<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kader &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/kader/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 18 Mar 2024 12:13:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>kader &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kader ve Kazanın Hakikati</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kader-ve-kazanin-hakikati/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kader-ve-kazanin-hakikati/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Mar 2024 12:13:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=19090</guid>

					<description><![CDATA[İslam düşüncesinde hâkim görüş, âlemin işleyişinin bütünüyle Yüce Allah’ın iradesine bağlı olduğudur. Buna göre âlemde bir işleyiş kanunundan söz edilecekse öncelikle bunun kaynağının/dayanağının Yüce Allah olmasını baştan kabul etmemiz gerekmektedir. Bu konuda ihtilaf yoktur. İhtilaf, insan fiilleri hususundadır. Yüce Allah’ın kudretinin insan fiillerinin oluşumuna etki boyutu nedir? Bu etki, fiilin hangi aşamasında gerçekleşir? Burada aşama dememiz, zamansal anlamda değildir. Çünkü Yüce Allah zaman ve mekândan münezzehtir, O’nun için bir şeyin gerçekleşme zamanından söz edilemez. Öyleyse buradaki zamansal aşama Allah bakımından değil, evren ve insan açısındandır. &#160; İnsan fiilleri konusunda Mutezile âlimleri Yüce Allah’ın baştan güç vererek insanın kendi fiillerini meydana getirdiğini iddia ederken Ehl-i Sünnet âlimleri bu gücün insana fiilin oluşumu anında verildiğini, yaratmanın Allah’a, niyetin ve kastın ise kişiye ait olduğunu dile getirirler. &#160;Her iki görüşte de yaratma gücü Allah’a bağlanmakta, verilme zamanı ve aşaması hususunda ihtilaf bulunmaktadır. Buna göre bir fiilin iyi veya kötü olması Mutezileye göre insanın iradesi ve önceden verilen güçle gerçekleşen fiiline bağlanırken Ehl-i Sünnete göre insanın iradesine bağlanır. Her iki görüşün ortak noktası insanın iradesinin/niyetinin kulun fiillerinin iyi ve kötü niteliği kazanmasında belirleyici olduğudur. Kader konusu işte tam da bu noktadan ele alınmalıdır. Kader, evrendeki olgu ve olayların Allah’ın koyduğu ölçüye göre işlemesidir. İlahî &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İslam düşüncesinde hâkim görüş, âlemin işleyişinin bütünüyle Yüce Allah’ın iradesine bağlı olduğudur. Buna göre âlemde bir işleyiş kanunundan söz edilecekse öncelikle bunun kaynağının/dayanağının Yüce Allah olmasını baştan kabul etmemiz gerekmektedir. Bu konuda ihtilaf yoktur. İhtilaf, insan fiilleri hususundadır.</p>



<p>Yüce Allah’ın kudretinin insan fiillerinin oluşumuna etki boyutu nedir? Bu etki, fiilin hangi aşamasında gerçekleşir? Burada aşama dememiz, zamansal anlamda değildir. Çünkü Yüce Allah zaman ve mekândan münezzehtir, O’nun için bir şeyin gerçekleşme zamanından söz edilemez. Öyleyse buradaki zamansal aşama Allah bakımından değil, evren ve insan açısındandır. &nbsp;</p>



<p>İnsan fiilleri konusunda Mutezile âlimleri Yüce Allah’ın baştan güç vererek insanın kendi fiillerini meydana getirdiğini iddia ederken Ehl-i Sünnet âlimleri bu gücün insana fiilin oluşumu anında verildiğini, yaratmanın Allah’a, niyetin ve kastın ise kişiye ait olduğunu dile getirirler.</p>



