<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kandil &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/kandil/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Mar 2021 16:43:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Kandil &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>En Değerli Şan Berat</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/en-degerli-san-berat/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/en-degerli-san-berat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Mar 2021 12:41:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Kandil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17027</guid>

					<description><![CDATA[Eski zamanlarda fukaranın biri memleketi için dinlenmeden, usanmadan çalışır. Dağ, taş, dere, tepe yürür. Olmaz denileni oldurur, buradan hiçbir şekilde ekin çıkmaz, ot bile bitmez denilen çorak mı çorak, susuz mu susuz bir memleketi kanal yaparak uzaklardan su getirip ekilir hale getirir. Garibanlıktan kırılan halk bu sayede hayvanlarını otlatabilecek, ekin ekerek karınlarını doyurabilecek hale gelirler. Bunu duyan padişah bu çalışkan ve azimli fukaraya bir Berat-ı Hümayun vererek O çölden yeşil ovaya çevirdiği arazilerin mülkiyetini ona verir. Artık fukara değil memleketin beyi olur. Cenabı Allah bir ayet-i kerimelerinde “İnsan ancak çabasının sonucunu elde eder. Ve çabasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir. Sonra kendisine karşılığı tastamam verilecektir.” (Necm 53/39-41) buyurmaktadır. Hiçbir şeyin zayi olmadığı Allah katında, insan gerek dünya gerekse ahiret için ne kadar çalışırsa onun karşılığını elbet alacaktır. Tabii ki dünya için çalışmasını da Allah rızası için yaparsa ve ahiretini de tastamam samimiyet ve ihlas ile yaparsa Cenab-ı Allah bu kuluna kulluk beratını yani Cenneti verecektir. Berat, bir buluştan, bir haktan yararlanmak için devletçe verilen belge, patent, Osmanlı Devleti&#8217;nde bir göreve atanan, aylık bağlanan, şan, nişan veya ayrıcalık verilen kimseler için çıkarılan padişah buyruğu manalarına gelmektedir. Devlet veya padişahtan berat alan bir kimse büyük ihsanlara erer. Beratı almak onu hakketmekle olur. Yukarıdaki &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><br>Eski zamanlarda fukaranın biri memleketi için dinlenmeden, usanmadan çalışır. Dağ, taş, dere, tepe yürür. Olmaz denileni oldurur, buradan hiçbir şekilde ekin çıkmaz, ot bile bitmez denilen çorak mı çorak, susuz mu susuz bir memleketi kanal yaparak uzaklardan su getirip ekilir hale getirir. Garibanlıktan kırılan halk bu sayede hayvanlarını otlatabilecek, ekin ekerek karınlarını doyurabilecek hale gelirler. Bunu duyan padişah bu çalışkan ve azimli fukaraya bir Berat-ı Hümayun vererek O çölden yeşil ovaya çevirdiği arazilerin mülkiyetini ona verir. Artık fukara değil memleketin beyi olur. Cenabı Allah bir ayet-i kerimelerinde “İnsan ancak çabasının sonucunu elde eder. Ve çabasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir. Sonra kendisine karşılığı tastamam verilecektir.” (Necm 53/39-41) buyurmaktadır. Hiçbir şeyin zayi olmadığı Allah katında, insan gerek dünya gerekse ahiret için ne kadar çalışırsa onun karşılığını elbet alacaktır. Tabii ki dünya için çalışmasını da Allah rızası için yaparsa ve ahiretini de tastamam samimiyet ve ihlas ile yaparsa Cenab-ı Allah bu kuluna kulluk beratını yani Cenneti verecektir.</p>



<p><br>Berat, bir buluştan, bir haktan yararlanmak için devletçe verilen belge, patent, Osmanlı Devleti&#8217;nde bir göreve atanan, aylık bağlanan, şan, nişan veya ayrıcalık verilen kimseler için çıkarılan padişah buyruğu manalarına gelmektedir. Devlet veya padişahtan berat alan bir kimse büyük ihsanlara erer. Beratı almak onu hakketmekle olur. Yukarıdaki hikayemizde olduğu gibi devletine ve milletine mühim ve çok önemli bir hizmette bulunması gerekir. Nesiller geçse de gayretle ve azimle çalışarak unutulmayacak hizmetlerinin karşılığı olarak devlet başkanından, padişahından alınan berat bir nevi dokunulmazlıktır. Her nereye giderse beratını gösterdiği zaman itibar görür. Büyük ölçüde dünyasını kurtarıp rahata ve huzura erer. Fakat bunu elde etmek için çok çalışmış, sıkıntılar çekmiştir.</p>



<p><br>Dünyada, dünya için fedakârca çalışmanın karşılığı alınıyorsa ahiret için de çalışmanın mutlaka karşılığı alınacaktır. Bir müminin kazanacağı en değerli şan ve nişan beratı kuşkusuz cehennemden azad edilip cennete girmesidir. Tabi bu beratı yani cenneti kazanmak ta kulluk görevlerini yerine getirmek için azm-ı gayret içinde olunmalıdır. Bilhassa peygamberimizin (SAS) “Şâbanın ortasında gece ibadet ediniz, gündüz oruç tutunuz. Allah o gece güneşin batmasıyla dünya semasında tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu benden af isteyen onu affedeyim, yok mu benden rızık isteyen ona rızık vereyim, yok mu bir musibete uğrayan ona âfiyet vereyim, yok mu şöyle, yok mu böyle! Der” (İbn Mâce, “İḳāmetü’ṣ-ṣalât”, 191). Buyurduğu hadiste belirtilen şabanın 15. gecesi berat gecesidir. Bu gece Kadir gecesinden sonra en değerli, faziletli gecedir. Af ve mağfiretin doruğa çıktığı ve bizim üzerimize Allah’ın rahmetinin sağnak sağnak yağdığı gecedir. “Allah Teâlâ -rahmetiyle- Şâbanın on beşinci gecesi dünya semasında tecelli eder ve Kelb kabilesi koyunlarının kılları sayısından daha fazla kişiyi bağışlar” buyurduğu rivayet edilmiştir (Tirmizî, “Ṣavm”, 39; İbn Mâce, “İḳāmetü’ṣ-ṣalât”, 191). Berat gecesinin faziletleri saymakla bitmez. Bu geceyi ne kadar ihya edersek, ibadet ve taatla geçirirsek cennet beratımızı almayı hak edebiliriz.</p>



<p><br>Diğer bir rivayete göre de “Hâ-mîm. Aydınlatan kitaba yemin olsun. Biz onu mübarek bir gecede indirdik; biz daima uyarmaktayız.” (Duhan 44/1-3) Alimler, Duhan suresinin bu ilk ayetleri Berat gecesine işaret ettiği kanaatindedirler. Bu takdirde Kur’an’ın tamamının Berat gecesi levh-i mahfûzdan dünya semasına indiği, Kadir gecesinde de âyetlerin peyderpey inmeye başladığı şeklinde bir yorum ortaya çıkmaktadır. Nitekim bazı müfessirler bu görüşü benimsemişlerdir (bk. Elmalılı, V, 4293-4295). Ayrıca bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan Mekke’deki Kâbe istikametine çevrilmesinin hicretin ikinci yılında Berat gecesinde vuku bulduğunu kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır.</p>



<p><br>Berat gecesinin özelliklerinden birisi de blr insanın bir yıllık kaderi yani gelecek Berat gecesine kadar ne yiyeceğine içeceğine, hastalığından sağlığına, hayatta kalıp kalmayacağına kadar her şeyin yazıldığı gecedir. İbni Abbas&#8217;tan rivayet edildiğine göre, Duhan suresinin “Hikmetli işlerin birbirinden ayırt edilmesi” manasındaki ayeti şu şekilde cereyan etmektedir:</p>



<p><br>Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı ayrı melekler tarafından defterlere yazılır. Rızıklar, eceller, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu esnada kaydedilir. O yılki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur. Herkesin ve her şeyin o sene içindeki mukadderatı kaydedilir.<br>Berat, bir insanın Bu dünyada ve ahirette ulaşabileceği en değerli şan, rütbe ve ödüldür. Berat gecemizi değerlendirelim, hem dünya hem de ahiret beratlarımızı alalım, bu gece yazılacak belaları da sadakalarımızla ve tövbelerimizle hayırlara çevirelim.<br></p>



<p>Berat gecemiz mübarek olsun, hayırlara vesile olsun inşallah.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/en-degerli-san-berat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamberimiz (SAS)’in Yeryüzüne İnen Nuru</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/peygamberimiz-sasin-yeryuzune-inen-nuru/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/peygamberimiz-sasin-yeryuzune-inen-nuru/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Oct 2020 08:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kandil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16013</guid>

					<description><![CDATA[Ben sözlerimle Muhammed’i (a.s.m.) övmüş olmadım; aslında sözlerimi Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmla övmüş ve güzelleştirmiş oldum.” İmam Rabbânî, Mektubat, 1:58. Peygamberimiz Efendimizi (a.s.m.) ne kadar anlatırsak anlatalım ve ne kadar O’nu anlatmak için yazmaya çalışsak da kelimelerimiz ve kalemimiz kifayetsiz kalır. Peygamberimizin (a.s.m.)adını andığımız ve O’nun vasıflarını anlattığımız için ancak kelimelerimiz ve yazılarımız değer kazanır. Peygamberimiz Muhammed’i (a.s.m.) kalemimizle yazmaya çalışacağız. O’nu layıkıyla kelimelere döküp anlatamam fakat yazdığım harfler O’nun sayesinde Allah katında bir değer kazanırsa ne mutlu.Öyle bir insan düşünün ki kainatın insanlığın iftihar tablosu. Bütün güzelliğin, iyiliğin, ahlakın, erdemin, kendisinde toplandığı eşsiz bir tablo. Alemin en şereflisi ve insanların en mükemmeli olan, o kişi; elbette Peygamber efendimizdir. O ki; her şeyiyle en mükemmel, ahlakıyla, davranışıyla ibadetiyle en mükemmel, bizlere en güzel örnek.Cenab-ı Allah “Nitekim kendi aranızdan, size ayetimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.’’(Bakara 2/151) ayeti üzerine Peygamberimizi (a.s.m.)bizlere öğretmen olarak göndermiştir. Öyle eğitimci ki; cahilliği ta ruhlarının derinliklerine sinmiş bedevi bir toplumu bir anda medeniyetin en önüne geçirip uygar bir toplum yapmış. Güçlü ve kudretli bir devlet adamı sigara gibi bir alışkanlığı tüm baskı ve yasaklamalarına rağmen kaldıramazken peygamberimiz bir kelimesiyle tüm kötü adetleri benliklerden silip atmıştır. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ben sözlerimle Muhammed’i (a.s.m.) övmüş olmadım; aslında sözlerimi Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmla övmüş ve güzelleştirmiş oldum.” İmam Rabbânî, Mektubat, 1:58.<br></p>



<p>Peygamberimiz Efendimizi (a.s.m.) ne kadar anlatırsak anlatalım ve ne kadar O’nu anlatmak için yazmaya çalışsak da kelimelerimiz ve kalemimiz kifayetsiz kalır. Peygamberimizin (a.s.m.)adını andığımız ve O’nun vasıflarını anlattığımız için ancak kelimelerimiz ve yazılarımız değer kazanır. Peygamberimiz Muhammed’i (a.s.m.) kalemimizle yazmaya çalışacağız. O’nu layıkıyla kelimelere döküp anlatamam fakat yazdığım harfler O’nun sayesinde Allah katında bir değer kazanırsa ne mutlu.<br>Öyle bir insan düşünün ki kainatın insanlığın iftihar tablosu. Bütün güzelliğin, iyiliğin, ahlakın, erdemin, kendisinde toplandığı eşsiz bir tablo. Alemin en şereflisi ve insanların en mükemmeli olan, o kişi; elbette Peygamber efendimizdir. O ki; her şeyiyle en mükemmel, ahlakıyla, davranışıyla ibadetiyle en mükemmel, bizlere en güzel örnek.<br>Cenab-ı Allah “Nitekim kendi aranızdan, size ayetimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.’’(Bakara 2/151) ayeti üzerine Peygamberimizi (a.s.m.)bizlere öğretmen olarak göndermiştir. Öyle eğitimci ki; cahilliği ta ruhlarının derinliklerine sinmiş bedevi bir toplumu bir anda medeniyetin en önüne geçirip uygar bir toplum yapmış. Güçlü ve kudretli bir devlet adamı sigara gibi bir alışkanlığı tüm baskı ve yasaklamalarına rağmen kaldıramazken peygamberimiz bir kelimesiyle tüm kötü adetleri benliklerden silip atmıştır.<br></p>



<p>Peki, kızını diri diri gömecek kadar insanlıktan çıkmış kişi, Peygamberimizin (a.s.m.)sahabe halkasına girince karıncayı bile ezmekten titrer hale nasıl gelebiliyor? Birbiriyle kavga eden ama İslam’dan sonra tüm mallarını paylaşacak kadar kardeş olanlar ve daha nice misaller. Bunlar Peygamberimizin (a.s.m).eşsiz ve mükemmel öğreticiliğinde ve eğitimciliği sayesinde gerçekleşmiştir.<br></p>



<p>Kainatın iftiharı peygamberimizin (a.s.m.) gönülleri hamur gibi yoğuran bu eğitimciliğini Kuran’a baktığımızda daha iyi anlarız. O bize ne öğretti ve bildirdiyse kendi arzusu ve isteğine göre öğretmemiştir. Ne konuştu, ne bildirdiyse hatta ne yaşadıysa kendisine vahyedilendir. Onu bildirmiştir. Cenab-ı Allah O’nu Cebrail vasıtasıyla çocukluğundan itibaren özel olarak eğitmiş(- Necm 53/3-5) ve vahiyle O’nu eşsiz bir insan mükemmel bir eğitimci payesine ulaştırmıştır.<br></p>



<p>Peygamberimizin (a.s.m.)bu mümtaz eğitimciliğini yüce ahlakında görürüz. Çünkü ahlakı Kuran ahlakı idi ( Buhari Cuma 11). Hayatının her ayrıntısında Kuran vardır. Beni Hud suresi ihtiyarlattı.( &#8211; Tirmizi Tefsir 57) buyurmuştur. Bu surede ki ‘’Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’’(Hud 11/ 112 ) ayetiyle kendine emredilen vahyedilen her şeyi ilk önce kendisi uygulayıp bizlere güzel örnek olmuştur. Hayatına baktığımızda söylediği ile yaşantısı arasında en ufak bir ayrılık görülmemiştir. Bu da insanları etkilemiştir.<br>Peygamberimiz(a.s.m.) Mevlana ve Alimlere ilham kaynağı ve öğretici olduğu gibi insanlığa, bizlere, kainata da bir güneş, rehber, öğretici, uyarıcı, müjdecidir.<br></p>



<p>Evet, Peygamberimiz(a.s.m.) bizlere bir güneştir. Cahiliye karanlığında zifiri karanlıklarda kalmış, hak-hukukun aranmadığı bir zamanda insanlığı aydınlığa çıkarmış, cehaletten kurtarmış. Dünyaya adaleti getirmiş ve kıyamete kadar da güneş olup yolumuzu aydınlatmaya devam edecektir.<br>Peygamberimiz (a.s.m..) bizlere rehberdir. Hidayet yolunu yitirdiğimiz bu dünyada hidayeti yani bizi yaratanı, Rabbimizi ve huzuru, mutluluğu bulmamızı sağlayan yol gösterici, rehberdir.<br></p>



<p>Peygamberimiz (a.s.m.) öğreticidir. İnsan yaratılış gayesinden çıkıp kargaşa, kaos, her türlü endişeye kapılmış girdabın içinde bocalıyordu. Fıtratından çıkmış girdapta sürüklenen insanlara yaratılış gayesi iyiliği, adaleti, sevgiyi, hoşgörüyü ve yaratıcımıza nasıl ibadet edeceğimizi öğreten bir öğreticidir.<br>Peygamberimiz (a.s.m..) uyarıcıdır. Kendisine gelen emir ve yasaklara uymadığında, Allah ve Resulüne itaat etmediği takdirde akıbetinin cehennem olduğunu insanoğluna bildiren bir uyarıcıdır.<br></p>



<p>Peygamberimiz (a.s.m.) müjdecidir. İnsanın yaratılışına uygun yaşarsa Allah’ı tanıyıp O’na itaat edip haramlardan uzaklaşırsa mükâfat olarak cennete gireceğini bildiren bir müjdecidir.<br></p>



<p>Peygamberimiz (a.s.m.) insanlara, hayvanlara canlılara ve aleme rahmettir. “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”(1) Ayet-i kerimesiyle Cenab-ı Allah Peygamberimizin sadece biz insanlara rahmet peygamberi olmadığını başka canlılar ve alemlere rahmet olarak gönderildiğini bildirmektedir.<br></p>



<p>Diğer canlılara, hayvanlara da rahmet olduğu ve sevgi gösterdiğini şu olay çok güzel bir örnektir.<br></p>



