<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>korona &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/korona/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 18 Oct 2021 13:06:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.7</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>korona &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Covid-19, Aşı, Kur&#8217;an ve -İşi Ehline Vermeyen- Müslümanlar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/covid-19-asi-kuran-ve-isi-ehline-vermeyen-muslumanlar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/covid-19-asi-kuran-ve-isi-ehline-vermeyen-muslumanlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Oct 2021 13:06:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[korona]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17788</guid>

					<description><![CDATA[Sevilen bir hoca Covid-19&#8217;dan vefat etmiş Allah rahmet etsin. Ben tanımıyordum kendisini ancak tanıyan arkadaşlar &#8220;muvahhit bir mü&#8217;min olduğuna şahidiz&#8221; diyorlar. Ne güzel. İnşallah şahitlikleri Allah nezdinde de makbuldur, zaten şahit olarak Allah yeter. Geleneğimize göre [merhuma ve daha çok yakınlarına saygı olsun diye] ölülerin arkasından pek konuşulmaz. Ancak kamusal mesajlar açısından böyle bir Kur&#8217;ani yasak yoktur. Hatta Kur&#8217;an, biz de aynı hataları yapmayalım diye önceki Nebilerin bazı hatalarını zikreder, evet, bunu bizzat Kur&#8217;an yapar[1]. Bu nedenle isim vermeden bu hocaefendi nezdinde aşı karşıtı bazı Müslümanların [tabii ki bana göre] hatalarından bahsetmek istiyorum. Maalesef bu hoca efendi de aşı karşıtı idi ve&#160; [birçok Müslümanın yaptığı gibi] uzmanı olmadığı konularda hatalı mesajlar verdi. Bunu yapanlar bana göre Kur&#8217;anın bazı ilkelerine aykırı davranıyorlar. Ne yazık ki bunu bu süreçte pek çok insanda gördüm. İhlal edilen Kur&#8217;ani ilkeleri nakledeceğim. Ama önce merhumun nasıl bir yanlışa sürüklendiğini&#160; bizzat kendi paylaşımlarından görelim; 8 Ekim&#8217;deki paylaşımı şöyle: &#8220;Yogunbakimdan hepinize selamlar&#8230; Korona&#8217;ya yakalandigim günden itibaren dört gün evde bitkisel tedavi ile iyileşmeye çalıştım. Ve hastaneye kesinlikle gitmeme ve hastalığımi arttırma niyeti taşımadığımi belirtiyorum. Sık sık bayilmalarim üzere danistigim bütün doktor arkadaşlar hastaneye gitmem gerektiğini söyledi. İki gündür yoğun bakımdayım&#8230;&#8221; 9 Ekim&#8217;deki 3 paylaşımı da şöyle; &#8220;Doktorumun dediğine &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sevilen bir hoca Covid-19&#8217;dan vefat etmiş Allah rahmet etsin. Ben tanımıyordum kendisini ancak tanıyan arkadaşlar &#8220;muvahhit bir mü&#8217;min olduğuna şahidiz&#8221; diyorlar. Ne güzel. İnşallah şahitlikleri Allah nezdinde de makbuldur, zaten şahit olarak Allah yeter.</p>



<p>Geleneğimize göre [merhuma ve daha çok yakınlarına saygı olsun diye] ölülerin arkasından pek konuşulmaz. Ancak kamusal mesajlar açısından böyle bir Kur&#8217;ani yasak yoktur. Hatta Kur&#8217;an, biz de aynı hataları yapmayalım diye önceki Nebilerin bazı hatalarını zikreder, evet, bunu bizzat Kur&#8217;an yapar[1].</p>



<p>Bu nedenle isim vermeden bu hocaefendi nezdinde aşı karşıtı bazı Müslümanların [tabii ki bana göre] hatalarından bahsetmek istiyorum. Maalesef bu hoca efendi de aşı karşıtı idi ve&nbsp; [birçok Müslümanın yaptığı gibi] uzmanı olmadığı konularda hatalı mesajlar verdi.</p>



<p>Bunu yapanlar bana göre Kur&#8217;anın bazı ilkelerine aykırı davranıyorlar. Ne yazık ki bunu bu süreçte pek çok insanda gördüm. İhlal edilen Kur&#8217;ani ilkeleri nakledeceğim. Ama önce merhumun nasıl bir yanlışa sürüklendiğini&nbsp; bizzat kendi paylaşımlarından görelim;</p>



<p>8 Ekim&#8217;deki paylaşımı şöyle:</p>



<p>&#8220;Yogunbakimdan hepinize selamlar&#8230; Korona&#8217;ya yakalandigim günden itibaren dört gün evde bitkisel tedavi ile iyileşmeye çalıştım. Ve hastaneye kesinlikle gitmeme ve hastalığımi arttırma niyeti taşımadığımi belirtiyorum. Sık sık bayilmalarim üzere danistigim bütün doktor arkadaşlar hastaneye gitmem gerektiğini söyledi. İki gündür yoğun bakımdayım&#8230;&#8221;</p>



<p>9 Ekim&#8217;deki 3 paylaşımı da şöyle;</p>



<p>&#8220;Doktorumun dediğine göre en az dört gün daha buradayım. Virüsler akciğerimi kuşatmış. İyi niyetle hizmet eden, gerçekten fedakar sağlık görevlileri, ama sistem yanlış. Benim gibi şeker hastalığı, tansiyon dahil hastalıkları verilen korona ilaçları tetikliyor. Korona&#8217;yi yok ediyorlar, ama diğer hastalıklara direnci hele 65 yaş sonrası için problem çözülmüyor. Ölüme meydan okunmaz ama ben ne hastaliklara direnmedim, nelere Allah&#8217;in yardımıyla katlanmadim ki&#8230; Rabbim yardım ediyor ve edecek. İyilesecegim inşaAllah. Hepinize selam ve sevgilerimi sunuyorum. Not, bu yazıyi iki saatten uzun bir zamanda yazabildim.&#8221;</p>



<p>&#8220;Dua eden, mesaj yazan veya ihmal eden bütün kardeşlerime teşekkür ediyorum, Allah razı olsun. Lütfen kimse telefon etmesin. Yoğun bakımdayim. Telefon yasak, görüşme yasak. Sağlığım bana göre iyi. Ben korona&#8217;yi hâlâ tehlikeli görmüyorum, hastanelerin tedavi usulünün yanlış olduğunu söylüyorum. Dualarınızın Kabul olduğunu sanıyorum. İyiyim, iyileşiyorum. Merak etmeyin. Ben de hepinize dua ediyorum.&#8221;</p>



<p>&#8220;Moralim gayet iyi. Bunlar hastalıkla imtihanlarimdan küçük biri. Bunca seven kardeşimin dualarını Allah geri çevirir mi? Kisa zaman sonra nerede kalmıştık diyeceğimi umuyorum. Ben iyimserim. Korenadan değil, bayilmalardandi şikayetim.&#8221;</p>



<p>Evet, mesajları gördünüz; salgın ve aşı karşıtı çevrelerde gördüğümüz gerçeklikten kopuk tipik yaklaşımlar.</p>



<p>Yoğun bakımda iken bile &#8220;koronayı tehlikeli görmüyorum, uygulanan tedaviler yanlış&#8221;&nbsp; diyor.</p>



<p>A mübarek, sen doğru bulduğun tedavileri, bitki tedavisini vs zaten evinde iken uygulamadın mı? O halde neden hastaneye muhtaç kaldın?</p>



<p>Niçin yoğun bakıma düştün?</p>



<p>&#8220;Şikayetim koronadan değil bayılmalardandı&#8221; diyor. Peki niye bayılıyordun acaba? Virüs akciğerlerini tuttuğu için solunum yetmezliğine girmiş ve oksijensiz kalmış olmayasın?[Covid&#8217;in yaptığı SARS zaten ani solunum sendromu demek]. Dilimizde tüy bitti şunları söylemekten; &#8220;Bu virüs/hastalık belli bir aşamaya geldikten sonra artık durdurulamıyor,&nbsp; ne yaparsan yap durdurulamaz. Önemli olan bu aşamaya gelmemek, enfekte olmamak veya enfekte olunca hafif atlatmak, bunu sağlayan tek koruma aşıdır&#8230;&#8221;</p>



<p>&#8220;Korona tehlikeli değil, yapılan tedaviler yanlış&#8221; diyor. Fesubhanallah. Akciğerlerini saran, nefes almanı engelleyen, seni nefessiz bırakan bir virüs/hastalık[SARS] nasıl tehlikeli olmaz? Bu nasıl bir yaklaşım ve nasıl bir şartlanmışlıktır anlamak mümkün değil. Bunu kanaat önderlerinin yapması ise daha da üzücü. Ama maalesef yapıyorlar.</p>



<p>Biliyorum, bazıları bana kızıyor ama ben [kamusal bir menfaat olacaksa] tepki alsam bile doğru bildiğimi açıklamaktan çekinmeyen biriyim. Kanaatime göre aşı karşıtlığı yapan Müslümanlar Kur&#8217;anın şu ilkelerini ihlal ediyorlar:</p>



<p>1-Kur&#8217;an işi ehline verin diyor(4/58).&nbsp; Bu işin ehli ekip olarak sahada çalışan, araştırma yapan Enfeksiyon hastalıkları uzmanlarıdır. Bu konunun asıl uzmanları bunlardır.&nbsp; Bu Uzmanlar tarafından yapılan binlerce araştırma vardır ve bu araştırmaların hepsi aşı lehindedir, aşı aleyhinde sonuç bildiren [bu niteliğe sahip] tek bir çalışma yoktur. İlgili uzmanlarca yapılan ve delil niteliği taşıyan binlerce araştırmayı görmezden gelerek, [işin ehli olmayan] bir kaç kişinin hiçbir delile dayanmayan spekülatif beyanlarını dikkate almak ve bunlara dayanarak aşı karşıtlığı yapmak, işi ehline vermemektir. Bunu yapanlar Kur&#8217;anın bu ilkesini ihlal etmiş oluyorlar.</p>



<p>2- Kur&#8217;an &#8220;bilmediğiniz şeyin ardına düşmeyin&#8221;(17/36) ve &#8220;delilsiz konuşmayın[delille konuşun] diyor(2/111). Aşı karşıtı açıklama yapanlar hem bilmedikleri şeyin peşine düşüyor hem de delilsiz konuşuyorlar. Bu Kur&#8217;ani ilkeleri de ihlal ediyorlar.</p>



<p>3-Kur&#8217;an fasık haberlerini iyi tetkik edin, hemen inanmayın/yaymayın der(49/6). Ama ne yazık ki aşı karşıtı olanların çoğu aşı karşıtı lobiler tarafından üretilen onlarca fâsık haberini(yalanı) tetkik etmeden kabul ediyor ve hatta yayıyorlar. Böylece yanıltıcı yalanların yayılmasına vesile oluyorlar. Dolayısıyla bu Kur&#8217;ani ilkeyi de ihlal ediyorlar.</p>



<p>4-Kur&#8217;an, Allah için adaleti, sevmediğiniz kişilere/topluma karşı da ayakta tutun diyor[5/8]. Aşı karşıtlarının yaptığı en önemli hatalardan biri de başka nedenlerden dolayı sevmedikleri, kin güttükleri bazı kişi ve kurumlara karşı adaletsizlik yapmaları; söylemediklerini söylemiş, yapmadıklarını yapmış gibi davranmaları, açıklamalarını tahrif etmeleri, hatta iftira atmaları. Bunların da Kurana aykırı olduğu açıktır.</p>



<p>Tüm bunlar [kanaatime göre] naklettiğimiz Kur&#8217;ani ilkelerin ihlal edilmesidir. Eğer olaya Kuran ekseninden bakıyorsanız Kur&#8217;an&#8217;ın ilkeleri bunlardır. Nebevi örneklik istiyorsanız bunlar da mevcuttur; Nebimiz tıp konusunda işi (Kuran ilkesince) ehline yani dönemin tabiplerine havale etmiş,&nbsp; tabip olmayanları müdahaleden men etmiş, tabip olmayanların yaptığı tıbbi müdahalelerden kaynaklanan bir zarar olmuşsa, ilgili kişileri&nbsp; tazminata mahküm etmiştir. Ve kendisinin dünyevi işlerde uzman olmadığını, bu işlerin ilgililer tarafından daha iyi bilindiğini belirtmiştir. Bu konuda daha detaylı bilgi için Kitap ve Hikmet Dergisindeki &#8220;Tıbb-i nebevî vahye mi gözlem ve deneye mi dayanıyordu?&#8221; başlıklı makaleme bakılabilir [internetten ulaşılabiliyor]. &nbsp;</p>