<p>&nbsp;Her iki görüşte de yaratma gücü Allah’a bağlanmakta, verilme zamanı ve aşaması hususunda ihtilaf bulunmaktadır. Buna göre bir fiilin iyi veya kötü olması Mutezileye göre insanın iradesi ve önceden verilen güçle gerçekleşen fiiline bağlanırken Ehl-i Sünnete göre insanın iradesine bağlanır. Her iki görüşün ortak noktası insanın iradesinin/niyetinin kulun fiillerinin iyi ve kötü niteliği kazanmasında belirleyici olduğudur. Kader konusu işte tam da bu noktadan ele alınmalıdır.</p>



<p><strong>Kader</strong>, evrendeki olgu ve olayların Allah’ın koyduğu ölçüye göre işlemesidir. İlahî irade tarafından konulan bu ölçüye insanın müdahale etme şansı yoktur. Evrenin içinde bir unsur olan insanın da bir kader çizgisinin ve bu çerçeveden bir özgürlüğünün bulunduğu bir gerçektir. Onun özgürlüğünün dayanağı kendisine verilen akıl ve iradedir.</p>



<p>İnsanın özgürlüğü niyetiyle yani zihnindeki düşüncesiyle sınırlıdır. Bunun anlamı, insan düşünce bakımından özgürdür. “Dinde zorlama yoktur” ilkesi de bunu teyit eder. Çünkü insanın tek hâkim olduğu yani istediği gibi çekip çevirebileceği tek şey düşüncesidir. Bu düşünce fiile veya söze dönüştüğünde artık insanın elinden çıkar, yani yaptığı fiilleri ve söylediği sözleri geri alamaz, hiç olmamış hale getiremez. Ama söze ve fiile dönüşmemiş düşüncesini değiştirebilir, hatta tamamen vazgeçebilir. Bundan dolayı da düşüncesinden sorumlu tutulmaz, o düşüncenin fiile ve söze dönüşmesiyle sorumluluk oluşur.&nbsp; Eskilerin “bin düşün, bir söyle” uyarısı tam da bu gerçeğe işaret eder. Çünkü düşünmenin maliyeti yoktur ama söz ve fiilin maliyeti vardır.</p>



<p>Peki, Yüce Allah insanın hangi düşüncesini esas alır? Yüce Allah için zaman ve mekân sınırı olmadığından insanın önceki düşüncesini bildiği gibi değiştirdiği düşüncesini de bilir, değişen düşüncesine göre takdirde bulunur ve kaderini belirler. Buradaki değişim Allah’ın ilminde ve takdirinde değil, kulun düşüncesinde yani niyetindedir. Ama niyet söz ve fiil aşamasına geçtiğinde artık kesinleşmiş demektir, bu aşamada <strong>kader</strong> değil <strong>kaza</strong> hali söz konusudur.</p>



<p><strong>Kaza</strong> anılan kader ölçüsü ve düzeni içinde olgu ve olayların gerçekleşmesi, gün yüzüne çıkması ve insan tarafından bilinir hale gelmesidir. Bir örnek vermek gerekirse evlenen bir çiftin çocuğunun olacağı bilgisi kaderdir, çocuğun ana rahmine düşmesi ve doğması kazadır. Kader aşamasını sadece Allah bilir, insanlar ise ancak kaza aşamasında bilgi sahibi olur.</p>



<p>Öte yandan insanın zihnindeki düşüncenin söze ve fiile dönüşmesi Yüce Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşir. Ancak bu yaratma fiile iyi ve kötü niteliği vermez; bilakis insanın kafasındaki düşüncesi ve özgür seçimi fiile iyi veya kötü niteliği kazandırır. Daha açık ifadeyle insanın fiillerinin iyi veya kötü, helal veya haram, güzel veya çirkin olmasını belirleyen insanın niyeti, düşüncesi, tasarlaması ve kararlılığıdır. Örneğin bir cerrahın tedavi niyetiyle “vücudu kesmesi” yararlıdır, ancak bir katilin öldürmek niyetiyle “vücudu kesmesi” kötüdür ve zararlıdır. Kötülük niteliğini “vücudu kesme” fiili değil, hangi niyetle yapıldığı belirler. Hata yoluyla adam öldürmekle kasten adam öldürmek arasındaki fark da buradan ortaya çıkar.</p>



