<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İstanbul &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/istanbul/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 12 Apr 2022 15:23:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>İstanbul &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Açık Oturum</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/acik-oturum/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/acik-oturum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Apr 2022 15:23:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18194</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul Belediye Bakanlığının bir açık oturum ile gelip bir açık oturum ile gitmesi aslında aklı başında kişiler için güzel bir uyarı niteliğinde olmalıdır Çünkü uyarıyı algılayıp gerekli tedbiri alabilecek kişiler, sadece akıl sahipleridir. 27.Mart.1994 yerel seçimlerinden tahminen 10 gün kadar önce TRT, İBB adayları Tayyip Erdoğan (RP), Bedrettin Dalan (DYP), İlhan Kesici (ANAP) ve Zülfü Livaneli (SHP) arasında bir açık oturum düzenlemişti. Bunlar içinde şansı en az olan aday, bir önceki seçimlerde ancak %16,9 oya alarak 4. parti olabilen RP&#8217;nin adayı Tayyip Erdoğan idi. Ama bu açık oturum bir anda bütün hesapları değiştiriverdi. İlhan Kesici ile Zülfü Livaneli konuşmalarında sürekli top çevirip sorulara yuvarlak cevaplar verirken, Tayyip Erdoğan bir önceki 1989 yerel seçimlerinde RP&#8217;nin kazandığı 1 büyük şehir (Konya), 4 il (Sivas, Van, Maraş ve Urfa) ile diğer 69 belediye başkanının yaptığı çalışmaları anlatmaktaydı. Gerçi seçimin en şanslı adayı Bedrettin Dalan da sık sık ANAP&#8217;ın kazandığı 570 belediyenin çalışmalarından örnekler veriyorsa da, yaptığı bir hata tüm atmosferi değiştirir. Dalan&#8217;a İkitelli&#8217;de hazineye ait büyük bir arsaya kamu yararına yapılması düşünülen komplekslerin durumu ve mahiyeti konusunda ne düşündüğü sorulduğunda, hiç düşünmeden &#8220;orası tahminen şu kadar dönüm, yapılacak komplekslerin maliyeti tahminen bu kadar, yani şu anda rantabl bir çalışma gibi gözükmüyor&#8221; der. Tayyip &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İstanbul Belediye Bakanlığının bir açık oturum ile gelip bir açık oturum ile gitmesi aslında aklı başında kişiler için güzel bir uyarı niteliğinde olmalıdır Çünkü uyarıyı algılayıp gerekli tedbiri alabilecek kişiler, sadece akıl sahipleridir.<br></p>



<p>27.Mart.1994 yerel seçimlerinden tahminen 10 gün kadar önce TRT, İBB adayları Tayyip Erdoğan (RP), Bedrettin Dalan (DYP), İlhan Kesici (ANAP) ve Zülfü Livaneli (SHP) arasında bir açık oturum düzenlemişti. Bunlar içinde şansı en az olan aday, bir önceki seçimlerde ancak %16,9 oya alarak 4. parti olabilen RP&#8217;nin adayı Tayyip Erdoğan idi. Ama bu açık oturum bir anda bütün hesapları değiştiriverdi.</p>



<p><br>İlhan Kesici ile Zülfü Livaneli konuşmalarında sürekli top çevirip sorulara yuvarlak cevaplar verirken, Tayyip Erdoğan bir önceki 1989 yerel seçimlerinde RP&#8217;nin kazandığı 1 büyük şehir (Konya), 4 il (Sivas, Van, Maraş ve Urfa) ile diğer 69 belediye başkanının yaptığı çalışmaları anlatmaktaydı. Gerçi seçimin en şanslı adayı Bedrettin Dalan da sık sık ANAP&#8217;ın kazandığı 570 belediyenin çalışmalarından örnekler veriyorsa da, yaptığı bir hata tüm atmosferi değiştirir.</p>



<p><br>Dalan&#8217;a İkitelli&#8217;de hazineye ait büyük bir arsaya kamu yararına yapılması düşünülen komplekslerin durumu ve mahiyeti konusunda ne düşündüğü sorulduğunda, hiç düşünmeden &#8220;orası tahminen şu kadar dönüm, yapılacak komplekslerin maliyeti tahminen bu kadar, yani şu anda rantabl bir çalışma gibi gözükmüyor&#8221; der. Tayyip Erdoğan hemen söz isteyip arsanın daha büyük olan kesin metrekaresini ve yapılan fizibilitede maliyetin daha düşük olan kesin miktarını belirtir. Böylece aslında rakamlar bir yana konuyu bile tam olarak bilmediği ortaya çıkan Dalan&#8217;ın yüzündeki şaşkınlığı ve oturumun sonrasında sadece kem-küm etmesini bütün izleyiciler görür.</p>



<p><br>Açık oturumun atmosferi aniden şehre ilgisi ön plana çıkan Tayyip Erdoğan&#8217;dan yana dönmüş ve ondan sonra söylediklerinin tamamı dikkatle dinlenir olmuştur. Böylece, seçilme şansı en az olan bir aday seçimi zaferle göğüsleyerek büyük bir sürprize sebep olur. (Nitekim Erdoğan&#8217;ın % 25.1 oyunu karşı, Dalan ancak % 15,46 oy alabilmişti.)</p>



<p>25 yıl sonrası:<br>İstanbul&#8217;un tekrarlanan 23.06.2019 seçimlerinden bir hafta önce Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu 16.haziran 2019 akşamı bağımsız bir stüdyoda, Fox TV spikeri İsmail Küçükkaya&#8217;nın yönettiği bir oturumda bir araya gelir. 31.Mart&#8217;taki seçimlerde fark sadece 13 bin olduğu ve pek çok sandıktan suistimal haberleri geldiği için YSK seçimlerin yenilenmesine karar vermiştir.</p>



<p><br>Eylem adamı, ama (Allah&#8217;ın hikmeti) kendini ifade özürlü Binali Yıldırım tekrarlanacak seçim kampanyasında taksicileri, dernekleri, esnafları dolaşıp birbirinin aynı 3-5 cümleyle propagandasını yaparken; Ak Parti (hadi trol demeyelim) bağlısı gençler Yıldırım&#8217;ın son derece antipatik ve ego içeren &#8220;onu da ben yaptım, bunu da ben yaptım&#8221; videosunu sosyal medyada biteviye yayınlamaktaydılar.</p>



<p><br>Ama asıl hata, Yıldırım&#8217;ın açığını çok iyi bilen karşı tarafın taktiksel planıyla ikili bir açık oturum yapılması fikrine Ak Parti kurmaylarının balıklama atlamasıyla yaşandı. Öyle ki, havaya giren Binali Yıldırım&#8217;ın oturumu kimin yöneteceği bahsi açıldığında &#8220;Uğur Dündar bile olabilir&#8221; diye kendinden emin böbürlenmesi sonunun başlangıcı oldu.</p>



<p><br>Olayın devamını zaten bilmektesiniz. Fox&#8217;un her gün Hükümete çakan spikeri olan ve sonradan oturum sorularını önceden İmamoğlu&#8217;na verdiği ortaya çıkan İsmail Küçükkaya&#8217;nın tarafgir yöneticiliği sırasında süklüm püklüm oturup devamlı ter atan, açıklayacak tek bir projesi olmamasına rağmen konuşmalarında sürekli mağduru oynayan İmamoğlu, seçimin galibi olur. Çünkü Binalı Yıldırım salona girerken olsun, rakibine ders verir tarzda konuşurken olsun, yapmayı düşündüğü onlarca projeyi sanki küçük birer işlemmiş gibi anlatırken (daha doğrusu anlatmaya çalışırken) olsun burnu havada, &#8220;bu oyunun galibi zaten benim&#8221; tavırlarını sürdürmüştü. Böylece &#8220;mağrur karşısında mağdurun kazanması&#8221; kuralı otomatikman devreye girdi ve kör parmağım gözüne bir yenilgi de bağıra bağıra gelmiş oldu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/acik-oturum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Taksim Camii’ni İnşa Eden Altan Elmas’ın Sonraki Hedefi Ne?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/taksim-camiini-insa-eden-altan-elmasin-sonraki-hedefi-ne/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/taksim-camiini-insa-eden-altan-elmasin-sonraki-hedefi-ne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 May 2021 13:58:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17348</guid>

					<description><![CDATA[Taksim Camii ile ilgili Cuma Günü yayınlanan&#160;Selahaddin Eş&#160;ağabeyin o muhteşem yazısından sonra, ve dün Cumartesi günü&#160;Fadime Özkan&#160;ve&#160;Hüseyin Gülerce&#8217;nin&#160;değerli yazılarından sonra acaba ben de yazsam mı diye düşündüm. Sonra da 1974 yılından beri Taksim&#8217;de cami yetersizliğinin ne olduğunu bizzat yaşamış ve bu hususta yayınlar yapmış biri olarak tarihe not düşmek adına yazma ihtiyacı hissettim. 1877&#8217;den beri her seferinde engellenen Taksim&#8217;e cami inşası hususunda,&#160;Tayyib bey&#160;belediye başkanı seçildiğinde ümitlerimiz tekrar yeşermişti. O zaman haftalık olarak yayınladığım&#160;Yörünge&#160;dergisinde &#8216;Taksim Camii minareleri gökdelenlerden daha uzun olmalı.&#8217; diye kapak yapmıştık da rahmetli&#160;Mehmet Şevket Eygi&#160;bir yazısında estetikten bahsederken uzun minare teklifimizi kibarca eleştirmişti. Evet Taksim Camii 150 yıllık bir hayaldi. Ne padişahlar ne de camii yapmak isteyen başbakan ve cumhurbaşkanları engelleri aşamamıştı. Anlamsız bir direniş vardı. Direnen kesim bu bölgenin kendi hükümranlık alanı olduğunu iddia ediyordu. Cami inşasını isteyen bizlerse İstanbul&#8217;un bu en yoğun bölgesinden çok elzem bir ihtiyaç olduğunu söylüyorduk. Yani ideolojisi ne olursa olsun akıllı yönetimlerin&#160;vatandaşların ihtiyacını karşılaması&#160;ilkesinden hareket etmesi gerektiğini savunduk. Ama milletin değerlerine savaş açmış kesim Taksime camii laikliğe ve cumhuriyete meydan okuma olarak algıladı ve maalesef vesayet sistemi bu algıyı dindarların tepesinde hep Demokles&#8217;in kılıcı gibi sallayıp durdu. CHP Tek parti zihniyetinin kültürel sosyal ve dini alanlarda dayattığı olağanüstü hal bir türlü bitmek &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Taksim Camii ile ilgili Cuma Günü yayınlanan&nbsp;<strong>Selahaddin Eş</strong>&nbsp;ağabeyin o muhteşem yazısından sonra, ve dün Cumartesi günü&nbsp;<strong>Fadime Özkan</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Hüseyin Gülerce&#8217;nin</strong>&nbsp;değerli yazılarından sonra acaba ben de yazsam mı diye düşündüm.</p>



<p>Sonra da 1974 yılından beri Taksim&#8217;de cami yetersizliğinin ne olduğunu bizzat yaşamış ve bu hususta yayınlar yapmış biri olarak tarihe not düşmek adına yazma ihtiyacı hissettim.</p>



<p>1877&#8217;den beri her seferinde engellenen Taksim&#8217;e cami inşası hususunda,&nbsp;<strong>Tayyib bey</strong>&nbsp;belediye başkanı seçildiğinde ümitlerimiz tekrar yeşermişti. O zaman haftalık olarak yayınladığım&nbsp;<strong>Yörünge</strong>&nbsp;dergisinde &#8216;Taksim Camii minareleri gökdelenlerden daha uzun olmalı.&#8217; diye kapak yapmıştık da rahmetli&nbsp;<strong>Mehmet Şevket Eygi</strong>&nbsp;bir yazısında estetikten bahsederken uzun minare teklifimizi kibarca eleştirmişti.</p>



<p>Evet Taksim Camii 150 yıllık bir hayaldi. Ne padişahlar ne de camii yapmak isteyen başbakan ve cumhurbaşkanları engelleri aşamamıştı.</p>



<p>Anlamsız bir direniş vardı. Direnen kesim bu bölgenin kendi hükümranlık alanı olduğunu iddia ediyordu. Cami inşasını isteyen bizlerse İstanbul&#8217;un bu en yoğun bölgesinden çok elzem bir ihtiyaç olduğunu söylüyorduk.</p>



<p>Yani ideolojisi ne olursa olsun akıllı yönetimlerin&nbsp;<strong>vatandaşların ihtiyacını karşılaması</strong>&nbsp;ilkesinden hareket etmesi gerektiğini savunduk.</p>



<p>Ama milletin değerlerine savaş açmış kesim Taksime camii laikliğe ve cumhuriyete meydan okuma olarak algıladı ve maalesef vesayet sistemi bu algıyı dindarların tepesinde hep Demokles&#8217;in kılıcı gibi sallayıp durdu.</p>