<p>Hepimizin Mevlit gecesi mübarek olsun. Hayırlara vesile olsun.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/peygamberimiz-sasin-yeryuzune-inen-nuru/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PKK Neydi, Ne Oldu, Ne Olacak?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/pkk-neydi-ne-oldu-ne-olacak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/pkk-neydi-ne-oldu-ne-olacak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hacı Murat Dinçer]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Sep 2019 20:30:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Öcalan]]></category>
		<category><![CDATA[Kandil]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12643</guid>

					<description><![CDATA[Kandil’i kaybeden, istismar ettiği Kürtler tarafından maskesi yüzünden çekilerek alınan, uzantısı siyasi partinin mevcut suni ittifaklarının önümüzdeki süreçte oyların modern siyasi seçimlilik şeklinde marjinalden normale aktarılmasına sebep olacağını iş işten geçtikten sonra anlayan, ülkemiz içindeki ve Irak’ın kuzeyindeki sahasında Türk Ordusu tarafından tamamıyla imha seviyesine getirilen, Devlet içine sızmış partnelerinin deşifre edilmesinden sonra istihbarat ve görmezden gelme ayrıcalığından mahrum kalan PKK önümüzdeki süreçte ne yapacak? Bir şeyi basitçe açıklayamıyorsan tam anlamamışsındır der Einstein. Düşmanlarımızı tanımlamamız ve adlandırmamız gerekir. Onlara ad koyarak sahip olduğumuzu onaylarız. PKK: 1970’lerde Abdullah Öcalan isimli şahıs ve birkaç arkadaşı tarafından kurulan; ülkemizin doğusu ile İran, Irak ve Suriye ülkelerinin bir kısmını da içine alacak şekilde “Bağımsız Birleşik Kürdistan” kurmayı hedefleyen ve bu hedefine “silahlı mücadeleyle” ulaşacağını açıklayan bir terör örgütüdür. Dünya tarihine en kanlı terör örgütü olarak geçen PKK, zaman içerisinde ana hedefi olan “Kürdistan” hayalinden vazgeçtiğini ve hatta silahlı mücadeleyi bıraktığını açıklamış olsa da bunun gerçek olmadığını yakın tarih bizlere gösterdi. Adını, ideolojisini, faaliyet alanını, taktiğini, sembollerini değiştirse de değişmeyen tek şey PKK’nın “Bağımsız Birleşik Kürdistan” hayali oldu. Abdullah Öcalan, 1977 yaz aylarında Kesire Yıldırım ile nikâh kıyarak bir yıl kadar inzivaya çekildi. Dikmen Toplantısı, Ankara Mimarlar Mühendisler Odası Toplantısı, Doğu illeri gezisi ve örgütün &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kandil’i kaybeden, istismar ettiği Kürtler tarafından maskesi yüzünden çekilerek alınan, uzantısı siyasi partinin mevcut suni ittifaklarının önümüzdeki süreçte oyların modern siyasi seçimlilik şeklinde marjinalden normale aktarılmasına sebep olacağını iş işten geçtikten sonra anlayan, ülkemiz içindeki ve Irak’ın kuzeyindeki sahasında Türk Ordusu tarafından tamamıyla imha seviyesine getirilen, Devlet içine sızmış partnelerinin deşifre edilmesinden sonra istihbarat ve görmezden gelme ayrıcalığından mahrum kalan PKK önümüzdeki süreçte ne yapacak?</strong></p>
<p class="p1">Bir şeyi basitçe açıklayamıyorsan tam anlamamışsındır der Einstein. Düşmanlarımızı tanımlamamız ve adlandırmamız gerekir. Onlara ad koyarak sahip olduğumuzu onaylarız.</p>
<p class="p1"><b>PKK:</b> 1970’lerde Abdullah Öcalan isimli şahıs ve birkaç arkadaşı tarafından kurulan; ülkemizin doğusu ile İran, Irak ve Suriye ülkelerinin bir kısmını da içine alacak şekilde “Bağımsız Birleşik Kürdistan” kurmayı hedefleyen ve bu hedefine “silahlı mücadeleyle” ulaşacağını açıklayan bir terör örgütüdür.</p>
<p class="p1">Dünya tarihine en kanlı terör örgütü olarak geçen PKK, zaman içerisinde ana hedefi olan “Kürdistan” hayalinden vazgeçtiğini ve hatta silahlı mücadeleyi bıraktığını açıklamış olsa da bunun gerçek olmadığını yakın tarih bizlere gösterdi. Adını, ideolojisini, faaliyet alanını, taktiğini, sembollerini değiştirse de değişmeyen tek şey PKK’nın “Bağımsız Birleşik Kürdistan” hayali oldu.</p>
<p class="p1">Abdullah Öcalan, 1977 yaz aylarında Kesire Yıldırım ile nikâh kıyarak bir yıl kadar inzivaya çekildi. Dikmen Toplantısı, Ankara Mimarlar Mühendisler Odası Toplantısı, Doğu illeri gezisi ve örgütün kurucu kadrolarından Haki Karer’in Gaziantep ilinde 18 Mayıs 1977 tarihinde başkaca bir Marksist Leninist Örgüt (Beş Parçacılar) öldürülmesinden sonra özellikle MİT’in kendisini takip ettiğini her platformda dile getiren Öcalan, Türk Solu yayını olan Aydınlık gazetesinde örgütle ilgili çıkan haberlerden de etkilenerek; evlenip bu işlerden elini ayağını çekmiş görüntüsü verdi. Ankara’da saklandığı evden uzunca süre çıkmadı.</p>
<p class="p1">1978 yılında Kürdistan Devriminin Yolu (Manifestosu) broşürü yayınlandı. Örgüt lideri Abdullah Öcalan’ın yine örgütün kurucu kadrolarından Mehmet Hayri Durmuş’la birlikte hazırladığı bu broşür aslında 1975-76 yıllarında yazılmış, yayınlanmamıştı. APO’nun yukarıda bahsettiğimiz uzun inzivasına bir gerekçe olarak inziva çıkışında yayınlanan 68 sayfalık broşür çok gizli kaydıyla sadece örgüt sözde üst düzey militanlarına dağıtıldı. PKK’nın ilk yazılı bildirisi olma özelliğini taşıyan broşürün ilerleyen yıllarda yeni baskıları yapıldı. Bu belgede Marksist-Leninist ideoloji esas alınmış, örgütün amacı özetle: Sömürge düzenini zorla değiştirerek Birleşik Bağımsız Kürdistan’ı kurmak olarak açıklanmıştır. Bu ve bundan sonra örgüt için Öcalan tarafından yazılan tüm manifesto, kitap, broşür ve hatta kısa emirlerin bile taklit, kopya ve çalıntı olduğu ortaya çıkacaktır.</p>
<p class="p1">Örgütün 30 yıllık ideolojik erozyonunun son halkası olan KCK sözleşmesinde Öcalan bir ideolog olarak tanımlanır, örgütün yeni ideolojisi özetle toplumsal ekoloji, komünalizm ve demokratik konfederalizm olarak belirlenir. KCK Sözleşmesi Amerikalı Murray Bookchin’den çalıntıdır ve Öcalan bizzat KCK sözleşmesinin içinde iddia edildiği gibi bir ideolog değil, fikir hırsızıdır.</p>
<p class="p1">İdeolojisi sürekli değişen örgütte değişmeyen iki şey oldu: Bir; Birleşik Bağımsız Kürdistan hayali; İki; Bu hayale götürecek yol olarak kullanılan şiddet.</p>
<p class="p1">Şiddet kullanmaya “Apocular” adı altında 1978’lerde başlayan örgüt, kullandığı taktikleri zaman içerinde değiştirerek farklılaştırdı. Hatta kendi kitlesine bile açıklayamayacağı vahşilikteki şiddet eylemlerini kabullenmemek ve uluslararası kamuoyunda terörist örgüt imajından kurtulmak amacıyla TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) adı altında paravan bir örgüt kurdu. Şiddet eyleminin iç ve dış kamuoyundaki ilk anlık tepkilerine bakılarak; eylemin PKK genel politikasını zedeleyecek yansımaları görülürse eylemi TAK üstlenecek şekilde bir mekanizma geliştirildi.</p>
<p class="p1">PKK zamanının gereklerine göre ideolojisini değiştirmeyi bilirken taktik ve stratejisinde de değişikliklere gitti. Bugün ulus aşırı bir terör örgütü konumuna gelen PKK; Körfez Krizi, 11 Eylül ve Suriye savaşından kar eden taraf olarak çıkmayı ideolojik ve stratejik esnekliği sayesinde başarabildi.</p>
<p class="p1">2003 yılında parça yapılanmaya giden PKK’nın bölünerek büyüme stratejisi içinden mini paralı birlikler (PYD/YPG) çıkaracak bir yapıya dönüştü. Irak, Suriye, İran ve Avrupa’yı da kapsayan bu parça yapılanmanın başına KCK getirildi.</p>
<p class="p1"><b>Türkiye Yapılanması</b></p>
<p class="p1">&#8211; KCK/ BAKUR</p>
<p class="p1">&#8211; KCK Alan Merkezi Yürütmeleri</p>
<p class="p1">&#8211; HPG (Hezen Parastina Gel) &#8211; Halk Savunma Güçleri</p>
<p class="p1">&#8211; ÖSB (Öz Savunma Birlikleri)</p>
<p class="p1">&#8211; Gençlik Hareketleri (YDGH, DGH)</p>
<p class="p1">&#8211; KJA Kadın Hareketi (Kongra Jinan Azad &#8211; Özgür Kadın Kongresi)</p>
<p class="p1">&#8211; YPJ (Yekeniyan Parastina Jin &#8211; Silahlı Kadın Hareketi)</p>
<p class="p1"><b>İran Yapılanması</b></p>
<p class="p1">&#8211; KCK/ Rojhilat</p>
<p class="p1">&#8211; PJAK (Partiya Jiyahe Azade Kürdistan-Kürdistan Özgür Yaşam Partisi)</p>
<p class="p1">&#8211; KODAR (PJAK Yerine Kurulan Parti &#8211; Doğu Özgürlük Örgütü)</p>
<p class="p1">&#8211; YRK (Silahlı Kanat)</p>
<p class="p1"><b>Suriye Yapılanması</b></p>
<p class="p1">&#8211; KCK/Rojova</p>
<p class="p1">&#8211; PYD (Partiya Yekitiya Demoqratik- Demokratik Birlik Partisi)</p>
<p class="p1">&#8211; YPG (Halk Savunma Birlikleri).</p>
<p class="p1"><b>Irak Yapılanması</b></p>
<p class="p1">&#8211; KCK/BAŞUR (Irak)</p>
<p class="p1">&#8211; PÇDK (Partiye Çaresera Demokrati Kürdistan-Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi)</p>
<p class="p1">&#8211; HPG (Hezan Parastina Gel &#8211; Halk Savunma Güçleri)</p>
<p class="p1"><b>Avrupa Yapılanması</b></p>
<p class="p1">&#8211; KCD-Ewrupa (Avrupa Demokratik Toplum Kongresi)</p>
<p class="p1">Şematik ve kaba taslak olarak verilen PKK parça yapılanması bugün amacını aşmış, KCK parçalar arası dengeyi sağlamayaz şekle gelmiştir. Hemen her hafta örgüt şemasına yeni bir “ÜÇ HARF” ekleyen PKK yeni yoluna eski vahşet dolu örgüt tarihiyle devam edemeyeceğini anlamıştır. Hem isim değiştirerek hem de parçalarını müstakilleştirerek tek amacı olan : Bağımsız Birleşik Kürdistan yolunda adım adım ilerlemektedir.</p>
<p class="p1">PKK kuruluşundan bu yana legal alanda ve siyasi arenada varlığını sürdürmektedir. Demokratik sistemin ve seçme seçilme hakkının manipüle edilerek istismar edilen bölge halkının can korkusuyla gittiği sandıklardan çıkan ucubenin bugün halkın sesi olmadığının; kendi partilerinin önünden tüm dünyaya yankılanan “annelerin yürek sesinden “ daha iyi bir delili olabilir mi?</p>
<p class="p1">Batılı ortaklarıyla yeni bir din, yeni bir kültür ve yeni bir sosyal yaşamı Kürtlere dayatan PKK; Kürtlerin tarihinden gelen derin din, ahlak ve kültür anlayışının altında ezilmeye başladı. İletişim araçlarının gelişmesi ve yaygınlaşması, Devletin tekrar gerçek sahiplerinin eline geçmesi bugün bölge halkında başlayan uyanışın başlıca sebepleridir.</p>
<p class="p1">İmam Şafi Hazretlerinin şefaat ettiği bir halka Yezidiliği dayatmak, namusunu canından öte tutan insanların dağa kaldırılan kızlarıyla el ele kucak kucağa fotoğraf yayınlamak, ataerkil bir aile yapısına sahip bölgeye komünal yaşam biçimini adapte etmeye çalışmak PKK’nın sonunu getirdi.</p>
<p class="p1">Öte yandan Devlet içine sızmış FETÖ teröristlerinin de bölgede kasıtlı olarak yaptığı, halkı rencide ve irite eden davranışlara bugün rastlamak mümkün değil. Halk gerçek Devleti ve gerçek PKK’yı 30 yıl sonra gördü. Bu çerçevede PKK eleman temini sıkıntısı yaşıyor. Kürt gençleri artık dağa çıkmıyor. Rol model olarak önlerinde duran örneklere bakarak, çalışıp okuyup hayatını kazanması için tek engelin kendisi olduğu ayırdına varıyor.</p>
<p class="p1">Bugün doğu coğrafyasındaki illerdeki ilkokul çocuklarından aldığınız cevaplar değişti: Büyüyünce ne olacaksın sorusuna artık “gerilla olacağım” cevabı verilmiyor. Kürt çocuklarına hayalleri tekrar verildi. Artık özgürce hayal kurabiliyorlar.</p>
<p class="p1">PKK her döneminde en vahşi şiddeti Kürt halkına karşı uygulamıştır. Devlete karşı alternatif bir güç olduğunu zihinlere yerleştirebilmek adına katledilen binlerce masum sivil var.</p>
<p class="p1">Öcalan tarafından kaleme alınan “Kürdistan’da Zorun Rolü” kitabında Bağımsız Kürdistan’a ulaşmak için mücadele yolu silahlı mücadele ve devrimci şiddete dayandırılır. PKK örnekleri ve eşitleri içinde en kanlı ,en vahşi ve şiddeti en kolay uygulayan terör örgütü olarak tarihe geçmiştir.</p>
<p class="p1">Kandil’i kaybeden, istismar ettiği Kürtler tarafından maskesi yüzünden çekilerek alınan, uzantısı siyasi partinin mevcut suni ittifaklarının önümüzdeki süreçte oyların modern siyasi seçimlilik şeklinde marjinalden normale aktarılmasına sebep olacağını iş işten geçtikten sonra anlayan, ülkemiz içindeki ve Irak’ın kuzeyindeki sahasında Türk Ordusu tarafından tamamıyla imha seviyesine getirilen, Devlet içine sızmış partnelerinin deşifre edilmesinden sonra istihbarat ve görmezden gelme ayrıcalığından mahrum kalan PKK önümüzdeki süreçte ne yapacak?</p>
<p class="p1">Bu soruyu yanıtlamadan önce, PKK’nın kuruluşundan bu yana şiddeti nasıl ve hangi taktiklerle kullandığını kısaca bir hatırlamakta yarar var: Apocular adıyla anılan henüz PKK adını almamış dar bir kadroya ve kısıtlı imkanlara sahip örgüt 1978-1984 yılları arasında Doğu ve Güneydoğu illerinde “silahlı saldırı” olarak adlandırabileceğimiz bir dizi eylem yaptı. Bu eylemler pusu atarak ve küçük silahlarla bölgede ağırlığı bulunan isim ve ailelere karşı yapılan eylemlerdi.</p>
<p class="p1">1984 yılına gelindiğinde PKK eylem şeklini değiştirdiğini ve ne kadar vahşi bir örgüt olduğunu herkese gösterdi. 15 Ağustos 1984 Şemdinli ve Eruh baskınlarından bu güne kadar PKK silahı terör örgütünün gerçekleştirmiş olduğu şiddet eylemi çeşitleri kısaca ve başlıklar halinde şöyle:</p>
<p class="p1">&#8211; Suikast</p>
<p class="p1">&#8211; Adam kaçırma</p>
<p class="p1">&#8211; Yol kesme</p>
<p class="p1">&#8211; Askeri birlik, polis kuvveti, korucular ve<span class="Apple-converted-space">  </span>hedef alınan Devlet binalarına ağır silahlarla saldırı ve sızma</p>
<p class="p1">&#8211; Askeri birlik, polis kuvveti, korucular ve hedef alınan Devlet görevlilerinin ve araçlarının geçeceği mahallere<span class="Apple-converted-space">  </span>konvansiyonel mayın döşeme</p>
<p class="p1">&#8211; Askeri birlik, polis kuvveti, korucular ve hedef alınan Devlet görevlilerinin ve araçlarının geçeceği mahallere<span class="Apple-converted-space">  </span>el yapımı patlayıcılarla tuzaklama</p>
<p class="p1">&#8211; Kırsal yapılanmasına yakın köylere silahlı saldırı, tecavüz ve yağma</p>
<p class="p1">&#8211; Korucu köylerine silahlı saldırı ve kitle katliamı</p>
<p class="p1">&#8211; Öğretmen,doktor, hemşire gibi halka hizmet amacıyla bölgede görev yapan Devlet görevlilerini öldürme, kaçırma, tehdit, görevini yapmayı engelleme</p>
<p class="p1">&#8211; Bölgeye ekonomik yatırım amacıyla gelmiş ve/veya bölgede bulunan iş adamlarına karşı öldürme, kaçırma, tehdit, yapılan işleri engelleme amacıyla iş makinesi yakma, tahrif etme, işçi öldürme ve kaçırma.</p>
<p class="p1">&#8211; Özellikle hayvancılık ve tarımla uğraşan bölge halkına karşı; toplu hayvan telef etme, ekin yakma.</p>
<p class="p1">&#8211; Canlı bomba</p>
<p class="p1">&#8211; Araç bomba</p>
<p class="p1">&#8211; Bombalı paket bırakma</p>
<p class="p1">&#8211; Okul basarak eğitim ve öğretimi engelleme, öğrenci öldürme, dövme</p>
<p class="p1">&#8211; Kitlesel halk nümayişleri düzenleyerek halkı ve Devleti karşı karşıya getirecek şiddet temmeli provakatif eylemler yapma</p>
<p class="p1">&#8211; Meskun mahallerde çukur ve barikatlar oluşturarak, halkı bu çukur ve barikatlarda zorla nöbete çıkarma, çıkmayanlara öldürme, dövme, işkence uygulama.</p>
<p class="p1">Yelpaze oldukça geniş. Şiddeti her yönüyle her alanda fitursuzca uygulayan PKK, şiddet eylemi biçimleriyle birlikte bu şiddeti uygulama taktikleri açısından da vahşiliğini ön plana çıkaran bir örgüttür. Uyguladığı şiddetle onbinlerce insanımızın hayatını kaybetmesine sebep olan PKK; hala yeni şiddet biçimleri ve taktikleri peşinde.</p>
