<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kosova &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/kosova/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 12 Aug 2022 14:27:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Kosova &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bu Sefer Kosova’ya Murat Hüdavendigar’ı Anmaya -İkinci Kısım-</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bu-sefer-kosovaya-murat-hudavendigari-anmaya-ikinci-kisim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bu-sefer-kosovaya-murat-hudavendigari-anmaya-ikinci-kisim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Aug 2022 14:27:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Kosova]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18387</guid>

					<description><![CDATA[NOT: Bu yazı 13-16 Haziran 2022 tarihinde Şehit Hünkâr Murat Hüdavandgar’ın Kosova’da kabri başında anma toplantısı dolayısıyla gerçekleşen gezinin biraz duygusal yanı ağır basan anlatımıdır. Yazı uzun olduğu için ikiye bölerek yayınlamanın uygun olacağını düşündüm. Şimdi ikinci kısım. Hayırlı ve bereketli okumalar efendim! KOSOVA İkinci gün esas hedefimiz olan Kosova’ya geçtik. Burası yüzde doksan beşi Müslüman olan yeni bir devlet. Yirminci Yüzyılın sonunda verdikleri bağımsızlık mücadelesinden başarıyla çıkmışlar ve devletlerini kurmuşlardı. Çoğunluk Arnavut Müslümanlarından oluşmakla birlikte Türk, Boşnak ve Pomaklar da nüfusun bir parçasını teşkil ediyordu. En büyük kent Başkent Piriştina. Oteli ararken otobüsle şehrin birçok caddesini görmek fırsatını elde ettik. Devasa binaları ve hızlı yapılaşmayı gösteren inşaatlarıyla modern bir kent görünümü vardı. İstanbul’un yanında sanki Ankara gibi duruyordu. Akşama doğru gittiğimiz Prizren ise daha tarihi ve geleneksel şehir görüntüsünü veriyordu. Seyahatteki esas amaç ve hedefimiz olan şehit hünkâr Murat Hüdavendigar’ın anılacağı Türbe’ye öğleden sonra intikal ettik. Murat Hüdavendigar’ın iç organlarının defnedildiği yerin adı Türbe diye anılıyordu buralarda. Birbirlerinden ayrılırken “Türbe’de görüşürüz” diyorlardı insanlar. Murat Hüdavendigar’ın türbesi Bursa’daki padişah türbeleri tarzındaydı. Taştan yapılmış mütevazı bir yapıydı. İçeri girdik, dua ettik ve zihnimizi tazeledik. Osmanlı’yı şaha kaldıran, Rumeli yollarına daldıran, Balkan kapılarını açıp yurt yaptıran, Balkan halklarını İslam’la buluşturan büyük hünkâr &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>NOT:</strong> Bu yazı 13-16 Haziran 2022 tarihinde Şehit Hünkâr Murat Hüdavandgar’ın Kosova’da kabri başında anma toplantısı dolayısıyla gerçekleşen gezinin biraz duygusal yanı ağır basan anlatımıdır. Yazı uzun olduğu için ikiye bölerek yayınlamanın uygun olacağını düşündüm. Şimdi ikinci kısım. Hayırlı ve bereketli okumalar efendim!</p>



<p>KOSOVA</p>



<p>İkinci gün esas hedefimiz olan Kosova’ya geçtik. Burası yüzde doksan beşi Müslüman olan yeni bir devlet. Yirminci Yüzyılın sonunda verdikleri bağımsızlık mücadelesinden başarıyla çıkmışlar ve devletlerini kurmuşlardı. Çoğunluk Arnavut Müslümanlarından oluşmakla birlikte Türk, Boşnak ve Pomaklar da nüfusun bir parçasını teşkil ediyordu. En büyük kent Başkent Piriştina. Oteli ararken otobüsle şehrin birçok caddesini görmek fırsatını elde ettik. Devasa binaları ve hızlı yapılaşmayı gösteren inşaatlarıyla modern bir kent görünümü vardı. İstanbul’un yanında sanki Ankara gibi duruyordu. Akşama doğru gittiğimiz Prizren ise daha tarihi ve geleneksel şehir görüntüsünü veriyordu.</p>



<p>Seyahatteki esas amaç ve hedefimiz olan şehit hünkâr Murat Hüdavendigar’ın anılacağı Türbe’ye öğleden sonra intikal ettik. Murat Hüdavendigar’ın iç organlarının defnedildiği yerin adı <em>Türbe</em> diye anılıyordu buralarda. Birbirlerinden ayrılırken “Türbe’de görüşürüz” diyorlardı insanlar.</p>



<p>Murat Hüdavendigar’ın türbesi Bursa’daki padişah türbeleri tarzındaydı. Taştan yapılmış mütevazı bir yapıydı. İçeri girdik, dua ettik ve zihnimizi tazeledik.</p>



<p>Osmanlı’yı şaha kaldıran, Rumeli yollarına daldıran, Balkan kapılarını açıp yurt yaptıran, Balkan halklarını İslam’la buluşturan büyük hünkâr Murat Hüdavendigar. O vesile oldu Boşnakların, Pomakların ve Arnavutların İslam’la şereflenmesine, Goralıların hidayete gelmesine, o toprakların dört yüz yıl sulh ve sükûn içinde hayat sürmesine… Ta ki, emperyalistlerin hırsları galip gelene, ırkçılık fitnesi yeşerene, Müslüman nefreti serpilene kadar. Osmanlı gitti bu topraklar ne barış ne huzur ne de sükûnet gördü. Dört yüz yıldır, komşuları gayr-i Müslimlere öte git demeyen Müslüman ahali bir anda istemeyen halk ilan edildi, yollara dizildi ana yurda yolcu edildi.</p>



<p>Ama kalanlar direndi. İyi ki de direnmişler. Ne kadar yok etmeye çalışsalar da, o topraklar hala Osmanlı izleri taşıyor, Osmanlı kokusu yayıyor, Osmanlı tadı veriyor. Vermeye de devam edecek. Bütün emperyalist ve ırkçı fitnelere, içerden ve dışardan telkin edilen vesveselere, yakılmak istenen ayrılık ateşlerine, içimize sokulan şeytan askerlerine rağmen…</p>



<p>O yüce Hünkâr kazandığı zaferin sevincini yaşamadan şehit edildi. Ortaya çıkan görüntü buydu, göze görünen de. Hakikat ise bambaşkaydı. Halbuki Yüce Hünkâr, iki güzel başlangıca aynı anda imza atmıştı: Zafer ve şehitlik. Bu, hem dünyada bir güzellik hem ahirette bir güzellikti. Başka ne isterdi ki bir mümin! “Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik, ahirette bir güzellik ver, kavurucu cehennem ateşinden bizi koru!” Bu değil miydi her daim müminin duası, her namazının sonunda yakarışı? İşte oldu. O erdi muradına. Hem de düşmanına boyun eğdirerek, şeytanı meyus ederek. Artık onun için ne gelecek korkusu, ne de geçmiş üzüntüsü vardı.</p>



<p>Evet, böylesi düşünceler hâkimdi herkesin zihninde, tören alanında: Murat Hüdavendigar’ın duası, bir gaza ve şehadet havası, hem Türkçesi hem Arnavutçası…&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Törende aşırı olmasa da oldukça iyi ve seviyeli bir insan topluluğu vardı. Hemen her milletten, her bölgeden her renkten insanlar gelmişti. Türkiye ve Makedonya’dan gelenler dikkat çekiyorlardı. Törene Türkiye’den devleti temsilen büyükelçi, milletvekilleri ve belediye başkanlarının katılması önemliydi. Kosova’yı temsilen bir bakanın ve dini idare başkanının katılması da anlamlıydı.</p>



<p>Özellikle bölgeyle yakından ilgilenen Bursa bir adım öne çıkıyordu. Çünkü burada bulunan insanların Bursa’da ya bir akrabası ya bir ahbabı vardı. Zaten tören Bursa Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa DÜNDAR Beyin himayesinde gerçekleşiyordu. Ancak törene Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur AKTAŞ Beyle birlikte iki milletvekilinin katılması Bursa’nın ağırlığını daha fazla hissettiriyordu.</p>



<p>PRİZREN</p>



<p>Prizren ayrı bir sayfa. Orada bizden parçalarımızı bulduk: Öğrencilerimizi, Balkanlardan gelen ilk göz ağrılarımızı. Şehrin ortasından geçen nehir sanki şehre can taşıyor, nefes aldırıyordu. Her iki yakasında yer alan ulu minareler şehre tam bir Osmanlı havası katıyordu. Nehirle şehir bütünleşmiş, minarelerle süslenmiş, köprülerle iki yaka arasına ilmek atılmış, şehir bir bütün olmuştu.</p>



<p>Eski dostlarımız şehre hâkim yüksek bir mekânda ağırladılar bizi. Güneşin batışını, kurşuni bir rengin şehrin üzerine düşüşünü seyrettik. Profesyonel fotoğrafçı değildim ama elimdeki telefonla o anları akan zamanı sabitlemeye çalıştım. Ne kadar becerdiysem.</p>



