<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İttifak &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/ittifak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 09 Sep 2020 09:03:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>İttifak &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kim Kiminle Uyuşabilir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kim-kiminle-uyusabilir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kim-kiminle-uyusabilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Sep 2020 09:03:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İttifak]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15701</guid>

					<description><![CDATA[Olmayacak olmayacak kişi kurum ve kuruluşların muhalefet cephesi içinde toplanması büyük bir çelişki gibi görünse de aslında gayet tutarlıdır.Herkese tepeden bakan, ama oylarını alabilmek için &#8216;canııımm&#8217; mış yapan CHP. Ülkücülere &#8216;ırkçı, faşist&#8217; gözüyle bakan PKK ve onun siyasi temsilcisi HDP.Ülkücü geçinip &#8216;biz onlarla değiliz&#8217; diyen ama PKK ve HDP nin desteklediği adaylara oy veren İYİ parti. Erbakancı görünüp Erbakan&#8217;ın evlatlarıyla mahkemelik olan Saadet.Üst akılın Türkiye genel koordinatörü rolü oynayan ama her oyunda mızıkan Abdullah Gül. Ben küçük dağların yaratıcısıyım, büyükleri sayın Gül ayarlıyor pozundaki Babacan. Başbakanken AK Partiye tapan, başbakanlıktan ayrılınca dakkasında satan Davutoğlu. Yalanın ve entrikanın uzmanı, dalaverenin piri, Amerikan uşaklığının ve ihanetin şahı FETÖ. Cumhur ittifakını çekip al, bunlar birbirinin gözünü oyacak tipler gibi geliyor. Ama ne cumhur ittifakını yok saymak ne de bunların birbirinin gözünü oyması mümkün değildir. Çünkü kör körün tek gözüne muhtaç.Sanki bunlar Erdoğan ve Bahçeli ile onların temsil ettiği cumhur ittifakına karşılar. Aslında değil, bunlar yapılan işlere karşılar. Erdoğan ve Bahçeli&#8217;nin yerinde kim olsa, aynı şeyleri yapsa ona da karşı olacaklar. Yani PKK nın boğazını sıkarsa, dünyanın yarısı tarafından ülkeleri işgal edilmiş üstelik de kendi rejimlerince tepelerine bombalar yağdırılan Suriyelilere sahip çıkarsa, Türkiye&#8217;nin güney sınırında kurulmak istenen garnizon devlet oyununu bozarsa, ülkenin kalkınması için &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Olmayacak olmayacak kişi kurum ve kuruluşların muhalefet cephesi içinde toplanması büyük bir çelişki gibi görünse de aslında gayet tutarlıdır.<br>Herkese tepeden bakan, ama oylarını alabilmek için &#8216;canııımm&#8217; mış yapan CHP.<br></p>



<p>Ülkücülere &#8216;ırkçı, faşist&#8217; gözüyle bakan PKK ve onun siyasi temsilcisi HDP.<br>Ülkücü geçinip &#8216;biz onlarla değiliz&#8217; diyen ama PKK ve HDP nin desteklediği adaylara oy veren İYİ parti.<br></p>



<p>Erbakancı görünüp Erbakan&#8217;ın evlatlarıyla mahkemelik olan Saadet.<br>Üst akılın Türkiye genel koordinatörü rolü oynayan ama her oyunda mızıkan Abdullah Gül.<br></p>



<p>Ben küçük dağların yaratıcısıyım, büyükleri sayın Gül ayarlıyor pozundaki Babacan.<br></p>



<p>Başbakanken AK Partiye tapan, başbakanlıktan ayrılınca dakkasında satan Davutoğlu.<br></p>



<p>Yalanın ve entrikanın uzmanı, dalaverenin piri, Amerikan uşaklığının ve ihanetin şahı FETÖ.<br></p>



<p>Cumhur ittifakını çekip al, bunlar birbirinin gözünü oyacak tipler gibi geliyor. Ama ne cumhur ittifakını yok saymak ne de bunların birbirinin gözünü oyması mümkün değildir. Çünkü kör körün tek gözüne muhtaç.<br>Sanki bunlar Erdoğan ve Bahçeli ile onların temsil ettiği cumhur ittifakına karşılar. Aslında değil, bunlar yapılan işlere karşılar. Erdoğan ve Bahçeli&#8217;nin yerinde kim olsa, aynı şeyleri yapsa ona da karşı olacaklar. Yani PKK nın boğazını sıkarsa, dünyanın yarısı tarafından ülkeleri işgal edilmiş üstelik de kendi rejimlerince tepelerine bombalar yağdırılan Suriyelilere sahip çıkarsa, Türkiye&#8217;nin güney sınırında kurulmak istenen garnizon devlet oyununu bozarsa, ülkenin kalkınması için yatırımlar yaparsa, devleti ve toplumu modernleştirmeye çabalarsa, üretimi ve ihracatı arttıracak tedbirler alarak ekonominin önünü açarsa, bunları engellemek isteyen zamanında Türkiye&#8217;ye boyunduruk vurmuş dış güçlere direnirse vs vs… işte o zaman ona diktatör diyerek karşı duracaklardır. Bu nedenle bir araya gelmektedirler.<br></p>



<p>Çünkü onlar, bu saydıklarım yapılmadan önceki şartlarda oynamaya alışmışlardır. Şartlar bu kadar değişince rollerini şaşırıyor, boşa düşüyorlar. O yüzden ellerine fırsat geçerse eskiye döndürmek istiyorlar. İyileştirilmiş sıfatını da hani bire bir eskinin aynısı olmasın anlamında ekliyorlar. Madem &#8216;iyi&#8217; değildi, neden o zaman değişmesinin karşısındalar. Değişsin ama azıcık değişsin, hani değişmemiş gibi değişsin.<br></p>



<p>İşte onların tümünü bir araya getiren bu düşünce şeklidir. Herkes istediği telden çalıp oynamaya devam edecek; devlet içinde ajancılık oynayan yine oynayacak, masum sivillere habersiz askerlere, uykudaki polislere, kundaktaki bebelere terör uygulayan teröre devam edecek; bir türlü tek başına iktidara gelemeyecek olan devletin nimetlerinden pay kapmak için koalisyonla iktidara tutunacak, bunlar işleri karıştırıp içinden çıkılmaz hale getirince darbeci yönetime el koyacak, bütün bu hengamede Türkiye&#8217;nin zenginliklerini yağmalayanlar da sömürülerine devam edecekler. İstedikleri budur. Tek adamdı, çevreydi, kadın cinayetiydi, tecavüzdü, dolardı, saptı samandı hepsi samimiyetsizce. Bütün bunlar onların iktidarında daha fazlasıyla olacak. Ama halka hizmet olmayacak. Tabi iktidar olabilirlerse. O zaman da birbirlerine düşecek, birbirlerini yemeye çalışacaklar.<br>Tavuklar tavuklarla, kartallar kartallarla bir araya toplanır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kim-kiminle-uyusabilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İttifaklar Devam Eder Mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ittifaklar-devam-eder-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ittifaklar-devam-eder-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 May 2019 07:57:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cüneyt Toraman]]></category>
		<category><![CDATA[İttifak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10487</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de siyasi partiler arasındaki “ittifak”, Başkanlık sisteminin amaçlarına hizmet etmiyor. Yeni sistemin rayına oturması için seçim yasası başta olmak üzere, birçok yasada değişiklik yapılması gerekiyor. Seçimlerden sonra Cumhurbaşkanlığını ve Meclis’te çoğunluğu kazanan Cumhur İttifakı ile bu seçimlerde oylarını artıran, yerel seçimlerde de büyük başarı elde eden Millet İttifakı’nın geleceğini herkes merak ediyor. Önümüzdeki dönemde, 16 Nisan’da “Evet” oyu kullananların Cumhur İttifakı blokunda, “Hayır” oyu kullananların da Millet İttifakı blokunda toplanıp toplanmayacağını, iki cephede toplanan siyasi partilerin tek parti çatısı altında birleşip birleşmeyeceğini göreceğiz. Ancak yeni sistemde siyasi partilerin “ittifaklarının” birleşmeye değil, partilerin daha da artmasına sebebiyet verecek gibi görünüyor. Son iki seçimde, ittifakların içinde yer alan partilerin tabanı (çoğunluğu), parti yönetimlerinin desteklediği adayları desteklerken, bir kısmı ittifakın adaylarına destek vermedi. Milliyetçi seçmenlerin bir kısmı (Millet İttifakı’nda yer alan) İP’ye, bir kısmı (Cumhur İttifakı’nda yer alan) MHP’ye oy verdi. Önümüzdeki dönemde, Millet İttifakı adaylarına destek vermeyen İP’lilerden MHP’ye, Cumhur İttifakı’na destek vermeyen MHP’lilerden İP’ye geçenler olacaktır. Bundan önceki seçimlerde HDP’ye oy veren muhafazakâr seçmenler AK Parti’ye, sol eğilimli olanlar da CHP’ye oy verdi. İttifakların siyasi kimliği oturuncaya kadar, her iki bloktan diğerine geçişler olacağını gösteriyor. CHP, sağ seçmenin desteğini alabileceği adaylara yönelirken, partinin “kurucu unsurlarını” da küstürmemeye çalışıyor. CHP’nin başkan adaylarını &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de siyasi partiler arasındaki “ittifak”, Başkanlık sisteminin amaçlarına hizmet etmiyor. Yeni sistemin rayına oturması için seçim yasası başta olmak üzere, birçok yasada değişiklik yapılması gerekiyor. Seçimlerden sonra Cumhurbaşkanlığını ve Meclis’te çoğunluğu kazanan Cumhur İttifakı ile bu seçimlerde oylarını artıran, yerel seçimlerde de büyük başarı elde eden Millet İttifakı’nın geleceğini herkes merak ediyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde, 16 Nisan’da “Evet” oyu kullananların Cumhur İttifakı blokunda, “Hayır” oyu kullananların da Millet İttifakı blokunda toplanıp toplanmayacağını, iki cephede toplanan siyasi partilerin tek parti çatısı altında <strong>birleşip birleşmeyeceğini</strong> göreceğiz. Ancak yeni sistemde siyasi partilerin “ittifaklarının” birleşmeye değil, partilerin <strong>daha da artmasına</strong> sebebiyet verecek gibi görünüyor.</p>
<p>Son iki seçimde, ittifakların içinde yer alan partilerin tabanı (çoğunluğu), parti yönetimlerinin desteklediği adayları desteklerken, bir kısmı ittifakın adaylarına destek vermedi. Milliyetçi seçmenlerin bir kısmı (Millet İttifakı’nda yer alan) İP’ye, bir kısmı (Cumhur İttifakı’nda yer alan) MHP’ye oy verdi. Önümüzdeki dönemde, Millet İttifakı adaylarına destek vermeyen İP’lilerden MHP’ye, Cumhur İttifakı’na destek vermeyen MHP’lilerden İP’ye geçenler olacaktır. Bundan önceki seçimlerde HDP’ye oy veren muhafazakâr seçmenler AK Parti’ye, sol eğilimli olanlar da CHP’ye oy verdi. İttifakların siyasi kimliği oturuncaya kadar, her iki bloktan diğerine geçişler olacağını gösteriyor.</p>
<p>CHP, sağ seçmenin desteğini alabileceği adaylara yönelirken, partinin “kurucu unsurlarını” da küstürmemeye çalışıyor. CHP’nin başkan adaylarını beğenmeyenler DSP’ye yöneldi. Bu politika, DSP’ye oy akışını devam ettirebilir, (MHP’de olduğu gibi) kopmalar ve yeni parti kurulmasıyla sonuçlanabilir. CHP’li belediye başkanlarının son seçimde kendilerine verilen desteğini korumak için sağ seçmenleri de parti tabanını da memnun etmesi gerekiyor. İcraatlarında tercih yapmak zorunda olan belediyelerin, her iki kesimi memnun etmesi zor görünüyor.</p>
<p>HDP yönetimi “bağımsız” bir görüntü sergilese de 24 Haziran’da Millet İttifakı tarafından desteklendiği, 31 Mart’ta da Millet İttifakı adaylarını desteklediği biliniyor. 31 Mart seçimlerinde Millet İttifakı’na destek veren partiler (HDP dahil), bu ittifakın kazandığı belediyelerde söz sahibi olmak isteyecektir. Türkiye siyasetinde iki zıt kutbu temsil eden İP ve HDP’nin aynı çatı altında kalması zor görünüyor. Söylemler eyleme dönüştükçe, ittifakın bir kanadını mutlu ederken, diğer kanadının tepkisine neden olacaktır. Destek verdiği belediyelerde dışlanırsa HDP’liler, aksi durumda İP’liler, ittifaktan kopacaktır.</p>
<p>AK Parti’ye alternatif olması beklenen İP, 24 Haziran seçimlerinde beklenen başarıyı elde edemediği gibi, yerel seçimlerde de başarılı olamadı. Aynı değerleri benimseyen MHP birçok il ve ilçe belediyesi kazanırken aynı oy oranıyla İP’nin başarısız olması, ittifakın sorgulanmasına yol açtı. Millet İttifakı’na destek veren HDP’nin bu belediyelerdeki etkinlikleri, milliyetçi unsurların İP’den kopmasına ve partinin dağılmasına sebebiyet verebilir. Siyasi tarihimiz, aynı tabandan beslenen birden fazla partinin yaşamasının zor olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde, MHP ve İP aynı çatı altında bir araya gelmezse, ikisinden biri tasfiye olacak.</p>
<p>Refah Partisi’nin değerlerini sahip çıktığını söyleyen Saadet Partisi’nin, Millet İttifakı içinde yer alması ilginç bir durumdur. Partililer, bu ittifaka itiraz etmediklerine göre, partilerinin aday göstermediği yerlerde Millet İttifakı’na oy verdiklerini kabul etmemiz gerekiyor. SP yöneticilerinin, “AK Parti’nin dip dalgayla sarsılacağı, partiden kopanların SP’ye yöneleceği” beklentisi gerçekleşmedi, AK Parti oylarını korudu, SP sıçrama yapamadı. Seçimlerden sonra partiye tepkiler artmaya başladı. Parti yönetimi, bu baskılara daha fazla dayanamaz. SP’nin, yakın bir tarihte Millet İttifakı ndan çıkması, Cumhur ittifakıyla iş birliği yapmasa bile “tarafsız” kalması muhtemel görünüyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde, herkesin gözü “<strong>Cumhur İttifakı’nın</strong>” üzerinde olacak. Her iki partide, çok sayıda kişinin bu ittifaka karşı olduğunu biliyoruz. AK Parti’nin bundan önceki seçimlerde tek başına kazandığı belediyeleri, son yerel seçimde “ittifaka rağmen” kaybetmesi, bu ittifaka karşı olanların elini güçlendirdi. Bu ittifakın mevcut haliyle bundan sonraki seçimleri kazanması zor görünüyor. Bundan sonraki süreçte iki parti arasındaki ihtilaflar çoğalır, ekonomik kriz ve işsizlik devam ederse, Erdoğan bu ittifaka son verebilir.</p>
<p>İttifakın sona ermesi için AK Parti’nin toplumu kucaklayan “yeni politikalar” üretmesi ve bu boşluğu doldurması gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son günlerde gündeme getirdiği “<strong>Türkiye İttifakı</strong>” sözlerinin bahse konu politika değişikliğinin işareti olup olmadığını zamanla göreceğiz. Ancak AK Parti “özgürlükleri” esas alan “reformcu” kimliğine dönerse, başka partilerle ittifak yapmasına ihtiyacı kalmayacaktır.</p>
<p><strong>CÜNEYT TORAMAN </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ittifaklar-devam-eder-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İttifakların Olumlu Yanları</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ittifaklarin-olumlu-yanlari/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ittifaklarin-olumlu-yanlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 May 2019 09:08:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[Cüneyt Toraman]]></category>
		<category><![CDATA[İttifak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10441</guid>

