iman etmiş olanlar ve rablerine dayanıp güvenenler üzerinde şeytanın hiçbir etkisi olamaz.&#160;Şeytanın etkisi ancak onu dost edinenlere ve vesveselerine uyarak müşrik olanlaradır.” (Nahl 16/98-100) Yüce Allah bu ayetlerde öncelikle hidayet rehberi olarak indirdiği Kur’an’ı okurken şeytandan korunmayı emrediyor. Ardından da şeytanın etkili olduğu kişilerin özelliklerini sıralıyor. Buna göre Allah’a iman eden ve güvenen kişiye şeytanın etkisi söz konusu değil. Ancak bir kişi şeytanı dost edinmişse veya onun vesveselerine kendisini açık hale getirmişse, gönüllü şeytanın etki alanına girmiş demektir. Bir başka husus, Kur’an okuyanlar sadece Allah’ı dost edinenler değil. Şeytanın dostları da onu okuyor. Tabi ki Kur’an’ı okuma ve ondan istifade etme, herkesin niyetine göredir. Allah’ın dostları iyilik ve güzelliğin, şeytanın dostları ise istismarın peşinde. Kur’an’ın hidayet rehberi olmasıyla, şeytanların bunu okuması ciddi bir çelişki, şeytan dostları açısından tam bir tutarsızlıktır. Bu çelişki ve tutarsızlık, ancak dünyanın imtihan alanı olması ve insanın bu alanda özgür kılınasıyla açıklanabilir. Özgürlük farklı inanç ve davranışları beraberinde getirir. Herkes kendi konumunu güçlendirme ve inancı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right">.أعوذ بالله، بسم الله</p>



<p class="has-text-align-right">فَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ.&nbsp;اِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ.&nbsp;اِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذينَ هُمْ بِهِ مُشْرِكُونَ۟</p>



<p><em>“Kur’an okuyacağın vakit, ilahî rahmetten kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. Gerçek şu ki, iman etmiş olanlar ve rablerine dayanıp güvenenler üzerinde şeytanın hiçbir etkisi olamaz.&nbsp;Şeytanın etkisi ancak onu dost edinenlere ve vesveselerine uyarak müşrik olanlaradır.”</em> (Nahl 16/98-100)</p>



<p>Yüce Allah bu ayetlerde öncelikle hidayet rehberi olarak indirdiği Kur’an’ı okurken şeytandan korunmayı emrediyor. Ardından da şeytanın etkili olduğu kişilerin özelliklerini sıralıyor.</p>



<p>Buna göre Allah’a iman eden ve güvenen kişiye şeytanın etkisi söz konusu değil. Ancak bir kişi şeytanı dost edinmişse veya onun vesveselerine kendisini açık hale getirmişse, gönüllü şeytanın etki alanına girmiş demektir.</p>



<p>Bir başka husus, Kur’an okuyanlar sadece Allah’ı dost edinenler değil. Şeytanın dostları da onu okuyor. Tabi ki Kur’an’ı okuma ve ondan istifade etme, herkesin niyetine göredir. Allah’ın dostları iyilik ve güzelliğin, şeytanın dostları ise istismarın peşinde. Kur’an’ın hidayet rehberi olmasıyla, şeytanların bunu okuması ciddi bir çelişki, şeytan dostları açısından tam bir tutarsızlıktır.</p>



<p>Bu çelişki ve tutarsızlık, ancak dünyanın imtihan alanı olması ve insanın bu alanda özgür kılınasıyla açıklanabilir. Özgürlük farklı inanç ve davranışları beraberinde getirir. Herkes kendi konumunu güçlendirme ve inancı için çift yönlü gerekçeler bulma peşine düşer. İnanan inancı için, inkârcı da inkârı için. Gerekçelerin çift yönlü olması, kendi inancını güçlendirme karşı tarafı zayıflatma amacına yöneliktir. Neticede dünya hayatı bir yarış ve mücadeleden ibarettir.</p>



<p>Bu tür mücadele hayatın akışı içinde doğaldır. Asıl doğal olmayan yalan yanlış bilgilerle salt imaj bozmak, sırf kötülemek amaçlı eleştiri ve saldırıda bulunmaktır. Böylesi kişinin ne dürüstlük kaygısı vardır ne de gerçek arayışı, karşı tarafa zarar vermektir bütün çabası. İşte tarih boyunca şeytanların ve dostlarının kullandığı yöntemin esası budur. “Çamur at izi kalsın” sözünün tam yansıması. Bunlar, kendi inancını ispattan aciz şeytan tayfası.</p>



<p>Onların amacı kendi inancını doğrulamak veya güçlendirmek değil, karşı tarafa olabildiğince zarar vermek, olumlu olan her şeyi olumsuza çevirmektir. Salt kötü niyetli, sırf kötücül düşünce sahipleridir bunlar. Yaptıkları, insanların zihinlerini bulandırmak, soru işareti bırakmak, şüphe uyandırmak, her şeyi tersinden ele almak, tersine çevirmek, bilimi dogmalaştırmak, dini bozmak; düz olanı ters, hakikati sahte göstermek; temizi lekelemek, herkese kara sürmektir.</p>



<p>Neden? Çünkü bütün çabaları, eylemleri ve konuşmaları kötülük üzerinedir. Bugünün din karşıkları işte böyle bir tayfadır.</p>



<p>İşte bu ayetler tam da bu gerçeğe, Kur’an dahi olsa, kötü niyetli kişilerce her şeyin kötüye kullanılma ihtimaline dikkat çekmekte. Bu yüzden olsa gerek Felak Suresinde “<em>Yarattığın her şeyin kötülüğünden felakın Rabbine sığınırım</em>” dememizi emredilmektedir. Demek ki yaratılmış olan her şeyin kötü tarafı ve kötüye kullanılma ihtimali vardır.</p>



<p>Peki, Felak Sûresinde her şeyin kötülüğünden Allah’a sığınılması emredilmişken neden Kur’an burada ayrıca anılmıştır?</p>



<p>Bunun iki sebebi var: Birincisi, Kur’an gibi şer tarafı asla bulunmayan, salt hayır olan bir şey dahi kötüye kullanılabilir, ikincisi ise Kur’an herhangi bir şey değil, Allah’ın kelamıdır, buna rağmen istismarı söz konusu olabilmektedir. Çünkü dünya, imtihan alanı ve insan kendisine tayin edilen ömür süresi içerisinde özgürdür. Bu özgürlüğünü kötüye kullanma ihtimali her zaman ve zeminde söz konusudur. Yaratıcısı olan Allah’ı inkâr eden, O’nun kelamını istismar etmez mi?</p>



<p>Demek ki şeytanlar ve şeytanlaşmış insanlar hem Kur’an okumakta hem de kendilerince ondan gerekçeler üretmektedirler. Yani Kur’an’ı dahi istismar etmektedirler. Bu yöntem, çok yeni değil. Kur’an’ın inmeye başladığı günden bugüne müşrik, kâfir, münafık hepsi bunun peşindedir. Bugün bu yöntemi ateist, deist, nihilist, anarşist bir takım din karşıtı çevreler kullanmaktadır. Aradaki fark: dünkü kâfirler Kur’an’ın aslını istismar ediyorlardı, bugünküler mealini. Ortak nokta: her iki kesim de saçma sorular ve şüpheler üreterek Kur’an’ın imajını bozma çabasındadır. Aslını istismar edenler emellerine eremedi, Kur’an meydan okudu, onlar cevap veremedi. Onlar gitti, Kur’an hala nurunu yaymakta. Mealler üzerinden istismar yürütenlerin de bütün emelleri kursaklarında kalacaktır.</p>



