<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kadın &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/kadin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 28 Apr 2023 14:05:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>kadın &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kullandığımız Dil Zihin Kodlarımızı Ele Verir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kullandigimiz-dil-zihin-kodlarimizi-ele-verir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kullandigimiz-dil-zihin-kodlarimizi-ele-verir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Apr 2023 14:05:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18755</guid>

					<description><![CDATA[Görünürde aşağıdaki tweette problem yok gibidir. Kadınların camiye gidebileceğini söylüyor. Peki mesele bu kadar basit mi? Değil. Madde madde gidelim: 1. Hz. Peygamber dönemi diyerek istismarda bulunmamak lazım. Hz. Peygamber dönemi bir bütündür. Hz. Peygamber döneminde hiçbir kadın bürokratik görev almamış. Yönetimde bulunmamış. Hakim ve savcılık yapmamış. Peki Kadem mensupları Hz. Peygamber dönemi diyerek bunları savunabilir mi? 2. Evet, Hz. Peygamber döneminde kadınlar vakit namazlarına cuma ve bayramlara katılabiliyordu. Peki bunu neden &#8220;özgürlük&#8221; kılıfıyla verme gereği hissediyoruz? Onlar camiye özgürlük olsun diye mi gidiyorlardı yoksa dinlerini öğrenmek için mi? Kadem mensupları camiye sırf özgür hissetmek için mi gidecekler yoksa hakikaten ibadet şuuruyla ve dinlerini öğrenmek için mi?&#160; Hakikaten dinlerini öğrenmek gibi bir dertleri var mı? Var da bunu öğrenmenin tek yolu camiler mi? 3. Kadınların camiye gitmemelerinin sebebi, Kur&#8217;an&#8217;dan ve sünnetten kopuş mudur? Yoksa toplumsal, bireysel şartlar mıdır? Kur&#8217;an&#8217;da zaten bu konu ile ilgili en ufak bir ima yoktur. Dolayısıyla Kur&#8217;an&#8217;dan kopuş demek retorikten öteye geçmez. Peki sünnetten kopuş mudur? Buna kopuş diyebilmek için Resulullah&#8217;ın bunu kadınlara farz, hadi onu geçelim, kuvvetli bir sünnet kılması gerekir. Ki, kadınlar buna riayet etmediklerinde kopuştan bahsedebilelim. Peki var mı böyle bir şey? Oysa tam aksi var. 4. Kadınların Hz. Peygamber döneminde camiye gitmeleri, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Görünürde aşağıdaki tweette problem yok gibidir. Kadınların camiye gidebileceğini söylüyor. Peki mesele bu kadar basit mi? Değil. Madde madde gidelim:</p>



<p>1. Hz. Peygamber dönemi diyerek istismarda bulunmamak lazım. Hz. Peygamber dönemi bir bütündür. Hz. Peygamber döneminde hiçbir kadın bürokratik görev almamış. Yönetimde bulunmamış. Hakim ve savcılık yapmamış. Peki Kadem mensupları Hz. Peygamber dönemi diyerek bunları savunabilir mi?</p>



<p>2. Evet, Hz. Peygamber döneminde kadınlar vakit namazlarına cuma ve bayramlara katılabiliyordu. Peki bunu neden &#8220;özgürlük&#8221; kılıfıyla verme gereği hissediyoruz? Onlar camiye özgürlük olsun diye mi gidiyorlardı yoksa dinlerini öğrenmek için mi? Kadem mensupları camiye sırf özgür hissetmek için mi gidecekler yoksa hakikaten ibadet şuuruyla ve dinlerini öğrenmek için mi?&nbsp; Hakikaten dinlerini öğrenmek gibi bir dertleri var mı? Var da bunu öğrenmenin tek yolu camiler mi?</p>



<p>3. Kadınların camiye gitmemelerinin sebebi, Kur&#8217;an&#8217;dan ve sünnetten kopuş mudur? Yoksa toplumsal, bireysel şartlar mıdır? Kur&#8217;an&#8217;da zaten bu konu ile ilgili en ufak bir ima yoktur. Dolayısıyla Kur&#8217;an&#8217;dan kopuş demek retorikten öteye geçmez. Peki sünnetten kopuş mudur? Buna kopuş diyebilmek için Resulullah&#8217;ın bunu kadınlara farz, hadi onu geçelim, kuvvetli bir sünnet kılması gerekir. Ki, kadınlar buna riayet etmediklerinde kopuştan bahsedebilelim. Peki var mı böyle bir şey? Oysa tam aksi var.</p>



<p>4. Kadınların Hz. Peygamber döneminde camiye gitmeleri, sürekli 5 vakti ve cumayı cemaatle kıldıklarını göstermez. Cemaate katılmak onlara tanınan bir izindir. Onların camiye gitmelerine yönelik bir teşvik bulunmamaktadır. Aksine evde kılmalarına yönelik teşvik vardır. Kadem mensupları bu teşviği de dikkate alacaklar mıdır?</p>



<p>5. Hz. Peygamber döneminde kadınlar, erkeklerin ve çocukların arkasında namaz kılıyorlardı. Kadem mensupları bu sünneti de kabul edebilecekler midir?</p>



<p>Bütün bu eleştirilere rağmen elbette kadınlar için de camilerde rahat ibadet edebilecekleri mekanların hazırlanabileceğini söylemek bizim için bir sorumluluktur. Bunu talep etmek başka bir şey, sanki Müslümanlar kadınlara baskı yapıyorlarmış gibi bunu özgürlük kılıfıyla sunmak bambaşka bir şeydir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kullandigimiz-dil-zihin-kodlarimizi-ele-verir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyasî Haklar ve Türk Kadını</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/siyasi-haklar-ve-turk-kadini/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/siyasi-haklar-ve-turk-kadini/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Haldun Sönmezer]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Dec 2022 12:50:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18588</guid>

					<description><![CDATA[İngiliz filozof ve siyaset adamı John Stuart Mill 1866 yılında parlamentoya sunduğu bir yasa tasarısı ile kadınlara da seçimlerde oy kullanma hakkı verilmesini teklif eder. Mill’in bu teklifi reddedilir. Tasarıya şiddetle muhâlif olanlar arasında İngiltere Kraliçesi Viktorya da vardır. O bile parlamentodaki erkek vekiller gibi düşünmekte ve hemcinslerine yönelik en ufak bir hak tanıma arzusu taşımamaktadır.  VIII. Henry’nin öldüğü yıl olan 1547’de İngiltere’de kadınların İncil’e el sürme yasağı kaldırılır. Hristiyanlığın zuhûrundan on beş asır ve İngiliz tarihindeki ilk demokratik belge sayılan Magna Carta’nın (1215) ilânından ancak üç yüz otuz iki yıl sonra İngiliz kadını kendi kitâb-ı mukaddesine dokunabilme hakkını elde eder. Bu gerçek göz önüne alındığında, Mill’in teklifine âdeta koro hâlinde karşı çıkılmasını yadırgamamak gerekiyor. Kadın hakları söz konusu olduğunda demokrasinin beşiği olan İngiltere’de bile durum bu merkezdedir. Varın, diğer Avrupa ülkelerini siz düşünün.  Ülkemizde zaman zaman kadınların siyasî haklarını yeterince kullanamadıkları, parlamentoda yeterli sayıda kadın milletvekili olmadığı ve Türk kadınının diğer sahalarda olduğu gibi bu sahada da geri olduğu ifade edilmiştir. Konu mukayeseli bir bakış açısıyla ele alındığında gerçekte bu kanâatin pek de doğru olmadığı görülecektir. Öncelikle kadınların sadece Türk toplumunda değil, her toplumda öne çıkıp varlık gösterebilmeleri, özellikle de politikada yer edinebilmeleri, eğitim seviyelerinin yükselmesiyle beraber iktisâdî açıdan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İngiliz filozof ve siyaset adamı John Stuart Mill 1866 yılında parlamentoya sunduğu bir yasa tasarısı ile kadınlara da seçimlerde oy kullanma hakkı verilmesini teklif eder. Mill’in bu teklifi reddedilir. Tasarıya şiddetle muhâlif olanlar arasında İngiltere Kraliçesi Viktorya da vardır. O bile parlamentodaki erkek vekiller gibi düşünmekte ve hemcinslerine yönelik en ufak bir hak tanıma arzusu taşımamaktadır. </p>



<p>VIII. Henry’nin öldüğü yıl olan 1547’de İngiltere’de kadınların İncil’e el sürme yasağı kaldırılır. Hristiyanlığın zuhûrundan on beş asır ve İngiliz tarihindeki ilk demokratik belge sayılan Magna Carta’nın (1215) ilânından ancak üç yüz otuz iki yıl sonra İngiliz kadını kendi kitâb-ı mukaddesine dokunabilme hakkını elde eder. Bu gerçek göz önüne alındığında, Mill’in teklifine âdeta koro hâlinde karşı çıkılmasını yadırgamamak gerekiyor. Kadın hakları söz konusu olduğunda demokrasinin beşiği olan İngiltere’de bile durum bu merkezdedir. Varın, diğer Avrupa ülkelerini siz düşünün. </p>



<p>Ülkemizde zaman zaman kadınların siyasî haklarını yeterince kullanamadıkları, parlamentoda yeterli sayıda kadın milletvekili olmadığı ve Türk kadınının diğer sahalarda olduğu gibi bu sahada da geri olduğu ifade edilmiştir. Konu mukayeseli bir bakış açısıyla ele alındığında gerçekte bu kanâatin pek de doğru olmadığı görülecektir. Öncelikle kadınların sadece Türk toplumunda değil, her toplumda öne çıkıp varlık gösterebilmeleri, özellikle de politikada yer edinebilmeleri, eğitim seviyelerinin yükselmesiyle beraber iktisâdî açıdan da güçlenmelerine bağlı bir durumdur. İçtimâî ve iktisâdî şartlar rayına oturduğunda, siyasî hakların kullanılması da kolaylaşmaktadır. Ayrıca aynı durum erkekler için de geçerlidir. Ama birilerinin iddia ettiği gibi bu toplumda eskiden beri sistemli bir kadın düşmanlığı yapıldığı ve kadınların hâkim zihniyet tarafından kasıtlı olarak bir köşeye itilerek geri bırakıldıkları iddiası sadece mesnetsiz bir önyargıdan ibârettir. Bu toplumda tarihin hiçbir döneminde Batı’nın tarihindekine benzer şekilde sistemli bir kadın ayrımcılığı olmadığı gibi, Türk kadını siyasî haklarına kavuşma bahsinde de Batılı hemcinslerinden geri değildir. Hattâ bu konuda birçok Batılı ülkenin önünde olduğu da açıktır.</p>