<p class="p1">Bir parantez açalım; Dünyada bulunan terör örgütleri birbirlerine taktiklerini ithal ve/veya ihraç ederler. Çok uzaklardan IRA veya bugünkü İngiliz terörle mücadele birimlerinin tanımladığı adıyla IRA’dan arta kalanlar denizleri aşarak çukur/barikat/EYP taktiğini PKK’ya aktardı. Kuzey Uganda ve Sudan arasında faaliyet yürüten Evangelist bir terör örgütü olan Lord Resistence Army (Tanrı’nın Direniş Ordusu) uzuv kesme biçim ve metodlarını Arakan’da Müslümanları katleden Budistlere öğretti. Hem de tam bizim yaptığımız gibi; power point sunusu hazırlandı, bir çatı altında toplanılarak brifing verildi.</p>
<p class="p1">Bir örgütü ele alırken o örgütün lider olarak kabul ettiği kişiyi de analiz etmek gerekir. PKK terör örgütü Abdullah Öcalan’ın malıdır. Mevcut diğer tüm terör örgütlerinde sözde liderin düşünceleri, ilkeleri örgütün her düzeydeki elemanı tarafından tartışma konusu yapılabilir. Bu PKK için söz konusu değildir. Öcalan tarafından dikte edilen her şey kutsallık taşır ve tartışmaya kapalıdır.</p>
<p class="p1">Öcalan’ın çarpık kişiliği kuruluşundan bu yana örgütün ruhu haline gelmiştir. Travmatik bir çocukluk ve gençlik dönemi yaşayan; kendini bilim insanlarının bile örnek aldığı bir kişilik gibi dayatan megolaman Öcalan içindeki ezilmişlik ve ötekileştirilmiş ruh halini uyguladığı ve uygulattığı şiddetle aşmaya çalışmıştır. PKK’nın dışarıya uyguladığı şiddetin yanı sıra örgüt içi şiddet de sıradan bir uygulama halini almıştır. Kurulduğundan bu yana örgüt içi infazları onbinlere yaklaşan PKK kendini yiyerek büyüyen bir yılan gibidir.</p>
<p class="p1">PKK kendi tarihinde içine girdiği her çıkmazı şiddetle aşmaya çalışmış, örgütün yapısında gerçekleştireceği her yeniliği de şiddetle dayatmıştır.</p>
<p class="p1">Abbas arkadaş mahlasıyla 2012 yılında “Kıra Dayalı Şehir Gerillacılığı” kitapçığını örgütün matbaasında basarak yayınlayan Duran Kalkan özetle; “Örgütün kırda yenmez/yenilemez bir çizgiye geldiğini, klasik kır gerillasının sembolik olarak bırakılarak şehirlere yönlenilmesi gerektiğini, Devletin şehirlerde olduğunu ve şehirde yenilebileceğini, yeni bir gerilla sistemi olan şehir gerillasının etkin eylemleri değişik taktikler kullanarak yapmasının daha etkili olacağını, şehir gerillası olarak adlandırılan yapının ister sol terör örgütlerin modeli olan<span class="Apple-converted-space">  </span>hücre modelinde isterse de istihbarat örgütlerinin uyuyan ajan olarak nitelendirdiği modeli kullanabileceğini, şehir gerillasının kendiliğinden inisiyatif alarak müstakil eylemler yapması gerekliliğini, gerektiğinde her şeyin silah olarak kullanılabilceğini,<span class="Apple-converted-space">  </span>yeri geldiğinde bir bıçakla yapılacak etkili bir suikastın silahla/bombayla yapılan bir<span class="Apple-converted-space">  </span>eylemden daha fazla ses getirebileceğini, şehirde konuşlanacakların sabıkasız, takibe uğramayan, Devlet birimlerine rahat rahat girip çıkabilecek kişilerden seçilmesini, sabotaj, suikast, bombalama, EYP, yakın dövüş gibi konularda eğitimli, şehir hayatı içinde dikkat çekmeyecek yaşama sahip olmaları” gibi bir sürü detayı örgüte deklere etmiştir. Bunlar bir tavsiye değil örgütün yeni yapılanma biçimi olarak Duran Kalkan’dan örgüte verilen talimatlardı. Tam da bizler “çözümü” konuşurken, örgüt kendini bir el kitabıyla şehir içindeki çukur/barikat eylemlerine hazırlamıştı. Devlete sızmış FETÖ’cü teröristlerle, PKK sözde üst yönetiminin el ele “çözüm sürecini” nasıl manipüle ettiklerinin açık bir delilidir bu kitapçık.</p>
<p class="p1">Bir yanda Devleti yöneten akıl siyasi risk alarak terörü çözmek için yola çıkacak öte yandan Devlet içinde terörle mücadele, istihbarat ve daha etkin birimleri ele geçirmiş FETÖ, örgütün hazırlıklarından bihaber gibi davranak hatta bu hazırlıklara çanak tutup, eylemlerin fitilini ateşleyecek onlarca hainlik örneği sergileyecekti.</p>
<p class="p1">Mart 2012 tarihinde örgütün Roj Matbaası’nda basılan bu kitaptan Fetöcüler haberdardı. Bilgi vermek zorunda oldukları makamlara bilgi vermediler, mücadeleyi sahada yürüten birimlere kitabı deşifre ederek önlem almalarını sağlamadılar. Devletler tarihinde böylesine bir hainlik az rastlanır türdendir.</p>
<p class="p1">17 / 25 Aralık 2013 sürecinden sonra Devlet aklı, Devletin gerçek sahiplerinin eline geçince kronik bir durum almış çukur/barikat eylemlerini bertaraf edecek taktik ve stratejileri Kuzey İrlanda’da Londonderyy’de arayan çalışma gruplarının içinde bende bulundum. Ülkeye dönüp kitapçığı arşivlerin derinliklerinden bulduğumuzda hemen her şeyin bir iki sene önce Duran Kalkan tarafından yazılmış olduğunu gördük. Tüm çukur/barikat eylem süreci, hazırlığı, neler yapılacağı, nasıl yapılacağı maddeler halinde adeta bir prospektüs şeklide hazırlanmıştı.</p>
<p class="p1">PKK, yeni aldığı kararlarla 2013-2014 yıllarından sonra kırdaki varlığını sembolik hale getirerek şehirlere inmeyi planladı. Plana PKK içinden şiddetle karşı çıkan bir grup da vardı. Otuz yıldır dağdaki kazanımlara ve rahatlığa alışmış gedikli kırsalcılar Kandil’in bu kararını beğenmedi. Yeri gelmiş şehirleri bile düşürmüşler, dağdaki inlerine kaçarak saklanmışlardı. Haklarında şarkılar yazılmış, kitaplar basılmış, girdikleri “bazı” köylerde kahraman gibi ağıtlarla karşılanmışlardı. Onlara göre, “PKK için kırsal varlığı insan vücudunun atardamarları gibiydi. Şehir içlerinde kaybolup giderler, halkın içindeki hainler tarafından Devlete satılırlardı”.</p>
<p class="p1">Bu grup; örgüt içinde sesini yüksek çıkarabilecek, örgüt Önderliği tutsakken örgütü yönetenlere başkaldırabilecek kıdemdeydiler. İç muhalefete kulak asmayan Kandil,<span class="Apple-converted-space">  </span>şehir direniş planını aşama aşama devreye koydu. En büyük destekçileri Devlet içine sızmış bölgede görevli asker ve polis içindeki FETÖ mensubu hainlerdi. Şehirlere kamyonlarla silah taşındı, mahalle içlerinde silah ve bomba eğitimi verildi.</p>
<p class="p1">Kırsalcılar elini kolunu sallayarak üzerlerinde örgütün biraz tahrifatla adeta üniforma haline getirdiği leşker isimli yöresel kıyafetle<span class="Apple-converted-space">  </span>sırtta AK47 şehir içlerinde gezer olmuşlardı. Bunu şehir içi yol kesmeler, kimlik kontrolleri, çukur ve barikat önünde roketatarlarla tutulan nöbetler izledi. Çukur ve barikat kalkışması Devletin sert ve kararlı refleksiyle engellendi. Açtıklara çukurlara gömüldüler. Ancak arkalarında da onlarca yıl kapanmayacak tahrifat bıraktılar. Evler yıkıldı, insanlar sokaklarda kaldı. Devlet halkını yaknız bırakmadı. Ev verdi, aş verdi, iş verdi. Açılan yaralar çabucak sarıldı. Çukur/barikat eylemlerinin en şiddetli ve yoğun yaşandığı yerler olan: Diyarbakır/Sur, Şırnak/Cizre, Silopi ve İdil’de bugün huzur ve barış ortamı mevcut.</p>
<p class="p1">Çukur/barikatların bertaraf edilmesi için asker ve polisin ortak yürüttüğü “Meskun Mahal Operasyonları”’nda bile FETÖ mensubu hainlerin operasyonları akamete uğratmak için PKK ile birlikte planlayarak uyguladığı onlarca kara propaganda taktiği oldu. Propagandayla bir yere varamayacağını anlayan asker ve polis üniforması giymiş teröristler işbirliği yaptıkları teröristleri zırhlı araçlarla operasyon bölgesinden kaçırmaya, kendi emrindekileri kasıtlı olarak şehit ettirmeye kadar bir dizi hainliğin içinde de oldular.</p>
<p class="p1">Devletin ekmeğiyle büyüyen Devletin gerçek evlatları ya kuzgun leşe ya Devlet başa diyerek bu oyunu bozdu. 15 Temmuz kalkışmasına teşebbüs eden bölge komutanlarından çoğunun Meskun Mahal Operasyonları esnasında bu gibi hainlikler içinde olduğu bu gün ortaya çıkmış bir vaka.</p>
<p class="p1">Bu çerçevede Suriye’deki terör yapılanmasından da söz etmek gerekir. PYD, 2003 yılında PKK tarafından Suriye içinde kurulmuş, PKK’nın parçası olan bir terör örgütüdür. YPG, PYD’nin silahlı kanadıdır. YPG içinde faaliyet gösteren çekirdek kadro PKK’nın silahlı kanadı olan HPG içinden YPG’ye kuruluş aşamasında aktarılan militanlardır.</p>
<p class="p1">PYD, Kobani’de DEAŞ ihalesini aldıktan sonra batılı akıl hocaları tarafından PKK’dan farklı bir yapıymış gibi lanse edilmeye başlandı. Batılı muktedirler kendi halklarına DEAŞ tehlikesiyle savaşan seküler biraz da devrimci bir yapıyı allayıp pullayıp yeni bir yapıymış gibi gösterdiler. Batıdaki anarşist, devrimci, lejyoner hatta radikal Hıristiyanların PYD saflarına katılarak DEAŞ’a karşı mücadele etmelerinde bir mahsur yoktu; Cannes Film Festivali’ne kadar uzanan güzellemeler seyrettik. Salondakiler, bayan teröristlerin mücadelesini (!) anlatan filmi ayakta alkışladı. DEAŞ’tan sonrası biraz karışık.</p>
<p class="p1">Suriye’de kendini tasviye eden DEAŞ şimdilik kurucu aklı tarafından uykuya yatırıldı. “Artık PYD/YPG’ye gerek kalmadı haydi herkes kendi köyüne” derken karşımıza 50-60 bin sayılarına ulaşan, modern dünyanın konvansiyonel savaş gereçleriyle donatılan, kendisine Suriye’de bir devletçik kurma hayallerini üst amaç, Batı’nın Suriye’de çıkarlarına tehdit gördüğü her oluşuma karşı durmayı alt amaç belirleyen mini bir paralı terör birliği çıktı.</p>
<p class="p1">Biraz kafa karıştırıcı gelen ancak asıl amaca götüren yolda havuç sopa denkleminde bulduğumuz Kandil’deki PKK sözde yöneticilerinin başına stratejik ortağımız (!) ABD’nin koyduğu para ödülü takdire şayan bir algı yönetimi taktiğiydi. Artık PKK’ya “dağdan in, küçül, marjinalleş, sıra Türkiye’ye gelene kadar kitleni diri tut ve bekle” deniyordu.</p>
<p class="p1">Bu gerçekler ışığında şunları söyleyebiliriz: PKK kurulduğu günden bu yana uyguladığı hiçbir şiddet taktiğinden vazgeçmemiştir. Bir süre uygulamaz, askıya alır ancak vazgeçmez.</p>
<p class="p1">Başta kırda başlayan sözde gerilla tarzı yapılanmasını, 2015 yılı itibariyle sözde şehir gerillası tarzına çevirmeye çalışan PKK için bu eylem tarzı bitti demek<span class="Apple-converted-space">  </span>kör bir iyi niyetlilik olur. Canlı bomba eylemlerinden, araç bomba eylemlerine, kitlesel halk hareketlerinden suikatlere uzanan bir şiddet sarmalından beslenen PKK önümüzdeki günlerde değişik taktiklerle şiddet karnesine yeni olaylar ekleyecektir.</p>
<p class="p1">PKK’nın Kandil eksenli kır yapılanması artık bitme noktasında. Ülkemiz içindeki dağlardan neredeyse silindiler. Bunda gelişen teknolojiye ayak uyduran milli ve yerli sermayeyle üretilen İHA ve SİHA’ların katkısı oldukça fazla.</p>
<p class="p1">Öte yandan silahlı kuvvetler ve polis içinde FETÖ mensupları temizlenmeye devam ediyor. İlk reaksiyon olarak istihbarat ve terörle mücadele birimlerinden temizlenen FETÖ militanları yerine göreve gelenler tüm dünyaya parmak ısırtacak operasyonların altına imza atıyorlar. Devletin terörle mücadeleyle görevli birimleri arasında müthiş bir uyum söz konusu haliyle bu da sahaya olumlu yansıyor. Son otuz yıldır duyduğumuz “köşeye sıkıştılar“ lafı<span class="Apple-converted-space">  </span>bu sefer doğru. Bitiyorlar. Ancak biten PKK’nın Kandil eksenli kır yapılanması. Ülke içindeki legal platform aynı gazla devam ediyor. PKK eski deneyimlerinden hareketle şehir içlerinden açıktan denediği eylem çizgisini farklı bir yapıya kaydırıyor. Örgüt içi muhalafet edebilecek eski teröristlerin hemen hepsi Bayık, Kalkan ve Karayılan üçlüsü tarafından etkisizleştirildi.</p>
<p class="p1">PKK, kırsalda dron ve benzeri risksiz eylemleri gerçekleştirecek, Irak’ın Kuzeyi’nde konuşlu, Suriye’deki PYD/YPG yapılanmasıyla geçişgenliği olacak küçük ve teknik birkaç grubunu bırakarak tüm ağırlıyla şehirlere inmenin peşinde. Sözde yönetici kadro bu yeni yapıyı Kıta Avrupası’ndan yönetme kararını aldı bile, İmralı’dan gelecek son talimatlar bekleniyor. Onlarca yıldır enerjimizi tüketen PKK devam eden günlerde de bu rolünü oynayacağa benziyor.</p>
<p class="p1">Kırsalda kalan teröristler yapacakları muhtemel eylemlerde genelde dron ve benzeri insansız hava araçları kullanma yönünde yönlendirilmiş durumda. Örgüt 2015 başlarında dron kullanmaya başladı. Başlarda keşif amaçlı kullandığı bu araçlara şimdilerde patlayıcı yükleyerek eylem arayışına girdi. Örgütün elinde batılı sahipleri tarafından verilmiş bir noktadan onlarca patlayıcı yüklü mini dronu kontrol edebilecek mekanizmalar olduğuna dair bilgiler geliyor. Yakın tarihlerde Irak’ın kuzeyi veya Suriye’deki atölyelerde imal edilmiş el yapımı İHA ve SİHA’ları duyarsak şaşırmayın.</p>
<p class="p1">Teknolojinin tekelini elinde tutanlar sahaya sürdükleri piyonlarından hiçbir şeyi esirgemiyorlar. Bu gün PYD uydu destekli bir GBT (Genel Bilgi Toplama) ağına sahip. Yani Irak’ın Kuzeyinden PYD’nin konuşlandırıldığı mahallere doğru gittiğinizde ABD askerlerinin de içinde bulunduğu kontrol noktalarında kimliğiniz alınarak tabletler aracılığıyla “kaydınıza” bakılıyor. Bir ağdan kayda bakabilmeniz için veri girmeniz gerekir. Türk vatandaşlarının “kaydına” bile bakılabilecek verileri PKK/PYD-YPG’ye FETÖ verdi. Devlet içine sızdılar, çaldıralar ve terör örgütüne servis ettiler.</p>
<p class="p1">Şehirlere sızacak olan PKK bunun gerekliliğini ve etkinliğini yine şiddetle anlatmak isteyecektir. Böyle olmamasını ve hain planlarının gerçekleşmeden Devlet tarafından önlenmesini temenni ediyoruz. Şehir denelemeleri çukur/barikat ekseninde başarısız olan ve güdük kalan PKK yeni bir takım taktik ve stratejilerle şehirlere yuvalanıyor. Öncelikli hedefler İstanbul başta olmak üzere büyük şehirler. Şehirlerde hücre yapılanmasını öngören PKK, daha önce örgütten veya herhangi bir suçtan kaydı olmayan, her yere rahatlıkla girip çıkabilecek, değişik maske ve lejantarla kamufle olabilecek sansasyonel eylem kabiliyeti olan kişileri seçti. Bunlar keşfe karşı koyma, takipten kurtulma gibi istihbarat konularında eğitildiği gibi sabotaj, suikast, bombalama gibi konularda da eğitildi. Öte yandan şehirlerde, FETÖ’den ihraç, hapishane eskisi, eski polis ve askerlerinde içinde bulunduğu gruplardan destek almaları da söz konusu. Nümayişe dönüşen muhtemel bir provokasyonda bunları kalabalıkların içinde görmemiz mümkün. Örgüt bu yeni şehir eşkiyalarını legal yapılarının yanında dahi görmek istemiyor. Mutlak bir disiplin ve gizlilik söz konusu.</p>
<p class="p1">Ancak bunlar nafile çabalar. 1914’de Yemen’de ünlü İngiliz casusu Lawrence deşifre eden Teşkilatı Mahsusa görevlisi Ahmet Hamdi Bey’in torunları artık iş başında. PKK ister CIA, ister MOSSAD ister BND destekli olarak şehirlere girsin her an ensesinde Türk İstihbaratının nefesini hissederek, sanrı nöbetleri içinde yok olup gidecek. Sonun başlangıcına giren örgütün Suriye’deki yapılanması da Türk Ordusunun bir bölüğüyle önüne katıp kovalıyacağı bir cıvıklıkta. Bahçenin itini vurmak için bahçe sahibinden izin alınmaz. Bu günlerde oralarda çadır karışık, gözümüz üstlerinde. İşler durulunca Suriye’deki PKK /PYD-YPG yapısı yok edilecek, PKK terör tarihi kitaplarının sayfalarında en vahşi ve en kanlı terör örgütü olarak yerini alacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/pkk-neydi-ne-oldu-ne-olacak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevlid Kandili’nden Geriye Ne Kaldı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mevlid-kandilinden-geriye-ne-kaldi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mevlid-kandilinden-geriye-ne-kaldi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Nov 2018 08:50:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Kandil]]></category>
		<category><![CDATA[mevlid]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4939</guid>