<p>Allah vefat eden tüm müminleri bağışlasın, rahmet etsin. Bizim bir mümin olarak dileğimiz, duamız budur(14/41). Ancak müminler de işi ehline havale etsinler ve uzman olmadıkları konularda ahkam kesmesinler, insanların sağlığını tehlikeye düşürmesinler. Ben tabip olduğum ve işin ehli olan uzmanlarca söylenenlerden farklı birşey söylemediğim halde [ki benim yaptığım nihayetinde ilgili uzmanların beyan ettikleri delilleri özetlemekten başka birşey değildir], bu konuda bir yazı yazarken mutlaka ya ilgili makaleleri okur ya da uzman arkadaşlarıma danışırım, herhangi bir hata yapmayayım diye.  Bu insanlar nasıl bu kadar rahat konuşuyor ve uzmanların açıklamalarına aykırı beyanları ile hem kendilerini hem başkalarını riske sokuyorlar? Bu hem bu dünya hem ahiret için büyük bir risk/vebal değil midir? </p>



<p>1-Kur&#8217;an; 20/40,92-94,121;11/46;38/21-25,32-35; 28/15;21/87;9/113,114;60/4-5</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/covid-19-asi-kuran-ve-isi-ehline-vermeyen-muslumanlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Covid-19 Üreme ve Cinsel Sağlığı da Bozuyor</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/covid-19-ureme-ve-cinsel-sagligi-da-bozuyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/covid-19-ureme-ve-cinsel-sagligi-da-bozuyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2020 12:25:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[korona]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16260</guid>

					<description><![CDATA[Bunu salgının başından itibaren öngörmüş ve yazmıştık. Çünkü Covid-19 ACE proteinlerine tutunuyordu ve bu protein testislerde de vardı. Ama bugün artık şunu da biliyoruz; Covid-19’un bir organa zarar vermesi için illa o organı da enfekte etmesi gerekmiyor. Sebep olduğu -pıhtılaşma bozukluğu, yaygın vaskülit tablosu, sitokin fırtınası ve hiperenflamasyon gibi- zincirleme reaksiyonlarla da zarar verebiliyor.Nitekim Covid-19’dan ölen hastalarda yapılan biyopsiler (otopsi) virüs izole edilemeyen testis dokularında bile ciddi doku hasarlarının meydana geldiğini ve bu dokulardaki spermatogenetik (sperm üretim) sürecin baskılandığını gösteriyor (1,2).Bu yüzden, araştırmacılar, Covid-19 geçiren üreme çağındaki erkeklerin, testiküler hasar, hormonal durum ve üreme fonksiyonları açısından incelenmesi gerektiğini savunuyorlar (3,4).Ayrıca, Covid-19 sadece üreme fonksiyonunu bozmuyor, cinsel işlevi de bozuyor. Damar yatağında endotel hasarı oluşturarak, pıhtılaşma bozukluğu yaparak ve hormonal dengeyi bozarak (subklinik hipogonadizm) erektil disfonksiyon (ED) için zemin hazırlıyor. Pulmoner (akciğer) hemodinaminin bozulması ve kalp-damar problemlerinin gelişmesi ise tabloyu daha da kötüleştiriyor (4).Bunlara Covid-19 salgını ve karantinanın oluşturduğu psikolojik stresi de eklemek gerekiyor. Covid-19, cinsel işlevi, oluşturduğu bu stres ile de baskılıyor (4,5).Ne var ki bu strese karşı başa çıkmanın en etkin yollarından biri de cinsel aktivite. Araştırmalara göre, seksüel aktivite, karantina sürecindeki çiftlerde karantinaya bağlı anksiyete ve duygu durum bozukluklarını her iki cinste de anlamlı oranda azaltıyor (5).Karantinadaki çiftlere &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bunu salgının başından itibaren öngörmüş ve yazmıştık. Çünkü Covid-19 ACE proteinlerine tutunuyordu ve bu protein testislerde de vardı. Ama bugün artık şunu da biliyoruz; Covid-19’un bir organa zarar vermesi için illa o organı da enfekte etmesi gerekmiyor. Sebep olduğu -pıhtılaşma bozukluğu, yaygın vaskülit tablosu, sitokin fırtınası ve hiperenflamasyon gibi- zincirleme reaksiyonlarla da zarar verebiliyor.<br><br>Nitekim Covid-19’dan ölen hastalarda yapılan biyopsiler (otopsi) virüs izole edilemeyen testis dokularında bile ciddi doku hasarlarının meydana geldiğini ve bu dokulardaki spermatogenetik (sperm üretim) sürecin baskılandığını gösteriyor (1,2).<br><br>Bu yüzden, araştırmacılar, Covid-19 geçiren üreme çağındaki erkeklerin, testiküler hasar, hormonal durum ve üreme fonksiyonları açısından incelenmesi gerektiğini savunuyorlar (3,4).<br><br>Ayrıca, Covid-19 sadece üreme fonksiyonunu bozmuyor, cinsel işlevi de bozuyor. Damar yatağında endotel hasarı oluşturarak, pıhtılaşma bozukluğu yaparak ve hormonal dengeyi bozarak (subklinik hipogonadizm) erektil disfonksiyon (ED) için zemin hazırlıyor. Pulmoner (akciğer) hemodinaminin bozulması ve kalp-damar problemlerinin gelişmesi ise tabloyu daha da kötüleştiriyor (4).<br><br>Bunlara Covid-19 salgını ve karantinanın oluşturduğu psikolojik stresi de eklemek gerekiyor. Covid-19, cinsel işlevi, oluşturduğu bu stres ile de baskılıyor (4,5).<br><br>Ne var ki bu strese karşı başa çıkmanın en etkin yollarından biri de cinsel aktivite. Araştırmalara göre, seksüel aktivite, karantina sürecindeki çiftlerde karantinaya bağlı anksiyete ve duygu durum bozukluklarını her iki cinste de anlamlı oranda azaltıyor (5).<br><br>Karantinadaki çiftlere duyurulur 🙂<br><br>Kaynaklar<br><br>1-Yang et al, Pathological Findings in the Testes of COVID-19 Patients: Clinical Implications. Eur Urol Focus. 2020 Sep 15;6(5):1124-1129. doi: 10.1016/j.euf.2020.05.009. Epub 2020 May 31.<br><br>2-Achua et al. Histopathology and Ultrastructural Findings of Fatal COVID-19 Infections on Testis. World J Mens Health . 2020 Nov 3. doi: 10.5534/wjmh.200170. Online ahead of print<br><br>3-Chen F. Rising Concern on Damaged Testis of COVID-19 Patients. Urology. 2020 Aug; 142: 42.Published online 2020 Apr 25. doi: 10.1016/j.urology.2020.04.069<br><br>4-Sansone et al. Addressing male sexual and reproductive health in the wake of COVID-19 outbreak. J Endocrinol Invest. 2020 Jul 13;1-9. doi: 10.1007/s40618-020-01350-1. Online ahead of print.<br><br>5-Mollaioli et al. Benefits of Sexual Activity on Psychological, Relational, and Sexual Health During the COVID-19 Breakout. J Sex Med. 2020 Oct 23;S1743-6095(20)30981-4. doi: 10.1016/j.jsxm.2020.10.008. Online ahead of print.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/covid-19-ureme-ve-cinsel-sagligi-da-bozuyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Korona Oyunu Bozulmalı!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/korona-oyunu-bozulmali/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/korona-oyunu-bozulmali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seyit Mehmet Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2020 13:27:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[covid-19]]></category>
		<category><![CDATA[korona]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14756</guid>

					<description><![CDATA[Bir Fransız fıkrası!İnsan hasta olunca hekime gider.Çünkü hekimin paraya ihtiyacı var!Hekim reçete yazar, hasta eczacıya gider.Çünkü eczacının paraya ihtiyacı var!Hasta ilaçları alır evine gelir.Ama ilaçları içmez.Çünkü hastanın yaşamaya ihtiyacı var!*Kaldığımız yerden devam edelim mi?Koronavirüs bahanesiyle…DÜNYADA:Kaç milyon test yapıldı?Bu test kitlerini kimler üretti?Kaç milyon beden ateşini ölçer alet kullanıldı?Bu aletleri kimler üretti?Kaç milyar maske kullanıldı?Bu maskeyi kimler üretti?Kaç milyon ton temizlik malzemesi, kolonya, tuvalet kağıdı vs kullanıldı?Bunları kimler üretti?Kaç milyar aşı kullanılacak?Bunları kimler üretecek?Kaç milyar kişiye çip takılacak?Bunları kim üretecek?Bu oyun çok büyük…Bu oyunu bozalım!Bu büyük küresel oyunu CumhurbaşkanımızRecep Tayyip ErdoğanBozmalıdır!Evet, Covid19 vardır…Dün de Covid16, Covid17, Covid18 vardı…Yarın da Covid20, Covid21, Covid22 olacak…Fakat pandemi olmadı ve olmayacak!Bütün dünyada, eldeki rakamlar ortada!Oransal olarak en fazla ölümün olduğu İngiltere’de bile rakamlar pandemiyi göstermiyor.Çünkü ne İngiltere’de ne de Korona ölümlerinin çok gösterildiği bir başka ülkede, ölümler, yıllık ortalama ölümlere yaklaşamadı bile…Ülkemizde en fazla Korona ölümünün kaydedildiği günde bile, ölüm sayısı, ülkemizin ortalama günlük ölümünün %10’unu bulmadı…Sağlık Bakanının açıklamasına göre:Ülkemizde son bir ayda ölenlerin yaş ortalaması, 74,6’dır.Bütün ölümlerin %93’ünün yaşları 65’in üzerinde…Acaba 65 yaşın altında ölenlerin, ölünceye kadar yakalandıkları hastalıklar nelerdir?Neden üzerinde durulmuyor ve açıklanmıyor?Evet…Kuyruğuna 19 rakamının takıldığı Korona Pandemisi küresel güçlerin ve İngiltere merkezli Yahudi Sermayesinin bir oyunudur.Bu oyun bozulmalıdır.Bu oyun bozulmayacak olursa, insanlığın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir Fransız fıkrası!<br>İnsan hasta olunca hekime gider.<br>Çünkü hekimin paraya ihtiyacı var!<br>Hekim reçete yazar, hasta eczacıya gider.<br>Çünkü eczacının paraya ihtiyacı var!<br>Hasta ilaçları alır evine gelir.<br>Ama ilaçları içmez.<br>Çünkü hastanın yaşamaya ihtiyacı var!<br>*<br>Kaldığımız yerden devam edelim mi?<br>Koronavirüs bahanesiyle…<br>DÜNYADA:<br>Kaç milyon test yapıldı?<br>Bu test kitlerini kimler üretti?<br>Kaç milyon beden ateşini ölçer alet kullanıldı?<br>Bu aletleri kimler üretti?<br>Kaç milyar maske kullanıldı?<br>Bu maskeyi kimler üretti?<br>Kaç milyon ton temizlik malzemesi, kolonya, tuvalet kağıdı vs kullanıldı?<br>Bunları kimler üretti?<br>Kaç milyar aşı kullanılacak?<br>Bunları kimler üretecek?<br>Kaç milyar kişiye çip takılacak?<br>Bunları kim üretecek?<br>Bu oyun çok büyük…<br>Bu oyunu bozalım!<br>Bu büyük küresel oyunu Cumhurbaşkanımız<br>Recep Tayyip Erdoğan<br>Bozmalıdır!<br>Evet, Covid19 vardır…<br>Dün de Covid16, Covid17, Covid18 vardı…<br>Yarın da Covid20, Covid21, Covid22 olacak…<br>Fakat pandemi olmadı ve olmayacak!<br>Bütün dünyada, eldeki rakamlar ortada!<br>Oransal olarak en fazla ölümün olduğu İngiltere’de bile rakamlar pandemiyi göstermiyor.<br>Çünkü ne İngiltere’de ne de Korona ölümlerinin çok gösterildiği bir başka ülkede, ölümler, yıllık ortalama ölümlere yaklaşamadı bile…<br>Ülkemizde en fazla Korona ölümünün kaydedildiği günde bile, ölüm sayısı, ülkemizin ortalama günlük ölümünün %10’unu bulmadı…<br>Sağlık Bakanının açıklamasına göre:<br>Ülkemizde son bir ayda ölenlerin yaş ortalaması, 74,6’dır.<br>Bütün ölümlerin %93’ünün yaşları 65’in üzerinde…<br>Acaba 65 yaşın altında ölenlerin, ölünceye kadar yakalandıkları hastalıklar nelerdir?<br>Neden üzerinde durulmuyor ve açıklanmıyor?<br>Evet…<br>Kuyruğuna 19 rakamının takıldığı Korona Pandemisi küresel güçlerin ve İngiltere merkezli Yahudi Sermayesinin bir oyunudur.<br>Bu oyun bozulmalıdır.<br>Bu oyun bozulmayacak olursa, insanlığın başına çok büyük çoraplar örülecektir.<br>Bu oyunu bozacak olan tek ülke Türkiye’dir.<br>Bu oyunu bozacak olan tek lider<br>Cumhurbaşkanımız<br>Recep Tayyip Erdoğandır…<br>İkaz edelim!<br>Yardım edelim!<br>Dua edelim!<br>Küreselcilerin oyununu bozalım!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/korona-oyunu-bozulmali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pandemi Sonrası Yeni Dünya Düzeni ve Türkiye</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/pandemi-sonrasi-yeni-dunya-duzeni-ve-turkiye/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/pandemi-sonrasi-yeni-dunya-duzeni-ve-turkiye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüsamettin İnaç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2020 07:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[korona]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14533</guid>