					<description><![CDATA[Son iki seçimde, siyasi partilerin kurdukları “ittifaklar” Başkanlık sisteminin ruhuna uygun olmasa da demokrasi kültürüne katkılarını da görmemiz gerekiyor. Demokrasi, hukuk devletinin egemen olduğu, iktidarın toplumun bütün kesimlerine açık olduğu, paylaşıldığı, (kolayca) el değiştirebildiği, uzak olmayan periyodlarla[1] halkın yönetime katıldığı, yönetenleri denetlediği sistemin adıdır. Başkanlık sistemine bu açıdan baktığımızda, olumlu sonuçlarını görebiliriz. Başkanlık sistemi en fazla HDP üzerinde etkili olmuştur. 24 Haziran seçimlerinde HDP (seçim barajını aşması için) “alıcı” pozisyonundaydı. 31 Mart seçimlerinde ise bir önceki seçimde aldığı desteğin karşılığını “vermesi” gerekiyordu. Türkiye’nin batısında, kuzeyinde, güneyinde, muhalefet partilerine destek verip vermeyeceği merak konusuydu. Seçim sonuçları, HDP’nin batıda Millet İttifakı adaylarına önemli oranda destek verdiğini gösteriyor. Etnik kimlik üzerinden siyaset yapan HDP’nin diğer partilere destek vermesi son derece önemlidir. HDP seçmenlerinin başka partilere oy vermesi, HDP’yi sisteme entegre etmektedir. Bundan önceki seçimlerde HDP’ye oy verenlerin önemli bir kısmının, Doğu’da ve Güneydoğu’da HDP’ye oy vermemesi, Türkiye’nin üniter yapısına sahip çıkması son derece anlamlıdır. Siyasal iktidar ırkçı bir dil kullansaydı, Kürt seçmenler HDP’nin kucağına itilseydi bugün Doğu’da “özerkliği” tartışıyor olacaktık. Başkanlık sistemi, salt çoğunluğun oyunu gerektirdiğinden, aşırılıkları törpülemekte, partileri merkeze çekmektedir. CHP, Ankara Büyükşehir Belediyesi için MHP kökenli Mansur Yavaş’ı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi için camiye giden, Yasin-i Şerif okuyan, (Şişli’de başarılı sonuçlar alan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son iki seçimde, siyasi partilerin kurdukları “ittifaklar” Başkanlık sisteminin ruhuna uygun olmasa da demokrasi kültürüne katkılarını da görmemiz gerekiyor. Demokrasi, hukuk devletinin egemen olduğu, iktidarın toplumun bütün kesimlerine açık olduğu, paylaşıldığı, (kolayca) el değiştirebildiği, uzak olmayan periyodlarla<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a> halkın yönetime katıldığı, yönetenleri denetlediği sistemin adıdır. Başkanlık sistemine bu açıdan baktığımızda, olumlu sonuçlarını görebiliriz.</p>
<p>Başkanlık sistemi en fazla HDP üzerinde etkili olmuştur. 24 Haziran seçimlerinde HDP (seçim barajını aşması için) “alıcı” pozisyonundaydı. 31 Mart seçimlerinde ise bir önceki seçimde aldığı desteğin karşılığını “vermesi” gerekiyordu. Türkiye’nin batısında, kuzeyinde, güneyinde, muhalefet partilerine destek verip vermeyeceği merak konusuydu. Seçim sonuçları, HDP’nin batıda Millet İttifakı adaylarına önemli oranda destek verdiğini gösteriyor. Etnik kimlik üzerinden siyaset yapan HDP’nin <strong>diğer partilere</strong> destek vermesi son derece önemlidir.</p>
<p>HDP seçmenlerinin başka partilere oy vermesi, HDP’yi sisteme entegre etmektedir. Bundan önceki seçimlerde HDP’ye oy verenlerin önemli bir kısmının, Doğu’da ve Güneydoğu’da HDP’ye oy vermemesi, Türkiye’nin üniter yapısına sahip çıkması son derece anlamlıdır. Siyasal iktidar ırkçı bir dil kullansaydı, Kürt seçmenler HDP’nin kucağına itilseydi bugün Doğu’da “<strong>özerkliği</strong>” tartışıyor olacaktık.</p>
<p>Başkanlık sistemi, salt çoğunluğun oyunu gerektirdiğinden, aşırılıkları törpülemekte, partileri merkeze çekmektedir. CHP, Ankara Büyükşehir Belediyesi için MHP kökenli Mansur Yavaş’ı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi için camiye giden, Yasin-i Şerif okuyan, (Şişli’de başarılı sonuçlar alan Mustafa Sarıgül’ün versiyonu) Ekrem İmamoğlu’nu aday göstermiştir. AK Parti İzmir Büyükşehir Belediyesi adayının CHP tabanına mesajlar vermesi, partilerin ideolojik kalıplarını esnetmesi olarak görebiliriz. AK Parti’nin adayının mesajlarının, İzmir’de karşı taraftan oy getirmediğinin de altını çizmek gerekir. Bu sistemin, uzun dönemde uç söylemleri merkeze çekeceğini daha fazla göreceğiz.</p>
<p>Bundan önceki sistemde CHP, 1950’den bu yana “tek başına” iktidara gelemedi. Azınlık hükümeti veya koalisyon dönemlerindeki iktidarları da uzun sürmedi. Muhalefet partilerinin olağan yollarla (seçimle) iktidara gelemeyecek olması, bu partileri sandık dışı seçeneklere itiyor, küresel güçler de bunu fırsata çeviriyordu. Başkanlık sistemine geçildikten sonra siyasi partilere ittifak yolunun açılması, muhalefet partilerine “kazanma” umudu aşıladı.</p>
<p>24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’a oy verenlerin %2,60’i muhalefet cephesine geçse, başkanlık seçimi ikinci tura kalacak, belki de muhalefetin adayı kazanacaktı. Son yerel seçimlerde de seçimi kazanan birinci parti ile ikinci parti arasındaki makas, ittifaklar nedeniyle iyice kapandı. AK Parti, birçok yerde oylarını artırmasına rağmen, muhalefet partilerinin ittifakı nedeniyle elindeki belediyeleri kaybetti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1994’te parlamenter sistemde %25,19 oyla kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni, (seçimler yenilenmezse) 25 yıl sonra %48,55 oyla kendi getirdiği Başkanlık sisteminde kaybetmiş olacak.</p>
<p>Seçimin ortada olması partiler arasındaki rekabeti artırır, sandığın hakemliğini tahkim eder. Seçimi kazanan adayların bir sonraki seçimde “kaybetme” endişesi, hizmet kalitesini artırır. Seçimi kaybeden bir partinin bir sonraki seçimde kazanma umudu, partileri motive eder, sandık dışı seçenekleri etkisiz hale getirir. İktidar partisi ve muhalefet partisi arasındaki rekabetin, Türkiye’nin bağımsızlığı ve çıkarları konusunda iki cepheyi birbirine yaklaştırması toplumdaki kutuplaşmayı da azaltabilir. Hukuk devletinden ödün vermeyen, istikrarlı ve güçlü bir Türkiye hepimizin özlemi!</p>
<p><strong>Av. Cüneyt Toraman</strong></p>
<p>[1] Demokratik ülkelerde seçimler (genellikle) 4 yılda bir yapılmaktadır. Yerel seçimler ile genel seçimler farklı tarihlerde yapıldığından, halk 2 yılda bir yöneticilerini <strong>denetleme imkânına</strong> kavuşmaktadır. Yerel seçimlerin (1995 yılında) 5 yıla çıkarılmasıyla, iki seçim birbirine yaklaşmaya başladı. 16 Nisan’da genel seçimlerin de 5 yıla çıkarılması bu sorunu ortadan kaldıramadı. Bir sonraki seçimin 4,5 yıl sonra yapılacak olması, önemli bir eksikliktir. Halkın <strong>makul sürelerde</strong> yönetime katılması (denetlemesi) için Anayasa’daki genel seçim ve yerel seçim sürelerinin yeniden düzenlenmesi gerekiyor.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ittifaklarin-olumlu-yanlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İttifakları Devam Eder mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ittifaklari-devam-eder-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ittifaklari-devam-eder-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 May 2019 07:50:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[Cüneyt Toraman]]></category>
		<category><![CDATA[İttifak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10418</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de siyasi partiler arasındaki “ittifak”, Başkanlık sisteminin amaçlarına hizmet etmiyor. Yeni sistemin rayına oturması için seçim yasası başta olmak üzere, birçok yasada değişiklik yapılması gerekiyor. Seçimlerden sonra Cumhurbaşkanlığını ve Meclis’te çoğunluğu kazanan Cumhur İttifakı ile bu seçimlerde oylarını artıran, yerel seçimlerde de büyük başarı elde eden Millet İttifakı’nın geleceğini herkes merak ediyor. Önümüzdeki dönemde, 16 Nisan’da “Evet” oyu kullananların Cumhur İttifakı blokunda, “Hayır” oyu kullananların da Millet İttifakı blokunda toplanıp toplanmayacağını, iki cephede toplanan siyasi partilerin tek parti çatısı altında birleşip birleşmeyeceğini göreceğiz. Ancak yeni sistemde siyasi partilerin “ittifaklarının” birleşmeye değil, partilerin daha da artmasına sebebiyet verecek gibi görünüyor. Son iki seçimde, ittifakların içinde yer alan partilerin tabanı (çoğunluğu), parti yönetimlerinin desteklediği adayları desteklerken, bir kısmı ittifakın adaylarına destek vermedi. Milliyetçi seçmenlerin bir kısmı (Millet İttifakı’nda yer alan) İP’ye, bir kısmı (Cumhur İttifakı’nda yer alan) MHP’ye oy verdi. Önümüzdeki dönemde, Millet İttifakı adaylarına destek vermeyen İP’lilerden MHP’ye, Cumhur İttifakı’na destek vermeyen MHP’lilerden İP’ye geçenler olacaktır. Bundan önceki seçimlerde HDP’ye oy veren muhafazakâr seçmenler AK Parti’ye, sol eğilimli olanlar da CHP’ye oy verdi. İttifakların siyasi kimliği oturuncaya kadar, her iki bloktan diğerine geçişler olacağını gösteriyor. CHP, sağ seçmenin desteğini alabileceği adaylara yönelirken, partinin “kurucu unsurlarını” da küstürmemeye çalışıyor. CHP’nin başkan adaylarını &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de siyasi partiler arasındaki “ittifak”, Başkanlık sisteminin amaçlarına hizmet etmiyor. Yeni sistemin rayına oturması için seçim yasası başta olmak üzere, birçok yasada değişiklik yapılması gerekiyor. Seçimlerden sonra Cumhurbaşkanlığını ve Meclis’te çoğunluğu kazanan Cumhur İttifakı ile bu seçimlerde oylarını artıran, yerel seçimlerde de büyük başarı elde eden Millet İttifakı’nın geleceğini herkes merak ediyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde, 16 Nisan’da “Evet” oyu kullananların Cumhur İttifakı blokunda, “Hayır” oyu kullananların da Millet İttifakı blokunda toplanıp toplanmayacağını, iki cephede toplanan siyasi partilerin tek parti çatısı altında <strong>birleşip birleşmeyeceğini</strong> göreceğiz. Ancak yeni sistemde siyasi partilerin “ittifaklarının” birleşmeye değil, partilerin <strong>daha da artmasına</strong> sebebiyet verecek gibi görünüyor.</p>
<p>Son iki seçimde, ittifakların içinde yer alan partilerin tabanı (çoğunluğu), parti yönetimlerinin desteklediği adayları desteklerken, bir kısmı ittifakın adaylarına destek vermedi. Milliyetçi seçmenlerin bir kısmı (Millet İttifakı’nda yer alan) İP’ye, bir kısmı (Cumhur İttifakı’nda yer alan) MHP’ye oy verdi. Önümüzdeki dönemde, Millet İttifakı adaylarına destek vermeyen İP’lilerden MHP’ye, Cumhur İttifakı’na destek vermeyen MHP’lilerden İP’ye geçenler olacaktır. Bundan önceki seçimlerde HDP’ye oy veren muhafazakâr seçmenler AK Parti’ye, sol eğilimli olanlar da CHP’ye oy verdi. İttifakların siyasi kimliği oturuncaya kadar, her iki bloktan diğerine geçişler olacağını gösteriyor.</p>
<p>CHP, sağ seçmenin desteğini alabileceği adaylara yönelirken, partinin “kurucu unsurlarını” da küstürmemeye çalışıyor. CHP’nin başkan adaylarını beğenmeyenler DSP’ye yöneldi. Bu politika, DSP’ye oy akışını devam ettirebilir, (MHP’de olduğu gibi) kopmalar ve yeni parti kurulmasıyla sonuçlanabilir. CHP’li belediye başkanlarının son seçimde kendilerine verilen desteğini korumak için sağ seçmenleri de parti tabanını da memnun etmesi gerekiyor. İcraatlarında tercih yapmak zorunda olan belediyelerin, her iki kesimi memnun etmesi zor görünüyor.</p>
<p>HDP yönetimi “bağımsız” bir görüntü sergilese de 24 Haziran’da Millet İttifakı tarafından desteklendiği, 31 Mart’ta da Millet İttifakı adaylarını desteklediği biliniyor. 31 Mart seçimlerinde Millet İttifakı’na destek veren partiler (HDP dahil), bu ittifakın kazandığı belediyelerde söz sahibi olmak isteyecektir. Türkiye siyasetinde iki zıt kutbu temsil eden İP ve HDP’nin aynı çatı altında kalması zor görünüyor. Söylemler eyleme dönüştükçe, ittifakın bir kanadını mutlu ederken, diğer kanadının tepkisine neden olacaktır. Destek verdiği belediyelerde dışlanırsa HDP’liler, aksi durumda İP’liler, ittifaktan kopacaktır.</p>
<p>AK Parti’ye alternatif olması beklenen İP, 24 Haziran seçimlerinde beklenen başarıyı elde edemediği gibi, yerel seçimlerde de başarılı olamadı. Aynı değerleri benimseyen MHP birçok il ve ilçe belediyesi kazanırken aynı oy oranıyla İP’nin başarısız olması, ittifakın sorgulanmasına yol açtı. Millet İttifakı’na destek veren HDP’nin bu belediyelerdeki etkinlikleri, milliyetçi unsurların İP’den kopmasına ve partinin dağılmasına sebebiyet verebilir. Siyasi tarihimiz, aynı tabandan beslenen birden fazla partinin yaşamasının zor olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde, MHP ve İP aynı çatı altında bir araya gelmezse, ikisinden biri tasfiye olacak.</p>
<p>Refah Partisi’nin değerlerini sahip çıktığını söyleyen Saadet Partisi’nin, Millet İttifakı içinde yer alması ilginç bir durumdur. Partililer, bu ittifaka itiraz etmediklerine göre, partilerinin aday göstermediği yerlerde Millet İttifakı’na oy verdiklerini kabul etmemiz gerekiyor. SP yöneticilerinin, “AK Parti’nin dip dalgayla sarsılacağı, partiden kopanların SP’ye yöneleceği” beklentisi gerçekleşmedi, AK Parti oylarını korudu, SP sıçrama yapamadı. Seçimlerden sonra partiye tepkiler artmaya başladı. Parti yönetimi, bu baskılara daha fazla dayanamaz. SP’nin, yakın bir tarihte Millet İttifakı ndan çıkması, Cumhur ittifakıyla iş birliği yapmasa bile “tarafsız” kalması muhtemel görünüyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde, herkesin gözü “<strong>Cumhur İttifakı’nın</strong>” üzerinde olacak. Her iki partide, çok sayıda kişinin bu ittifaka karşı olduğunu biliyoruz. AK Parti’nin bundan önceki seçimlerde tek başına kazandığı belediyeleri, son yerel seçimde “ittifaka rağmen” kaybetmesi, bu ittifaka karşı olanların elini güçlendirdi. Bu ittifakın mevcut haliyle bundan sonraki seçimleri kazanması zor görünüyor. Bundan sonraki süreçte iki parti arasındaki ihtilaflar çoğalır, ekonomik kriz ve işsizlik devam ederse, Erdoğan bu ittifaka son verebilir.</p>
<p>İttifakın sona ermesi için AK Parti’nin toplumu kucaklayan “yeni politikalar” üretmesi ve bu boşluğu doldurması gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son günlerde gündeme getirdiği “<strong>Türkiye İttifakı</strong>” sözlerinin bahse konu politika değişikliğinin işareti olup olmadığını zamanla göreceğiz. Ancak AK Parti “özgürlükleri” esas alan “reformcu” kimliğine dönerse, başka partilerle ittifak yapmasına ihtiyacı kalmayacaktır.</p>
<p><strong>Av. Cüneyt Toraman</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ittifaklari-devam-eder-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkanlık Sistemi ve İttifaklar Benimsendi mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/baskanlik-sistemi-ve-ittifaklar-benimsendi-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/baskanlik-sistemi-ve-ittifaklar-benimsendi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 May 2019 08:23:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[başkanlık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Cüneyt Toraman]]></category>
		<category><![CDATA[İttifak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10373</guid>