<p>Ancak onların bu uydurma çabaları ve çarpıtma gayretleri hepten etkisiz değildir. İşte inançlı kesime burada görev düşmektedir. Yapılacak şey onların imaj bozma girişimlerini ve kurdukları tuzakları deşifre etme, hakkın yanında durup hakikate sahip çıkmadır. Bunun için tek yol: Allah’a dayanmak, şeytanlardan korkmamak ve inancında sabit ve sağlam durmaktır. Kimse olmasa da ben varım diyebilmektir. Ancak tek çiçekle bahar olmaz. Öyleyse müminin görevi, Nasır Suresinde geçtiği gibi, hem kendini hem çevresini gözetmektir.</p>



<p><em>Bunun için her daim hazır olmak, hazır olmak için bilmek, bildiğini söylemek, söylediğini yapmak, yaparken kulluk bilincini yitirmemektir.</em></p>



<p><em>Kur’an okuma da bu bilinçle olmalı. Okurken Allah’ın kelamı olduğuna inanmalı, inançsızın okumasından kendini ayırmalı, duyguyla anlamı buluşturmalı… Eûzü-besmele çekerek yani şeytanın şerrinden Allah’a sığınarak okumaya başlamalı. Okuma esnasında Kur’an ismine uygun olarak bütün dikkatini Kur’an’a toplamalı, Furkan isminin gereği olarak da tüm çeldiricilerden sıyrılmalı, kendini Kur’an’a vermeli. Sadece Allah için, O’nun mesajını almak, hidayetine ermek için okumalı. O zaman Yüce Allah gönlü Kur’an’a açar, anlamayı kolaylaştırır, dilin bağını çözer ve dinleyenlere de anlama kolaylığı sağlar.</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kuran-okurken-seytandan-korunma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘’Kur’an Yetmez’’ Öyle Mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kuran-yetmez-oyle-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kuran-yetmez-oyle-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Apr 2022 13:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18240</guid>

					<description><![CDATA[Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın 2 gün önce TRT ekranında söylediği “Nüfus cüzdanı Müslümanlığından Kur’an Müslümanlığına geçmek için gerekli bilinç düzeyine ulaşma zamanı geldi.” sözü için ‘’TRT&#8217;de hiç böyle bir gayret göremiyoruz ama biz yine de inşallah diyelim, her şeye rağmen güzel bir temenni çünkü’’ demiştim. Nitekim TRT, Serdar Tuncer’in sunduğu dün akşamki iftar programında Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof.Dr.Ömer Kara’yı konuk ederek bizi yanıltmadı. Program boyunca neden Kur’anın yetmeyeceğini anlatıp durdular. Ne kadar hazin bir durum değil mi? Kur&#8217;an&#8217;ı tebliğ etmesi gerekenler, deizme, ateizme yönelen gençler için uygun sunumlar yapması gereken insanlar, TRT ekranlarında Kur&#8217;an&#8217;ın yeterli olmadığını anlatıp duruyorlar! Sonra da &#8221;Bu Müslümanlar niye tefrika içinde?&#8221; diye soruyoruz. Niye böyle olmasın ki? Güya İslamı/Kuranı tebliğ etmesi gerekenler, Allahın ipine(kitabına) sarılın demesi gerekenler, Resul&#8217;ün tebliğ ettiği bu kitaba eksiklik izafe edip duruyorlar, daha başka nasıl olalım ki? Ömer Kara’ya göre ‘’Din için Kur&#8217;an yetmez, çünkü din, Kur&#8217;an+Sünnet+Kıyas+İcma’dan ibarettir, Kur&#8217;anda her şey yoktur, o kısıtlı sayfaları olan bir metindir, boşlukları çoktur, peygamber de şari’dir&#160; yani o da [Allah gibi] hüküm koyar, Kur’anın boşluklarını o doldurur, Kur&#8217;anda bulunmayan hükümleri o ihdas eder, mesela Kuran namazdan abdestten bahseder ama çok az bahseder, abdestin nasıl alınacağını peygambere Kur&#8217;an dışı vahiyle Cebrail öğretmiştir, hem de ibriğin nasıl &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın 2 gün önce TRT ekranında söylediği “Nüfus cüzdanı Müslümanlığından Kur’an Müslümanlığına geçmek için gerekli bilinç düzeyine ulaşma zamanı geldi.” sözü için ‘’TRT&#8217;de hiç böyle bir gayret göremiyoruz ama biz yine de inşallah diyelim, her şeye rağmen güzel bir temenni çünkü’’ demiştim.</p>



<p>Nitekim TRT, Serdar Tuncer’in sunduğu dün akşamki iftar programında Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof.Dr.Ömer Kara’yı konuk ederek bizi yanıltmadı. Program boyunca neden Kur’anın yetmeyeceğini anlatıp durdular. Ne kadar hazin bir durum değil mi? Kur&#8217;an&#8217;ı tebliğ etmesi gerekenler, deizme, ateizme yönelen gençler için uygun sunumlar yapması gereken insanlar, TRT ekranlarında Kur&#8217;an&#8217;ın yeterli olmadığını anlatıp duruyorlar! Sonra da &#8221;Bu Müslümanlar niye tefrika içinde?&#8221; diye soruyoruz. Niye böyle olmasın ki? Güya İslamı/Kuranı tebliğ etmesi gerekenler, Allahın ipine(kitabına) sarılın demesi gerekenler, Resul&#8217;ün tebliğ ettiği bu kitaba eksiklik izafe edip duruyorlar, daha başka nasıl olalım ki?</p>



<p>Ömer Kara’ya göre ‘’Din için Kur&#8217;an yetmez, çünkü din, Kur&#8217;an+Sünnet+Kıyas+İcma’dan ibarettir, Kur&#8217;anda her şey yoktur, o kısıtlı sayfaları olan bir metindir, boşlukları çoktur, peygamber de şari’dir&nbsp; yani o da [Allah gibi] hüküm koyar, Kur’anın boşluklarını o doldurur, Kur&#8217;anda bulunmayan hükümleri o ihdas eder, mesela Kuran namazdan abdestten bahseder ama çok az bahseder, abdestin nasıl alınacağını peygambere Kur&#8217;an dışı vahiyle Cebrail öğretmiştir, hem de ibriğin nasıl doldurulacağına kadar, vs vs…’’ Tabi Serdar Tuncer de büyük bir zevkle ‘’değil mi, değil mi&#8221; deyip durdu, ’&#8217;Kur&#8217;an ciltlenmiş bir kitap olarak inmedi ya’’ diye ekleyerek.</p>



<p>A mübarekler, ‘’Kur&#8217;an ciltlenmiş bir kitap olarak inmedi’’ diyorsunuz ama tam da ‘’Kur&#8217;an ciltlenmiş bir kitap olarak indi, içinde resul hiç yok&#8217;’ gibi konuşuyorsunuz, yaptığınız tam olarak bu. Kur&#8217;anın içinde Resul yoksa [Kur&#8217;an=Resul değilse] Kur&#8217;anda kim var?</p>



<p>Kuran dediğimiz kitap, 23 yıl boyunca Nebi-Resule indirilen ve onun tebliğ ettiği vahiyleri&nbsp; içermiyor mu? Bu vahiyler Nebi-Resulün tebliğini, mücadelesini, sorulan soruları, cevaplarını, içtihatlarını, onun dini, askeri, içtimai ve hatta özel hayatını anlatmıyor mu bize? Kısaca Kuran&nbsp; [önceki nebilerin kıssaları ile birlikte] nebi-resulün söz, fiil ve takrirlerini anlatmıyor mu bize?</p>



