<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İstanbul Sözleşmesi &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/istanbul-sozlesmesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Mar 2021 15:02:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>İstanbul Sözleşmesi &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İstanbul Sözleşmesi Yerine Ankara Sözleşmesi mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-yerine-ankara-sozlesmesi-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-yerine-ankara-sozlesmesi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Mar 2021 12:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17005</guid>

					<description><![CDATA[Neden ki? Düzenlemeler niçin sözleşme ile yapılmaktadır? İlgili kanundaki (6284 sayılı kanun) eksikler giderilip yeni bir kanuni düzenleme daha kolay ve doğru değil midir? Sözleşme, ticari bir ilişkiyi andırıyor da. Oysa evlilik birbirinin eksiklerini giderme, tamamlama ve bu yolla huzur elde etme olayıdır. İstanbul sözleşmesinin yerine Ankara Sözleşmesi ikame etmek istiyorlarsa…Hayırlı olur inşallah! Ancak, önerilerim var…! Sözleşmenin amacı, eşlerin ve dünyaya gelen çocuklarının değişmez değerlere göre hak ve hukuka dayalı bir yaşama kavuşmaları değil midir? Demek ki hedef; hiçbirinin hakkının zayi olmadığı bir hayat temin edilecek? O halde bu yeni sözleşmenin hazırlanmasında iptal edilen İstanbul Sözleşmesinin hazırlanmasında yer alanlar ve onu körü körüne savunanlar asla yer almamalıdırlar… Öyle ya da böyle bir şekilde ailevi manada eşiyle sorunlu olanlar da öfkeli hareket ederek taraf olma riski taşıdıklarından onlar da yeni sözleşmenin hazırlığında yer almamalıdırlar. Halkının çoğunluğu Müslüman olan bir ülkedeyiz. Madem ki Ayasofya camii İmamı ve aynı zamanda İslam Hukuku Profesörü olan Mehmet Boynukalın hocanın sözleriyle bu tartışma başlamıştır; o halde ne istediği, neye itiraz ettiği, ve nasıl bir düzenleme beklentisi içinde olduğu sorulmalı hatta bu çalışmalara mümkünse Mehmet Boynukalın hocanın yanı sıra başka akademisyenler de katılmalıdırlar.Alternatif sözleşmenin hazırlığında şimdiye kadar itiraz eden tüm taraflara görüşleri sorulmalı varsa şayet alternatif metinleri &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Neden ki?</p>



<p>Düzenlemeler niçin sözleşme ile yapılmaktadır? İlgili kanundaki (6284 sayılı kanun) eksikler giderilip yeni bir kanuni düzenleme daha kolay ve doğru değil midir? Sözleşme, ticari bir ilişkiyi andırıyor da. Oysa evlilik birbirinin eksiklerini giderme, tamamlama ve bu yolla huzur elde etme olayıdır.</p>



<p>İstanbul sözleşmesinin yerine Ankara Sözleşmesi ikame etmek istiyorlarsa…Hayırlı olur inşallah!</p>



<p>Ancak, önerilerim var…!</p>



<p>Sözleşmenin amacı, eşlerin ve dünyaya gelen çocuklarının değişmez değerlere göre hak ve hukuka dayalı bir yaşama kavuşmaları değil midir? Demek ki hedef; hiçbirinin hakkının zayi olmadığı bir hayat temin edilecek?</p>



<p>O halde bu yeni sözleşmenin hazırlanmasında iptal edilen İstanbul Sözleşmesinin hazırlanmasında yer alanlar ve onu körü körüne savunanlar asla yer almamalıdırlar…</p>



<p>Öyle ya da böyle bir şekilde ailevi manada eşiyle sorunlu olanlar da öfkeli hareket ederek taraf olma riski taşıdıklarından onlar da yeni sözleşmenin hazırlığında yer almamalıdırlar.</p>