					<description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı sistemine giden yolda, referandum ve iki seçim, yeni sistemin benimsenip benimsenmediği konusunda bize ipucu verebilir. Bu üç tecrübe, referandumdan önce söylenilenler için de test niteliğindedir. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AK Parti’nin Başkanlık sistemi önerisine, “Başkanlık sistemini kan dökmeden bu ülkede gerçekleştiremezsiniz” diye cevap vermişti. Son yerel seçimden sonra CHP’nin parlamenter sistemi hiç gündeme getirmemesi, yeni sistemin benimsendiğini gösteriyor. Başkanlık sistemi de yarı başkanlık sistemi ve parlamenter sistem gibi demokratik sistemlerdir. Bu sistemlerin başarısı, toplumdaki demokrasi kültürünün düzeyine ve tercih edilen sistemin toplumun yapısına uygun olmasına bağlıdır. Her iki sistemin artıları olduğu gibi, zaafları da vardır. AK Parti, mevcut sistemi (vesayet sistemini) ıslah ederek, yeni bir anayasayla, gerçek bir parlamenter sistemi inşa edebilir ya da başkanlık veya yarı başkanlık sistemini tercih edebilirdi. Mevcut sistemin ıslahı yerine başkanlık sistemini önerdi ve halk da buna “onay” verdi. Bu aşamadan sonra “sistem tartışmasının” enerji kaybı olduğunu düşünüyorum. Mevcut sistemin aksayan yanlarını tespit edip, bu sisteme uyumlu hale getirilmesi için destek vermemiz gerekiyor. &#160; İttifakların Olumlu Yanları Son iki seçimde, siyasi partilerin kurdukları “ittifaklar” Başkanlık sisteminin ruhuna uygun olmasa da demokrasi kültürüne katkılarını da görmemiz gerekiyor. Demokrasi, hukuk devletinin egemen olduğu, iktidarın toplumun bütün kesimlerine açık olduğu, paylaşıldığı, (kolayca) el değiştirebildiği, uzak olmayan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanlığı sistemine giden yolda, referandum ve iki seçim, yeni sistemin benimsenip benimsenmediği konusunda bize ipucu verebilir. Bu üç tecrübe, referandumdan önce söylenilenler için de test niteliğindedir. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AK Parti’nin Başkanlık sistemi önerisine, “Başkanlık sistemini kan dökmeden bu ülkede gerçekleştiremezsiniz” diye cevap vermişti. Son yerel seçimden sonra CHP’nin parlamenter sistemi hiç gündeme getirmemesi, yeni sistemin benimsendiğini gösteriyor.</p>
<p>Başkanlık sistemi de yarı başkanlık sistemi ve parlamenter sistem gibi <strong>demokratik sistemlerdir</strong>. Bu sistemlerin başarısı, toplumdaki demokrasi kültürünün düzeyine ve tercih edilen sistemin toplumun yapısına uygun olmasına bağlıdır. Her iki sistemin artıları olduğu gibi, zaafları da vardır.</p>
<p>AK Parti, mevcut sistemi (vesayet sistemini) ıslah ederek, yeni bir anayasayla, gerçek bir parlamenter sistemi inşa edebilir ya da başkanlık veya yarı başkanlık sistemini tercih edebilirdi. Mevcut sistemin ıslahı yerine başkanlık sistemini önerdi ve halk da buna “onay” verdi. Bu aşamadan sonra “<strong>sistem tartışmasının</strong>” enerji kaybı olduğunu düşünüyorum. Mevcut sistemin aksayan yanlarını tespit edip, bu sisteme uyumlu hale getirilmesi için destek vermemiz gerekiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İttifakların Olumlu Yanları</strong></p>
<p>Son iki seçimde, siyasi partilerin kurdukları “ittifaklar” Başkanlık sisteminin ruhuna uygun olmasa da demokrasi kültürüne katkılarını da görmemiz gerekiyor. Demokrasi, hukuk devletinin egemen olduğu, iktidarın toplumun bütün kesimlerine açık olduğu, paylaşıldığı, (kolayca) el değiştirebildiği, uzak olmayan periyodlarla<sup>[1]</sup> halkın yönetime katıldığı, yönetenleri denetlediği sistemin adıdır. Başkanlık sistemine bu açıdan baktığımızda, olumlu sonuçlarını görebiliriz.</p>
<p>Başkanlık sistemi en fazla HDP üzerinde etkili olmuştur. 24 Haziran seçimlerinde HDP (seçim barajını aşması için) “alıcı” pozisyonundaydı. 31 Mart seçimlerinde ise bir önceki seçimde aldığı desteğin karşılığını “vermesi” gerekiyordu. Türkiye’nin batısında, kuzeyinde, güneyinde, muhalefet partilerine destek verip vermeyeceği merak konusuydu. Seçim sonuçları, HDP’nin batıda Millet İttifakı adaylarına önemli oranda destek verdiğini gösteriyor. Etnik kimlik üzerinden siyaset yapan HDP’nin <strong>diğer partilere</strong> destek vermesi son derece önemlidir.</p>
<p>HDP seçmenlerinin başka partilere oy vermesi, HDP’yi sisteme entegre etmektedir. Bundan önceki seçimlerde HDP’ye oy verenlerin önemli bir kısmının, Doğu’da ve Güneydoğu’da HDP’ye oy vermemesi, Türkiye’nin üniter yapısına sahip çıkması son derece anlamlıdır. Siyasal iktidar ırkçı bir dil kullansaydı, Kürt seçmenler HDP’nin kucağına itilseydi bugün Doğu’da “<strong>özerkliği</strong>” tartışıyor olacaktık.</p>
<p>Başkanlık sistemi, salt çoğunluğun oyunu gerektirdiğinden, aşırılıkları törpülemekte, partileri merkeze çekmektedir. CHP, Ankara Büyükşehir Belediyesi için MHP kökenli Mansur Yavaş’ı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi için camiye giden, Yasin-i Şerif okuyan, (Şişli’de başarılı sonuçlar alan Mustafa Sarıgül’ün versiyonu) Ekrem İmamoğlu’nu aday göstermiştir. AK Parti İzmir Büyükşehir Belediyesi adayının CHP tabanına mesajlar vermesi, partilerin ideolojik kalıplarını esnetmesi olarak görebiliriz. AK Parti’nin adayının mesajlarının, İzmir’de karşı taraftan oy getirmediğinin de altını çizmek gerekir. Bu sistemin, uzun dönemde uç söylemleri merkeze çekeceğini daha fazla göreceğiz.</p>
<p>Bundan önceki sistemde CHP, 1950’den bu yana “tek başına” iktidara gelemedi. Azınlık hükümeti veya koalisyon dönemlerindeki iktidarları da uzun sürmedi. Muhalefet partilerinin olağan yollarla (seçimle) iktidara gelemeyecek olması, bu partileri sandık dışı seçeneklere itiyor, küresel güçler de bunu fırsata çeviriyordu. Başkanlık sistemine geçildikten sonra siyasi partilere ittifak yolunun açılması, muhalefet partilerine “kazanma” umudu aşıladı.</p>
<p>24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’a oy verenlerin %2,60’i muhalefet cephesine geçse, başkanlık seçimi ikinci tura kalacak, belki de muhalefetin adayı kazanacaktı. Son yerel seçimlerde de seçimi kazanan birinci parti ile ikinci parti arasındaki makas, ittifaklar nedeniyle iyice kapandı. AK Parti, birçok yerde oylarını artırmasına rağmen, muhalefet partilerinin ittifakı nedeniyle elindeki belediyeleri kaybetti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1994’te parlamenter sistemde %25,19 oyla kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni, (seçimler yenilenmezse) 25 yıl sonra %48,55 oyla kendi getirdiği Başkanlık sisteminde kaybetmiş olacak.</p>
<p>Seçimin ortada olması partiler arasındaki rekabeti artırır, sandığın hakemliğini tahkim eder. Seçimi kazanan adayların bir sonraki seçimde “kaybetme” endişesi, hizmet kalitesini artırır. Seçimi kaybeden bir partinin bir sonraki seçimde kazanma umudu, partileri motive eder, sandık dışı seçenekleri etkisiz hale getirir. İktidar partisi ve muhalefet partisi arasındaki rekabetin, Türkiye’nin bağımsızlığı ve çıkarları konusunda iki cepheyi birbirine yaklaştırması toplumdaki kutuplaşmayı da azaltabilir. Hukuk devletinden ödün vermeyen, istikrarlı ve güçlü bir Türkiye hepimizin özlemi!</p>
<p>Av. Cüneyt Toraman</p>
<p>[1] Demokratik ülkelerde seçimler (genellikle) 4 yılda bir yapılmaktadır. Yerel seçimler ile genel seçimler farklı tarihlerde yapıldığından, halk 2 yılda bir yöneticilerini <strong>denetleme imkânına</strong> kavuşmaktadır. Yerel seçimlerin (1995 yılında) 5 yıla çıkarılmasıyla, iki seçim birbirine yaklaşmaya başladı. 16 Nisan’da genel seçimlerin de 5 yıla çıkarılması bu sorunu ortadan kaldıramadı. Bir sonraki seçimin 4,5 yıl sonra yapılacak olması, önemli bir eksikliktir. Halkın <strong>makul sürelerde</strong> yönetime katılması (denetlemesi) için Anayasa’daki genel seçim ve yerel seçim sürelerinin yeniden düzenlenmesi gerekiyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/baskanlik-sistemi-ve-ittifaklar-benimsendi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“İYİ Parti’nin CHP’ye İttifak Katkısı Düşük”</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/iyi-partinin-chpye-ittifak-katkisi-dusuk/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/iyi-partinin-chpye-ittifak-katkisi-dusuk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aynur Bayram]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Feb 2019 22:00:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[argetus]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[İttifak]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Parti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8824</guid>