<p>Kuranın nüzülü nebi-resul vefat ettiği ana kadar devam etmedi mi?</p>



<p>Neden Kuranın nüzülü sanki nübüvvetin 10. Yılında bitmiş ve cildi kapanmış da ondan sonra gelen vahiyler Kurana girememiş gibi konuşuyorsunuz? &#8221;Kuran nazil olurken sorduklarınız Kur&#8217;an ile cevaplanır&#8221; diyen ayeti okumuyor musunuz?[5/101]</p>



<p>‘’Sana şundan soruyorlar, deki…’’[2/222 vd] diye başlayan ayetlerdeki bilgileri Buhari ve Müslim ‘’Bir gün&nbsp; ashaptan biri Nebiye şunu sordu ve o da şöyle şöyle dedi’’ diye nakledince bu sözler nebi-resulün sünneti oluyor da, aynı bilgileri Allah kendi kelamı ile nakledince niye onun sünneti olamıyor?</p>



<p>Tirmizi ‘’bir gün kadının biri nebiye geldi ve ona şunu soru, o da şöyle dedi…’’ deyince bu rivayet sünnet oluyor da benzer bilgileri Allah kelamı ile nakledince niye bu bilgiler Resulullahın sünneti olamıyor?[58/1]</p>



<p>‘’Nebi eşleri ile şöyle sorunlar yaşadı, şöyle oldu, böyle oldu’’ gibi bilgiler veya ‘’ashab nebinin evine davetsiz gitti, yemekten sonra fazla kaldılar nebi bundan hoşlanmadı ama onlara da bunu söyleyemedi’’ şeklindeki bilgiler bize beşerin yazdığı kitaplarla gelince siyer-sünnet oluyor da bu bilgiler bize Allah kelamı ile gelince niye siyer-sünnet olamıyor?[33/53;66/1-5]</p>



<p>Niye ilk düğmeyi yanlış ilikliyorsunuz? Niye nebi-resulü Kuranın içinden çıkarıyor ve sanki hiç yokmuş gibi davranıyorsunuz? Baştan sona kadar Allah kelamı olan Kuran, Resulün 23 yıllık siretini-sünnetini nakleden bir kitap değil midir? O Resulün vahye dayalı gerçek hadisleri değil midir [nebi-resul farkına dikkat]</p>



<p>Allahın kendi kelamına layık gördüğü, kelamı ile naklettiği bu sireti/sünneti, niye Allahın kelamından çıkarıyor ve beşeri kitaplara layık görüyorsunuz?</p>



<p>Allah resulüne 23 yıl boyunca vahyetmedi mi? O elçi olarak aldığı&nbsp; bu vahiyleri tebliğ etmedi mi? Bunun için ne mücadeleler verdi, nasıl içtihatlar yaptı, hangilerinde isabet etti, hangilerinde yanıldı, hangilerinde ikaz edildi, hangilerinde &#8221;evet, doğrusun, böyle yapmaya devam et&#8221; dendi, vs Allah bunların hepsini, onun örnekliğe layık olan kesitlerini kitabına alarak bize nakletmedi mi?</p>



<p>Hani diyorsunuz ya, &#8221;Resulullah Kuran haricinde hiç konuşmadı mı? Siz konuşuyorsunuz da onun konuşmaya hakkı yok mu?&#8221; Eğer Kuranı bir kez olsun düşünerek okusaydınız bu soruları sormazdınız, çünkü Kuran tam da sizin dediğiniz gibi zaten nebi-resulün sözleri, fiilleri ve takrirlerini naklediyor. Kuranda konuşan kim? Veya Kuran ile konuşan kim? ALLAH KELAMINDA KİMİ KONUŞTURUYOR?</p>



<p>Nebi-resul kendi siretini-sünnetini [örnek yaşamını] yine kendisinin aldığı vahiy cümleleri ile [resul hadisleri olarak, Kuranla] nakletmiyor mu? Ve biz bunların tümünü elimizdeki mushafta bulamıyor muyuz?</p>



<p>Kısaca Kuran Allahın ahkamını da Resulün sünnetini de Nebinin siretini de içermiyor mu? Hatta önceki nebilerin siretlerini de…</p>



<p>Nesini beğenmiyorsunuz bunun? Allah kelamı olarak nakledilmiş olmasını mı? Falanca falancadan duydu, o da falancadan, o da falancadan şeklinde rivayet edilmediği için mi sizin nezdinizde değeri olamıyor bu bilgilerin?</p>



<p>Ne yani Allah nebi-resulüne vefat ettiği son ana kadar vahyetmeye devam etti, bu vahiylerle ahkamını nasıl tebliğ ettiğini, mücadelesini, müşriklerin ona neler dediklerini, iftiralarını, suikastlarını, zalimliklerini, hicretini, savaşlarını, ehli kitapla diyaloglarını, tartışmalarını, ashabla ilişkilerini, hatta eşleri ile özel denebilecek münasebetlerini vs&#8230; tüm bunları Allah nebi-resulüne vahyederek kitabına aldı ve bize nakletti de neden var idiyse eğer, bize intikal etmesi gereken bazı vahiylerini kitabına almamış olsun? Neden böyle bir şey yapsın? Neden? Haşa bize pusu kurmak için mi? Sizin pusu kuran bir ilah tasavvurunuz var, farkında mısınız?</p>



<p>Allah Teala, Adem-İblis kıssasını kitabına aldı, Nuh kıssasını aldı, İbrahim-Nemrud kıssasını aldı, Süleyman-Sebe melikesini aldı, Musa-Firavn kıssasını aldı, Musa-kul kıssasını, mağara ehlini, Yusuf-Züleyha kıssasını, Zulkarneyni, Yecüc-Mecücü vs [ilk bakışta bize lazım olmadığı sanılan, çoğu hüküm ihtiva etmeyen] bu bilgileri nebi-resulüne vahyetti ve kitabına aldı da, var idiyse neden bize lazım olacak bazı vahiyleri kitabına almamış olsun? Neden?</p>



<p>Nebi-Resul, kendisine isnad edilen ve Kuranda bulunmayan hadisleri de yaşarken söylemedi mi?</p>



<p>Onun sünneti dediğiniz söz, fiil ve takrirler de onun yaşamında -yani vefatından önce ve Kuran nazil olurken- gerçekleşmedi mi? Allah nebi-resulün eşleri ile girdiği tartışmalarını bile kitabına aldı da eğer bunların içinde bize nakledilmesi gereken diğer bazı bilgileri niye bizden saklasın? Niye?</p>



<p>Lütfen Kuran-Resul denklemini doğru kurun, ilk düğmeyi yanlış iliklemeyin, nebi-resulü Kuranın dışına atmayın, vahyin 23 yıllık nübüvvet-risalet döneminin sonuna kadar -nebinin vefatına kadar- devam ettiğini ve Kuranın bu dönemi kapsadığını unutmayın.</p>