<p>Eski dostlar dediğim ilk göz ağrılarımız o bölgeden öğrencilerimiz. Sead Paqarizi, Besim Berisha, Erol Raka, Valon İbrahimi, Shqipron Saramati, Bayram Pomak Hepsi pırlanta gençler. Büyük kısmı dini idarede görev almış, Bayram ise basın ve yayın alanına kendini adamış. Hepsinin ortak noktası bizim de kafamızda olan dertlerimizdi. Dertli insandan daha başka ne beklenirdi? Gecenin sürprizi Erol’un anne babasıydı. “İlle de hocaları getirin bir kahvemizi bari içsinler” diye ısrar etmişler. Ben geç fark ettim. Baştan bilseydim o güzel insanlarla beş on dakika bile olsa birlikte olmak için bir kahvelerini içerdim. Gözlerindeki ışıltıyı, sözlerindeki sıcaklığı, hallerindeki samimiyeti kelimelerle anlatamam. Çünkü yaşadım. Bir şey vermek itiyorlar, gönüllerinin en mutena yerinden kopararak, gönül köprüsü kurmaya vesile olsun diyerek. En son bahçedeki ıhlamur ağacından bir dal kopardı annemiz, bize uzattı. Bari yol boyu bu dal arabanızda kokar diye. İşte böyle! Onlar gönlü bol, dili tatlı, gözü ışıltılı, yüzü nurlu, içi duygulu insanlar&#8230;</p>



<p>Prizren’de bulunan Sinan Paşa Camii adeta Balkan müslümanlarının çilesinin somut örneği.</p>



<p>Cami, Hicrî 1024 Miladî 1615 tarihinde yapıldığı tahmin edilmektedir.</p>



<p>Niye tahmin ediliyor?</p>



<p>Çünkü 1915 yılında bir patlama sonucu kitabesinin kaybolması net tarihini belirlemeyi zorlaştırmış.</p>



<p>Bu patlama neden olmuş?</p>



<p>Bazı Sırp kaynaklar camiinin Svati Arhangel Manastırı yıkılarak elde edilen taşlardan yapıldığını iddia etmişler. Bu iddia üzerine şehrin Hıristiyan halkı camii yıkmaya karar vermiş. Müslüman ahalinin direnmesi üzerine bu emellerini yerine getirememişler. Ancak 29 Kasım 1915 tarihinde bir bomba patlaması sonucu Sinan Paşa Camiinin son cemaat mahalli olan üç kubbeli revak bölümü yıkılmış ve orada bulunan kitabe de kaybolmuş.</p>



<p>Camii 1948 yılında Tarihi Anıtları Koruma Kuruluna geçerek devlet korumasına alınmış, 1952 yılından itibaren tamire başlanmış, uzun yıllar depo olarak kullanılmış, 1968 yılında Osmanlı El Yazmaları Müzesine çevrilmiş, 1969 yılında Prizren İslam Birliği mülkiyetine geçmiş.</p>



<p>Camide uzun süre ibadet edilmemiş, 1991 yılından itibaren sadece Ramazan aylarında ibadete açılmış, Kosova Bağımsızlık Savaşı sonrası Kosova İslam Birliği ile TC. Diyanet İşleri Başkanlığı arasında yapılan mutabakatla bir imam atanmış ve sürekli ibadet edilmeye başlanmış.</p>



<p>(bk. Raif Virmiçe, Camiler Kenti Prizren, Kosova Cumhuriyeti İslam Birliği Yayını, İstanbul ts. s. 167-173)</p>



<p>İSKECE &#8211; GÜMÜLCİNE</p>



<p>Dönüş yolunda bir kez daha Üsküp’e uğrayacak, damağımızda kalan tadı tazeleyecektik ama olmadı. “Yolcunun işini Allah bilir” derler ya, tam da öyle oldu. Yaşanan gecikme sonucu, yol uzun, yolcular yorgundu, doğrudan dönmeye karar verildi. Son bir defa güzergâhımızda olan İskeçe ve Gümülcine’yi görelim isteği ağır bastı haydi oralar da görülsün dedik.</p>



<p>Ne demiştik yukarıda “Batı Trakya Bursa’nın bir parçası”. Niye öyle? Çünkü her Batı Trakyalı’nın bir yanı Bursa’dadır da ondan. Bunun canlı şahidi ile de karşılaştık nitekim. İskeçe’den çıkarken namaz kılmak ve çay içmek için uğradığımız Koyunköy’de karşılaştığımız Hüseyin Ağabinin dört oğlundan üçü Bursa’da, biri yanında İskece’de. Bursa’ya gidiyor musun? diye sorduk. “Gitmem mi, orada benim evim var” dedi. Bunun için deriz Batı Trakya Bursa’nın bir parçası diye. Ama acı bir gerçek dile geldi, ayrılırken Gümülcine’den. “Artık yaşlılar kaldı buralarda. Gençler ya Avrupa’ya ya da Türkiye’ye gittiler. Buraya baba ocağına ana kucağına bir gün dönerler mi, bilinmez.”</p>



<p>Böyle zamanlarda aklıma hep şu şarkı sözleri gelir:</p>



<p>“Batan gün kana benziyor</p>



<p>Yaralı cana benziyor</p>



<p>Ah ediyor bir gül için</p>



<p>Şu bülbül bana benziyor.</p>



<p>Vah benim garip gönlüm”.</p>



<p>Ama gene de Allah’tan ümit kesilmez. Ne badireler atlattı bu coğrafya. Bunu da atlatır ve Üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi,</p>



<p>“Sevinin, Mehmed’im başlar yüksekte!</p>



<p>Ölsek de sevinin, eve dönsek de.</p>



<p>Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!</p>



<p>Yarın elbet bizim elbet bizimdir,</p>



<p>Gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir.”</p>



<p>“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin!” ilahî emri ümmetin her ferdinin zihnine işte böyle işlenmiş, gönlüne girmiş; şiirlerine, nesirlerine, hâsılı her hallerine yansımış, ete kemiğe bürünmüş mümin diye görünmüş.</p>



<p>Gezi boyunca otobüste çokça dinlediğimiz bir balkan türküsü vardı. Özellikle nakarat olarak söylenen iki mısraı dilime gelip yerleşti.</p>



<p>“Ayletme beni, söyletme beni</p>



<p>Alçak yüksek tepelerde bekletme beni”</p>



<p> Ne anlatıyordu? Bir oğlanın bir kıza aşkını. Bu yazıyı yazarken ben başka bir şey anladım: Balkanların Anadolu’ya, Anadolu’nun Balkanlara olan aşkını. Aramızda bir aşk vardı, eğletmeye ve söyletmeye gelmezdi; öyle alçak ve yüksek yanı da yoktu, dümdüz ve pürüzsüz; aynı düzlemde, seviye farksız; rengi, kokusu, tadı bir; görüntüsü, şekli, adı bir; hâsılı aşkımız bir.  Vessalâm…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bu-sefer-kosovaya-murat-hudavendigari-anmaya-ikinci-kisim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Sefer Kosova’ya Murat Hüdavendigar’ı Anmaya -Birinci Kısım-</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bu-sefer-kosovaya-murat-hudavendigari-anmaya-birinci-kisim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bu-sefer-kosovaya-murat-hudavendigari-anmaya-birinci-kisim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Aug 2022 12:18:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Kosova]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Murat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18360</guid>

					<description><![CDATA[NOT: Bu yazı 13-16 Haziran 2022 tarihinde Şehit Hünkâr Murat Hüdavandgar’ın Kosova’da kabri başında anma toplantısı dolayısıyla gerçekleşen gezinin biraz duygusal yanı ağır basan anlatımıdır. Yazı uzun olduğu için ikiye bölerek yayınlamanın uygun olacağını düşündüm. Hayırlı ve bereketli okumalar efendim! * Osmangazi Belediyesince her yıl düzenlenen Kosova Zaferini ve Şehit Hünkâr Murad Hüdavendigar’ı anma törenine bu yıl bizler de davet edildik. Otobüsle gitmek zahmetli olmakla birlikte gezilen ve görülen yerlerin verdiği haz ve dostlarla birlikte olmanın getirdiği hoş sefa keyifli bir yolculuk olmasını beraberinde getirdi. Mustafa Asım Yediyıldız hocayı başkan seçtik, sabrın ne demek olduğunun örneğini sundu bize. İsmail Güler hocanın ilginç esprileri çok hoştu, hanımefendi cihetinden batı Trakya’da ev sahibi havasına girmesi çok tatlıydı. Bilal Kemikli hocanın heyecanlı ve telaşlı bir şeyler anlatma çabası görülmeye/dinlemeye değerdi. Hatice Şahin hocanın Türkçesini konuşturması öğreticiydi, Şirin hocanın baba ocağına kavuşma heyecanı çok duygusaldı. Adem beyin sorumluluk bilinciyle koşuşturması takdire şayandı. Konuşmasına muhalefet olarak diye başlayan Belediye Meclis Üyesi Safa beyi ve köklü sendikacılığını hemen ele veren Günay beyi tanımak güzeldi. Her an eli deklanşöre giden fotografçımızın eli çabuktu. Ekipte görevli diğer arkadaşların hepsi bir pırlantaydı. Böyle bir toplulukla huzurlu ve uyumlu bir yolculuk yapmak keyifliydi. Kaptanlarımız on numaraydı. Hele Naim beyin tecrübesi, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right"><strong>NOT:</strong> Bu yazı 13-16 Haziran 2022 tarihinde Şehit Hünkâr Murat Hüdavandgar’ın Kosova’da kabri başında anma toplantısı dolayısıyla gerçekleşen gezinin biraz duygusal yanı ağır basan anlatımıdır. Yazı uzun olduğu için ikiye bölerek yayınlamanın uygun olacağını düşündüm. Hayırlı ve bereketli okumalar efendim!</p>