					<description><![CDATA[Korona virüsünün yaygınlaşıp pandemiye dönüşmesi sonrasında uluslararası kamuoyu, küresel siyasetin nasıl şekilleneceği tartışmaları üzerinden yeni bir dünya düzeninin inşasına yönelik tartışmalara çoktan başlamış durumda. Yukarıda tartıştığımız Soğuk savaş döneminin getirdiği dünya düzeni ve bu düzenin kurum ve kuruluşlarıyla ilgili yaptığımız analiz, Covid-19’un dünya gündemine girmesinden çok daha önce hâlihazır sistemin değişmesini beraberinde getirebilecek zihin altyapının mevcut olduğunu göstermektedir. Zira savaştan galip çıkan ABD’nin oluşturduğu dünya düzenin baştan beri ciddi çelişkiler taşıdığı ve zamanla bu çelişkilerinin birer açmaza dönüştüğü aşikârdır. En başta SSCB’nin gücünün abartılar bir öteki olarak karşı kutba yerleştirilmesi, komünizmin çok büyük bir tehdit olarak ideolojik ayrışmanın yaratılması ve bu düzenin kurum ve kuruluşlarının sadece Amerikan çıkarlarına hizmet edecek şekilde dizayn edilmesi baştan itibaren sorunlu bir küresel sistemin mevcudiyetine işaret etmektedir. Zaman içerisinde ABD’yi yönetenlerin stratejik hırslarına mağlup olarak 11 Eylül 2001 sonrası Irak ve Afganistan’ı işgal etmeleri, işgalle beraber insan haklarıyla bağdaşmayacak ihlal ve işkencelerin yaygınlaşması ve hiçbir haklı gerekçeye dayanmayan İslami terör kavramı üzerinden medeniyetler çatışmasına yol verilmesi var olan düzenin itibarına ciddi bir biçimde halel getirmişti. Tüm bu gelişmelere paralel olarak IMF’den Dünya Bankasına, Birleşmiş Milletlerden NATO ve Avrupa Konseyine varıncaya kadar uluslararası örgütlerin ideolojik ve adaletsiz bir siyasi tutum belirlemiş olmaları düzeni daha da sorgulanır &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Korona virüsünün yaygınlaşıp pandemiye dönüşmesi sonrasında uluslararası kamuoyu, küresel siyasetin nasıl şekilleneceği tartışmaları üzerinden yeni bir dünya düzeninin inşasına yönelik tartışmalara çoktan başlamış durumda. Yukarıda tartıştığımız Soğuk savaş döneminin getirdiği dünya düzeni ve bu düzenin kurum ve kuruluşlarıyla ilgili yaptığımız analiz, Covid-19’un dünya gündemine girmesinden çok daha önce hâlihazır sistemin değişmesini beraberinde getirebilecek zihin altyapının mevcut olduğunu göstermektedir. Zira savaştan galip çıkan ABD’nin oluşturduğu dünya düzenin baştan beri ciddi çelişkiler taşıdığı ve zamanla bu çelişkilerinin birer açmaza dönüştüğü aşikârdır. En başta SSCB’nin gücünün abartılar bir öteki olarak karşı kutba yerleştirilmesi, komünizmin çok büyük bir tehdit olarak ideolojik ayrışmanın yaratılması ve bu düzenin kurum ve kuruluşlarının sadece Amerikan çıkarlarına hizmet edecek şekilde dizayn edilmesi baştan itibaren sorunlu bir küresel sistemin mevcudiyetine işaret etmektedir.</p>



<p>Zaman içerisinde ABD’yi yönetenlerin stratejik hırslarına mağlup olarak 11 Eylül 2001 sonrası Irak ve Afganistan’ı işgal etmeleri, işgalle beraber insan haklarıyla bağdaşmayacak ihlal ve işkencelerin yaygınlaşması ve hiçbir haklı gerekçeye dayanmayan İslami terör kavramı üzerinden medeniyetler çatışmasına yol verilmesi var olan düzenin itibarına ciddi bir biçimde halel getirmişti. Tüm bu gelişmelere paralel olarak IMF’den Dünya Bankasına, Birleşmiş Milletlerden NATO ve Avrupa Konseyine varıncaya kadar uluslararası örgütlerin ideolojik ve adaletsiz bir siyasi tutum belirlemiş olmaları düzeni daha da sorgulanır hale getirmişti. Var olan düzeni meşrulaştıran küreselleşme ve küreselleşmenin ideolojisi olarak neo-liberalizm, adil ve hakkani bir ticari rejim geliştiremediği gibi dünyada çatışmaları sonlandıramadı ve küresel sorunlara küresel çözümler üretemedi. Nihayetinde fakirlik, işsizlik, gelir adaletsizliği, otoriter yapılar, terör, çatışmalar, belirsizlikler ve insan sağlığına yönelik tehditler gibi uzayıp giden problemleri sonlandırabilecek küresel yönetişim modeli geliştirilemedi. Üstüne üstlük çift kutuplu dünyanın ezberleri zaman içerisinde birer birer ikna edici karakterlerini kaybetti. Öncelikle Rusya’nın güçlü bir devlet olmadığı ve ancak ABD’nin izin verdiği kadar varlık alanı bulabileceği ortaya çıktı. Bretton Woods uzlaşının bir gereği olarak petro-dolar kartını elinde tutan ABD’nin petrol fiyatlarını manipüle ederek Rusya’yı bitirebileceği görüldü. Öte yandan ABD’nin de artık eskisi kadar güçlü olmadığı ve Amerikan karşıtlığı üzerinden farklı kutupların inşa edilebildiği de müşahede edildi. Nitekim ABD’nin ilk Körfez Savaşından itibaren yaptığı hiçbir operasyonun siyasi hedefine ulaşamadığı da ortaya çıktı. 2008 küresel mali krizi, küreselleşmenin hiç de iddia edildiği gibi muhkem bir kale olmadığını ve ulus-devletlerin müdahaleci karakteri sayesinde krizlerin atlatılabileceğini dünya kamuoyuna deklare etmiş oldu. Nihayet, konvansiyonel silahlar ve demode tehdit algıları üzerine inşa edilmiş olan dünya düzeni yıkılmaya yüz tutmuş durumdaydı.</p>



<p>Küresel sistem tam bu haldeyken dünya insanı Korona virüsü ile tanıştı. Bu virüs, haddi zatında tek başına bir dünya düzenin değiştirecek etkiye sahip olmasa da kurum, kuruluş ve modus vivendisi ile zaten çökmeye yüz tutmuş yapının dönüşümünü daha da hızlandırmış, bir başka deyişle Covid-19, söz konusu transformasyon sürecinin bir katalizörü haline gelmiştir.</p>



<p>Öncelikle yeni düzenin ABD-Rusya ihtilafı üzerine kurgulanmayacağı çok açık görünüyor. Hatta en başından beri Rusya’nın ABD ile birlikte hareket ettiği gün geçtikçe daha da anlaşılır hale geliyor. Artık bundan böyle yeni dünya düzenin iki aktörünün Çin ve ABD olarak belirginleşmeye başladığını görebiliyoruz. Haddi zatında bu rekabet kendisini, dijital dünyanın iki ayrı sisteme bölünmesi yönünde dışa vuracak ve artan jeopolitik baskılarla birlikte teknolojik bir Soğuk Savaş başlayacak. İkinci Sürüm Soğuk Savaş ya da Soğuk Savaş 2.0 olarak da tanımlanan bu yeni düzen, askeri gerilimin yerini finansal ve teknolojik bir gerilime bırakmasıyla karakterize edilebilir.</p>



<p>Aslında her şey bundan yaklaşık yirmi sene önce geliştirilen – ve Kissenger Doktrini olarak da ifade edilen – bir yaklaşımla, Amerikan şirketlerinin – büyük ihtimalle devletten bağımsız olarak – ucuz işgücü olarak gördükleri Çin’e yönelerek fabrika ve üretim merkezlerini buraya taşımalarıyla başlıyor. Ekonomik alışverişin hızla artmasıyla birlikte Çin, dünyanın bir numaralı ara madde ve hammadde üreticisi haline getiriyor. Böylelikle Çin, tedarik zincirinin vazgeçilmez bir aktörü haline dönüşüyor. Zamanla ürettiklerinin karşılığı olarak 1.2 trilyon dolarlık ABD tahvil ve bonosuna sahip olan Çin, hızlı ekonomik yükselişi de denkleme dahil edildiğinde küresel rezerv para olan doların tahtını sarsacak bir kudrete kavuşuyor. Buna ilaveten –aşağıda ele alacağımız şekilde Çin’in küresel siyasette liderlik iddiası da ortaya çıkınca – iki lider ülke arasında acımasız ticaret savaşları başlıyor ve bu savaşın son versiyonu olarak siber savaşlar ve teknoloji muharebeleri kendilerine yeni cepheler açarak birbirlerine öldürücü darbeler vurmaya devam ediyorlar. Öyle ki, Trump’ı söz konusu savaşa iten temel motivasyon ve kaygı, Çin’in jeopolitik, ekonomik, güvenlik, ekolojik ve teknolojik tüm küresel alanlarda hakimiyet kurduğu fikridir. Buna ek olarak Çin’in üretim lideri olarak ekonomik performansı, siyasi dengeleri de Çin lehine önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu yetmezmiş gibi, teknolojik rekabeti Çin, uluslararası sisteme taşımış ve en başta 5G teknolojisi olmak üzere güvenlik, jeopolitik ve ideolojik alanda ABD’ye alternatif bir altyapı oluşmuştur.</p>



<p>Nitekim Çin de boş durmamış, Trump’ı bu endişelerinde haklı çıkaracak atraksiyonlarda bulunmuştur. 2008 Pekin Olimpiyatlarına kadar gayet sessiz, ılımlı, ihtiyatlı ve sadece bölgesiyle sınırlı politikalar tatbik eden Çin, 2013’te –genel olarak İpek Yolu Projesi olarak bildiğimiz- “Bir Kuşak Bir Yol” adını verdiği küresel projesini dünya kamuoyuna deklare etti. Haddi zatında bu deklarasyon, Çin’in küresel bir aktör olma iddiasıyla uluslararası sahneye çıkışın bir işaret fişeğiydi. Nitekim bu tarihten sonra Çin’in deniz ve limanlarda kontrolü sağlayarak lojistik üstünlük kurmaya dayalı, pek çok sektörü kapsamına alan ve ABD’ye karşı ön alma esasına göre işleyen bir siyaset gütmeye başladığını görmekteyiz. Bu dönemde Çin’in Afrika ülkeleri başta olmak üzere gelişmemiş ya da azgelişmiş ülkelere yüksek meblağlarda krediler açtığını ve haliyle bu borçlarını geri ödeyemeyeceğini açıklayan ülkelerin stratejik değer taşıyan topraklarına, adalarına ve limanlarına el koyduğunu biliyoruz. Bu politikaların mantıksal bir uzanımı olarak Çin’in “kendi değer ve işbirliği modeline dayalı küresel güvenlik mimarisini kurmakta kararlı olduğu” ifadesine yer veren Çin Savunma Siyaset Belgesini (2019) yayımlaması, ABD açısından bardağı taşıran son damla oldu. Kasım 2019’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin 70. kuruluş yıl dönümünü gösterişli törenlerle kutlayan Devlet Başkanı Xi Jinping, ABD’ye adeta kafa tutarak şu ifadeleri kullanmaktan çekinmedi: &#8220;Geride kalan 70 yılda, Çin ulusu hep birlikte mücadele ederek gözle görülür başarılar kaydetti. Bugün sosyalist Çin halen dünyanın doğusunda sapasağlam duruyor. Hiçbir güç büyük vatanımızın statüsünü sarsamaz, hiçbir güç Çin halkı ve Çin ulusunun ilerlemesine engel olamaz.&#8221; &nbsp;</p>