<p>CHP Tek parti zihniyetinin kültürel sosyal ve dini alanlarda dayattığı olağanüstü hal bir türlü bitmek bilmiyordu. CHP iktidarda değildi ama zihniyeti devlete hakimdi.&nbsp;<strong>Menderesi</strong>&nbsp;idam ettiler,&nbsp;<strong>Demirel</strong>&#8216;i devirdiler,&nbsp;<strong>Özal&#8217;</strong>a direndiler,&nbsp;<strong>Erbakan&#8217;</strong>ı istifa ettirdiler ve<strong>&nbsp;Erdoğan&#8217;ı</strong>&nbsp;devirmek için de her yolu denediler.</p>



<p>2010 anayasa değişikliğiyle vesayet sistemi büyük oranda törpülendi;&nbsp;<strong>başkanlık sistemine</strong>&nbsp;geçerek de tamamen ortadan kaldırıldı ve&nbsp;<strong>milli irade vesayetten arınmış olarak iktidar oldu.</strong>İşte bu iktidar olma sayesindedir ki&nbsp;<strong>Başkan Erdoğan</strong>&nbsp;Taksim&#8217;e cami inşa etme konusunda başarılı oldu ve hamdolsun ki Cuma günü o güzel mabedin açılışını gerçekleştirdi.</p>



<p>Birilerinin iddia ettiği gibi Taksim&#8217;e cami inşası&nbsp;<strong>Siyasal İslam&#8217;ın</strong>&nbsp;zaferi falan değildir. (Kaldı ki biz Siyasal İslam diye bir tanımı da kabul etmiyoruz.)</p>



<p>Taksim camii birilerinin zaferi diğerlerinin hezimeti olarak değil bence bir<strong>&nbsp;normalleşme olarak değerlendirilmelidir.</strong>&nbsp;Vesayet sisteminin ortadan kalkmasıyla yaşanan bir normalleşmedir. Bölgedeki cami ihtiyacının karşılanmış olmasıdır.</p>



<p>1994 yılından beri İstanbul&#8217;a belediye başkanı, başbakan ve cumhurbaşkanı olarak hizmet eden&nbsp;<strong>Başkan Erdoğan</strong>&nbsp;konuya hiçbir zaman zafer hezimet olarak bakmamıştır; halkın ihtiyacını karşılamak olarak bakmıştır. Onun için de burada camii yapılırken tam karşısında&nbsp;<strong>AKM</strong>&nbsp;binası camie muhalefet eden çevrelerin ihtiyacını karşılamak için modern bir teknikle&nbsp;<strong>yeniden inşa edilmiştir.</strong></p>



<p>Bununla birlikte Başkan Erdoğan, muhalif çevrelerin cami düşmanlığı karşısında dik duracağını ve gerekirse yedi düvele karşı mücadele edeceğini de açıkça ilan etmiştir.</p>



<p>Bu kararlılık sayesindedir ki Ayasofya ibadete açılmıştır, Çamlıca&#8217;ya mühür vurulmuştur Barbaros caddesine vurulan mührün inşası devam emektedir.</p>



<p><strong>AÇILIŞ PROGRAMI</strong></p>



<p>Camii açılışına katılmak için Taksim&#8217;e gittiğimde meydan salavatlarla inliyordu. Meydan seccadelerini yaymış cemaatle dolmuştu. Seccademi yanımda götürmüştüm. Götürmesem de ihtiyaç kalmayacakmış çünkü&nbsp;<strong>Beyoğlu Belediyesi</strong>&nbsp;üzeninde cami fotoğrafının da bulunduğu gayet güzel kağıt seccadeler hazırlamış cemaate dağıtıyordu. Bir taraftan da gül suyu sıkılıyordu meydana.</p>



<p>Namaza kadar&nbsp;<strong>Fetih Suresi</strong>&nbsp;okundu namaza yakın başkan Erdoğan meydanın önünden geçerek camie girdi. Meydandaki seccadelerde oturan cemaat heyecanlandı ayağa kalktı ve alkışlamaya başladı. Namaz için saf tutmuş müminlerin alkışını yadırgadım. &#8216;Namaz cemaatisiniz Tekbir getirin alkışlamayın&#8217; diye bağırdım ama o kalabalıkta kendi sesimi ben bile zor duydum.</p>



<p>Hutbeyi Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş hoca okudu namazı kıldırdı. Hutbe muhtevası dolgundu beğendim. Asıl beğendiğim tarafı ise Cuma namazını kıldırış şekli oldu. Peygamberimiz&nbsp;<strong>Cuma hutbesinin kısa namazının uzun</strong>&nbsp;tutulmasını tavsiye eder. Erbaş hoca ilk rek&#8217;atta tam bir sayfa okuyarak bu sünneti ihya etti.</p>



<p>Kevser ve İhlas sureliyle Cuma kıldıran imamlara da örnek olur inşallah.</p>



<p>Namazdan sonra açılış programı başladı ki hemen belirteyim açılış programının namazdan sonraya bırakılmasını da yadırgadım. Cami açılışı demek ibadete açmaktır. Normal olan önce açılışın yapılıp sonra namazın kılınmasıydı. Bunun iki mahzuru oldu. Birincisi mantıken açılmamış camide namaz kılmış olduk. İkincisi de namazdan sonra cemaatin bir kısmı ayrıldı o güzel konuşmaları dinlemediler.</p>



<p>Hoş program televizyonlardan canlı olarak yayınlandığı için tüm dünya dinledi ama açılışın namazdan önce yapılması gerektiğini tekrar hatırlatmış olayım.</p>



<p>İlk sözü alan&nbsp;<strong>Altan Elmas&nbsp;</strong>beydi. Hamd ederek şükrederek konuşmasına başlayan Elmas bundan sonraki hedefi&nbsp;<strong>Mescid-i Aksa&#8217;nın açılışı</strong>&nbsp;olarak göstermesi anlamlıydı. Bu tarihi süreçte şehrimize kazandırdığı bu eserle Elmas kardeşler tarihe de mühür vurmuş oldular. Allah hayırlarını kabul etsin.</p>



<p>Tabii ki asıl mesajlar başkan Erdoğan&#8217;ın konuşmasındaydı. Besmele çekerek hamd ederek selam vererek başladı.</p>



<p>Başkan Erdoğan&#8217;ın konuşması bu ülkede&nbsp;<strong>iç ve dış vesayete kaşı direnen milli iradenin tezahürüydü</strong>.</p>



<p>Ülke yönetiminin tam&nbsp;<strong>bağımsızlığının tezahürüydü.</strong></p>



<p>Ayasofya&#8217;yı ibadet açan iradenin tezahürüydü.</p>



<p>Milli iradeyi hâkim kılmada ki&nbsp;<strong>kararlılığın tezahürüydü</strong>.</p>



<p>Milli iradeye karşı duranlara ve gerekirse&nbsp;<strong>yedi düvele meydan okumanın tezahürüydü.</strong></p>



<p>Bence en önemli mesajlardan biri de Taksim camiinin&nbsp;<strong>Fethin 568.yılına hediye edilmesiydi</strong>.</p>



<p>Fetihden sonra da gayri Müslimlerin yoğun olduğu bu bölgede daha sonra Müslümanların çoğunluğu teşkil etmesine rağmen ihtiyacı karşılayacak bir cami yapılamamıştı. Bu camii fethi tamamlamış oldu.</p>



<p>Cuma günü Selahaddin Eş ağabeyin Nazım Hikmetten naklettiği şiir –ki Başkan Erdoğan da okudu – ve dün Hüseyin Gülerce beyin naklettiği Yahya Kemal Beyatlı&#8217;nın Aziz İstanbul şiiri bu gerçeği taa cumhuriyetin ilk yıllarında seslendirmektedir.</p>



<p><strong>Başkan Erdoğan</strong>&nbsp;konuşmasında 2013 yılında başbakan olarak cami inşası için harekete geçtiklerinde&nbsp;<strong>Gezi olaylarının</strong>&nbsp;patlak verdiğini söylemişti.</p>



<p>Açılış programını birlikte takip ettiğimiz kadim dostumuz&nbsp;<strong>Enver Beşinci</strong>&nbsp;bey programdan sonra Gezi olaylarının göbeğinde bulunan bürosuna götürürken olayların canlı şahidi olarak nasıl barikatlar kurulduğunu ve nasıl ortalığın ateşe verildiğini anlatırken &#8216;Öyle bir direniş vardı ki bunun kırılacağından ben bile ümidi kesmiştim&#8217; dedi.</p>



<p>Ama Başkan Erdoğan&#8217;ın kararlılığı ve dik duruşu o senaryoyu da etkisiz hale getirmişti.</p>



<p><strong>Ayasofya da Taksim Camii de işte o kararlılığın ve dik duruşun tezahürüdür.</strong></p>



<p>Biz destekleyelim ki,&nbsp;<strong>Hakk</strong>&nbsp;da yardımcısı olsun.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/taksim-camiini-insa-eden-altan-elmasin-sonraki-hedefi-ne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İBB Başkanı İmamoğlu&#8217;na Soruşturma İzni Yok!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ibb-baskani-imamogluna-sorusturma-izni-yok/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ibb-baskani-imamogluna-sorusturma-izni-yok/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 May 2021 07:41:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Terör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17244</guid>

					<description><![CDATA[İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu&#8217;na, görevden alınan PKK ilişkili HDP&#8217;li Belediye Başkanlarına yaptığı ziyareti nedeniyle İçişleri Bakanlığından soruşturma izni istenmiş ama izin çıkmamıştır. Bana kalırsa, böylesine ciddi siyasi ve hukuki bir sorun, kabir ziyaretinde başkanın ellerini arkaya bağlaması ambalajının içine sokulunca sulanmış oldu ve siyasileşti… CHP, hayret edilecek biçimde böylesine önemli hukuki bir sorunu, sadece eli arkaya bağlamak üzerinden siyasi alana taşıyarak tartıştırmayı başardı… Ülkemizin siyasi anlamda sorunlarını temelde ikiye ayırmak mümkündür. Partiden partiye değişiklik göstermeyen ve üzerinde ittifak ettiğimiz temellerimiz ve varlık sebeplerimiz, bir de siyasi partilerin yetki ve ilgi alanlarına giren partiden partiye görüşlerin ve düşüncelerin değişikliğinin bereket getireceği konular… PKK bir terör örgütüdür. HDP ise siyasi ayağıdır ve terörle ilişkilidir. FETÖ&#8217;de en azılı ve sinsi olan terör örgütlerinden biridir. Bir de irili ufaklı olanlar var… İktidar ve muhalefet partileri terör tanımına nasıl bakmaktadırlar? Bu tanımlarda ittifak var mıdır? İttifak varsa, mahalli seçimler sonrasında her akşam televizyonlarda PKK ilişkili HDP güzellemeleri neyin nesidir? &#8220;HDP şu kadar oy almıştır&#8221; tezi üzerinden bazı partilerin yaptığı güzellemeleri inanın bir vatandaş olarak çok yanlış buluyorum. Güvenlik güçlerimiz bir taraftan canları pahasına silahlı teröristlerle amansız mücadele ediyorlar, öte yandan televizyonlarda siyasi partiler terörün siyasi ayağının önümüzdeki seçimlere etkisini konuşuyorlar. Ne çirkin bir yaklaşım bu! &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu&#8217;na, görevden alınan PKK ilişkili HDP&#8217;li Belediye Başkanlarına yaptığı ziyareti nedeniyle İçişleri Bakanlığından soruşturma izni istenmiş ama izin çıkmamıştır.</p>



<p>Bana kalırsa, böylesine ciddi siyasi ve hukuki bir sorun, kabir ziyaretinde başkanın ellerini arkaya bağlaması ambalajının içine sokulunca sulanmış oldu ve siyasileşti…</p>



<p>CHP, hayret edilecek biçimde böylesine önemli hukuki bir sorunu, sadece eli arkaya bağlamak üzerinden siyasi alana taşıyarak tartıştırmayı başardı…</p>



<p>Ülkemizin siyasi anlamda sorunlarını temelde ikiye ayırmak mümkündür. Partiden partiye değişiklik göstermeyen ve üzerinde ittifak ettiğimiz temellerimiz ve varlık sebeplerimiz, bir de siyasi partilerin yetki ve ilgi alanlarına giren partiden partiye görüşlerin ve düşüncelerin değişikliğinin bereket getireceği konular…</p>



<p>PKK bir terör örgütüdür. HDP ise siyasi ayağıdır ve terörle ilişkilidir. FETÖ&#8217;de en azılı ve sinsi olan terör örgütlerinden biridir. Bir de irili ufaklı olanlar var…</p>



<p>İktidar ve muhalefet partileri terör tanımına nasıl bakmaktadırlar? Bu tanımlarda ittifak var mıdır? İttifak varsa, mahalli seçimler sonrasında her akşam televizyonlarda PKK ilişkili HDP güzellemeleri neyin nesidir? &#8220;HDP şu kadar oy almıştır&#8221; tezi üzerinden bazı partilerin yaptığı güzellemeleri inanın bir vatandaş olarak çok yanlış buluyorum.</p>



<p>Güvenlik güçlerimiz bir taraftan canları pahasına silahlı teröristlerle amansız mücadele ediyorlar, öte yandan televizyonlarda siyasi partiler terörün siyasi ayağının önümüzdeki seçimlere etkisini konuşuyorlar. Ne çirkin bir yaklaşım bu! Hem de &#8220;siz geçmişte yaptınız şimdi sıra bizde&#8221; gerekçesiyle…Bu nasıl bir duruş Allah aşkına!</p>