<p>*</p>



<p>Osmangazi Belediyesince her yıl düzenlenen Kosova Zaferini ve Şehit Hünkâr Murad Hüdavendigar’ı anma törenine bu yıl bizler de davet edildik. Otobüsle gitmek zahmetli olmakla birlikte gezilen ve görülen yerlerin verdiği haz ve dostlarla birlikte olmanın getirdiği hoş sefa keyifli bir yolculuk olmasını beraberinde getirdi.</p>



<p>Mustafa Asım Yediyıldız hocayı başkan seçtik, sabrın ne demek olduğunun örneğini sundu bize. İsmail Güler hocanın ilginç esprileri çok hoştu, hanımefendi cihetinden batı Trakya’da ev sahibi havasına girmesi çok tatlıydı. Bilal Kemikli hocanın heyecanlı ve telaşlı bir şeyler anlatma çabası görülmeye/dinlemeye değerdi. Hatice Şahin hocanın Türkçesini konuşturması öğreticiydi, Şirin hocanın baba ocağına kavuşma heyecanı çok duygusaldı. Adem beyin sorumluluk bilinciyle koşuşturması takdire şayandı. Konuşmasına muhalefet olarak diye başlayan Belediye Meclis Üyesi Safa beyi ve köklü sendikacılığını hemen ele veren Günay beyi tanımak güzeldi. Her an eli deklanşöre giden fotografçımızın eli çabuktu. Ekipte görevli diğer arkadaşların hepsi bir pırlantaydı. Böyle bir toplulukla huzurlu ve uyumlu bir yolculuk yapmak keyifliydi. Kaptanlarımız on numaraydı. Hele Naim beyin tecrübesi, gümrük memurlarıyla başarılı diyaloğu görülmeye değerdi. Hâsılı Kosova’ya seferimiz, şehit hünkâr Murad Hüdavendigar’ı anma gezimiz işte böyleydi. Kelimenin tam anlamıyla harikaydı ve verimliydi.</p>



<p>1915 ÇANAKKALE KÖPRÜSÜ</p>



<p>Bursa’dan çıkıp 1915 Çanakkale Köprüsünü geçmek yeni tecrübelerimizden biriydi. Yıllardır hayali kurulan bir eser gerçekleşmiş, Çanakkale Boğazına inci misali ışıl ışıl kırmızı beyaz bir gerdanlık takılmıştı. Sembollerin köprüsü denilmesi bir gerçeğin altının çizilmesiydi ve tarihe not düşülmesiydi. İsmi bile bu yüzden çok anlamlıydı. Neler yaşanmamıştı ki, o tarihi boğaz ve çevresinde! Köprünün en büyük kazançlarından biriyse dindaşlarımızın ve soydaşlarımızın yaşadığı yerlerin kısalması, sılanın yakınlaşması, yollarının canlanması, hâsılı göze ve gönle yakışan bir tablonun oluşmasıydı.</p>



<p>İpsala kapısından geçiş Batı Trakya’ya kavuşmaydı. Batı Trakya’nın ne anlama geldiğini Bursa’da yaşayıp da bilmemek ve anlamamak mümkün değildir. Çünkü burada olan her ailenin mutlaka Bursa’da bir parçası vardır.</p>



<p>KAVALA</p>



<p>Yunanistan’da ilk durağımız Kavala oldu. Domuz eti bulaşmamış bir kahvaltı arayışımız burada nelerin değişmiş olduğunu anlatmaya yetiyordu. Bir zamanların Osmanlı kentinde yiyecek hususunda bile tedirgindik. Buradaki Osmanlı izlerini her yönüyle silmek için ellerinden ne gelmişse yapmışlardı. Tıpkı Latinlerin Endülüs’e yaptığı gibi. Sekiz asır Müslümanların hüküm sürdüğü koca Endülüs’te bir elin parmakları kadar az sayıda eser ancak ayakta bırakılmıştır. Onu da turistik malzeme olarak kullanmaktadırlar.</p>



<p>Kavala’ya ikinci gelişimdi. Tam tutturamasam da ufaktan bir rehberlik yaptığım bile oldu. Burada görülecek en önemli manzara Osmanlı’ya isyan etmiş olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın doğduğu konak ve önüne Yunanlılar tarafından dikilmiş at üstündeki heykeliydi. İlk gelişimde dikkatimden kaçmış, Kavalalı’nın at üstünde kılıç çekerken tasvir edilmesi. Heykeli Yunanlılar yaptırdığına göre bunun Osmanlı’ya karşı kılıç çekme olarak düşündükleri muhakkak. Zaten bugünlerde On İki Adanın uluslararası anlaşmalara aykırı olarak Yunan Hükümeti tarafından silahlandırılması yüzünden iki ülke arasında büyük bir gerilim yaşanıyordu.</p>



<p>On iki adanın zahmetsiz ve masrafsız kendilerine altın tepsi içinde sunulması Yunanlıları kesmemiş olacak ki, ağababalarını arkalarına alarak daha fazlasını istiyorlar. Belki de İzmir sahillerindeki perişan hallerini hatırlayıp, Anadolu’da tutunamayışlarını zihinlerine getirip uğradıkları büyük hezimetin doğurduğu kin ve nefreti heykelden Kavalalı’ya kılıç çektirerek ifade ediyorlar. Bunu bir yerlere not düşmek gerek. Su uyur, düşman uyumaz. Cadde boyunda gördüğümüz <em>Anatolia</em> tabelasına şaşıran arkadaşımıza şöyle demiştim: “Unutma ki, bizim zihnimizde Endülüs ve Balkanlar neyse onların zihninde de Anadolu odur.”</p>



<p>Kavala’ya Osmanlı kenti dedik ya, Mehmet Ali’nin konağı ile minaresi yıkılmış bir cami dışında neredeyse hiçbir iz bırakmamışlar burada. Mustafa Gürses ağabeyle birinci gelişimde gördüğüm camiyi gözlerim aradı, bulamadım. Çok kalamayacağımız için kimseye de söylemedim. O camiyi gördüğümde içim burkulmuştu. Kaidesine kadar yıkılmış minaresi ve bir müzikhole dönüştürülmüş iç mekânı hale gözümün önündedir.</p>



<p>Üzülerek söyleyelim ki, benzerleri bizim ülkemizde de yapıldı. 1980’lerde Sirkeci İstasyonunun bitişiğindeki caminin yerinde harap bir saz evi tabelasını gözlerimle görmüştüm. Eminönü müftülüğünün çalışmasıyla tekrar camiye dönüştürüldü de aslına döndü. Bu camii 1670 Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırılmış, 1928 yılında harabe haline gelmiş ve yıktırılmış, 1954 yılında Anadolu Saz Evi olarak kullanılmış 1987 yılında tekrar camii olarak inşa edilmiştir.</p>



<p>Öte yandan yıllarca Rumeli Hisarı Konserlerinin yapıldığı sahnenin Fatih’in yaptırdığı Hisar mescidi olduğunu öğrendiğimde de aynı burukluğu yaşamıştım. Geçenlerde 25. Kelam Anabilim Dalları Koordinasyon Toplantısı için gittiğim Safranbolu’nun meydanındaki Kazdağlıoğlu Camiinin kısa ve ibretlik hikâyesi ise bütün bunların özetiydi: “1779’da Kazdağlı Mehmed Ağa tarafından yaptırıldı, 1930’larda özel kişilere satıldı, 1975 yılında Safranbolu Belediyesine bağışlandı, 2004 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğüne geçti ve restore edilerek ibadete açıldı.” Neyse ki milletimizin dinine, tarihine ve kültürüne bağlılığı sayesinde Anadolu coğrafyası bu halleri çabuk atlattı. Ama hala kayıp camilerin, medreselerin, tekkelerin, yıkılan kalelerin, yok edilen çeşmelerin bulunduğu bir gerçek.</p>



<p>SELANİK</p>



<p>İkinci durağımız Selanik’ti. Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu evi gördük. Ev oldukça bakımlı ve titizlikle korunmaktaydı. Her tarafının pırıl pırıl hali, bunun göstergesiydi. Ev mütevazı bir Osmanlı konağı görünümündeydi. Bahçesindeki nar ağacı evin tarihinin belgesiydi. Osmanlı izlerinin silindiği Selanik’in eski halini gösteren fotoğraflar o günden bu güne şehirde nelerin nasıl değiştiğini gösteriyordu. Resimlerin birinde sekiz veya dokuz minare saydım. Arkadaşlarla konağın yakınlarını şöyle bir dolaşalım dedik, bir tane bile minare göremedik. Caddenin alt tarafında minareye benzer bir kule ve yanında daire planında bir yapı gördük ve muhtemelen eski bir cami dedik. Şehirden çıkarken bir camii kalıntısının tamire alındığını fark ettik. Bir resim karesinde sekiz minarenin bulunduğu şehrin şu anki hali sanki buraya hiç Osmanlı uğramamış gibiydi. Yol boyu gördüğümüz Osmanlı kışla kalıntıları ise henüz izlerin tam silinemediğinin şahitleriydi.</p>



<p>ÜSKÜP</p>



<p>Birinci günün akşamı Üsküp’e geçtik. Balkanların incisi, Yahya Kemal’in şehri. İstanbul kadar Üsküp’ü yazmış mıdır acaba Yahya Kemal? Eski acıları deşmek istememiştir belki de; ayrılık acısını, yüreğinin sızısını, gurbette bulunmanın sancısını. Belki de İstanbul aşkıyla teselli etmiştir kendisini.</p>