<p>Tüm bu gelişmelere mukabil 2017’de deklare edilen ABD Güvenlik Stratejisi Belgesinde Çin, –ilk defa olarak – ana tehdit unsuru olarak ilan edildi. Buna benzer bir durum Aralık 2019’da NATO’nun kuruluşunun 70. Yılını kutlamak üzere düzenlenen Liderler Toplantısı sonrasında yayımlanan deklarasyonda Çin –ilk defa olarak- gündeme dâhil edildi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, söz konusu toplantıda, İttifak’ın Çin politikasını şu cümlelerle anlattı: “Çin’i Kuzey Kutup bölgesinde, Afrika&#8217;da, siber alanda ve Avrupa&#8217;da altyapı yatırımı yaparken görüyoruz. Çin&#8217;in yükselişini daha iyi anlamalıyız. Bunun güvenliğimiz açısından ne tür sınamalar ve fırsatlar teşkil ettiğini tespit etmemiz gerekiyor.&#8221; Amaçlarının Çin&#8217;den yeni bir &#8220;düşman&#8221; yaratmak olmadığının altını çizen Stoltenberg, Pekin yönetiminin küresel güç dengesini değiştirecek boyutta ekonomik ilerleme sağladığına, dünyada savunma harcamalarında ikinci sırada olduğuna ve yeni kabiliyet gelişimine ciddi anlamda yatırım yaptığına dikkati çekti. Stoltenberg, Çin ordusunun son dönemde envanterine yaklaşık 80 gemi ve denizaltılar eklediğini, Avrupa ve ABD’ye ulaşacak menzile sahip nükleer füze geliştirdiğini vurguladı.</p>



<p>Haddi zatında ABD’yi en çok tedirgin eden parametrelerin başında, 2017 tarihini taşıyan Çin istihbarat yasasının 7. Maddesi gelmektedir. Bu maddeye göre, “bütün Çin vatandaşları devletin istihbarat faaliyetlerini desteklemek, bu konuda devletle işbirliği yapmak ve katkıda bulunmakla mükelleftir”. Bu madde o kadar şümullü bir muhteva ortaya koymaktadır ki 5G teknolojisinden başlayıp Huawei’ye oradan espiyonaj, sabotaj, biyolojik silah, yapay zeka, biyoteknoloji, big data gibi alanlara sızıp ideolojik düzeni radikal bir biçimde sarsacak çağrışımları bünyesinde barındırmaktadır. Bu bağlamda, -daha önce belirttiğimiz gibi- ABD-Çin rekabeti, dünyayı dijital teknoloji üzerinden iki kutba ayıracak ve soğuk savaş daha çok iletişim teknolojileri üzerinden kutuplaşmaya dayalı olarak yeniden tanımlanacaktı.</p>



<p>Yeni düzenin öbür kutbunu oluşturacak olan ABD ise salgın döneminde küresel hegemon rolünü çoktan unutmuştu ve kesinlikle bir lider gibi davranamadı. İçe kapanmayı ve krizle panik içerisinde ulusal mücadele içine girmeyi tercih eden ABD, zaten 11 Eylül 2001’den itibaren küresel otoritesini önemli ölçüde yitirmeye başlamıştı. Hızla seçim atmosferine giren Trump yönetimi, ilk başta Covid-19 salgını küçümsedi ve ciddiye almadı. Öyle ki bu süreci bile seçim kampanyasının bir parçası olarak değerlendirmeye çalışan Trump, oldukça ciddiyetsiz günlük basın toplantıları yaptı. Saplık sisteminin özerk olması ve Amerikan vatandaşına sosyal güvence sağlamaması pandemiyle mücadeelyi oldukça zorlaştırdı. Öte yandan yeterli sağlık malzemesi, koruyucu edevat, test kiti ve ventilatör (solunum cihazı) bulunmaması, eyaletlerin birbirinden bağımsız farklı ülkelerden talepleri, federal hükümetin eyaletlerin yardım taleplerine karşılık vermemesi krizi artık yönetilemez hale getirmişti. Buna ilaveten Kasım 2020 seçimlerini kazanmak için her yola başvuran Trump, vaka ve vefat sayısını itibara almaksızın bir an önce normalleşme ve resesyon eşiğine gelmiş ekonomiyi mümkün mertebe canlandırmayı hedefledi.</p>



<p>Öte yandan ABD’nin Çin’le ilişkilerini krize sokan faktörlerle mücadele hususu da Trump’ı meşgul eden bir çıkmazdı. Öncelikle 16 trilyon dolar GSMH sahibi olan ancak 24 trilyon dolar borcu bulunan ABD; Çin’e yaptırdığı üretim bedeli olarak 1.2 trilyon dolarlık tahvil ve bono satmıştı. Meblağın büyüklüğü ve bu ekonomik gücün siyasal alana yansıması, ABD hâkimiyetini ileriye dönük olarak tehdit altına alıyordu. Tüm bunların üstüne Çin’in salgınla mücadeleyi tamamladığını dünya kamuoyuna deklare edip bir nevi sağlık üzerinden kamu diplomasi yürütmesi, Trump yönetimini oldukça rahatsız etti. Zira Çin, İtalya ve İspanya başta olmak üzere Avrupa Birliği üyesi ülkelere büyük oranda test kiti, koruyucu malzeme, maske, ekipman ve ilaç yardımında bulunmuştu. Çin ayrıca pandemiden çıkış sürecini bir başarı hikâyesine dönüştürerek ve tecrübesini paylaşmak üzere sağlık personelini Avrupa’ya göndermek suretiyle, küresel liderliğe oynadığını göstermiş oldu.&nbsp;</p>



<p>Çin’in bu etkin ve etkili hamlesine mukabil Trump yönetimi, salgına yol açan virüsü Çin virüsü ya da –Pompeo’nun ifadesiyle- Vuhan virüsü olarak adlandırmaya başladı. Bu esnada Çin’in bu virüsü bilinçli olarak laboratuvarlarında ürettiği, virüsün fabrikasyon olduğu ve salgın ortaya çıktıktan sonra Çin’in durumu kasıtlı olarak dünya kamuoyuyla geç paylaştığına yönelik paylaşımlar gittikçe artmaya başladı. Çin’de virüsün yayıldığını duyurmaya çalışan doktor ve uzmanlar ya hapsedilmiş ya da öldürülmüştü. Komplo teorisi olarak da ifade edebileceğimiz bu iddialara zamanla ayakları daha fazla yere basan Çin aleyhine propaganda süreci başlatıldı. Çin’in verileri DSÖ ile paylaşmadığı, paylaştığı verilerin yanlış olduğu, ABD ve Avrupa’nın birlikte çalışma taleplerini reddedildiği ve kapalı devre çalışan Çin rejiminin dünyada ortaya çıkan ekonomik zayiatın ve can kayıplarının tek sorumlusu olduğu argümanları yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. Öte yandan Çin’in diplomasi atağı çok kısa sürede kendi aleyhine dönmeye başladı. Zira yardım olarak gönderilen kitler, ilaçlar, maskeler, ventilatörler ve diğer ekipmanın standart dışı olduğu ve hiçbir işe yaramadığı anlaşıldı. Üstüne üstlük 17 Nisan tarihinde Vuhan’da ölüm oranlarına 1297 vaka daha ekleyerek bildirimlerde revizyona gitmesi, Çin’e duyulan kuşkuyu daha da artırmış oldu.</p>



<p>Tüm bu olay ve spekülasyonların şekillendirdiği krizi fırsata dönüştürmeye çalışan Trump ve ekibi, hem Çin’e olan yüklü borçlarını ödememe ve hem de yüklü bir tazminat davası açmak için hazırlıklara başlamış durumdalar. Hatta DSÖ’yü Çin’in diplomatik bir misyonu gibi çalışmakla suçlayan Trump, Birleşmiş Milletlere bağlı bu ihtisas kurumuna her sene ödediği 50 milyon dolarlık tahsisatı artık ödemeyeceğini deklare etti. Böylelikle dünya çapında 1929 Büyük Buhranına benzer ekonomik sonuca ve yüzbinlerce insanın hayatını kaybetmesine yol açan pandeminin tüm faturası Çin’e çıkartılmış olacaktı. Buradan beklenen maslahat, Çin’in yükselen ekonomik ivmesini düşürmek, ticaret savaşını kazanmak ve tek küresel hegemon güç olarak kalmayı garantilemekti.</p>



<p>Bu noktadan hareketle ABD, nasıl iki kutuplu dünyada “insan hakları” ve “hür dünya” söylemleri üzerinde komünist Rusya’yı baskılamayı başarmışsa bu defa çevre duyarlılığı, tüketim karşıtlığı, küreselleşmenin yarattığı adaletsizlik ve yoğun şehirleşmeyle birlikte biyolojik silahlar üzerinden Çin’i baskı altına almaya çalışmaktaydı. Nitekim 2019 Haziran ayında Hong Kong’ta “şüphelilerin Çin’e iadesi” yasa tasarısına karşı demokrasi yanlısı protestolar ABD tarafından alenen desteklenmektedir. Öte yandan Çin’de rejimi değiştirmeye yönelik olarak Xi Jinping’e karşı muhalif bir kanadın cesaretlendirildiğine yönelik haberler gelmeye devam etmektedir. Sonuç itibarıyla DSÖ’yü manipüle eden, biyoterörizm üreten, salgını geç haber vererek ve uluslararası toplumla işbirliğini reddederek tüm dünyayı tehlikeye atan bir öteki olarak Çin’in yeniden kurgulanması süreci başlamış görünmektedir.&nbsp;</p>



<p>Tüm bu verilerden hareketle, ortaya çıkacak yeni dünya düzeni, kullanılan yönetmeler ve müracaat edilen söylemler bakımından bir önceki ABD-Rusya ihtilafına önemli ölçüde benzemektedir. Daha önce de belirttiğimiz üzere son yirmi yılda zaten çelişkilerinin ayyuka çıktığı, insanları mutsuz eden ve ABD’nin hegemon güç olarak yeterince hâkim olmadığı var olan –ve Covid-19’un yok oluşunu tetiklediği ve hızlandırdığı &#8211;&nbsp; düzeni takip etmesini beklediğimiz yeni dünya düzenin temel karakteristik özellikleri şunlar olabilir:</p>



<p>Öncelikle küreselleşme yavaşlayacak ve ülkeler salgının getirdiği sosyal, ekonomik ve siyasi hasarları kendi ulusal sınırları içinde çözmeye çalışacaklardır. Özellikle artan işsizlik ve fakirleşme sorunlarına karşı kurtarma operasyonları, devletin ekonomiye müdahalesi ve Keynesyen tedbirler birbiri ardınca devreye girecektir. Ancak tedricen de olsa, küreselleşme olgusunun temadisi için insan sağlığı, güvenlik ve gıda tedarik zinciri bakımından açılım kaçınılmaz olacak. Özellikle tarımsal ürünler, gıda güvenliği, üretim tedarik zincirinin yeniden inşası, aşırı tüketime karşı önlemler ve biyolojik tehditlere karşı sistemin yeniden yapılandırılması elzem hale gelecektir. Dijital alanda devrim niteliğindeki gelişmelerin küresel planda tanzimi kaçınılmaz bir öncelik olacaktır. Yapay zeka, big data, eşyaların interneti, nano teknoloji ve insanların artık çiple ve yüz okuma sistemiyle takibi yaygın hale gelecek.</p>