<p>Bilerek ve isteyerek bir kötülük yapıp pişmanlık duyan ve tövbe eden kişiyi Yüce Allah bağışlar, ama yaptığı işi hiç olmamış hale getirmez. Çünkü olay veya olgu meydana gelmiş, geçmişe intikal etmiş ve sabitleşmiştir. Bu Yüce Allah’ın evrene koyduğu âdetullah denilen kanunudur. Buna kaderin kaza aşamasına geçmesi denmektedir. O kişi tövbeyle ilahî cezadan kurtulur ama yaptığı şeyin bedelin öder. Tıpkı Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın yaptıklarından tövbe etmeleri sonucu Allah’ın onları bağışlaması ama bedel olarak da cennetten çıkarması gibi.</p>



<p>Bu yüzden hata etmek ve günah işlemek bütün bir geleceği kaybetmek değildir. Kişi tövbe eder, istikamet üzere yoluna devam ederse hem dünya hem ahiret mutluluğunu kazanabilir. Hz. Âdem ve eşi Havva’ya yönelik Yüce Allah’ın şu buyruğu bugün için de geçerlidir: “<em>Sizin için yeryüzünde belli bir barınma ve yeme-içme imkânı sağlanmıştır.” “Benden size bir yol gösterici gelecektir. Benim yol göstericime uyan kişi ne bir korku ne de bir üzüntü duyacaktır.</em>” (Bakara 2/36,38).</p>



<p>Bu ayetin geniş yorumu şöyledir: Yüce Allah belli bir süre yaşaması için yeryüzünü İNSANA mekân kılmış; çalışsın, geçimini temin etsin diye orasını türlü şartlarla ve imkânlarla donatmış, ardından bütün bunları hazırlayan Rabbini hatırlaması ve teşekkür etmesi için bir YOL GÖSTERİCİ göndermiştir.</p>



<p>Kendi özgür iradeleriyle gönüllü olarak yol göstericiye uyan kişi, ebedî âleme intikal ettiğinde geçmiş üzüntüsünden kurtulacak, gelecek kaygısı ve korkusu taşımayacak, kusur ve hatadan arınmış olarak ebedî RAHMET YURDUNDA mutlu bir şekilde yaşayacaktır.</p>



<p>Ancak yol göstericiye sırt dönen, arzu ve heveslerine uyan, Allah’a isyan edip kullarına zulmeden kişi derin bir pişmanlık duyacak, her anı azap olacak, karalara bürünecek, üzüntü ve kaygı içinde kıvranacak ve kendisine hazırlanan ebedî ADALET EVİNDE cezasını çekecektir.</p>



<p>Geniş okumak için bakınız:</p>



<p>Cağfer Karadaş, <em>Kaderin Sırrını Anlamak</em>, Otto Yayınları.</p>



<p>Cağfer Karadaş, <em>Zaman ve Mekan İçinde İnsan ve Kaderi</em>, Emin Yayınları.</p>



<p>Cağfer Karadaş, <em>Kadere İman</em>, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kader-ve-kazanin-hakikati/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem Kader Midir? Falan Kimseyle Evlenmem Kader Midir?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/deprem-kader-midir-falan-kimseyle-evlenmem-kader-midir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/deprem-kader-midir-falan-kimseyle-evlenmem-kader-midir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2023 07:49:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[tedbir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18674</guid>