<p>Kur&#8217;an Allah’ın ahkamını, Resulün sünnetini, Nebinin siretini içeren bir kitaptır ve din dediğimiz&nbsp; de budur. ‘’Din için Kur&#8217;an yetmez’ demek, &#8221;bu kitap müminler için her şeyi tafsil eden-açıklayan bir kitaptı[12/11]&#8221; diyen, &#8221;bu kitap Müslümanlar için her şeyi beyan eden bir kitaptır[16/89]&#8221; diyen Allah&#8217;a iftiradır. &#8221;Kur&#8217;an yetmez&#8221; demek, ‘’Allah’ın kitabı ile naklettiği ahkamı, resulün kelamullahla&nbsp; nakledilen sünneti/örnekliği ve nebinin Kur&#8217;anla nakledilen sireti yetmez, Allah 23 yıllık nübüvvet-risalet hayatına bunları sığdıramadı’’ demektir. Veya &#8220;sığdırdı, bize lazım olan tüm bilgileri bu 23 yıllık sürede nebi-resulüne vahyetti ama bu bilgilerin bir bölümünü kitabına alıp bir bölümünü almayarak bize pusu kurdu’’ demektir, haşa, haşa&#8230;</p>



<p>Ben, sizin, pusu kuran ilah tasavvurunuzu reddediyorum.</p>



<p>Allah müminlere pusu kurmaz, kurmamıştır, o dinini Kur&#8217;an ile ikmal&nbsp; etmiş[5/3] ve alemlere rahmet ve hidayet olan kitabını bize resulü ile [resulünü/kitabını] göndermiştir.&nbsp;</p>



<p>&#8221;[Ey Resul] Sana bu kitabı göğsünde sıkıntı olsun diye değil onunla müminleri uyarasın ve öğüt veresin diye indirdik. [Ey müminler] Rabbinizden size indirilene (resulün tebliğ ettiği bu kitaba) tabi olun. Ondan başka bir evliyaya/rehbere tabi olmayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.&#8221; [Araf 2,3]</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kuran-yetmez-oyle-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geceyi Kadir Yapan, Kur’an’dır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/geceyi-kadir-yapan-kurandir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/geceyi-kadir-yapan-kurandir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Apr 2022 08:01:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18236</guid>

					<description><![CDATA[Ramazan ayının son haftası geldiğinde, imamlarımız Cuma hutbelerinde mutlaka Kadir gecesi hakkında bilgi verirler ve hadis diye şu rivayeti aktarırlar. “Kadir gecesini Ramazan ayının son on günde arayınız.” Ben şimdi soruyorum: Neyi, nerede arıyoruz?Aramamız ve bulup kendisine tutunmamız gereken kıymet gece mi, yoksa İlahi mesaj mı? Bin aydan daha hayırlı olan, yani 80 yıllık insan ömrünün her aşamasını aydınlatıp nurlandıran gece mi, Kur’an mı? Önce ona bir karar vermemiz gerekir. Eğer, “kadir-kıymet gecededir” diyorsak, onu aramaya devam edelim; ama bilelim ki kadir-kıymet gecede değil, vahiydedir. “Kadir-kıymet gecede değil, o gece inen Kur’an’dadır” diyorsak, o zaman şu gece aramalarından vazgeçerek Kur’an’a yönelelim Ki Kur’an bizi mübarek kılsın. Sahiden neyi, nerede arıyorsunuz? Allah’ı arıyorsanız (Allah’ın ne demek istediğini öğrenmek istiyorsanız) önünüzdeki Kur’an’da bulursunuz. Resulullahı, ahireti, ahlakı, takvayı, kadir-kıymeti, insanlığı arıyorsanız, Kur’an ayetlerinde rahatlıkla bulabilirsiniz. Yeter ki Kur’an’ı benliğinize indirin. Bilindiği gibi, Kadir suresi Kur’an’da yer alan 97. Suredir. Bu surede Allah, İlahi mesajı bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesinde (fi leyleti’l kadr) indirdiğini belirtmektedir. O gecenin kıymetli olmasının nedeni, vahyin inmeye başlamış olmasıdır. Hiçbir gece veya gündüz, hiçbir ay veya yıl, hiçbir dağ veya şehir kendiliğinden kutsal değildir. Onları kutsal kılan bazı olaylardır. Nasıl ki Mekke (m. Haram, Arafat), Kudüs, Tur &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ramazan ayının son haftası geldiğinde, imamlarımız Cuma hutbelerinde mutlaka Kadir gecesi hakkında bilgi verirler ve hadis diye şu rivayeti aktarırlar.</p>



<p>“Kadir gecesini Ramazan ayının son on günde arayınız.”</p>



<p>Ben şimdi soruyorum: Neyi, nerede arıyoruz?<br>Aramamız ve bulup kendisine tutunmamız gereken kıymet gece mi, yoksa İlahi mesaj mı? Bin aydan daha hayırlı olan, yani 80 yıllık insan ömrünün her aşamasını aydınlatıp nurlandıran gece mi, Kur’an mı? Önce ona bir karar vermemiz gerekir.</p>



<p>Eğer, “kadir-kıymet gecededir” diyorsak, onu aramaya devam edelim; ama bilelim ki kadir-kıymet gecede değil, vahiydedir. “Kadir-kıymet gecede değil, o gece inen Kur’an’dadır” diyorsak, o zaman şu gece aramalarından vazgeçerek Kur’an’a yönelelim Ki Kur’an bizi mübarek kılsın.</p>



<p>Sahiden neyi, nerede arıyorsunuz? Allah’ı arıyorsanız (Allah’ın ne demek istediğini öğrenmek istiyorsanız) önünüzdeki Kur’an’da bulursunuz. Resulullahı, ahireti, ahlakı, takvayı, kadir-kıymeti, insanlığı arıyorsanız, Kur’an ayetlerinde rahatlıkla bulabilirsiniz. Yeter ki Kur’an’ı benliğinize indirin.</p>



<p>Bilindiği gibi, Kadir suresi Kur’an’da yer alan 97. Suredir. Bu surede Allah, İlahi mesajı bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesinde (fi leyleti’l kadr) indirdiğini belirtmektedir.</p>



<p>O gecenin kıymetli olmasının nedeni, vahyin inmeye başlamış olmasıdır. Hiçbir gece veya gündüz, hiçbir ay veya yıl, hiçbir dağ veya şehir kendiliğinden kutsal değildir. Onları kutsal kılan bazı olaylardır.</p>



<p>Nasıl ki Mekke (m. Haram, Arafat), Kudüs, Tur dağı, Hira, Kerbela gibi yerleri önemli kılan bazı olaylar varsa, Ramazan ayını da kıymetli kılan bir olay vardır; o da Kur’an vahyinin indirilmeye başlanmış olmasıdır. İşte, Ramazan ayı içerisinde Kur’an vahyinin indiği o geceye kadir gecesi denilmiştir ki o gece, kadir ve kıymetini indiği vahiyden almıştır.</p>



<p>Bilelim ki Kur’an (vahiy) bir nurdur, bereket ve rahmet kaynağıdır. Nereye inerse orayı nurlu ve bereketli kılar. Kur’an Hira dağında indi; orayı “Hira nur” yaptı. Mekke şehrine indi; orayı Mekke-i mükerreme yaptı. Ramazan ayında indi; bu ayı diğer ayların sultanı yaptı. Bir geceye indi; o geceyi kadir gecesi yaptı ve bir ömre bedel kıldı. Bir insana indi; o insanı kendisine elçi yaptı, mustafa (seçkin) kıldı. Resululllah’ın arkadaşlarına indi; onları ashap kıldı.</p>



<p>Demek ki İlahi mesaj olan vahiy, indiği geceyi aydınlatır; Bu aydınlatma, karanlık olan geceyi maddi olarak aydınlatmak değildir. Bu aydınlatma (ışık), zulmette (karanlıkta) olan cahiliye toplumunu manevi olarak aydınlatmaktır. Evet, Kur’an’ın esas mesajı, kendisine inanıp uyanları karanlıklardan aydınlığa çıkartmış olmasıdır.</p>