<p>Batı’da kadın, diğer bahislerde olduğu gibi siyasî haklarını elde etme hususunda da çok uzun süren bir mücadele sürecinden geçmiştir. XIX. yüzyılın ikinci yarısında John Stuart Mill’in girişimiyle başlayan oy hakkı mücadelesine feministler sahip çıkmış, bu mücadele ancak yarım asır sonra semeresini vermiş, I. Dünya Savaşı’nın bittiği yıl olan 1918’de İngiltere’de yalnızca evli, mülk sahibi ve de otuz yaşın üzerinde olan üniversite mezunu kadınlara bu hak tanınmıştır. Aristokrat İngiliz kafası daha ilk etapta kadının oy verme hakkını birtakım esaslara, özellikle de mülkiyet ve yüksek eğitim gibi statü belirleyicisi olan iki temel şarta bağlamıştı. Gerçi Avrupa’da kadınlara oy verme hakkı tanıyan ilk ülke İngiltere de değildi. Yüzyılın başından itibaren Finlandiya, Norveç gibi bazı ülkeler bu hakkı daha erken tarihlerde kadınlarına tanımıştı. 1928’de ise İngiltere’de bu hak yirmi bir yaşını idrâk eden kadın-erkek herkese tanınmıştır. Dikkate değer olan tarafsa, bu süreçte boykotların, hapislerin, açlık grevlerinin ve zaman zaman da şiddetin egemen olduğu dönemlerin yaşanmış olmasıdır. Batılı kadın demokrasinin kıblesi olan İngiltere’de bile ancak böylesine zorlu bir süreçten geçerek en temel siyasî haklarına kavuşabilmiştir. Bizde bir avuç entelle sonradan görme züppenin dışında hiç kimsenin iltifat göstermediği feminizmin Batı’da neden bu kadar büyük bir gelişme potansiyeline sahip olduğu İngiltere tarihinde yaşanan şu gelişmelerden anlaşılabilir.</p>



<p>5 Aralık 1934 tarihli anayasa değişikliğiyle Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. Birçok Avrupa ülkesinde ise kadınların siyasî haklarına kavuşmaları bu tarihten sonradır. Fransa ve Belçika’da 1944’te yapılan yasa değişiklikleriyle kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Siyasî hakları uğruna örgütlü mücadeleyi XIX. yüzyılda başlatan ve Fransız Devrimi’nden itibaren de siyasî hayatın içinde olan Fransız kadınları bile oldukça geç bir tarihte, ancak II. Dünya Savaşı’nın yarattığı olağanüstü koşullarda bu hakkı elde edebilmişlerdir. Alman ve İtalyan kadınları ise I. Dünya Savaşı’ndan sonra siyasî haklarına kavuşmalarına rağmen bu haklara uzun süre sahip olamamışlardır. Faşizm ve Nazizm’in hortlamasıyla beraber bu hakların bir kısmı diktatörler tarafından geri alınmış, o yüzden de bu ülkeler kesin olarak ancak II. Dünya Savaşı’ndan sonra kadınlarına siyasî haklarını verebilmişlerdir. Aynı durum Portekizli kadınların da başına gelmiş, cumhuriyet idâresinde kazandıkları haklarını Salazar’ın diktatörlüğü devrinde kaybetmişlerdir. Portekizli kadınlar bu hakkı bir daha ancak aradan yarım asır geçtikten sonra 1976’da elde edebilmişlerdir. Sahip olduğu özellikleriyle çağdaşlığın simgesi olarak lanse edilen İsviçre dahi bu konuda çok geç kalmış, ancak 7 Şubat 1971’de çıkartılan bir yasayla İsviçreli kadınlar seçme ve seçilme hakkına kavuşmuşlardır. Hattâ bazı kantonlarda bu hakkın yasalaşması 1990’ı bulmuştur. Medeni kanunu aldığımız İsviçre bile bizden ancak otuz yedi yıl sonra kadınlarına bu hakkı tanımıştır. Avrupa medeniyetinin köklerini kendisinde aradığı komşumuz olan Yunanistan’da ise bu hak kadınlara bizden on sekiz yıl sonra 1952 senesinde tanınmıştır.</p>



<p>Avrupa tarihinde saltanat verâseti yoluyla tahta oturan hanedan mensubu kadın hükümdar ve yöneticileri bir tarafa bırakacak olursak 1979 senesine kadar Avrupa’nın ve hattâ bilumum bütün Batı dünyasının başına birinci dereceden görev yapan bir kadın yönetici gelmemiştir diyebiliriz. Sadece İngiltere’nin değil, bütün Avrupa’nın ilk kadın başbakanı olan Margaret Thatcher bu konuda bir ilke imza atmıştır. Ondan tam on iki yıl sonra ise Fransa ilk kez bir kadın başbakanla tanışmış, Edith Cresson 1991’de göreve başlamıştır. Avrupa tarihinde modernleşmenin öncüsü olan bu iki toplum, modern toplum ve ulus devlet vasfını kazandıktan hayli zaman sonra ancak bir kadın yöneticiye sahip olabilmiştir. 1789’dan 1871’e kadar kesin kararını verememiş bir üslûp içinde cumhuriyet idâresini denemiş, o tarihten itibarense artık kesin kararını vermiş olarak bu tarzı idâreyi benimsemiş olan Fransa devleti kat’î olarak cumhuriyet idâresine geçtikten tam yüz yirmi yıl sonra bir kadın başbakana hükûmeti teslim etmiştir.                 </p>



<p>Almanya’nın ilk kadın başbakanıysa 2005’te koltuğuna oturan Angela Merkel’dir. 1871’de Bismarck öncülüğünde birliğini tamamlayarak ulus-devletini kuran Almanya, bir kadın başbakana ancak bu tarihten tam yüz otuz dört yıl sonra sahip olabilmiştir. Modern ulus-devletini 1923’te kuran Tük toplumu ise cumhuriyetin yetmişinci yılında bir kadını bu göreve getirmiştir. Fransız İhtilali’nden sonra cumhuriyeti tanıyan fakat kesintisiz olarak 1871’den itibaren cumhuriyetle idâre olunan Fransa bile ilk defa 1991’de bir kadın başbakanla tanışmıştır. Edith Cresson’un Fransa&#8217;nın ilk kadın başbakanı olarak göreve başlamasından yalnızca iki yıl sonra Türkiye’de Tansu Çiller başbakan olmuştur. Ve bir kadının Türkiye’de başbakan olmasından on iki yıl sonra Almanya’nın ilk kadın başbakanı olan Merkel o koltuğa oturmuştur.</p>



<p>Batı demokrasisinin lideri olan ABD ise bugüne kadar bir kadın başkana sahip olamamıştır. 1920 senesinde gerçekleşen anayasa değişikliğiyle ABD’li kadınlar siyasî haklarına kavuşmalarına ve o tarihten bugüne değin de aradan bir asrı aşan bir zaman geçmiş olmasına rağmen Amerikalılar hâlâ bir kadın başkan seçememiştir. 2008’deki başkanlık seçimleri öncesinde Demokrat Parti’nin iki başkan adayından birisi zenci bir erkek, diğeri ise beyaz bir kadındır. Sosyal bünye yedi başlı ejderha misâli her an başını kaldırmaya hazır ırkçılık mikrobuyla mâlûl bulunmasına rağmen delegelerin çoğunluğu bir kadının değil de bir zencinin başkan adayı olmasından yana tercihte bulunmuştur. Kısacası Yeni Dünyanın en eski ve devamlı demokrasisi olan Amerikan devlet ve toplumu dahi bugüne kadar bir kadın başkan seçme husûsunda fazla istekli davranmamıştır.</p>



<p>Türk kadınının parlamentodaki temsil nispeti de her zaman tartışma konusu olmuş ve kadınların bu çatı altında kemiyet açısından da ciddî bir ağırlığa sahip olmaları gerektiği ifade olunmuştur. Bazen konuyla ilgili değerlendirme yapılırken düz mantıkla hareket edilerek nüfusun yarısının kadın olduğu, o itibarla meclisin yarısının da kadınlardan oluşması gerektiği savunulmuştur. Son derece sağlıksız, sığ ve feminen bir bakış açısının eseri olan bu yaklaşım tarzını eleştirmemizin sebebi, asla maskülen bir bakış açısına sahip olmamız değildir. Kadınların erkeklerle gelir seviyesi ve eğitim düzeyi bakımından eşit hâle gelmesi durumunda meclis aritmetiğinin kadınlar lehine değişip böyle bir neticenin doğması zaten kaçınılmazdır. Ayrıca olmalıdır da…</p>



<p>Kadını iktisâdî ve sosyal açılardan güçlendirmeden mecliste yüksek bir nispetle temsil edilmesini sağlamaya dönük girişimler, realiteyle bağdaşmayan sunî neticeler doğuracaktır. Nitekim geçmişte bunun örnekleri de görülmüştür. Kadınlara siyasî haklarının verilmesinden sonra yapılan ilk genel seçimde meclise on sekiz kadın milletvekili girmiş olup daha sonraki seçimlerde altmış yıl boyunca bu sayıya bir daha ulaşılamamıştır. Bunun sebebi, 1935 seçimleri sonucunda oluşan meclisin, tek parti döneminin şartları gereği devlet başkanının hazırladığı listenin seçmen tarafından onaylanmasından ibâret olmasıdır. O dönemde devlet başkanının takdir ettiği sayıda kadın, milletvekili sıfatıyla mecliste yer almıştır. Daha sonraki yıllarda, bilhassa da demokrasiye geçildikten sonra ekonomik ve sosyal gerçeklerle bağdaşmayan bu durum bir daha tekrarlanamamıştır. 1999’dan sonra yapılan her seçim ise meclisteki kadın milletvekili sayısının artışıyla sonuçlanmıştır. Daha önceki dönemde on üç olan kadın parlamenter sayısı 1999 seçimlerinde yirmi üçe çıkmış, 2002 seçimlerinde bu sayı sadece bir artarak yirmi dört olmuş, 2007 seçimlerinde ise %100 bir artışla kırk sekize ulaşmıştır. 2011 genel seçimlerinde de kadınların toplum hayatında artan ağırlıklarına paralel olarak meclise giren kadın parlamenter sayısı %60 oranında artarak yetmiş sekizi bulmuştur. 2007 ve 2011 seçimleri kadınların meclis aritmetiği içindeki ağırlıklarının arttığı yıllar olup özellikle de 2007 seçimlerinde Cumhuriyet tarihinin rekoru kırılarak kadın milletvekili sayısı bir önceki yasama yılına göre tam iki katına çıkmıştır. İşin dikkate değer olan diğer bir yönü ise kadınların parlamento içindeki ağırlığının artmasıyla Türkiye’de orta tabakanın iktisâdî ve sosyal açıdan güçlenmesinin aynı zaman diliminde gerçekleşmiş olmasıdır. Bence konu bu açıdan da incelenmeye değerdir.  </p>