					<description><![CDATA[Net cevap: Deprem kaderdir. Depreme karşı tedbir alman da kaderdir. Depreme seyirci kalman da kaderdir. Falan kimseyle evlenmen kaderdir. O kimseden boşanman da kaderdir. Boşandıktan sonra başka biriyle evlenmen de kaderdir. Hiç evlenmemen de kaderdir. Deprem bölgesine gitmen kaderdir. Yolda başına bir kaza gelmesi kaderdir. Yolda değil de deprem bölgesinde başına bir hal gelmesi kaderdir. Gördüğünüz gibi&#8230; Kaderden kaçış mümkün değil. Ama burada asıl soru şu: Kader nedir? Kader Allah&#8217;ın her şeyi bilmesi ve yaratmasıdır. İrade sahibi bir varlık için kader bir şeyi mecburen yapmak değildir. Buna göre tedbir almak da kaderdir, almamak da kaderdir. Çünkü Allah kulun tedbir alıp almayacağını ezeli ilmiyle bilmektedir. Ancak tedbir almayı emrettiği için kul ona muhalif davranmak suretiyle sorumluluk sahibidir. Sağlık da kaderdir hastalık da&#8230; Yani sağlık ve hastalığı ezelde bilen ve yaratan Allah&#8217;tır. Sağlıklı olmayı emretmiştir. İnsan bilerek tedbir almıyorsa sorumludur. İman da küfür de Allah&#8217;ın takdiridir. Allah ezeli ilmiyle kimin mümin kimin kafir olacağını bilmektedir. Ancak Allah imandan razı, küfürden razı değildir. İmanı emretmiş, küfrü nehyetmiştir. İnsan imana muhalefet ettiği için sorumludur. Bu durumu en güzel Hz. Ömer ile ilgili kıssa ortaya koymaktadır. Şöyle ki: Hz. Ömer, Şam’a doğru yola çıkmıştı. Serg denilen yere varınca, kendisini orduların başkumandanı Ebu Ubeyde b. Cerrah &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Net cevap:</p>



<p>Deprem kaderdir. Depreme karşı tedbir alman da kaderdir. Depreme seyirci kalman da kaderdir.</p>



<p>Falan kimseyle evlenmen kaderdir. O kimseden boşanman da kaderdir. Boşandıktan sonra başka biriyle evlenmen de kaderdir. Hiç evlenmemen de kaderdir.</p>



<p>Deprem bölgesine gitmen kaderdir. Yolda başına bir kaza gelmesi kaderdir. Yolda değil de deprem bölgesinde başına bir hal gelmesi kaderdir.</p>



<p>Gördüğünüz gibi&#8230; Kaderden kaçış mümkün değil. Ama burada asıl soru şu: Kader nedir?</p>



<p>Kader Allah&#8217;ın her şeyi bilmesi ve yaratmasıdır. İrade sahibi bir varlık için kader bir şeyi mecburen yapmak değildir. Buna göre tedbir almak da kaderdir, almamak da kaderdir. Çünkü Allah kulun tedbir alıp almayacağını ezeli ilmiyle bilmektedir. Ancak tedbir almayı emrettiği için kul ona muhalif davranmak suretiyle sorumluluk sahibidir. Sağlık da kaderdir hastalık da&#8230; Yani sağlık ve hastalığı ezelde bilen ve yaratan Allah&#8217;tır. Sağlıklı olmayı emretmiştir. İnsan bilerek tedbir almıyorsa sorumludur. İman da küfür de Allah&#8217;ın takdiridir. Allah ezeli ilmiyle kimin mümin kimin kafir olacağını bilmektedir. Ancak Allah imandan razı, küfürden razı değildir. İmanı emretmiş, küfrü nehyetmiştir. İnsan imana muhalefet ettiği için sorumludur.</p>



<p>Bu durumu en güzel Hz. Ömer ile ilgili kıssa ortaya koymaktadır. Şöyle ki:</p>



<p>Hz. Ömer, Şam’a doğru yola çıkmıştı. Serg denilen yere varınca, kendisini orduların başkumandanı Ebu Ubeyde b. Cerrah ile komuta kademesindeki arkadaşları karşıladı ve ona şam’da veba hastalığı baş gösterdiğini haber verdiler. Ömer (ra), Abdullah b. Abbas’a:</p>



<p>-Bana ilk Muhacirleri çağır, dedi.</p>



<p>Hz. Ömer, onlarla oturup konuştu ve şam’da veba salgını bulunduğunu kendilerine bildirdi. Onlar nasıl hareket edilmesi gerektiğinde ihtilaf ettiler. Bazıları:</p>