<p>Halkının çoğunluğu Müslüman olan bir ülkedeyiz. Madem ki Ayasofya camii İmamı ve aynı zamanda İslam Hukuku Profesörü olan Mehmet Boynukalın hocanın sözleriyle bu tartışma başlamıştır; o halde ne istediği, neye itiraz ettiği, ve nasıl bir düzenleme beklentisi içinde olduğu sorulmalı hatta bu çalışmalara mümkünse Mehmet Boynukalın hocanın yanı sıra başka akademisyenler de katılmalıdırlar.<br>Alternatif sözleşmenin hazırlığında şimdiye kadar itiraz eden tüm taraflara görüşleri sorulmalı varsa şayet alternatif metinleri alınıp istifade edilmelidir…</p>



<p>Göreceksiniz çoğunun böyle bir hazırlığı yoktur…Bildiği tek şey vardır o da, mevcudun olmayacağıdır? Nasıl olacağına ilişkin de hiç bir fikri yoktur. Çok gördük böylelerini…</p>



<p>Ceza ve ödül dengesi mutlaka gözetilmelidir…</p>



<p>Her şeyden önemlisi eşlerin birbirleriyle anlaşamamalarına çocuklar asla bedel ödememelidirler…Mümkün müdür bu? Yapılan düzenlemelerin tamamı pozitif ayırımcılık yapılarak ne yazık ki eşlerin duyguları üzerinden ve yaşam konforu düşünülerek yapılmaktadır. Neredeyse en ağır faturayı ödeyen çocukların duyguları, yaşadığı travmalar ve bozulan yaşam konforları hiç hesaba katılmamaktadır.</p>



<p>Çözüm adalettir…</p>



<p>Anlayacağınız sorunun çözümü bir hayli zordur ama imkansız değildir…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-yerine-ankara-sozlesmesi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Saçmalamayın! İstanbul Sözleşmesiyle Lgbt’nin Ne Alakası Var (!)</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sacmalamayin-istanbul-sozlesmesiyle-lgbtnin-ne-alakasi-var/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sacmalamayin-istanbul-sozlesmesiyle-lgbtnin-ne-alakasi-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Feyzullah Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2021 10:02:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[lgbt]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16692</guid>

					<description><![CDATA[Defalarca anlattık ama anlamak istemediler. İstanbul Sözleşmesi’nin tamamen kadına yönelik şiddeti önlemeye çalışan bir metin olduğunu ısrarla savundular. &#160;Sözleşme, kadına yönelik şiddeti önlemek gibi masum bir kılıfa büründürülmüş sinsi bir metindir, birçok sapkınlığın ve rezaletin dayanağı olacak dedik “siz bu sözleşmeyi okumadınız bile” dediler. &#160;Sözleşme toplumsal cinsiyet gibi varlığı son derece tartışmalı bir kavram üzerine inşa edilmiş, bilimsel dayanakları bile gün geçtikçe çürütülüyor; şiddetin baş müsebbibi alkoldür. Bu hakikat tüm bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır ama sözleşmede alkolle mücadele yok, toplumsal cinsiyetle mücadele var. Bu metin iyi niyetli bir metin değil dedik. “Siz kadın düşmanısınız” dediler. &#160;Bu sözleşmeyi en çok feminist ve LGBT grupları destekliyor bakın bunun altında bit yeniği var dedik. “İftira atıyorsunuz. Bu sözleşmenin onlarla alakası yok” dediler. Sözleşme’nin uygulanmaya başlamasıyla kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet daha da arttı dedik. “Hayır, İstanbul Sözleşmesi yaşatır” dediler. &#160;Sözleşmede ve 6284 nolu yasada şiddetin sınırlandırılması yok. Fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddetin ne olduğu, nerede başlayıp nerede bittiği belli değil. Bununla beraber beyanı esas alırsanız özellikle psikolojik şiddet konusunda keyfi uygulamalara ve türlü iftiralara kapı aralamış olursunuz dedik. “Hiçbir kadın iftira atmaz” dediler. &#160;Bu sözleşme sapıklığı, dini ya da bilimsel olarak ispatlanmış bile olsa sapıklıklara yönelik tüm itirazların önünü tıkayacak dedik. Duymadılar &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Defalarca anlattık ama anlamak istemediler. İstanbul Sözleşmesi’nin tamamen kadına yönelik şiddeti önlemeye çalışan bir metin olduğunu ısrarla savundular.</p>