<p>Tarihe baktığımızda, Batılı kadının siyasî haklara sahip olma ve onları kullanma husûsunda bizden hiç de önde olmadığı görülmektedir. Hattâ bu konuda Türk kadını birçok Batılı ülke kadınının oldukça önündedir. Batılı kadının belki de Türk kadınından üstün olduğu tek husûs, uzun bir siyasî mücadele geçmişine sahip bulunmasıdır. Zîrâ Türk kadını bugün sahip olduğu siyasî haklarını Batılı hemcinsleri gibi uzun soluklu bir mücadelenin içinden geçerek kazanmamıştır. Ona bu haklar hediye edilmiştir.</p>



<p>Batı’nın tarihinde zorlu mücadeleler neticesinde erişilen olumlu sonuçlara, bizim tarihimizde sadece bir tek gün içinde gerçekleşen hukukî düzenlemelerle ulaşılmıştır. 1856 senesinde nasıl Ahmet Cevdet Paşa’nın bir lâyihasıyla kölelik kaldırılmış ve toplumdan buna yönelik ciddî bir itiraz yükselmemişse, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildiğinde de toplumdan buna “hayır” diyen bir muhâlif ses çıkmamıştır. Irk ve cins ayrımcılığı gibi bir yığın sosyal defosu olan Batı toplumlarının bu husûsiyeti geçmişten gelen sınıflı toplum yapılarının uzantısıdır. Batı dünyasında olduğu şekliyle bir sınıf kavramı olmayan ve bu yüzden de değerler hiyerarşisinin merkezine adalet kavramını yerleştiren Türk cemiyeti, kadın mes’elesinde de yaygın kanâatin aksine kötü bilançoya sahip bir toplum değildir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/siyasi-haklar-ve-turk-kadini/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Örtünme ve Cinsellik</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ortunme-ve-cinsellik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ortunme-ve-cinsellik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2022 10:49:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Tesettür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18530</guid>

					<description><![CDATA[Baştan söylemem gerek: Kadının cinselliğine temas ettiğimden dolayı çok da memnun değilim. Ayrıca bu yazıda kadının cinselliğine değinmem kadını sadece cinsel bir varlık olarak gördüğüm anlamına asla gelmez. Meselenin böyle bir boyutu var ve bu şekilde gündem olduğu için böyle yazmak zorunda kaldım. (Görüyor musunuz ne hale geldik! Bu açıklamayı yapmak zorunda kalıyorum) Şöyle bir twiter dünyasına baktım; biraz da yazmama bu sebep oldu: Örtünmeye karşı ne kadar çok insan varmış meğer. Kur&#8217;an&#8217;da sadece örtü varmış, başörtüsü yokmuş, örtü de sadece göğüsleri kapatmakla ilgili imiş. Saçları göstermenin haramlıkla ve de cinsellikle hiç alakası yokmuş. Şayet saç kapatılacaksaymış erkek ve kadınların birlikte saçlarını kapatması gerekiyormuş vesaire. İnsan üzülüyor. Ne kadar savrulduk böyle&#8230; Temel meseleleri elifi görse merdek zanneden insanlar tartışma konusu yapıyor. Bizler de değinmek zorunda kalıyoruz. Kısaca ifade etmek isterim: 1. O dönemde zaten başörtüsü takılıyor. Başörtüsü yakalara doğru uzatılacak, göğüsler kapatılacaktır. Efendim, başı kapatma emri yok! Kur&#8217;an&#8217;ın salt mealini esas alırsan varacağın nokta burası tabii!! Hz. Peygamberin hanımları, kızları; sahabenin hanımları, kızları başın örtüleceğini anlamış ve hassasiyetle uygulamıştır. Sünnet bunu açıkça ortaya koyar. Herhalde bunlar ya meseleyi yanlış anlamış; ya da böyle olamayacağı için başörtü tarihselmiş! Çök şartları, sıcak ortam, toz toprak!! İyi ama ümmet sadece peygamberden bu yana &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Baştan söylemem gerek: Kadının cinselliğine temas ettiğimden dolayı çok da memnun değilim. Ayrıca bu yazıda kadının cinselliğine değinmem kadını sadece cinsel bir varlık olarak gördüğüm anlamına asla gelmez. Meselenin böyle bir boyutu var ve bu şekilde gündem olduğu için böyle yazmak zorunda kaldım. (Görüyor musunuz ne hale geldik! Bu açıklamayı yapmak zorunda kalıyorum)</p>



<p>Şöyle bir twiter dünyasına baktım; biraz da yazmama bu sebep oldu: Örtünmeye karşı ne kadar çok insan varmış meğer. Kur&#8217;an&#8217;da sadece örtü varmış, başörtüsü yokmuş, örtü de sadece göğüsleri kapatmakla ilgili imiş. Saçları göstermenin haramlıkla ve de cinsellikle hiç alakası yokmuş. Şayet saç kapatılacaksaymış erkek ve kadınların birlikte saçlarını kapatması gerekiyormuş vesaire.</p>



<p>İnsan üzülüyor. Ne kadar savrulduk böyle&#8230; Temel meseleleri elifi görse merdek zanneden insanlar tartışma konusu yapıyor. Bizler de değinmek zorunda kalıyoruz. Kısaca ifade etmek isterim:</p>



<p>1. O dönemde zaten başörtüsü takılıyor. Başörtüsü yakalara doğru uzatılacak, göğüsler kapatılacaktır. Efendim, başı kapatma emri yok! Kur&#8217;an&#8217;ın salt mealini esas alırsan varacağın nokta burası tabii!! Hz. Peygamberin hanımları, kızları; sahabenin hanımları, kızları başın örtüleceğini anlamış ve hassasiyetle uygulamıştır. Sünnet bunu açıkça ortaya koyar. Herhalde bunlar ya meseleyi yanlış anlamış; ya da böyle olamayacağı için başörtü tarihselmiş! Çök şartları, sıcak ortam, toz toprak!! İyi ama ümmet sadece peygamberden bu yana değil Hz. Adem&#8217;den bu yana bunu uyguluyor. Ne olacak? Olacağı şu: Yanlış anlamış, yanlış uygulamışlar! Biz ne yapalım!!! Çıplaklık kültürünün 100 yıllık bir tarihi var; doğruyu sadece batılı bulmuş, keşfetmiş, anlamış!!! İşte maalesef biz de buna yamanmaya çalışıyoruz!!</p>



<p>Diğer taraftan şunu da belirteyim: Allah &#8220;kat kat faiz yemeyin&#8221; buyurur. Bundan kat kat olmayan faizin yenilebileceği anlaşılmaz. Zira o dönemde faiz kat kat yeniliyordu; dolayısıyla bu ifade ile vakıa dile getirilmiş oluyor. Aynı şekilde o dönemde göğüsler açık şekilde oluyordu, vurgu göğüslerin kapatılması yönünde olmuştur. Bundan başın kapatılmayacağı anlaşılmaz. O zaten kapatılıyordur.</p>



<p>2. Batılılar kadını iyi anlamıştır. Ve kullanmasını bilmiştir. Kadın saçıyla, gözüyle, dudağı ile her yönüyle cinsel bir obje olarak kabul edilmiş, erkeklerin pazarına sürülmüştür. (Herkes ve hep böyle olmuştur demek istemiyorum. Genel olarak bakılırsa böyle olmuştur) Filmler, reklamlar, diziler bu empoze ile dolup taşmaktadır. Birey olma ve özgürlük adına kadın tüm kadınlığını ortaya dökmüştür.&nbsp; Bunlar görmezden nasıl gelinebilir? Kadın saçıyla cinsellik sunmaz nasıl denilebilir? Sadece şampuan reklamları bile saçın cinselliği teşhir edici tarafını ortaya koymaya yetmez mi? Başından tırnağına kadar kadın cinsel bir öznedir. Batılı bunu iyi keşfetmiş ve bunu metaya dönüştürerek kullanmasını bilmiştir. Burada cinsel obje ile cinsel özne arasını ayırt ediyorum. Kadının cinsel obje olması başkaları tarafından metalaştırılması, kullanılması ve istismar edilmesidir. Kadının cinsel özne olması varlığı itibariyledir. Yani kadın fıtraten cinsel bir öznedir. (Başta da söyledim elbette sadece bu değildir) Nitekim Allah &#8220;Kadınlara düşkünlük insanlara süslü gösterilmiş çekici kılınmıştır.&#8221; buyurur. Erkeklerin de elbette cinsel obje ve özne olma durumları vardır, ancak kadınlar kadar değildir. Zaten vakıa da bunu ortaya koymaktadır.</p>



<p>3. Kur&#8217;an kadının cinsel obje değil, cinsel bir özne olduğunu kabul ediyor, başkalarının onu kullanmaması için ona örtünmeyi emrederek saygınlık kazanmasını istiyor. İslam kadını asla cinsel bir obje olarak görmüyor ve müslümanlara bunu yasaklıyor. Tarih bunun şahididir. Örtünme, cinselliği uluorta ortaya dökmemektir. Örtünme, başkalarının bakışlarını kendi üzerine çekmemektir. İşte bu iffettir. İffet sadece namusu korumak olarak anlaşılıyor. Bu anlamı doğrudur ama dardır. İffet hem namusu korumak hem de tavrımız ve tarzımızla üzerimize gelecek bakışları engellemeye çalışmaktır.</p>