					<description><![CDATA[SİNAN ESKİCİOĞLU YAZDI O, bir peygamberdi. Bütün güzellikler O’ndaydı. Ama zaten peygamber, bu çok normal. Kandilde salavatlarla anıldı, dualar edildi. Peki sonra? İşte bu konuyu ve soruyu düşündüm kendi kendime. Hatta kendimle konuşa konuşa. İslam’da olmayan bir gece, hadi kutluyoruz. Bidat demiyoruz, Zeitgeist (Zamanın ruhu) onu gerektiriyor dedik. İletilerle, süslü mesajlarla geçen Mevlid kandili; ne faydası oldu ve ne öğrendik? Mevlid kandili kutlandı. Namazlar eda edenler, oruçlar tutanlar, dua ve yalvarışlarda bulunanlar, ibadetlerinin karşılığını öbür tarafta alacaklar. Samimi niyetle Rabb’e yakın olmak isteyenlere sözüm yok, zaten onlar da sessiz-sedasız günü geçirmişlerdir. Diğer bir kesim de, iletilerle-sosyal medya paylaşımlarıyla kandilleri kutlayanlar. Sayısız mesaj ve ileti telefondan telefona dolaştı. En kolay olanları da, resim ya da video paylaşımlı olanlar. Gönderiyorsunuz, tamam. Artık herkes çok meşgul. İki satır kart atmak bir tarafa, telefondan kişisel mesaj göndermek için bile zaman yok. Kandil de olsa, bayram da olsa bu değişmiyor. Bir diğer kesim de, kandili fırsat bilip, dini yaşantı içinde olmadığına inandığı kişilere mesajlar, iletiler ya da direk yazılar ile ‘cehennem korkusu’ salanlar ve İslam’ı yüzlere vururcasına satmaya çalışanlar. Bu kesim zaten hepinizin malumu, en iyi İslam’ı anlayanlar ve hatta Kuran ayetlerini en iyi yorumlayanlar. Peki, ne öğrendik Mevlid kandilinden? Kimilerimiz de güzel yazılar kaleme &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SİNAN ESKİCİOĞLU YAZDI</strong></p>
<p>O, bir peygamberdi. Bütün güzellikler O’ndaydı. Ama zaten peygamber, bu çok normal. Kandilde salavatlarla anıldı, dualar edildi. Peki sonra? İşte bu konuyu ve soruyu düşündüm kendi kendime. Hatta kendimle konuşa konuşa. İslam’da olmayan bir gece, hadi kutluyoruz. Bidat demiyoruz, Zeitgeist (Zamanın ruhu) onu gerektiriyor dedik.</p>
<p><strong>İletilerle, süslü mesajlarla geçen Mevlid kandili; ne faydası oldu ve ne öğrendik?</strong></p>
<p>Mevlid kandili kutlandı.</p>
<p>Namazlar eda edenler, oruçlar tutanlar, dua ve yalvarışlarda bulunanlar, ibadetlerinin karşılığını öbür tarafta alacaklar. Samimi niyetle Rabb’e yakın olmak isteyenlere sözüm yok, zaten onlar da sessiz-sedasız günü geçirmişlerdir.</p>
<p>Diğer bir kesim de, iletilerle-sosyal medya paylaşımlarıyla kandilleri kutlayanlar. Sayısız mesaj ve ileti telefondan telefona dolaştı. En kolay olanları da, resim ya da video paylaşımlı olanlar. Gönderiyorsunuz, tamam.</p>
<p>Artık herkes çok meşgul. İki satır kart atmak bir tarafa, telefondan kişisel mesaj göndermek için bile zaman yok. Kandil de olsa, bayram da olsa bu değişmiyor.</p>
<p>Bir diğer kesim de, kandili fırsat bilip, dini yaşantı içinde olmadığına inandığı kişilere mesajlar, iletiler ya da direk yazılar ile ‘cehennem korkusu’ salanlar ve İslam’ı yüzlere vururcasına satmaya çalışanlar. Bu kesim zaten hepinizin malumu, en iyi İslam’ı anlayanlar ve hatta Kuran ayetlerini en iyi yorumlayanlar.</p>
<p><strong>Peki, ne öğrendik Mevlid kandilinden?</strong></p>
<p>Kimilerimiz de güzel yazılar kaleme aldılar. Hz. Peygamber’in güzel ahlakından, dürüstlüğünden bahsettiler. ‘merhamet yüklü, adalet, hakkaniyet, âdemiyet, ilim, irfan, hikmet Peygamber’i Hz Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) Yüce Rabbimiz tarafından seçilerek gönderilişine şükretmek, sevinmek sureti ile kutlamak’ dediler. Kuran’ı okumak, anlamak ve yaşamak diyerek halis niyetler ifade edenlerimiz de oldu.</p>
<p>Tekrar sorumu yöneltiyorum: Peki ne öğrendik Mevlid kandilinden?</p>
<p><strong>Neden mi bu soru?</strong></p>
<p>Bütün bu güzel sıfatlar, Hz. Peygamber’i tanımlıyor. O zaten Rabb’in bizim için seçtiği bir elçiydi. Gönderdiği diye ifade etmedim. Çünkü O’nun yukarıdan gönderildiğini sananlar bile var. O’nun yaşayan insanlar arasından seçildiğini bilmeyen çok genç var.</p>
<p>O, bir peygamberdi. Bütün güzellikler O’ndaydı. Ama zaten peygamber, bu çok normal. Kandilde salavatlarla anıldı, dualar edildi.</p>
<p>Peki sonra?</p>
<p>İşte bu konuyu ve soruyu düşündüm kendi kendime. Hatta kendimle konuşa konuşa.</p>
<p>İslam’da olmayan bir gece, hadi kutluyoruz. Bidat demiyoruz, Zeitgeist (Zamanın ruhu) onu gerektiriyor dedik.</p>
<p>Peki, gençlere faydası ne bunun, gençler hayatları için ne öğrenmiş olacaklar? Hayatlarına ne katacaklar? Sadece gençler mi, hayır. Toplumun bütünü, Mevlid kandilinden hayatına ne katacak?</p>
<p>‘Kandil yok diyorsunuz da, bunu neden düşündünüz’ diyenleriniz olabilir, normaldir.</p>
<p>Açıklayayım.</p>
<p>Evet, Mevlid kandili İslam’da yok. Hicretten 300 yıl sonra kutlanmaya başlamış. (Pazartesi günkü yazım için de düzeltme tekrarı olsun)</p>
<p>Hicret M.S. 622 yılında oldu, yani bundan 300 yıl sonra.</p>
<p>Ama Hz. Muhammed (sav) ile ilgili, O’nun hayatından örnekler çıkarmayla ilgili sürekli ifade ettiğim bir tezim var: ‘Hz. Muhammed (sav) bugün yaşasa, hayatı nasıl olurdu?’</p>
<p>İşte bu temel düşüncem sebebiyle bu konuyu irdeledim.</p>
<p>Benim aklıma gelenleri sıralayayım:</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), ilk önce ‘El-Emin’ sıfatıyla anıldı: Yani yalan söylememe, düşmanları tarafından bile doğru sözlü olmasıyla bilinmesi. Bugün kendimize, ailemize ve Müslümanlara bir bakalım, bu özelliğini ne kadar hayatımızda uygulayabiliyoruz.</p>
<p>Küçüklüğünden itibaren ticaret kervanlarına katıldı: Küçüklüğü ve sonra gençliği hep ticaretle yani çalışmayla geçti. Çalışmanın ne kadar önemli olduğunu hayatında gösterdi. Kendimize, çevremize ve Müslümanlara bir bakalım, acaba çalışmaya ne kadar önem veriyoruz.</p>
<p>Bu özelliği, aynı zamanda O’nun hayatın içinde olmasını sağladı: Bu özellik de özellikle camilerde görev yapan imamlar, ilahiyat fakültelerinde görev yapan hocalar için önemli, acaba gerçekten hayatın içindeler mi?</p>
<p>Hz. Hatice ile evlendi ve ona çok saygı duyan bir erkek portresi çizdi: Hele bu özelliği Müslüman toplumları için çok önemli. Acaba Müslüman toplumlar, kadına gereken saygıyı gösteriyorlar mı? Acaba Müslüman toplumlar kadınlara gerçek manada değer veriyorlar mı, yoksa onları evde iş yapan, ev robotları olarak mı görüyorlar?</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), 40 yaşından sonra farklı bir dünyaya adım attı ve peygamber oldu. Ümmi (okuma yazma bilmeyen) olmasına rağmen ayetleri ezberledi, 40 yaşından sonra hayatında müthiş farklılıklar gerçekleşti: Tamam O peygamberdi, ama bu örnekler bizim için önemli. 40 yaşından sonra olmaz diye kabullendiğimiz birçok iş ve çalışma yok mu? Mesela dil öğrenmek, müzik aleti çalmayı öğrenmek, çocuklarımızla oynamak ve spor yapmak vb. Çevremize ve Müslümanlara bir bakalım, acaba ne kadar kitap okunuyor, bırakın ilim öğrenmek adına olmasını, İslam’ı öğrenmek adına bile kitap okunmuyor, okunsa bu kadar alim görünümlü cahil olmazdı.</p>
<p>Hz. Muhammed (sav) 40 yaşından sonra gençlerle iletişime geçti, onları anlamaya çalıştı, onlarla çalışma başlattı, onlara sabretti, büyüklük taslamadı: Bugün birçoğumuz ‘artık bizden geçti’ diye gençlerle ilgilenmiyoruz, gençleri anlamaya çalışmıyoruz, onların dünyalarına inmiyoruz. Çevremize ve Müslüman toplumlara bir bakalım, yaşı ileri olanlar başka İslam’dan-hayattan bahsediyorlar, gençler başka İslam’dan-hayattan.</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), ne şişmandı ne zayıftı: O, dengeli beslenen, vücuduna önem veren, spor yapan biriydi. Bugün Müslüman toplumların spor yapma alışkanlıklarına bir bakalım, ya da dengeli beslenmeyi ne kadar uyguladıklarına.</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), Hz. Ayşe ile spor yapar, şakalaşır ve onunla arkadaş gibi muhabbet ederdi: Bugün Müslümanlar ve Müslüman toplumlara bir bakalım, acaba aile hayatları hangi seviyede. Müslüman toplumlarında beraber olan eşler mi, yoksa erkekler bir kümede, kadınlar başka kümede ve aradaki makas sürekli açılmada mı? (Sonrasında da bildik cümle: Kadınlar bile kendini anlamıyorlar, biz nasıl anlayalım?)</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), hicrette 51 yaşındaydı: Hz. Peygamber, 51 yaşında iken, bir şehirden başka şehre gidip, orada hayatını idame ettirecek güç ve enerjiye sahipti. Bugün Müslümanlara ve Müslüman toplumlarına bir göz atalım, böyle zor bir aksiyonu gerçekleştirecek enerjiye sahipler mi? İşte o enerji ve güç, O’nun içinde atom santrali gibiydi ve çevresine de güç ve enerji veriyordu.</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), diğer devletlerin başkanlarına mektuplar yazdırıp, gönderiyordu: O, İslam’a davet etmek için diğer ülkelerle iletişim içinde olunması gerektiğini biliyordu ve uyguluyordu. Bugün Müslüman ülkelere, toplumlara bir bakalım, acaba ne kadarı diğer ülkelerle iletişim içinde olunması gerektiğini düşünüyorlar ve bunun için çaba sarf ediyorlar…</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), insanları kırmadan, incitmeden, onlarla sağlıklı iletişim kurarak, onlara İslam’ı sevdirerek, hal ile tebliğ yapıyordu: Bugün Müslümanlara, Müslüman toplumlara bakalım, acaba ne kadar yumuşak, sevgi dolu davranıyorlar. Diğer insanları kırmadan, incitmeden mi konuşuyorlar…</p>
<p>Hatta Hz. Muhammed’in bu özelliği ayetle de sabittir: ‘Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış…’ (Ali İmran, 159)</p>
<p>Müslümanlar, Müslüman toplumlar çok insani, centilmen-centilwoman’lar (Gentleman-Gentlewoman) mı; yoksa kaba ve katı yürekliler mi?</p>
<p>Müslümanlar, Müslüman toplumlar, Müslüman yöneticiler de aynı şekildeler mi? Ve hatta bunların üzerine acaba müslüman yöneticiler ‘iş hakkında onlara danış’ ayetini hayatlarında uyguluyorlar mı?</p>
<p>Mevlid kandilinde Hz. Muhammed (sav)’ı andık.</p>
<p>Ben kandili kutlamadım, sadece bunları düşündüm, aklıma gelenleri de sizlerle paylaşayım dedim. Umarım iyi yapmışımdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgi ve Bilgiyle kalın</p>
<p>Kaynak: http://www.ocakmedya.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mevlid-kandilinden-geriye-ne-kaldi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lehte ve Aleyhte Delillerle “Mevlid”  Kutlamak</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/lehte-ve-aleyhte-delillerle-mevlid-kutlamak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/lehte-ve-aleyhte-delillerle-mevlid-kutlamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Nov 2018 10:07:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Kandil]]></category>
		<category><![CDATA[mevlid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4892</guid>