<p>Atatürkçü olduğunu iddia ederek çok sık aralıklarla anayasaya vurgusu yapan CHP başta olmak üzere millet ittifakı bileşenleri anayasanın üçüncü maddesini unuttular mı acaba?</p>



<p>&#8220;- Madde 3: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe&#8217;dir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara&#8217;dır&#8221;.</p>



<p>HDP, ülkemizin bölünmesini ve parçalanmasını savunmuyor mu? İlişkili olduğunu açıkça söylediği PKK terör örgütü bu amacın silahlı mücadelesini vermiyor mu? Partiler yapamasa da vatandaşlar olarak bizler, teröre karşı çok açık bir duruş ortaya koymalıyız. Tüm partilerimizi, teröre karşı tutumları üzerinden yeniden tasnif etmeliyiz.</p>



<p>Bu duruşumuzu HDP&#8217;ye oy veren seçmen de görmelidir. Ülkemizin parçalanmasını savunan bir partiye oy vermenin siyasette hiçbir karşılığının olmadığını ve işe yaramadığını yine siyasi olarak ortaya koymalıyız. Ancak, bunu başta millet ittifakı partileri ve seçmenleri yapmalıdırlar.</p>



<p>Ülkemizin bölünmesini istemeyen vatandaşların oyu hepinize yeter de artar bile…Onların oyuna talip olmak yerine bölünmesini isteyen ve PKK ilişkili HDP&#8217;nin oylarına göz dikmek doğru mu? Hedef kitleniz bu kesim olmalıdır.</p>



<p>Anlaşılan o ki, terör sorununu da, partiler değil de vatandaşlar olarak bizler seçimler ve sandıklar üzerinden çözeceğiz. Parti tercihimizi de terör sorununa yaklaşımı merkeze koyarak öyle yapmalıyız…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ibb-baskani-imamogluna-sorusturma-izni-yok/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ak Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ak-parti-istanbul-il-baskani-osman-nuri-kabaktepe/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ak-parti-istanbul-il-baskani-osman-nuri-kabaktepe/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2021 16:11:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16839</guid>

					<description><![CDATA[Olağanüstü heyecan uyandırdı…Beklentiler ise uçsuz bucaksız…! İstanbul&#8217;da bugün Ak Parti il kongresi olacak…Hayırlı olsun! Önceki İl Başkanı Bayram Şenocak&#8217;ı tanıdığım kadar Osman Nuri Kabaktepe&#8217;yi de tanırım. Her ikisiyle de dostluk ve kardeşlik hukukumuz var…Allah için her ikisini de severim ve her ikisi de dava eridir. Milli Görüş kökenlidirler. Bir idarecinin iyi insan olması yetmez aynı zamanda da işinde ehliyet ve liyakat sahibi olmalıdır. Bazen idareci kendinden kaynaklı eksiklikler nedeniyle başarılı olamaz bazen de sistem onu doğru yapmaktan alıkoyar yanlışlara engel olmasına fırsat vermez. Bu nedenle ben geçmişte bir çok başkanda olduğu gibi yeni başkanın da sorun yaşayacağını düşünmekteyim. Kısaca sorunun daha çok sistem kaynaklı olduğunu düşünmekteyim. Sistem sorunludur ve Osman Nuri Kabaktepe&#8217;nin halledeceğinden çok daha karmaşıktır. Osman Nuri Kabaktepe&#8217;nin adının çok fazla heyecan uyandırmasının asıl nedeni, hatalara karşı itirazcı ve ısrarcı duruşu nedeniyledir. Aslında O, mevcut statükoya çok büyük bir itirazın sesidir. Bu sebeple çok fazla heyecan uyandırmıştır. Ak Parti&#8217;de şimdiye kadar olağanlaşan ve rahatsız eden yapıya, sisteme, statükoya ve bezdiren hatalı teamüllere başkaldırıdır. Kasıtlı kasıtsız hatalara, eksiklere, adaletsiz uygulamalara onun üzerinden tavır koymadır. Üstelik beklenti sanki sadece İstanbul için değil de aynı zamanda tüm ülke sathından gelmiştir. Keşke vatandaştan gelen bu arzu ve istek karşılık bulsa… Genellikle ilkeli şahsiyetler &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Olağanüstü heyecan uyandırdı…Beklentiler ise uçsuz bucaksız…!</p>



<p>İstanbul&#8217;da bugün Ak Parti il kongresi olacak…Hayırlı olsun!</p>



<p>Önceki İl Başkanı Bayram Şenocak&#8217;ı tanıdığım kadar Osman Nuri Kabaktepe&#8217;yi de tanırım. Her ikisiyle de dostluk ve kardeşlik hukukumuz var…Allah için her ikisini de severim ve her ikisi de dava eridir. Milli Görüş kökenlidirler.</p>



<p>Bir idarecinin iyi insan olması yetmez aynı zamanda da işinde ehliyet ve liyakat sahibi olmalıdır. Bazen idareci kendinden kaynaklı eksiklikler nedeniyle başarılı olamaz bazen de sistem onu doğru yapmaktan alıkoyar yanlışlara engel olmasına fırsat vermez. Bu nedenle ben geçmişte bir çok başkanda olduğu gibi yeni başkanın da sorun yaşayacağını düşünmekteyim. Kısaca sorunun daha çok sistem kaynaklı olduğunu düşünmekteyim. Sistem sorunludur ve Osman Nuri Kabaktepe&#8217;nin halledeceğinden çok daha karmaşıktır.</p>



<p>Osman Nuri Kabaktepe&#8217;nin adının çok fazla heyecan uyandırmasının asıl nedeni, hatalara karşı itirazcı ve ısrarcı duruşu nedeniyledir.</p>



<p>Aslında O, mevcut statükoya çok büyük bir itirazın sesidir. Bu sebeple çok fazla heyecan uyandırmıştır. Ak Parti&#8217;de şimdiye kadar olağanlaşan ve rahatsız eden yapıya, sisteme, statükoya ve bezdiren hatalı teamüllere başkaldırıdır. Kasıtlı kasıtsız hatalara, eksiklere, adaletsiz uygulamalara onun üzerinden tavır koymadır. Üstelik beklenti sanki sadece İstanbul için değil de aynı zamanda tüm ülke sathından gelmiştir.</p>



<p>Keşke vatandaştan gelen bu arzu ve istek karşılık bulsa…</p>



<p>Genellikle ilkeli şahsiyetler güçlenmek ve kazanmak için önce gruba dahil edilir, getirisi ve kazancı elde edildikten sonra da eli kolu bağlanarak birçok kasıtlı veya kasıtsız hata ve yanlışlar karşısında aciz bırakılır, seyirci duruma düşürülür…Ne yazık ki bu yolla bir çok hataya da meşruiyet sağlanmış olur ve teamül haline gelir. İnşallah bu defa böyle olmaz! Olmamalıdır! Çünkü sisteme dahil edenlerden seçmenin beklentisi aciz bırakılmamasıdır. İtiraz etmeye devam edebilmesi ve müdahil olabilmesidir…</p>



<p>Yeni İl Başkanının önündeki en büyük engel bana göre yanlış uygulanan Başkanlık sistemidir. Çünkü Başkanlık sisteminde siyasetin, yürütmenin veya bir başka deyişle icranın işine müdahalesi uygun görülmemiştir. Kısaca, İl başkanı yürütmede meydana gelen kasıtlı veya kasıtsız bir soruna vatandaşın beklentisi doğrultusunda müdahale etme hakkı yoktur. Bu duruma seyirci kalmak ve nasihat etmek dışında da hiç bir rolü bulunmamaktadır.</p>



<p>Başkanlık sisteminin engel olan bu yönü ortadan kaldırılmaz ve siyaset kontrol görevi üstlenmezse Osman Nuri Kabaktepe de bir müddet sonra önceki başkanlardan birine dönüşmek zorunda kalacak ve de büyük bir hayal kırıklığı oluşturarak sıradanlaşacak…</p>



<p>Sistemde olan engellemeler şayet ortadan kaldırılmazsa Hazreti Ömer&#8217;i bile getirsek başarı şansı yoktur. Çünkü siyasette sistemin yok ettiği, aciz bıraktığı, bitirdiği bir çok Osman Nuri Kabaktepelere şahit oldum…Bu defa olmaz inşallah!</p>



<p>Ak Parti İstanbul İl Başkanlığı kongresi hayırlara vesile olsun!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ak-parti-istanbul-il-baskani-osman-nuri-kabaktepe/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;da Yaşayan Suriyeli Ailelerin Parçalanmasına Mâni Olmak</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/istanbulda-yasayan-suriyeli-ailelerin-parcalanmasina-mani-olmak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/istanbulda-yasayan-suriyeli-ailelerin-parcalanmasina-mani-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Nov 2019 13:41:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13111</guid>