<p>Konu o kadar uzun ve hassasiyet gerektiren bir konu ki&#8230;.</p>



<p>Son olarak kadın fıtraten cinsel bir özne olduğuna göre cinselliğini nasıl ortaya koyacaktır? Bu da neticede bir gerekliliktir. İşte İslam, kadının cinselliğini sadece evlilik müessesesi ile yaşamasını ve sergilemesini istemektedir. Dolayısıyla ondan ne çıkar, bundan ne çıkar canım diyerek İslam&#8217;ın hükümlerini esnetmenin ve gevşetmenin anlamı yoktur. Resulullah ve ashabı nasıl uygulamışsa bu bizim için yeterlidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ortunme-ve-cinsellik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Taliban ve Kadınlar!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/taliban-ve-kadinlar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/taliban-ve-kadinlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2021 13:54:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Taliban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17662</guid>

					<description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi daha birkaç yıl öncesinde başörtülü kızlar üniversiteye gitmesin ve de okumasın diye Anayasa Mahkemesine gitmişti…Şimdi de ne oldu biliyor musunuz? CHP, Afganistan’da Taliban’ın kadınların okumasına müsaade edip etmeyeceğini tartışıyor ve endişelerini gündeme getiriyor. Ne işe kaldık Yahu! İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener de, 28 Şubat döneminde Mehmet Ali Birand’ın 32. Gün programına dönemin İçişleri Bakanı olarak katıldığında , çok kararlı şekilde Milli Güvenlik Kurulunun ,&#8221;kızların başörtüsüyle üniversitelere girmesinin engellenmesi&#8221; kararını uygulayacağını söylemiştir. Şimdi ne oldu biliyor musunuz? O da Taliban’ın kadınlara yönelik baskılarından endişe duyduğunu açıklamaktadır…Ne garip iş değil mi? Afganistan’da Taliban’ın kanun zoru veya zorbalıkla istemediği halde bir kadının başını zorla kapatmasıyla, Kılıçdaroğlu ve Akşener’in yine kanun ve polis zoruyla üniversiteye giden kızların başlarını zorla açtırması arasında ne fark vardır? İkisi de insan hakkı ihlali değil midir? Şimdilerde her ikisi de demokrasi ve insan hakları diyorlar da başka da bir şey demiyorlar. İnandık mı! Taliban ruhu içlerinde çok tazedir. Fırsat bulduklarında aynı işlere girişebilirler…Onları bu noktaya getiren de hiç şüphesiz Ak Parti’nin siyasi gücüdür. Taliban gibi hareket etme düşüncelerinden onları vazgeçiren ise Cumhurbaşkanımızın liderlik kabiliyeti ve uzun süre seçim kaybetmeyişidir. Asla isteyerek bu noktaya gelmemişlerdir. Geçmişte ülkemizde başı örtülü kızlara zulmedenler ile Afganlı Taliban arasında &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Cumhuriyet Halk Partisi daha birkaç yıl öncesinde başörtülü kızlar üniversiteye gitmesin ve de okumasın diye Anayasa Mahkemesine gitmişti…Şimdi de ne oldu biliyor musunuz? CHP, Afganistan’da Taliban’ın kadınların okumasına müsaade edip etmeyeceğini tartışıyor ve endişelerini gündeme getiriyor. Ne işe kaldık Yahu!</p>



<p>İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener de, 28 Şubat döneminde Mehmet Ali Birand’ın 32. Gün programına dönemin İçişleri Bakanı olarak katıldığında , çok kararlı şekilde Milli Güvenlik Kurulunun ,&#8221;kızların başörtüsüyle üniversitelere girmesinin engellenmesi&#8221; kararını uygulayacağını söylemiştir. Şimdi ne oldu biliyor musunuz? O da Taliban’ın kadınlara yönelik baskılarından endişe duyduğunu açıklamaktadır…Ne garip iş değil mi?</p>



<p>Afganistan’da Taliban’ın kanun zoru veya zorbalıkla istemediği halde bir kadının başını zorla kapatmasıyla, Kılıçdaroğlu ve Akşener’in yine kanun ve polis zoruyla üniversiteye giden kızların başlarını zorla açtırması arasında ne fark vardır? İkisi de insan hakkı ihlali değil midir? Şimdilerde her ikisi de demokrasi ve insan hakları diyorlar da başka da bir şey demiyorlar. İnandık mı!</p>



<p>Taliban ruhu içlerinde çok tazedir. Fırsat bulduklarında aynı işlere girişebilirler…Onları bu noktaya getiren de hiç şüphesiz Ak Parti’nin siyasi gücüdür. Taliban gibi hareket etme düşüncelerinden onları vazgeçiren ise Cumhurbaşkanımızın liderlik kabiliyeti ve uzun süre seçim kaybetmeyişidir. Asla isteyerek bu noktaya gelmemişlerdir.</p>



<p>Geçmişte ülkemizde başı örtülü kızlara zulmedenler ile Afganlı Taliban arasında bir başka fark daha var o da, Taliban bu işleri eli silahlı saçı sakalı birbirine karışmış adamlarına, Kılıçdaroğlu ve Akşener ise bu işi kravatlı gayet güzel giyinmiş ve de tıraş olmuş kişilere yaptırıyordu. Taliban’ın elinde silah var bizimkilerin elinde ise mühür ve imza yetkisi vardı. Hepsi bu! Sonuç mu, aynen Afganistan ve Taliban gibi insan hakkı ihlali…Bu işleri yapan Çevik Bir ve Çetin Doğan gibiler şimdilerde hapisteler…</p>



<p>Bu noktada önemli bir uyarıda Ak Partili sorumlulara yapmamız gerekir. Sakın ha ABD ve Avrupa ülkelerinin Afganistan’da ki kadın hakları ihlali ve korunmalarıyla ile ilgili söyledikleri sözlere kanmayın! Bu konuda geçmişte yanıldınız. Bu yalanlarla ancak Suriye, Irak, Libya, Yemen, Filistin başta olmak üzere Müslümanların hanımlarına ne kadar kötülükler yaptıklarını görmediniz mi? Merhamet ettiler mi hiç onlara?</p>



<p>Irak’ta özgürlük, Suriye’de demokrasi, Yemen’de hürriyet, Libya’da seçme ve seçilme hakkı sözleriyle Batı, ABD, Rusya ve Çin hiç şüphesiz bu ülkelerdeki çıkarlarının takiplerini yapmaktadırlar. Bunun dışında söyledikleri hiçbir söz insan ve onu korumaya yönelik değildir. Sihirbazlar gibi sağ ellerinde bu yalanları tutarlar, sol elleriyle de çaktırmadan işgal ettikleri ülkelerin yeraltı ve yerüstü madenlerine ve zenginliklerine çökeler. Böyle de ahlaksızdırlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/taliban-ve-kadinlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sokaklar Kaslı Erkeklerle Dolu!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sokaklar-kasli-erkeklerle-dolu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sokaklar-kasli-erkeklerle-dolu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat PADAK]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2021 15:55:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16742</guid>

					<description><![CDATA[Sokaklarımız üçgen vücutlu, kaslı gençlerle dolmaya başladı. Vücudun belli noktalarına yatırım yapılmış belli ki. Omuzlar geniş, göğüs çekilmiş, karın kasları baklava dilimli, kalçadan aşağısı leylek bacağı gibi bir şey… Şimdiki gençler buna özenir oldu. Erkekler de göğüs açmayı marifet bildiler. Vücut hatlarını gösterir oldular. Atlet gitmeyip göğüs uçlarını göstermeyi büyük erkeklik saydılar. Zaten din kadınlara gelmişti. Erkekler istediği gibi giyinebilirdi. Yanında tam teşekküllü tesettürlü kızın yanında atletsiz atletik vücutlu bir genç var. Belli ki kocası… Bir kadın erkeklerin bakışlarını toplasa ne vaaz konuları çıkar değil mi? Ama bir erkek tayt giyerek gezse, iç çamaşırsız gezse, atletsiz gezse çok da önemli değil. Avtetini örtmüş ya bu yeter! Sahi Nur Sûresi&#8217;nde geçen, &#8220;Mümin kadınlara söyle gözlerini kıssınlar,&#8221; ayeti kime hitap ediyordu? Buradaki kadınların muhatabı kimdi? Kadınlar kimlerden gözlerini kıssınlar? Koyun, keçi değil herhalde! Erkeklere bakmaktan gözlerini kıssınlar! Ama erkekler manken gibi giyinir oldu. Erkekler de bakılmaktan hoşlanır oldu. Çekici oldu. Yakışıklı oldu. Fettan oldu. Saçları bakımlı, yüzleri boyalı, giyimleri fiyakalı, elbiseler sıfır beden, gömleğin üstten üç düğmesi açık, göğüs boşluğu kılları alınmış, kalça kotun içine sıkışmış, avret yerleri ulu orta… Ama sorsan, erkeğin avret yeri diz ve göbek arası… Doğru ya tesettür sadece kadınlara farzdı. Erkekler istedikleri gibi giyinebilirdi. Hem bir sürü &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sokaklarımız üçgen vücutlu, kaslı gençlerle dolmaya başladı. Vücudun belli noktalarına yatırım yapılmış belli ki. Omuzlar geniş, göğüs çekilmiş, karın kasları baklava dilimli, kalçadan aşağısı leylek bacağı gibi bir şey…</p>



<p>Şimdiki gençler buna özenir oldu. Erkekler de göğüs açmayı marifet bildiler. Vücut hatlarını gösterir oldular. Atlet gitmeyip göğüs uçlarını göstermeyi büyük erkeklik saydılar.</p>



<p>Zaten din kadınlara gelmişti. Erkekler istediği gibi giyinebilirdi. Yanında tam teşekküllü tesettürlü kızın yanında atletsiz atletik vücutlu bir genç var. Belli ki kocası…</p>



<p>Bir kadın erkeklerin bakışlarını toplasa ne vaaz konuları çıkar değil mi? Ama bir erkek tayt giyerek gezse, iç çamaşırsız gezse, atletsiz gezse çok da önemli değil. Avtetini örtmüş ya bu yeter!</p>



<p>Sahi Nur Sûresi&#8217;nde geçen, &#8220;Mümin kadınlara söyle gözlerini kıssınlar,&#8221; ayeti kime hitap ediyordu? Buradaki kadınların muhatabı kimdi? Kadınlar kimlerden gözlerini kıssınlar? Koyun, keçi değil herhalde! Erkeklere bakmaktan gözlerini kıssınlar!</p>