<p>Bilindiği gibi, şirk ve inkar toplumu, cahiliye toplumu olarak tanıtılmakta ve bu toplumun, zulumat yani karanlıklar içerisinde olduğu belirtilmektedir. Bu toplum içerisinde kim Kur’an’ı kendine rehber edinmiş ise, Kur’an onları nuru (ışığı) ile aydınlatmış, ömürlerini bereketlendirmiş ve bin aydan (bin ay, çokluktan kinayedir) daha hayırlı hale getirmiştir.</p>



<p>Evet bugün, Müslüman halklar olarak aydınlık günlere sahip değilsek, Kur’an’ın istediği kardeşlik ve dayanışmadan yoksun isek, bütün insanlığa sunacak bir medeniyetimiz yoksa, mazlum insanlar bize değil de Hıristiyanlara sığınmaya çalışıyorlarsa demek ki Kur’an bizim gönüllerimize inmemiş, bizlere yol göstermemiş ve bizi aydınlatmamıştır; zira vahiy bir nurdur, bir rehberliktir; insanlığa gönderilmiş bir yol haritasıdır; indiği toplumu ihya eder, zulumattan kurtarır ve münevver yapar. (Yesrib’i Medine-i Münevvere, medeniyete önderlik yapan şehir yaptığı gibi)</p>



<p>Hülasa, Kadir suresinde dikkat çekilen bizatihi gece değil, Kur’an’dır. Onun için geceye değil, İlahi mesaj olan Kur’an’a yönelmemiz gerekir. Kadir suresi açıkça Kur’an’ı gösterirken, Kur’an’a bırakıp, geceye takılmak, o geceyi piyangoya çevirmek akıl tutulmasıdır.<br>Hayat boyu, güne Kur’an okuyup anlamakla başlamayan, Kur’an’ı kendine rehber edinmeyen ve sadece Ramazan ayında mevtalara hatim indirmek amacıyla Kur’an’ı seslendiren (1) kimseler, Kur’an’ın nurundan (yol göstericiliğinden) yararlanmış olamazlar.</p>



<p>İlginçtir; Yasin suresinde Kur’an’ın “dirileri uyarmak” için indirildiği belirtilmesine rağmen, Yasin suresini “ölüler” suresi yapmak hangi aklın ürünü olduğunu anlamak zordur.</p>



<p>Evet, bilelim ki Kur’an’daki hakikatleri anlamaya çalıştığımız ve onu kendimize rehber edindiğimiz takdirde bizi nurlandıracak, ömrümüzü bereketlendirecek, kadir-kıymetimizi yükseltecek ve bütün toplumlara üstün kılacaktır.<br>(1) (Kur’an’ı mırıldanmak, seslendirmek, okumak değildir. Okumak demek, anlamak demektir)</p>



<p>Öyle ise her inanan Müslümanın Kur’an’ı anlayarak okuması, mesajlarına kulak vermesi, onu kendine hayat kitabı kılması zorunlu bir görevdir. Bu görev, sadece Ramazan ayına veya bazı gün ve gecelere mahsus değildir. Hayatımız boyunca okuyup anladığımızda, mesajlarına kulak verdiğimizde hayatımızı kıymetli kılar ve tüm ömrümüzü kadir-kıymetli (bereketli) kılar. Kur’an nurunu ve rehberliğini bir kenara bırakarak, gecenin adını “kandil” koyup gösterişe dayalı mesajlarla kutlamak, bizleri karanlıklarından aydınlığa çıkartmadığını bilmemiz lazım.</p>



<p>Kur’an rehberliğinde yürüyenlere “Selamun hiye hatta matlail fecr” şafak atana kadar, (son saat-ahiret şafağı atana dek selam (huzur ve barış) vardır.</p>



<p>Kur’an’ın inzalinin yıl dönümünde, Kadir-kıymeti gecelerde değil, İlahi nur olan Kur’an’da arayan ve Kur’an’ı benliğine indiren müminlere ne mutlu! O müminleri tebrik eder, sağlık ve esenlikler dilerim.</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/geceyi-kadir-yapan-kurandir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur’an’da Ne Aradınız da Bulamadınız?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kuranda-ne-aradiniz-da-bulamadiniz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kuranda-ne-aradiniz-da-bulamadiniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Feb 2022 14:02:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18113</guid>

					<description><![CDATA[Hayatımıza yön verecek ve istikamet üzere yürümemizi sağlayacak ne aradık da Kur’an’da bulamadık? Aradığını bulamayanlar, Kur’an’ı hangi maksatla ve nasıl okumaktadırlar? Başta şunu belirtelim ki Kur’an’nın yetersizliğini iddia edenler, Kur’an’ın ne maksatla indirildiğini ve nasıl okunması gerektiğini kavrayamamış kişilerdir. Müslümanların, Kur’an’a dönük tarih boyunca karşı karşıya kaldığı sorunlar, yapısal (ilkesel) sorunlardır. Kur’an’daki bu evrensel ilkeler çerçevesinde sorunlara yönelmedikçe anlaşılmayacaktır ve sorunları çözmek kolay olmayacaktır. Her şeyden önce bilinmelidir ki Kur’an kitabının indirilme amacı, Allah-kainat, Allah-insan ve İnsan- kainat üzerinde düşünmek, aralarındaki diyalektiği görüp hakikate ulaşmaktır. Bunu başarmanın yolu da düşünmekten geçer. Düşünmek için de insanda var olan tefekkür, tedebbür, teemmül, tezekkür, tefekkuh gibi akli ve kalbi melekelerin (muhakemenin) aktif hale getirilmesi gerekir. Bu melekeler aktif hale getirilmeden sağlıklı bir düşünceden söz edilemez ve dolayısıyla Kur’an kitabı da doğru anlaşılamaz. Mesela bir ayette; “onlar, Kur’an’ı tedebbürle (inceden inceye düşünerek) okumuyorlar mı; yoksa kalpleri kilitli mi?” (47/24) İnsan, Allah’a ve indirdiği kitaba karşı sorumludur. Dolayısıyla yukarıda sayılan melekeleri aktif hale getirerek Kur’an’ı okumak, onun derin anlamları üzerinde tefekkür etmek, kainat/varlık ayetleri üzerinde çalışıp bilim üretmek, hadiseler arasındaki sebep-sonuç (determinizm) üzerinde yoğunlaşmak, verilen nimetler üzerinde düşünerek hamd etmek, dünyanın ve içindekilerinin geçici ve aldatıcı olduğu bilincini kazanmak ve geleceğe yönelik fıkıh üreterek tedbir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hayatımıza yön verecek ve istikamet üzere yürümemizi sağlayacak ne aradık da Kur’an’da bulamadık? Aradığını bulamayanlar, Kur’an’ı hangi maksatla ve nasıl okumaktadırlar?</p>



<p>Başta şunu belirtelim ki Kur’an’nın yetersizliğini iddia edenler, Kur’an’ın ne maksatla indirildiğini ve nasıl okunması gerektiğini kavrayamamış kişilerdir. Müslümanların, Kur’an’a dönük tarih boyunca karşı karşıya kaldığı sorunlar, yapısal (ilkesel) sorunlardır. Kur’an’daki bu evrensel ilkeler çerçevesinde sorunlara yönelmedikçe anlaşılmayacaktır ve sorunları çözmek kolay olmayacaktır.</p>