<p>-Sen belirli bir iş için yola çıktın, geri dönmeni uygun bulmuyoruz, dediler. Bazıları da:</p>



<p>-Müslümanların kalanı ve Hz. Peygamber&#8217;in ashabı senin yanındadır. Onları bu vebanın üstüne sevk etmenizi uygun görmüyoruz, orada salgın hastalık var, dediler.</p>



<p>Bunun üzerine Hz. Ömer:</p>



<p>-Gidebilirsiniz, dedi. Daha sonra Abdullah b. Abbas’a:</p>



<p>-Bana Ensar’ı çağır, dedi. Onlar da Muhacirler gibi benzer sözler söylediler. Hz. Ömer:</p>



<p>-Siz de gidebilirsiniz, dedi. Hz. Abdullah’a tekrar:</p>



<p>Bana Mekke’nin fethinden önce Medine’ye hicret etmiş olan Kureyş Muhacirlerinin yaşlılarını çağır, dedi.</p>



<p>Onlardan iki kişi bile ihtilaf etmedi ve hepsi:</p>



<p>-İnsanları geri döndürmeni ve bu hastalığın olduğu yere gitmemeyi uygun görüyoruz, dediler.</p>



<p>Bu defa Hz. Ömer herkese seslenerek:</p>



<p>-Ben sabahleyin dönüş hazırlığına başlıyorum, siz de hayvanlarınıza binmiş olun, dedi.</p>



<p>Ebu Ubeyde b. Cerrah:</p>



<p>-Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun? diye sordu. Hz. Ömer:</p>



<p>-Keşke bunu senden başkası söyleseydi ey Ebu Ubeyde! dedi. Zira Ömer, Ebu Ubeyde’ye muhalefet etmek istemezdi. Ve sözüne şöyle devam etti.</p>



<p>-Evet, Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz.</p>



<p>Allah&#8217;ın kaderinden, yani bizim bilmediğimiz ama O&#8217;nun ezeli olarak bildiği ilimden, yine Allah&#8217;ın kaderine yani bizim bilmediğimiz ama onun ezeli olarak bildiği ilme kaçıyoruz.</p>



<p>Burada kader zorunluluk değil tercihtir. Dikkat edilirse, bir kaderden diğerine kaçılıyor. Bu, tercih değil de nedir? Ancak bütün tercihlerimiz neticede Allah&#8217;ın ezeli bilgisi dahilinde olan kaderlerimizdir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/deprem-kader-midir-falan-kimseyle-evlenmem-kader-midir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İçimdeki Deprem</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/icimdeki-deprem/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/icimdeki-deprem/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhsan ÜNLÜ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Feb 2023 13:30:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[tedbir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18659</guid>

					<description><![CDATA[Dün bir pir-i fani ile karşılaştım. “Ne haber”? diye sordu. “Ne olacak işte görüyorsun, her taraf perişan, acı ve kederden başka bir şey yok!” “Öyle deme!” dedi. “Niye ki” dedim. “Güzel bakan güzel görür&#8230;Gönül isterse göz, yılanının zehirine bakar; gönül isterse göz, ibret alacağı şeylere bakar.” diyerek devam etti: “Gül cemalini gösteren Zat-ı Kibriya, yeri zamanı geldiğinde Cebbar ve Celal sıfatıyla tecelli eder de kudret ve azametini gösteriverir.” “Kula düşen nedir?” diye sordum. Derin bir ‘of’ çekip devam etti: “Kula düşen sabır ve tevekküldür.” “Peki tedbir bu işin neresinde” dedim. “Tedbir en başında evlat” deyiverdi ve devam etti. “Deveni sağlam kazığa bağla sonra tevekkül et!” Dememiş miydi Efendimiz (a.s). Konuyu depreme getirdim ve sordum: “Bu işin kaderle ilgisi nedir üstadım?” “Önce şunu bil ki evladım! Rahmeti gazabının çok fevkinde olan Allah Teala kullarına asla zulmetmez. Merhametlilerin en merhametlisi olan Zat-ı Zülcelal onlara tuzak kurmaz. Bilakis verdiği akıl ve iradeyle onların önünü açar, vahiy yoluyla destekler.” “Peki bu belalar neyin nesi?” “Bela dediğin sana bana göre evladım. İnsanoğlu belasını da Mevlasını da kendi eliyle bulur. Bak sonra deprem dediğin ekolojik denge için gazını bazen dışa vuran bir tabiat olayıdır. İnsanlar bu realiteye göre önlemini almayıp can ve mal kaybediyorsa bunun kaderle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dün bir pir-i fani ile karşılaştım.</p>