<p>Ama erkekler manken gibi giyinir oldu. Erkekler de bakılmaktan hoşlanır oldu. Çekici oldu. Yakışıklı oldu. Fettan oldu. Saçları bakımlı, yüzleri boyalı, giyimleri fiyakalı, elbiseler sıfır beden, gömleğin üstten üç düğmesi açık, göğüs boşluğu kılları alınmış, kalça kotun içine sıkışmış, avret yerleri ulu orta… Ama sorsan, erkeğin avret yeri diz ve göbek arası…</p>



<p>Doğru ya tesettür sadece kadınlara farzdı. Erkekler istedikleri gibi giyinebilirdi. Hem bir sürü delilleri vardı. Ama kadın; sesi avret, yüzü avret, ayakları avret, zaman fitne fesat zamanı, manto, pardesü olamaz, çarşaf giymeli, dışarı çıkmamalı, erkeklerle konuşmamalı, kapı çalarsa kapıya kim o diye seslenmemeli…</p>



<p>Din zaten kadınlara gelmişti. Erkekler sokakta hunharca kahkaha atabilir. Kadın tebessüm etse adı çıkar değil mi?</p>



<p>Fitnes fitne mi oldu? Erkek olmak ne hoş be! Tesettür yok! Ama namaz kılsan aferin alırsın! Dar kot pantolon ile camiye gelsen yadırgayanın olmaz. Ama dar kot pantolon giyen bir kız gelsin camiye, Allah kurtarsın! Kısa şort, koltuk altları açıkta bir tişört ile oruç tutan erkek, zamanın Müslüman delikanlısı ama yarım etekli kızı ne oruç ne beş vakit namaz ne sair ibadetler kurtarır. Çünkü din kadınlara gelmişti değil mi? Tesettür sadece kadınlara gelmişti değil mi?</p>



<p>Genç erkek çocuklar allanıp pullansa bir sürü maşallah toplar! Kızlar sana deli oluyor, deli olacaklar derler… Ama kızın pardesüsü biraz dar olsa &#8220;yetişin ümmeti Muhammed&#8217;in kızlarına bakın hele! Ne hale geldik! Ahir zaman!&#8221; nutukları dinleriz…</p>



<p>Ah şu din ah! Sadece kadınlara gelen din!</p>



<p>Kadın ilmilahi yazmayı bırakalım artık! Erkek ilmihali yazsaydık buna gerek kalmayacaktı!</p>



<p>Kadınlar, sesiniz avrettir, sesiniz çıkmasın! Çünkü din size geldi e mi! Erkeklere her şey mubah! İstediği kızla konuşabilir!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sokaklar-kasli-erkeklerle-dolu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Melek İpek, Nurcan Serçe ve Hakkaniyet</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/melek-ipek-nurcan-serce-ve-hakkaniyet/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/melek-ipek-nurcan-serce-ve-hakkaniyet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Feyzullah Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2021 08:54:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16715</guid>

					<description><![CDATA[Melek İpek konusunda itirazlarımı dile getirdiğimde ciddi bir tepkiyle karşılaşmıştım.Dediğim şuydu: Bir insanı öldüren kişinin cinayeti neden işlediğine odaklanmanız normaldir. Normal olmayan şey katil, kadın olduğunda cinayete giden sürecin; katil, erkek olunca sadece sonucun dikkate alınıyor olmasıdır. Bunun en açık göstergesi evladına uyguladığı şiddetle kanımızı donduran Nurcan Serçe oldu. Masum evladına uyguladığı şiddet ortadayken &#8220;belki de kadın bu şiddete mecbur kalmıştır. Kocası ona çok kötü davranıyordur kimsenin içini bilemeyiz&#8221; diyenler çıktı ortaya. Böyle bir ihtimal var mıdır? Evet vardır.. Bu tutuma tek şartla hak verilebilir o da katil/şiddet uygulayan erkek olunca da &#8220;kimsenin içini bilemeyiz&#8221; denilebilmesidir. Karısını öldüren erkeği cinayete götüren sebeplere de Nurcan Serçe veya Melek İpek vakalarında olduğu kadar odaklanabiliyorsanız siz dürüst ve tutarlı bir tavır takınıyorsunuz demektir. Aksi taktirde kadının melekleştirildiği erkeğin şeytanlaştırıldığı feminist modern dünyanın kölesi olmuşsunuz demektir. Bana göre her şiddet ve cinayet olayı cinsiyet farketmeksizin iki boyutlu ele alınmak zorundadır: Olaya giden süreç ve olayın sonucu. Süreç boyutunda önleyici müdahaleler eğitim, arabuluculuk, maddi ve manevi yardımlar; olayın sonucunda da olaydan etkilenenlere travma sonrası terapiler, maddi ve manevi yardımlar devlet eliyle en yetkin kişilerce verilmeli. Şuan için olaydan önce sadece polisiye tedbirler (evden uzaklaştırma, tedbir nafakası vs) var. Bu tedbirler maalesef tarafları birbirine karşı daha &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Melek İpek konusunda itirazlarımı dile getirdiğimde ciddi bir tepkiyle karşılaşmıştım.<br>Dediğim şuydu: Bir insanı öldüren kişinin cinayeti neden işlediğine odaklanmanız normaldir. Normal olmayan şey katil, kadın olduğunda cinayete giden sürecin; katil, erkek olunca sadece sonucun dikkate alınıyor olmasıdır.</p>



<p>Bunun en açık göstergesi evladına uyguladığı şiddetle kanımızı donduran Nurcan Serçe oldu. Masum evladına uyguladığı şiddet ortadayken &#8220;belki de kadın bu şiddete mecbur kalmıştır. Kocası ona çok kötü davranıyordur kimsenin içini bilemeyiz&#8221; diyenler çıktı ortaya. Böyle bir ihtimal var mıdır? Evet vardır..</p>



<p>Bu tutuma tek şartla hak verilebilir o da katil/şiddet uygulayan erkek olunca da &#8220;kimsenin içini bilemeyiz&#8221; denilebilmesidir.</p>



<p>Karısını öldüren erkeği cinayete götüren sebeplere de Nurcan Serçe veya Melek İpek vakalarında olduğu kadar odaklanabiliyorsanız siz dürüst ve tutarlı bir tavır takınıyorsunuz demektir. Aksi taktirde kadının melekleştirildiği erkeğin şeytanlaştırıldığı feminist modern dünyanın kölesi olmuşsunuz demektir.</p>



<p>Bana göre her şiddet ve cinayet olayı cinsiyet farketmeksizin iki boyutlu ele alınmak zorundadır: Olaya giden süreç ve olayın sonucu. Süreç boyutunda önleyici müdahaleler eğitim, arabuluculuk, maddi ve manevi yardımlar; olayın sonucunda da olaydan etkilenenlere travma sonrası terapiler, maddi ve manevi yardımlar devlet eliyle en yetkin kişilerce verilmeli.</p>



<p>Şuan için olaydan önce sadece polisiye tedbirler (evden uzaklaştırma, tedbir nafakası vs) var. Bu tedbirler maalesef tarafları birbirine karşı daha da bileyliyor. Polisiye tedbirler elbette gereklidir ancak çözüm onlarda değil eğitimlerde, akrabaların da içinde bulunduğu arabuluculuk heyetlerinde, şiddete neden olan alkol, uyuşturucu ve maddi manevi sıkıntıların engellenmesindedir. Bahsini ettiğim eğitim faaliyetleri çok ama çok yetersiz ve etkisiz. Polisiye tedbirlere ayrılan enerjinin onda biri bu tarz tedbirlere harcansa inanın çok daha farklı bir tablo çıkar karşımıza.</p>



<p>Bu yazdıklarım yargıyla ilgili değildir. Sivil insanların yaklaşımlarıyla ilgilidir. Yargı olay olduktan sonra zaten tahrik, nefsi müdafaa gibi kavramlarla olaya bütüncül bakmaya çalışıyor. Bu onların işi. Sadece bu çalışmaları daha fazla detaylandırıp titiz yapmalarını talep edebiliriz. Benim gündeme getirdiğim şey olaydan öncesidir. O da daha çok Aile, Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile ilgilidir.</p>



<p>Hakkaniyetli ve insaflı duruş herkese ve her topluma lazım.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/melek-ipek-nurcan-serce-ve-hakkaniyet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlke, Ahlak ve İkiyüzlük: -Pilavdan Dönenin Kaşığı Kırılsın-</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ilke-ahlak-ve-ikiyuzluk-pilavdan-donenin-kasigi-kirilsin/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ilke-ahlak-ve-ikiyuzluk-pilavdan-donenin-kasigi-kirilsin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Dec 2020 06:37:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[linç]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Taciz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16437</guid>

					<description><![CDATA[Uğraş alanlarından biri de Cinsel Fonksiyon Bozuklukları/Cinsellik olan bir Ürolog akademisyen olarak, cinsellik, cinsel taciz, cinsel saldırılar/tecavüzler, cinsel suçlar, kadın cinayetleri, kadın hakları, İstanbul Sözleşmesi ve kadının beyanı gibi netameli konularda yazdığımı -ve hatta bu  yazılarım nedeniyle ne tür eleştirilere/hakaretlere maruz kaldığımı, nasıl ‘’kadın tarafgirliği’’ ile itham edildiğimi- beni takip eden herkes bilir( aslında sadece hakkaniyetli olmak istiyorum, bu benim için en iyisi çünkü ben bir erkeğim ve iki kızım var). Bu bağlamda Edebiyat dünyasındaki taciz iddiaları/ifşaları hakkındaki yazıları da fırsat buldukça takip ettim. Ve cinsel tacizle itham edilen ünlü bir erkek yazarı, kendisini ‘’eril faillik’’ ifadesi ile savunması -yaptıklarını kabul eden ama bu ifade ile örtmeye çalışması- nedeniyle ‘’eril faillik mi? İlk kez duydum, ‘’maskülen eylem’’ mi desek yoksa ‘’androjenik aktivitete’’ mi?(ürologca) Neyse ne, havalı lafızlar aramaya gerek yok, bildiğimiz ‘’cinsel taciz’’ işte…’’ diyen bir twit atarak eleştirdim.&#160; Ardından da bunun ‘’eril fallik’’, ‘’maskülen mallık’’ olduğunu ifade eden bir yazı yazdım. Yani anılan erkek yazarı kendi üslubum çerçevesinde şiddetli bir şekilde eleştirdim.&#160; Geçtiğimiz Pazar günü (13/12/2020) de bu yazar hakkında ifşalarda bulunan kadın yazarların neler dediklerini/yazdıklarını -daha detaylı bir şekilde- okudum (hem Milliyet gazetesindeki haberden hem de başka sayfalardan). Ve o zaman da gördüm ki, bu kadınların içinde çok &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Uğraş alanlarından biri de Cinsel Fonksiyon Bozuklukları/Cinsellik olan bir Ürolog akademisyen olarak, cinsellik, cinsel taciz, cinsel saldırılar/tecavüzler, cinsel suçlar, kadın cinayetleri, kadın hakları, İstanbul Sözleşmesi ve kadının beyanı gibi netameli konularda yazdığımı -ve hatta bu  yazılarım nedeniyle ne tür eleştirilere/hakaretlere maruz kaldığımı, nasıl ‘’kadın tarafgirliği’’ ile itham edildiğimi- beni takip eden herkes bilir( aslında sadece hakkaniyetli olmak istiyorum, bu benim için en iyisi çünkü ben bir erkeğim ve iki kızım var).</p>