					<description><![CDATA[Argetus Araştırma Danışmanı Erol Erdoğan’dan Yörünge’ye Açıklamalar: “İYİ Parti’nin CHP’ye İttifak Katkısı Düşük” İYİ Parti seçmeni, Türkiye’nin her yerinde blok olarak müttefiki CHP’ye oy verecek gibi gözükmüyor. Burada ‘ittifak sadakati’ kavramı gündeme getirilebilir. İttifak sadakati konusunda en problemlisi İYİ Parti seçmeni. Sözgelimi MHP seçmeni yüksek oranda AK Parti adaylarına oy verebilecekken İYİ Parti seçmeninin CHP adayına oy verme oranı %50’lere kadar düşebilir. Dünya, bu yüzyılın başından beri ilk defa her alanda belirsizliklerin öne çıktığı bir dönemden geçiyor. Büyük askeri seçenekleri tetikleyecek kadar karmaşık bir hal alan bu belirsizliklerin düğümü, Türkiye’nin de tam ortasında bulunduğu coğrafyada çözülecek. Bu anlamda Türkiye’deki her seçim, “varlık/yokluk” tartışmaları ekseninde vücut buluyor. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, yerel seçimlerin sadece belediye başkanı seçmekten ibaret olmadığını, bir beka sorunu olduğunu söylemesiyle tartışmalar yine buraya düğümlendi. Siyasi analistlere göre “beka” vurgusu, coğrafi parçalanma tehdidini ortadan kaldırmakla birlikte sosyolojik keskinleşmenin derinleşmesini önlemek ve ortak siyasal bir kültür oluşturmak anlamlarına da geliyor. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’deki seçmenin %90’ı da Türkiye’nin bir beka sorunu olduğunu düşünüyor. 31 Mart Yerel Seçimleri öncesinde ARGETUS Araştırma Danışmanı Erol Erdoğan ile seçimler ve beka sorununu konuştuk.  Türkiye’de bir beka sorunu var mı? İnsanların çoğunluğu, farklı gerekçeleri olsa da bir beka sorunu olduğu konusunda hemfikirler. Ancak buradaki &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><strong><span class="s1">Argetus Ara</span><span class="s2">ş</span><span class="s1">tırma Danı</span><span class="s2">ş</span><span class="s1">manı Erol Erdo</span><span class="s2">ğ</span><span class="s1">an’dan Yörünge’ye Açıklamalar:</span></strong></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“İYİ Parti’nin CHP’ye İttifak Katkısı Düşük”</b></span></p>
<p class="p4"><span class="s1"><b>İYİ Parti seçmeni, Türkiye’nin her yerinde blok olarak müttefiki CHP’ye oy verecek gibi gözükmüyor. Burada ‘ittifak sadakati’ kavramı gündeme getirilebilir. İttifak sadakati konusunda en problemlisi İYİ Parti seçmeni. Sözgelimi MHP seçmeni yüksek oranda AK Parti adaylarına oy verebilecekken İYİ Parti seçmeninin CHP adayına oy verme oranı %50’lere kadar düşebilir.</b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1"><i>Dünya, bu yüzyılın başından beri ilk defa her alanda belirsizliklerin öne çıktığı bir dönemden geçiyor. Büyük askeri seçenekleri tetikleyecek kadar karmaşık bir hal alan bu belirsizliklerin düğümü, Türkiye’nin de tam ortasında bulunduğu coğrafyada çözülecek. Bu anlamda Türkiye’deki her seçim, “varlık/yokluk” tartışmaları ekseninde vücut buluyor. </i></span></p>
<p class="p8"><span class="s1"><i>MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, yerel seçimlerin sadece belediye başkanı seçmekten ibaret olmadığını, bir beka sorunu olduğunu söylemesiyle tartışmalar yine buraya düğümlendi. Siyasi analistlere göre “beka” vurgusu, coğrafi parçalanma tehdidini ortadan kaldırmakla birlikte sosyolojik keskinleşmenin derinleşmesini önlemek ve ortak siyasal bir kültür oluşturmak anlamlarına da geliyor. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’deki seçmenin %90’ı da Türkiye’nin bir beka sorunu olduğunu düşünüyor.</i></span></p>
<p class="p8"><span class="s1"><i>31 Mart Yerel Seçimleri öncesinde ARGETUS Araştırma Danışmanı Erol Erdoğan ile seçimler ve beka sorununu konuştuk. </i></span></p>
<p class="p9"><span class="s1"><b>Türkiye’de bir beka sorunu var mı?</b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">İnsanların çoğunluğu, farklı gerekçeleri olsa da bir beka sorunu olduğu konusunda hemfikirler. Ancak buradaki soru şu: Yerel bir seçim ile beka sorunu nasıl ilişkilendiriliyor? Bu soru önemli, ona cevap vereyim. Yerel seçimler çoktandır sadece yerel seçim değil ulusal çapta bir yerel seçim. Yeni bir tanım kullanmak gerekirse, yerel seçimler ‘ulusal yerel seçimler’ şeklinde bir hüviyet kazanmaya başladı. 15 Temmuz darbe girişimden sonra AK Parti ve MHP, Türkiye’nin bir beka yani “varlık” sorunu olduğunu ısrarla söylüyor; bunu söylerken dış tehditleri, terörü, Amerikan baskısını ve benzer unsurları da işin içine katarak söylemini güçlendiriyor. </span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Siyasi partiler 31 Mart seçimlerine hazırlık yaparken “seçmene nasıl ulaşabilirim?” sorusunu kendilerine sordular. AK Parti-MHP ittifakı, muhtemelen, beka sorunu üzerinden ulaşabileceğini, bunun etkili olacağını düşündü. “Türkiye’nin bir beka sorunu var mıdır” şeklindeki sorulara seçmenin %90’ına yakını “Evet, Türkiye’nin bir beka sorunu vardır” diyor. %90 ne demektir? AK Partililerin yanı sıra CHP’lilerin önemli bir kısmı, Saadet Partililerin, Büyük Birlik Partililerin hatta HDP’li seçmenlerin bir kısmı, Türkiye’nin beka sorunu olduğunu düşünüyor. Yüksek bir oran bu.</span></p>
<p class="p8"><span class="s1">“Beka sorunu var” derken herkesin farklı gerekçeleri var: Kimisi FETÖ’den yola çıkarak beka sorunu olduğunu düşünüyor, kimisi PKK ve DAEŞ’i, kimi ABD gibi emperyalist güçlerin ülkeyi işgal etme olasılığını, kimi de ekonomi kaynaklı beka sorunu olduğunu söylüyor. </span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Bunun yanı sıra son yaptığımız araştırmalara göre, seçmenin yaklaşık %90’ı, Türkiye’de ekonomik sorun olduğunu da düşünüyor. Bu ekonomik sorunu kimisi kriz, kimisi hayat pahalılığı, kimisi dış müdahale, kimisi yanlış ekonomik politikalar olarak tanımlıyor, ama sonuçta seçmen, ekonomik sorun olduğunu düşünüyor. %90 oranında çıktığına göre, demek ki muhalefet seçmenlerinin yanı sıra AK Parti ve MHP seçmenleri de ekonomik problemden bahsediyor. İşte bu yüzden seçim sürecinde muhalefet de “ekonomide sorun var” kartını kullanmak istiyor. </span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Yani hem AK Parti-MHP ittifakının üzerinde durduğu beka meselesi hem de CHP-İYİ Parti başta olmak üzere muhalefetin gündemde tuttuğu ekonomi sorunuyla ilgili yaklaşımların her ikisinin sokakta karşılığı var. Dolayısıyla hangi ittifakın konuyu daha iyi anlatacağı önem kazanıyor. Çünkü her ikisinin de sosyolojik olarak sokakta, kahvede, pazarda karşılığı var. </span></p>
<p class="p9"><span class="s1"><b>“CHP’li Kimi Yöneticilerin Açıklamaları Cumhur İttifakı’nın Elini Güçlendiriyor”</b></span></p>
<p class="p9"><span class="s1"><b>Siyasi partiler propagandalarını beka söylemi üzerinden inşa etti diyebilir miyiz? </b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Tabii diyebiliriz. AK Parti ve MHP’nin yani Cumhur İttifakı’nın beka sorununu yerel seçim konusu olarak gündeme getirmesinde CHP’li bazı yöneticilerin de katkısı, kolaylaştırıcı beyanları var. CHP’li bazı sözcüler sözgelimi diyorlar ki; “Yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara’da kazanırsak 2023’te yapılması gereken genel seçimi öne aldıracağız. Sonrasında Türkiye’yi başkanlık sisteminden kurtarıp parlamenter sisteme döneceğiz.” Bu yaklaşım, doğal olarak AK Parti ve MHP’li seçmenin zihninde beka sorunu ile ilişkilendirilen bir hususa dönüşüyor. Çünkü AK Parti, MHP seçmeni şöyle düşünüyor:</span></p>
<p class="p8"><span class="s1">“Başkanlık sisteminden vazgeçilip parlamenter sisteme dönülürse bu durum, siyasette istikrarsızlığın başlangıcı demektir, koalisyon demektir. Koalisyonlar, zayıf hükümetler dönemi, ekonomi ve dış politikada zafiyet anlamına gelir ki bu da Türkiye’yi tehdit eden unsurlar karşısında Türkiye’nin güçsüzleşmesi anlamına geliyor.” </span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Bu şekilde beka sorunuyla bir anlamda yerel seçimin ilişkisi kurulmuş oluyor. ABD’nin, İran ve Venezuela’da giriştiği ekonomik yaptırımlar ve o ülkeleri ekonomik araçlar üzerinden köşeye sıkıştırma çabaları da beka sorununun seçmen zihninde karşılık bulmasını kolaylaştırıyor. Tabii ki CHP’li bazı yöneticilerin de hepsini demiyorum, zaman zaman FETÖ, PKK ve Suriye’deki durumla ilgili ulusal politikalara ve milli yaklaşımlara uygun olmayan konuşmaları da kimi seçmenin zihninde beka sorununu güçlendiriyor. Oysa beka sorunu, muhalefetin gündeme getirmesi gereken bir konu, o sorun üzerinden muhalefet yapması gerekir ama tersine oluyor, beka sorunu iktidarın kendisini anlatacağı bir stratejik mevzuya dönüşüyor; çünkü muhalefet gerçekten zihnen zayıf, stratejik olarak zayıf. Kaldı ki bir ülkenin varlık sorunu, beka sorunu, dış tehditler karşısında birlik olması da şarttır. </span></p>
<p class="p9"><span class="s1"><b>Peki, ekonomik sorunlar seçmenin oy tercihini etkileyecek mi?</b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Az önce seçmenin yaklaşık %90’ının, Türkiye’de ekonomik sorun olduğunu düşündüğünü söylemiştim. Zaten bunun için AK Parti Hükümeti, tanzim satış başta olmak üzere, ekonomi temelli memnuniyetsizlikleri azaltma çabasında. Başka tedbirler de almaya çalışıyor. Maaşlar, ücretler, döviz kurları, Pazar fiyatları, kiralar her seçimde önemlidir. Ancak burada iki durum var. Bir eski siyasetçinin dediği gibi “Tencerenin deviremeyeceği hükümet yoktur” ama atalarımızın dediği gibi “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmamak lazım” diye düşünüyor seçmen. Seçmen, hatta AK Partili seçmenin ekonomiden şikâyeti var ama CHP yönetime gelse, ekonominin daha iyi olacağını düşünüyor mu? Bu sorunun cevabı CHP açısından henüz olumlu değil. </span></p>
<p class="p9"><span class="s1"><b>“İYİ Parti ‘İttifak Sadakati’ Konusunda En Problemli Parti”</b></span></p>
<p class="p9"><span class="s1"><b>Binali Yıldırım’ın TBMM Başkanlığı’ndan istifa etmeden aday olması, seçmen nezdinde nasıl karşılık buldu? Ayrıca Ankara ve İzmir’de durumu nasıl görüyorsunuz?</b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Binali Yıldırım’ın TBMM başkanlığından istifa etmeden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı, ilk başta AK Parti teşkilatlarını da kısmen bloke eden, zora sokan bir konuya dönüştü. Ancak istifanın yapılacağının duyurulması ve 19 Şubat’ta TBMM başkanlığından ayrılmasıyla birlikte, konu Şubat ortasından itibaren gündemden kalktı. Bundan sonra daha çok projeler, İstanbul’un trafik sorunu, hayat pahalılığı, kentleşme ya da diğer mega projeler konuşulacağı için Binali Bey’in, rakibi Ekrem İmamoğlu ile arasındaki farkı açabilme imkânı var. </span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Tabii İstanbul’da seçimin sadece AK Parti–CHP arasında geçmediğinin farkındayım. AK Parti adayını MHP desteklerken, CHP adayına İYİ Parti destek veriyor, HDP seçmeninden de CHP adayına destek olacak. Evet, bir de HDP faktörü var. Bizim anketlerimize yansıyan verilere göre, Haziran 2018’de İstanbul’da HDP’ye oy veren seçmenin yüzde 60’tan fazlasının Binali Yıldırım’a değil Ekrem İmamoğlu’na oy verme eğiliminde oldukları gözleniyor. Dolayısıyla İstanbul’daki seçim hayli renkli geçecek, Ekrem İmamoğlu ciddi oy alacak ama sonuçta Binali Yıldırım’ın, İstanbul’da seçimi kazanacağını düşünüyorum. </span></p>
<p class="p8"><span class="s1">2019 yerel seçimlerinin en renkli ve sonucu en çok merak edilen ili, Ankara olacak. Bazı araştırmalar Mansur Yavaş’ı, bazı araştırmalar da Mehmet Özhaseki’yi az farkla önde gösteriyor. Mehmet Özhaseki seçim kampanyalarına biraz yavaş başladı. Özelikle Ankaralı olup olmadığı tartışması onu ilk başta zayıflatan bir hususa dönüştü. Artık ‘Ankaralılık’ konusunun seçim kampanyası bakımından geride kaldığını görüyoruz. Bundan sonra muhtemelen daha çok Ankara’nın sorunları, seçmenin talepleri, projeler konuşulur. Bu noktada Özhaseki’nin kampanya sürecini dengeleyeceğini düşünüyorum. </span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, bu seçim kampanyasında önceki seçimlerde olmadığı kadar Ankara’ya ağırlık vereceğini görüyoruz. Bunun işaretlerini aldık. Sanıyorum AK Parti’nin elindeki araştırmalarda da Ankara’da AK Parti adayının eli çok rahat değil. Cumhurbaşkanı’nın bu nedenle Ankara’daki seçim kampanyalarına ağırlığını daha fazla koyma kararı verdiği gözüküyor. İster Mansur Yavaş kazansın, ister Mehmet Özhaseki, aradaki farkın çok büyük olmayacağını tahmin ediyorum. AK Parti Ankara’yı kaybederse, parti içi tartışmalar artar. Ancak Ankara’yı kaybederken, mesela, Eskişehir, Hatay, Aydın gibi illeri kazanırsa Ankara’nın eksikliği biraz telafi edilmiş olur. </span></p>
<p class="p8"><span class="s1">CHP, İzmir’de seçimlere biraz yaralanmış olarak girdi. Adayın çok geç açıklamasının yanı sıra mevcut Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun genel merkez aleyhine açıklamaları süreci bir anlamda yavaşlattı. Tunç Soyer’in babası üzerinden yürüyen tartışmalar da İzmir’de CHP’ye yönelebilecek İYİ Parti kitlesini kısmen frenlemiş gözüküyor. Bunlar oy oranını bir miktar azaltabilir ama CHP yine de İzmir’i alır.</span></p>
<p class="p9"><span class="s1"><b>İYİ Parti seçmeni, müttefiki olan CHP’ye oy vermezse hangi partiye verebilir? </b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">İYİ Parti seçmeni, Türkiye’nin her yerinde blok olarak müttefiki CHP’ye oy verecek gibi gözükmüyor. Burada ‘ittifak sadakati’ kavramı gündeme getirilebilir. İttifak sadakati konusunda en problemlisi İYİ Parti seçmeni. Sözgelimi MHP seçmeni yüksek oranda AK Parti adaylarına oy verebilecekken İYİ Parti seçmeninin CHP adayına oy verme oranı %50’lere kadar düşebilir. Mesela İzmir için söylüyorum, İYİ Parti seçmeninin az bir kısmının Nihat Zeybekçi’ye oy verme ihtimali var, bir kısmı sandığa gitmeyebilir, bir kısmı da CHP’ye verecektir. </span></p>
<p class="p9"><span class="s1"><b>CHP’de yaşanan istifalar seçmende nasıl etkiler?</b></span><span class="s3"> </span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Bütün bu tartışmalar CHP’lilerin motivasyonunu, genel merkeze ve genel başkana muhabbetini, partisine bağlılığını azaltıyor. CHP’li yöneticiler bunu parti içi demokrasi olarak açıklasalar da parti içi demokrasinin aşılıp parti içi kaos diyebileceğimiz bir sürecin yaşandığını söylemek daha doğru. Bu aynı zamanda lider zafiyetinin var olduğunu da gösteren bir karmaşa. Bu da bir ana muhalefet partisinin alabileceğinden daha az oya talip olduğunu veya mahkûm olduğunu gösteriyor. Türkiye’de gerçekten iyi bir muhalefet partisi olsa, CHP’nin alabileceği oydan daha fazlasını alabilme imkânı var, şartlar muhalefet için uygun.</span></p>
<p class="p9"><span class="s1"><b>Sizce bu tartışmalar nedeniyle seçim sonrası CHP’de bir kongre gündeme gelir mi?</b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">İstanbul ve Ankara’yı AK Parti alırsa, CHP’nin elindeki Eskişehir, Hatay gibi şehirler de kaybedilirse, CHP içinde ciddi bir tartışma olur. Ama bu tartışmalardan ne çıkar, bilemiyorum. CHP’de her defasında tartışmalar yaşanıyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun delege üzerindeki yönetimi güçlü olduğu için bu sıkıntıları bir şekilde atlatıyor. Ancak CHP, Ankara’yı ya da AK Parti’nin elindeki bazı ileri alırsa, Kılıçdaroğlu’nun pozisyonunu biraz daha güçlenir. </span></p>
<p class="p10"><span class="s1"><b>İYİ Parti Haziran Seçimlerinde Aldığı Oya Şu Anda Sahip Değil</b></span></p>
<p class="p9"><span class="s1"><b>Sizce İYİ Parti-CHP ittifakı, CHP’ye ciddi bir katkı sağlar mı?</b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Eğer AK Parti ve MHP ittifak yapmasaydı, CHP de İYİ Parti ittifakına “evet” demezdi. Çünkü MHP’nin AK Parti’ye sağladığı katkı ortada ama İYİ Parti’nin CHP’ye ittifak katkısı düşük. Bunun iki nedeni var. </span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Birincisi, ittifak sadakatinde en zayıf seçmen İYİ Parti seçmeni.<span class="Apple-converted-space">  </span>MHP’liler yüzde 70 oranında AK Parti’ye destek verirken İYİ Parti’de CHP’ye katkı anlamında bu oran yüzde 50’lere kadar düşebiliyor. İkincisi, İYİ Parti henüz kurumsallaşmamış, geleneği oluşmamış bir parti olduğu için Haziran seçimlerinde aldığı oya şu anda sahip değil. </span></p>
<p class="p9"><span class="s1"><b>Neden sahip değil? </b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Çünkü o zaman AK Parti ve MHP’ye tepki olarak, bazı seçmenler İYİ Parti’ye oy vermişti. Haziran seçimlerinden sonra Meral Akşener’in istifası, parti içinde karışıklığa yol açtı. Meral Akşener, Haziran sonrasında süreci doğru yönetmedi. Bu nedenle, İYİ Parti’den seçmenlerin bir kısmı geldikleri yerlere döndüler ya da başka partilere yöneldiler. </span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Bir de bunun üzerine İYİ Parti ile CHP’nin arasında güzel başlayan ittifak, HDP’nin verdiği destekle İYİ Parti tabanında, teşkilatlarında sıkıntı yarattı. Bazı istifalar da oldu biliyorsunuz. Onun için CHP’nin, İYİ Parti seçmeninden yeterince katkı alamayacağını düşünüyorum. </span></p>
<p class="p8"><span class="s1">CHP–İYİ Parti ittifakının şanslı partisi İYİ Parti. 2019 seçimlerinin bütün partileri açısından baktığımız zaman en kârlı partisi yine İYİ Parti gözüküyor. Çok az destekle daha fazla belediye ve belediye meclis üyesi kazanma ihtimali var. Ancak İYİ Parti’de tartışma bitmedi. 31 Mart yerel seçimlerinde İYİ Parti ister başarı kazansın, ister kazanmasın parti içerisinde tartışmaların devam edeceğini tahmin etmek zor değil.</span></p>
<p class="p9"><span class="s1"><b>Bu tartışma nereye varır? Meral Akşener partiyi bırakır mı?</b></span></p>
<p class="p11"><span class="s1">Bırakacağını düşünmüyorum. Partiyi biraz daha sabitlemeye, biraz daha kuvvetlendirmeye çalışacaktır. Ancak “İYİ Parti’nin Türk siyasetinde uzun vadeli şansı nedir?” sorusunun cevabı, başkanlık sistemi gereği parti sayısının azalacağı gerçeği ve İYİ Parti’nin kendi sorunlarından dolayı fazlaca fulü. </span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/iyi-partinin-chpye-ittifak-katkisi-dusuk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aramıza Fitne Sokamazsınız</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/aramiza-fitne-sokamazsiniz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/aramiza-fitne-sokamazsiniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Nov 2018 06:20:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İttifak]]></category>
		<category><![CDATA[Melih Gökçek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4080</guid>