<p>“Ne haber”? diye sordu.</p>



<p>“Ne olacak işte görüyorsun, her taraf perişan, acı ve kederden başka bir şey yok!”</p>



<p>“Öyle deme!” dedi.</p>



<p>“Niye ki” dedim.</p>



<p>“Güzel bakan güzel görür&#8230;Gönül isterse göz, yılanının zehirine bakar; gönül isterse göz, ibret alacağı şeylere bakar.” diyerek devam etti:</p>



<p>“Gül cemalini gösteren Zat-ı Kibriya, yeri zamanı geldiğinde Cebbar ve Celal sıfatıyla tecelli eder de kudret ve azametini gösteriverir.”</p>



<p>“Kula düşen nedir?” diye sordum.</p>



<p>Derin bir ‘of’ çekip devam etti:</p>



<p>“Kula düşen sabır ve tevekküldür.”</p>



<p>“Peki tedbir bu işin neresinde” dedim.</p>



<p>“Tedbir en başında evlat” deyiverdi ve devam etti.</p>



<p>“Deveni sağlam kazığa bağla sonra tevekkül et!” Dememiş miydi Efendimiz (a.s).</p>



<p>Konuyu depreme getirdim ve sordum:</p>



<p>“Bu işin kaderle ilgisi nedir üstadım?”</p>



<p>“Önce şunu bil ki evladım! Rahmeti gazabının çok fevkinde olan Allah Teala kullarına asla zulmetmez.</p>



<p>Merhametlilerin en merhametlisi olan Zat-ı Zülcelal onlara tuzak kurmaz. Bilakis verdiği akıl ve iradeyle onların önünü açar, vahiy yoluyla destekler.”</p>



<p>“Peki bu belalar neyin nesi?”</p>



<p>“Bela dediğin sana bana göre evladım. İnsanoğlu belasını da Mevlasını da kendi eliyle bulur. Bak sonra deprem dediğin ekolojik denge için gazını bazen dışa vuran bir tabiat olayıdır. İnsanlar bu realiteye göre önlemini almayıp can ve mal kaybediyorsa bunun kaderle ve yaratıcıyla ne ilgisi var?”</p>



<p>Biraz nefeslenip devam etti:</p>



<p>“Unutma ki evlat! Bir kavli dua vardır, bir de fiili dua. Fiili dua, işini sağlam yapmaktır. Senin anlayacağın binaları sağlam yapıp sağlam zemine oturtmaktır. Kavli dua da bunun üzerine Allah’tan sıhhat afiyet dilemektir.”</p>



<p>Akif’in deyimiyle, “Bir kere de azmettin mi, artık Allah’a dayan” diyorsun yani.</p>



<p>“Aynen öyle evlat” dedi ve ekledi:</p>



<p>“Bak Akif demişken devamını getirelim mi?”</p>



<p>“Tabi ki memnuniyetle..” dedim.</p>



<p>“Kader, imanın farzlarından biridir&#8230;Tamam&#8230;</p>



<p>Fakat yok onda senin saptırdığın anlam.</p>



<p>Kader; Gerekli şartlar oluştuktan sonra</p>



<p>Mümkün olanın gerçekleşip çıkmasıdır ortaya.”</p>



<p>“Hey gidi koca yürekli şair! Ümmeti uyandırmak için neleri göze aldın, ne bedeller ödedin” deyip bir mısra daha ekleyiverdi:</p>