<p>&nbsp;Sözleşme, kadına yönelik şiddeti önlemek gibi masum bir kılıfa büründürülmüş sinsi bir metindir, birçok sapkınlığın ve rezaletin dayanağı olacak dedik “siz bu sözleşmeyi okumadınız bile” dediler.</p>



<p>&nbsp;Sözleşme toplumsal cinsiyet gibi varlığı son derece tartışmalı bir kavram üzerine inşa edilmiş, bilimsel dayanakları bile gün geçtikçe çürütülüyor; şiddetin baş müsebbibi alkoldür. Bu hakikat tüm bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır ama sözleşmede alkolle mücadele yok, toplumsal cinsiyetle mücadele var. Bu metin iyi niyetli bir metin değil dedik. “Siz kadın düşmanısınız” dediler.</p>



<p>&nbsp;Bu sözleşmeyi en çok feminist ve LGBT grupları destekliyor bakın bunun altında bit yeniği var dedik. “İftira atıyorsunuz. Bu sözleşmenin onlarla alakası yok” dediler.</p>



<p>Sözleşme’nin uygulanmaya başlamasıyla kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet daha da arttı dedik. “Hayır, İstanbul Sözleşmesi yaşatır” dediler.</p>



<p>&nbsp;Sözleşmede ve 6284 nolu yasada şiddetin sınırlandırılması yok. Fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddetin ne olduğu, nerede başlayıp nerede bittiği belli değil. Bununla beraber beyanı esas alırsanız özellikle psikolojik şiddet konusunda keyfi uygulamalara ve türlü iftiralara kapı aralamış olursunuz dedik. “Hiçbir kadın iftira atmaz” dediler.</p>



<p>&nbsp;Bu sözleşme sapıklığı, dini ya da bilimsel olarak ispatlanmış bile olsa sapıklıklara yönelik tüm itirazların önünü tıkayacak dedik. Duymadılar bile.</p>



<p>&nbsp;Daha neler neler dedik. Lakin sağcısıyla, solcusuyla, feministiyle, komünistiyle, muhafazakârıyla yetkili ve etkili önemli bir kesim, bu haykırışlara bigâne kaldı. Nice uzmanın ve nice kadın, erkek ve çocuğun mağduriyetini görmezden geldiler.</p>



<p>&nbsp;İddialarımızda ve kaygılarımızda haklı olduğumuzu belki de en açık surette Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Cuma namazı hutbesinde gördük. LGBT akımının dinimizce sapıklık olduğunu ifade etmesiyle İslam’a &nbsp;&#8220;sesi çağlar ötesinden gelen&#8221; dediler. Ali Erbaş hakkında suç duyurusunda bulundular. Bütün bu saldırılarının ve suç duyurularının en büyük yasal dayanağı olarak İstanbul Sözleşmesi’ni adres gösterdiler.</p>



<p>&nbsp;Düşünce ve ifade özgürlüğü diye ortalığı inletenlerin, Müslümanların dinlerince apaçık reddedilmiş bir akıma yönelik eleştirilerini İstanbul Sözleşmesi’yle engellemeye çalıştılar ki sözleşme buna açık kapı bırakıyordu maalesef. Bugün aynı güruh, Boğaziçi Eylemlerinde milletimizin kutsallarına yaptıkları saygısızlığı İstanbul Sözleşmesi’nin ardına sığınarak meşru hale getirmeye çalışıyor.</p>