<p>Her şeyden önce bilinmelidir ki Kur’an kitabının indirilme amacı, Allah-kainat, Allah-insan ve İnsan- kainat üzerinde düşünmek, aralarındaki diyalektiği görüp hakikate ulaşmaktır. Bunu başarmanın yolu da düşünmekten geçer. Düşünmek için de insanda var olan tefekkür, tedebbür, teemmül, tezekkür, tefekkuh gibi akli ve kalbi melekelerin (muhakemenin) aktif hale getirilmesi gerekir. Bu melekeler aktif hale getirilmeden sağlıklı bir düşünceden söz edilemez ve dolayısıyla Kur’an kitabı da doğru anlaşılamaz.</p>



<p>Mesela bir ayette; “onlar, Kur’an’ı tedebbürle (inceden inceye düşünerek) okumuyorlar mı; yoksa kalpleri kilitli mi?” (47/24)</p>



<p>İnsan, Allah’a ve indirdiği kitaba karşı sorumludur. Dolayısıyla yukarıda sayılan melekeleri aktif hale getirerek Kur’an’ı okumak, onun derin anlamları üzerinde tefekkür etmek, kainat/varlık ayetleri üzerinde çalışıp bilim üretmek, hadiseler arasındaki sebep-sonuç (determinizm) üzerinde yoğunlaşmak, verilen nimetler üzerinde düşünerek hamd etmek, dünyanın ve içindekilerinin geçici ve aldatıcı olduğu bilincini kazanmak ve geleceğe yönelik fıkıh üreterek tedbir almak insanın en temel vazifesidir.</p>



<p>Kur’an okunduğunda, insanı doğru düşünmeye sevk ve teşvik eden çok sayıda ayetin olduğu görülecektir. Kur’an, doğru düşünmeyi aklını kullananlara havale etmektedir:</p>



<p>“Kuşkusuz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, akıl sahipleri için kesin kanıtlar vardır. Onlar ayakta, otururken ve yaslanmışken Allah’ı anıp, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler. Rabbimiz, sen bunları boşuna yaratmadın; seni her türlü noksanlıktan tenzih ederiz. Bizi ateşin azabından koru! derler.” (3/190-191)</p>



<p>Evet, Kur’an’ın doğru anlaşılması için akıl ve tefekkür faal halde olması ve Kur’an’ın tedebbürle okunması gerekir. Tedebbürle okunmaması, kalplerinin kilitli olmasına bağlanmaktadır. Demek ki Kur’an’a kalbini açarak tedebbürle okuyanlar, yani, hangi mesajların verildiği üzerinde duranlar, onun ne istediğini rahatlıkla kavrayacaklardır.&nbsp;</p>



<p>“Bu Kur’an, ayetleri üzerinde düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (38/29)</p>



<p>Kur’an ayetlerinin doğru anlaşılması için öncelikle sağlam bir itikat lazımdır. Sağlam bir itikatla ayetler üzerinde düşünüp, onun ön gördüğü ilmi disiplini elde edeneler, rey ve kıyas metodunu, burhan denilen mantıksal kıyas yöntemini, nazar ve istidlal gücünü kullananlar, istenilen doğru sonuca rahatlıkla ulaşırlar.</p>



<p>İnsanlık için gerekli olan “doğru yolun” tüm ilkeleri, yasaları, hükümleri Kur’an’da ayrıntılı bir şekilde açıklanmaktadır. “Sana bu kitabı, her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (16/89)</p>



<p>Şimdi Kur’an’ı yetersiz görenlere soralım; siz neyi aradınız da Kur’an’da bulamadınız? Kur’an, muttakiler için hidayet rehberi, yani doğru yolu gösteren ve her şeyi açıklayan bir kitap değil midir?</p>



<p>Bilinmelidir ki Kur’an’ın ne demek istediği ve neler öğrettiği ilkeler bazında ele alınıp Kur’an’ın kendisinden öğrenilirse, hiçbir sorun yaşanmayacaktır. Kur’an, bir yandan indiği dönemin sorunlarına projeksiyon tutarken, diğer yandan evrensel ilkeler koymaktadır. Kur’an’ın maksadı, kıssa, hikaye anlatmak ve olayları tekraren vermek değildir. Maksat, kıyamete kadar insanlık için lazım olan evrensel ilkeler koymaktır.</p>



<p>Mesela; “sizin Allah’tan başka bir ilahınız yoktur; o halde sadece O’na kulluk edin” evrensel bir ilkedir, hiçbir zaman ve hiçbir yerde yürürlükten kalkmaz.</p>



<p>Allah, Kur’an’da her ne anlatırsa anlatsın, her ne isterse istesin, mutlaka tümünü ilkeler üzerinden sürdürür. Bu ilkeleri göremeyip hikaye ve edebiyat kısmına takılanlar, Allah’ın mesajlarını, maksadını ve kendi sorumluluklarını anlayamazlar. Onlar; ayetlerin lafzına, anlatılan hikayelere, sözü edilen kişi ve gruplara takılıp kalırlar. Kıyamete kadar insanlara ışık tutacak mesajları dondurur bırakırlar.</p>



<p>Halbuki Müslümanlar, akıllarını kullanarak maksada yönelmelidirler. Kur’an mesajlarından ilkeler çıkartarak, o ilkelerle insanların hayatlarını düzenlemelidir. Sorun üreten değil, sorun çözen olmalıdır. Statik değil, dinamik olmalıdır. Tarihin nesnesi değil, öznesi olmalıdır. Tüketen değil, üreten olmalıdır. Bedevi değil, medeni olmalıdır. Sürekli alan/dilenen ve başkasına el açan değil, çalışıp kazanan ve veren/paylaşan olmalıdır.</p>



<p>Evet, Kur’an, insanlar için hak, adalet, merhamet, emanet, meşveret, liyakat, kesbiyat, hasenat, salihat, ibadet gibi temel/evrensel ilkeler koyar. Ayetler ne anlatırsa anlatsın, kimlerden söz ederse etsin, verdiği mesajlar mutlaka belirtilen ilkeleri korumaya dönüktür.</p>



<p>Mesela; “Allah; emanetleri/görevleri ehline vermeyi ve insanları yönetirken adaletle yönetmelerini, hüküm/karar verirken yine adaletle vermelerini emreder” (4/58) ayeti adalet, emanet, liyakat ilkelerini belirlerken,</p>



<p>“Allah; adil davranmayı, iyilik yapmayı ve yakınlara karşı iyi davranmayı emreder. Her türlü fahşayı, münkeri ve beğyi yasaklar” ((16/90) ayeti de adil davranmayı, hasenat sahibi olmayı, insanlara karşı salihatta bulunmayı; her türlü utanç verici çirkin işlerden, hayasızlıktan ve edepsizlikten; aşırılıktan ve haddi aşmaktan; selim akla ve sağduyuya aykırı fenalıktan; yanlış ve zararlı kötülüklerden; taşkınlıktan, azgınlıktan ve zorbalıktan kaçınmayı emrederek ilkeleştirmektedir.&nbsp;</p>



<p>Yine, “mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin” (2/188);</p>



<p>“ölçmede ve tartmada dikkat ediniz; hileye asla başvurmayınız” (83/2) ayetleri, insanların haklarını korumayı temellendirirken,</p>



<p>“yiyin, için (Allah’ın nimetlerinden faydalanın); ancak asla israf etmeyiniz” (7/31) ayetleri de gereksiz harcamayı yasaklayan temel ilke koymaktadır.</p>



<p>Hülasa, Kur’an, yukarıda belirtilen disiplinler çerçevesinde okunduğu takdirde, insanlık için gerekli olan bütün ilkeler rahatlıkla görebileceklerdir. Yeter ki&nbsp; “Kur’an’dan başka hakem aramayalım” (6/114) ve yeter ki Kur’an’a devri geçmiş, işlevi kalmamış bir kitap muamelesi yapmayalım.” (25/30) Yeter ki Kur’an’ı maksadı dışında okumayalım ve mevtalara, yarışmalara, teganniye vs. kurban etmeyelim.</p>