<p>Bu süreçte devletin dönüşümü konusu –ister istemez- en önemli gündem maddesi olacaktır. Salgın döneminde ve hemen sonrasında devletin kaçınılmaz olarak birey özgürlüğünü kısıtlayan, hükümranlık alanını oldukça genişleten tasarruflarda bulunması, ulus-devletin gücünü artıracaktır. Nitekim bireyin kendi sağlığını doğrudan tehdit eden bir kriz döneminde gönüllü olarak hak ve özgürlüklerinden taviz vermesi, kısa dönemli olarak daha otoriter yapıların oluşmasına müsaade edecek gibi görünmektedir. Ancak kriz tamamen atlatıldıktan sonra birey, bu özgürlüklerini geri alma ve kriz dönemindeki eksik ve yanlışların hesabını sormak için devletiyle hesaplaşacaktır. Çin’in otoriter bir devlet olarak bu süreçte başarılı bir figür olarak ortaya çıkması ve sağlık diplomasisi üzerinden yürüttüğü propaganda uzun vadede tam tersine dönecektir. Ne var ki Ortadoğu’nun otoriter devletleri, zaten yönetilemeyen devletler olarak rejim değişiklerinin, darbelerin ve kaos ve anarşinin yarattığı göç dalgalarının muhatabı olabileceklerdir.</p>



<p>Bu yeni dönemde Çin’in ve ABD’nin küresel meselelere öncülük etmesi beklenmemelidir. Kısa vadede devletler içine kapanarak korumacı politikalara yönelseler de salgının seyrinden de anlaşılacağı üzere, pandemiden kurtulmak, ulusal sınırlarla mukayyet değildir. Küresel anlamda salgının kontrol altına alınması, pandemiye karşı ilaç ve aşının bulunması ve tekrar ortaya çıkabilecek yeni bir biyolojik tehdide karşı birlikte hareket edilmesinin bir zorunluluk olduğunun anlaşılması, uluslararası toplumu farklı küresel işbirliği model ve kalıpları arayışına sokacaktır. Ne var ki bu süreçte çok örselenen, krizle baş etmeyi başaramayan ve irrasyonel politikalar uygulamaktan çekinmeyen ABD’nin bu vakitten sonra küresel liderlik iddiası inandırıcı ve ikna edici olmayacaktır. Nitekim kendisini küresel hâkim haline getiren temel parametreler olan petro-dolar (Bretton Woods) korelasyonu, tüm jeopolitik ve stratejik alanlara yayılmış devasa askeri üsleri ve küreselleşmenin ideolojisi olan neo-liberalizmi istismar eden, salgın sürecinde bile kendi eyaletleri arasında ayrımcılık yapmaktan çekinmeyen ve ekonomik milliyetçilik yapan (America First ve Make Amerika Great Again) ABD, insanlığın yararına ortak aklı nasıl yeniden inşa edebilecektir?</p>



<p>Çin ise-yukarıda tüm sarahatiyle belirttiğimiz üzere- üretimine güvenilmeyen, kapalı devre çalışan ve verilerine inanılmayan bir ülke imajıyla pandemiden çıkmıştır. Öte yandan bu süreçten sonra Atlantik’in iki yakası arasında Çin’i ortak bir tehdit olarak algılama yönünde fikir birliğine varılmış görülmektedir. Bu durum Avrupa Birliği ve Amerika arasında yeni bir vizyonun oluşmasına da vesile olabilir. Bu durumda Çin, çok yakın zamanda tedarik zincirinde edindiği imtiyazlı konumu kaybedecektir. Zira ABD ve AB salgın sürecinde üretimi tamamen Çin’e havale etmenin acı faturasını fazlasıyla ödemişlerdir. Hatta sözünü ettiğimiz petro-dolar imtiyazını kullanan ABD tarafından petrol fiyatının çok komik rakamlara düşürülmesiyle teslim alınan Rusya da, bundan sonra Avrupa Birliği ve ABD ile birlikte Çin’e karşı mücadele etmekten başka çare bulamayacaktır.</p>



<p>Çin’in üretim merkezi olmaktan çıkarılması, tüm küresel dengeleri radikal bir biçimde değiştirecektir. Çin’in devre dışı kalmasıyla üretim önemli ölçüde Çin’e komşu olan –Hindistan başta olmak üzere- Güneydoğu Asya ülkelerine kayacaktır. Bu bağlamda krizi yönetme kapasitesi, vatandaşlarına sahip çıkma itinası, güçlü sağlık altyapısı ve süreç yönetimindeki basireti ile salgını başarıyla atlatan ender ülkelerden birisi olan Türkiye de bu dağılımdan payını fazlasıyla alacaktır. Zira Türkiye’nin jeopolitik konumu, tarımsal ve endüstriyel potansiyeli ve ucuz ve vasıflı işgücü lojistik imkânlarla birleştiğinde ülkemizin ekonomik seviyesini çok üst seviyelere taşıyacak bir faza ulaşacağını söylemek, oldukça gerçekçi bir analizdir.   Sonuç itibarıyla muhtemel ve müstakbel yeni dünya düzeni, yeni sürüm Soğuk savaş ya da Soğuk Savaş 2.0 olarak tanımlanan, dünyayı dijitalleşme ve teknoloji üzerinden iki kutba ayıracak, ancak bir ülkenin tek başına hakimiyetine izin vermeyerek her bölgede başat bir ülkenin önderlik ettiği çoklu bir liderlik mekanizması yaratacaktır. Bu bağlamda Türkiye orta ölçekli bölgesel bir aktör olarak Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Kuzey Afrika’yı nüfuz alanı olarak tespit edecek ama -Soğuk savaş dönemindeki tutum ve mantığını değiştirerek- tek başına bir büyük gücün yanında yer almayı asla tercih etmeyecektir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.eflatunkitap.com/fasizmin-ve-sosyalizmin-sosyo-politik-kokenleri-210307"><img decoding="async" width="730" height="93" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/Yazarin_Kitaplarinijpg.jpg" alt="" class="wp-image-14416" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/Yazarin_Kitaplarinijpg.jpg 730w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/Yazarin_Kitaplarinijpg-300x38.jpg 300w" sizes="(max-width: 730px) 100vw, 730px" /></a></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/pandemi-sonrasi-yeni-dunya-duzeni-ve-turkiye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Corona Mağdurları Devlet Aleyhine Dava Açabilir mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/corona-magdurlari-devlet-aleyhine-dava-acabilir-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/corona-magdurlari-devlet-aleyhine-dava-acabilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cüneyt Toraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2020 15:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Dava]]></category>
		<category><![CDATA[korona]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14438</guid>

					<description><![CDATA[2019 yılının sonlarında, Çin&#8217;in Wuhan kentinden yayılmaya başlayan corona virüsü (covid-19), hızla yayılmaya, bütün dünyayı etkilemeye başladı. DSÖ, bu virüsü pandemi (küresel salgın) ilan etti. Dünyanın pek çok ülkesinde, onbinlerce kişi yaşamını yitirdi, çok sayıda kişi tedavi görmeye devam ediyor. Corona virüsü (covid-19) bu virüsün mağdurlarının zararını gündeme getirdi. Corona mağdurları, maruz kaldıkları zararlarının tazmini için dava açabilirler mi? Kime veya kimlere karşı dava açabilirler? Devletlere (devlet tüzel kişiliklerine) karşı dava açabilirler mi? Bu soruların cevapları, esas itibariyle, milletlerarası hukukun alanına girdiği için, önce, Milletlerarası hukukun hükümlerine göz atmamız gerekiyor. &#8220;Corona mağdurları&#8221; kavramı, bu virüsten doğrudan doğruya ve dolaylı olarak zarar girenleri kapsıyor. Doğrudan doğruya zarar görenler, virüs bulaşan, hastaneye yatan, tedavi gören, işinden gücünden kalanları, bu virüs nedeniyle vefat edenlerin mirasçılarını, virüs tehdidi nedeniyle işyerini kapatmak zorunda kalanların maddi ve manevi zararlarını kapsıyor. Dolaylı olarak zarar görenler işe, corona virüsü önlemleri nedeniyle, ise gidememe, hak ve özgürlüklerin kısıtlamaların maruz kaldıkları dolaylı zararları kapsıyor. Dünyadaki (yerel) hukuk sistemlerinin, dolaylı zarar görenlerin tazminat taleplerine sıcak bakmadığını belirtelim. Corona virüsünün mağdurlarının belli olduğunu söyleyebiliriz. Bir zarar ve tazminat talebi söz konusu olduğuna göre, bu zararın &#8220;failini&#8221; belirlememiz gerekiyor. Bu zararın faili (zarar veren), devlet, devlet kurumu veya özel (özel/tüzel) kişi olabilir. Zarar &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>2019 yılının sonlarında, Çin&#8217;in Wuhan kentinden yayılmaya başlayan corona virüsü (covid-19), hızla yayılmaya, bütün dünyayı etkilemeye başladı. DSÖ, bu virüsü pandemi (küresel salgın) ilan etti. Dünyanın pek çok ülkesinde, onbinlerce kişi yaşamını yitirdi, çok sayıda kişi tedavi görmeye devam ediyor. Corona virüsü (covid-19) bu virüsün mağdurlarının zararını gündeme getirdi. Corona mağdurları, maruz kaldıkları zararlarının tazmini için dava açabilirler mi? Kime veya kimlere karşı dava açabilirler? Devletlere (devlet tüzel kişiliklerine) karşı dava açabilirler mi? Bu soruların cevapları, esas itibariyle, milletlerarası hukukun alanına girdiği için, önce, Milletlerarası hukukun hükümlerine göz atmamız gerekiyor.</p>



<p>&#8220;Corona mağdurları&#8221; kavramı, bu virüsten doğrudan doğruya ve dolaylı olarak zarar girenleri kapsıyor. Doğrudan doğruya zarar görenler, virüs bulaşan, hastaneye yatan, tedavi gören, işinden gücünden kalanları, bu virüs nedeniyle vefat edenlerin mirasçılarını, virüs tehdidi nedeniyle işyerini kapatmak zorunda kalanların maddi ve manevi zararlarını kapsıyor. Dolaylı olarak zarar görenler işe, corona virüsü önlemleri nedeniyle, ise gidememe, hak ve özgürlüklerin kısıtlamaların maruz kaldıkları dolaylı zararları kapsıyor. Dünyadaki (yerel) hukuk sistemlerinin, dolaylı zarar görenlerin tazminat taleplerine sıcak bakmadığını belirtelim. Corona virüsünün mağdurlarının belli olduğunu söyleyebiliriz. Bir zarar ve tazminat talebi söz konusu olduğuna göre, bu zararın &#8220;failini&#8221; belirlememiz gerekiyor. Bu zararın faili (zarar veren), devlet, devlet kurumu veya özel (özel/tüzel) kişi olabilir. Zarar görenleri dava açma hakkı ve yetkisi, buna göre değişecektir.</p>



<p>Corona virüsünün Çin’in Wuhan kentindeki bir laboratuvardan yayıldığı, yaygın bir iddia olsa da, bu husus henüz kanıtlanabilmiş değil. Bu iddiayı önce ABD dile getirdi, bu açıklamanın ardından, bazı Avrupa ülkeleri de aynı yönde açıklamalar yapmaya başladı. Bir başka iddia, corona virüsünün, Wuhan kentindeki bir hayvan pazarından yayıldığı. Bu iddianın kanıtlanması durumunda, bazı devletlerin tazminat talepleri anlam taşımayacaktır. Zira Hayvanlarda çok çeşitli virüsler bulunduğu, bu virüslerden bazılarının insanların ölümüne sebebiyet verdiği bilinmektedir. Bu olay &#8220;doğal bir olay&#8221; olup, hiç kimse, hiçbir devlet, bu tür doğal olaylardan dolayı hiç kimseyi veya devleti sorumlu tutamaz.</p>