					<description><![CDATA[Doç. Dr. Soner Duman Yazdı Her yıl Rebiülevvel ayının 12’si geldiğinde mevlid kutlamanın hükmü üzerine çeşitli tartışmalar yapılır. Aslında bu tartışmalar yeni değildir. Öteden beri mevlid kutlamanın caiz olduğu ve olmadığını savunan iki görüş var olagelmiştir. Ne var ki zamanımızda hemen her şeyin Müslümanlar arasında bir ayrım, ötekileştirme, düşmanlık ve hatta zaman zaman tekfire varan boyutta yaralanmaya sebep olduğu görüldüğünden bu konuda ifrat ve tefritten uzak itidal noktayı belirlemek gerekli olmuştur. İtidal noktanın ne olduğunu belirlemeden önce mevlid kutlamayı caiz görmeyip bid’at olarak niteleyenler ile caiz görenlerin delillerini kısaca serdedip sonra kendimce itidal olarak gördüğüm noktayı ortaya koymaya çalışacağım. Muvaffakiyet Allah’tandır. A. MEVLİD KUTLAMAYI CÂİZ GÖRMEYENLERİN DELİLLERİ Hanbelîlerden İbn Teymiyye, Mâlikî âlimlerden Şâtıbî ve İbnü’l-Hâc gibi âlimler başta olmak üzere modern dönem Suudî / Selefî ulemanın neredeyse tamamı mevlid kutlamayı bid’at olarak nitelemişler ve caiz görmemişlerdir. Bu görüşte olanlar, kendi görüşlerine delil olarak şu hususları zikretmişlerdir: 1. Allah Resûlü’nün (s.a.v.) doğum tarihi kesin olarak belli değildir. Siyer kaynakları Allah Resûlü’nün (s.a.v.) doğumu hususunda çok farklı görüşlerin bulunduğunu belirtmektedir. Kesin olarak bilinen şey, Allah Resûlü’nün günler içinde Pazartesi günü, yıl olarak da fil vakasının gerçekleştiği yıl doğduğudur. Bunun dışında hangi ayda ve o ayın hangi gününde doğduğu kesin olarak belli değildir. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="gs">
<div class="">
<div id=":ml" class="ii gt adO">
<div id=":1xu" class="a3s aXjCH " tabindex="-1" role="gridcell">
<div>
<p><strong>Doç. Dr. Soner Duman Yazdı</strong></p>
<p>Her yıl Rebiülevvel ayının 12’si geldiğinde mevlid kutlamanın hükmü üzerine çeşitli tartışmalar yapılır. Aslında bu tartışmalar yeni değildir. Öteden beri mevlid kutlamanın caiz olduğu ve olmadığını savunan iki görüş var olagelmiştir. Ne var ki zamanımızda hemen her şeyin Müslümanlar arasında bir ayrım, ötekileştirme, düşmanlık ve hatta zaman zaman tekfire varan boyutta yaralanmaya sebep olduğu görüldüğünden bu konuda ifrat ve tefritten uzak itidal noktayı belirlemek gerekli olmuştur.</p>
<p>İtidal noktanın ne olduğunu belirlemeden önce mevlid kutlamayı caiz görmeyip bid’at olarak niteleyenler ile caiz görenlerin delillerini kısaca serdedip sonra kendimce itidal olarak gördüğüm noktayı ortaya koymaya çalışacağım. Muvaffakiyet Allah’tandır.</p>
<p><strong>A. MEVLİD KUTLAMAYI CÂİZ GÖRMEYENLERİN DELİLLERİ</strong></p>
<p>Hanbelîlerden İbn Teymiyye, Mâlikî âlimlerden Şâtıbî ve İbnü’l-Hâc gibi âlimler başta olmak üzere modern dönem Suudî / Selefî ulemanın neredeyse tamamı mevlid kutlamayı bid’at olarak nitelemişler ve caiz görmemişlerdir. Bu görüşte olanlar, kendi görüşlerine delil olarak şu hususları zikretmişlerdir:</p>
<p><strong>1. Allah Resûlü’nün (s.a.v.) doğum tarihi kesin olarak belli değildir.</strong></p>
<p>Siyer kaynakları Allah Resûlü’nün (s.a.v.) doğumu hususunda çok farklı görüşlerin bulunduğunu belirtmektedir. Kesin olarak bilinen şey, Allah Resûlü’nün günler içinde Pazartesi günü, yıl olarak da fil vakasının gerçekleştiği yıl doğduğudur. Bunun dışında hangi ayda ve o ayın hangi gününde doğduğu kesin olarak belli değildir. Şu halde Rebiülevvel ayının 12. gününü mevlid-i nebi olarak kutlamanın tarihsel bir dayanağı yoktur.</p>
<p><strong>2. Mevlid kutlamak dinde olmayan bir uygulamadır, bu sebeple bid’attır.</strong></p>
<p>Mevlid kutlamak Kur’an ve Sünnet’te yer almayan bir ameldir. Allah Resûlü (s.a.v.) bunu yapmadığı gibi sahabe ve onları takip eden fazilet sahibi nesillerden hiç kimse mevlid kutlamamıştır. İbn Teymiyye bu konuda şunları söylemiştir:</p>
<p>“Ortada kutlamayı gerektiren durum mevcut ve bir engel de olmadığı halde selef mevlid kutlamamıştır. Eğer mevlid kutlamak sırf hayırlı veya hayrı şerrine göre daha üstün bir amel olmuş olsaydı bunu selefin yapması bizim yapmamıza göre daha layıktı. Çünkü onlar Allah Resûlü’nü bizden daha çok seviyorlar, bizden daha çok yüceltiyorlardı. Onlar, hayırlı işlere bizden daha hırslı idiler.”</p>
<p>(İbn Teymiyye, İktidâu’s-sırati’l-müstakîm li muhâlefeti ashâbi’l-cahîm, II, 123)</p>
<p>Bunun zorunlu sonucu mevlid kutlamasının bid’at olmasıdır. Çünkü Allah ve Resûlü’nün emretmediği, selefin yapmadığı bir şey dinî bir uygulama olarak ihdas edilmiştir. Nitekim mevlid kutlamayı ilk olarak hicrî IV. Asırda Mısır’da Şiî inancına bağlı Fâtımî devleti başlatmıştır. O zamana kadar ehl-i sünnet içinden hiç kimse böyle bir kutlama içinde bulunmamıştır.</p>
<p><strong>3. Mevlid kutlamak, Hristiyanlara benzemektir.</strong></p>
<p>Hristiyanlar Hz. İsa’nın doğum gününü milad olarak kutlarlar. Müslümanların da Allah Resûlü’nün yapmadığı bir şekilde onun doğum gününü kutlamaya başlamaları Hristiyanlarla karşılaşmaları sonucunda kültürel etkileşimle gerçekleşmiştir. Oysa Allah Resûlü (s.a.v.) “kim bir kavme benzemeye çalışırsa o da onlardandır” buyurarak başkalarına benzemeyi yasaklamıştır.</p>
<p><strong>4. Mevlid diye kutlanan gün, aslında Hz. Peygamber’in doğduğu değil vefat ettiği gündür:</strong></p>
<p>Siyer kaynakları, Hz. Peygamber’in ne zaman doğduğu konusunda farklı bilgiler verdikleri halde vefat tarihinin Rebiülevvel ayının 12’si olduğunda ittifak etmişlerdir. Şu halde o günü sevinçle, mutlulukla kutlamak, Hz. Peygamber’in vefat ettiği ittifakla sabit olan bir günde sevinç gösterisi yapmak anlamına gelir. Nitekim Mâlikî âlimlerden İbnü’l-Hâc Müslümanların hüzünlü olmaları gereken bir günde kutlama yapıyor olmalarına bir anlam veremediğini belirtmiştir. (İbnü’l-Hâc, el-Medhal, II, 15)</p>
<p><strong>5. Mevlid kutlamalarında, dince haram ve münker olan pek çok şeyler yapılmaktadır:</strong></p>
<p>Mevlid kutlamalarında erkek-kadın karışık halde bulunmalar, raks vb. gibi dince haram kılınan, münker görülen pek çok uygulama bir arada bulunmaktadır. Nitekim Mâlikî âlimlerden Dusukî, mevlidlerde görülen bu münkerler sebebiyle bir kimsenin mevlid kutlanmasında harcanmak üzere para vasiyet etmesini caiz görmemiştir. (Hâşiyetü’d-Dusukî, IV, 407)</p>
<p><strong>6. Peygamberin doğumunu kutlamayı sadece bir gün ile sınırlamak doğru değildir:</strong></p>
<p>Allah Resûlü (s.a.v.) bizim hem dünyada hem de âhirette kurtuluşumuzun vesilesidir. Bu sebeple her müminin onu ömrünün her anında şükran ve minnetle anması gerekir. Farklı kültürlerin belirli günleri belirli şahıs ya da olayları anmak için (anneler günü, öğretmenler günü vb.) tahsis etmesine özenerek Allah’ın âlemlere rahmet olarak gönderdiği elçisi için günlerden bir günü tahsis etmek doğru değildir.</p>
<p><strong>7. Mevlid kutlamaları, Allah Resûlü’nü (s.a.v.) övmede aşırıya kaçmaya sebep olmaktadır:</strong></p>
<p>Mevlid kutlamaları esnasında okunan kimi şiir, kaside ve naatlarda Hz. Peygamber’i övmek üzere söylenen sözler içinde şirk unsurları barındıran hususlar bulunmaktadır. Zira bu şiirler çoğu zaman onu Allah’a ait olan bir takım hususlarla nitelemektedir. Bu yüzden bu kutlamaları yapanlar, sevaba girelim derken küfür ya da şirk unsuru barındıran sözler söyleme tehlikesine düşebilmektedirler.</p>
<p><strong>8. Mevlid bir ibadete dönüştürülmüştür.</strong></p>
<p>İbadetlerde ana kural “dince belirlenmiş olmak”tır. Din tarafından belirlenmemiş bir şeyi ibadet olarak benimsemek ve uygulamak haramdır. Mevlid uygulamaları da bir tür ibadet gibi benimsenmekte ve uygulamaktadır. Öyle ki insanların çoğu mevlid kutlamayı, bu kutlama esnasında okunan şiir ve naatları sanki dinin kendindenmiş gibi görmektedir. Oysa dinde böyle bir şey yoktur.</p>
<p><strong>B. MEVLİD KUTLAMAYI CAİZ GÖRENLERİN DELİLLERİ VE YUKARIDAKİ İDDİALARA KARŞI CEVAPLARI</strong></p>
<p>Klasik dönemde başta İbn Hacer el-Askalanî, Suyutî, Sehavî, İbn Âşir, İbn Merzuk gibi âlimler ve modern dönemde Muhammed Said Ramazan el-Bûtî, Şa’ravî, Nablûsî ve İslamî hareketin önde gelen simalarından Said Havva ve Yusuf el-Karadavî, gibi âlimler mevlid kutlamanın –belirli şartlarla- caiz olduğunu belirtmişler ve görüşlerine dair şu hususları delil getirmişlerdir.</p>
<p><strong>1. Mevlid’i kutlamanın aslı sünnette yer almaktadır.</strong></p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v)’e her Pazartesi günü niçin oruç tuttuğu sorulduğunda “bugün benim doğduğum gündür” buyurmuştur. (Müslim) Şu halde kendisinin doğduğu günü her hafta oruç tutarak ilk kutlayan bizzat Hz. Peygamber’dir. Bir Müslümanın, senede bir defa Allah Resûlü’nün doğduğuna inandığı günü kutlamasında bir sakınca yoktur.</p>
<p><strong>2. Kur’an’da önemli günler ve zaman dilimlerinin hatırlanması emredilmektedir:</strong></p>
<p>Kur’an “eyyamullah” [Allah’ın günleri]nin anılmasını emretmektedir. Bu, Allah’ın çeşitli zaman dilimlerinde kişileri ve ümmetleri imtihan etmek üzere onlara verdiği nimet ve sıkıntıların yad edilmesidir. Allah Resûlü’nün doğumu, insanlık için en büyük nimettir. İnsanların bu nimeti yâd etmek üzere bir araya gelmeleri, bunu ifade eden konuşmalar yapmaları tahdis-i nimet kabilinden bir uygulamadır.</p>
<p>Yine Kur&#8217;an, geçmişte yaşayan pek çok peygamberle ilgili olarak &#8220;doğduğu günde, öleceği günde ve yeniden diriltileceği günde selam onun üzerine olsun&#8221; buyurmak suretiyle peygamberlerin doğum ve ölüm günlerinin önemine vurgu yapmıştır.</p>
<p><strong>3. Kur’an, peygamber kıssalarında ibret olduğunu belirtmektedir:</strong></p>
<p>Kur’an, Allah Resûlü’ne (s.a.v.) hitaben şöyle buyurmaktadır: “Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini (tatmin ve) teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Bunda sana gerçeğin bilgisi, müminlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir.” (Hûd, 120)</p>
<p>Bu âyet, geçmiş peygamberlerin kıssalarının Hz. Peygamber’in kalbini tatmin ve teskin ettiğini, bu sebeple anlatıldığını açık olarak ifade etmektedir. Nasıl ki geçmiş peygamberlerin kıssaları, hikayeleri Allah Resûlü’ne sebat ve mücadele azmi kazandırıyorsa, Resullerin ve nebilerin efendisi olan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayat hikâyesini ve mücadelesini dinlemek de biz Müslümanların azmini tazelemekte, bizlere güç katmaktadır. Mevlid kutlamaları da bunun için bir vesile olmaktadır.</p>
<p><strong>4. Allah Resûlü’nün bir şeyi yapmaması onun haramlığını göstermez:</strong></p>
<p>Usulün temel kurallarından birisi şudur: “Allah Resûlü’nün bir şeyi terk etmesi onun haramlığını göstermez.” Bir şeyin haramlığı için açık ve kesin bir delil bulunması gerekir. Hz. Peygamber “size bir şeyi emrettiğimde gücünüz ölçüsünde yapın, bir şeyi yasakladığımda ondan kaçının” demiştir. Ancak “ben bir şeyi terk ettiğimde siz de terk edin” buyurmamıştır. Buna göre Hz. Peygamber’in terk ettiği şeyler –kendisi tarafından haramlık ya da mekruhluğu belirtilmediği sürece- mübah olarak kalır. Mevlid de böyledir. Şu halde Hz. Peygamber, sahabe ve selefin mevlidi kutlamamış olması, kutlanmasının haram veya bid’at olmasını gerektirmez.</p>
<p><strong>5. Sahabenin mevlidi kutlamamasının başka sebepleri vardır:</strong></p>
<p>Yusuf el-Karadavî, sahabenin Allah Resûlü’nün siret ve hatıralarını her daim canlı tuttuklarını, her vesileyle çocuklarına anlattıklarını belirtmiş, onların bu şekilde bir anma ve hatırlamaya ihtiyaç duymadıklarını söylemiştir.<br />
Şu halde selefin mevlidi kutlamayı terk etmesi bunun haramlığından değil, zaten Allah Resulü’nün hatıralarıyla zihinlerinin dolu ve canlı olmasındandır. Ancak sonraki dönemlerde bu bağ zayıfladığında insanlara onu hatırlatacak vesileleri canlı tutmak gerekli olmuştur.</p>
<p><strong>6. Mevlid kutlamak, bid’atın tanımına dahil değildir.</strong></p>
<p>Bid’at, dinde olmayan bir şeyi dine eklemek, peygamberimizin göstermediği bir yöntemle Allah’a kulluk etmeye çalışmaktır. Suyutî’nin belirttiğine göre mevlid kutlamaya bid’at demek doğru değildir. Kaldı ki bid’at denilecekse bile bu, bid’at-ı hasene diye isimlendirilmeye layıktır. Dahası buna sünnet-i hasene demek daha uygun ve doğrudur. Nitekim sahabe de bu şekilde sünnetler koymuşlardır. Teravih namazının sürekli ve düzenli olarak mescitlerde kılınması, namazda rükûdan kalkarken “rabbenâ leke’l-hamd” demek sahabenin Hz. Peygamber’den duymaksızın kendiliğinden yaptığı şeylerden olduğu halde bunlara bid’at diyemeyiz.</p>
<p><strong>7. Mevlid ibadet değil, örftür.</strong></p>
<p>Mevlid kutlamak, Allah’ın meşru kılmadığı bir ibadet türü olmayıp Müslümanların örf ve âdet olarak kutladığı bir etkinliktir. İbadetler dışındaki meselelerde genel kural “aksi belirtilmedikçe helal ve mübah olmak”tır. Hz. Peygamber’in hayatını anlatmak, buna dair şiirler söylemek mübah bir şeydir.</p>
<p><strong>8. Mevlid kutlamalarında görülen yanlışlıklar mevlidin aslını ilgilendirmez</strong></p>
<p>Mevlid kutlamalarında kadın-erkek karışık bir arada bulunmak, dans ve raks etmek gibi haram ya da münker olarak görülen uygulamalar mevlid kutlamanın aslıyla ilgili olmayıp genel haramlardır. Bu husus, mevlid kutlamanın haram ya da bid’at olarak nitelenmesini gerektirmez. Nitekim Kur’an okumak için bir araya gelmede de benzer yanlışlıklar söz konusu olabilmektedir. Ancak bu durum Kur’an okuma fiilinin aslen meşruluğunu zedelemez.</p>
<p>Yine mevlid kutlamalarında okunan şiir, kaside ve naatlarda övgüde aşırıya kaçma, şirk ve küfür unsurları barındırabilecek şeyler söylemenin yasak görülmesi ayrı bir şey, mevlidi kutlamanın caizliği ayrı bir şeydir.</p>
<p><strong>9. Mevlid kutlamak, Hristiyanlara benzemek anlamına gelmez:</strong></p>
<p>Mevlid kutlamanın Hristiyanlara benzemek anlamına geldiği yüzde yüz kesinlikte iddia edilemez. Nitekim bu görüşü dile getiren İbn Teymiyye bile bunun kesin olmadığını, bu türden uygulamaların bazen Hristiyanlara benzemekten, bazen de Hz. Peygamber’e duyulan sevgi ve saygıdan kaynaklandığını belirterek bu hususun şüpheli ve ihtimalli olduğunu ifade etmiştir.</p>
<p>Kaldı ki Hristiyanlara ya da başka dinden olanlara benzemenin yasaklandığı durum onların gayr-i meşru fiillerinde benzemek ile ilgilidir. Meşru fiillerinde benzemek ise kötü değildir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) Medine’ye hicret ettiğinde Yahudilerin Muharrem ayının onuncu gününde oruç tuttuklarını görünce bunun sebebini sormuş, onlar “bu gün Musa’nın Firavun’dan kurtulduğu gündür” diye cevap vermeleri üzerine “biz Musa’ya sizden daha layığız” buyurarak ashabına o gün oruç tutmalarını emretmiş, ancak Yahudilerden farklı olmak üzere bir gün öncesi veya sonrasıyla birlikte tutulmasını istemiştir. Şu halde bir uygulamayı sırf Yahudi ya da Hristiyanlar yapıyor diye bunu yasak kabul etmek doğru değildir.</p>
<p><strong>10. Kutlama için belirli bir günü ya da zamanı tahsis etmek yanlış değildir:</strong></p>
<p>Kutlama için belirli bir gün ya da zamanı tahsis etmek ancak o günün din tarafından belirlenmiş olduğuna inanarak yapıldığında yanlış olur. Zira bu, bir tür ibadet belirlemek anlamına gelir. Ancak böyle bir inanca sahip olmayıp sırf rivayetlere dayanarak Hz. Peygamber’in doğduğu belirtilen günü esas almak bid’at değildir.</p>
<p><strong>SONUÇ VE TERCİH</strong></p>
<p>Mevlid kutlamanın caiz olup olmadığı meselesi itikadî değil ictihadî bir konudur. Âlimlerimizin bir grubu bunu caiz görmüş ve teşvik etmiş, diğer bir grubu ise bunu bid&#8217;at kabul ederek bundan sakındırmıştır. Nasıl ki başka meselelerdeki ictihad farklılıkları müsamaha ile karşılanıyorsa bu meselede de söz konusu ictihad farkı müsamaha ile karşılanmalıdır.</p>
<p>Kanaatimce mevlid kutlamayı caiz veya bid&#8217;at kabul eden her iki grubun ortaya koyduğu görüş ve delillerde haklılık payı bulunan noktalar bulunmaktadır.Söz gelimi mevlid kutlamayı bid&#8217;at kabul edenlerin ileri sürdüğü mahzurların bir kısmı kimi kutlamalarda gerçekten de mevcut bulunmaktadır. Buna karşılık bunun caiz olduğunu belirtenlerin ileri sürdüğü gerekçeler de yabana atılacak gerekçeler değildir. Öyleyse bu meselede her iki tarafın ortasını bulan, ifrat ve tefritten uzak bir yaklaşım sergilemek gerekir. Şahsî kanaatime göre bu iki görüşün arasını şu şekilde bulmak mümkündür:</p>
<p>Siyer kaynaklarındaki en güçlü rivayetleri esas alarak Allah Resûlü’nün (s.a.v.) doğum gününü Rebiülevvel ayının 12’sinde gerçekleşmiş kabul ederek o gün veya hafta vesilesiyle Hz. Peygamber’i ve davasını hatırlamakta herhangi bir sakınca yoktur. Nitekim mevlide yönelik eleştirilerin bir kısmı kutlama yapmanın aslıyla ilgili değil bu kutlamalarda görülen bir takım yanlışlıklar ile ilgilidir. Bu sebeple şu hususlara dikkat etmek gerekir:</p>
<p>1. Mevlid kutlamaları Allah Resûlü&#8217;nü daha yakından tanımaya vesile kılınmalıdır. Bununla birlikte bu gibi kutlamalarda onu övmek üzere söylenen kimi şiir ve na&#8217;tlarda Kur&#8217;an ve Sünnet tarafından çizilen kırmızı çizgilere ve sınırlara riayet etmek gerekir. Kimi zaman Allah Resûlü&#8217;ne duyduğumuz sevgi, onu övme konusunda ölçüsüz sözler söylemeye, hadis âlimlerimiz tarafından uydurma olarak kabul edilen rivayetler zikretmeye sevk edebilmektedir. Oysa Allah Resûlü (s.a.v.) “Hristiyanların Meryem oğlu İsa’yı övmede aşırıya kaçtığı gibi siz de beni övme konusunda aşırıya kaçmayın. Benim için Allah’ın kulu ve elçisi deyin” buyurmuştur. (Buharî) Nitekim daha Allah Resûlü hayatta iken bazı sahabîlerin onu övme konusunda sınırları zorlayan söz ve fiillerine bizzat kendisi müdahale etmiştir.</p>
<p>Allah Resûlü&#8217;nün Allah katındaki konum ve üstünlüğünü en iyi anlatan hiç şüphesiz Kur&#8217;an ve sünnettir. Rabbimiz Yüce kitabında onu hiçbir kulun övemeyeceği şekilde övmüştür. Nitekim kendisini âlemlere rahmet olarak gönderdiğini belirtmiş, onun yüce bir ahlak üzere olduğunu, müminler için en güzel örnek olduğunu, Allah tarafından sevilip bağışlanabilmek için ona uymanın zorunlu olduğunu belirtmiştir. Peygamberimiz de kendi makamını ve üstünlüğünü ifade eden pek çok söz söylemiştir. Şu halde her mümin peygamberi, Kur&#8217;an ve sünnetin kendisi için layık gördüğü makamda görmeli, bunun üzerine çıkararak ifrat noktaya geçip takdis boyutuna vardırma veya bunun altına indirerek tefrit noktaya geçip tazimde kusur etme hatasına düşmemelidir.</p>
<p>2. Mevlid kutlamalarında kadınlı-erkekli gösteriler, mahremiyet sınırlarını çiğneyecek tarzda sunumlar yapmaktan uzak durmak gerekir. Onun dünyaya geldiği günü onun rızasının olmadığı fiillerle kutlamak doğru olmaz.</p>
<p>3. Mevlid kutlamalarını bir festival ve seremoni havasına dönüştürmek doğru değildir. Bu gibi kutlamalarda Allah Resûlü’nün (s.a.v) sünnetine ittiba etmenin altının çizilmesi gerekir. Eğer bu tür kutlamalar insanların dini yaşamalarında olumlu anlamda bir değişim meydana getirmiyorsa hedefine ulaşmıyor demektir.</p>
<p>4. Allah Resûlü’nün suretinden çok sîretine, ahlakına ve misyonuna odaklanmalıdır. Allah Resûlü’nün şemâili ve hilyesi elbette her mümin için çok önemli ve değerlidir. Ancak Allah Resûlü’nü asıl önemli kılan husus fiziksel özellikleri değil ahlakı ve davasıdır. Bizim onu anmamız da bu ana noktalara odaklanmalıdır.</p>
<p>5. Allah Resûlü’nü anmayı ve anlamayı yalnızca bir gün ve bir hafta ile sınırlı tutmak asla doğru değildir. Bu, sadece diğer zamanlara göre anmanın daha yoğun olduğu bir dilim olmalı, diğer zamanlarda onu hayatımızda ikinci plana itmemize yol açmamalıdır.</p>
<p>6. Mevlid kutlamayı bir ibadet olarak görmek, sanki dinin bir emriymiş gibi algılamak kesinlikle doğru değildir. Bu bir örf ve âdet olarak kabul edilmelidir. Bir kimse bunu ibadet olarak görüp kutluyorsa bid&#8217;ata düşmüş olur. Buna karşılık bunu bir ibadet gibi kabul etmeyip peygamberi anmak ve anlamak için bir vesile, kültürel bir öğe olarak görenleri bid&#8217;atle suçlamak da doğru değildir.</p>
<p>6. Mevlid bir ibadet olmadığına göre bu günü kutlamak için özel olarak belirlenmiş bir namaz, oruç türü yoktur. Allah Resûlü&#8217;nün her hafta kendi doğum günü olduğu için Pazartesi günlerini oruçlu geçirmesi ümmet açısından Pazartesi günlerini oruçlu geçirme konusunda bir sünnet oluşturur ancak bu sünnetin dayanağı sırf peygamberimizin doğum günü olması değil, bizzat Peygamberimizin bunu oruçlu geçiriyor olmasıdır. İbadetlerde kıyas geçerli değildir. Yani bir kimse &#8220;onun doğum günü olan Pazartesi günlerini oruçlu geçirmek sünnet ise senede bir onun doğum gününde oruç tutmak da sünnettir&#8221; diye bir kıyas yapamaz. Zira aynı mantıkla onun hayatındaki her önemli olayın olduğu zaman diliminde oruç tutmayı sünnet kabul etmemiz gerekir. Bu ise dinde olmayan bir hükmü ihdas etmektir. Bir kimse &#8220;sünnettir&#8221; diye bir iddiada bulunmaksızın sırf peygamberimizin doğum gününü ibadetle geçirme isteği ile o günde oruç tutarsa, fakir-fukaraya sadaka verirse bunda bir sakınca olmasa gerekir. Yine niyetinden ötürü sevap alması ümit edilir. Aradaki fark, oruç ve sadakanın bireysel bir fiil olarak yapılması ile dine mal edilmesi farkıdır. Vallahu a’lem.</p>
<p>Rabbimiz bizleri razı olacağı şekilde Resûlü’ne (s.a.v.) tabi olan kullarından eylesin. Bizleri mahşerde onun sancağı altında haşreylesin, cennetinde ona komşu eylesin.</p>
<p>Doç. Dr. SONER DUMAN<br />
11. Rebiülevvel. 1440</p>
</div>
<div class="yj6qo ajU">
<div id=":po" class="ajR" tabindex="0" role="button" data-tooltip="Kısaltılmış içeriği görüntüleyin" aria-label="Kısaltılmış içeriği görüntüleyin"><img decoding="async" class="ajT" src="https://ssl.gstatic.com/ui/v1/icons/mail/images/cleardot.gif" /></div>
</div>
</div>
</div>
<div class="hi"></div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/lehte-ve-aleyhte-delillerle-mevlid-kutlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevlit Kandiliniz Kutlu Olsun</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mevlit-kandiliniz-kutlu-olsun/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mevlit-kandiliniz-kutlu-olsun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2018 07:34:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Kandil]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlit Kandili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4779</guid>