<p>İnananlar unutmasınlar ki &#8220;bu Kur’an, her şeyi açıklayan bir rehber ve bir rahmet kaynağıdır.” (12/111)</p>



<p>(NOT: Bu yazıdan, “Resulullah’a ihtiyaç yoktur” sonucunu çıkartmak, mevzuyu saptırmaktır. Bilinmelidir ki elçisiz Kur’an, Kur’an’sız elçi olamaz.)</p>



<p>Selam ve Muhabbetlerimle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kuranda-ne-aradiniz-da-bulamadiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an-Bilim İlişkisinde Meşruiyet Şartları</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kuran-bilim-iliskisinde-mesruiyet-sartlari/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kuran-bilim-iliskisinde-mesruiyet-sartlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2021 07:31:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Meşruiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16663</guid>

					<description><![CDATA[Bir kere ve en başta ifade edeyim ki, elbette Kur’an bir bilim kitabı değildir ve esasen bir hidayet kaynağıdır. Kur’an’ın zahir anlamı da esastır. Bilimsel bilgi değerlidir, ama mutlak değildir. Kur’an’ı zorlama ile bilime uydurmaya çalışmak sıkıntılı bir yoldur. Bilimi hiç dikkate almamak da tersinden sıkıntılı bir yöntem olacaktır. Onun için zahir anlam anlaşılmıyor veya aklî veya bilimsel “kesin” verilere aykırılık söz konusu ise yorumlamaya gidilmelidir. Kat&#8217;î aklî delil ile zannî naklî delil çelişirse kat&#8217;î aklî delil takdim edilir ve nakil te&#8217;vil edilir. Burada çelişiklikten değil, bilimsel verilere uygun olarak Kur&#8217;an&#8217;ı yorumlamaya örnek vereceğim. Mesela; “Semâyı gücümüzle biz inşâ ettik ve onu (devamlı) genişletiyoruz.” (Zâriyât, 47) Ayette günümüz astronomi bilginlerinin “genişleyen evren” terimiyle ifade ettikleri olguya işaret edilmiştir. Bu âyet açık bir şekilde evrenin merkezden dışa doğru genişlediğini gösteriyor. Çünkü Kur’an, “le-mûsiûn” şeklindeki, te’kitli beyanıyla, kâinatın devamlı bir şekilde genişlemesinden şüphe edilmemesi gerektiğini vurgulamıştır. Elmalılı Hamdi, “Biz, rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik” (Hicr 22) âyetinde, bütün bitkilerin çiçeklerinde erkek ve dişi çifti bulunduğu ve erkeğin dişiyi aşılamakla meyvelerin meydana geldiği anlaşıldıktan sonra rüzgarların bir aşıcı hizmetini yerine getirdiklerinin anlaşıldığını, bu suretle de bu âyetin meçhul bir ilmî hakikati haber verdiğinin bin bu kadar sene sonra ortaya çıktığını, dolayısıyla da bu âyetin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir kere ve en başta ifade edeyim ki, elbette Kur’an bir bilim kitabı değildir ve esasen bir hidayet kaynağıdır. Kur’an’ın zahir anlamı da esastır. Bilimsel bilgi değerlidir, ama mutlak değildir. Kur’an’ı zorlama ile bilime uydurmaya çalışmak sıkıntılı bir yoldur. Bilimi hiç dikkate almamak da tersinden sıkıntılı bir yöntem olacaktır. Onun için zahir anlam anlaşılmıyor veya aklî veya bilimsel “kesin” verilere aykırılık söz konusu ise yorumlamaya gidilmelidir. Kat&#8217;î aklî delil ile zannî naklî delil çelişirse kat&#8217;î aklî delil takdim edilir ve nakil te&#8217;vil edilir. Burada çelişiklikten değil, bilimsel verilere uygun olarak Kur&#8217;an&#8217;ı yorumlamaya örnek vereceğim. Mesela;</p>



<p>“Semâyı gücümüzle biz inşâ ettik ve onu (devamlı) genişletiyoruz.” (Zâriyât, 47) Ayette günümüz astronomi bilginlerinin “genişleyen evren” terimiyle ifade ettikleri olguya işaret edilmiştir. Bu âyet açık bir şekilde evrenin merkezden dışa doğru genişlediğini gösteriyor. Çünkü Kur’an, “le-mûsiûn” şeklindeki, te’kitli beyanıyla, kâinatın devamlı bir şekilde genişlemesinden şüphe edilmemesi gerektiğini vurgulamıştır.</p>



<p>Elmalılı Hamdi, “Biz, rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik” (Hicr 22) âyetinde, bütün bitkilerin çiçeklerinde erkek ve dişi çifti bulunduğu ve erkeğin dişiyi aşılamakla meyvelerin meydana geldiği anlaşıldıktan sonra rüzgarların bir aşıcı hizmetini yerine getirdiklerinin anlaşıldığını, bu suretle de bu âyetin meçhul bir ilmî hakikati haber verdiğinin bin bu kadar sene sonra ortaya çıktığını, dolayısıyla da bu âyetin bir mucize olduğunu söyler. (Bk. Hak Dini, V, 3054)</p>



<p>Şimdi bu tür yorumlar meşru değil midir? Bu ayetlere sadece nuzul dönemindeki anlamlar mı verilecek? Bana göre bu yorumlar meşrudur, ancak bu meşruiyeti sağlayacak çok önemli dört kurala riayet edilmesi gerekir diye düşünüyorum:</p>



<p>a. Bilimsel -hatta buna işarî yorumları da katabiliriz- tefsirler -aslında yorumlar- kast-ı mütekellim yerine konulmayacaktır.</p>



<p>b. Dil kurallarına dikkat edilecektir. Abuk sabuk, ilgisiz, alakasız manalar verilmeyecektir.</p>



<p>c. Kur’an’dan bilimsel -veya işarî- olarak çıkarılan manalar (yorumlar) başka bir nasla veya İslam’ın temel ilkeleriyle çelişmeyecektir. d. Kur’an bir bilim kitabı -bir tasavvuf kitabı- olarak telakki edilmeyecektir. Yapılanın en nihayetinde bir yorum olduğu asla unutulmayacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kuran-bilim-iliskisinde-mesruiyet-sartlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meal Dindarlığı/Müslümanlığı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/meal-dindarligi-muslumanligi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/meal-dindarligi-muslumanligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halit ÇALIŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2021 06:47:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[meal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16588</guid>