					<description><![CDATA[Suriyeli Ailelerin Parçalanmasına Sessiz Kalmamak Türkiye’de “geçici koruma altındaki yabancı” statüsünde yaşayan Suriyeliler, kendilerine sunulan birçok hizmet yanında dokuz yıldır çözülemeyen problemlerle mücadele etmeye devam etmektedir. Mesela İstanbul’da kayıtlı olup geçici koruma kimlik belgesi taşımalarına rağmen, herhangi bir sebeple ülkelerine gidip geldiklerinde “çıkış” yaptıkları için kimlikleri iptal edilmektedir. MAZLUMDER’in İstanbul’daki genel merkezine yapılan başvurularda tespit edildiği üzere kişilerin Suriye’ye gitmeleri cenaze, hastalık, akraba ziyareti gibi insani gerekçelere dayanmaktadır (1). Fakat ziyaret izni için başvurdukları kurumlarda “geri dönüş” belgesi imzalatılmakta, bunun ne anlama geldiğini ancak Türkiye’ye döndüklerinde fark ederek kimlik haklarını kaybettiklerini anlamaktadırlar. Bu kişilerin tüm aile üyeleri İstanbul’da kayıtlı olup geçici koruma kimlik belgelerine de sahiptir. İstanbul’a kayıtlar kapalı olduğu için, mağdurlar başka illere yönlendirilmekte ama yönlendirilen ilden başvuru yaptıklarında kayıtları İstanbul’da görüldüğü için başvuru yapamayacakları söylenerek kayıtları alınmamaktadır… Sonuç olarak kurumlar arasında çaresizlik içerisinde mekik dokuyan mağdurlar kimliksiz ve kaçak bir hayata, her an sınır dışı edilme korkusuyla yaşamaya mecbur bırakılmaktadır. Örnekler üzerinden meseleyi inceleyen ve “İstanbul Valiliği tarafından Suriyelilere “kayıtlı oldukları illere gitmeleri için” verilen süre bitmiş, ancak gerçekten mazereti olanların tespit edileceği etkin bir yol gösterilmemiştir. Etkin bir araştırma yapılmadan kimliksiz olarak İstanbul’da yaşayan Suriyelilerin kamplara gönderilmesi veya sınır dışı edilmesi temel insan haklarının ihlaline yol açacak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Suriyeli Ailelerin Parçalanmasına Sessiz Kalmamak</strong></p>
<p>Türkiye’de “geçici koruma altındaki yabancı” statüsünde yaşayan Suriyeliler, kendilerine sunulan birçok hizmet yanında dokuz yıldır çözülemeyen problemlerle mücadele etmeye devam etmektedir. Mesela İstanbul’da kayıtlı olup geçici koruma kimlik belgesi taşımalarına rağmen, herhangi bir sebeple ülkelerine gidip geldiklerinde “çıkış” yaptıkları için kimlikleri iptal edilmektedir. MAZLUMDER’in İstanbul’daki genel merkezine yapılan başvurularda tespit edildiği üzere kişilerin Suriye’ye gitmeleri cenaze, hastalık, akraba ziyareti gibi insani gerekçelere dayanmaktadır (<strong>1</strong>). Fakat ziyaret izni için başvurdukları kurumlarda “geri dönüş” belgesi imzalatılmakta, bunun ne anlama geldiğini ancak Türkiye’ye döndüklerinde fark ederek kimlik haklarını kaybettiklerini anlamaktadırlar. Bu kişilerin tüm aile üyeleri İstanbul’da kayıtlı olup geçici koruma kimlik belgelerine de sahiptir.</p>
<p>İstanbul’a kayıtlar kapalı olduğu için, mağdurlar başka illere yönlendirilmekte ama yönlendirilen ilden başvuru yaptıklarında kayıtları İstanbul’da görüldüğü için başvuru yapamayacakları söylenerek kayıtları alınmamaktadır… Sonuç olarak kurumlar arasında çaresizlik içerisinde mekik dokuyan mağdurlar kimliksiz ve kaçak bir hayata, her an sınır dışı edilme korkusuyla yaşamaya mecbur bırakılmaktadır.</p>
<p>Örnekler üzerinden meseleyi inceleyen ve “İstanbul Valiliği tarafından Suriyelilere “kayıtlı oldukları illere gitmeleri için” verilen süre bitmiş, ancak gerçekten mazereti olanların tespit edileceği etkin bir yol gösterilmemiştir. Etkin bir araştırma yapılmadan kimliksiz olarak İstanbul’da yaşayan Suriyelilerin kamplara gönderilmesi veya sınır dışı edilmesi temel insan haklarının ihlaline yol açacak ve aileleri parçalayacaktır.” tespitini yapan MAZLUMDER, çözüm önerilerini de şu şekilde sıralamıştır:</p>
<ol>
<li>Haklı mazereti olanların başvuru yapabilecekleri bir merci acilen ihdas edilmelidir.</li>
<li>Bu mercie başvuru yapanlara, başvuru sonuçlanana kadar süre tanındığını gösteren bir belge verilmelidir.</li>
<li>Soruna kalıcı çözüm bulmak için etkin bir araştırma yapılmalıdır.</li>
<li>Ailesi İstanbul’da yaşayanlara eski kimlikleri teslim edilmelidir (<strong>1</strong>).</li>
</ol>
<p><strong>Sorunları Bilimsel Yöntem ve Tekniklerle Tespit Etmek</strong></p>
<p>Türkiye’nin hemen her şehrinde Suriyeli sığınmacı bulunmaktadır. Ancak sığınmacı sorunları daha çok İstanbul’da karşımıza çıkmaktadır. Bu haftaki yazımda, İstanbul’da yaşayan Suriyeli sığınmacıların göç sonrasında yaşadıkları sorunları inceleyen bir doktora tezine dikkatlerinizi çekmekte yarar görüyorum.</p>
<p>Yalova Üniversitesi’nde, Sosyal Hizmet Doktora Programı’nda dört yıl boyunca danışmanlığımda yürütülen ve Eylül 2018’de tamamlanan çalışma <strong>Arş.Gör.Dr. Güler GÜNEŞ ASLAN</strong>’a ait. 76 Suriyeli sığınmacı ile Türkçe, Arapça ve Kürtçe bilen tercüman eşliğinde derinlemesine mülakatlar yapılarak elde edilen veriler analiz edilip temalara ayrılmıştır. Alanda belirlenen sorun temaları tartışıldıktan sonra çözüm önerileri de sunulmuştur.</p>
<p>“Sığınmacılara Yönelik Sosyal Hizmet Uygulamalarında Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri: İstanbul’daki Suriyeli Sığınmacılar Örneği” başlıklı bu tez çalışmasından (<strong>2</strong>) ürettiğimiz “Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Göç Sonrası Yaşadığı Sorunlar: İstanbul Örneği” başlıklı makaleye (<strong>3</strong>) göre Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de yaşadığı sorunlar çok geniş bir yelpaze oluşturmaktadır. Sorun temaları temel ihtiyaçlarını karşılama, toplum tarafından saygı ve değer görme, topluma katılım gibi çeşitli alanlarla ilgilidir. Çalışmanın tartışma ve sonuç kısmını şöylece özetleyebiliriz:</p>
<p>“Savaş ve zorunlu göç sebebiyle ortaya çıkan maddi ve manevi kayıplar ve travmalar karşılaşılan yeni sorunlarla baş etmeyi zorlaştırmaktadır. Farklı bir ülkeye göç etmekten kaynaklanan gelinen <strong>ülkenin dilini bilmemek</strong> diğer sorunları besleyen önemli bir ana sorundur. Katılımcıların büyük çoğunluğu Türkçe bilmemektedir ya da kısıtlı düzeyde Türkçe bilmektedir. Bu durum günlük hayatı, çalışma hayatını ve resmî dairelerle iletişimi olumsuz etkilemektedir. Sığınmacılar kendileriyle ilgili mevzuata da hâkim olmadıkları için çeşitli hak ve ödevlerinden haberdar olamamaktadır. Bu açıdan kayıt olma, kimlik belgesi edinme, hastane, okul gibi yerlerden kamu hizmeti alma hususlarında oldukça zorlanmaktadırlar. Bu durum Suriyelilere kamu hizmeti veren personeli de olumsuz yönde etkilemektedir. Tercüman bulunduran kurumlarda işler görece daha kolay olsa da tercümanı olmayan kurumlar açısından iş zorlaşmaktadır. Dil bilmemek Suriyeli kadınları daha izole bir hayata mahkûm etmektedir. Suriyeli kadınlar açısından Suriyeli erkeklerin korumacı tutumunun da bunun üzerinde etken olduğu gözlenmiştir.” (s.1618).</p>
<p>“Katılımcıların resmî dairelerdeki işleriyle ilgili yaşadıkları en önemli sorun <strong>kimlik belgesi</strong> sorunudur. Suriyeliler Türkiye’ye ilk geldiklerinde kendilerine misafir olduklarını gösteren bir kart verilmiştir. Daha sonra Suriyeliler kamu idaresi tarafından kayıt olmaya teşvik edilmiş ve bulundukları şehirde geçerli olan ve 98’le başlayan kimlik numarası olan kimlik belgesi verilmiştir. Bu uygulama yeniden değiştirilmiş ve bu sefer kamu idaresi tarafından 99’la başlayan 11 haneli kimlik numarası olan yeni bir kimlik belgesi verilmeye başlanmıştır. Bazı katılımcılar ilgili kimlik belgesine sahip değilken, bazıları farklı şehirde kayıtlı kimlik belgesine, bazıları da 98’le başlayan kimlik belgesine sahiptir. Katılımcılar, 98 ile başlayan kimlik numaralı kimlik belgesi yerine, 99’la başlayan kimlik numaralı kimlik belgesi almakta zorlandıklarını ya da kayıtlarını İstanbul’a almakta zorlandıklarını beyan etmiştir.</p>
<p>Kimlik belgesi sorunu önemli bir meseledir. Çünkü kişileri kamu hizmeti almaktan mahrum etmektedir. Bir vakada bir kadın başka bir kadının kimlik belgesi ile doğum yapmıştır. Dolayısıyla kendi çocuğunun kimlik belgesinde başka bir kadının ismi yazmaktadır. Kimlik belgesi almayı zorlaştıran önemli sebeplerden biri müracaat için <strong>istenen belgelerin bölgeden bölgeye değişmesi</strong>dir. İlaveten bazı Suriyeliler kimlik belgesi almak için müracaat ettiklerinde kendilerinden üzerlerine kayıtlı fatura ve ikametgâh istendiğini beyan etmiştir. Ancak, kimlik belgesi olmayan birinin bunları edinmesi imkânsızdır. Kimlik belgesi alırken istenen belgelerin de <strong>bölgeden bölgeye </strong>değişmesi hizmet verenler açısından <strong>uygulama farklılığı</strong> olduğunu göstermektedir. Bu durum hizmet veren ve hizmet alanlar açısından dezenformasyon olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Dil sorununun etkisiyle Suriyelilerin daha çok <strong>bedensel emeğin yoğun olarak verildiği</strong> konfeksiyon, inşaat, lokantacılık, marangozluk, ayakkabıcılık, fırıncılık, elektrikçilik gibi işlere yöneldikleri görülmüştür. Katılımcılar ve çalıştırılan çocuklar yoğun olarak konfeksiyon alanında çalışmaktadır. Konfeksiyon kayıtsız elemanların yoğun olarak çalıştığı, parça başı ücretlendirme yapıldığı ve ödemelerin zaman zaman düzensiz yapıldığı, çalışma saatlerinin zaman zaman uzayabildiği bir çalışma alanıdır… Yükseköğretim mezunu olanlar da kendi mesleklerini -dili öğrenememe ve <strong>diploma denkliği alamamak</strong>tan dolayı- yapamamaktadır.” (s.1619).</p>
<p>Suriyeli sığınmacıların aynı işi yapan Türk işçilere kıyasla daha düşük ücret alıp daha fazla süre çalıştıkları, ücretlerinin işveren tarafından eksik veya düzensiz verildiği ya da hiç verilmediği, çoğunun sigortasız ve eğitimlerine göre vasıfsız işlerde çalıştıkları, çalışma ortamında taciz ve şiddete maruz kaldıkları, Türk işçilerin de işsizlik ve iş piyasasında ücretlerin düşmesinden dolayı Suriyelileri sorumlu tuttukları başka akademik çalışmalarda da tespit edilmiştir.</p>
<p>Çoğu zaman hazırlıksız olarak gerçekleşen sığınma vakalarında <strong>ekonomik sorunlar</strong> yıpratıcı olmaktadır. İstanbul’da yaşayan Suriyeliler örneğinde daha az gelir getiren işlerde çalışma, kadınların çalışma hayatına katılamaması ya da düşük gelirli işlerde çalışması, engelli ve yaşlıların çalışma hayatına katılamaması gibi sebeplerle temel ihtiyaçlardan kısmak yaygın bir durumdur. Ekonomik sorunlar çocukların çalıştırılmak zorunda kalması ve bu yüzden eğitimden mahrum bırakılmaları sonucunu da doğurmaktadır.</p>
<p>“Ekonomik sorunların diğer uzantısı <strong>barınma sorunları</strong>dır. Bazı katılımcılar birkaç aile beraber yaşadıklarını beyan ederken, katılımcılar yaygın olarak <strong>kötü şartlardaki evlerde</strong> yaşadıklarını buna rağmen <strong>yüksek kira</strong> ödediklerini beyan etmiştir. Yakın akrabalarla <strong>birkaç aile iç içe yaşamanın</strong>, özel alan kalmaması ve çocuk yetiştirirken zorlanmak gibi <strong>ev içi sorunlara</strong> sebep olduğunu bazı katılımcılar belirtmiştir.” (s.1621).</p>
<p><strong>Suriyeli Sığınmacılara Psiko-sosyal Destek Sağlamak</strong></p>
<p>“Dil bilmemekle etkileşim halinde olan bir diğer sorun <strong>psiko-sosyal sorunlar</strong>dır. Öncelikle Türk toplumu ve Suriyeliler yeterince etkileşime girmemektedir. Katılımcılar çoğunlukla Türklerle arkadaş olmak, komşuluk yapmak ve birbirine gidip gelmek gibi sosyal etkileşimlere girememektedir. Bazı katılımcılarla etkileşim halinde olanlar genelde Arapça veya Kürtçe bilen Türk vatandaşlarıdır. Ortak dil bilmeden arkadaşlık veya komşuluk etmek, birbirine gidip gelmek gibi etkileşimler nadir olarak görülmektedir. Türk toplumundan <strong>kötü davranış ve dışlanma</strong> ile karşılaştığını belirten Suriyeliler bulunmaktadır. Kimisi de dil bilmediği için izole bir hayat sürmekte ve bu tür etkileşimlerden kaçınmaktadır. Suriyeliler genellikle aile fertleriyle ve diğer Suriyelilerle görüşmekte, yaşanılan sorunlar aile içi yardımlaşma ve diğer Suriyelilerden gelen enformasyonla halledilmeye çalışılmaktadır.</p>
<p>Yalnızlık, <strong>sosyal izolasyon</strong> yaygın olarak görülürken bununla beraber duygusal tükenmişlik, sorunlar karşısında çaresizlik yaygın olarak dile getirilmektedir.  Kayıp ve travma yaşamak yaygın olarak görülmektedir. Savaşa maruz kalmak, yaralanmak, sağlığını, sevdiklerini, evini, mal varlığını, vatanını kaybetmek gibi travmatik kayıplara ek olarak göç sonrası <strong>aile fertlerinin ve akrabalarının birbirinden ayrılması </strong>katılımcı Suriyelileri derinden etkilemektedir.” (s.1622).</p>
<p>“Vatanlarına geri dönüşle ilgili belirsizlik kişileri geçicilik ve kalıcılık arasında arafta bırakmaktadır. “Nasılsa döneceğiz” düşüncesiyle dil öğrenilmemekte, bunun yanında “evimiz yıkıldı, savaş var nereye döneceğiz” düşüncesi dile getirilmektedir. Kimisi farklı bir ülkeye gitmeyi düşünürken, kimisi de bir gün ülkesine geri dönmeyi hayal etmektedir.</p>
<p><strong>Ev içi şiddet</strong>, çocuk yetiştirme sorunları gibi ev içi sorunlar yaygın olmasa da dile getirilmiştir. Suç mağduru olmak, <strong>kaçırılma korkusu</strong> da yaygın olmasa da dile getirilen bir diğer sorundur. <strong>Sağlık sorunları </strong>ve sağlık hizmetlerine erişim sorunu dile getirilen diğer sorundur. Sağlık hizmetlerine erişimi, kimlik belgesi sahibi olmamak ve dil bilmemek etkilemektedir. <strong>Eğitimle ilgili</strong> dile getirilen <strong>sorunlar</strong>a bakılırsa maddi imkânsızlıklar yetişkinler açısından eğitim kaynağına erişememeyi, çocuk ve gençler açısından eğitimden uzak kalmayı doğurmaktadır. Katılımcılar arasında çocukların çalıştırılması çok yaygın değilse de göz ardı edilemeyecek durumdadır. Çalıştırılan çocukların erkek çocuklar olduğu görülmüştür (s.1623).</p>
<p>Katılımcıların yaklaşık beşte biri hiçbir yerden <strong>sosyal destek</strong> alamadıklarını belirtirken, azımsanmayacak bir kısmının da sosyal destek ve sosyal hizmet hakkında bilgi sahibi olmadığı gözlenmiştir. Sosyal hizmetin ne olduğu sorulduğunda katılımcıların <strong>hiçbirisi</strong> <strong>sosyal hizmeti bilmediğini</strong> beyan etmiştir. Bu durum sığınmacıların psiko-sosyal ve ekonomik sorunlarının etkisini daha da ağırlaştırmaktadır.” (s.1624).</p>
<p><strong>Sorunlara Hakkaniyet Temelinde Kalıcı Çözümler Bulmak</strong></p>
<p>“<strong>Sonuç </strong>olarak Suriyeli sığınmacıların maruz kaldığı ekonomik sorunlar, bağlantılı olarak barınma sorunlarını beraberinde getirmekte, sığınmacılar temel ihtiyaçlarından kısarak gelirlerinin çoğunu kiraya vermektedirler. Sıklıkla dile getirilen <strong>kimlik belgesi</strong> sorunu, kamudan eğitim, sağlık, sosyal yardım gibi çeşitli hizmetleri almayı doğrudan etkilemektedir. Düzenli şekilde sosyal yardım almak toplumda zannedildiğinin aksine yaygın bir uygulama değildir. Yaşanılan kayıp ve travmalar, zorlu hayat şartları ve sosyal izolasyon sığınmacılarda tükenmişlik oluşturmaktadır. Akrabalık bağlarına önem veren Suriyeliler, aile fertleri ve <strong>yakın akrabalardan uzak kalmayı</strong> önemli bir sorun olarak görmektedir. Bu durum sığınmacıların sosyal destek mekanizmalarını zayıflatmaktadır. Göç süreciyle ilgili belirsizlik, hayat şartları, kültürel farklılıklar ve vatan hasreti gelinen topluma uyumu olumsuz etkilemektedir (s.1625). Belirlenen sorun alanlarından yola çıkılarak şu <strong>öneriler</strong> getirilebilir (<strong>3</strong>):</p>
<ol>
<li>Sığınmacılar topluma katılım, yasal hak ve sorumluluklar, Türkiye’nin toplumsal yapısı ve kendileri için gerekli olan kurumsal ve sosyal kaynaklar hakkında bilgilendirilmelidir.</li>
<li>Sığınmacı ve mültecilikle ilgili toplumda dolaşan kötü propagandaya malzeme teşkil eden yanlış bilgiler ayıklanmalı, toplumda yaygın olarak kullanılan haberleşme kaynaklarında topluma doğru bilgilendirme yapılmalıdır. Sığınmacı ve mültecilerle ilgili çalışan kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları halkı doğru bilgilendirici dokümanlar yayınlamalıdır. Yine ilgili kuruluşlar tarafından göçmenlerin topluma sağladıkları faydalar da vurgulanmalıdır.</li>
<li>Sığınmacı ve mültecilerle ilgili çalışan devlet kurumları ve sivil toplum kuruluşları, bu insanlarla ilgili bilgileri içeren bir veri tabanı oluşturmalı ve çeşitli hizmetleri eşgüdüm halinde gerçekleştirmelidir.</li>
<li>Kamu çalışanları sığınmacılar ve mültecilere yönelik mevzuat ve bu kişilerin hakları konusunda bilgilendirilmelidir. Bu durum sığınmacıların teori ve uygulama arasındaki farklılıklardan kaynaklanan hak kayıplarını azaltabilecektir. Böylece ilgili yasanın hedeflediği <strong>sosyal uyum</strong> daha hızlı ve daha etkin şekilde gerçekleştirilebilir.” (s.1626).</li>
</ol>
<p>Devleti yöneten ve toplumu yönlendirenler başta olmak üzere tüm ilgililerin bu ve benzeri çalışmaları inceleyerek hakkaniyet temelinde çözüm odaklı söylem ve eylemler ortaya koyması temennisiyle… (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>(2019). “<strong>Suriyeli Aileler Parçalanmasın!</strong>”. http://istanbul.mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/suriyeli-aileler-haksiz-yere-parcalanmasin/13662, 02.11.2019.</li>
<li>GÜNEŞ ASLAN, Güler. (2018). <strong>Sığınmacılara Yönelik Sosyal Hizmet Uygulamalarında Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri: İstanbul’daki Suriyeli Sığınmacılar Örneği</strong>. Doktora Tezi. Yalova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eylül 2018, 211 s. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp, 30.09.2018.</li>
<li>GÜNEŞ ASLAN, Güler ve Fethi GÜNGÖR. (2019). “<strong>Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Göç Sonrası Yaşadığı Sorunlar: İstanbul Örneği</strong>”. OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, ISSN: 2528-9527, E-ISSN: 2528-9535 Yıl: 9, Cilt: 11, Sayı: 18, s.1602-1632. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/724674, 01.06.2019.</li>
<li>GÜNGÖR, Fethi. (2015). “<strong>Suriyeli Mültecilere Hakkaniyetle Davranabilmek</strong>”. https://fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyeli-multecilere-hakkaniyetle-davranabilmek/, 08.06.2015.</li>
</ol>
<p>Fethi Güngör</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/istanbulda-yasayan-suriyeli-ailelerin-parcalanmasina-mani-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;u Kazandıklarını Zannedenler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/istanbulu-kazandiklarini-zannedenler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/istanbulu-kazandiklarini-zannedenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jun 2019 13:03:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11556</guid>