<p>“Kadermiş!” öyle mi? Haşa bu söz değil doğru:</p>



<p>Belanı istedin Allah da verdi&#8230;Doğrusu bu!”</p>



<p>“Ekrandaki o manzaraları görünce içim acıyor. Haykırmak istiyorum.” dedim bir anda.</p>



<p>“Ölümün yüzü soğuktur evlat” dedi ve yine şairin dizeleriyle cevap verdi:</p>



<p>“Veren de O alan da;</p>



<p>Nedir senden çıkacak?</p>



<p>Gören de bu can senin sanacak!”</p>



<p>“Üstadım hadi birilerini anladım da sabilerin, masumların o soğuk betonların altında kalmasını ve inlemesini bir türlü anlayamıyorum!”</p>



<p>“Bak yavrum! O’nun hikmetinden sual olunmaz. Lakin anladığımız kadarıyla bazen öyle musibetler gelir ki büyük-küçük, haklı-haksız aramaz. Haksız olan belasını bulur ama masum olan telef olmaz. Onların zayi olan malları, kendileri hakkında sadaka; ölümleri de ebedi hayatlarını kazandıracak derecede bir şehadet hükmüne geçer.”</p>



<p>“Peki o çektikleri ızdırap nedir? Yanlarına kar mı kalır!”</p>



<p>“Evlat! Onların o ebedi alemde görüp yaşayacakları yanında, bu çektikleri geçici zahmet ve meşakkatlerin esamesi bile okunmaz. Senin anlayacağın zahmet içinde rahmet; gazap içinde hikmet gizlidir.”</p>



<p>“Bağışlayın beni çok iyi anlayamadım!”</p>



<p>“Biz neyi anladık ki evlat. Anlasak böyle mi olurduk? Unutma! insanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.”</p>



<p>“Anlayana sivri sinek saz&#8230;diye boşuna dememişler.” galiba.</p>



<p>“Yaratıcısını unutan insanoğluna Allah, bazen bir virüsle, bazen bir krizle, bazen de böyle musibetlerle kendini hatırlatır. Daha doğrusu kibirden kuleler inşa eden insanlara acziyetini gösterir; azametin gerçek sahibine dikkatleri çeker.”</p>



<p>“Anladın mı şimdi biraz!?” diye sordu.</p>



<p>“Her şey iyi güzel de şu ölüm firkati olmasaydı?” diyesim geliyor üstadım.</p>



<p>“Ölüm, görünüşte ‘firkat’ gibi dursa da aslında o bir ‘vuslat’ tır.” dedi ve ekledi:</p>



<p>“Buradan ayrıldığın kişilere bakarken bir de kimlere kavuşacağını bir düşünsene!”</p>



<p>“İnsanoğlu ölüm varken günah, zulüm işliyor, kul hakkı yiyorsa; bir de ölüm olmasaydı ne olurdu?</p>



<p>Düşünebiliyor musun?”</p>



<p>“Üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi; “Budur perde arkasından gelen haber/ hiç çirkin olsaydı ölür müydü peygamber?”</p>



<p>“Eyvallah üstadım, teşekkür ederim bu güzel sohbet için” deyip ayrıldım.</p>



<p>Evet, ben depremin içinde değildim belki ama deprem benim içimdeydi.</p>



<p>Sürekli kıpırdaşan, hareket eden bir şeyler vardı sanki içimde.</p>



<p>‘İçimizdeki depremleri, kafamızdaki çelişkileri, vicdanlarımızdaki soru işaretlerini düzeltmedikçe bu işler düzelmeyecek’ diye kanaat getirdim en sonunda.</p>



<p>Rahmet, minnet ve esenlik dileğiyle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/icimdeki-deprem/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