<p>Üsküp’te eski öğrencilerimizden Süleyman Baki’yle karşılaşmak gurbette bir hemşeriyle karşılaşmak gibi geldi bana. Gerçi Üsküp gurbet değil, bir sıla, kavuşma mekânı, yolların kesiştiği kavşak alanı. Kavala ve Selanik’i gördükten sonra oluştu herhalde bu gurbet havası içimde.</p>



<p>Yüce Rabbim hayırlı ve bereketli ömürler versin Süleyman Baki’ye. Adeta kendisini Üsküp’e hatta koca Balkanlara adamış bir kardeşimiz. Üsküp’te çok güzel bir Ensar kardeşliği kurumu ve projesi oluşturmuş. Onun çalışmaları burada yeşeren hatta meyveye duran bir bağ niteliğinde. Türkiye halkıyla da güçlü bir irtibat kurmuş. Bu ve benzeri çalışmalarla Türkiye’mizin birçok şehrinin hatta ilçe belediyelerinin hizmetlerini ve yardımlarını Balkan şehirlerinde görmek mümkün. Bu görüntüler, Ensar dayanışmasının bu çağa yansımalarıdır.</p>



<p>Üsküp hakkında çarpıcı bilgiler verdi Süleyman Baki. Hepsini hatırlayamayacağım için bazılarını yazıp göndermesini istedim. Yıkılan camiler, yok edilen tarihi eserler ve silinmeye çalışılan koca bir Osmanlı mirası… Onun verdiği bilgiye göre Üsküp çarşısı balkanların en büyük çarşısıydı. Tam da Osmanlı’yı hatırlatıyor ve anlatıyordu. Çarşıyı görünce Saraybosna Çarşısı gözümün önüne geldi. Ortasında Murat Paşa camii etrafında irili ufaklı mescitler. Balkanlara özel bir çarşı tipi. Bursa’nın Ulucami ve Orhan Camii etrafında oluşmuş çarşısının tipik bir örneği gibi.</p>



<p>Üsküp’te yediğimiz İnegöl tipi köfte ve Türkiye’de de bir hayli yaygın olan Balkanların tirilece tatlısı coğrafyanın birlikteliğinin yiyecek düzeyinde yaşayan şahitleriydi. Dönüş yolunda otobüste kısa bir konuşmam istenmişti de şöyle bir cümle kurmuştum: “Bu toprakların kaderi birlikte yazılmıştır.” O yüzden Bursa’yı Bosna’dan Üsküp’ü İstanbul’dan ayıramazsınız ve ayrı düşünemezsiniz. Dillerimiz ayrı olsa bile gözlerimizin ışıltısı ve “Allah’a emanet” deyişimiz hep aynıdır; aynı kıbleye yönelir, aynı ibadeti eder, aynı mevlitleri okur, aynı dertlerle dertlenir, aynı şarkıları ve türküleri terennüm ederiz.</p>



<p>Süleyman Baki bize akşam şehrin iki yakasını gösterdi. Hakikaten iki yaka. Çünkü şehrin ortasından geçen Vardar nehrinin bir yanından öte yanına Taş Köprüyle geçiliyor. Osmanlı’ya yakışır asaletin ve onca gelişmeye meydan okumanın timsali. Nehrin bir tarafı Müslüman, diğer tarafı gayr-ı müslim. Aradaki fark hemen görülüyor. Şu an bile Müslüman nüfusu Makedonya’nın yüzde kırk olmasına rağmen hala Müslümanlar yönetimde ve toplumsal hayatta bu oranda etkin değiller gibi. Gene de Allah’a şükredecek bir dayanışma ve hayat mücadelesini görmemiz bizi ziyadesiyle teselli etti. Süleyman Baki’nin Üsküp’ün meydanında yıkılan camiler ve diğer yapılarla ilgili verdiği bilgiler ise içimizi burktu. Buralarda da Müslüman Osmanlı izleri silinmeye çalışılmıştı.</p>



<p>Sabahleyin Bilal Kemikli hocayla şehri gün ışığında görmek için otelden erkenden çıktık. Bir takım dış fonlarla yeniden düzenlenen Üsküp Meydanı Müslümanlara meydan okuma platformuna dönüştürülmüştü. Bu düzenlemeyle şehrin üstüne Büyük İstilacı İskender ve Babasının heykellerinin gölgeleri düşmüştü. Meydanın ortasında yer alan Cami yıkılmış ve yok edilmiş, geriye kalan bir Osmanlı hamamı ve köprüsü mütevazı halleriyle direnen Müslüman bilincin somut temsilcisi gibiydi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bu-sefer-kosovaya-murat-hudavendigari-anmaya-birinci-kisim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kosova Üzerinde AB-ABD Hesaplaşması</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kosova-uzerinde-ab-abd-hesaplasmasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kosova-uzerinde-ab-abd-hesaplasmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2020 07:41:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Kosova]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15032</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa Konseyi’nin 2011 yılına ait bir raporunda, Kosova Savaşı’nda ve sonrasında Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) üyeleri tarafından ciddi suçların işlendiği iddia edilmişti. Uzun tartışmaların ardından 2015 yılında uluslararası özel odalı hakim ve savcılardan oluşan bir mahkeme kuruldu. Avrupa Birliği tarafından finanse edilen ve yaklaşık 500 milyon Avro tutarında mahkeme, 2015 yılında Kosova meclisinde yasallaşmıştı. Resmi statüsü Kosova yargısına bağlı bu mahkemenin görevi, 1998-2000 yıllarında bölgede işlendiği öne sürülen savaş suçlarını araştırmak ve yargılamak. Mahkeme 2019 yılının başından bu yana, eski Kosova Başbakanı Ramush Haradinaj da dahil olmak üzere yaklaşık 40 eski UÇK mensubunu ifade vermek üzere çağırmıştı. Geçtiğimiz hafta Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Thaçi ve eski Meclis Başkanı, PDK lideri Kadri Veseli hakkında savaş suçu işlediklerine dair hazırlanan iddianamenin kamuoyu ile paylaşılmasının ardından, 27 Haziran’da ABD’de planlanan Sırbistan-Kosova görüşmelerine katılmaktan vazgeçti. Lahey’deki Kosova Özel Savcılığının, Thaçi ile Veseli’nin Kosova’daki savaşta (1998-1999) insanlığa karşı suç ve savaş suçu işlediklerine dair iddianameyi mahkemeye sunduğunu açıklaması sonrası, önce Thaçi ardından Hoti 27 Haziran’da Washington’da yapılacak diyalog süreci toplantısına katılmayacağını duyurdu. Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, Thaçi’nin diyalog süreci kapsamında yapılacak toplantıya katılmak üzere hareket ettiği ABD yolculuğunu yarıda kestiği ve konuyla ilgili Beyaz Saray’ın bilgilendirildiği kaydedildi. Başbakan Hoti ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, özel savcılık &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Avrupa Konseyi’nin 2011 yılına ait bir raporunda, Kosova Savaşı’nda ve sonrasında Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) üyeleri tarafından ciddi suçların işlendiği iddia edilmişti.</p>



<p>Uzun tartışmaların ardından 2015 yılında uluslararası özel odalı hakim ve savcılardan oluşan bir mahkeme kuruldu.</p>



<p>Avrupa Birliği tarafından finanse edilen ve yaklaşık 500 milyon Avro tutarında mahkeme, 2015 yılında Kosova meclisinde yasallaşmıştı. Resmi statüsü Kosova yargısına bağlı bu mahkemenin görevi, 1998-2000 yıllarında bölgede işlendiği öne sürülen savaş suçlarını araştırmak ve yargılamak.</p>



<p>Mahkeme 2019 yılının başından bu yana, eski Kosova Başbakanı Ramush Haradinaj da dahil olmak üzere yaklaşık 40 eski UÇK mensubunu ifade vermek üzere çağırmıştı.</p>



<p>Geçtiğimiz hafta Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Thaçi ve eski Meclis Başkanı, PDK lideri Kadri Veseli hakkında savaş suçu işlediklerine dair hazırlanan iddianamenin kamuoyu ile paylaşılmasının ardından, 27 Haziran’da ABD’de planlanan Sırbistan-Kosova görüşmelerine katılmaktan vazgeçti.</p>



<p>Lahey’deki Kosova Özel Savcılığının, Thaçi ile Veseli’nin Kosova’daki savaşta (1998-1999) insanlığa karşı suç ve savaş suçu işlediklerine dair iddianameyi mahkemeye sunduğunu açıklaması sonrası, önce Thaçi ardından Hoti 27 Haziran’da Washington’da yapılacak diyalog süreci toplantısına katılmayacağını duyurdu.</p>



<p>Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, Thaçi’nin diyalog süreci kapsamında yapılacak toplantıya katılmak üzere hareket ettiği ABD yolculuğunu yarıda kestiği ve konuyla ilgili Beyaz Saray’ın bilgilendirildiği kaydedildi.</p>



<p>Başbakan Hoti ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, özel savcılık tarafından itham edilen suçlamalar sonrasında Priştine’ye dönerek konuyla ilgilenmesi gerektiğini belirterek, ABD’nin Sırbistan-Kosova Diyaloğu Özel Temsilcisi Richard Grenell’e de Beyaz Saray’daki toplantıya katılmayacağını bildirdiğini ifade etti.</p>



<p>Grenell ise konuyla ilgili, Kosova Cumhurbaşkanının oluşan durum sonrası Washington’daki toplantıya katılamayacağını kendisine bildirdiğini belirterek, iddialarla ilgili yasal meseleler çözülene dek Thaçi’nin toplantılara katılmama kararına saygı duyduğunu kaydetti.</p>