<p>Corona (covid-19) virüsünün, Çin&#8217;in Wuhan kentindeki, bu virüsler konusunda araştırma yapan bir laboratuvardan sızdığını ve tüm dünyaya buradan yayıldığını varsayalım. Bu laboratuvara karşı dava açılabilmesinin ön koşulu, bu laboratuvarın &#8220;özel bir kişiye&#8221; ait olmasıdır. Bu laboratuvar, özel bir kişiye (kuruluşa) ait ise, bu virüsten zarar görenler, bu laboratuvarın sahibine karşı tazminat davası açabilir. Bu olayda, haksız fiil, fail ve mağdur, farklı ülkelerde olduğundan, &#8220;yabancılık unsuru&#8221; mevcuttur ve yetkili mahkemenin, milletlerarası sözleşmeye göre belirlenmesi gerekir. Milletlerarası sözleşme, haksız fiillerde, haksız fiilin meydana geldiği ülkenin hukukuna tabi olduğunu belirtmektedir. (Türkiye, bu sözleşmeye uygun olarak 5718 sayılı MÖHK çıkartmıştır.) Çin mahkemeleri, bu konuda hangi ülke hukuku yetkili ise o ülkenin hukukunu uygulayacaktır. Bazen zarar, haksız fiilin meydana geldiği ülkede gerçekleşmeyebilir. Yani zarar, (haksız fiilin olduğu yerde değil de) başka bir ülkede meydana gelmişse, zararın meydana geldiği ülke hukuku yetkili olacaktır. Örneğin, zarar Türkiye&#8217;de meydana gelmişse, bu konuda hangi hukukun uygulanacağına, Türk mahkemeleri karar verecektir. Haksız fiilden doğan borç ilişkisi, başka bir ülke ile daha sıkı bir ilişki içerisinde ise, (bu laboratuvarın bağlı olduğu şirketin merkezi, ABD, Fransa’da olması gibi) bu ülke hukuku uygulanır. Uyuşmazlık özel hukuka tabi olduğundan, taraflar, karşılıklı olarak anlaşmak suretiyle, uygulanacak hukuku seçebilir. Bu dava hangi ülkede görülürse görülsün, hangi ülkenin hukuku uygulanırsa uygulansın, ispat hukukunun genel hükümleri geçerli olacaktır. Yani, davacı, önce zarar gördüğünü, bu zarara da muhatap firmanın sebebiyet verdiğini ispat etmek zorunda kalacaktır.</p>



<p>Çin&#8217;in Wuhan kentindeki laboratuvar, özel bir kişiye (kuruma) değil de, bir &#8220;devlete&#8221; (somut olayda, Çin Halk Cumhuriyeti&#8217;ne) ait ise, bu konuda uygulanacak hukuk da değişkenlik gösterecektir. Devletlerarasındaki uyuşmazlıklar, milletlerarası hukuka tabidir. Milletlerarası hukukta, her devlet, diğer devletlerle eşit haklara ve egemenlik hakkına sahip olduğundan, yargı bağışıklığına sahiptir. Bu kurala göre, hiçbir devlet, kendi mahkemelerinde, başka bir devlet aleyhine dava açamaz. (Türkiye&#8217;de, başka devletler aleyhine açılan davalarda, mahkemeler, devletleri yargılama yetkisi olmadığından, yargı bağışıklığı nedeniyle davaların reddine karar vermiştir.) Yerel mahkemelerin yargı yetkisi, ceza hukukunda, mülkilik (ülke sınırları içi) ve vatandaşlık bağı ile sınırlıdır. (Bunun istisnası, Adalet Bakanlığı&#8217;nın izniyle insanlık aleyhine islenen suçlardır.) Özel hukuka tabi konularda ise, devletlerin özgür iradeleriyle imzaladıkları, milletlerarası sözleşmeler ile onay verdikleri konularda, başka ülkelerin mahkemeleri yetkili olacaktır. Bu konuda devletler, çok sayıda milletlerarası sözleşme imzalamıştır. Milletlerarası hukukta, devletlerin kendi aralarındaki uyuşmazlıklarda, BM Adalet divanı yetkilidir. Zarara maruz kaldığını iddia eden devlet, bu zararın tazmini için BM Adalet divanında başvurabilir. Muhatap devlet itiraz etmezse, Adalet divanı yargılama yapar, bu konuda bir karar verir. Adalet divanının, devletlerarasındaki uyuşmazlıklarda çok sayıda kararı bulunmaktadır.</p>



<p>Milletlerarası hukukun açık hükümlerine rağmen, bazı devletlerin, kendi ülkelerindeki mahkemelerde, başka devletler veya başka ülke vatandaşları aleyhine davalar açtığına tanık olmaktayız. Milletlerarası hukuka göre, bu mahkemelerin yargı yetkisi olmadığından, verdikleri ve verecekleri kararlar, hukukun temel ilkelerine açıkça aykırıdır ve yok hükmündedir. (Konuya ilgi duyanlar, Yörünge dergisinde yayınlanan, Halkbank genel müdürü Hakan Atilla aleyhine Amerika’da açılan davada, &#8220;Amerika&#8217;da Türkiye&#8217;nin egemenlik hakkı yargılanıyor&#8221; başlıklı makalemize bakabilir.)</p>



<p>Konunun özüne gelecek olursak, haksız fiil Türkiye’de meydana gelseydi, fail özel bir kişi olsaydı, zarar da Türkiye&#8217;de meydana gelseydi, zarar gören, haksız fiilin filine, kendisinin ikamet ettiği yer mahkemesinde (maddi ve manevi) tazminat davası açabilirdi. Ancak somut olayda haksız fiil, başka bir ülkede (Çin&#8217;de) meydana gelmiş, laboratuvarın devlete mi özel bir kişiye mi ait olduğu belirsizdir. Türk mahkemeleri, yargı yetkisi olmadığından, böyle bir davaya bakamaz. Bu davaya bakıp karar verse bile istinaf mahkemesi ve Yargıtay bu kararı bozar. Bu karar kesinleşse bile, böyle bir kararın icra ve infaz kabiliyetinin olmadığı, her türlü izahtan varestedir. Bazı avukatların, corona virüsü nedeniyle Çin (devleti) aleyhine dava açılabileceğine ilişkin beyanları, milletlerarası hukuka da, Türk hukukuna da aykırıdır.</p>



<p>Yukarıda açıkladığımız engele rağmen, dileyen herkes, dilediği mahkemede, devlet veya özel kişiler aleyhine, dilediği miktarda tazminat davası açabilir. Dava açma özgürlüğü (dava açmanın izne tabi olmaması), dava açan herkesin, hukukun himaye ettiği bir hakkının olduğu anlamına gelmiyor. Corona virüsünden dolayı, çok sevdiklerini kaybedenler var. Bu kimselerin, bu konuda yeterli bilgiye sahip olduğunu da söyleyemeyiz. Bu kişiler, maruz kaldıkları zararını tazmin edecekleri beklentisiyle, dava açması için avukatlara vekaletname verebilir, yeteri kadar masraf avansı ve bir miktar vekalet ücreti avansı verebilir. Corona mağdurlarının acısının istismar edilmemesi için, Adalet Bakanlığı bu konuda bir açıklama yapsa çok iyi olur diye düşünüyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/corona-magdurlari-devlet-aleyhine-dava-acabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oyun Bitti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/oyun-bitti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/oyun-bitti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Hakan ÇAKICI]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2020 05:04:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[korona]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14429</guid>

					<description><![CDATA[Sorun şu; 5-6 kişi dünyanın tüm servetlerinin %50&#8217;sine sahip. Dünyanın %40&#8217;ı, yani 3 milyar insan, dünya kaynaklarının sadece %2&#8217;si ile yaşıyor. Ve o 5-6 kişi, %2&#8217;yi de istiyor. Üstelik bunu engelleyebilecek, bu süreci durdurabilecek elimizde hiç bir şey de yok. Sorun Şurada PatladıEgemenler uzun zaman önce bu 3 milyar insanın ellerindeki her şeyi almışlardı. Yani gerçekte o %2 de yoktu. Özellikle vatan-yurt denen kırsaldaki tüm arazilere ulus devletler tarafından tapu kadastro çalışmaları ile el konulunca 3 milyar tamamen mülksüz kaldı. Egemenler onları kendi “gerçek” varlıklarından hiç bir şey harcamadan, “sanal para”, “kredi numarası” ile kaynak yaratarak beslemeye başladılar. Lakin sanal para öyle çok şişti ki artık her 20 kişiden 19&#8217;u parasını bankada tutarsa ancak 1 kişi parasını çekebilecek hale geldi. 20 kişiden 2’sinin aynı anda parasını çekmesi mümkün değil. Çünkü böyle bir “para” hiç bir zaman var olmadı. İşte bu sistem, 2008&#8217;de çöktü. Sistem suni solunum cihazı ile (daha da çok sanal para basılarak) bugüne kadar getirildi. Ancak artık solunum cihazı da iş göremez halde, sistem çalışmıyor. Bu andan itibaren egemenler “gerçek” varlıklarından harcamadan sistemi yürütemezler. Ve onların buna hiç niyeti yok. Onun yerine sistemi kapatmayı tercih ettiler. (Erkan ÖZ&#8217;den faydalanılmıştır.) Şimdi, en alttaki 3 milyar insan, ya bu 5-6 &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sorun şu; 5-6 kişi dünyanın tüm servetlerinin %50&#8217;sine sahip. Dünyanın %40&#8217;ı, yani 3 milyar insan, dünya kaynaklarının sadece %2&#8217;si ile yaşıyor. Ve o 5-6 kişi, %2&#8217;yi de istiyor. Üstelik bunu engelleyebilecek, bu süreci durdurabilecek elimizde hiç bir şey de yok.</p>



<p><br>Sorun Şurada Patladı<br>Egemenler uzun zaman önce bu 3 milyar insanın ellerindeki her şeyi almışlardı. Yani gerçekte o %2 de yoktu. Özellikle vatan-yurt denen kırsaldaki tüm arazilere ulus devletler tarafından tapu kadastro çalışmaları ile el konulunca 3 milyar tamamen mülksüz kaldı. Egemenler onları kendi “gerçek” varlıklarından hiç bir şey harcamadan, “sanal para”, “kredi numarası” ile kaynak yaratarak beslemeye başladılar. Lakin sanal para öyle çok şişti ki artık her 20 kişiden 19&#8217;u parasını bankada tutarsa ancak 1 kişi parasını çekebilecek hale geldi. 20 kişiden 2’sinin aynı anda parasını çekmesi mümkün değil. Çünkü böyle bir “para” hiç bir zaman var olmadı. İşte bu sistem, 2008&#8217;de çöktü. Sistem suni solunum cihazı ile (daha da çok sanal para basılarak) bugüne kadar getirildi. Ancak artık solunum cihazı da iş göremez halde, sistem çalışmıyor. Bu andan itibaren egemenler “gerçek” varlıklarından harcamadan sistemi yürütemezler. Ve onların buna hiç niyeti yok. Onun yerine sistemi kapatmayı tercih ettiler. (Erkan ÖZ&#8217;den faydalanılmıştır.)</p>



<p>Şimdi, en alttaki 3 milyar insan, ya bu 5-6 zengini kendilerine kalan paydan ellerini çekmeye razı edecekler ya da o zenginler 3 milyarı yok etmenin bir yolunu (Aşılar [kısırlaştırma], İstanbul Sözleşmesi [Ailesiz Toplum], LGBT formlar [üremesiz seks], savaşlar, katliamlar vs.) bulacaklar.</p>



<p>Ne yazık ki 3 milyarlık kesim, savaşın çoktan başlamış olduğunu dahi fark etmiş değil.<br>Takacak maske arıyorlar.</p>



<p><br>TURİZMCİLERE<br><br>Bakanlık, korona virüs sonrası otelcilik çalışmaları yapıyormuş.</p>



<p>Oda boşaldıktan 12 saat sonra odaya ancak müşteri alınabilecekmiş.<br>Her müşteri ile oda baştan aşağı dezenfekte edilecekmiş.<br>Aynı imza kalemi ile iki kişiye imza attırılmayacak her müşteriye ayrı kalem ya da her seferinde dezenfekte edilen kalem verilecekmiş.<br>Otel içinde kimse maskesiz dolaştırılmayacak, maske ücretsiz olarak otel tarafından temin edilecekmiş,<br>Yemek kuyrukları 1’er buçuk metre mesafe ile düzenlenecekmiş.<br>Her yemek her müşteriye ayrı olarak verilecek, aynı kepçe, çatal ile ortak kaptan müşterilere hizmet verilmeyecekmiş. Açık büfe olmayacakmış.<br>Yemekhane ve lobilerde oturma mesafeleri 1’er buçuk metre mesafeye ayarlanacakmış.<br>Her kapıda termal kamera olacak ateşlenen herkes karantinaya alınacakmış.<br>(Daha kesinleşmiş değil)<br>&#8230;&#8230;..<br>&#8230;.<br>Bu ne demek; &#8220;işgal edilmiş bir tatil&#8221; demek.<br>Otelcilik maliyetlerinin çok yükselmesi demek.<br>Fiyatların da çok yükselmesi demek.<br>Şu andaki turizm anlayışının &#8220;bilinçli olarak&#8221; çökertilmesi demek.</p>