<p>&nbsp;Yine İstanbul Sözleşmesini adres göstererek İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya saldırıyorlar. Oysa Soylu, Kâbe’mize yapılan saygısızlığa tepki göstermişti. Kâbe’mizi koruyacak sözleşmemiz yokken Kâbe’ye saldıranları koruyan sözleşmemiz var. Aşağıdaki görsellerde gördüğünüz gibi yaptıkları saygısızlığı görmezden gelerek sözleşmenin ilgili maddesince ayrımcılığa maruz kaldıklarını iddia ediyorlar. Yani “her türlü saygısızlığı yaparız ama sizin buna tepki göstermeye hakkınız yoktur. Çünkü İstanbul Sözleşmesi bizi koruyor” diyorlar.</p>



<p>&nbsp;LGBT akımının artık bilimsellikten uzak bir ideoloji olduğunu görmeyen kalmadı. Yasal hakları olarak tedavi olmak isteyen eşcinsel ve interseks bireylere tedavi olmamaları yönünde baskı uyguladıkları biliniyor. Bununla beraber tedavi yöntemleri geliştiren tıp ve psikoloji uzmanlarına bile saldırıyorlar.</p>



<p>&nbsp;70’li yıllarda eşcinselliği akıl hastalığı sınıflandırmasından çıkaran Dr. Robert Spitzer 2001 yılında kararını değiştirerek eşcinselliğin tedavi edilebileceği tezini ortaya koyunca tüm LGBT lobisi ona saldırdı ve ihanetle suçladı. Tabi bunun sonucunda Spitzer geri adım attı. Ağızlarından bilimi düşürmeyenlerin halleri ortada.</p>



<p>&nbsp;Gördüğünüz gibi bu ideolojinin ve lobinin bilimsel çalışmalara dayalı dahi olsa hiçbir eleştiriye tahammülü yokken kendilerinde her türlü kutsala hakaret etme hakkını görebiliyorlar. Bunu yaparken de İstanbul Sözleşmesi gibi metinlerin arkasına saklanıyorlar. Sözleşme onlara bu özgüveni ve cüreti veriyor.</p>



<p>&nbsp;İstanbul Sözleşmesi’nin neden olduğu/olacağı buna benzer nice fecaat var. Yetkililerin artık bunu görmesi ve harekete geçmesi gerekiyor. Sözleşme’nin iptali ile LGBT’li bireylere şiddet göstermek gibi bir talep asla meşru olamaz. LGBT’li bireyler, evrensel insan haklarına sahipler. Yani her insanın sahip olduğu temel haklara zaten sahipler. LGBT’li bireylerle LGBT ideolojisini ayırmamız gerekiyor. Bizim tüm eleştirilerimiz LGBT ideolojisinin cüretkâr ve saygısız tutumunadır. LGBT’li bireylere dahi baskı uygulayan bu akım, özellikle Müslümanların kutsallarına saldırmayı bir hak olarak görüp İstanbul Sözleşmesi’nin ardına saklanmayı huy edinmiş durumdadır.</p>



<p> Bugüne kadar inatla gözlerini hakikate kapatanlar inşallah bu kadar olaydan sonra hala “Saçmalamayın İstanbul Sözleşmesi’yle LGBT’nin ne alakası var!” demeye devam etmezler.  Bizi yönetenlerin Anadolu halkının sesine, itirazına ve çağrısına kulak verme zamanı gelmedi mi?</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="930" height="1024" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2021/02/1i-930x1024.jpg" alt="" class="wp-image-16693" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2021/02/1i-930x1024.jpg 930w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2021/02/1i-272x300.jpg 272w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2021/02/1i-768x846.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2021/02/1i.jpg 1080w" sizes="(max-width: 930px) 100vw, 930px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="797" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2021/02/2i-1024x797.jpg" alt="" class="wp-image-16694" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2021/02/2i-1024x797.jpg 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2021/02/2i-300x234.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2021/02/2i-768x598.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2021/02/2i.jpg 1080w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sacmalamayin-istanbul-sozlesmesiyle-lgbtnin-ne-alakasi-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul Sözleşmesi Garabeti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-garabeti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-garabeti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Sep 2020 07:38:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15840</guid>