					<description><![CDATA[Doksanlı yaşlarını süren bir İngiliz Lordu, kendisinin dörtte bir yaşlarında bir hanımefendiyle evlenir. Bir süre sonra eşi hamile kalır. Bir gün başka bir Lord arkadaşına rastlar. Ve o yaşlarda yeniden baba olacak olmanın sevinciyle durumu ona anlatır. Arkadaşı &#8216;Lordum&#8217; der; &#8216;dur sana başımdan geçmiş bir olayı anlatayım&#8217; Benim av merakımı bilirsin. Gençliğim av peşinde geçti. Geçenlerde o günlerin hatıralarıyla kırlara dolaşmaya çıktım. Yürüdükçe içim açıldı. Bir an geldi, bir çalılığı kolaçan ederken çalıların arasından birden bir tavşan fırladı. Ben eski alışkanlıkla bastonumu doğrultup &#8216;bam&#8217; diye bağırdım. O da ne, tavşan kanlar içinde yere yığılmasın mı. Çok şaşırdım ve hemen yanıma böğürtlen toplamak için aldığım sepetin içine attım. Devam ettim. Bir ağaçlıktan geçerken bu kez bir keklik havalanıverdi. Ben yine bastonu doğrultup &#8216;bam&#8217; diye bağırdım. Kuş havada döne döne yere düştü. Ben aynı şaşkınlıkla alıp onu da sepete attım. Ağaçlıktan çıkar çıkmaz bir karaca ile burun buruna geliverdim. Hemen bastonu doğrulttum ve bam&#8230; Karaca yığıldı. Ben bunu sepete nasıl koyacağım diye düşünürken ardımdan bir ses &#8216;sör&#8217; dedi. Döndüm baktım elinde tüfeği ile genç bir avcı. İzin verirseniz bu vurduğumu da ben alayım. Zaten sepetinize de sığmaz. Firuz Türker]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doksanlı yaşlarını süren bir İngiliz Lordu, kendisinin dörtte bir yaşlarında bir hanımefendiyle evlenir. Bir süre sonra eşi hamile kalır.<br />
Bir gün başka bir Lord arkadaşına rastlar. Ve o yaşlarda yeniden baba olacak olmanın sevinciyle durumu ona anlatır.<br />
Arkadaşı &#8216;Lordum&#8217; der; &#8216;dur sana başımdan geçmiş bir olayı anlatayım&#8217;<br />
Benim av merakımı bilirsin. Gençliğim av peşinde geçti. Geçenlerde o günlerin hatıralarıyla kırlara dolaşmaya çıktım. Yürüdükçe içim açıldı. Bir an geldi, bir çalılığı kolaçan ederken çalıların arasından birden bir tavşan fırladı. Ben eski alışkanlıkla bastonumu doğrultup &#8216;bam&#8217; diye bağırdım. O da ne, tavşan kanlar içinde yere yığılmasın mı. Çok şaşırdım ve hemen yanıma böğürtlen toplamak için aldığım sepetin içine attım.<br />
Devam ettim. Bir ağaçlıktan geçerken bu kez bir keklik havalanıverdi. Ben yine bastonu doğrultup &#8216;bam&#8217; diye bağırdım. Kuş havada döne döne yere düştü. Ben aynı şaşkınlıkla alıp onu da sepete attım.<br />
Ağaçlıktan çıkar çıkmaz bir karaca ile burun buruna geliverdim. Hemen bastonu doğrulttum ve bam&#8230; Karaca yığıldı. Ben bunu sepete nasıl koyacağım diye düşünürken ardımdan bir ses &#8216;sör&#8217; dedi.<br />
Döndüm baktım elinde tüfeği ile genç bir avcı.<br />
İzin verirseniz bu vurduğumu da ben alayım. Zaten sepetinize de sığmaz.<br />
Firuz Türker</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/istanbulu-kazandiklarini-zannedenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayram Değil Seyran Değil</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bayram-degil-seyran-degil/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bayram-degil-seyran-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jun 2019 06:21:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ekrem imamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11538</guid>

					<description><![CDATA[ABD&#8217;nin Ankara Büyükelçiliği, &#8220;Avrupa&#8217;nın en büyük şehrini yönetecek olan Ekrem İmamoğlu&#8217;na en iyi dileklerimizi sunarız. Katılımcı demokrasinin etkileyici bir örneğini sergileyen İstanbul sakinleri, oy verip seslerini duyurmak üzere sandığa gittiler&#8221; Bunun ardından Amerikan dış işleri bakanlığı da &#8216;iyi dileklerini&#8217; iletti Bizim Büyükelçilerimiz de mesela New York belediye başkanını kutlasa. Ya da Paris veya Berlin belediye başkanını. Doğrusu Londra başkanını kutlamak daha yakışık alır. Ne de olsa Müslüman. O yüzden Trump onu sevmiyor. Niye seviniyor bunlar kendileri kazanmış gibi. Aslında az emekleri geçmedi. Sevinmek hakları&#8230;&#8230;. Firuz Türker]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD&#8217;nin Ankara Büyükelçiliği, &#8220;Avrupa&#8217;nın en büyük şehrini yönetecek olan Ekrem İmamoğlu&#8217;na en iyi dileklerimizi sunarız. Katılımcı demokrasinin etkileyici bir örneğini sergileyen İstanbul sakinleri, oy verip seslerini duyurmak üzere sandığa gittiler&#8221;<br />
Bunun ardından Amerikan dış işleri bakanlığı da &#8216;iyi dileklerini&#8217; iletti</p>
<p>Bizim Büyükelçilerimiz de mesela New York belediye başkanını kutlasa.<br />
Ya da Paris veya Berlin belediye başkanını.<br />
Doğrusu Londra başkanını kutlamak daha yakışık alır.<br />
Ne de olsa Müslüman.<br />
O yüzden Trump onu sevmiyor.<br />
Niye seviniyor bunlar kendileri kazanmış gibi.<br />
Aslında az emekleri geçmedi.<br />
Sevinmek hakları&#8230;&#8230;.<br />
Firuz Türker</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bayram-degil-seyran-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul Seçimleri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/istanbul-secimleri-2/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/istanbul-secimleri-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Jun 2019 13:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[23 haziran]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11509</guid>