					<description><![CDATA[Modern dönemde baş gösteren dini akımlardan birisini, meal dindarlığı oluşturmaktadır. Bu dindarlık anlayışına göre, siyer, fıkıh, fıkıh usulü, akaid-kelam, ahlak, hadis, tefsir ilimlerini tahsile gerek yoktur. Arapça bilmek de zorunlu değildir, meal ve tercüme yeterlidir. Zira Kur&#8217;an ve Sünnet hükümleri, okuma yazma bilen herkesin anlayabileceği açıklıktadır. Diğer taraftan sahih İslamî bilgiye ulaşmak için, her şeyden önce, mezhep eksenli geleneksel bilgilerden/kabullerden zihnin arındırılmış olması gerekir. Fıkıh, kelam, tefsir, hadis kitapları, İslam&#8217;ın doğru öğrenilmesinin önünde engel oluşturur. Bu dindarlık biçiminin farklı tezahürleri olabilmektedir. Kimileri sırf Kur&#8217;an mealiyle yetinirken (Kur&#8217;an mealciliği), dinin kaynakları arasında Sünnet&#8217;e de yer verenler buna, hadis kitaplarının tercümesini de dahil etmektedirler (hadis mealciliği). Meal dindarlığı/Müslümanlığı şeklinde ifade ettiğimiz bu tür yönelişlerin somut tezahürü, mealini/tercümesini okuduğu sırf bir ayet veya hadisten hareketle, Ebu Hanife ve İmam Maturidi gibi alimleri ve onların görüşleri etrafında şekillenen mezhep kabullerini, Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;e aykırılıkla, kendi şahsi görüşlerini din edinmekle itham şeklinde göstermektedir. Bu anlayışta olanlara göre fıkıh usulü, alimlerin ve mezheplerin keyfi din yorumlarını Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;in önüne geçirerek tahkim amacıyla uydurulmuştur. Bütünlükten, metodolojiden, tarih ve medeniyet aidiyetinden tamamen uzak oluşu açık olduğundan, meal dindarlığının ayrıntılı tahliline esasen gerek duymuyorum. Ancak bu tür anlayışlara/yönelimlere zemin oluşturan ve onu besleyen bazı sebepler üzerinde durmakta fayda &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Modern dönemde baş gösteren dini akımlardan birisini, meal dindarlığı oluşturmaktadır. Bu dindarlık anlayışına göre, siyer, fıkıh, fıkıh usulü, akaid-kelam, ahlak, hadis, tefsir ilimlerini tahsile gerek yoktur. Arapça bilmek de zorunlu değildir, meal ve tercüme yeterlidir. Zira Kur&#8217;an ve Sünnet hükümleri, okuma yazma bilen herkesin anlayabileceği açıklıktadır. Diğer taraftan sahih İslamî bilgiye ulaşmak için, her şeyden önce, mezhep eksenli geleneksel bilgilerden/kabullerden zihnin arındırılmış olması gerekir. Fıkıh, kelam, tefsir, hadis kitapları, İslam&#8217;ın doğru öğrenilmesinin önünde engel oluşturur.</p>



<p>Bu dindarlık biçiminin farklı tezahürleri olabilmektedir. Kimileri sırf Kur&#8217;an mealiyle yetinirken (Kur&#8217;an mealciliği), dinin kaynakları arasında Sünnet&#8217;e de yer verenler buna, hadis kitaplarının tercümesini de dahil etmektedirler (hadis mealciliği).</p>



<p>Meal dindarlığı/Müslümanlığı şeklinde ifade ettiğimiz bu tür yönelişlerin somut tezahürü, mealini/tercümesini okuduğu sırf bir ayet veya hadisten hareketle, Ebu Hanife ve İmam Maturidi gibi alimleri ve onların görüşleri etrafında şekillenen mezhep kabullerini, Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;e aykırılıkla, kendi şahsi görüşlerini din edinmekle itham şeklinde göstermektedir. Bu anlayışta olanlara göre fıkıh usulü, alimlerin ve mezheplerin keyfi din yorumlarını Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;in önüne geçirerek tahkim amacıyla uydurulmuştur.</p>



<p>Bütünlükten, metodolojiden, tarih ve medeniyet aidiyetinden tamamen uzak oluşu açık olduğundan, meal dindarlığının ayrıntılı tahliline esasen gerek duymuyorum. Ancak bu tür anlayışlara/yönelimlere zemin oluşturan ve onu besleyen bazı sebepler üzerinde durmakta fayda var.</p>



<p>Bu hususta, ana belirleyen konumunda bulunduğunu düşündüğüm birkaç sebebe dikkat çekmek istiyorum. Aslında bu sebeplerden her birinin başlı başına ve ayrıntılı olarak tahlili gerekmektedir. Burada birkaç cümlelik işaretle yetinilecektir.</p>



<p>a. İctihad ve selef dönemine dönüş çağrıları</p>



<p>Mezhep eksenli bilgi üretimini ve devasa ilmi müktesebatı yok sayarak ıslah, tecdid, ihya, ictihad gibi kavramlar üzerinden, doğrudan Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;e dönüş çağrıları, hesabı verilebilir bir iddia olmadığı gibi, ilmi bakımdan meşru da değildir. İlim, her defasında ilkten/yeniden üretilmez. Meşruiyet için, bir medeniyet içerisinden konuşmak şarttır. Ayrıca bu çağrı, kendisini din hakkında söz söylemeye yetkin gören herkesin keyfi biçimde görüş açıklamasına yol açmaktadır. Nitekim iş, bir meal ya da hadis kitabı okuyanın bütün dini konularda ahkam kesmesine kadar varabilmiştir.</p>



<p>b. Ölçüsüz gelenek eleştirisi</p>



<p>Geleneği hırpalamanın sonucu, denetim ya da otokontrol mekanizmalarını devre dışı bırakmak suretiyle hayatı boşluğa terk etmektir. Bu, hayat gerçekliği bakımından mümkün olmadığından, gerçekte insanlar ve toplum, nice faktörün etkisiyle şekillenen hevanın tasallutuna terk edilmiş olmaktadır. Geleneksel bağlarından koparılmış, sağlam bir zemin de bulamamış/oluşturamamış bir toplum ve dini hayat tablosu ortaya çıkmakta, bu da farklı şekillerde savruluşları doğurmaktadır.</p>



<p>c. Yanlış rehberlik</p>



<p>Rehberliğin ilk kuralı, muhatabın seviyesini göz önünde bulundurmaktır. İlim, aşama aşama tahsil edilir, oluşur ve gelişir. Başlangıç düzeyinde bir ilmihal, akaid, siyer bile okumamış kişilerin eline Kur&#8217;an meali veya hadis tercümesi vermek, ilk düğmeyi yanlış iliklemektir. Meal ve tercümesinden okuduklarıyla camide, okulda, mahallede hocaların söyledikleri ve kitaplarda yazılanlar arasında farklar bulunduğunu gören bir Müslümanın, nasıl bir durumla karşı karşıya bırakıldığı maalesef düşünülmemiş ya da önemsenmemiştir. Haliyle bu durum, hocalara ve dini kitaplara güvensizlik oluşturmakta, zamanla bu hal, hadis kitaplarına da güvenilemeyeceği noktasına kadar varmaktadır.</p>



<p>Yapılması gereken ise, yanlış yapılanın doğrusunu yapmaktır. Üç madde için de birer cümleyle ifade etmek gerekirse;</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Klasik ilim mirasının kıymeti bilinmeli, mezhepleri kötüleyen dil terk edilmeli, ilmin süreklilik gerektiren karakteri ve usul olmadan ilmi faaliyetten ve meşruiyetten söz etmenin mümkün olmadığı üzerinde titizlikle ve önemle durulmalıdır.</li><li>Geleneğin, değerleri somutlaştırarak sürekliliğini sağlayan koruyucu zemin olma keyfiyeti her daim göz önünde bulundurulmalı, değer aşınması ve yozlaşma mahiyetinde veya dönemsel şartların ürünü olan telakkiler ayıklanıp yenilenirken, fevkalade özenli olunmalıdır.</li><li>Dini bilgi edinme süreçleri, kişilerin ilmi seviyelerine uygun olmalıdır. Her Müslümanın edinmesi gereken ilk ilim, ilm-i hal yani itikad, ahlak, ibadetler, helaller-haramlar ve siyer bilgisidir.</li></ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/meal-dindarligi-muslumanligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