					<description><![CDATA[Takvimler 11 Mayıs 2011’i gösterdiğinde İstanbul’da imzaya açılan sözde “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele” hakkındaki Avrupa Konseyinin bir tür dayatması olduğu kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Maalesef Türkiye, bu Sözleşmeyi imzaya açıldığı 11 Mayıs 2011’de imzalamış, 14 Mart 2012 tarihinde ise sözleşme onaylanmıştır. Neden maalesef dediğimi birazdan detayları ile sizlere takdim edeceğim. Her toplumun geçmişten bu yana gelen bir medeniyet ve kültürel geçmişi vardır. Toplumların inançları başta başta olmak üzere sosyokültürel zeminlerini bu kadim miras şekillendirmektedir. Yoksa yeryüzünde toplumları birbirlerinden ayırt edici özellik sadece konuştukları dilleri veya ten renkleri değildir. Kültür dediğimiz kavramın temeli ise inanç zeminleri üzerinde inşa olmaktadır. Daha açık konuşmak gerekirse Namus ve Ahlak kavramlarını oluşturan yazılı olmayan anayasaların temelinde Din ve İnanç Felsefesi yer almaktadır. Bu nedenle bir toplum ile ilgili hem de Aile denilen temel yapının kolonları olan Kadın ve Erkek konulu bir sözleşmeyi imzalamadan önce kamuoyu önünde ciddi manada tartışılması gereken bir husustur. Hatta bir adım ileri gidecek olursak Referandum yapılacak kadar önemli olduğunu söylemek meselenin önem derecesini daha net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bu nedenle böylesi inanç felsefemize ve kültürümüze uzak bir sözleşmeye imza atmanın ne denli büyük bir yanlış olduğunu da &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Takvimler 11 Mayıs 2011’i gösterdiğinde İstanbul’da imzaya açılan sözde “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele” hakkındaki Avrupa Konseyinin bir tür dayatması olduğu kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir.<br></p>



<p>Maalesef Türkiye, bu Sözleşmeyi imzaya açıldığı 11 Mayıs 2011’de imzalamış, 14 Mart 2012 tarihinde ise sözleşme onaylanmıştır. Neden maalesef dediğimi birazdan detayları ile sizlere takdim edeceğim.<br></p>



<p>Her toplumun geçmişten bu yana gelen bir medeniyet ve kültürel geçmişi vardır. Toplumların inançları başta başta olmak üzere sosyokültürel zeminlerini bu kadim miras şekillendirmektedir. Yoksa yeryüzünde toplumları birbirlerinden ayırt edici özellik sadece konuştukları dilleri veya ten renkleri değildir.<br></p>



<p>Kültür dediğimiz kavramın temeli ise inanç zeminleri üzerinde inşa olmaktadır. Daha açık konuşmak gerekirse Namus ve Ahlak kavramlarını oluşturan yazılı olmayan anayasaların temelinde Din ve İnanç Felsefesi yer almaktadır.<br></p>



<p>Bu nedenle bir toplum ile ilgili hem de Aile denilen temel yapının kolonları olan Kadın ve Erkek konulu bir sözleşmeyi imzalamadan önce kamuoyu önünde ciddi manada tartışılması gereken bir husustur. Hatta bir adım ileri gidecek olursak Referandum yapılacak kadar önemli olduğunu söylemek meselenin önem derecesini daha net bir şekilde ortaya koyacaktır.<br></p>



<p>Bu nedenle böylesi inanç felsefemize ve kültürümüze uzak bir sözleşmeye imza atmanın ne denli büyük bir yanlış olduğunu da vurgulamak isterim. Buradan hareketle birçoğumuzun iç dünyalarında Garabet olarak nitelediği bu sözleşmeye kaç ülkenin imza attığının da kıymeti harbiyesi yoktur.<br>Ülkelerin uluslararası arenada yaptığı stratejk hatalar genellikle bu tür geçiş dönemlerinde yaşanmaktadır. Avrupa Birliğine üyelik sürecinde dayatılan birçok müzakare başlığında olduğu gibi bu hususta da bir oldubitti ile karşı karşıya kalınmıştır. Bırakın kamuoyu nezdinde tartışmaya açmak, adam akıllı okunup anlaşılmadan imzalandığı şimdilerde pekala anlaşılıyor.<br></p>