					<description><![CDATA[27 Mart, 1994 yılı İstanbul yerel seçim sonuçları: Refah Partisi, Recep Tayyip Erdoğan : % 25.19 Anavatan Partisi, İlhan Kesici: % 22.14 S.Demokrat H.Parti, Zülfü Livaneli : % 20.30 Doğru Yol Partisi, Bedrettin Dalan: % 15.46 Seçimler gece yarısından biraz sonra sonuçlandı, netleşti ve Refah Partili Recep Tayyip Erdoğan seçimi kazanarak İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı oldu. Televizyonlarda bu tarihi seçimin yorumları yapılıyor. Ünlü gazeteciler, araştırma şirketi uzmanları, bilim adamları, sosyologlar, analistler sabaha kadar konuştu. Herkes büyük bir şaşkınlık içinde. Sabah Gazetesi, Hürriyet’ten sonra Türkiye’nin en etkin liberal Gazetesiydi. Anavatan ve DYP çizgisinde, daha çok da Anavatan çizgisinde yayın yapıyordu. ATV de yine o paralelde bir Televizyon kanalı olarak yayın yapıyordu. Hiç unutmam. Sonuçlar kesinleşip, Erdoğan’ın Başkanlığı netleşince, Mehmet Barlas, ATV stüdyosunda, oturduğu koltuğun arkasına yaslandı ve gözlerini kocaman açıp, hayretler içinde şu cümleyi kurmuştu: “Şimdi bu İstanbul’u, Refah Partili bir Belediye Başkanı mı yönetecek..? “ Ama; İstanbul’da sular akmıyordu İstanbul’da çöpler toplanmıyordu İstanbul’da hava solunmuyordu İstanbul’da kokusundan dolayı Haliç’in çevresinden geçilmiyor ve geceleri bu koku işkencesi daha dayanılmaz bir hal alınca, Haliç’e yakın semtlerde oturanlar evlerini ucuz, pahalı ya satıp ya da kiraya verip oradan uzaklaşıyordu. Aradan 25 yıl geçti&#8230;. O günlerde bulutlara bomba atarak su akıtmaya çalışan zihniyet &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>27 Mart, 1994 yılı İstanbul yerel seçim sonuçları:</p>
<div class="readmore"></div>
<p>Refah Partisi, Recep Tayyip Erdoğan : % 25.19</p>
<p>Anavatan Partisi, İlhan Kesici: % 22.14</p>
<div class="readmore"></div>
<p>S.Demokrat H.Parti, Zülfü Livaneli : % 20.30</p>
<p>Doğru Yol Partisi, Bedrettin Dalan: % 15.46</p>
<p>Seçimler gece yarısından biraz sonra sonuçlandı, netleşti ve Refah Partili Recep Tayyip Erdoğan seçimi kazanarak İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı oldu.</p>
<p>Televizyonlarda bu tarihi seçimin yorumları yapılıyor.</p>
<p>Ünlü gazeteciler, araştırma şirketi uzmanları, bilim adamları, sosyologlar, analistler sabaha kadar konuştu.</p>
<p>Herkes büyük bir şaşkınlık içinde.</p>
<p>Sabah Gazetesi, Hürriyet’ten sonra Türkiye’nin en etkin liberal Gazetesiydi.</p>
<p>Anavatan ve DYP çizgisinde, daha çok da Anavatan çizgisinde yayın yapıyordu.</p>
<p>ATV de yine o paralelde bir Televizyon kanalı olarak yayın yapıyordu.</p>
<p>Hiç unutmam.</p>
<p>Sonuçlar kesinleşip, Erdoğan’ın Başkanlığı netleşince, Mehmet Barlas, ATV stüdyosunda, oturduğu koltuğun arkasına yaslandı ve gözlerini kocaman açıp, hayretler içinde şu cümleyi kurmuştu:</p>
<p>“Şimdi bu İstanbul’u, Refah Partili bir Belediye Başkanı mı yönetecek..? “</p>
<p>Ama; İstanbul’da sular akmıyordu</p>
<p>İstanbul’da çöpler toplanmıyordu</p>
<p>İstanbul’da hava solunmuyordu</p>
<p>İstanbul’da kokusundan dolayı Haliç’in çevresinden geçilmiyor ve geceleri bu koku işkencesi daha dayanılmaz bir hal alınca, Haliç’e yakın semtlerde oturanlar evlerini ucuz, pahalı ya satıp ya da kiraya verip oradan uzaklaşıyordu.</p>
<p>Aradan 25 yıl geçti&#8230;.</p>
<p>O günlerde bulutlara bomba atarak su akıtmaya çalışan zihniyet bugün; nüfusu o zamana göre nerdeyse üç kat artan İstanbul’a yüzlerce kilo metre uzaklıktan su getiren, musluklardan şakır şakır su akıtan, Haliç’i balık tutulacak hale getiren, İstanbul’un havasının temizliğini ve yeşilliğini dünyanın sayılı başkentlerinin önüne geçiren, denizin altından kara yolu ve raylı sistem yapan, İstanbul’u, modern ve konforlu metro ağları ile dört bir yandan saran hizmetleri yapanlardan devralıyor.</p>
<p>Mehmet Barlas hala Sabah Gazetesi baş yazarıdır, ATV ile birlikte daha farklı bir çizgide yayın yapıyorlar.</p>
<p>23 Haziran 2019 Pazar akşamı aynı Mehmet Barlas eğer yapılan seçim sonuçlarının analizini yapıyor olsaydı eminim, yine koltuğunun arkasına yaslanıp ciddileşecek, hayretler içinde gözlerini olduğundan daha fazla açıp:</p>
<p>“Şimdi bu İstanbul’u CHP’li bir Belediye Başkanı mı yönetecek? “ diye soracaktı.</p>
<p>Şu farkla ki, o gün Barlas tamamen ideolojik bir saikle bu cümleyi kurmuştu.</p>
<p>Şimdi ise, bir kar topu gibi hızla büyüyen, onlarca ülke nüfusundan daha fazla nüfusa sahip olan İstanbul’u, 25 yıl gibi kısa bir zaman içinde değiştirip dönüştürenlerin bunca hizmetlerine rağmen kaybetmesinden dolayı hayretler içinde kalacaktı.</p>
<p>Hepimiz hayretler içindeyiz.</p>
<p>Hayret bizim inancımızın bir “neşvesi” olan tasavvufta, Yaratıcımızın fiillerine hayranlık içinde olunmasıdır ve kul’un yükselişinde önemli bir basamaktır, hayret makamı.</p>
<p>Ne var ki dışa değil, içe dönük bakar bu makama ulaşan derviş.</p>
<p>Çünkü, her şey insanın içinde; ruhunda, yüreğinde, beyninde olup bitiyor.</p>
<p>İstanbul’da AK PARTİ’nin kaybetmesini ve CHP’nin kazanmasının sebeplerini, yüzlerce maddeyi alt alta yazarak sayıp dökenler elbette haklılar, esbaba tevessül bizim inancımızın bir gereği.</p>
<p>Fakat, bütün bunların sayılıp dökülmesi sırasında, işin aslını es geçiyoruz.</p>
<p>Ya da, bu yüzlerce sebebi sayarken asıl ve en önemli tek sebep diğerlerinin gölgesinde kalıyor.</p>
<p>Zengin iç alemimize dönerek o cevheri oradan çıkarıp hayatımıza hakim kılamazsak yazık olacak.</p>
<p>Liderin bunca emeğine yazık olacak.</p>
<p>AKPARTİ’ye yazık olacak.</p>
<p>Çevreden merkeze taşımayı vaad ettiğimiz, ama taşıyamadığımız milyonlarca garip gurebaya yazık olacak.</p>
<p>Yıllarca ezilmiş, itilip kakılmış kitlelere yazık olacak.</p>
<p>İstanbul’a yazık olacak.</p>
<p>Türkiye’ye ve Türkiye’ye umut bağlamış milyonlarca mazlum kavimlere, topluluklara, halklara yazık olacak.</p>
<p>İçimize dönelim ve içimizdeki o cevheri büyük bir hasret ve hayretle çıkarıp, hayatımıza hakim kılalım.</p>
<p>Bu davanın siyası nüvesini Türkiye’de atan mimar, rahmetli Erbakan, o cevherin adını koymuş ve bütün diğer işlerden evvel yapılması gerekenin o olduğunu ifade ederek yola çıkmıştı: Önce Ahlak ve Maneviyat.</p>
<p>O cevher aradan çekilince, işler, ahlak ve maneviyat yoksunu şahısların elinde paçavraya döndü ve halk da bunu gördü.</p>
<p>15 yıl gibi, çok kısa bir süre içerisinde Türkiye’yi iki asırlık vesayetten ve onlarca paslı zincirinden kurtararak dönüştüren bir lider olarak Erdoğan, sırtındaki kan emici keneleri temizleyip, bu mazlum halkı imansızla ahlaksız arasında sıkışmaktan kurtarmalı ve özlenen menzile ulaştırmalıdır.</p>
<p>Seçim sonuçlarını, rahmetli Özal’ın ANAP’ının 1989 yılı yerel seçimlerinde ki kaybedişine benzetenler yanılıyorlar</p>
<p>Cumhurbaşkanımızda ben bu mazlum halkı menzile ulaştıracak ; azmi, gayreti, enerjiyi, imanı ve feraseti görüyorum.</p>
<p><strong>CÜMLEDEN CÜMLEYE&#8230;</strong></p>
<p>Faruki, “ Ümmet içindeki, özellikle Araplarla diğer Müslüman toplumlar arasındaki bölünmeler, Batı tarafından yaratılmıştır” tespitini yapmıştı.</p>
<p>Düşünür, “Arap ve İslami kimlikler arasında bir fark olmadığını, farklı etnik kökenler ve siyasal görüşlerden gelen bütün Müslümanların ümmetin çürümesi ve yozlaşmasına karşı mücadele vermek için birleşmesi” gerektiğini savunuyordu.</p>
<p>“İslamın evrensel bir din olarak tartışmaya yer vermeyecek kadar açık bir şekilde milliyetçiliğe karşı” olduğunu söylüyordu.</p>
<p>Cenneti Arayan Adam/ Ziyaüddin Serdar</p>
<p><strong>Ferman Karaçam &#8211; Haber 7</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/istanbul-secimleri-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Amerikalılar Türk Milliyetçileri Üzerinden Türkiye’yi Dizayn Etmek İstiyor!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/amerikalilar-turk-milliyetcileri-uzerinden-turkiyeyi-dizayn-etmek-istiyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/amerikalilar-turk-milliyetcileri-uzerinden-turkiyeyi-dizayn-etmek-istiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Jun 2019 07:43:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11487</guid>