<p>Toplantının Başbakan Hoti ile Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’in katılımıyla gerçekleştirileceğini belirten Grenell, Hoti’nin de gitmekten vazgeçmesi üzerine herhangi bir açıklama yapmadı. Bu arada, diyalog sürecinin diğer tarafı Sırbistan’dan da henüz resmi bir açıklama gelmedi.</p>



<p>2013 yılından beri Brüksel’de devam eden Kosova-Sırbistan görüşmeleri, birçok anlaşma yapılmasına rağmen, fiili olarak sahada uygulanmada sorunlar yaşanmaktadır. Sırbistan, Kosova’yı bağımsız bir devlet tanımaktan hâlâ çok uzakta ve bu süreci AB›den mali kaynak ve vize serbestisini sağlamak için bir araç olarak görüyor. Sahada ise başta Mitroviçe olmak üzere birçok şehirde hâlâ paralel okulları, kiliseler ve idari organları mevcut.</p>



<p>Diğer yandan Kosova liderleri, Sırbistan’ın bu davranışlardan dolayı AB’nin yeterli otoriteyi kullanmadığını, Rusya müttefiki Sırbistan’a karşı müsamahakâr davrandığını ve Kosova’ya hâlâ vize serbestisi sağlanmadığı için AB’nin ikiyüzlülükle suçlamaktadır.</p>



<p>Bunun için de çıkmaza giren diyalog sürecini, ABD Başkanı Trump eski Almanya Büyükelçisi Richard Grennelli atayarak, ABD’nin himayesinde devam edeceğini açıklandı. Trump ve Grennel, iki lideri anlaşmaya imza atmak üzere Washington’a çağırarak, ABD seçimlerden önce hızlı bir şekilde süreci bitirmek istedi.</p>



<p>Ancak Kosova Diyalog Heyeti, Washington yolunda uçakta iken, Kosova Cumhurbaşkanına karşı açılan dava haberi, bir süreliğine Washington sürecini baltaladı. Zamanlamasına bakıldığında burada savcılığın iddiasının, açık bir şekilde hukuki bir karardan ziyade siyasi olduğunu açıktır.</p>



<p>Almanya başta olmak üzere Fransa ve İngiltere, Kosova-Sırbistan diyalog sürecini, ABD değil, Brüksel tarafından yürütülmesi gerektiğini düşünüyor ve Washington anlaşmasının AB’nin geleceği için de bir tehdit olarak görüyor.</p>



<p>ABD ile AB arasındaki çekişmeyi Avrupa basınında da görmek mümkün. İtalyan gazetesi İl Manifesto’da yayımlanan yazıda ise Batılı liderler eleştiriliyor. Thaçi’yi devlet adamı statüsüne yükselten “insani” savaşı destekleyen Batılı liderlere şu soru soruluyor:</p>



<p>“Şimdi, yani onun işlediği cinayetlerin ortak sorumlusu olduklarını anladıklarında hiçbir şey söylemeyecek, hiçbir şey yapmayacaklar mı? Suçlarını hâlâ örtbas etmeye devam mı edecekler?”</p>



<p>Avusturya gazetesi Der Standart‘ta çıkan değerlendirmede ise Thaçi’nin Kosovalılara çoktan ihanet ettiği görüşü hakim. Yazar Adelheia Wölfl, bağımsızlık savaşı sırasında yaptıkları nedeniyle Thaçi’nin ülkesini çoktandır, “rehin tuttuğunu” ileri sürdüğü yazısında şu görüşlere yer veriyor:</p>



<p>“Thaçi, mahkeme önüne çıkmamak için Kuzey Kosova’yı, anayasaya aykırı olmasına rağmen Sırbistan’a bırakmayı ve çokuluslu bir devlet fikrinden vazgeçmeyi bile göze alıyor. Thaçi Kosovalılara aslında çoktan ihanet etti bile.”</p>



<p>Kosova-Sırbistan arasındaki sorun aslında Avrupa ve ABD tarafından bölgesel savaşın oyunu olarak kullanılmaktadır. İki küresel gücün Kosova üzerinden hesaplaşması, Kosova halkına ve devletine iyice zarar vermektedir. Daha 20 yıl önce Miloşeviç’in sözcülüğünü yapan Sırbistan Cumhurbaşkanı Alexander Vuçiç’in ise Batılı başkentlerde barış havarisi olarak karşılanması tarihin büyük bir ironisi. Kosova siyasetçilerinin tecrübesizliği acemilikleri, kişisel hırsları, kavgaları, sonuç olarak Avrupa ve ABD’nin çıkarlarına yaramaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kosova-uzerinde-ab-abd-hesaplasmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balkanlarda (Eski) Yugoslavya’nın ‘Yalnız’laşan Ülkesi: Kosova</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/balkanlarda-eski-yugoslavyanin-yalnizlasan-ulkesi-kosova/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/balkanlarda-eski-yugoslavyanin-yalnizlasan-ulkesi-kosova/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Güney Ferhat Batı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Sep 2019 13:16:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kosova]]></category>
		<category><![CDATA[Yugoslavya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12325</guid>