<p>Bu bağlamda Edebiyat dünyasındaki taciz iddiaları/ifşaları hakkındaki yazıları da fırsat buldukça takip ettim. Ve cinsel tacizle itham edilen ünlü bir erkek yazarı, kendisini ‘’eril faillik’’ ifadesi ile savunması -yaptıklarını kabul eden ama bu ifade ile örtmeye çalışması- nedeniyle ‘’eril faillik mi? İlk kez duydum, ‘’maskülen eylem’’ mi desek yoksa ‘’androjenik aktivitete’’ mi?(ürologca) Neyse ne, havalı lafızlar aramaya gerek yok, bildiğimiz ‘’cinsel taciz’’ işte…’’ diyen bir twit atarak eleştirdim.&nbsp; Ardından da bunun ‘’eril fallik’’, ‘’maskülen mallık’’ olduğunu ifade eden bir yazı yazdım. Yani anılan erkek yazarı kendi üslubum çerçevesinde şiddetli bir şekilde eleştirdim.&nbsp;</p>



<p>Geçtiğimiz Pazar günü (13/12/2020) de bu yazar hakkında ifşalarda bulunan kadın yazarların neler dediklerini/yazdıklarını -daha detaylı bir şekilde- okudum (hem Milliyet gazetesindeki haberden hem de başka sayfalardan). Ve o zaman da gördüm ki, bu kadınların içinde çok onurlu davrananlar -cinsel tacizi fark eder etmez ilişkiyi kesenler-&nbsp; olduğu gibi kadınlık onurunu zedeleyecek şekilde davranan -maruz kaldıkları cinsel tacizlere rağmen sırf yazılarını/öykülerini yayınlatabilmek, yayın dünyasına girebilmek için bu iğrenç tacizlere -ahlaksızlıklara-göz yuman ve görüşmelerini sürdüren ama bunu 10 yıl sonra ifşa edince de ‘’o zaman çocuktum, anlayamamıştım’’ diyerek yalan konuşan/ilave ahlaksızlık yapan- kadınların da var olduğunu gördüm(kendi beyanlarına dayanarak). Bunun üzerine akşam geç saatlerde şu twiti attım;</p>



<p>Edebiyat dünyasındaki taciz ifşasında gördüğüm şu; ahlaksız kadınlar ahlaksız erkekleri ifşa ediyor(müşterek ahlaksızlıklarını). Sadece zaafları farklı, biri yazarlık hırsına yeniliyor diğeri libidosuna(bu bir genelleme değildir, somut olgu içindir).‘’Zinaya yaklaşma’’(17/32)</p>



<p>Benim bu twitte ifşada bulunan tüm kadınları kast etmediğim çok açıktı. Çünkü&nbsp; &#8220;insanlar çıldırdı, İstanbul&#8217;da bir seri katil 3 kişiyi öldürdü&#8221;&nbsp; cümlesinde olduğu gibi nasıl ki bu haberle&nbsp; dünyadaki bütün insanların çıldırdığı ifade edilmiyor, giriş cümlesinden sonra asıl haber 2. cümlede veriliyor burada da böyle bir giriş cümlesi kullandım. Ayrıca olayı daha ilk cümlemde -konuşulan vakalarla yani- Edebiyat dünyası ile sınırlamış, ikinci cümlemde de ‘’biri yazarlık hırsına yeniliyor diğeri libidosuna’’ diyerek yazarlık hırsına yenilen bir kadından yani tekil bir özneden bahsediyorum. Üstelik bunu teyit etmek maksadıyla ‘’bu bir genelleme değildir, somut olgu içindir’’ parantezini de açarak.</p>



<p>Ama başta OdaTV, Cumhuriyet ve BirGün gazetesi olmak üzere sol tandanslı bazı TV ve gazeteler; &#8220;İslamcı profesör ifşa hareketi başlatan kadınları suçladı&#8221;(OdaTV), &#8220;Medipol&#8217;ün profesörü, tacizleri ifşa eden kadınlara &#8216;ahlaksız&#8217; dedi!’’(Cumh, BirGün) manşetini atarak linç kampanyası başlattılar, ibeni hedef tahtasına yerleştirdiler, hem de haberin metnine -benim bu twitimle ne alakası varsa- fosfor gibi parlayan şu renkli cümleleri de iliştirerek. Ki fosforlu hedef tahtası parlasın ve linç için hazır kıta bekleyen tayfaya davetiye çıksın;</p>



<p>‘’Sağlık Bakanı Fahrettin Koca&#8217;nın kurucusu olduğu Medipol Üniversitesi&#8217;nden skandal bir &#8220;yorum&#8221; geldi.’’</p>



<p>‘’Prof.Dr.Zeki Bayraktar&#8217;ın Facebook hesabında da, AKP&#8217;li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ayrıntısı dikkat çekiyor. Bayraktar&#8217;ın geçmişte bir hastane açılışında, Erdoğan&#8217;la birlikte çekilmiş fotoğraflarını paylaştığı görülüyor.’’(tabi haberin içinde bu fotoğraflar da var).</p>



<p>Twiti manipüle et, manşeti çek, hedef tahtasını fosforla boya ve linçi başlat!</p>



<p>Ve buna da gazetecilik de!</p>



<p>Bu gaze(ci)teler –‘’bu bir genelleme değildir, somut olgu içindir’’ detayını içeren bu twitten böyle bir genelleme yapılamayacağını anlayamayacak kadar okur-yazar mı değiller yoksa defalarca yaptıkları ilkesizliği bu sefer bir kez de benim üzerimden mi&nbsp; yaptılar, bilemiyorum, lakin her halükârda ilkesizce yürüttükleri -sözde- gazetecilik (tetikçilik!) faaliyetlerine bir yenisini daha ekledikleri, bunları biriktirdikleri bagajlarına yeni bir levha daha çaktıkları kesin. Dün gün boyunca kimi ne oluyor diye kimi geçmiş olsun diye gelen telefon ve mesajlar nedeniyle beni biraz uğraştırmış oldular ama işte hepsi bu kadar, &#8220;vız gelir, tırıs gider.’’ Ayrıca ben bu açıklamamı da zaten onlar için değil -çünkü buna değmezler- bazı şeyleri tam anlayamamış olabilecek dostlarım için yapıyorum.</p>



<p>Esasa gelirsek; Ben bu twitimi bazı arkadaşlarımın ‘’-devamını okumazlarsa- ilk cümlen manipüle edilebilir’’ uyarısını dikkate alarak -yeniden atmak üzere silmiştim zaten. Ama madem sildim yargı kararlarını beklemek daha doğru olur diyerek tekrar atmadım. Bu savunamayacağım bir şeyi yazdım anlamına gelmiyor. Çünkü ben o twiti bir belgeye -kastettiğim kadının beyanına- dayanarak atmıştım ama tabi ki detay vermemiştim. Şimdi mecburen vereceğim (zaten bunların tümü adı geçen kadının kendi yazısındaki beyanlarıdır*). Çünkü bazıları masum/mağdur bir kadına iftira atmakla suçladı beni. Özellikle bu isimlerin aşağıda ilk yorumda linkini vereceğim kastettiğim kadının yazısını okumalarını rica ediyorum, tabi eğer mideleri kaldırıyor ise! Peki kim bu kadın? Ve ben neden ona da ahlaksız dedim?</p>



<p>Üniversite (Boğaziçi) mezunu bir kadın-yazar(NK), 23 yaşından itibaren yarı tanrı gibi görüyordum dediği -Ankara’nın Kafka’sı diye nitelenen- evli bir erkek yazar ile -yazıları için- görüşmeye başlıyor. Ama bir süre sonra bu erkek yazarın -mideniz kaldırıyorsa detaylarını aşağıdaki linkten yani kadının kendi yazısından okuyabileceğiniz mide bulandırıcı, iğrenç- cinsel tacizlerine maruz kalmaya başlıyor. Fakat bu kadın, -benimle karısından gizli bir şekilde görüşüyordu dediği bu erkeğin- bu cinsel tacizlerine rağmen bu görüşmelerine devam ediyor. Çünkü yazılarını/öykülerini yayınlatmak ve -onun sayesinde- yayın dünyasında bir yer edinmek istiyor. 10-12 yıl sonra bu ifşayı yapınca da o zaman bunların cinsel taciz olduğunu anlayamamıştım, çocuktum diyor (23, 24 yaşında üniversite mezunu bir kadın, detaylarını linkte okuyacağınız tacizlerin taciz olduğunu anlayamamış!).</p>



<p>Şimdi konumunu, kariyerini kullanarak tacizde bulunan bu olgudaki erkeği ahlaksız ilan edeceğiz de -yazarlık hırsı nedeniyle bu tacizlere katlanan/rıza gösteren- bu kadını ahlaklı mı ilan edeceğiz? Bu kadının bu tavrı için bu bir ahlaksızlık değildir diyebilecek tek bir kişinin çıkabileceğini sanmıyorum, varsa buyursun yorum yapsın? Bunu özellikle sosyal medyada çemkiren, hakaret eden kişilere söylüyorum; haydi cesaretinizi göreyim!</p>