					<description><![CDATA[Gergin ortamda yapılan şeffaf seçimde İstanbullu seçmen, 31 Mart&#8216;ta seçimi 13 bin 729 oy farkıyla kazanan Millet İttifakı&#8216;nın CHP&#8217;li adayı Ekrem İmamoğlu&#8216;nun mazbatasının YSK&#8216;nın seçim yenileme kararıyla iptal etmesine kayıtsız kalmadı. İstanbullu seçmen tepkisini, Cumhur İttifakı&#8216;nın AK Partili adayı Binali Yıldırım ile arasındaki oy farkını, itiraz ve tartışmaya yer bırakmayacak şekilde, yüzde 9&#8217;a çıkararak gösterdi. Seçmen AK Parti’ye oy vermedi ama mesaj verdi. Evdeki hesap çarşıya uymadı… Sezai Karakoç’un “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine” şiiri herhaldeCumhurbaşkanı’nın ezberinde olmalı. Şiirin sonuna doğru “Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır” dizesi dikkat çeker. Bu dize daha çok Milli Görüş’ün muhalefet yıllarında mensuplarının dilinden düşmezdi. Şimdi bu dize tersinden kurgulanacak olursa “Kazana kazana büyüyen bir yenilgi vardır” şeklinde okunabilir. AK Parti&#8216;nin iktidara geldiği 2002 seçimlerinden bu yana hep siyasette &#8220;Risk alarak kazanan&#8221; siyasetçi imajıyla öne çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan ilk kez &#8216;risk alarak kaybetti&#8217;. AK Parti’nin teorik doğrularını pratik yanlışları sildi süpürdü. 17 Haziran 2019’da “Şoför Topal Dursun&#8217;un oğluna İsrail’den mesaj var!”başlıklı yazımda; “Binali Yıldırım&#8216;ın;  mal varlığına ilişkin iddiaların yol açtığı istifhamları, soru işaretlerini gidermek için başvurduğu &#8220;Şoför Topal Dursun&#8217;un oğlu&#8221; imajıyla kentsoylu genç seçmen kitlesini ikna etmesinin mümkün olmadığını, buna rağmen 23 Haziran&#8216;da sandıktan çıkması, inanın şapkadan tavşan çıkması kadar inandırıcı olabileceğini&#8221; belirtmiştim. Nitekim öyle de oldu. Seçmen kitlesinin üçte biri 30 yaş altı gençlerden oluşan İstanbul’da, sadeceKaradeniz hemşehriliğiyle yetinen, mukaddes değerler üzerinden “Beka” kavramına referansla yapılan siyasetle ekonomik krizi geçiştirmeye çalışan din &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gergin ortamda yapılan şeffaf seçimde <strong>İstanbullu</strong> <strong>seçmen</strong>, <strong>31 Mart</strong>&#8216;ta seçimi <strong>13 bin 729 oy </strong>farkıyla kazanan <strong>Millet İttifakı</strong>&#8216;nın <strong>CHP&#8217;li</strong> adayı <strong>Ekrem İmamoğlu</strong>&#8216;nun mazbatasının <strong>YSK</strong>&#8216;nın seçim yenileme kararıyla iptal etmesine kayıtsız kalmadı.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/omur_kapk_imamoYlu_bugra_kavuncu.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>İstanbullu</strong> seçmen tepkisini, <strong>Cumhur İttifakı</strong>&#8216;nın <strong>AK Partili</strong> adayı <strong>Binali</strong> <strong>Yıldırım</strong> ile arasındaki oy farkını, itiraz ve tartışmaya yer bırakmayacak şekilde, yüzde 9&#8217;a çıkararak gösterdi. Seçmen<strong> AK Parti</strong>’ye oy vermedi ama mesaj verdi.</p>
<p><strong><em>Evdeki hesap çarşıya uymadı…</em></strong></p>
<p><strong>Sezai Karakoç</strong>’un “<strong>Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine</strong>” şiiri herhalde<strong>Cumhurbaşkanı</strong>’nın ezberinde olmalı. Şiirin sonuna doğru “<strong>Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır</strong>” dizesi dikkat çeker.</p>
<p>Bu dize daha çok <strong>Milli Görüş</strong>’ün muhalefet yıllarında mensuplarının dilinden düşmezdi. Şimdi bu dize tersinden kurgulanacak olursa “<strong>Kazana kazana büyüyen bir yenilgi vardır</strong>” şeklinde okunabilir.</p>
<p><strong>AK Parti</strong>&#8216;nin iktidara geldiği 2002 seçimlerinden bu yana hep siyasette &#8220;<strong>Risk alarak kazanan</strong>&#8221; siyasetçi imajıyla öne çıkan <strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong> ilk kez<em> </em>&#8216;risk alarak kaybetti&#8217;<em>.</em></p>
<p><strong>AK Parti</strong>’nin teorik doğrularını pratik yanlışları sildi süpürdü.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/imamoYlu_binali.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>17 Haziran 2019’da “<u><a href="https://www.dikgazete.com/sofor-topal-dursun-un-ogluna-israilden-mesaj-var-makale,1502.html">Şoför Topal Dursun&#8217;un oğluna İsrail’den mesaj var!</a></u>”</strong>başlıklı yazımda; <strong>“Binali Yıldırım</strong>&#8216;ın;  mal varlığına ilişkin iddiaların yol açtığı istifhamları, soru işaretlerini gidermek için başvurduğu &#8220;<strong>Şoför Topal Dursun&#8217;un oğlu</strong>&#8221; imajıyla kentsoylu genç seçmen kitlesini ikna etmesinin mümkün olmadığını, buna rağmen <strong>23 Haziran</strong>&#8216;da sandıktan çıkması, inanın şapkadan tavşan çıkması kadar inandırıcı olabileceğini&#8221; belirtmiştim.</p>
<p>Nitekim öyle de oldu.</p>
<p>Seçmen kitlesinin üçte biri <strong>30 yaş altı</strong> gençlerden oluşan <strong>İstanbul</strong>’da, sadece<strong>Karadeniz</strong> hemşehriliğiyle yetinen, mukaddes değerler üzerinden “<strong>Beka</strong>” kavramına referansla yapılan siyasetle ekonomik krizi geçiştirmeye çalışan din ve vatan komisyonculuğuna prim vermedi.</p>
<p>Sonuçta bu gençler de keyfi uygulamalara itirazlarını, oylarıyla gösterdiler. <strong>Adalet</strong> ve<strong>vicdan</strong> duygusu zedelenen <strong>AK Parti</strong> seçmeninin partiden uzaklaşma süreci hızlandırıldı.</p>
<p><strong><em>AK Parti’de kazan kaynıyor!</em></strong></p>
<p><strong>İstanbul</strong> seçimlerinin iptali sürecinde bu tür bir tasarrufun <strong>AK Parti’ye büyük zarar verebileceğini</strong> söyleyenlerden biriyim.</p>
<p>Hatta öngörüsüne ve siyasi ferasetine çok güvenilen <strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>Erdoğan</strong>’ın böylesi bir yanlışa<strong> “dur”</strong> diyeceğini sanıyordum. Maalesef yanıldım.</p>
<p><strong>31 Mart ve 23 Haziran</strong> arası partinin izlediği stratejiye yönelik en ufak bir eleştiriyi dahi <strong>küfür</strong> ve <strong>vatan hainliği</strong> damgası vurarak savuşturan <strong>AK</strong> <strong>Partililer,</strong> şimdi nerede hata yaptıklarını sorgulamaya başladılar.</p>
<p><strong>En komik olan ne biliyor musunuz? Partinin her hareketini ve ilkesini “Mutlak doğru” kabul edenlerin şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik tavsiye mektubu yazmaya soyunmaları.</strong></p>
<p>Daha <strong>22 Haziran</strong>’da <strong>Ekrem İmamoğlu</strong>’na oy verecek seçmeni hakaret sınırlarının ötesinde aşağılayanların seçim yenilgisinden sonra “<strong>hepimiz kardeşiz”</strong> türküsünü çığırmaları vallahi-billahi sırıtıyor.</p>
<p>“<strong>Nefret söylemi</strong>”yle gelinen noktada kimlerin katkısı var kamuoyunun malumu!</p>
<p>Önce söylem değişmeli.</p>
<p>Zihniyet değişmeli.</p>
<p>Vardiyalı çalışan hırsızların partideki mevcudiyet sorunu bir an önce çözülmeli.</p>
<p><strong><em>Seçimle gelen krallar!..</em></strong></p>
<p><strong>Başkanlık sistemi </strong>işlemiyor. Tüm bürokrasi <strong>hipnoz</strong> edilmiş şekilde <strong>Beştepe</strong>’den yankılanacak sese odaklı.</p>
<p>Daire Başkanı Genel Müdürden, Genel Müdür Bakan Yardımcısından, Bakan, Cumhurbaşkanlığı Politika Kurullarından, pek tabi Politika Kurulları da Cumhurbaşkanı’ndan habersiz adım dahi atmıyor.</p>
<p>Eskilerin deyimiyle <strong>“Güneş çarığı, çarık da ayağı sıkıyor</strong>”. Yanisi yaprak kımıldamıyor. Türkiye’de <strong>Maurice Duverger</strong>’in “<strong>Seçimle Gelen Krallar” </strong>kitabında yazdıkları birebir yaşanıyor.</p>
<p>Tam da<strong> </strong><strong>1937</strong>’de <strong>Ramsay Muir</strong>’in dediği gibi “<strong>İktidar, önce kraldan  (padişahtan) parlamentoya (Meclise), parlamentodan da hükümete, hükümetten de başkana geçti.</strong>”</p>
<p><strong>“</strong><strong>Tek adam/Tanrı insan</strong>” anlayışı terk edilmeli.</p>
<p>Sorumluluklar parti yönetiminde paylaşılmalı.</p>
<p>En yaman çelişki ne biliyor musunuz?</p>
<p>Adında <strong>adalet</strong> olan bir partinin adaleti mumla arar hale getirilmesi.</p>
<p><strong><em>Muhalefet moral üstünlüğü ele geçirdi…</em></strong></p>
<p>Kadim <strong>CHP</strong> ve çiçeği burnunda<strong> İyi Parti </strong>seçmeni, ilk kez kazanabilme duygusunu doyasıya tattı.</p>
<p><strong>&#8220;Reform Hükümetleri&#8221;</strong><strong> olarak Türk siyasi tarihine geçen AK Parti hükümetleri göreceli siyasi ve ekonomik başarılarına rağmen seçim kaybetmenin şokunu değil travmasını yaşıyor. </strong></p>
<p>Ancak bu konuda nesnel bir bakış açısıyla değerlendirme yapmaları mümkün değil; çünkü kendilerine oy vermeyen seçmene <strong>nankör</strong> gözüyle baktıkları ortada. Hatayı kendilerinde arama gibi erdemli bir duruştan çok uzaklar.</p>
<p>Oysa <strong>Winston Churchill</strong> <strong>2. Dünya Savaşı</strong>’ndan yalnızca ülkesi <strong>İngiltere</strong>’yi zaferle çıkarmakla kalmamış, ardından “<strong>Üzerinde güneş batmayan imparatorluk</strong>” adına katıldığı <strong>Yalta</strong>’daki <strong>dünya paylaşımı</strong>nda ülkesinin global haklarını fazlasıyla korumuş olmasına rağmen, savaştan hemen sonra yapılan (1945) ilk seçimde, koltuğunu partisinin rakibi <strong>İşçi Partili Clement Attlee</strong>’ye terk etmek zorunda kaldığı bir seçim yenilgisi yaşamıştı.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Churchill_Clement_Attlee.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Savaşta <strong>Churchill</strong>’in emir ve talimatlarını uygulamış askerler bile şaşırtıcı biçimde <strong>Churchill</strong>’e oy vermemişti.</p>
<p>Demek ki savaşı kazanmak seçim kazanmak anlamına gelmiyor.</p>
<p>Demek ki bulgurla-makarnayla insanların karnını doyurmak seçimi kazanma garantisi sunmuyor.</p>
<p>Halen parti tabanında savaş ganimetini yağmalamak için tuttukları tepeyi terk eden “<strong>Uhud Okçuları</strong>” üzerinden tartışma yaşanıyorsa, bu zihniyetten sağlıklı bir öz eleştirinin çıkmasını beklemek ham hayal.</p>
<p><em>&#8220;<strong>Proje Ekrem&#8221; Avrupa Birliği ve ABD’nin yakın markajında…</strong></em></p>
<p>Yenilenen <strong>İstanbul</strong> seçimini farkla kazanan <strong>İmamoğlu</strong>, kendisiyle ilgili “<strong>Proje</strong>” iddialarına yönelik &#8220;<strong>Evet ben bir projeyim, Cumhuriyet&#8217;in, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin projesiyim</strong>&#8221; açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Millet İttifakı</strong> adayı <strong>Ekrem İmamoğlu</strong>&#8216;nun <strong>İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı</strong>’nı kazandığı <strong>23 Haziran İstanbul seçimleri Avrupa Birliği</strong>&#8216;nde de yakından takip edildi.</p>
<p><strong>ABD</strong>&#8216;nin <strong>Ankara Büyükelçiliği</strong>, &#8220;<strong>Avrupa&#8217;nın en büyük şehrini yönetecek olan Ekrem İmamoğlu&#8217;na en iyi dileklerimizi sunarız</strong>&#8221; ifadelerini kullanarak tebrik mesajı yayınladı.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/ab_medya_ist_secim.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Avrupa</strong> ve <strong>ABD</strong> medyasında <strong>İstanbul</strong> seçimini <strong>Ekrem İmamoğlu</strong>&#8216;nun kazanması ve<strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong>&#8216;ın siyasi geleceği ile ilgili yorumlarda &#8220;<strong>Erdoğan dönemi sona eriyor</strong>&#8221; başlığı öne çıkıyor.</p>
<p><strong><em>23 Haziran seçimini planlayan odak, Erdoğan ve AK Parti’ye itibar kaybı yaşattı…</em></strong></p>
<p><strong>Ankara</strong> ve <strong>İstanbul</strong> gibi metropollerde umduğunu bulamayan parti yönetimi, ihmal ve yetersizliklerini örtbas etmek için, “<strong>Oy hırsızlığı</strong>” iddiasını ortaya atarak,<strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong>’ın başkanı olduğu hükümeti aciz göstermek pahasına seçim sonuçlarına itirazı yöntemleştirdi.</p>
<p>Uzun sözün kısası <strong>AK Parti,</strong> kendi celladını kendi elleriyle büyüttü. Sayelerinde<strong>İmamoğlu</strong>’nu sadece <strong>CHP’</strong>li seçmen değil bütün <strong>Türkiye</strong> tanıyor.</p>
<p><strong>23 Haziran İstanbul</strong> <strong>Büyükşehir Belediye Başkanı</strong> seçimi, <strong>İmamoğlu</strong> ile <strong>Binali Yıldırım</strong> arasında değil <strong>Trabzonlu Ekrem İmamoğlu</strong> ile <strong>Rizeli Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan</strong> arasında geçti.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/YmamoYlu_erdoYan.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>İstanbullular</strong> sadece Büyükşehir Belediye Başkanlarını değil, “<strong>Geleceğin cumhurbaşkanı</strong>”nı da oyladıklarını düşündüler ve bu niyetle sandığa gittiler.</p>
<p>Meşruiyetini, aldığı oya dayandıran <strong>Erdoğan</strong>’ın takipçi kitlesi seçimlerde, ülkeyi yönetmeyen, muhalefetin hile yaptığına inanan dünyada benzeri olmayan bir kitle olarak dünya siyasi tarihine geçme ironisini başardı.</p>
<p>En kötüsü ne biliyor musunuz?</p>
<p>“<strong>Oy hırsızlığı</strong>” kapsama alanını genişletti ve çalmak eylemi bu kitlenin üzerine kara leke gibi yapıştı.</p>
<p><strong><em>AK Parti’nin “Beka” söylemi çerçevesinde terörle mücadeleyi merkeze alan kampanyası işe yaramadı…</em></strong><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong>“Gönül belediyeciliği</strong>” çöktü. Halkın, tumturaklı ve sözde <strong>duygularını okşayan</strong>sloganlara itibar etmediği görüldü.<strong> TSK savaş uçakları,</strong> <strong>Kandil</strong>’deki <strong>PKK</strong> terör örgütünün kamplarını bombalarken <strong>Öcalan</strong>&#8216;ın <strong>HDP</strong> seçmenine “<strong>Tarafsızlık çağrısı</strong>”, “<strong>Kalburla su taşımak</strong>” gibi algılandı.</p>
<p><strong>AK Parti</strong>&#8216;nin <strong>İstanbul&#8217;</strong>da yaşayan <strong>Kürtleri, İmamoğlu</strong>&#8216;ndan uzak tutma konusundaki girişimi muhafazakâr demokrat (!) seçmen tarafından <strong>AK Parti</strong>’nin siciline işlendi.</p>
<p><strong>31 Mart </strong>seçimlerini “<strong>Ülkenin beka sorunu</strong>” üzerine kuran ve <strong>İmamoğlu</strong> ile ona destek verenleri “<strong>PKK ile işbirliği içinde olmak</strong>”la suçlayan parti yöneticilerinin, <strong>20 Haziran</strong>&#8216;da <strong>Anadolu Ajansı </strong>aracılığıyla servis edilen “<strong>Öcalan’ın, HDP seçmenine tarafsızlık çağrısı yaptığına</strong>&#8221; ilişkin mesajına destek vermesi, <strong>AK Parti</strong> ve <strong>MHP</strong>seçmen tabanında tahmin edilemeyecek boyutta tepkiye yol açtı.</p>
<p><strong><em>Seçmen, kendisini “salak” yerine koyan parti kurmaylarına kol saatini gösterdi…</em></strong></p>
<p><strong>Tunceli Üniversitesi</strong>&#8216;nde sosyoloji bölüm başkanı ve rektör danışmanı olarak görev yapan <strong>Doç. Dr. Ali Kemal Özcan</strong>’ın hangi resmi sıfatla <strong>İmralı</strong>’da <strong>Öcalan</strong>la görüştüğü bir kenara, terör örgütü liderinin postacılığını yapmasına nasıl izin veriliyor?</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/alikemalozcan-ocalanmektup.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Terör örgütleriyle iltisaklı oldukları (malum bankada hesap açtıkları, malum gazeteyi okudukları vb.) gerekçesiyle iş akitleri fesh edilen ve binlerce öğretim görevlisinin resen ihraç edildiği bir ülkede <strong>Doç. Dr. Ali Kemal Özcan</strong> nasıl oluyor da öz güven patlaması yaşıyor ve<strong> İmralı</strong>’nın yoluna düşüyor?</p>
<p><strong>Kim ne derse Öcalan, Kürtlerin tarafsızlığını sağlayamadı İstanbul seçiminde AK Parti’ye itibar kaybı yaşattı! </strong></p>
<p><strong><em>ABD, Türkiye’de &#8220;Siyaseti Yeniden Dizayn Operasyonu&#8221;nda Türk milliyetçilerine misyon yüklemek istiyor! </em></strong></p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Svante_E._Cornell.png" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><em>-Svante E. Cornell</em></p>
<p><strong>Amerikan Dış Politika Konseyi</strong>’nin <strong>Stockholm</strong>’deki Güvenlik ve Kalkınma Politikaları Enstitüsü’nün kurucu ortağı olan Orta Asya-Kafkasya Enstitüsü’nün müdürü ve<strong>JINSA</strong>’nın Gemunder Savunma ve Strateji Merkezi’nin Politika Danışmanı <strong>Svante E. Cornell</strong>, <strong>ABD</strong>’nin, Türk milliyetçilerini çok ihmal ettiğini, Türk milliyetçiliğinin yükselişinin burada durmayacağı varsayılırsa <strong>dirsek temasına geçmek için iyi bir zaman</strong> olabileceğini belirtiyor.</p>
<p>Mümkün mü?</p>
<p><strong>23 Haziran </strong>gecesi, seçim otobüsünden <strong>Beylikdüzü</strong>&#8216;nde büyük bir kalabalığa seslenen<strong>İmamoğlu</strong>’nun yanı başında kim vardı? <strong>İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu</strong>.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/imamoglu_bugra_kav._iyip_il_b..jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı İmamoğlu; “<strong><em>Buğra Kavuncu İl Başkanımın nezdinde bütün İYİ Parti teşkilatını milletvekillerimi kucaklıyorum, selamlıyorum.  Nitekim Hep birlikte daha güzel işler başaracağı Her şey çok güzel olacak.</em></strong>” sözleriyle teşekkür ettiği isim.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/imamoYlu_bugra_kavuncu.png" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>İleri derecede <strong>Rusça</strong>, <strong>Kazakça</strong> ve <strong>İngilizce</strong> biliyor. <strong>2016</strong>’dan günümüze <strong>BASF</strong> <strong>Türk Kimya CEO</strong>’su. İYİ Parti Genel İdare Kurulu üyesi ve İstanbul İl Başkanı.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/nihat_genc_tweet.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Buğra Kavuncu</strong>&#8216;nun babası  <strong>Prof. Dr. Orhan Kavuncu</strong>, dayısı ise Alman istihbaratı<strong>BND</strong> ve <strong>ABD</strong> gizli servisi <strong>CIA</strong> ilişkilerini bizzat kendisi anlatan, halen içeride tutuklu bulunan <strong>Enver Altaylı</strong>.</p>
<p><strong><em>Amerikalılar, Milliyetçilik üzerinden Türkiye’ye yaklaşacak!</em></strong></p>
<p><strong>Svante E. Cornell’</strong>le bıraktığımız yerden devam edelim. Adı geçen şahıs, <strong>Avrasya</strong>&#8216;da, özellikle <strong>Güney Kafkasya</strong>&#8216;da, <strong>Türkiye</strong> ve <strong>Orta Asya</strong>&#8216;da politika ve güvenlik konularında uzmanlaşmış bir <strong>İsveçli</strong> araştırmacı.</p>
<p><strong>Amerikan Dış Politika Konseyi </strong> (AFPC) ile işbirliği içinde yürüttüğü Ortak Merkez olan Orta Asya-Kafkasya Enstitüsü ve İpek Yolu Çalışmaları Programının Araştırma Direktörü.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Svante_E._Cornell_2.png" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Svante E. Cornell</strong>’e göre; <strong>Erdoğan</strong> ile milliyetçiler arasındaki gerilimler artarsa (-ki Öcalan’ın mektubu buna göreceli katkı verdi), <strong>Amerikan</strong> politikaları, teraziyi bir tarafın lehine çevirebilir. <strong>Erdoğan</strong>&#8216;ın <strong>İslamcı</strong> içgüdüleri, <strong>temel olarak Amerikan karşıtı olan bir dünya görüşü</strong>dür.</p>
<p>Ancak zayıflamış bir <strong>Erdoğan</strong>, <strong>Suriye</strong> ve <strong>Kürt</strong> meselesi de dahil olmak üzere, kısa vadede <strong>Amerikan</strong> ulusal güvenliği için önemli olan konularda uzlaşmaya daha istekli olabilir.</p>
<p><strong>Türkiye</strong>&#8216;nin milliyetçileri de <strong>Amerikan</strong> <strong>karşıtı</strong> <strong>görünebilir</strong>, ancak şikâyetleri <strong>ABD</strong>&#8216;nin<strong>Suriye</strong>&#8216;deki <strong>PKK</strong> ile uyumlu gruplara destek vermesi ve <strong>Amerika&#8217;nın Gülen&#8217;i barındırması</strong> gibi somut ve önemli konularla ilgili.</p>
<p>Ne anladınız?</p>
<p>.</p>
<p><strong>Ömür Çelikdönmez</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/amerikalilar-turk-milliyetcileri-uzerinden-turkiyeyi-dizayn-etmek-istiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbullu İstanbul’u Vermez!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/istanbullu-istanbulu-vermez/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/istanbullu-istanbulu-vermez/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Jun 2019 09:59:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11452</guid>