					<description><![CDATA[Kosova kimin olabilir? Arnavutlara göre bir Arnavut ülkesi, Türklere göre ise Devlet-i Aliyye-i Osmaniye ve Sırplara göre de Sırbistan’dır. Bir realite var ki o da şudur: “KOSOVA KOSOVALILARINDIR!” Balkanlar tarih boyunca dünyanın en hareketli coğrafyalarından birisi olmuştur. Bölgede niceliksel olarak (devlet-cik) küçük ve farklı ulusların çokluğu ile dinsel ve kültürel ayrışmaların keskinliği sonucu çatışmalarda yoğun olmuştur. Bu farklılıklar Balkan uluslarını sürekli bir mücadele içine çekerek çatışma ortamı meydana getirmiştir. Bu çatışmalar, kaosun hiçbir dönem eksik olmadığı Balkanlardır. Jeopolitik konumu, karmaşık (kozmopolit) etnik yapısı ve küresel güçlerin çekişmelerine sahne olmasından kaynaklanan özellikleri sebebiyle her daim büyük bir öneme haiz olmuştur. Balkanlar, Soğuk Savaş dönemi boyunca Doğu ile Batı arasında bir tampon bölge niteliği kazanmıştır. Bu bağlamada devamlı olarak dengelerin bozulup yenilerinin kurulduğu bir yer olmuştur. Soğuk Savaş dönemi sonrasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin (SSCB) parçalanarak/dağılması Orta Asya ve Kafkasya gibi stratejik konumlarda güç boşluğu oluşmasına nasıl sebep oldu ise, hakeza Balkanlarda Yugoslavya’nın parçalanması/dağılması aynı şekilde belirgin bir güç boşluğu doğurdu. Yugoslavya’nın kurucusu ve efsanevi lideri Josip Broz Tito’nun 1981’de ölümü ile ülkenin mayasını da ortadan kaldırmıştır. Tito, dengeli ve çatışmaya meydan vermeyen bir yönetim uygulayarak Yugoslavya’yı bir arada tutmayı başarmış idi. Tito’nun şu cümlesi manidardı: “Ben Yugoslavya’yı nefesimle bir altın küre &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><strong>Kosova kimin olabilir? Arnavutlara göre bir Arnavut ülkesi, Türklere göre ise Devlet-i Aliyye-i Osmaniye ve Sırplara göre de Sırbistan’dır. Bir realite var ki o da şudur: “KOSOVA KOSOVALILARINDIR!”</strong></p>
<p class="p1">Balkanlar tarih boyunca dünyanın en hareketli coğrafyalarından birisi olmuştur. Bölgede niceliksel olarak (devlet-cik) küçük ve farklı ulusların çokluğu ile dinsel ve kültürel ayrışmaların keskinliği sonucu çatışmalarda yoğun olmuştur. Bu farklılıklar Balkan uluslarını sürekli bir mücadele içine çekerek çatışma ortamı meydana getirmiştir. Bu çatışmalar, kaosun hiçbir dönem eksik olmadığı Balkanlardır. Jeopolitik konumu, karmaşık (kozmopolit) etnik yapısı ve küresel güçlerin çekişmelerine sahne olmasından kaynaklanan özellikleri sebebiyle her daim büyük bir öneme haiz olmuştur. Balkanlar, Soğuk Savaş dönemi boyunca Doğu ile Batı arasında bir tampon bölge niteliği kazanmıştır. Bu bağlamada devamlı olarak dengelerin bozulup yenilerinin kurulduğu bir yer olmuştur.</p>
<p class="p1"><span class="s1">Soğuk Savaş dönemi sonrasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin (SSCB) parçalanarak/dağılması Orta Asya ve Kafkasya gibi stratejik konumlarda güç boşluğu oluşmasına nasıl sebep oldu ise, hakeza Balkanlarda Yugoslavya’nın parçalanması/dağılması aynı şekilde belirgin bir güç boşluğu doğurdu. Yugoslavya’nın kurucusu ve efsanevi lideri Josip Broz Tito’nun 1981’de ölümü ile ülkenin mayasını da ortadan kaldırmıştır. Tito, dengeli ve çatışmaya meydan vermeyen bir yönetim uygulayarak Yugoslavya’yı bir arada tutmayı başarmış idi. Tito’nun şu cümlesi manidardı: “Ben Yugoslavya’yı nefesimle bir altın küre gibi taşıyorum. Bu nefes kesildiği zaman bu altın küre düşecek ve kırılacak.”</span></p>
<p class="p1">Ve öyle de oldu; daha sonraları Yugoslavya’nın ortak yönetimi sırasında yaşanan sıkıntıların aşılamaması beraberinde ülkenin parçalanarak dağılma sürecine neden olmuştur. Bu bağlamda Balkanlar’ın ve eski Yugoslavya’nın parçalanarak/dağılmasının tezahürü olarak yıllar sonra bağımsızlığını kazanan Kosova değerlendirilerek analiz edilecektir. Kosova, tarih boyunca farklı imparatorlukların ve 1389’dan sonra Osmanlı Devle­ti’nin egemenliği altında kalmış, coğrafi konumu itibarıyla önemli bir ülkedir. Os­manlı’dan sonra 1912’den itibaren Sırp-Hırvat-Sloven krallığı egemenliğine geçen Kosova, Sırp milliyetçiliğinin mitlerinin yoğunlaştığı ülkedir. Nüfusunun çoğunluğunu Arnavutların oluşturduğu Kosova, 1944’ten sonra Tito döneminde eski Yugoslavya’nın iki özerk bölgesinden biri olmuştur. Kosova Arnavutları, 1960’ların sonundan beri kendilerine Federe Cumhuriyet statüsü veril­mesi talep etmelerine rağmen, 1974’te yapılan bir anayasal düzenlemeyle Kosova ve Voyvodina’ya genişletilmiş özerklik verilmiştir. Ancak yeni düzenleme Arnavutların taleplerini karşılamadığı için, Kosova meselesi 90’lı yıllara kadar gündemdeki sıcak­lığını korumaya devam etmiştir. 1990’ların başında Yugoslavya çözülme sürecine girdiğinde Kosova Arnavutları, federasyon içinde yükselen Sırp milliyetçiliği sebe­biyle tedirgin olmaya başlamıştır. Öte yandan, diğer Yugoslav ülkelerin federasyon­dan ayrılması da Arnavutlara yönelen Sırp baskısının artmasına neden olmuştur.</p>
<p class="p1">1980 yılında Tito’nun ölümünün ardından yük­selen Sırp milliyetçiliği, Kosovalı Arnavutların bağımsızlık fikrinin daha güçlü bir şekilde dile getirilmesine sebep olmuştur. Kosova’daki gelişmelerin kaderini etkileyen ve belki de momentum olarak değerlendirilebilecek olay, Miloşeviç’in 1989’da Kosova Ovası’nda Kosova Savaşı’nın 600. yıldönümünde yaptığı milliyet­çi tonu yüksek ve Yugoslavya’nın içindeki bütün ulusları korkutan konuşmasıdır. Miloşeviç, Kosova’nın özerkliğini kaldırarak bu korkuların artmasına ve Kosovalı Arnavutların bağımsızlık dışında herhangi bir alternatif düşünmemesine neden olmuştur. 1991-1995 arası Bosna-Hersek’te yaşanan etnik soykırım, endişe duyan Kosovalılara bağımsızlıktan başka bir seçenek bırakmamıştır. 1998’de Kosovalıları göçe zorlayıp bu sefer farklı bir etnik temizlik yöntemi uygulayan Sırpların bu tavırları Bosna-Hersek’te geç kalan uluslararası aktörleri harekete geçirmiş ve Kosova’nın bağımsızlığına kadar gidecek sancılı süreç başla­mıştır. 1999 baharında (Kuzey Atlantik Savunma Paktı) NATO’nun Sırbistan ve Kosova’daki Sırp ordusuna düzen­lediği operasyon ile Sırpların Kosova’dan çekilmesini sağlamış ve bölge BM’nin denetimi altına alınmıştır. Yugoslavya’nın dağılmasından itibaren geçen sürede Kosova sorunu ne uluslararasılaştırılabilmiş ne de çözüm­lenmiştir. NATO, 24 Mart’ta “Müttefik Güç Harekâtı” ismini verdiği operasyonla Belgrad ve Kosova’daki Sırp askeri merkezleri bombalamıştır. 10 Ha­ziran 1999’a kadar 77 gün süren NATO’nun hava operasyonu, Sırpların çekilmeyi kabul etmesi ve NATO’nun “Kosovo Force” isimli kara ordusunun (KFOR) Koso­va’ya girme emri alması üzerine sona ermiştir. İki gün sonra II. Dünya Savaşı’n­dan bu yana Avrupa’da gerçekleştirilen en geniş çaplı bir kara harekâtıyla NATO birlikleri 12 Haziran’da Kosova’ya girmiş ve Kosova’daki çatışmalar sona ermiştir.</p>