					<description><![CDATA[Sevmeyi ve Merhameti Ondan Öğrendik Sahabe, İki Cihanın Efendisine olan sevgisini anlatmak istediğinde &#8220;anamız-babamız, canımız sana feda olsun Ya Resulallah&#8221; derlerdi. Biz Gaye İnsan, Ufuk Peygamber&#8217;i Allah&#8217;ı sevdiğimiz için severiz&#8230; O&#8217;nu Allah &#8220;sev&#8221; dediği için severiz, O&#8217;nu Allah sevdirdiği için severiz, O&#8217;nu bize sonsuz mutluluğun yolunu gösterdiği için severiz, O&#8217;nu bizim saadetimiz için bir ömür eza ve cefaya katlandığı için severiz, Onun içindir ki biz O&#8217;nu, O&#8217;nu görmeden de çok ama çok severiz. Allah Rasülü&#8217;nün varlığının kaç Bahar&#8217;a bedel olduğunu bilmeyenler; O&#8217;nun yokluğunun ıstırabını duyabilir mi? Çok zor, ama imkansız değil&#8230; Ey Allah&#8217;ın Rasülü; Sevmeyi ve merhameti senden öğrendik. Yaşamanın ve ölmenin, ölmeden önce ölüp öldükten sonra yaşamanın ve yaşatmanın sırrını senden öğrendik. Yokluğunda seni çok özledik Ey Nebi, Sana değen rüzgarı, Seni örten bulutu çok özledik. Özlemeyi, sevmeyi, sevilmeyi, sevindirmeyi çok özledik&#8230; Aşkı, gözyaşını, müsamahayı, ahlakı, adabı, irfanı, feraseti, basireti, adaleti, muhabbeti çok özledik&#8230; İzzeti, Hikmet&#8217;i, şefkati, hürmeti, merhameti çok özledik. Seni çok arıyoruz, Seni çok özlüyoruz Ya Rasülallah! Bizi bu çağa, bu hayata, bu yaşadıklarımıza karşı dik tutan senin sevgindir, senin kokundur. Yel essin, kokun gelsin Ya Rasülallah! Allahım yaradılışımızı güzel kıldığın gibi ahlakımızı da güzelleştir. Kur’an ahlakı ile, Sevgili Peygamberimizin ahlakı ile ahlaklandır. Ahirette şefaatine eriştir. Kıyamet &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sevmeyi ve Merhameti Ondan Öğrendik</strong></p>
<p>Sahabe, İki Cihanın Efendisine olan sevgisini anlatmak istediğinde &#8220;anamız-babamız, canımız sana feda olsun Ya Resulallah&#8221; derlerdi.</p>
<p>Biz Gaye İnsan, Ufuk Peygamber&#8217;i Allah&#8217;ı sevdiğimiz için severiz&#8230;</p>
<p>O&#8217;nu Allah &#8220;sev&#8221; dediği için severiz,</p>
<p>O&#8217;nu Allah sevdirdiği için severiz,</p>
<p>O&#8217;nu bize sonsuz mutluluğun yolunu gösterdiği için severiz,</p>
<p>O&#8217;nu bizim saadetimiz için bir ömür eza ve cefaya katlandığı için severiz,</p>
<p>Onun içindir ki biz O&#8217;nu, O&#8217;nu görmeden de çok ama çok severiz.</p>
<p>Allah Rasülü&#8217;nün varlığının kaç Bahar&#8217;a bedel olduğunu bilmeyenler; O&#8217;nun yokluğunun ıstırabını duyabilir mi?</p>
<p>Çok zor, ama imkansız değil&#8230;</p>
<p>Ey Allah&#8217;ın Rasülü;</p>
<p>Sevmeyi ve merhameti senden öğrendik.</p>
<p>Yaşamanın ve ölmenin, ölmeden önce ölüp öldükten sonra yaşamanın ve yaşatmanın sırrını senden öğrendik.</p>
<p>Yokluğunda seni çok özledik Ey Nebi,</p>
<p>Sana değen rüzgarı, Seni örten bulutu çok özledik.</p>
<p>Özlemeyi, sevmeyi, sevilmeyi, sevindirmeyi çok özledik&#8230;</p>
<p>Aşkı, gözyaşını, müsamahayı, ahlakı, adabı, irfanı, feraseti, basireti, adaleti, muhabbeti çok özledik&#8230;</p>
<p>İzzeti, Hikmet&#8217;i, şefkati, hürmeti, merhameti çok özledik.</p>
<p>Seni çok arıyoruz, Seni çok özlüyoruz Ya Rasülallah!</p>
<p>Bizi bu çağa, bu hayata, bu yaşadıklarımıza karşı dik tutan senin sevgindir, senin kokundur.</p>
<p>Yel essin, kokun gelsin Ya Rasülallah!</p>
<p>Allahım yaradılışımızı güzel kıldığın gibi ahlakımızı da güzelleştir. Kur’an ahlakı ile, Sevgili Peygamberimizin ahlakı ile ahlaklandır. Ahirette şefaatine eriştir. Kıyamet gününde Livaül Hamd Sancağı’nın altında buluşmayı nasip eyle.</p>
<p>Allahümme salli ala Seyyidina Muhammedin ve ala ali seyidina Muhammed.</p>
<p>Ruhunuz saîd, ömrünüz mezîd, Mevlid-i Nebevî’niz mübarek olsun</p>
<p>Cemil BAĞLAMA</p>
<div style="width: 640px;" class="wp-video"><!--[if lt IE 9]><script>document.createElement('video');</script><![endif]-->
<video class="wp-video-shortcode" id="video-4779-1" width="640" height="352" preload="metadata" controls="controls"><source type="video/mp4" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/6516e89f-6a8b-4cd1-9e5b-d6e70ffd4f36.mp4?_=1" /><a href="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/6516e89f-6a8b-4cd1-9e5b-d6e70ffd4f36.mp4">http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/6516e89f-6a8b-4cd1-9e5b-d6e70ffd4f36.mp4</a></video></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mevlit-kandiliniz-kutlu-olsun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/6516e89f-6a8b-4cd1-9e5b-d6e70ffd4f36.mp4" length="12673188" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>Afrin’den Kandil’e ‘Güvenli Hat’ Hamlesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/afrinden-kandile-guvenli-hat-hamlesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/afrinden-kandile-guvenli-hat-hamlesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceyhun BOZKURT]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2018 21:41:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Afrin]]></category>
		<category><![CDATA[Afrin'den Kandil'e]]></category>
		<category><![CDATA[Ceyhun Bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Güvenli Hat]]></category>
		<category><![CDATA[Kandil]]></category>
		<category><![CDATA[Nisan 2018]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1836</guid>