<p>Bakın mesela aynı şahsı ifşa eden bir başka kadın, gayet onurlu bir şekilde, hem de 14 yaşında yani çocukken aynı şahsa nasıl davranıyor? -komşuları olduğu için evlerine gittiğinde- ‘’Seks özgürlüktür’le başlayan cinsel içerikli konuşmalar nedeniyle evden nasıl çıktığımı hatırlamıyorum.’’ diyor. Ve bir daha görüşmüyor onunla (Milliyet). Bu kadın çocuk yaşta iken bu konuşmalardan bile hemen anlıyor durumu ve terk ediyor evini ama NK 23 yaşında bir üniversite mezunu olarak (üstelik olayları gözleme ve betimleme yeteneği ortalamadan yüksek bir yazar olarak) maruz kaldığı bunun bin katı görsel ve sözel tacizlerin taciz olduğunu anlayamıyor, öyle mi? Niye? Çocukmuş o zaman!</p>



<p>Problemli beyana sahip bir başka kadın da PB; ‘’Bana cinsel saldırıda bulunmasını 2011 yılı olarak hatırlıyorum… Adımın onunla yan yana yazılması, fotoğraflarımızın yan yana konması midemi bulandırıyor.’’ diyor ama 2012’de yayımlanan bir kitabında ilgili kişiye (eril faile) bir öykü ithaf etmiş. Bu durumu kitabı yayınevine gönderdikten sonra tacize uğradım, kitap 1 yıl sonra yayınlandı’’ şeklinde izah etmeye çalışıyor. Lakin bu hiç inandırıcı değil. Çünkü kitaplar artık eski usul matbaa dizgilerle basılmıyor(dijital baskı var) ve çıktıları da daktilo ile yazmıyoruz, yayınevine Word veya pdf halinde e-posta ile gönderiyoruz. Ve kitap baskıya girmeden 1 dakika öncesine kadar da istediğiniz düzeltmeyi yapabiliyorsunuz. Örneğin benim şu anda baskı aşamasında olan 2 kitabım var ve nerede ise her gün gözüme çarpan 1-2 minik düzeltmeyi yapıyorum ve gönderiyorum. PB de bunu rahatlıkla yapabilirdi. Hem&nbsp; ‘’Adımın onunla yan yana yazılması, fotoğraflarımızın yan yana konması midemi bulandırıyor.’’ diyeceksin hem de kendi emeğin olan kitabında -mideni bulandıran- o ismin bulunmasına müsaade edeceksin, bunu silmeyeceksin, öyle mi? Neden? İşte PB’nin itiraf cümlesi geliyor; ‘’Bu ithafı kaldırmanın beraberinde getirebileceği açıklama yapma ihtimali, olası bir neden sorusu bile o sırada kaldırabileceğim bir şey değildi.’’ Demek ki bu ithafı kaldırabilmek için yeterince&nbsp; zamanı vardı ama ya kitabı basılmaz ve kariyeri zarar görürse ne olacak, öyle değil mi? Cinsel taciz var ama kariyer de var değil mi?</p>



<p>Gördüğünüz üzere ciddi problemler var. Ama eğer mideniz kaldırıyorsa benim asıl kastettiğim NK’nın şu yazısını okuyun da bir haksızlık yapıp yapmadığıma siz karar verin.</p>



<p>Benim bulunduğum noktadan baktığımda&nbsp; (tabi yargı da bu olayın böyle gerçekleştiğini teyit ederse, ki bu zor da olabilir çünkü ciddi bir gecikme var), bu olgudaki eril fail de ahlaksız dişil fail de ahlaksız. Ama eğer bu kesinleşmezse bu durumda NK’nın yalancı ve müfteri olduğu ortaya çıkar ki bu da bir ahlaksızlıktır, zira ahlak cinsel ahlaktan ibaret değildir.&nbsp;</p>



<p>Bazı çevreler ‘’buradaki tacizci erkek ahlaksız ama -sırf yazarlık kariyeri için bu tacizlere ses çıkarmayan, bu iğrenç tacizlere katlanan- kadın ahlaksız değil’’ diyorsa, onlar da benim için ahlaksızdır ve bu ahlaksızların bana saldırması benim için bir üzüntü vesilesi değildir. Ben Allah izin-imkan verdikçe onları rahatsız etmeye,&nbsp; dertlerinin kadın hakları, cinsel taciz-tecavüz, cinayet vs olaylarını azaltmak-önlemek olmadığını, bunları istismar ettiklerini, sadece sonuçlar üzerinden bağırdıklarını ama sebepler konusunda zerre miktar bir çözüm üretmediklerini, benim gibi üretmeye çalışan insanları da boğmaya çalıştıklarını gayet iyi biliyorum, ama ben söylemeye ve iki yüzlülüklerini yüzlerine vurmaya devam edeceğim. Çünkü ben bunu başta Allah rızası için&nbsp; (tabii&nbsp; twitime ayet ekledim diye dalga geçen insanların bu ifademe de bozulacaklarını biliyorum ama&#8230; hem bir Tıp profesörü nasıl ayet paylaşabilir!, değil mi?) ondan sonra kendim ve en cok da kızlarım için istiyorum. Bu nedenle de diyorum ki; &#8220;pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.&#8221;</p>



<p>Bu arada destek için arayan, soran, mesaj atan dostlarım da müsterih olsunlar, ben çok rahatım, hepsine teşekkür ederim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ilke-ahlak-ve-ikiyuzluk-pilavdan-donenin-kasigi-kirilsin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlar ve Evler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kadinlar-ve-evler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kadinlar-ve-evler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat PADAK]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2020 07:37:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ev]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16420</guid>

					<description><![CDATA[(وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ رَبَّكُمۡۖ لَا تُخۡرِجُوهُنَّ مِنۢ بُیُوتِهِنَّ) Allah&#8217;tan korkun ve onları evlerinden çıkarmayın! [Talâk suresi 1] Aslında bu evin mülkiyeti erkeğindir. Ama Allah Teâlâ bu evi kadına isnat ederek kullandı. Yani boşadığınız kadınları &#8220;evlerinizden çıkarmayın&#8221; yerine &#8220;evlerinden çıkarmayın&#8221; demiştir. (وَقَرۡنَ فِی بُیُوتِكُنَّ) Evlerinizde oturun! [Ahzâb suresi 33] Burada da ev, kadına nispet edilmiştir. Babanızın evinde oturun denilmemiş, kocanızın evinde oturun denilmemiş, onların evinde oturun da denilmemiş. Sanki evin sahibi kadınlarmış gibi hitap edilmiştir. (وَٱذۡكُرۡنَ مَا یُتۡلَىٰ فِی بُیُوتِكُنَّ مِنۡ ءَایَـٰتِ ٱللَّهِ وَٱلۡحِكۡمَةِۚ) Sizler (Ey kadınlar!), evlerinizde okunan Allah&#8217;ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın! [Ahzâb suresi 34] Buradaki asıl hitap Hazreti Resulullah&#8217;ın eşlerinedir. Ama ev Hazreti Resulullah&#8217;a değil de eşlerine isnat edilmiştir. Yani &#8220;Resulullah&#8217;ın evinde okunan Allah&#8217;ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın&#8221; denilmemiş de &#8220;sizin eviniz&#8221; denilmiştir. … Evin tapusunu kadının üzerine yapın demiyorum. ???????? Ama evin ربة البيت sahibesi kadındır. O, eviyle ünsiyet kurar. Öyle ki ev, onunla anılır. Erkek için ev çok bir anlam ifade etmese de ev, kadının kafesi de olur sarayı da olur. Kadın, eviyle o kadar hemhal olur ki, ev kocaya değil kadına nispet edilmiştir. Belki de başka hikmetler de vardır. Boşama ayetinde onları &#8220;evlerinizden çıkarmayın&#8221; yerine, &#8220;evlerinden çıkarmayın&#8221; denilmesi manidardır! Ev onların olsa zaten çıkarma hakkınız yok. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>(وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ رَبَّكُمۡۖ لَا تُخۡرِجُوهُنَّ مِنۢ بُیُوتِهِنَّ)</p>



<p>Allah&#8217;tan korkun ve onları evlerinden çıkarmayın!</p>



<p>[Talâk suresi 1]</p>



<p>Aslında bu evin mülkiyeti erkeğindir. Ama Allah Teâlâ bu evi kadına isnat ederek kullandı. Yani boşadığınız kadınları &#8220;evlerinizden çıkarmayın&#8221; yerine &#8220;evlerinden çıkarmayın&#8221; demiştir.</p>



<p>(وَقَرۡنَ فِی بُیُوتِكُنَّ)</p>



<p>Evlerinizde oturun!</p>



<p>[Ahzâb suresi 33]</p>



<p>Burada da ev, kadına nispet edilmiştir. Babanızın evinde oturun denilmemiş, kocanızın evinde oturun denilmemiş, onların evinde oturun da denilmemiş. Sanki evin sahibi kadınlarmış gibi hitap edilmiştir.</p>



<p>(وَٱذۡكُرۡنَ مَا یُتۡلَىٰ فِی بُیُوتِكُنَّ مِنۡ ءَایَـٰتِ ٱللَّهِ وَٱلۡحِكۡمَةِۚ)</p>



<p>Sizler (Ey kadınlar!), evlerinizde okunan Allah&#8217;ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın!</p>



<p>[Ahzâb suresi 34]</p>



<p>Buradaki asıl hitap Hazreti Resulullah&#8217;ın eşlerinedir. Ama ev Hazreti Resulullah&#8217;a değil de eşlerine isnat edilmiştir. Yani &#8220;Resulullah&#8217;ın evinde okunan Allah&#8217;ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın&#8221; denilmemiş de &#8220;sizin eviniz&#8221; denilmiştir.</p>



<p>…</p>



<p>Evin tapusunu kadının üzerine yapın demiyorum. ???????? Ama evin ربة البيت sahibesi kadındır. O, eviyle ünsiyet kurar. Öyle ki ev, onunla anılır. Erkek için ev çok bir anlam ifade etmese de ev, kadının kafesi de olur sarayı da olur. Kadın, eviyle o kadar hemhal olur ki, ev kocaya değil kadına nispet edilmiştir.</p>



<p>Belki de başka hikmetler de vardır. Boşama ayetinde onları &#8220;evlerinizden çıkarmayın&#8221; yerine, &#8220;evlerinden çıkarmayın&#8221; denilmesi manidardır! Ev onların olsa zaten çıkarma hakkınız yok. Ev sizin ise neden size değil de onlara isnat edilmiştir.</p>