<p class="p1"><span class="s1">NATO’nun Sırbistan’a müdahale etmesinin ardından, Sırplar Kosova’dan çekilmek zorunda kalmış­tır. Bunun ardından da Kosova’ya giren NATO askeri, KFOR ismiyle güvenliği sağladıktan sonra Kosova, UNMİK denilen BM’nin geçici idaresine geçmiş, son­rasında ise AB de bu idarenin bir bölümüne dâhil edilmiştir. Bu süreçten sonra Kosova’nın bağımsızlık süreci fiilen başlamıştır. Ancak 2000’den itibaren Sırplarla yürütülen müzakerelerde herhangi bir mesafe kat edilememesi sonucunda, Ko­sova Sırpların uzlaşmaz tavırlarına kızan uluslararası toplumun desteğini alıp ba­ğımsızlığını ilan etmesinin yolunu açmıştır. Kosova, 17 Şubat 2008’de bağımsız­lığını ilan etmiştir. Bağımsızlığını ilk tanıyan ülkeler Türkiye, ABD ve Arnavutluk olmuştur. Daha sonra BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyelerinden İngiltere ve Fransa da Kosova’nın bağımsızlığını tanırken, IMF ve Dünya Bankası gibi ulus­lararası kurumlara bağımsız bir ülke olarak katılmıştır. Ancak Kosova’nın bağım­sızlığı –halen- Çin ve Rusya’nın vetosuna takılmaktadır. </span></p>
<p class="p1">Kosova, bağımsızlığının ardından bir taraftan uluslararası meşruiyetini arttırmaya yönelik hamleler yapmakla be­raber, diğer yandan ülke içinde yoğun bir reform sürecine girişmiştir. Kosova’nın devlet olma yolunda attığı adımlar arasında şüphesiz ekonomik reformların çok büyük önemi vardır. Dışarıya açık ve serbest piyasa ekonomisi modeline geçiş ya­pan Kosova’da yeni bir devlet olmanın getirdiği yapısal sorunlar ülke ekonomisi­nin olumsuz etkilenmesine sebep olmaktadır. Bunun yanı sıra, bu süreçte siyasi ve idari kuruluşların kurulma süreçleri de bu reformlara paralel bir şekilde gerçek­leşmektedir. Kosova’nın kurumlarını yapılandırma sürecinde hedeflenen kurumsal standart­lara ulaşması için en önemli motivasyon AB ile 15 Ekim 2012’de imzaladığı ‘Or­taklık Anlaşması Müzakerelerinin Başlangıcı için Teknik Kriterler’ anlaşmasıdır. Buna göre, Kosova hem kurumsal gereklilikleri yerine getirmek durumundadır hem de AB’nin talep ettiği demokratikleşme ve özgürlükler alanındaki kriterleri sağlamalıdır. Devletleşme yolunda hızla ilerleyen Kosova’nın AB standartlarına erişme hedefine katkı sağla­ması umulmaktadır.</p>
<p class="p1"><span class="s1">Serbest piyasa ekonomisine geçiş sürecinde olan Kosova ekonomisi, bağımsız­lığından itibaren yadsınamayacak derecede gelişme gösterse de, henüz makro­ekonomik istikrarı yakalayamamıştır. Bunun en önemli nedenleri arasında ha­len uluslararası yardımlara bağımlı olması ve diasporadan gelen dövize ihtiyaç duymasıdır. Bunun yanı sıra Kosova ekonomisi dışarıya açık olmakla birlikte, iç üretim imkânlarını geliştirememesi nedeni ile ticaret açığı vahim boyutlardadır. Kosova’nın ekonomisi de yaşadığı gerilimler ve savaşlar ile uluslararası arena­daki siyasi durumundan birinci derecede etkilenmiştir. 90’lı yıllarda zaten Yugoslavya’nın ekonomik anlamda durumu en kötü bölgesi olan Kosova’nın ekonomik durumu savaşlar sonucu iyice kötüleşmiştir. 1999 yılından itibaren savaş sonrası yeniden yapılanma hamlesi ve dış yardımlar sonucu toparlanan Kosova ekonomi­si şu an görece daha iyi bir konumda olsa da, ülkedeki tüm kurumların oluşum evresinde olması ülke ekonomisinin kalkınmasını yavaşlatmaktadır. </span></p>
<p class="p1">Kosova ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler 1999’da Kosova’daki savaştan sonra güçlenmeye başlamıştır. AB Kosova’nın kurumsallaşma ve devletleşme sürecini yakından takip ederken, 2008’deki bağımsızlık sürecine de destek vermiştir. Ancak AB üyesi 5 ülkenin Kosova’nın bağımsızlığını tanımaması da bu desteğin sınırlı kalmasına neden olmaktadır. Doğal olarak bu durum Kosova’nın AB üyelik hedefi­ni olumsuz etkilemiştir. İlk etapta AB, Kosova’nın yeniden yapılanma ve ekonomik kalkınma süreçlerine destek olmakla yetinmiştir. Kosova bağımsızlığını ilan edene kadar Avrupa Parlamentosu ve Kosova Parlamentosu arasında üç gayri resmî top­lantı (2002, 2004 ve 2005) yapılmıştır. Ortaklık Antlaşması’nın bir parçası olarak 2004’te Avrupa Konseyi ilk kez Kosova’nın Avrupa ile ortaklığını kabul etmiştir. 2008’de AB, Kosova’da hukukun üstünlüğünü sağlamak için AB Heyeti kurulmasına karar vermiştir. 2009’da Avrupa Konseyi Kosova ile vize serbestisi sürecinin başlatılmasını ve aynı zamanda Kosova ile AB arasında ticaret anlaşması için müzakerelerin başlamasını önermiştir.</p>
<p class="p1">Sonuç olarak, Balkanlar bir barut fıçısıdır! Bu barut fıçısının alevlenmesi Yugoslavya’nın parçalanarak-dağılması ile tezahür etmiştir. Balkan jeopolitiği yeryüzünün en karmaşık ırk, dil ve din farklılıklarının bulunduğu yerdir. Bu nedenledir ki Yugoslavya’nın dağılması ile birden çok ‘devlet-cik’ meydana geldi/geliyor. Bu ‘devlet-cik’ler içerisinde bağımsızlığını en son kazanan (2008) Kosova olmuştur. Kosova, uzun yıllar Sırbistan’ın boyunduruğunda yaşamak zorunda kaldı; bu yetmezmiş gibi birde katliama maruz kaldı. Bugünün ve geleceğin Kosova’sı ise AB (Avrupa Birliği) yolunda kendinden emin adımlarla ilerliyor. Hakeza aynı şekilde ‘Uluslararası Siyasi-Askeri-Ekonomik ve Sosyo-Kültürel Örgütler’ tarafından meşru tanınırlığı için de çaba gösteriyor.</p>
<p class="p1">Kosova meselesinde, ilk kez otonom bir bölge, çoğunluğu belirleyen Arnavutların bağımsızlık isteği silahlı bir örgüt tarafından yürütülen savaş ve Batı’nın Kosova’nın bağımsızlık isteğine destek vermesi sonucunda bağımsızlığını duyurmuştur. Bu perspektiften bakıldığında Kosova’nın bağımsızlığı milattır. Tito’nun bir konuşmasında ki ‘’Ben iki alfabesi, üç dili, dört dini, beş milliyeti altı cumhuriyeti, yedi komşusu olan sekiz etnik azınlığın yaşadığı bir ülkenin lideriyim’’ cümlesi ise Yugoslavya’da aslında durumun ne kadar karmaşık ve vahamet içerisinde olduğunu gösteriyor idi. Ez cümle; Kosova kimin olabilir? Arnavutlara göre bir Arnavut ülkesi, Türklere göre ise Devlet-i Aliyye-i Osmaniye ve Sırplara göre de Sırbistan’dır. Bir realite var ki o da şudur: ‘’ KOSOVA KOSOVALILARINDIR!’’ Ve İvo Andriç (Nobel Edebiyat Ödülü Sahibi), ünlü eseri ‘Drina Köprüsü’nde şöyle seslenir: Balkanlar’da insanları dinlerine ve dillerine göre ayırmak ahmaklıktır, Balkanlar’da insanları nehirler ve yollar ayırabilir ancak.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/balkanlarda-eski-yugoslavyanin-yalnizlasan-ulkesi-kosova/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hashm Thaci Gidiyor Albin Kurti Geliyor! </title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hashm-thaci-gidiyor-albin-kurti-geliyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hashm-thaci-gidiyor-albin-kurti-geliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Nov 2018 11:09:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Kosova]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4483</guid>