					<description><![CDATA[GÖKÇEK’TEN GÜÇLÜ İTTİFAK VURGUSU Son günlerde hakkında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı olacağı yönünde söylentiler çıkan ve geçtiğimiz yıl partisi tarafından görevinden alınan Melih Gökçek&#8217;in adı MHP ile anılıyordu. Gökçek, kendi adına Ankara&#8217;da anket yaptırdığı iddialarını yalanladı. Melih Gökçek, Ankara&#8217;da kendi adına anketler yaptırıp, diğer adayların oylarını düşük gösterdiği iddialarını ortaya atan Sözcü gazetesi yazarı Saygı Öztürk&#8217;e tepki gösterdi. Gökçek, Öztürk&#8217;ün anket iddialarına ilişkin &#8220;Melih Gökçek, Mehmet Özhaseki ve Süleyman Soylu&#8217;nun arasına fitne sokamazsın. Sizin tek ümidiniz ittifakın olmaması üzerine&#8230; İnşallah Cumhur İttifakı yerelde devam edecek ve bu ittifak yırtınsanız da Ankara&#8217;yı size teslim etmeyecek.&#8221; ifadelerini kullandı. 31 Mart 2019 tarihinde yapılacak yerel seçimlere AKP ile MHP&#8217;nin seçimlere birlikte girmesi gerektiğini savunan Gökçek, &#8220;Yeter ki Cumhur İttifakı olsun. AK Parti ve MHP&#8217;nin üzerinde anlaştığı aday kim olursa olsun, seçimi alır.&#8221; dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli&#8217;nin yerel seçimlerde ittifak yapmayacağını ve her ilde aday çıkaracağını açıklaması üzerine &#8220;Öyleyse herkes kendi yoluna&#8221; karşılığını vermişti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>GÖKÇEK’TEN GÜÇLÜ İTTİFAK VURGUSU</strong></p>
<p><strong>Son günlerde hakkında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı olacağı yönünde söylentiler çıkan ve geçtiğimiz yıl partisi tarafından görevinden alınan Melih Gökçek&#8217;in adı MHP ile anılıyordu. Gökçek, kendi adına Ankara&#8217;da anket yaptırdığı iddialarını yalanladı. </strong></p>
<p>Melih Gökçek, Ankara&#8217;da kendi adına anketler yaptırıp, diğer adayların oylarını düşük gösterdiği iddialarını ortaya atan Sözcü gazetesi yazarı Saygı Öztürk&#8217;e tepki gösterdi. Gökçek, Öztürk&#8217;ün anket iddialarına ilişkin &#8220;Melih Gökçek, Mehmet Özhaseki ve Süleyman Soylu&#8217;nun arasına fitne sokamazsın. Sizin tek ümidiniz ittifakın olmaması üzerine&#8230; İnşallah Cumhur İttifakı yerelde devam edecek ve bu ittifak yırtınsanız da Ankara&#8217;yı size teslim etmeyecek.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>31 Mart 2019 tarihinde yapılacak yerel seçimlere AKP ile MHP&#8217;nin seçimlere birlikte girmesi gerektiğini savunan Gökçek, &#8220;Yeter ki Cumhur İttifakı olsun. AK Parti ve MHP&#8217;nin üzerinde anlaştığı aday kim olursa olsun, seçimi alır.&#8221; dedi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli&#8217;nin yerel seçimlerde ittifak yapmayacağını ve her ilde aday çıkaracağını açıklaması üzerine &#8220;Öyleyse herkes kendi yoluna&#8221; karşılığını vermişti.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/aramiza-fitne-sokamazsiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP ve İyi Parti&#8217;den İttifak Hamlesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/chp-ve-iyi-partiden-ittifak-hamlesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/chp-ve-iyi-partiden-ittifak-hamlesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Nov 2018 11:51:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[İttifak]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Parti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4058</guid>