					<description><![CDATA[Afrin kent merkezi, Zeytin Dalı Harekatı’nın 58’inci gününde (18 Mart) terör örgütü PKK/PYD’nin işgalinden kurtarıldı. Temizlik sürüyor. Ancak gözler şimdiden Münbiç ve diğer terör bölgelerine çevrildi. Irak’ın kuzeyinde bir süredir yaşanan hareketlilik, Türkiye’nin sadece Suriye değil Irak’ın kuzeyindeki terör bölgelerini temizleme kararlılığının ilk işaretlerini taşıyor. Afrin’den Kandil’e uzanan terör hattının temizlenmesi, Türkiye’nin güvenliği açısından demirden bir kalkan işlevi oluşturacak. Afrin kent merkezinin teröristlerden temizlenmesinin ardından Zeytin Dalı Harekatı’nda sona gelinmesi gözleri diğer terör bölgelerine çevirdi. Gündem Münbiç mi İdlib mi derken Türkiye Irak’ın kuzeyinde de askeri operasyonlara başladı. Gerek PYD gerek PKK terör örgütleri üzerinden KCK terör yapılanmasını bitirme kararlılığını sahaya yansıtan Türkiye, güney sınırlarını artık terörden arındırmayı gündemine almış durumda. Güncel bilgileri aktarmadan önce zorunlu olarak bir hafıza tazelemesi faydalı olacaktır. Bundan yaklaşık 6 yıl öncesini hatırlayalım. Suriye’de iç savaşın ilk adımlarının atıldığı dönemde Suriye’nin kuzeyinde bir anda ortaya çıkan terör örgütü PYD’nin silahlı militanları, sırasıyla 2012 yılının 19 Temmuz’unda Ayn al-Arap (Kobani), 20 Temmuz’unda Afrin, 21 Temmuz’unda da Haseke vilayetine bağlı Malikiye (Kürtçe adı Derik) kasabalarının yönetimini ele geçirmişti. PYD’nin silahlı kanadı YPG üzerinden ele geçirdiği bu üç bölge arasında başka yerleşim yerleri de vardı. Bu üç bölge birleşik değildi. Buna rağmen Türkiye’nin gözü buradaki hareketliliğe çevrilmişken, 2 &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Afrin kent merkezi, Zeytin Dalı Harekatı’nın 58’inci gününde (18 Mart) terör örgütü PKK/PYD’nin işgalinden kurtarıldı. Temizlik sürüyor. Ancak gözler şimdiden Münbiç ve diğer terör bölgelerine çevrildi. Irak’ın kuzeyinde bir süredir yaşanan hareketlilik, Türkiye’nin sadece Suriye değil Irak’ın kuzeyindeki terör bölgelerini temizleme kararlılığının ilk işaretlerini taşıyor. Afrin’den Kandil’e uzanan terör hattının temizlenmesi, Türkiye’nin güvenliği açısından demirden bir kalkan işlevi oluşturacak.</strong></p>
<p>Afrin kent merkezinin teröristlerden temizlenmesinin ardından Zeytin Dalı Harekatı’nda sona gelinmesi gözleri diğer terör bölgelerine çevirdi. Gündem Münbiç mi İdlib mi derken Türkiye Irak’ın kuzeyinde de askeri operasyonlara başladı. Gerek PYD gerek PKK terör örgütleri üzerinden KCK terör yapılanmasını bitirme kararlılığını sahaya yansıtan Türkiye, güney sınırlarını artık terörden arındırmayı gündemine almış durumda. Güncel bilgileri aktarmadan önce zorunlu olarak bir hafıza tazelemesi faydalı olacaktır.</p>
<p>Bundan yaklaşık 6 yıl öncesini hatırlayalım. Suriye’de iç savaşın ilk adımlarının atıldığı dönemde Suriye’nin kuzeyinde bir anda ortaya çıkan terör örgütü PYD’nin silahlı militanları, sırasıyla 2012 yılının 19 Temmuz’unda Ayn al-Arap (Kobani), 20 Temmuz’unda Afrin, 21 Temmuz’unda da Haseke vilayetine bağlı Malikiye (Kürtçe adı Derik) kasabalarının yönetimini ele geçirmişti. PYD’nin silahlı kanadı YPG üzerinden ele geçirdiği bu üç bölge arasında başka yerleşim yerleri de vardı. Bu üç bölge birleşik değildi. Buna rağmen Türkiye’nin gözü buradaki hareketliliğe çevrilmişken, 2 ay sonra Aysel Tuğluk kaleme aldığı bir yazıda PYD işgalinin şifrelerini şu sözlerle itiraf etti: “Washington koridorlarında Basra’dan Akdeniz’e ‘Kürt koridoru’ üzerine uzun vadeli planlar tartışılıyor.” (Aysel Tuğluk, Yeni Stratejik Hamleler, Radikal 2, 23 Eylül 2012.)</p>
<p>Evet hedef sözde Kürt özünde ise ABD/İsrail koridoruydu ve bu planı hayata geçirmek için adım adım PYD’yi hareketlendireceklerdi. Türkiye’nin Çözüm Süreci’ne girdiği günlerde Suriye’nin kuzeyinde hareketlilik arttı. Bu bölgeleri işgal eden PYD, 21 Ocak 2014’te Cezire Kantonu’nun, 27 Ocak 2014’te Kobani Kantonu’nun ve 29 Ocak 2014’te de Afrin kantonunun kuruluşunu ilan etti.<br />
PYD terör örgütü adım adım ilerliyor, gerek Batılı devletlerin gerek FETÖ’cülerin gerekse bu güçlerle paralel faaliyet gösteren diğer unsurların üzerinden Türkiye’nin sessizliğini fırsat bilerek bölgedeki hâkimiyetini artırıyordu. DAEŞ’in kurulması ve eylemleri, örgüte adeta altın tepside sunulmuş muazzam bir nimetti. DAEŞ terör örgütünün Ayn el-Arap’a yönelik saldırısı PYD’yi dünyada meşrulaştırmanın yolunu açtı. ABD, 2012 yılından bu yana gizli temaslarda bulunduğu terör örgütüne askeri desteğe başladı.</p>
<p>Bu durum artık domino etkisi yapmış, PYD terör örgütü DAEŞ’in işgalindeki yerleri kurtarma gerekçesiyle sınırlarını genişletmeye başlamıştı.</p>
<p>Koridor açısından ilk hamle 15 Haziran 2015 tarihinde Tel Abyad’ın DAEŞ terör örgütünün işgalinden bir başka terör örgütü olan PYD’nin eline geçmesiyle yapıldı.<br />
Böylece PYD, Fırat’ın doğusundaki işgal ettiği bölgeleri birleştirmiş oldu. Sıra Fırat’ın batısındaki Afrin’e ulaşma yoluydu.<br />
Türkiye o dönem en yetkili ağızlardan Fırat’ın batısına geçilmemesi uyarısında bulundu.<br />
Ancak ABD, müttefikini dinlemek istemiyordu. Kendileri açısından başarıya çok yaklaşmışlardı. O dönem Cerablus’tan Münbiç’e inen hat DAEŞ’in işgalindeydi. İlk hamleyi Münbiç’te yaptılar ve 12 Ağustos 2016 tarihinde kent terör örgütü PYD’nin kontrolüne geçti. PYD/YPG’li teröristlerin Münbiç’e girmesinin önemli bir sonucu da, ABD’nin Rusya’nın nüfuz alanına hamle yapacak pozisyon elde etmesiydi. Bu durum Rusları da rahatsız edecekti.</p>
<p>İçerideki PKK unsurlarını büyük ölçüde temizlemiş, 15 Temmuz’daki işgal girişimini de püskürtmüş olan Türkiye kararını verdi. Akıllı bir diplomatik süreç de işleterek geri adım atmama kararı aldı ve bu kararı uyguladı. Terör örgütünün ABD desteğiyle yaptığı bu hamleye ilk yanıt Fırat Kalkanı Harekâtı’yla verilmiş oldu. Harekât doğrudan PYD’yi değil, DAEŞ’i hedef alıyordu. Ancak PYD mesajı almıştı. Türkiye bütün terör örgütlerine karşı artık kararlılıkla mücadele edecekti. Sözüm ona DAEŞ’e karşı mücadele ettiğini söyleyen PYD, Fırat Kalkanı Harekâtına yönelik çok sayıda saldırı girişiminde bulundu. Ancak bütün saldırılar misliyle karşılık buldu. 24 Ağustos 2016 tarihinde başlayan harekât, 29 Mart 2017 tarihinde sona erdiğinde Türk ordusu Cerablus’tan El Bab’a kadar inen hattı kontrol altına almıştı. DAEŞ bölgeden temizlenirken, PYD üzerinden yürütülen koridor planına ve Afrin bağlantısının önüne ilk set çekilmiş oldu.</p>
<p>Sıra Münbiç mi Afrin mi derken gelişmeler yıl sonuna doğru hedefin Hatay’ın hemen yanı başında bulunan terör üssü Afrin olduğu ortaya çıktı. Beklenen harekât 20 Ocak 2018 tarihinde Afrin’e başlatıldı.<br />
Harekâtın adı Zeytin Dalı olarak belirlenmişti. Her türlü siyah ve gri propagandaya rağmen, beklenenden kısa bir sürede Afrin şehir merkezine girildi. Terör örgütü ve onun gerek açık gerek gizli destekçileri, harekât hakkında “Türkiye’nin Vietnam’ı olur.” derlerken terör örgütü Afrin’de sadece 58 gün direnebildi.<br />
Türk ordusu, Çanakkale Zaferi’nin 103’üncü yıldönümü olan 18 Mart’ta kent merkezine girdiğinde teröristler ABD tarafından kendilerine verilen çok sayıda silah ve mühimmatı bırakarak kaçmak zorunda kaldı. Bu satırlar yazılırken (23 Mart 2018), terör örgütü unsurlarının işgalindeki son bölgelere yönelik operasyon sürüyordu.<br />
Özellikle Tel Rifat ve Minnig Hava Alanı’ndaki kıskaç daralmıştı. Uzmanların aktardığına göre bölge kısa süre sonra terörist unsurlardan tamamen temizlenmiş olacak. Zaten Afrin kent merkezine girildikten sonra, bundan sonraki harekât ile ilgili tartışmalar hızlandı.</p>
<p><strong>Washington ile Münbiç Restleşmesi</strong></p>
<p>Ankara, Zeytin Dalı Harekâtı hedeflerine tamamen ulaşınca gözünü Fırat Kalkanı Harekat bölgesinin hemen doğusunda yer alan Münbiç’teki terörist yapılanmaya dikeceğinin işaretlerini her fırsatta verdi. Cumhurbaşkanı başta olmak üzere gerek hükümet gerek güvenlik bürokrasisi gerekse Dışişleri yetkililerinin açıklamalarındaki ortak nokta, Münbiç’teki terörist örgütlenmeye artık bir dakika bile tahammül kalmadığı yönündeydi.<br />
Okyanus ötesinde ise eski Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un ziyaretinden sonra oluşan olumsuz havanın tam tersi esmeye başladı. Şubat ayında gerçekleşen ziyaret sonrasında iki taraftan yapılan açıklamalarda ABD’nin Münbiç konusunda ısrarcı olacağı, ancak çok fazla direnmeyeceği iddiaları kulislerde fısıldanıyordu.<br />
Ancak ne zaman ki ABD Başkanı Donald Trump, Tillerson’u bir tweet ile görevden alıp yerine CIA Başkanı Mike Pompeo’yu atadı bütün kartlar yeniden karılmaya başlandı. Türk ve Amerikalı yetkililer karşılıklı olarak “anlaştık-anlaşmadık” açıklamaları yaparken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Anlaştık demedik, anlayışa vardık dedik.” diyerek meseleye farklı bir boyut getirdi.<br />
Bütün bu açıklamaların ortasında duran gerçek ise ABD’nin Münbiç konusunda direniş politikasına geçmesiydi.</p>
<p>Gelişmeler Münbiç konusunun çetrefilli bir şekilde devam edeceğini gösteriyor. Türkiye’nin kararlılığı her fırsatta dile getiriliyor. Bu çerçevede ABD ile anlaşma eğilimi halen yüksek düzeyde tutuluyor. Tillerson’un ziyareti sonrası Amerikan tarafının da soğuk yaklaşmadığı Türkiye’nin teklifi, kentin teröristlerden temizlenmesi ve eski yapısına kavuşturulmasıydı.<br />
Bunu yapacak olan da Türk ve Amerikan güçleri olacaktı. Ancak ABD’deki üst düzey değişimden sonra Amerikan tarafı, “Münbiç’teyiz, çekilmiyoruz.” açıklamaları yaptı. Hatta 23 Mart’ta basına yansıyan haberlere göre kentte görev yapan Amerikalı askerler, teröristlerle beraber kentin çarşısında gezerek gövde gösterisi yapmıştı. İşte bu gelişmeler ışığında Türkiye’nin kentteki terörist unsurlara yönelik müdahale seçeneğini masada tuttuğu bilgisi paylaşıldı.<br />
İki NATO müttefiğini karşı karşıya getiren kentteki durum ile ilgili İngiltere’nin etkili yayın organlarından The Economist dergisi çarpıcı bir değerlendirme yayımladı. Bölgedeki gelişmelerin ele alındığı imzasız yazıda şu vurgular dikkat çekiciydi:</p>
<p>“PYD’lilerin Münbiç’ten Irak sınırına uzanan doğu kalelerinde 2 bin kadar Amerikan askeri var. Amerikan hava güçlerinin desteklediği YPG, DAEŞ’i yenilginin eşiğine getirdi. Şimdi Türkiye NATO müttefiki Amerika’nın yolundan çekilmesini istiyor. Böylece en az DAEŞ kadar büyük bir tehdit olarak gördüğü YPG’nin peşine düşebilecek.” The Economist kentin “ya bir çözüme ya da savaşın parlama noktasına dönüşeceğini” ileri sürdü.</p>
<p><strong>Moskova’nın Tavrı</strong></p>
<p>Burada bölgedeki diğer önemli küresel kuvvet Rusya’nın tavrının da belirleyici olacağını vurgulamak gerekiyor. Moskova yönetimi, PYD ile özellikle Afrin’de iletişimini koparmamasına ve hatta Münbiç’in DAEŞ’in elinden alındığı süreçte bu örgütle ortak hareket etmesine rağmen Washington’un bölgedeki varlığından rahatsızlık duyuyor. Türkiye’nin ABD ile Münbiç restleşmesi yaşadığı günlerde bu ülkede yaşanan bir gelişme de “Rusya PYD konusunda politika değişikliğine mi gidiyor” sorusunu gündeme getirdi. Kremlin’e bağlılığıyla bilinen Rusya Federal Haber Ajansı, yayımladığı bir makalede PKK ve Suriye uzantıları PYD/YPG için terör örgütü ifadesi kullanıldı. Rusya’nın Zeytin Dalı Harekâtına neden destek verdiğinin de değerlendirildiği analizde, PYD/YPG’nin Suriye’nin kuzeyinde normal yerel yönetimler oluşturmak yerine, Suriye halkına ait doğal kaynakları acımasızca sömürmeye çalıştığı ifade edildi. “Yerel halk üzerinde uyguladıkları baskı, terör örgütü faaliyetleriyle eşdeğer.” ifadesiyle PYD/YPG baskısı nedeniyle 1.5 milyon Suriyelinin evlerinden kaçmak zorunda bırakıldığı vurgulanan makalede “Ama bu tür oluşumların sonu her zaman hüsran olmuştur.” ifadelerinin kullanılması dikkat çekti.<br />
Makalede, PYD/YPG için “Tıpkı 17. yüzyılda İngiliz ve Fransızların Amerika’yı İspanyollardan almak için Karayip Denizi’nde Tartuga korsanlarını icat ettikleri gibi” denilerek korsan benzetmesi yapılması da dikkat çeken noktalardan biriydi. Rus yetkililerin Zeytin Dalı Harekâtı sürerken, ABD’nin bölgedeki Kürt politikasını çok sert eleştiren açıklamaları da hatırlanınca, Türkiye’nin son 2 yılda uyguladığı doğru diplomasi ile Moskova’yı yanına çekebileceği değerlendirmeleri yapılıyor.<br />