<p>Artık sadece çok zenginlerin uzun mesafe tatil yapacakları döneme geçiyoruz.</p>



<p>Belki bir iki sene daha alışkanlıkların beslediği bir iç turizm olur. Gerisi bana hikâye gibi geliyor. Allah doğrusunu bilir.<br>Ama ben olsam bundan sonra turizme yatırım yaparken çoooook düşünürdüm.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/oyun-bitti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özgürlüğün Anlamı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ozgurlugun-anlami/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ozgurlugun-anlami/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2020 05:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[evde kal]]></category>
		<category><![CDATA[korona]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14398</guid>

					<description><![CDATA[Virüs nedeniyle evlerimize kapanmak zorunda kaldık kalıyoruz. Bu kapanma keyfi bir iş değil, bir görev. İnsanoğlu görevlerden kaytarmaya programlıdır. Sorumluluk sahibi yeterince insan bulmak zordur. Bunu hayatın her alanında görürüz. İnsanların önemli bir kısmı bir işe başlarken nasıl kaytarırım diye kafa yorar.Eve kapanma görev edinildi ya,şimdi nasıl yapsak da bu görevden kaytarsak diye kafa yoran epey insan var. Bunu akşam haberlerini izlerken TV de ceza yiyen örneklerden anlıyorum. Öyle sudan sebepler, bahaneler, yalan söylemeler.Gizli kumarhane kurmanın nasıl bir açıklaması olabilir? Basılınca buzdolabına ya da duş kabinine saklanmanın… &#8216;Kendimi camdan atasım geliyor artık&#8217; türünden arsız afkırmaların. Sanki benim için kalıyor evinde haspam. Aslında sorun toplum sorunu olmasa sal bunları sokağa virüs kapınca da tedavi etme. Daha iki ay bile olmamış eve kapanalı. Ne bu densizlik. Beş sene on sene hapis yesen, volta saatini iple çeksen, akşam olup ranzana uzanınca afakanlar bassa ne edeceksin? Hiç olmazsa evinin içinde rahatça dolanıyor, TV sosyal medya gibi imkanlardan yararlanıyor, tuvalet ihtiyacını bile her sıkıştığında rahatça gideriyorsun. Kimseye anlatamazsın, anlatsan dinletemezsin, aklı basmaz.&#8216;Eve kapandık&#8217;Sanırsın salsan dünya turuna çıkacak. O kadar mağdur olmuş.Sinemaya tiyatroya gitme alışkanlığı olan biri değil ama sinemayı özlemiş. Bütün gün kot kot evinde oturan insan &#8216;şöyle bir temiz hava almayı&#8217; çok istermiş. Aç &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Virüs nedeniyle evlerimize kapanmak zorunda kaldık kalıyoruz. Bu kapanma keyfi bir iş değil, bir görev.<br></p>



<p>İnsanoğlu görevlerden kaytarmaya programlıdır. Sorumluluk sahibi yeterince insan bulmak zordur. Bunu hayatın her alanında görürüz. </p>



<p>İnsanların önemli bir kısmı bir işe başlarken nasıl kaytarırım diye kafa yorar.<br>Eve kapanma görev edinildi ya,şimdi nasıl yapsak da bu görevden kaytarsak diye kafa yoran epey insan var. Bunu akşam haberlerini izlerken TV de ceza yiyen örneklerden anlıyorum.<br></p>



<p>Öyle sudan sebepler, bahaneler, yalan söylemeler.<br>Gizli kumarhane kurmanın nasıl bir açıklaması olabilir? Basılınca buzdolabına ya da duş kabinine saklanmanın…<br></p>



<p>&#8216;Kendimi camdan atasım geliyor artık&#8217; türünden arsız afkırmaların. Sanki benim için kalıyor evinde haspam.<br></p>



<p>Aslında sorun toplum sorunu olmasa sal bunları sokağa virüs kapınca da tedavi etme.<br></p>



<p>Daha iki ay bile olmamış eve kapanalı. Ne bu densizlik. Beş sene on sene hapis yesen, volta saatini iple çeksen, akşam olup ranzana uzanınca afakanlar bassa ne edeceksin?<br></p>



<p>Hiç olmazsa evinin içinde rahatça dolanıyor, TV sosyal medya gibi imkanlardan yararlanıyor, tuvalet ihtiyacını bile her sıkıştığında rahatça gideriyorsun.<br></p>



<p>Kimseye anlatamazsın, anlatsan dinletemezsin, aklı basmaz.<br>&#8216;Eve kapandık&#8217;<br>Sanırsın salsan dünya turuna çıkacak. O kadar mağdur olmuş.<br>Sinemaya tiyatroya gitme alışkanlığı olan biri değil ama sinemayı özlemiş.<br></p>



<p>Bütün gün kot kot evinde oturan insan &#8216;şöyle bir temiz hava almayı&#8217; çok istermiş.<br></p>



<p>Aç camı mis gibi hava…<br></p>



<p>Bir şeyler kaybedilmeden değeri anlaşılmaz. Özgürlük de öyledir.<br></p>



<p>Bağımsızlık ise bir milletin özgürlüğüdür. Bağımsızlığı elinden alınmış bir millet eve kapatılmış millettir.<br></p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ozgurlugun-anlami/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asıl Tehdit Korona Mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/asil-tehdit-korona-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/asil-tehdit-korona-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 17:14:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkan]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[korona]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=14010</guid>

					<description><![CDATA[Çok değil bundan 2 ay öncesine kadar birçok insan farklı konularda çok farklı hesaplar içerisindeydi. Geleceğe dair planlamalar zihinleri işgal etmekteydi. Kimisi yeni bir iş peşinde kimisi ise yeni bir hayat yani evlilik hesapları yapıyordu. Ticari konularda en büyük kaygı doğal olarak ürünlerin maliyet fiyatları ve satış oranları idi. İnşaat, otomotiv ve turizm başta olmak üzere birçok sektör cirosunu ve kâr marjını arttırmak için reklam tanıtım çalışmaları yapıyordu. Ancak insanların yapmış olduğu tüm bu hesap ve planlamalar sahilde kumdan yapılan kale misali Korona Virüs dalgası ile yerle bir oldu diyebiliriz. Her şeyden önce insanların hayati ihtiyaçlarının değiştiğine tanık olduk. Ne oturduğumuz ev ne de bindiğimiz arabanın acil değişimine gerek yoktu. Tablet bilgisayar ve akıllı telefonların modelini yenilemekte acil değildi. Ayrıca Yaz Tatili için ise artık kafa yormaya gerek bile kalmamıştı. İki ay öncesine kadar çok ama çok yoğun bir programımız vardı. En yakın dostlarımıza dahi randevu vermek için zorluk çekiyorduk. Hep bir mazeretimiz vardı. Oysa bugün randevu vermediğimiz dostlarımız ile bir araya gelmenin hasretini taşıyoruz. Sağlık gibi önemli bir konuda ise artık hastaneleri yol eylemez olmuştuk. Oysaki hastaneye gitmek AVM ziyaretinden farksız idi. Sağlık hizmetlerindeki konfor ve düşük ücret hastanelere gitmeyi cazip kılıyordu. Adeta hastanelere gezmeye gidilir olmuştu. Oysa bugün &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Çok değil bundan 2 ay öncesine kadar birçok insan farklı konularda çok farklı hesaplar içerisindeydi. Geleceğe dair planlamalar zihinleri işgal etmekteydi. Kimisi yeni bir iş peşinde kimisi ise yeni bir hayat yani evlilik hesapları yapıyordu. Ticari konularda en büyük kaygı doğal olarak ürünlerin maliyet fiyatları ve satış oranları idi.</p>



<p>İnşaat, otomotiv ve turizm başta olmak üzere birçok sektör cirosunu ve kâr marjını arttırmak için reklam tanıtım çalışmaları yapıyordu. Ancak insanların yapmış olduğu tüm bu hesap ve planlamalar sahilde kumdan yapılan kale misali Korona Virüs dalgası ile yerle bir oldu diyebiliriz.</p>



<p>Her şeyden önce insanların hayati ihtiyaçlarının değiştiğine tanık olduk. Ne oturduğumuz ev ne de bindiğimiz arabanın acil değişimine gerek yoktu. Tablet bilgisayar ve akıllı telefonların modelini yenilemekte acil değildi. Ayrıca Yaz Tatili için ise artık kafa yormaya gerek bile kalmamıştı.</p>



<p>İki ay öncesine kadar çok ama çok yoğun bir programımız vardı. En yakın dostlarımıza dahi randevu vermek için zorluk çekiyorduk. Hep bir mazeretimiz vardı. Oysa bugün randevu vermediğimiz dostlarımız ile bir araya gelmenin hasretini taşıyoruz.</p>



<p>Sağlık gibi önemli bir konuda ise artık hastaneleri yol eylemez olmuştuk. Oysaki hastaneye gitmek AVM ziyaretinden farksız idi. Sağlık hizmetlerindeki konfor ve düşük ücret hastanelere gitmeyi cazip kılıyordu. Adeta hastanelere gezmeye gidilir olmuştu. Oysa bugün ne değişti de hastaneler bu denli ıssız ve sessiz kaldı. Zorunlu acil durumlar hariç kimse hastaneye gitmez oldu. Binlerce hasta aniden şifa mı buldular. Yoksa bu kadar insan hastalık hastası mıydı?</p>



<p>Bunlar cevaplaması gerçekten de zor sorular. Ya sosyal medyada her gün bir hadis paylaşanlara ne demeli! Her gün içerisinde özlü sözler yer alan mesajlar son bulmuştu. Gerçek hayatta bilmesek ulema diyeceğimiz binlerce insana ne oldu. Buharlaştı mı yoksa bu insanlar. Kimse üzerine alınmayacak muhtemelen bu ifadeleri ????</p>



<p>Oysa &#8220;Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir&#8221; sadece bu ifadeyi yaşatmak yeterli olacaktı. Yara bandı olmaktan ziyade yaraya merhem olmak gerekiyordu. Asıl olan şifa bulup şifa sunmaktır. Korkmayın bu salgın bizim sonumuz olmayacak inşallah. Bir süre sonra nihayete erecek. Hayat kaldığı yerden devam edecek.</p>



<p>Geride bırakacağımız en önemli iz ise toplumsal dayanışmamız olacaktır. Zihnimizde ve gönlümüzde kötü gün dostları için ayrı bir sayfa açacağız. Yeter ki Alemlerin Rabbinin bizleri bu dünyaya neden getirdiğini unutmayalım.</p>



<p>Unutmayın yeryüzünde Korona Virüsünden çok daha tehlikeli ve zararlı haramlar var. Tıpkı AIDS virüsü gibi. Bu virüsün yayılmasını sağlayan Allaha şirk koşan, Sapık ve Sapkın ideolojiler (LGBT) gibi. Dünyada her gün binlerce insanın alkol, uyuşturucu ve bu pis hastalıklardan hayatını kaybettiğini hatırlatmak isterim.</p>



<p>Rabbim bizleri her türlü sapık ve sapkınlıklardan muhafaza eylesin inşallah. Tabi diyeceksiniz dua etmek yeterli olacak mı? Ameli olarak yine bu haramlar ile mücadele etmek en büyük görevimiz olmalı. Unutmayın ki dostlar ağaç yaşken eğilir. </p>



<p>Selam ve dua ile…</p>



<p>Korkut Daban</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/asil-tehdit-korona-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maske Meselesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/maske-meselesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/maske-meselesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2020 12:58:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[korona]]></category>
		<category><![CDATA[Maske]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13924</guid>