					<description><![CDATA[Yerel seçimler için ittifak arayışında olan muhalefet partileri CHP ve İYİ Parti&#8217;nin ortak adayı hangi parti listesinden gösterecekleri konusundaki kriz için formül buldukları iddia edildi. İYİ Parti kulislerine göre, olası bir işbirliğinde partilerin yetkili kurullarından onay alındıktan sonra üzerinde uzlaşılan isim seçmene &#8216;bağımsız aday&#8217; olarak tanıtılacak. Milliyet&#8217;in haberine göre, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, ortak aday ve seçimde işbirliğine ilişkin resmi veya gayri resmi görüşme yapmadığını söyledi. Yerel seçimlerde her il, ilçe ve beldede kendi adaylarını çıkartacaklarını belirten Akşener, teşkilatların görüşmeler yapabileceğini belirterek şöyle konuştu: HERKES BİRBİRİYLE GÖRÜŞÜR&#8230;  &#8220;Burada bahsedilen Saadet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;dir. Yani ittifak zaten olmuyor da iş birliği, güç birliği diyebileceğimiz bir alan. Henüz resmi veya gayri resmi benim herhangi bir görüşmem yok ama aşağıda herkes birbiriyle görüşür onu zaten kimse engelleyemez. Bakacağız, göreceğiz çok bir şey söyleme imkanımız yok&#8230;&#8221; İSTANBUL, ANKARA VE MERSİN&#8217;DE ORTAK ADAY&#8230; İstanbul, Ankara ve Mersin&#8217;de CHP ile İYİ Parti&#8217;nin &#8216;ortak aday&#8217; çıkartmak için görüştüğü iddiasına yanıt veren İYİ Parti Genel Sekreteri Cihan Paçacı da, &#8220;Herhangi bir resmi görüşme söz konusu değil. Bu konuda somut bir gelişme yok. O nedenle bir değerlendirme yapmak mümkün değil&#8221; ifadesini kullandı. &#8216;CHP, İSTANBUL&#8217;U İSTİYORSA İYİ PARTİ İLE GÖRÜŞMELİ&#8217;&#8230;  Öte yandan İYİ Parti&#8217;de, &#8220;CHP, İstanbul&#8217;u almak istiyorsa &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yerel seçimler için ittifak arayışında olan muhalefet partileri CHP ve İYİ Parti&#8217;nin ortak adayı hangi parti listesinden gösterecekleri konusundaki kriz için formül buldukları iddia edildi. İYİ Parti kulislerine göre, olası bir işbirliğinde partilerin yetkili kurullarından onay alındıktan sonra üzerinde uzlaşılan isim seçmene &#8216;bağımsız aday&#8217; olarak tanıtılacak.</p>
<p>Milliyet&#8217;in haberine göre, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, ortak aday ve seçimde işbirliğine ilişkin resmi veya gayri resmi görüşme yapmadığını söyledi. Yerel seçimlerde her il, ilçe ve beldede kendi adaylarını çıkartacaklarını belirten Akşener, teşkilatların görüşmeler yapabileceğini belirterek şöyle konuştu:</p>
<p><strong>HERKES BİRBİRİYLE GÖRÜŞÜR&#8230; </strong></p>
<p>&#8220;Burada bahsedilen Saadet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;dir. Yani ittifak zaten olmuyor da iş birliği, güç birliği diyebileceğimiz bir alan. Henüz resmi veya gayri resmi benim herhangi bir görüşmem yok ama aşağıda herkes birbiriyle görüşür onu zaten kimse engelleyemez. Bakacağız, göreceğiz çok bir şey söyleme imkanımız yok&#8230;&#8221;</p>
<p><strong>İSTANBUL, ANKARA VE MERSİN&#8217;DE ORTAK ADAY&#8230;</strong> İstanbul, Ankara ve Mersin&#8217;de CHP ile İYİ Parti&#8217;nin &#8216;ortak aday&#8217; çıkartmak için görüştüğü iddiasına yanıt veren İYİ Parti Genel Sekreteri Cihan Paçacı da, &#8220;Herhangi bir resmi görüşme söz konusu değil. Bu konuda somut bir gelişme yok. O nedenle bir değerlendirme yapmak mümkün değil&#8221; ifadesini kullandı.</p>
<div id="gmail-adpro-654a078d92520d563483cca3ed5373748"></div>
<p><strong>&#8216;CHP, İSTANBUL&#8217;U İSTİYORSA İYİ PARTİ İLE GÖRÜŞMELİ&#8217;&#8230; </strong></p>
<p>Öte yandan İYİ Parti&#8217;de, &#8220;CHP, İstanbul&#8217;u almak istiyorsa İYİ Parti ile görüşmeli&#8221; görüşü ağırlık kazandı. İYİ Parti kulislerinde, 24 Haziran genel seçiminde İYİ Parti&#8217;ye en büyük desteği veren Burdur, Isparta, Antalya, Çanakkale, Muğla, Denizli, Kırklareli, Edirne, Balıkesir, Giresun, Bilecik, Kırıkkale, Manisa, Afyonkarahisar&#8217;da da CHP ile işbirliğine gidilmesi dillendiriliyor</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/chp-ve-iyi-partiden-ittifak-hamlesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İttifak Tamam, Türkiye Seçime Hazır 2019 Erken mi Geliyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ittifak-tamam-turkiye-secime-hazir-2019-erken-mi-geliyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ittifak-tamam-turkiye-secime-hazir-2019-erken-mi-geliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halime Kökce]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2018 21:56:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[2018 Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[2019 Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[Halime KÖKCE]]></category>
		<category><![CDATA[İttifak]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Nisan 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1846</guid>

					<description><![CDATA[Yeni sistemin bu ilk seçimiyle ilgili yaklaşımımız, sandık skoruyla değil, ülkeyi bir an evvel yeni sistemin kurumlarıyla tanıştırmak, dünya sisteminin içine girdiği bunalımı fırsata çevirmek ve kendi fay hatlarını narmış, millet iradesini devlet iradesiyle buluşturmuş ve sosyolojik farklılıkların siyasallaşmasının önüne geçmiş bir Türkiye inşa etmek olmalı. 2019 Ne Kadar Yakın Ne Kadar Uzak? 16 Nisan 2017’deki cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş referandumuna giderken zikretmeye başladık bu tarihi. Referandumdan sonraki ilk seçim Kasım 2019’da gerçekleşecek ve bu vakte kadar yeni sistemin gereği olan uyum yasaları çıkartılacak dedik. Uyum yasalarının bir kısmı Meclis’ten geçti. Halkın ilk kez cumhurbaşkanını doğrudan seçtiği 10 Ağustos 2014’ten itibaren zaten fiili olarak uygulanmaya başlanan yeni sistem, halk nezdinde de kabul gördü. Bunda, 2013’teki Gezi Parkı olaylarıyla başlayan ve 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine kadar geçen sürede Erdoğan’ın gösterdiği güçlü liderliğin etkisi büyük oldu. Bu arada, AK Parti ve MHP arasında referandumda temelleri atılan ittifak, yasal zemine kavuşturuldu. Tüm bunlar olurken bir taraftan da erken seçim lafı hep edilegeldi. Ne zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sorulsa hiçbir tereddüde mahal vermeyecek şekilde erken seçimin söz konusu olmadığını, Ak Parti’nin çok önemli bir gerekçe oluşmadığı müddetçe seçimi erkene almak gibi bir yaklaşımının olmadığını tekrar etti. (Hatırlatalım: iki kere vaktinden önce seçim yapıldı; birincisi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeni sistemin bu ilk seçimiyle ilgili yaklaşımımız, sandık skoruyla değil, ülkeyi bir an evvel yeni sistemin kurumlarıyla tanıştırmak, dünya sisteminin içine girdiği bunalımı fırsata çevirmek ve kendi fay hatlarını narmış, millet iradesini devlet iradesiyle buluşturmuş ve sosyolojik farklılıkların siyasallaşmasının önüne geçmiş bir Türkiye inşa etmek olmalı.</strong></p>
<p><strong>2019 Ne Kadar Yakın Ne Kadar Uzak?</strong></p>
<p>16 Nisan 2017’deki cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş referandumuna giderken zikretmeye başladık bu tarihi. Referandumdan sonraki ilk seçim Kasım 2019’da gerçekleşecek ve bu vakte kadar yeni sistemin gereği olan uyum yasaları çıkartılacak dedik. Uyum yasalarının bir kısmı Meclis’ten geçti. Halkın ilk kez cumhurbaşkanını doğrudan seçtiği 10 Ağustos 2014’ten itibaren zaten fiili olarak uygulanmaya başlanan yeni sistem, halk nezdinde de kabul gördü. Bunda, 2013’teki Gezi Parkı olaylarıyla başlayan ve 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine kadar geçen sürede Erdoğan’ın gösterdiği güçlü liderliğin etkisi büyük oldu.</p>
<p>Bu arada, AK Parti ve MHP arasında referandumda temelleri atılan ittifak, yasal zemine kavuşturuldu. Tüm bunlar olurken bir taraftan da erken seçim lafı hep edilegeldi. Ne zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sorulsa hiçbir tereddüde mahal vermeyecek şekilde erken seçimin söz konusu olmadığını, Ak Parti’nin çok önemli bir gerekçe oluşmadığı müddetçe seçimi erkene almak gibi bir yaklaşımının olmadığını tekrar etti. (Hatırlatalım: iki kere vaktinden önce seçim yapıldı; birincisi CHP’nin Meclis’in seçtiği Cumhurbaşkanını beğenmeyip toplanma yeter sayısı üzerinden 367 icadı çıkartması ve Meclis’in kararını Anayasa Mahkemesi’ne götürmesi sonrası gerçekleşti. İkincisi ise 7 Haziran 2015 seçimleri neticesinde AK Parti tek başına hükümet kuracak sandalye sayısına ulaşamayınca ve partiler koalisyon hükümeti kuracak uzlaşıyı yakalayamayınca gerçekleşti. Bu erken seçimden ziyade literatüre de geçtiği haliyle bir “tekrar seçim” oldu.)</p>
<p>Bu net ifadelere rağmen erken seçim söylentilerinin sona ermemesi ise bir yönüyle muhalefetin bu söylenti üzerinden nabız yoklaması, bir yönüyle de seçime hazır olmadığı izlenimini izale etme girişimi olarak yorumlandı. Ama en çok da MHP’nin erken seçimi isteyebileceği, aralarında bir ittifak olduğundan Erdoğan’ın da Bahçeli’nin bu talebini geri çevirmeyeceği ifade edildi. MHP’nin erken seçim istemesi bir bakıma anlaşılır. Çünkü Fırat Kalkanı ile başlayan, Zeytin Dalı Harekatı ile devam eden askeri başarıların yarattığı olumlu havanın sandıkta kendisine de yarayacağını düşünüyor olabilir. Zira operasyonlara amasız, fakatsız çok güçlü bir destek verdi. Konu ile ilgili CHP’ye yönelttiği eleştiriler zaman zaman Ak Parti’nin eleştirilerinin de önüne geçti.<br />
MHP’den belli bir kamuoyu oluşturarak ayrılan, Bahçeli ve ekibine zarar vereceği, seçimde barajı geçip MHP’nin oylarını eriteceği düşünülen İyi Parti’nin baştaki rüzgârını kaybetmesi ve AK Parti ile ittifakının MHP’den İyi Parti’ye kayışların önüne geçeceği tahminleri de MHP’yi erken seçime heveslendirmiş olabilecek etkenlerden. Bunlar erken seçimi MHP açısından istenilir kılan gerekçeler.</p>
<p><strong>Kim İsterse Erken Seçim Olur?</strong></p>
<p>Ak Parti’de durum ne peki? Ak Parti’nin erken seçimi istediğine dair güçlü karineler belki yok ama istememesi için de bir sebep yok. Belki de erken seçimin gündemden düşmemesinin gerekçesi bu. Ve tabii Ak Parti istemezse ya da razı olmazsa erken seçime gidilemeyeceği gerçeği de ortada. Hatta bir görüşe göre AK Parti Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimini yerel seçimlerin önüne almayı tercih bile edebilir. Bunun sebebi olarak da partinin Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir risk görmediği, milletvekili seçiminde çoğunluğu kaybetme endişesi taşımadığı ama belediyelerle ilgili bu kadar rahat hissetmediği gösteriliyor ve bu yüzden Ak Parti’nin yerel seçimleri, cumhurbaşkanlığı seçiminin gerisine atmayı tercih edebileceği dile getiriliyor.</p>