<p>Belki de evin tüm duvarları kadınların sevinç anlarına ve gözyaşlarına şahit olmuştur. Evin tüm halı, perde, koltuk, tabak ve tenceresi kadın ile birlikte gülmüş, kadın ile birlikte üzülmüştür.</p>



<p>Erkek için altı kişilik tabak takımından bir tanesinin kırılması bir anlam ifade etmez ama kadın için büyük bir acıdır. Evin dört bir yanına ünsiyet kuran kadın mı ev sahibi yoksa evi yansa umurunda olmayan erkek mi ev sahibi?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kadinlar-ve-evler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Karikatürün Düşündürdükleri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bir-karikaturun-dusundurdukleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bir-karikaturun-dusundurdukleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Feyzullah Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2020 10:41:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Karikatür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16278</guid>

					<description><![CDATA[Modern dünyanın kadın ve erkek algısı ve ilişkisi belki de en iyi şekilde bu karikatürde resmedilmiş. Bu karikatürü feministler aslında &#8220;neler çekiyoruz bakın!&#8221; göndermesi için kullanıyor. Ancak dikkatli bakınca akl-ı selim bir insan bu karikatüre ve karikatürün ana fikrine şiddetle karşı çıkar. Ve şu soruları sorar; Kadın ve erkek neden işbirliği içinde değil de birer yarış atı gibi rakip olarak görülüyor?Kadının önüne &#8220;engel&#8221; olarak sunulanlar evladına yaptığı yemek, evine yaptığı iş iken neden kadının iş yerinde maruz kaldığı malum zorluklara hiç vurgu yapılmamış?Kadının kocasıyla yaşadığı sorunları hemen boşanma ile halletmeye çalışan feminist zihniyet; kadın, patronuyla sorun yaşadığında neden istifayı aklına dahi getirmez de iletişim eğitimi ve hizmet içi eğitimler vererek halletmeye çalışır?Hayatın en önemli amacı kariyer yapmak ve para kazanmak mıdır ki herşeyi bu amaca engel olarak görüyorsunuz?Erkeğin hayatında hiçbir engel ve baskı yok mudur? Erkeğin önündeki yol gerçekten pürüzsüz müdür?Yoksa erkeğin çektiği sıkıntıları vurgularsanız &#8220;erkekleştirmeye çalıştığınız kadınları&#8221; ürkütmekten mi korkuyorsunuz?Mesela bir kadın &#8220;üniversiteyi kazanamazsam ya da iş bulamazsam evimde evlatlarıma bakarım&#8221; diyerek çok önemli bir alternatife sahipken erkeğin bunu demeye hakkı yoktur. Bu durumun erkekler üzerindeki etkilerinin farkında mısınız? Feminist zihniyet aslında herşeyin farkında ve attığı her adımı bilinçli ve kasıtlı olarak atıyor. Peki, &#8220;Kendileri ile huzur bulasınız diye &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Modern dünyanın kadın ve erkek algısı ve ilişkisi belki de en iyi şekilde bu karikatürde resmedilmiş. Bu karikatürü feministler aslında &#8220;neler çekiyoruz bakın!&#8221; göndermesi için kullanıyor. Ancak dikkatli bakınca akl-ı selim bir insan bu karikatüre ve karikatürün ana fikrine şiddetle karşı çıkar. Ve şu soruları sorar;</p>



<ol class="wp-block-list"><li>Kadın ve erkek neden işbirliği içinde değil de birer yarış atı gibi rakip olarak görülüyor?</li><li>Kadının önüne &#8220;engel&#8221; olarak sunulanlar evladına yaptığı yemek, evine yaptığı iş iken neden kadının iş yerinde maruz kaldığı malum zorluklara hiç vurgu yapılmamış?</li><li>Kadının kocasıyla yaşadığı sorunları hemen boşanma ile halletmeye çalışan feminist zihniyet; kadın, patronuyla sorun yaşadığında neden istifayı aklına dahi getirmez de iletişim eğitimi ve hizmet içi eğitimler vererek halletmeye çalışır?</li><li>Hayatın en önemli amacı kariyer yapmak ve para kazanmak mıdır ki herşeyi bu amaca engel olarak görüyorsunuz?</li><li>Erkeğin hayatında hiçbir engel ve baskı yok mudur? Erkeğin önündeki yol gerçekten pürüzsüz müdür?</li><li>Yoksa erkeğin çektiği sıkıntıları vurgularsanız &#8220;erkekleştirmeye çalıştığınız kadınları&#8221; ürkütmekten mi korkuyorsunuz?</li><li>Mesela bir kadın &#8220;üniversiteyi kazanamazsam ya da iş bulamazsam evimde evlatlarıma bakarım&#8221; diyerek çok önemli bir alternatife sahipken erkeğin bunu demeye hakkı yoktur. Bu durumun erkekler üzerindeki etkilerinin farkında mısınız?</li></ol>



<p>Feminist zihniyet aslında herşeyin farkında ve attığı her adımı bilinçli ve kasıtlı olarak atıyor. Peki, &#8220;Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir.&#8221; diyerek işbirliğini ve huzuru teşvik eden dinimiz apaçık ortadayken feminizmin fıtratla savaşan sloganlarına sarılan insanlarımız neyin peşinde?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bir-karikaturun-dusundurdukleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an Kadın Konusundaki Toplumsal Algıları Nasıl Yıkıyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kuran-kadin-konusundaki-toplumsal-algilari-nasil-yikiyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kuran-kadin-konusundaki-toplumsal-algilari-nasil-yikiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Aug 2020 09:20:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15565</guid>

					<description><![CDATA[Kur’an, kadınla ilgili cahiliye toplumundaki fıtrata aykırı uygulamaları kaldırdı. Ama aynı zamanda kadınlar hakkındaki genel geçer algıları da yıkıyor. Ve bunu daha çok da anlattığı kıssalarla (bu kıssalarda naklettiği örneklerle) yapıyor.Mesela;1-Evlilik teklifi hemen hemen her toplumda erkek tarafından gelir. Ama Kur’an bunun tersini içeren bir kıssa naklediyor. Musa as’a evlilik teklifi -muhtemelen kızının talebi üzerine- Şuayb Nebiden geliyor. Nitekim Musa da bu teklifi kabul ediyor ve evleniyorlar(28/26,27)2-Çalışma hayatı genelde erkeklerden oluşur. Ama Kuran bunun da mutlak bir kural olmadığını, gerektiğinde kadınların da çalışabileceğini yine aynı kıssa üzerinden naklediyor bize, Şuayb Nebinin iki kızının çobanlık yaptığını anlatarak (28/23). 3-Cinsel saldırı tüm toplumlarda genelde erkekten kadına doğru olur. Ama Kuran bunun da bir kural olmadığını Yusuf-Züleyha kıssasını naklederek anlatıyor, kadından erkeğe doğru gerçekleşen bir tacizi kıssa ederek (12/23).4-Krallar/melikler, devlet başkanları, valiler ve yöneticiler genelde erkeklerden olur. Tarihten günümüze kadar bu hep böyle olmuştur. Buna genelde ‘’kadınlardan iyi yönetici olmaz’’ algısı da eşlik eder. Ama Kur’an bunun da bir kural olmadığını bize Sebe melikesi üzerinden anlatıyor. Hem de onun istişare mekanizmasını işleten bir melike olduğunu naklederek, yani yöneticiliğini ve öngörülerini olumlayarak (27/32-35).5-Kadınlar hakkında genelde ‘’kocalarının dini üzere olurlar ve korkaktırlar’’ diye düşünülür. Ama Nuh’un karısı ve Lut’un karısı mümin değil iken (66/10), Firavunun &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kur’an, kadınla ilgili cahiliye toplumundaki fıtrata aykırı uygulamaları kaldırdı. Ama aynı zamanda kadınlar hakkındaki genel geçer algıları da yıkıyor. Ve bunu daha çok da anlattığı kıssalarla (bu kıssalarda naklettiği örneklerle) yapıyor.<br><br>Mesela;<br><br>1-Evlilik teklifi hemen hemen her toplumda erkek tarafından gelir. Ama Kur’an bunun tersini içeren bir kıssa naklediyor. Musa as’a evlilik teklifi -muhtemelen kızının talebi üzerine- Şuayb Nebiden geliyor. Nitekim Musa da bu teklifi kabul ediyor ve evleniyorlar(28/26,27)<br><br>2-Çalışma hayatı genelde erkeklerden oluşur. Ama Kuran bunun da mutlak bir kural olmadığını, gerektiğinde kadınların da çalışabileceğini yine aynı kıssa üzerinden naklediyor bize, Şuayb Nebinin iki kızının çobanlık yaptığını anlatarak (28/23).</p>



<p>3-Cinsel saldırı tüm toplumlarda genelde erkekten kadına doğru olur. Ama Kuran bunun da bir kural olmadığını Yusuf-Züleyha kıssasını naklederek anlatıyor, kadından erkeğe doğru gerçekleşen bir tacizi kıssa ederek (12/23).<br><br>4-Krallar/melikler, devlet başkanları, valiler ve yöneticiler genelde erkeklerden olur. Tarihten günümüze kadar bu hep böyle olmuştur. Buna genelde ‘’kadınlardan iyi yönetici olmaz’’ algısı da eşlik eder. Ama Kur’an bunun da bir kural olmadığını bize Sebe melikesi üzerinden anlatıyor. Hem de onun istişare mekanizmasını işleten bir melike olduğunu naklederek, yani yöneticiliğini ve öngörülerini olumlayarak (27/32-35).<br><br>5-Kadınlar hakkında genelde ‘’kocalarının dini üzere olurlar ve korkaktırlar’’ diye düşünülür. Ama Nuh’un karısı ve Lut’un karısı mümin değil iken (66/10), Firavunun karısı mümin idi (66/11). Hatta Musa Nebi bile Firavundan çekinirken(20/25-30), o Firavuna isyan etmiş ve bu sayede ‘’asiye’’ unvanını almıştı. Bu davranışi ile Allah’ın Kitabında örnek gösterilen kadınlardan olmuştu (66/11).<br><br>‘’Şu bir gerçek ki, biz bu Kuran&#8217;da her türlü örneği verdik; ama buna rağmen insanların çoğu bunları görmezden geliyor/inkarda direniyor.’’ (İsra 17/89)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kuran-kadin-konusundaki-toplumsal-algilari-nasil-yikiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