					<description><![CDATA[Korona ile ilgili yazmaya başlamışken bunu da yazayım bari. Maske konusunda bir sabırsızlık gözlüyorum. Yerli yersiz eleştiri de oluyor. Halbuki insanlar biraz daha sabırlı olsa, taşlar yerine oturacak. Geçen iyi bildiğim (hala da o görüşümü değiştirmiş değilim) bir arkadaşım önce kodu gelmedi diye feveran etti. Ertesi gün de kodun geldiğini söyleyip eczane eczane dolaşıp bulamadığından yakındı. Mutlaka bir takım terslikler, aksamalar oluyordur. Milyonlarca insana milyarlarca ücretsiz maske dağıtım işini organize etmek o kadar kolay değildir. Bas düğmeye ertesi gün herkes maskesini alsın olmuyor işte. Bazıları bizim sabırsızlık katsayımızla oynayarak bir karmaşa ve kargaşa ortamı yaratıp bu sineğin kanadından da yağ çıkarmak istiyor. Bunu bilelim de doğru ve iyi bir iş yapmaya çalışanların üzerine anlamsız bir sabırsızlıkla gidip bu tür virüslerin ekmeğine yağ sürmeyelim. Bir kere muhalefet çevreleri özellikle baltalıyor. Muhalif eczacılar aldıkları maskeyi vermiyor, ya da gidip almıyor, maske kalmayınca zamanında siparişini vermiyor, hatta hiç vermiyor. Sonra da bunun suçunu &#8216;merkezi iktidara&#8217; yıkmak için yaygarayı koparıyor. Tabi koro da buna eşlik ediyor. Asıl döndürülmek istenen dolap, büyük dolap. Cumhurbaşkanı durup dururken &#8216;maske satışı yasak&#8217; demedi. Durumu anlamamış olanlar &#8216;böyle şey olur mu, serbest piyasa, madem bedava maske zamanında gelmiyor basarım paramı alırım&#8217; gibisinden cahil cahil akıllar yürütüyor, akıllar veriyor. Maliyeti &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Korona ile ilgili yazmaya başlamışken bunu da yazayım bari. Maske konusunda bir sabırsızlık gözlüyorum. Yerli yersiz eleştiri de oluyor. Halbuki insanlar biraz daha sabırlı olsa, taşlar yerine oturacak. Geçen iyi bildiğim (hala da o görüşümü değiştirmiş değilim) bir arkadaşım önce kodu gelmedi diye feveran etti. Ertesi gün de kodun geldiğini söyleyip eczane eczane dolaşıp bulamadığından yakındı.<br />
Mutlaka bir takım terslikler, aksamalar oluyordur. Milyonlarca insana milyarlarca ücretsiz maske dağıtım işini organize etmek o kadar kolay değildir. Bas düğmeye ertesi gün herkes maskesini alsın olmuyor işte.</p>
<p>Bazıları bizim sabırsızlık katsayımızla oynayarak bir karmaşa ve kargaşa ortamı yaratıp bu sineğin kanadından da yağ çıkarmak istiyor. Bunu bilelim de doğru ve iyi bir iş yapmaya çalışanların üzerine anlamsız bir sabırsızlıkla gidip bu tür virüslerin ekmeğine yağ sürmeyelim.</p>
<p>Bir kere muhalefet çevreleri özellikle baltalıyor. Muhalif eczacılar aldıkları maskeyi vermiyor, ya da gidip almıyor, maske kalmayınca zamanında siparişini vermiyor, hatta hiç vermiyor. Sonra da bunun suçunu &#8216;merkezi iktidara&#8217; yıkmak için yaygarayı koparıyor. Tabi koro da buna eşlik ediyor.<br />
Asıl döndürülmek istenen dolap, büyük dolap. Cumhurbaşkanı durup dururken &#8216;maske satışı yasak&#8217; demedi. Durumu anlamamış olanlar &#8216;böyle şey olur mu, serbest piyasa, madem bedava maske zamanında gelmiyor basarım paramı alırım&#8217; gibisinden cahil cahil akıllar yürütüyor, akıllar veriyor.<br />
Maliyeti 50 krş (belki daha az) olan bu maskeleri 5 liraya alıyordunuz öyle değil mi?<br />
Cumhurbaşkanı &#8216;satmak yasak&#8217; diye raconu kesmeseydi şimdi belki de 20 liraya alıyordunuz. Ve de &#8216;nerde bu devlet, nerde bu insanlar&#8217; diye ağlaşıp sızlaşıyordunuz. Hatta kaç para olursa olsun almaya razı olacaktınız karaborsa olacaktı.<br />
Cumhurbaşkanı kimlerin kimlerin oyununu bozdu. Şimdi onlar kıvrım kıvrım kıvranıyor; bu iş bozulsa da bize vatandaşı soyma kapısı yeniden açılsa diye seni beni kışkırtıyor. Bunların içinde devletin dağıtacağı bedava maskelere el koyup onları da vatandaşa bedeli mukabilinde satma hesapları yapanları da var. Birazcık işimiz aksayınca hemen vır vır edeceğimize sabırlı olmayı deneyelim. Geliyor işte bedava maskeler. Kısa bir süre sonra iyice düzene de girer. Böyle yapıp da hem devletin işinin bozulmasına hem de kendimizin zarar görmesine sebep olmayalım.<br />
Firuz Türker</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/maske-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya&#8217;nın ve Türkiye&#8217;nin Kovid-19 karnesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dunyanin-ve-turkiyenin-kovid-19-karnesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dunyanin-ve-turkiyenin-kovid-19-karnesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2020 07:54:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[korona]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13868</guid>

					<description><![CDATA[Gelişmiş ülkelerin yumuşak karnı sağlık sistemleriymiş; Kovid-19 sayesinde anlaşıldı. En çok da ABD&#8217;nin. Ancak çok zenginlerin rahat yaşadığı, orta halli insanların okul parası ve ev taksitini öderken öle yazdığı bir ülke ABD. Sağlık sigortası sistemine dahil olmayan milyonlar var. Çünkü bedeli çok ağır. Ha bire spor yapıyor, sabah akşam koşuyor olmaları, keyiflerinden değil yani. Hastaneye düşmemek için spor yapıyor ve düzenli vitamin hapları alıyorlar. Sağlık hizmetlerini iyileştirebilmeyi ve herkesin sağlık hizmetini alabildiği bir sigorta sistemine geçmeyi eski başkan Obama başaramamıştı. Trump ve cumhuriyetçiler ise zaten parası olan yaşasın diye bakıyor meseleye. Ölen ölür kalan sağlar bizimdir hesabı. Kovid-19&#8217;u da ilk böyle karşıladılar ama baktılar ki siyasi bedeli var bunun, sıkı tedbirler almaya başladılar. Fakat geç kaldılar. Günde ortalama 2 bin kişi ölüyor Kovid-19’dan. Kuzey Avrupa ülkeleri az vaka ve ölümle seyrediyor. Almanya çok test yaparak izolasyonu sıkı tuttu. Vaka sayısı çok olsa da ölüm oranı düşük, çünkü sağlık sistemi diğerlerine göre daha iyi. Hastasını yaşatabiliyor. Salgın Fransa, İspanya ve İtalya&#8217;da çok ağır seyrediyor. Hastane koridorları can pazarı. Ne yeterli yoğun bakım ünitesi var, ne sağlık personeli. Maske için birbirlerine düştürler. İngiltere ise sürü bağışıklığı yolunu tercih edip sürüden ayrılacağı sıra fark etti ki şakası yok bu işin. Bu arada salgın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gelişmiş ülkelerin yumuşak karnı sağlık sistemleriymiş; Kovid-19 sayesinde anlaşıldı. En çok da ABD&#8217;nin. Ancak çok zenginlerin rahat yaşadığı, orta halli insanların okul parası ve ev taksitini öderken öle yazdığı bir ülke ABD. Sağlık sigortası sistemine dahil olmayan milyonlar var. Çünkü bedeli çok ağır. Ha bire spor yapıyor, sabah akşam koşuyor olmaları, keyiflerinden değil yani. Hastaneye düşmemek için spor yapıyor ve düzenli vitamin hapları alıyorlar.</p>
<p>Sağlık hizmetlerini iyileştirebilmeyi ve herkesin sağlık hizmetini alabildiği bir sigorta sistemine geçmeyi eski başkan Obama başaramamıştı. Trump ve cumhuriyetçiler ise zaten parası olan yaşasın diye bakıyor meseleye. Ölen ölür kalan sağlar bizimdir hesabı.</p>
<p>Kovid-19&#8217;u da ilk böyle karşıladılar ama baktılar ki siyasi bedeli var bunun, sıkı tedbirler almaya başladılar. Fakat geç kaldılar. Günde ortalama 2 bin kişi ölüyor Kovid-19’dan.</p>
<p>Kuzey Avrupa ülkeleri az vaka ve ölümle seyrediyor. Almanya çok test yaparak izolasyonu sıkı tuttu. Vaka sayısı çok olsa da ölüm oranı düşük, çünkü sağlık sistemi diğerlerine göre daha iyi. Hastasını yaşatabiliyor.</p>
<p>Salgın Fransa, İspanya ve İtalya&#8217;da çok ağır seyrediyor. Hastane koridorları can pazarı. Ne yeterli yoğun bakım ünitesi var, ne sağlık personeli. Maske için birbirlerine düştürler.</p>
<p>İngiltere ise sürü bağışıklığı yolunu tercih edip sürüden ayrılacağı sıra fark etti ki şakası yok bu işin. Bu arada salgın sürünün başına bulaşmıştı bile. 100&#8217;e merdiven dayamış kraliyet ailesini zor korudular virüsten.</p>
<p>Bizde ise durum şöyle; virüsle mücadele ederken bir taraftan da bilgi kirliliği, manipülasyon ve yalan haberlerle boğuşuyoruz. Neyse ki bağışıklığımız iyi; zira Kovid-19’dan önce de vardı bu virüslerden çokça&#8230;</p>
<p>Salgını fırsat bilip cezaevlerindeki FETÖ ve PKK tutuklularının salıverilmesini isteyenler bile oldu malum; “Şu cezaevinde Kovid-19&#8217;dan ölen oldu” gibi yalan haberlerle kamuoyu oluşturmaya çalıştılar bir de.</p>
<p>Bunları saymazsak şayet; pandemiye en hazırlıklı ülke Türkiye&#8217;ydi diyebiliriz. Bir kere en başta gevşek davranılmadı ve tüm tedbirler ivedilikle alındı. Ama ondan da önce 2002&#8217;den bu yana sağlık sistemine çok fazla yatırım yapıldı. Bugün anlaşıldı ki tüm bu yapılanlar sayesinde böylesi küresel bir salgın karşısında bile kendi kendine yeten bir ülkedir Türkiye.</p>
<p>İtalya&#8217;dan, İspanya&#8217;dan yansıyan görüntüler 2000&#8217;den öncesini hatırlattı bize. Sabah 4&#8217;te battaniye ile hastane kapılarına gidilirdi. Sıraya adını yazdırabilmek büyük meseleydi. Doktorun yazdığı ilacı bugünkü gibi istediğin eczaneden alamazdın. Yatan hasta için bile ilacı her seferinde bir SSK hastanesinde kuyruğa girip almak gerekirdi. Gazeteler hastanelerde parasızlıktan rehin kalan vatandaş haberlerinden geçilmezdi. Allah muhafaza ya Türkiye o haldeyken böyle bir salgına tutulsaydık. Halimiz nice olurdu.</p>
<p>Açık yüreklilikle ifade etmek gerekir ki Türkiye son 18 yıl zarfında sağlık sisteminde çağ atladı. İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un paylaştığı veriler bu gerçeği ortaya koyuyor. 2002’de hastane sayısı 1156 iken bugün 1518 hizmet veren hastaneye sahibiz. Tek kişilik oda 18 bin 934 iken 91 bin 949’a yükselmiş; yatak kapasitesi 164 bin 471’den 239 bin 46’ya çıkmış; yoğun bakım yatak sayısı ise 33 kat artarak 2 bin 214’ten 65 bin 455’e ulaşmış. Salgın günlerinde cephede çalışan doktor ve hemşirelerimizin sayısı da aynı şekilde ciddi oranda artmış. 91 bin 949 olan doktor sayısı 161 bin 279’a, 72 bin 393 olan hemşire sayısı ise 198 bin 517’a ulaşmış. Ve herkesi kapsayan bir sağlık sigortası sistemimiz var.</p>
<p>Halime Kökçe/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dunyanin-ve-turkiyenin-kovid-19-karnesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