<p>Öyle ki bu sözleşmeye başlangıçta Türkiye gibi imza atıp ancak henüz onaylamayan 12 ülke var. Yine Avrupa Konseyi üyesi olmasına rağmen Rusya ve Azerbaycan sözleşmeye imza dahi atmayan ülkeler.<br></p>



<p>Toplumu oluşturan kutsal aile yapısını temelden sarsacak bu denli tehlikeli bir anlaşmaya imza atmadan evvel konu ile ilgili alanlardaki alimlerin mutlak surette fikrine başvurulması gerekmez miydi?<br></p>



<p>Çok ama çok basit konularda daha dahi en az üç farklı branştan uzman onayı talep edilirken. Böylesi önemli bir hususta Hukukçuların, Diyanetin, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının, İlahiyatçıların ve Sosyal Psikologlardan oluşan bir komisyonun fikrine başvurulabilirdi. En azından sözleşmenin getirileri ve götürüleri hesap edilmek suretiyle daha sağlıklı bir karara varılabilirdi.<br>Oysa üzerinde hiç düşünülmeden ve tartışmaya mahal vermeden, hem de bu sözleşmeyi ilk imzalayan ülke ünvanı taşımamız dahi ne denli acele ile hatalı bir karar alındığının ispatını oluşturmaktadır diyebiliriz.<br></p>



<p>Atalarımız “Zararın neresinden dönülürse kardır” demiştir. Ne kadar anlamlı bir atasözü değil mi? İmzalandığı tarihten bu yana bırakın kadına yönelik şiddetin azalmasına tam aksine artmasına sebep veren bir sözleşme özelliği taşımaktadır.<br></p>



<p>Bu ülkede yıllardır Kadın kutsal bir varlık olarak kabul edilirken son dönemde aynı evde yaşayan kadın ve erkeği birbirine düşman eden bir noktaya getirdiler.<br></p>



<p>Artan aile içi şiddetin, boşanmaların ve cinayetlerin en büyük müsebbibi İstanbul Sözleşmesi’dir. Özellikle bu sözleşme ile beraber hayata geçirilen 6284 sayılı yasa ile “Kadının beyanını esastır” uygulaması beraberinde çok büyük aile facialarının yaşanmasına sebep olmuştur.<br></p>



<p>Ben bir yazar olarak değil vatandaş olarak sosyal yaşamda gerek İstanbul Sözleşmesi’nin gerekse 6284 sayılı yasanın topluma vermiş olduğu zararı çıplak gözlerim ile görebiliyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın da konu ile ilgili hassasiyetinin çok farklı olmadığını biliyorum.<br>Keza yakın zamanda Sayın Cumhurbaşkanımızın konu ile ilgili olarak meselenin kamuoyunda tartışılıp gerekirse Türkiye olarak sözleşmeden imzanın geri çekilebileceğini dile getirmişti.<br>Bizlerin halkın sesi olarak yazılı ve görsel basında sık sık dile getirdiğimiz konu ile ilgili son olarak kısa adı ASİM olan Adana Sivil İnisiyatif Meclisi bir basın açıklaması ile gündeme getirdi. Açıklamada İstanbul Sözleşmesinin Türkiye’de ve tüm dünyada aileyi yok etmeye yönelik küresel bir mücadelenin eseri olduğunu dile getirdiler.<br></p>



<p>Temennimiz tüm Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının benzer açıklamalar ile kamuoyunu bilgilendirmek suretiyle ön ayak olmalarıdır.<br></p>



<p>Söz konusu Aile ise gerisi teferruattır diyoruz. Kez Aile demek gelecek demek. Aile demek nesil demektir.<br></p>