<p>2018 Meclis’teki dört parti için de kongre yılı. CHP, HDP ve MHP kongre süreçlerini tamamladı. Ak Parti ise sonbaharda olağan genel kongresini yapacak. İlçe ve il teşkilatlarındaki bu hareketlilik ve kongre süreçleri de partileri seçime ısındırmaya başladı. AK Parti ve MHP açısından seçime dair belirsizliğin olmaması, Cumhurbaşkanı adayının zaten en başından beri Erdoğan olarak netleşmesi, seçim ittifakı yasasının Meclis’ten geçmesiyle o konudaki belirsizliğin de ortadan kalkmış olması, her iki partide seçime hazır bir görüntü ortaya çıkartıyor. Bugün seçime karar verilse başları ağrımaz bir rahatlık içindeler.</p>
<p>CHP ve HDP için durum o kadar iç açıcı değil. Seçimden kaçıyor görüntüsü vermemek adına CHP zaman zaman AK Parti’yi erken seçime davet dahi ediyor. Bu konuda Ak Parti’nin bir istisna olduğunu söyleyebiliriz, çünkü hem seçime dair yerleşik bir özgüvene sahip hem de başta da belirttiğimiz gibi seçimlerin zamanında yapılmasını, siyasi istikrarın bir gereği olarak iktidara geldiğinden beri savunuyor.</p>
<p><strong>İttifakların Partilere ve Seçmen Davranışlarına Etkisi</strong></p>
<p>Seçim tartışmasının en önemli ayağını, kurulan ve kurulması muhtemel ittifaklar oluşturuyor. Zira ittifaklar hem sonucu belirleyecek önemde hem de tümden siyaset yapma biçimine, kültürüne dair yeni davranış biçimleri gelişmesine sebep olacak nitelikte.</p>
<p>AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu ve BBP’nin de sonradan katıldığı Cumhur İttifakı lehte-aleyhte pek çok tartışmaya yol açtı. Evvela dile getirilen eleştiri, MHP ile ittifakın AK Parti’nin Kürt seçmenini küstüreceği şeklindeydi. İlk bakışta yerinde gibi gözüken bu tespit kamuoyu anketleriyle doğrulanmadı. Dahası bu yaklaşım, bir endişeden ziyade Kürtlerin tamamını PKK’nın yedeğinde siyaset yapan HDP seçmeni olarak görmek gibi bir yanlışı yansıtıyordu. Ve daha da ilginci 7 Haziran seçimlerinden sonra AK Parti’nin tek başına hükümet kuramaması üzerine HDP’li siyasetçiler, “Yeter ki AK Parti ve Erdoğan devre dışı kalsın MHP ile dahi koalisyon kurarız.” dediler. Hülasa bu endişeyi dile getirenler samimiyse “HDP’nin MHP ile koalisyon ortağı olmaya yanaştığı bir yerde AK Parti’nin MHP ile ittifak kurması neden Kürtleri küstürsün?” sorusuna cevap vermeli. Kaldı ki MHP, PKK terörünün en fazla can yaktığı dönemde dahi son derece titiz bir dil kullanmış, Kürtlerle terörün bir tutulmasına şiddetle karşı çıkmıştır.</p>
<p>Ayrıca HDP’nin (BDP) Gezi Parkı kalkışmasından itibaren CHP ile yaşadığı flört, (kalpaklı Mustafa Kemal bayraklarıyla Abdullah Öcalan’ın yan yana sallandığı mitinglerde yahut bazı milletvekillerinin HDP’lileri aratmayan açıklamalarında görüleceği üzere) ortada dururken Kürt seçmenin siyasi iradesi üzerinden endişe beyan etmek, iyi niyetten ziyade siyasi algı çalışması gibi durmaktadır.</p>
<p><strong>İttifaktan Hangi Parti Daha Kârlı Çıkar?</strong></p>
<p>Bir başka tartışma konusu da ittifaktan hangi partinin kârlı çıkacağı hakkında. Cumhurbaşkanlığı seçiminden ziyade milletvekili seçimiyle ilgili bir soru bu. Daha önceki tecrübeler, ittifakların büyük değil küçük partiye yaradığını gösteriyor. Her seçmen kendi partisine oy atabileceği ve nasılsa hükümet kurmak milletvekili sayısıyla ilişkili olmayacağı için seçmenin Cumhur İttifakı altındaki küçük partilere gitme eğilimi gösterebileceği ifade ediliyor. Bu denklemde AK Parti’nin orta Anadolu’da MHP lehine oy kaybetmesi söz konusu olabilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oyunun, partisinin önünde olduğu gerçeği de destekliyor bu olasılığı.</p>
<p>Kurulup kurulamayacağı henüz belli olmayan muhalefet kanadındaki ittifak senaryolarına gelince: Cumhur İttifakı’nın hali hazırda şekillenmiş olması, bu ittifakın adayının da Cumhurbaşkanı Erdoğan olarak çoktandır belli olması, üzerine bir de erken seçim ihtimalinin bir türlü gündemden düşmemesi muhalefet kanadını baskı altına almış durumda. Muhalefet kanadının ortada henüz bir Cumhurbaşkanı adayı bile yok. Üstelik “Aday çok da netleştiremiyoruz.” gibi bir durum da söz konusu değil. Kılıçdaroğlu “Cumhurbaşkanı adayımız kazanacağından kuşku duymadığımız bir isim olacak.” diyerek kendisinin aday namzedi dahi olamadığını belirtti. Ekmelettin İhsanoğlu travmasından sonra yeni bir “çatı aday” formülünü CHP seçmenine kabul ettirmek de zor görünüyor. Ayrıca Kemal Kılıçdaroğlu’nun temenni ettiği gibi referandumdaki hayır bloğunun Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan karşında yine blok oluşturacağı tezi, hükümet seçimi ve referandum dinamiklerini tanıyanlarca imkânsız bulunuyor.</p>
<p>Oy oranı çok az ve henüz oyu tespit edilemeyen Saadet Partisi ve İyi Parti’nin ittifak denklemlerinde ne yana düşecekleri de az çok belli oldu. Saadet Partisi ideolojik bir parti olarak “Onmasam da ölmem nasılsa” diye düşünüp şimdilik “kilit parti” güzellemelerine tav olmayı tercih ediyor. İyi Parti ise başlangıçta arkasına aldığı rüzgârı erken kaybetti. Yine de muhalefet cenahında Cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklamış tek kişi İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener. Akşener’in Bahçeli’den çok CHP seçmeninden oy alabileceği konuşuluyor.</p>
<p>İttifakın toplam oyunun yüzde 10’u geçmesi halinde ittifaka katılan partilerin tek başlarına yüzde 10’u geçmeleri beklenmeksizin oy oranlarınca vekil çıkarabilecek olmaları bu iki partinin ittifak yapabilme ihtimalini akla getiriyor. Ancak MHP’nin AK Parti ile ittifakı, seçmeninin İyi Parti’ye kayma ihtimalini ortadan kaldırdı. Saadet tabanı ise partilerini Cumhur İttifakı içinde görmek istiyor. Bu durumda iki partinin birlikte barajı geçmesi ihtimal dışı duruyor.</p>
<p><strong>İttifakların Siyaset Kültürüne Etkisi</strong></p>
<p>2019, sıradan bir seçim tarihi olmanın ötesinde anlamlar taşıyor. Partilerin seçim ittifakları yapmaları da yine bu çerçevede önemli ancak Türkiye için daha büyük bir anlamı olduğunu teslim etmek gerekir. Bir kere sistem değişikliğinin anayasalaşmasından sonra yapılacak ilk seçimden söz ediyoruz. Teknik gibi gözüken bu detayın arkasında aslında Türkiye’nin son dört-beş yılda geçirdiği değişim ve verdiği mücadelenin etkisi var. Bir anlamda Türkiye’nin iddialarını devam ettirip ettiremeyeceğinin de oylanacağı bir tarih olacağı gözüyle bakılıyor 2019’a.<br />
Küresel aktörlerin çoğaldığı, tek kutuplu dünyanın çok kutupluya döndüğü, bölgemizde ise hala bir büyük güç yoksunluğunun yaşandığı ve bunun yol açtığı bir kaosun hüküm sürdüğü bu dönemde Türkiye aktörleşme istidadı gösterdi. Tam da bu yüzden terör örgütleri aracılığıyla bölgesel ve küresel kimi aktörlerin saldırısına uğradı.</p>
<p>Erken seçim tartışmasının doğrudan bununla ilgisi yok gibi görülebilir ancak Fırat Kalkanı ve ardından gelen Zeytin Dalı Operasyonu’nun başarıyla sonuçlanması, vatandaşın milli duygularının ve özgüveninin artışına vesile oldu. Bu durum, erken seçimi bir seçenek olmanın ötesine taşıyor. ABD’nin bölgesel hesaplarındaki belirsizlik, PKK’yı desteklemekten geri durmayacağının anlaşılması, Avrupa ülkelerinin, terörle mücadelesinde Türkiye ile empati kurmak şöyle dursun terör örgütlerine arka çıkmaya devam etmesi, bölgesel aktörlerin sorunlarını kendi aralarında çözmekten hala çok uzak olması, ABD’nin İran’ı çevreleme politikasının yol açabileceği yeni sorun alanları ve olası çatışmalar Türkiye’nin 2019’u beklemeden cumhurbaşkanlığı sisteminin imkânlarıyla donatılmış bir liderliğe ihtiyacını gündeme getiriyor.</p>
<p>Bir erken seçim her ne kadar yeni sistemin süre tahdidi getirmesi dolayısıyla kazanılmış iktidar döneminden az ya da çok feragat etmek anlamına gelse de önümüzdeki beş yıllık yeniden yapılanma dönemini garanti edecek yüksek bir oy oranı ve meşruiyetiyle yeniden iktidar kurmaya ihtiyacı var Türkiye’nin.</p>
<p>Daha açık ifade etmek gerekirse, Türkiye’nin Erdoğan’ın liderliğini riske atma lüksü yok.</p>
<p>Erken seçim, muhalefetin saikleri ne olursa olsun Türkiye’nin menfaatleri çerçevesinde tartışılmalı ve devletin yeniden yapılandırılması, kamu kurumlarının erken ve hızlı çalışması, insan kaynaklarının etkinleştirilmesi ve revize edilmesi anlamında gündeme alınmalıdır.</p>
<p>Yoksa hali hazırda 2019’da olsa farklı, 2018’de olsa farklı bir seçim sonucuyla karşılaşacağımıza dair bir ihtimal ya da öngörü söz konusu değil. Yeni sistemin bu ilk seçimiyle ilgili yaklaşımımız, sandık skoruyla değil, ülkeyi bir an evvel yeni sistemin kurumlarıyla tanıştırmak, dünya sisteminin içine girdiği bunalımı fırsata çevirmek ve kendi fay hatlarını onarmış, millet iradesini devlet iradesiyle buluşturmuş ve sosyolojik farklılıkların siyasallaşmasının önüne geçmiş bir Türkiye inşa etmek olmalı.</p>
<p>Beka meselesini çözmek dediğimizde anlaşılması gereken sadece coğrafi olarak parçalanma ihtimalini bertaraf etmek değil sosyolojik farklıkların ideolojikleşmesini önleyecek bir siyasal kültür de oluşturabilmektir. Erken ya da vaktinde, yeni sistemin ilk seçimi ile yapmayı amaçladığımız şey bu olmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ittifak-tamam-turkiye-secime-hazir-2019-erken-mi-geliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İttifaklar Gölgesinde 2019 Seçimleri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ittifaklar-golgesinde-2019-secimleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ittifaklar-golgesinde-2019-secimleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2018 21:50:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[2019 Seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Gül]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[İP]]></category>
		<category><![CDATA[İttifak]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Nisan 2018]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[PYD]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Resul Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[YPG]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1842</guid>