Ancak Rusya ile işbirliği için İdlib meselesinin kilit rolü olduğunu da unutmamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Rusya ile İletişimde Kilit Nokta: İdlib</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 23 Mart’ta partisinin Bağcılar İlçe Kongresi’nde yaptığı konuşmada “Afrin’de iş bitmeyecek. Afrin’in devamı var. İdlib var, Münbiç var, Fırat Kalkanı Harekâtı bölgesiyle bunun bütünleşmesi var.” sözleri Türkiye’nin sadece Münbiç’i değil İdlib’i de gündemine aldığının işareti niteliğinde. Kazakistan’ın başkenti Astana’da garantör ülkeler Türkiye, Rusya ve İran arasında sağlanan anlaşma çerçevesinde TSK, 12 Ekim 2017’de İdlib’te gerginliği azaltma bölgesindeki ateşkes rejiminin takibi için gözlem noktaları oluşturmak üzere intikal sürecini başlatmıştı. Bu gözlem noktalarından yedincisi 17 Mart’ta kuruldu. Geriye kalan 5 gözlem noktası da kurulunca 12 gözlem noktası tamamlanmış olacak. Ancak sonrasında ne olacağını kestirmek kolay görünmüyor. Rusya ve rejimin çok önem verdiği bölge ile ilgili Türkiye de kendi çözümünü ortaya koyuyor. El Nusra terör örgütünün devamı olan Heyet Tahrir Şam’ın güçlü olduğu İdlib’te Şubat ve Mart ayında yaşanan çatışmalar yeni bir denklemi gündeme getirdi.<br />
Çatışmanın tarafları HTŞ ve Ahrar uş Şam ile Nureddin Zengi Hareketi’nin ortak hareketi sonucu kurulan Cephe Tahrir Suriye (CTS). Suriye Gündemi isimli internet sitesinin aktardığına göre, bu çatışmalar sonucunda bölgedeki güç dengesi ve kontrol alanları yeniden şekillendi. Bölgede ayrıca çok sayıda bağımsız grup ve ÖSO unsurları ile sivil halk da bulunuyor. Rusya destekli rejim güçleri, İdlib’in büyük kısmını çevrelemiş durumda. Türkiye de Hatay sınırının yanı sıra Afrin bölgesinin kontrolünü sağlayarak bölgeye komşu oldu. Adeta PYD terör örgütünün işgal ettiği bölgeler hariç Suriye iç savaşının son evresi olarak tanımlanan İdlib’te Suriye rejimi ile Türkiye’nin hedeflerinin farklı olduğu kamuoyuna yansıyor. Türkiye, Şam yönetiminin kentte hâkim olmasını istemiyor. Ankara’nın bölge ile ilgili politikalarını şu şekilde sıralamak mümkün:</p>
<p>&#8211; İdlib’te ÖSO unsurları güçlendirilerek kentte hâkimiyet kurulabilir ve terör örgütlerinin etkisi kırılabilir. Bunda ÖSO’nun TSK komutasında Cerablus, El Bab ve Afrin’de gösterdiği başarı önemli bir kazanım olarak gözüküyor.</p>
<p>&#8211; Rejimin olası saldırısı sonucu oluşabilecek şiddetli çatışma ortamı da rejimin hâkimiyeti de Türkiye’ye yönelik büyük bir göç dalgası başlatabilir. Bir kısmı Afrin’de tutulabilecek mültecilerin büyük çoğunluğunun Türkiye’ye kaçabileceği gerçeği de Ankara’yı endişelendiriyor.</p>
<p>Ankara ayrıca İdlib’in kontrol altına alınması durumunda ABD/İsrail koridoru olarak nitelendirdiğimiz Akdeniz’e açılacak Kürt koridoru planının da tamamen çöpe atılacağını hesaplıyor. Rusya’nın tavrı ise kentteki teröristlerin temizlenmesi yönünde. İdlib’teki sorunun çözümünde Türkiye ile Rusya arasındaki diyaloğun etkili olacağı yorumları ağırlık kazanmış durumda.</p>
<p><strong>ABD, DAEŞ’i İdlib’e Sızdırdı</strong></p>
<p>Ancak son dönemlerde sızan önemli bir bilgi de ABD’nin bölgede sinsi bir hamle yaptığı yönünde. Basına sızdırılan istihbarat raporları ile açık kaynaklardan DAEŞ’li teröristlerin bir kısmının Kuzey Suriye’de Amerika tarafından oluşturulan PKK/YPG eğitim kamplarında yeni görevlerine yönelik hazırlandığı belirtilirken, istihbarat kaynakları bu teröristlerin bir kısmının henüz PYD işgali altındayken Afrin üzerinden İdlib bölgesine sızdırıldığı bilgilerini paylaştı. Bu hamle ile ABD’nin Suriye’de kalma gerekçelerinin başında yer alan DAEŞ, yeniden sahneye sürülmüş olacak. Kaynaklar, ABD’nin amacının bölgede kaotik ortamın devam etmesine yönelik bir politika izlediği konusunda hem fikir.</p>
<p><strong>Irak’ın Gündeme Girişi</strong></p>
<p>Kamuoyu bu çerçevede İdlib ve Münbiç’e yoğunlaşmaya başlarken, sorulan soru Fırat’ın doğusuna sıranın ne zaman geleceği yönündeydi. Hatta Zeytin Dalı Harekâtı’nın ilk günlerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Münbiç’i de teröristlerden arındıracağız. Münbiç’in sahibi bu teröristler değildir. Ardından Irak sınırına kadar tüm terör unsurlarını temizleyeceğiz.” diyerek Suriye’de uzun soluklu bir mücadelenin işaretini vermişti.<br />
Türkiye sadece Münbiç değil, PYD’nin işgalindeki tüm Kuzey Suriye için mücadele kararlılığını gösteriyordu. Tam bugünlerde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun yaptığı bir açıklama gözleri Suriye’nin yanı sıra Irak’a çevirdi. Bakan Çavuşoğlu, PKK’ya yönelik Irak hükümeti ile ortak bir sınır ötesi operasyon düzenleneceğini söyledi. Çavuşoğlu, tarih olarak da Irak’ta 12 Mayıs’ta gerçekleşecek seçimlerin sonrasını işaret etti. Bu durum bir anda Irak’taki terör kamplarını ve özellikle de Sincar ve Kandil bölgesini akıllara getirdi. Çünkü Türkiye zaten sınırın hemen öte tarafındaki Sinath-Haftanin, Gara, Metina, Avaşin-Basyan, Zap ve Hakurk gibi kamplara, çoğunluğu havadan olmak üzere çeşitli askeri harekâtlar düzenliyordu. Kandil bölgesi ise sık sık hava harekâtıyla ateş altına alınıyordu.</p>
<p><strong>PKK’nın Çekilme Oyunu mu?</strong></p>
<p>Benzer bir hava harekâtı geçen yılın Mayıs ayında Suriye’nin kuzeydoğusundaki Karaçok bölgesiyle beraber Irak’ın Suriye sınırındaki Sincar bölgesine de yapılmıştı. Her ne kadar sonradan Bağdat’tan “ortak operasyon yok” çıkışları gelse de en üst terör yapılanması olan KCK’dan 23 Mart’ta yapılan “Sincar’dan çekiliyoruz” açıklaması örgütün bu ülkede de kıskaca alındığının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Zaten bu açıklamadan 9 gün önce Habertürk’ten Çetiner Çetin “Bağdat’tan bir heyetin Sincar’a gideceği ve örgütün bölgeden çekilmesine dair uyarıyı bir kez daha yapacağı” yönünde duyumunu aktarmıştı.<br />
Gelişmelerin seyri bu şekilde mi oldu bilinmez ama terör örgütünün Sincar’dan çekildiğini açıklaması dikkat çekici.</p>
<p>Ancak burada birkaç soru işareti de yok değil. Örneğin kentte sadece terör örgütü unsurları bulunmuyor. İran Devrim Muhafızlarının Kudüs Gücü tarafından kurulan ve Bağdat yönetimi tarafından Kudüs Gücü’nün komutanı Kasım Süleymani’nin resmi müsteşarı olduğu Haşdi Şabi’ye bağlı unsurlar da kentin bazı bölgelerini kontrol altında tutuyor. KCK’nın çekilme açıklaması yaptığı gün, Haşdi Şabi’nin Sincar’daki komutanlarından da olan Sinune Nahye Müdürü Hudeda Coke’nin yaptığı açıklamalar da önemli. Barzani yönetiminin yayın organı Rudaw’a konuşan Coke, PKK unsurlarının kentten ayrıldığını doğruladı. Ancak Coke’nin açıklamasında önemli bir ayrıntı dikkat çekti. Bu ayrıntıya göre, PKK’lılar çekildikleri bölgeleri Ezidhan Asayişi adlı bir grupla, örgütün Şengal Direniş Birlikleri (Yekîneyên Berxwedana Şingal-YBŞ) adını verdiği terörist unsurlara teslim etmiş. Bilindiği üzere YBŞ, PKK terör örgütünün bölgede Ezidi kökenli Iraklılardan kurduğu ve kendisine bağlı bir yapılanma. Bu durumda terör örgütünün çekildiği iddiası havada kalıyor. Yani PKK Sincar’da varlığını korumaya devam ediyor. Kaynaklar, PKK’nın bölgeden çekilmediğini, farklı isimler üzerinden Sincar’da varlığını sürdürdüğünü aktardı. En son gelişme Irak ordusunun Sincar’ın bazı bölgelerine yerleştiği yönündeki bilgiydi. Ancak Türkiye her ne olursa olsun PKK’nın isim oyunuyla bölgede varlığını sürdürmesine karşı çıkıyor ve bölgeye yönelik müdahale kararlılığının devam ettiği bütün yetkililerce dile getiriliyor.</p>
<p><strong>Kandil ve Sincar’ın Tasfiyesine Sürpriz Destek İddiası</strong></p>
<p>Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden en üst düzeyde “Sincar’daki teröristleri Irak temizleyemezse biz temizleriz.” kararlılığına rağmen bölgedeki gelişmeler bazı güçlerin bölgede Türkiye’yi istemediği sonucuna varmamıza neden oluyor. Özellikle Haşdi Şabi üzerinden İran’ın bölgede nüfuzunu sürdürmesi, iki ülke arasında Irak merkezi yönetimi üzerinden bir gerilimi beraberinde getirebilir. Fırat’ın doğusu ve Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetim üzerinden bölgedeki varlığını koruma konusunda kararlı olan ABD’nin şu aşamada Sincar ve Kandil bölgesinin tasfiyesine destek vereceği yönünde bazı değerlendirmeler var. Amerika’nın bölgede uyguladığı politikalardan ekonomik ve siyasi anlamda stratejik kayıplarla yüz yüze gelecek olan Türkiye, önce Fırat Kalkanı, sonrasında Zeytin Dalı Harekâtı ile Amerika’nın Suriye üzerindeki Balkanlaştırma politikasına ve Kürt koridoru oluşturma çabasına darbe vurdu ve ABD stratejisine zarar verdi. ABD’nin kısa bir sürede bu durumu tekrar yoluna koyabilmesi mümkün gözükmüyor. Bu nedenle ABD’nin kaos stratejisini uygulamaya koyarak mücadelesini uzun vadeye yayacağı, bu suretle bölgede yer alan diğer devletleri ekonomik sıkıntıya sokarak bölgeyi terk etmeye veya Amerika’nın dayatacağı anlaşmaya rıza göstermeye zorlayacağı düşüncesi öne çıkıyor.</p>
<p><strong>ABD Planı: Türkiye’yi Yanına Çek, Rusya ile Ger, Bölgeye Kaos Getir</strong></p>
<p>ABD’nin bu çerçevede bir yandan bölgedeki en önemli bölgesel aktör konumunda bulunan müttefiki Türkiye’yi yeniden kazanmaya, Rusya ile kurduğu iletişimden uzaklaştırmaya yönelik girişimlerde bulunacağı, bunun için başta Münbiç ve Irak kartını oynayacağı belirtiliyor. Hatta daha ileri giderek ABD’nin Sincar ve Kandil’den vazgeçeceği, dolayısıyla PKK’nın tamamen silineceği ve böylelikle terörle işbirliği yapan Amerika imajından kurtulmaya çalışacağı yönünde ciddi analizler var. Burada dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi Rusya ve bölgesel iletişime yönelik hamleleri. İran’ın özellikle ülkemize yönelik olumsuz bir tutum takınması ve PKK’yı bitirme amacındaki Türkiye’yi sıkıntıya sokacak hamleleri, Astana sürecine olumsuz yansıyor. Bu gelişmelerin, Rusya ile kurulan sağlıklı iletişimi yıkmasa bile gerebileceği kaygısı da var. ABD’nin böylece bir taşla birden fazla kuş vurabileceğine dikkat çekiliyor. Ancak Washington’daki yeni danışman ve Dışişleri ekibinin bu politikayı mı yoksa yeni bir taktiği mi devreye sokacağını kestirmek şu aşamada kolay görünmüyor.</p>
<p><strong>Irak’a Operasyonlar Başladı</strong></p>
<p>Zeytin Dalı Harekâtı ve aktardığımız hareketliliğin gölgesinde kalan önemli bir gelişme de TSK’nın Irak’ın Türkiye sınırına yakın bölgelerindeki terör kamplarına düzenlediği operasyonlar oldu. Hakkari Yüksekova 3. Piyade Tümenine bağlı birlikler, 11 Mart’tan itibaren sınır ötesinde Hakurk/Kani Rash bölgesinde yoğunlaşan bir sınır ötesi harekât başlattı. Bu harekâta 22 Mart’ta hava kuvvetleri de destek verdi. 23 Mart’ta açıklanan bilgilere göre bu harekâtta toplam 50 terörist etkisiz hale getirildi.</p>
<p><strong>ABD İncirlik’ten Çekiliyor İddiası</strong></p>
<p>Türkiye ABD ile Suriye politikalarında restleşirken, İsrail istihbaratı MOSSAD’ın kontrolünde olduğu bilinen Debkafile internet sitesinde çarpıcı bir iddia gündeme getirildi. Debkafile, ABD’nin Katar ve Türkiye’deki hava üslerini boşaltma kararı aldığını ve çekilme sürecinin düğmesine bastığını ileri sürdü. Sitenin askeri kaynaklara dayandırdığı haberinde, İncirlik’in Yunanistan’a taşınabileceği iddia edildi. Debkafile’a konuşan kaynaklar, İncirlik’ten çekilme iddiasının ‘tekrar tekrar yalanlanmasına rağmen doğru olduğunu’ öne sürdü. Askeri kaynakların iddiasına göre, İncirlik’teki Amerikan uçakları ve teçhizatı şimdiden Doğu Avrupa’ya taşınmaya başlandı. Siteye göre, Pentagon’un İncirlik’in yerine düşündüğü yerler arasında Yunanistan’ın güney batısındaki Andravida bulunuyor.</p>
<p>Haberde Katar ve Türkiye üslerine ilişkin iddia konusunda, “Bu iki adım birbiriyle bağlantılı. Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Suudi yöneticilerle bir kavgaya sıkışan Katar Emiri’nin ateşli bir destekçisi oldu. Türkiye kısa süre önce Katar’da büyük bir askeri üs kurdu. Suudi veliaht prens ile müttefiki olan Birleşik Arap Emirlikleri Şeyhi Zayed Bin Sultan El Nahyan yakın arkadaşlar ve Trump’ın Körfez’deki önde gelen müttefikleri. Bu iki Körfez yöneticisi, Türkiye cumhuriyetini ve Katar Emiri’ni ezeli düşman olarak görüyor.” ifadeleri kullanıldı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/afrinden-kandile-guvenli-hat-hamlesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