					<description><![CDATA[KOSOVA ARNAVUTLARI YOL AYRIMINDA Kosova&#8217;da yaşayan Türk nüfus Osmanlı bakiyesi. Ancak siyasi (iltica) ve ticari etkenlerle yakın yıllarda Kosova&#8217;ya yerleşen hayli Türk vatandaşı mevcut. Kosova’da nüfusun yüzde 1,08&#8217;ini oluşturan kadim Türklerin toplam sayısı 18.738&#8217;dir. Türkçe bilen Kosovalıların sayısı ise 300.000  civarında.   Türkçe, Kosova Anayasası’na uygun olarak, Kosova’daki Türk toplumunun yoğun olarak yaşadığı belediyelerde resmi olarak kullanılabiliyor. Kosovalı Müslüman Arnavut ve Boşnaklar da Türkiye&#8217;nin  bu ülkeyle  ilgilenmesin  bir başka  nedeni. Türkiye bağımsızlığına kavuşan Kosova Cumhuriyeti’ni, 18 Şubat 2008 tarihinde tanıdı.  Türkiye Kosova yatırımlarında üçüncü sırada  500 Türk şirketi Kosova’da faaliyet gösteriyor. Kosova&#8217;da toplam Türk yatırımları 340 milyon Avro tutarında.Türkiye 2012 ve 2013 yıllarında Kosova’ya en fazla doğrudan yatırım yapan ülke olmasına rağmen, 2007-2013 yılları arasında toplamda Almanya ve İngiltere’den sonra üçüncü sırada yer alabildi. Türk müteahhitlik firmalarınca üstlenilen projelerin toplam değeri ise yaklaşık 1 milyar Avro.  Kosova&#8217;daki ekonomik kriz  siyasi  istikrarsızlığı tetikliyor Kosova ekonomik krizle boğuşuyor. Yurt dışına göç çok fazla. Kosova  ekonomisinin başlıca kaynaklarının dış bağışlar, gümrük gelirleri, işçi dövizleri ve Kosova’da yaşayan uluslararası personelin kira/tüketim harcamaları olduğu göz önünde  bulundurulursa ne demek istediğim net anlaşılır. Tüketici bir toplum, üretim çok sınırlı. Doğal koşullar son derece elverişli olmasına rağmen tarım ve hayvancılık sektörleri de yeterince gelişmediğinden her geçen gün işsizlik &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KOSOVA ARNAVUTLARI YOL AYRIMINDA</strong></p>
<p>Kosova&#8217;da yaşayan Türk nüfus Osmanlı bakiyesi. Ancak siyasi (iltica) ve ticari etkenlerle yakın yıllarda Kosova&#8217;ya yerleşen hayli Türk vatandaşı mevcut. Kosova’da nüfusun yüzde 1,08&#8217;ini oluşturan kadim Türklerin toplam sayısı 18.738&#8217;dir. Türkçe bilen Kosovalıların sayısı ise 300.000  civarında.   Türkçe, Kosova Anayasası’na uygun olarak, Kosova’daki Türk toplumunun yoğun olarak yaşadığı belediyelerde resmi olarak kullanılabiliyor. Kosovalı Müslüman Arnavut ve Boşnaklar da Türkiye&#8217;nin  bu ülkeyle  ilgilenmesin  bir başka  nedeni. Türkiye bağımsızlığına kavuşan Kosova Cumhuriyeti’ni, 18 Şubat 2008 tarihinde tanıdı.</p>
<p><strong> Türkiye Kosova yatırımlarında üçüncü sırada </strong></p>
<p>500 Türk şirketi Kosova’da faaliyet gösteriyor. Kosova&#8217;da toplam Türk yatırımları 340 milyon Avro tutarında.Türkiye 2012 ve 2013 yıllarında Kosova’ya en fazla doğrudan yatırım yapan ülke olmasına rağmen, 2007-2013 yılları arasında toplamda Almanya ve İngiltere’den sonra üçüncü sırada yer alabildi. Türk müteahhitlik firmalarınca üstlenilen projelerin toplam değeri ise yaklaşık 1 milyar Avro.</p>
<p><strong> Kosova&#8217;daki ekonomik kriz  siyasi  istikrarsızlığı tetikliyor</strong></p>
<p>Kosova ekonomik krizle boğuşuyor. Yurt dışına göç çok fazla. Kosova  ekonomisinin başlıca kaynaklarının dış bağışlar, gümrük gelirleri, işçi dövizleri ve Kosova’da yaşayan uluslararası personelin kira/tüketim harcamaları olduğu göz önünde  bulundurulursa ne demek istediğim net anlaşılır. Tüketici bir toplum, üretim çok sınırlı.<br />
Doğal koşullar son derece elverişli olmasına rağmen tarım ve hayvancılık sektörleri de yeterince gelişmediğinden her geçen gün işsizlik oranı artıyor. İşsizlik yüzde 45 düzeyinde.</p>
<p><strong>Kosova maden zengini ama işletmecilik zayıf</strong></p>
<p>Kosova yeraltı kaynaklarına bakıldığında varlık içinde yokluk çekiyor.  Kurşun, çinko, bakır, gümüş, altın ve kömürün bol miktarda bulunduğu Kosova, linyit rezervi bakımından da Avrupa’da Almanya ve Polonya’dan sonra üçüncü sırada. Ama nedense  bu kaynaklar toplumun ihtiyacı olmasına rağmen verimli bir şekilde işletilemiyor. Ticaret ve hizmet sektörünün hâkim olduğu Kosova ekonomisinde, milli gelirde yüzde 20 paya sahip sanayi sektörü 1999 öncesine göre oldukça geri plandadır. Milli gelirin de yüzde 30’u özellikle Almanya ve İsviçre’de yerleşik Kosovalı çalışanların gönderdiği dövizlerden oluşuyor. Kosova, henüz tam anlamıyla, devletleşme sürecini tamamlamış sayılmaz. Ülkenin siyaset ve ekonomisi, tamamen AB ve ABD kontrolünde. İşsizliğin yüzort düzeyinde olduğu Kosova&#8217;da; asgari ücret, 130 ila 170 Euro arasında değişebiliyor. Kamu sektöründeki ortal maaşlar ise 400 Euro civarında.</p>
<p><strong>Kosova&#8217;da Arnavutlar göre Sırplar, Sırplara göre Arnavutlar işgalci</strong></p>
<p>Kosova sınırları hep sorunlu. Arnavutlar Sırplar’ın Kosova’yı 1912’de askeri olarak işgal ettiği iddiasında.  Sırplar ve Sırbistan hâlâ orada işgalci güç. Sırplar ise Kosova’nın, Arnavutlarca demografik yapısı değiştirildiğini, Sırpların kovularak “Arnavutlaştırılan” bir Sırp yurdu olduğunu düşünüyor.  Yani onlar da Arnavutları işgalci olarak kabul ediyor.</p>
<p><strong>İbrahim Rugova&#8217;dan Haşim Taçi&#8217;ye Kosova Arnavutlarının bağımsızlık mücadelesi</strong></p>
<p>Kosovalı Arnavutlar&#8217;ın bağımsızlık öncesi lideri İbrahim Rugova silahlı mücadeleyi değil siyasi mücadeleyi benimsiyordu. Kosovalı Arnavutlar 1993&#8217;te UÇK&#8217;yı kurarak Belgrad yönetimine karşı direnişe başlamıştı.</p>
<p>Şimdiki Kosova Cumhurbaşkanı  Haşim Taci, Sırp yönetimine karşı etnik Arnavut silahlı direnişinin merkezi olan Kosova&#8217;nın Dreniça bölgesinde dünyaya gelmişti. UÇK içinde kod ismi &#8220;Yılan&#8221; olan Taçi UÇK&#8217;nın siyasi lideri olarak tanındı. Kosovalı Arnavutlar&#8217;ın lideri Rugova&#8217;nın şiddet karşıtı siyasetine meydan okuyan Taçi, Sırp güvenlik güçlerine yönelik bir dizi saldırının sorumluluğunu üstlendi.</p>
<p><strong>Haşim Taçi&#8217;nin lideri olduğu UÇK  savaş suçlarından yargılanıyor</strong></p>
<p>Kosova Kurtuluş Ordusu&#8217;nun (UÇK) bazı eski liderleri &#8216;insanlığa karşı suç işlemekle&#8217; ve Kosova&#8217;da organ kaçakçılığı yapmakla  itham ediliyor. Avrupa Konseyi&#8217;nin talimatı ile yürütülen bir soruşturmanın ardından yayınlanan raporda, UÇK içindeki bir grubun, Kosova&#8217;da 1999&#8217;daki savaştan sonra ellerindeki esirleri Arnavutluk&#8217;a götürüp öldürdüğü ve bu kişilerin organlarını sattığı öne sürülmüştü. İsviçreli senatör Dick Marty&#8217;nin hazırladığı raporda, Başbakanı Haşim Taçi&#8217;nin de &#8220;organ kaçakçılığı dahil&#8221; işlenen bazı suçlarda rolü olduğu iddia edilmişti. Taçi ise iddiaları reddetmişti.</p>
<p><strong>UÇK savaşçıları</strong></p>
<p>Kosova Savaşı&#8217;ndan sonra ordu kadrolarına alınmışlardı.<br />
UÇK&#8217;nın dağıtılması sonrasında, Taçi, Kosova Halkın Demokratik Partisini kurdu. Kuruluş toplantısını Mayıs 2000&#8217;de yapan parti, eski gerilla liderini parti genel başkanı seçti ve adını kısaltarak Kosova Demokrat Partisi (PDK) olarak değiştirdi.</p>
<p><strong> Vetevendosje lideri,  Albin Kurti kimdir?</strong></p>
<p>Kosova’da kurulu siyasi bir parti Vetevendosje lideri, Kosova&#8217;daki öğrenci gösterilerinin  simge isimlerinden Albin Kurti 24 Mart 1975&#8217;te Priştine&#8217;de doğdu. Kosova’nın Arnavutluk ile birleşmesi için çabalayan bir lider. 1998-1999 Kosova-Sırbistan Savaşı sırasında savaş suçu işleyen, fakat sadece UÇK askerlerinin (yani Kosova tarafının) yargılanması planlanan Özel Mahkeme’nin kurulmasına baştan beri karşı olan, Kosova Cumhuriyeti Parlamentosu’ndaki tek siyasal oluşumun (Levizja Vetévendosje – Self Determination)  kurucularından ve ilk lideri.  1981-1989 yılları arasında ilkokulu, 1989-1993 yılları arasında liseyi bitiren Kurti, 1993&#8217;te Priştine Üniversitesi Elektroteknik Fakültesi&#8217;nin Telekomünikasyon ve Bilgisayar Bilimi bölümüne girdi.1991 yılı itibariyle 27 bin öğrenci, bin öğretmen ve 200 idari görevli Priştine Üniversitesi&#8217;nden atıldı. Kosova-Sırbistan arasındaki 1997 krizi Drenica&#8217;daki (merkez Kosova) kanlı olaylarla açık bir savaşa dönüştüğünde Kurti ilk defa güncel siyaset ile ilgilenmeye başladı. Haziran 1997&#8217;de Priştine Üniversitesi Bağımsız Öğrenci Birliği&#8217;nin yönetim kurulu üyesi oldu. Haziran 1997 ile Mart 1999 arasında Albin Kurti, Kosovalı Arnavut öğrencilerin talepleri konusunda uluslararası toplumu bilgilendirmesi için Washington, New York, Brüksel, Kopenhag ve Strasbourg&#8217;daki Avrupa Parlamentosu merkezlerine davet edildi. Bu toplantılarda Robin Cook (Eski İngiliz Dışişleri Bakanı), Klaus Kinkel (Eski Alman Dışişleri Bakanı), Hubert Vedrine (Eski Fransız Dışişleri Bakanı), Robert Gelbard (Başkan Clinton&#8217;ın Balkanlar Delegesi) gibi isimlerle görüştü.</p>
<p>Sırplar, Mart 1998&#8217;de Adem Jeshari&#8217;nin bir Kosova faluş Ordusu (UÇK) lideri olmasından şüphelenerek, Jeshari ailesine mensup 53 kişiyi Drenica&#8217;da katletti.  Bu olay sonrasında o zamana kadar Rugova&#8217;nın pasif direnişini desteklemiş binlerce Kosovalı Arnavut UÇK saflarına katıldı.</p>
<p>Albin Kurti de aynı yılın Ağustos ayında UÇK&#8217;nın Genel Siyasi Temsilcilik ofisinde tercüman olarak çalışmaya başladı. Bu bağlamda ordunun o zamanki siyasi lideri Adem Demaçi ile yakın temasta idi. Albin Kurti, oldukça entelektüel siyasi bir “figür”. Partisi ve kadrolarının oldukça ilerisinde bir kapasiteye sahip. “Protest” bir gençlik hareketinden, “idealist” ve bir o kadar da “dürüst”<br />
siyasi hareket oluşturdu.<br />
1997 yılında Sırplar tarafından tutuklandı.  15 yıl hapse mahkum edilse de uluslararası baskılar sonucu 2001 yılında serbest  bırakıldı.  Kurti’nin gençlik hareketi, Kosova’yı yönetmeye ve dizayn etmeye göre kurgulanmış UNMIK’in (Birleşmiş Milletler Kosova Misyonu) Arnavut milleti menfaatlerine uymayan kararları önünde “set” oluşturmak için 2005 yılında kurulmuştur. Adı üzerinde Lëvizjes Vetëvendosje (kendin karar ver hareketi).</p>
<p><strong>Albin Kurti&#8217;nin siyasi gücü</strong></p>
<p>Hashim Thaqi, Ramush Haradinaj, Fatmir Limaj gibi Kosova’nın güçlü  siyasetçilerine karşı tek başına  mücadele edebiliyor. İşte bu üçlü siyasi, Albin Kurti’nin karşısına ancak seçim koalisyonu kurarak çıkabildiler. Haziran 2017 seçimlerinde  12 parti yüzde 41 oy alırken, Albin Kurti’nin partisi tek başına yüzde 35 oy aldı.</p>
<p><strong> Albin Kurti&#8217;nin Türkiye&#8217;ye yaklaşımı </strong></p>
<p>Türkiye&#8217;ye yaklaşımı  oldukça pozitif. Birçok konuşmasında &#8220;Türkiye bize çok yardım etti. Bence Kosova ile Türkiye arasındaki ilişkiler iyi olmalı. Bizim hedefimiz NATO’ya girmek, Türkiye zaten NATO’da ve müttefikiz.<br />
Müttefik olarak kalmamız gerekir. Aynı zamanda Türkiye ve Kosova ekonomik alanda  endüstride de iş birliği içinde olmalı.&#8221; demişti.</p>
<p>Önümüzdeki aylarda Kosova siyasetinde taşlar yerinden oynayacak gibi. Mevcut Cumhurbaşkanı Haşim Taci, görevini bırakmak zorunda kalabilir. Muhtemelen sanık sandalyesine oturtulacak. Kosova&#8217;nın yeni Cumhurbaşkanı Albin Kurti olacak.</p>
<p>Ömür Çelikdönmez<br />
Twitter: @oc32oc32</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hashm-thaci-gidiyor-albin-kurti-geliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