					<description><![CDATA[Kabul etmek gerekir ki eğer Gül, Erdoğan karşısında 2014 şartlarında aday olsaydı seçimi zorlayabilirdi. MHP’nin tavrını açıkça Erdoğan’dan yana koyduğu tarihe kadar Gül’ün bir şansı vardı. Fakat ne zaman ki Devlet Bahçeli, ‘Cumhurbaşkanı adayımız Recep Tayyip Erdoğan’dır.’ dedi. O gün Erdoğan karşısındaki hiçbir adayın şansı kalmadı. Ne Gül’ün ne de başkasının. 2019’da yerel yönetimler, milletvekili ve cumhurbaşkanlığı olmak üzere üç seçim yapılacak. Bu üç seçim içinde şüphesiz en önemlisi cumhurbaşkanlığı seçimidir. Çünkü Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimiyle yeni bir evreye girmiş olacak. Parlamenter sistem bütünüyle sona erecek ve adına ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ denen ama dünyada başkanlık olarak bilinen sisteme geçilecek. Bu sistem bir taraftan siyasi istikrarı garanti ederken, diğer taraftan kuvvetler ayrılığı ilkesini pekiştirecek (sert kuvvetler ayrılığı), ülke kalkınmasına olumlu katkıda bulunacaktır. Sistem gereği icra erki yasama erkinin güvenoyuna muhtaç olmayacak, yasama erki de parlamenter sistemdeki icranın vesayetinden kurtulacaktır. Detaylar tartışılabilir, ancak başkanlık sisteminin ülkeye kazandıracağı en önemli kazanımlardan biri de kutuplaşmayı törpüleyecek olmasıdır. Malum parlamenter sistemde yüzde 30-40 bandındaki oy oranı ile de hükümetler kurulabiliyor. Oysa başkanlık sisteminde artık çıta yüzde 50+1’e yükselmiştir. Yani cumhurbaşkanlığında baraj yüzde 50+1 olmuştur. Durum böyle olunca başkan adayları ya da partiler ister istemez ittifaklar kurmak zorunda kalacaklardır. Bu da partileri ve partilileri birbirlerine karşı daha &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kabul etmek gerekir ki eğer Gül, Erdoğan karşısında 2014 şartlarında aday olsaydı seçimi zorlayabilirdi. MHP’nin tavrını açıkça Erdoğan’dan yana koyduğu tarihe kadar Gül’ün bir şansı vardı. Fakat ne zaman ki Devlet Bahçeli, ‘Cumhurbaşkanı adayımız Recep Tayyip Erdoğan’dır.’ dedi. O gün Erdoğan karşısındaki hiçbir adayın şansı kalmadı. Ne Gül’ün ne de başkasının.</strong></p>
<p>2019’da yerel yönetimler, milletvekili ve cumhurbaşkanlığı olmak üzere üç seçim yapılacak. Bu üç seçim içinde şüphesiz en önemlisi cumhurbaşkanlığı seçimidir. Çünkü Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimiyle yeni bir evreye girmiş olacak. Parlamenter sistem bütünüyle sona erecek ve adına ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ denen ama dünyada başkanlık olarak bilinen sisteme geçilecek. Bu sistem bir taraftan siyasi istikrarı garanti ederken, diğer taraftan kuvvetler ayrılığı ilkesini pekiştirecek (sert kuvvetler ayrılığı), ülke kalkınmasına olumlu katkıda bulunacaktır. Sistem gereği icra erki yasama erkinin güvenoyuna muhtaç olmayacak, yasama erki de parlamenter sistemdeki icranın vesayetinden kurtulacaktır. Detaylar tartışılabilir, ancak başkanlık sisteminin ülkeye kazandıracağı en önemli kazanımlardan biri de kutuplaşmayı törpüleyecek olmasıdır. Malum parlamenter sistemde yüzde 30-40 bandındaki oy oranı ile de hükümetler kurulabiliyor. Oysa başkanlık sisteminde artık çıta yüzde 50+1’e yükselmiştir. Yani cumhurbaşkanlığında baraj yüzde 50+1 olmuştur. Durum böyle olunca başkan adayları ya da partiler ister istemez ittifaklar kurmak zorunda kalacaklardır. Bu da partileri ve partilileri birbirlerine karşı daha dikkatli, daha itinalı ve daha hoşgörülü davranmaya sevk edecektir. Nitekim bugün AK Parti MHP ve BBP arasındaki ittifak bu üç partinin birbirlerine daha dostane yaklaşımlarını sağlıyor. Ayrıca AK Parti, SP’yi de ittifakta görmek istediği için çok ölçülü bir üslup kullanıyor. Yani yeni sistem partilerin birbirlerine karşı sert tutumlarını daha şimdiden yumuşatmıştır diyebiliriz. Aynı esnek tavrı muhalefetteki CHP’nin diğer partilere yaklaşımında da görüyoruz. Dolayısıyla başkanlık sistemi partiler arasında bir dayanışmayı da mecbur kıldığı için kutuplaşmayı törpüleyen bir sistem olarak öne çıkıyor diyebiliriz.</p>
<p><strong>Her Parti Önemlidir</strong></p>
<p>Bir diğer husus da yüzde 50+1 barajı, partileri büyüklüğüne küçüklüğüne bakılmaksızın önemli kılmaktadır. Bırakın yüzde bir oyu, başkanın seçimini bir oy bile etkileyeceği için küçük partiler de artık çok önemli. 1 Kasım 2015 seçimlerindeki tabloya bakıldığında yüzde birin altında oy alan partiler bile cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önem arz ediyor. Mesela SP, yüzde 0.68 ile 325 bin 947 oy almış. BBP yüzde 0.54 ile 259 bin 579 oy almış. VP yüzde 0.25 ile 119 bin 196 oy almış. HAK-PAR yüzde 0.23 ile 109 bin 722 oy almış. DYP yüzde 0.03 ile 14 bin 87 oy alarak en küçük parti olmuş. Ama değil mi ki 14 bin oyu var başkanlık sisteminde DYP bile görüşülmesi, konuşulması ve ittifak edilmesi gereken bir parti konumundadır. Başka bir ifadeyle başkanlık seçimi en küçük partiyi bile önemli kılan bir özelliğe sahip görünüyor. Tabii ki ittifaklar cumhurbaşkanın söylediği gibi azami müşterekleri olan partiler arasında gerçekleşebilir ya da gerçekleşmesi daha mantıklıdır. Onun için cumhurbaşkanı cumhur ittifakına başka partileri de beklediğini açıkça söylüyor. SP’nin yüzde 0.68 oy oranıyla gündemde bu kadar fazla kalmasının bir diğer sebebi de budur.</p>
<p><strong>Cumhur İttifakı</strong></p>
<p>Seçimlere bir seneden fazla vakit olmasına rağmen AK Parti ile MHP arasında cumhur ittifakı adı verilen bir ittifak şimdiden kurulmuştur. Bu ittifaka BBP’nin de olumlu yaklaştığı bilinmektedir. Başta SP olmak üzere belki başka partiler de bu ittifaka destek verebilir. Kimi çevrelerin bu bağlamda SP’yi cumhur ittifakından uzaklaştırma gayretleri de gözden kaçmıyor değil. SP’nin kendisine uzatılan eli boş çevirmiş olması da konunun ayrı bir boyutu. Halbuki azami müşterekleri itibariyle AK Parti’ye en yakın parti Saadet Partisi’dir.</p>
<p>SP, Milli Görüş’ü sahiplenmektedir. Ancak Milli Görüş tabanının ezici çoğunluğu bugün AK Parti’yi desteklemektedir. 1995 seçimlerinde Milli Görüş’ün partisi RP, 6 milyon oy alarak (yüzde 21 oranıyla) birinci parti olmuştu. SP’nin son seçimde aldığı oy miktarı ise 325 bin 947 (%0.68) dir. En basit hesapla Milli Görüş tabanının 5 milyon 600 bini AK Parti’yi desteklemektedir! 7 Haziran ya da 1 Kasım seçimleri öncesiydi. CNN Türk, her partinin liderini misafir ediyordu. SP Lideri Mustafa Kamalak Bey’i misafir ettiğinde sorduğu can alıcı sorulardan biri, ‘Saadet neyi yapmak istedi AK Parti yapmadı?’ sorusuydu. Kamalak söyleyecek söz bulamadı, Suriye politikasını ele alarak bir şeyler söylemeye çalıştı. Azami müşterek itibariyle Ak Parti’ye en yakın parti SP derken bunu kastediyorum. SP tabanının beklentilerinin büyük çoğunluğunu AK Parti gerçekleştirdiği için Milli Görüş’ün ezici çoğunluğu bugün AK Parti saflarındadır. Dahası hâlen SP’de olup da oylarını AK Parti’ye veren sağduyulu Milli Görüşçüler de vardır! Cumhurbaşkanı, ‘azami müştereklerimiz bulunan partileri ittifaka davet ediyoruz’ derken bunların başında SP gelir. Ama SP yönetiminin menfi tavrı öylesine sert ki ‘fazla naz âşık usandırır.’ özdeyişini hatırlatıyor. Sonunda cumhurbaşkanına ‘gelmezlerse güle güle’ dedirttiler.</p>
<p><strong>SP’nin Gerekçeleri</strong></p>
<p>SP lideri Karamollaoğlu’nun cumhurbaşkanına verdiği 3 maddelik ittifak cevabı da anlaşılır gibi değil. Karamollaoğlu, AK Parti’yle ittifaka neden sıcak bakmadığını 3 sebebe bina ediyor. Birinci sebep olarak siyaset üslubunu öne sürüyor ve, ‘Biz siyaset üslubunun kamplaştırıcı, kutuplaştırıcı değil kucaklayıcı olması gerektiğine inanıyoruz. Bu olmazsa olmazımız.’ diyor. Bu, AK Parti’nin programında yazılı olan ve savunmakta olduğu ilkelerden biri. İşin garibi davet edip kucaklayan cumhurbaşkanı ‘Deli miyim?’ diyerek reddeden kendisi? Aslına bakılırsa SP’nin bu gerekçesi, kendileri haricindeki herkesin imanını bile sorgulayan bazı radikal SP’liler için geçerli olabilir ama SP’yi ittifaka davet ederek kucaklayan AK Parti için hiç de inandırıcı görünmüyor.Karamollaoğlu, ittifaka sıcak bakmayışının ikinci sebebini ‘İkincisi yönetim anlayışımız. Biz yönetim anlayışında kuvvetler ayrılığı ilkesinin belirlenmesini istiyoruz.’ diyor. AK Parti de başka bir şey istemiyor ki. Kuvvetler ayrılığının temel özelliklerinden biri olan başkanlık sistemini AK Parti savunmuyor mu? Başkanlık sisteminde kuvvetler ayrılığı şimdikinden daha sert değil mi? Varsa eksiklik -ki olabilir- katılır ittifaka ıslah etmeye çalışır. Ama bu gerekçeyle ittifaktan kaçarsa bu tavır inandırıcı olmaz diye düşünüyorum. Üçüncü sebep olarak da diyor ki ‘Yolsuzluk ve israf ile mücadele edilmeli.’ AK Parti’nin yolsuzluğun ve israfın önünü açalım dediğini hatırlamıyorum. Ama iktidar süresi içinde kimi icraatları sebebiyle bu gerekçeyi sunuyor olabilir SP. Yolsuzluk suçtur, SP’nin tespit ettiği yolsuzluğu yargıya taşıyarak gereğini yapması beklenir, ittifaka engel olarak zikretmesi inandırıcı olmaktan uzak görünüyor. İsrafa gelince, yoktur denemez ama ittifaka dâhil olarak israf konusunda da iktidara yol gösterilebilir. İlkeler bazında ‘CHP ve İP ile hemfikiriz’ diyen Karamollaoğlu’nun azami müşterekleri bulunan AK Parti’ye karşı tavrının kendi tabanını bile ikna etmeyeceği kanaatindeyim. Bununla birlikte siyasette dengeler her an değişebilir. Yarının nelere gebe olduğunu bilmiyoruz.</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanı Adayları</strong></p>
<p>Şimdiye kadar sadece bir ittifak netleşmiş görünüyor. ‘Cumhur İttifakı’. Adayı da Recep Tayyip Erdoğan. Muhalefet cephesinden İyi Parti, Meral Akşener’i Vatan Partisi de Doğu Perinçek’i aday ilan ettiler. Her iki partinin de cumhurbaşkanı seçecek gücü olmadığı için dostlar alışverişte görsün kabilinden adaylık olarak görünüyor. Asıl beklenen aday ana muhalefet partisi CHP’nin adayıdır. Normalde genel başkanın aday olması gerekir ama genel başkanın aday olmayacağı anlaşılıyor. Hatta tıpkı 2014 seçimlerinde olduğu gibi CHP kökenli bir aday göstermekten çekindikleri anlaşılıyor. CHP perspektifinden bakınca ben bu tavrı doğru buluyorum. Çünkü CHP’nin tabanının tek başına cumhurbaşkanı seçmeye yetmediğini görüyorlar. Bu tercih bir başka gerçeği daha hatırlatmaktadır ki o da toplumun yüzde 70’lere varan kesiminin dindar, muhafazakâr ve milliyetçi vasıflara sahip olmasıdır. Bu vasıflardan uzak bir CHP’linin yüzde 50+1 oy alması mümkün değildir. Bence CHP bu gerçeği gördüğü için geçmişte İhsanoğlu’nu aday gösterdikleri gibi şimdi de kendi tabanlarına ilaveten yüzde yetmişten en az yüzde 20-25 oy alacak bir muhafazakâr aday belirleme eğilimindedirler ki bence siyaseten doğru bir taktiktir. Onun için İlhan Kesici ve Abdullah Gül isimleri sürekli gündemdedir. Hatta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için Abdullatif Şener’in ismi bile geçmektedir. Başkanlık sisteminin en önemli kazanımlardan biri de artık CHP gibi milletin değerleriyle buluşmaktan uzak partilerin icra erkinde etkili olamayacaklarıdır.</p>
<p><strong>Abdullah Gül Faktörü</strong></p>
<p>Abdullah Gül Bey, AK Parti’nin kurucusu, ilk başbakanı, bakanı ve cumhurbaşkanıdır. Kişiliği sebebiyle her kesimin beğenisini kazanmış değerli bir şahsiyettir. Ayrıca siyaseti iyi gözlemleyen ve adımlarını ona göre atan, hesap kitap bilen bir siyasetçidir. ‘Cumhurbaşkanı adayıyım.’ demedi ama ‘Kardeşim Erdoğan karşısında aday olmam.’ da demedi. Kapıyı hep açık tuttu. Yakın çevresi de ‘Neden olmasın?’ diyerek adaylık ihtimalini gündemde tuttular. Kabul etmek gerekir ki eğer Gül, Erdoğan karşısında 2014 şartlarında aday olsaydı seçimi zorlayabilirdi.<br />
MHP’nin tavrını açıkça Erdoğan’dan yana koyduğu tarihe kadar Gül’ün bir şansı vardı. Fakat ne zaman ki Devlet Bahçeli, ‘Cumhurbaşkanı adayımız Recep Tayyip Erdoğan’dır.’ dedi. O gün Erdoğan karşısındaki hiçbir adayın şansı kalmadı. Ne Gül’ün ne de başkasının. O güne kadar medyaya imalı açıklamalar yapan Gül dikkat edilirse o günden sonra cumhurbaşkanlığı konusuna hiç girmedi. Hele MHP’nin 18 Mart’ta yaptığı genel kuruldan sonra cumhur ittifakının oyları daha bir derlenip toparlandı.</p>
<p><strong>MHP Toparlandı İttifak Güçlendi</strong></p>
<p>MHP geçen süre içinde özellikle dindar ülkücüleri tasfiye eden bir kadro tarafından idare ediliyor, partiyi Türk-İslam ülküsünden uzaklaştırıyordu. İyi Parti tabanını küskün MHP’liler oluşturuyordu. İyi parti MHP’yi fiilen bölmüştü. Bunu gören Devlet Bey, 18 Mart Kurultayında dindarları küstürenleri tasfiye etti ve öyle bir kurultay konuşması yaptı ki küskün MHP’lilerin neredeyse tamamı yuvaya döndü. MHP kongresinden sonra Devlet Bey’e şiddetle muhalefet eden bazı önemli MHP’liler mealen ‘MHP aslına döndü biz de MHP’ye döndük.’ diyorlardı. Devlet Bey’in, konuşmasının giriş bölümünde, “Türk ve İslam’ın nefes aldığı her yere” selam göndermesi, “Türk-İslam ülküsünün inanmış yürekleri nerede?” diye sorması, kurultayın “Türk-İslam alemine hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz etmesi”, “duruşumuz Müslüman Türk milletinin ta kendisidir.” vurgusu, vefaya çağrı yaparken, “imani asaletten” bahsetmesi” ve “Vefası olmayanın milli ve manevi değerlere vedası kat’idir, kesindir.” demesi ülkücüleri can evinden yakalamış görünüyor. Partinin milli duruşuna ‘Yüce Allah’ı şahit’ göstermesi, darbecilerin, ‘Türk-İslam ülküsünü yargılamaya’ kalkıştıklarını hatırlatması, “yolumuz hak yolu, hakikat yolu, Allah yoludur.” dedikten sonra, ‘Göğsümüz imanla kabardı, gözlerimiz heyecanla yaşardı, ihanete inançlarımızdan aldığımız güçle dayandık.’ tespitinde bulunması ve Ahmed Arvasi’nin “İmansız zümreyi yokluk kemirir.” diye başlayan dizelerini okuması ülkücülerin ruhuna işlemiş anlaşılan. “Din tacirlerinden kurtulup, hainleri yok edip, taassup bekçilerini ayıklarsak, Türk-İslam ülküsü Türkiye’nin ve komşu coğrafyaların bayraktarlığı göreviyle İ’lay-ı Kelimetullah mührünü cihana vuracaktır.” deyip konuşmasını tekbirlerle noktalaması, küstürülen dindar MHP’lilerin yuvaya dönmelerine yetip de artmış bile. Gördüğüm kadarıyla, MHP, İP’e kaptırdığı ülküdaşlarının gönlüne bu hamle ile girip, yuvaya döndürmüş ve kongreden gerçekten güçlenerek çıkmıştır. MHP’nin güçlenmesi cumhur ittifakının güçlenmesi demektir!</p>
<p><strong>İttifak Sandığa Yansır mı?</strong></p>
<p>Asıl sorulması gereken soru ‘İttifak sandığa yansır mı?’ sorusudur. Çünkü ittifakları yasal çerçeveye oturtan kanunda cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili oy tasnifinde bir boşluk var. Milletvekili seçimlerinde her partinin ne kadar oy alacağı gayet net bir şekilde tespit edilebilecek. Çünkü ittifak kutusunun altında ittifak eden partilerin amblemi olacak ve her seçmen kendi partisine oy verecek.<br />
İttifak partilerinin oyları toplanacak ve toplam oylar barajı geçiyorsa her parti barajı aşmış sayılacak ve partiler aldığı oya göre milletvekili çıkaracak. Bence çok adil ve güzel bir düzenleme. Fakat cumhurbaşkanı seçimlerinde bu netlik olmayacak. Oy pusulasında cumhurbaşkanı adaylarının adı bulunacak, ittifak eden partilerin amblemleri bulunmayacak. Seçmen tercih edeceği adaya oy verecek ama hangi partinin ne kadar oy verdiği belli olmayacak.</p>
<p>Dolayısıyla milletvekili seçiminde kendi partisine oy verip cumhurbaşkanlığı seçiminde başkasına oy verme kapısı açık duruyor. Tıpkı 16 Nisan referandumunda olduğu hangi partinin ne kadar oy verdiği belli olmayacak. Evet referandumda MHP resmen destekledi ama ne kadarı kabul oyu verdi orası meçhul. AK Parti’den ne kadar kabul oyu geldi orası da meçhul. AK Parti ve MHP tabanlarının toplam oyunun yüzde 60’ın üzerinde olması gerekirdi. Durum böyle olunca ittifaklar, cumhurbaşkanlığı seçiminde partilerin oylarını garanti etmiş olmuyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ittifakların tabana ne kadar yansıdığı bilinemeyeceğinden ‘Tabanda ittifak yok’ söylemini yabana atmamak gerekir.</p>
<p>MHP’nin toparlanmasından sonra cumhur ittifakının oy oranı yüzde 60’ların üzerinde görünüyor. Buna istinaden Devlet Bahçeli, 18 Mart Kurultayında, “CHP, İP, HDP, PKK, FETÖ, PYD, YPG, DEAŞ, DHKP-C ve küresel cinayet şebekesinden müteşekkil ihtilaf ve ihanet bloku, cumhurun karşısında tel tel dağılacak, kaybetmekten başka seçeneği olmayacaktır.’ diyor ama 16 Nisan sonuçları göz önünde bulundurulursa ittifakın diğer partilerle güçlendirilmesi gündemden düşmeyecek diye düşünüyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ittifaklar-golgesinde-2019-secimleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