					<description><![CDATA[An vardır bir ömür yaşanamaz, An vardır yaşanır, bir ömür unutulamaz! Silinip giden mekanlara inat, Yaşayanları ve yaşananları bekleyen anlar vardır… Asla şairlik iddiasında değilim, şiirleri kendince anlayan ve kendince yorumlayan bir insanım! Yukarıdaki mısraları da merhum Yazıcıoğlu’nun sağlığında 2002 seçimlerinde BBP listesinden aday olduğumda İzmir’de yazmıştım! Bu yazıyı yazmak için bilgisayarın başına oturup tuşlara basmaya başladığımda birden bu mısralar parmaklarımdan döküldüler ekrana! Evet, bugün tarihe geçecek bir gün! 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde, İstanbul seçimlerinin şaibeli bir şekilde neticelenmesi sonucu, mahkeme kararıyla yenilendiği bir gün! 31 Mart seçimlerinde Kılıçdaroğlu’nun aklımda kalan en belirgin sözü, ‘’CHP Belediyelerinde asla bir tek kişinin işine son verilmeyecek! Bu Kılıçdaroğlu’nun namus sözüdür’’ olmuştu! Bendeniz, CHP’yi memleketim Ordu’dan ve gençlik yıllarımın geçtiği İzmir’den çok iyi tanıdığım için bu söze asla inanmadım! Bakınız, bu resim 31 Mart seçimleri sonrası seçilen, Kılıçdaroğlu’nun CHP’li Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın ilk icraatı! Hemen yanı başımdaki bacağını iş kazasında kaybetmiş bir kardeşimiz, işaret ettiğim de kanser tedavisi gören ve eşi tarafından terk edilen bacımız! Ne mi yaptılar? ‘’CHP’li belediyelerden asla kimse atılmayacak! Bu Kılıçdaroğlu’nun namus sözüdür! Eğer böyle bir şey olursa bana gelin’’ dediği için Ankara’ya CHP genel merkezine yürüdüler! Bu resimse, bir başka acı! Bu resim 31 Mart seçimlerinde, şaibeli &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>An vardır bir ömür yaşanamaz,</p>
<p>An vardır yaşanır, bir ömür unutulamaz!</p>
<p>Silinip giden mekanlara inat,</p>
<p>Yaşayanları ve yaşananları bekleyen anlar vardır…</p>
<p>Asla şairlik iddiasında değilim, şiirleri kendince anlayan ve kendince yorumlayan bir insanım!</p>
<p>Yukarıdaki mısraları da merhum Yazıcıoğlu’nun sağlığında 2002 seçimlerinde BBP listesinden aday olduğumda İzmir’de yazmıştım!</p>
<p>Bu yazıyı yazmak için bilgisayarın başına oturup tuşlara basmaya başladığımda birden bu mısralar parmaklarımdan döküldüler ekrana!</p>
<p>Evet, bugün tarihe geçecek bir gün!</p>
<p>31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde, İstanbul seçimlerinin şaibeli bir şekilde neticelenmesi sonucu, mahkeme kararıyla yenilendiği bir gün!</p>
<p>31 Mart seçimlerinde Kılıçdaroğlu’nun aklımda kalan en belirgin sözü, ‘’CHP Belediyelerinde asla bir tek kişinin işine son verilmeyecek! Bu Kılıçdaroğlu’nun namus sözüdür’’ olmuştu!</p>
<p>Bendeniz, CHP’yi memleketim Ordu’dan ve gençlik yıllarımın geçtiği İzmir’den çok iyi tanıdığım için bu söze asla inanmadım!</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.gunes.com/Content/Resimler/images/1(1427).jpg" alt="" /></p>
<p>Bakınız, bu resim 31 Mart seçimleri sonrası seçilen, Kılıçdaroğlu’nun CHP’li Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın ilk icraatı! Hemen yanı başımdaki bacağını iş kazasında kaybetmiş bir kardeşimiz, işaret ettiğim de kanser tedavisi gören ve eşi tarafından terk edilen bacımız!</p>
<p>Ne mi yaptılar?</p>
<p>‘’CHP’li belediyelerden asla kimse atılmayacak! Bu Kılıçdaroğlu’nun namus sözüdür! Eğer böyle bir şey olursa bana gelin’’ dediği için Ankara’ya CHP genel merkezine yürüdüler!</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.gunes.com/Content/Resimler/images/2(1660).jpg" alt="" /></p>
<p>Bu resimse, bir başka acı!</p>
<p>Bu resim 31 Mart seçimlerinde, şaibeli İstanbul seçimlerinden sonra, bundan tam 100 yıl önce al bayrağımızı çiğneyerek İzmir’e giren Yunanistan’ın en itibarlı medyasının attığı manşet!</p>
<p>Bu resme ilk anda cevap vermesi gereken Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu olmalıydı, oysa, ‘’Ne var bu İstanbul’da’’ demeyi tercih ettiler!</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.gunes.com/Content/Resimler/images/3(961).jpg" alt="" /></p>
<p>İmdi, bu resme çok ama çok dikkatli bakınız!</p>
<p>Bu savaş gemilerinin bulunduğu sular Mersin ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arası, senin yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin karasuları!</p>
<p>Bak iyice bak!</p>
<p>9 ABD, 3 Fransa, 2 İtalya, 1 Kanada, 1 İspanya, 1 Belçika, 1 Portekiz, 1 Hollanda bandıralı gemiler!</p>
<p>Peki, ne için buradalar?</p>
<p>31 Mart seçimleri sonrası yukarıda aslını yayınladığım Türkçe meali, İstanbul’u ele geçiren bir Yunan, manşetini atan ve ne Kılıçdaroğlu ne de İmamoğlu’nun gereken cevabı vermediği Yunanistan’ı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı korumak için!</p>
<p>Ey İstanbullu!</p>
<p>Bunlar, bundan 100 yıl önce bugün de, buradalardı!</p>
<p>Hedefleri de İstanbul’du!</p>
<p>9 Eylül 1922’de başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Türk Milleti, İzmir’den bunları denize döktü!</p>
<p>Evet, 100 yıl sonra yine geldiler, ancak İstanbullu İstanbul’u vermez!</p>
<p>Ahmet Yenilmez/gunes.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/istanbullu-istanbulu-vermez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