<p>Selam ve dua ile…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-garabeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayasofya&#8217;ya Karşılık İstanbul Sözleşmesi Mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ayasofyaya-karsilik-istanbul-sozlesmesi-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ayasofyaya-karsilik-istanbul-sozlesmesi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2020 08:36:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15491</guid>

					<description><![CDATA[Ne yazıymış arkadaş… Aslında bu yazı turnusol kağıdı gibi &#8220;kimlerin önceliğinin ne olduğunu&#8221; ortaya çıkarmak açısından da çok iyi oldu. Günümüzde fikir beyan eden her bireyin doğrularını destekleyip yanlışlarını eleştirme kuralından elbette Dilipak da muaf değil. Ama &#8220;yazı çok zamansız oldu, insanları ayrıştırıyor&#8221; gibi eleştirilere de asla itibar etmememiz gerek. Yandaş (!) medyada ara ara &#8220;aslında CB&#8217;miz de durumdan rahatsız, İstanbul Sözleşmesi&#8217;nin incelenmesi talimatını verdi, yakında sonucu öğreniriz&#8221; gazı verilirken, bunun yerine dün aniden &#8220;AK Parti’nin papatyaları gibi yakıştırmalarla, yeşil sermaye gibi yaklaşımlarla (..) tüm AK Parti kadın kolları adına ve tüm kadınlar adına kınıyorum&#8221; açıklaması geldi. İşin ilginç yanı ise sayın CB&#8217;miz gibi Ak Parti&#8217;nin hiçbir yetkili kişi ve kurumundan şu ana kadar İstanbul Sözleşmesi&#8217;ni eleştiren tek bir cümle duymamamız. Aynen, 4 yıl önce mübarek Ramazan ayının ortasında yüzlerce nonoş Beyoğlu caddelerinde yürüyüş yaparken ve halk ilk defa gördüğü bu toplu gösteri için &#8220;neler oluyor?&#8221; tepkisi verirken, üst kadroların fikir beyan etmeye çekindikleri gibi.. Son dönemde bir leitmotif gibi kullanılan &#8220;ANAP&#8217;ın Papatya&#8217;ları&#8221;, arkalarında iktidar gücü olmasına rağmen o dönemin kısıtlı maddi imkanları sebebiyle öyle dizi dizi yatlara, katlara, gökdelen dikmeye güç yetiremeyen, sadece şık kıyafetlerle sosyetik toplantılara katılan, medyada şımarık pozlar veren ve şarkılı-türkülü sosyal etkinliklere katılıp hava atarak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ne yazıymış arkadaş… Aslında bu yazı turnusol kağıdı gibi &#8220;kimlerin önceliğinin ne olduğunu&#8221; ortaya çıkarmak açısından da çok iyi oldu. Günümüzde fikir beyan eden her bireyin doğrularını destekleyip yanlışlarını eleştirme kuralından elbette Dilipak da muaf değil. Ama &#8220;yazı çok zamansız oldu, insanları ayrıştırıyor&#8221; gibi eleştirilere de asla itibar etmememiz gerek.<br></p>



<p>Yandaş (!) medyada ara ara &#8220;aslında CB&#8217;miz de durumdan rahatsız, İstanbul Sözleşmesi&#8217;nin incelenmesi talimatını verdi, yakında sonucu öğreniriz&#8221; gazı verilirken, bunun yerine dün aniden &#8220;AK Parti’nin papatyaları gibi yakıştırmalarla, yeşil sermaye gibi yaklaşımlarla (..) tüm AK Parti kadın kolları adına ve tüm kadınlar adına kınıyorum&#8221; açıklaması geldi. İşin ilginç yanı ise sayın CB&#8217;miz gibi Ak Parti&#8217;nin hiçbir yetkili kişi ve kurumundan şu ana kadar İstanbul Sözleşmesi&#8217;ni eleştiren tek bir cümle duymamamız. Aynen, 4 yıl önce mübarek Ramazan ayının ortasında yüzlerce nonoş Beyoğlu caddelerinde yürüyüş yaparken ve halk ilk defa gördüğü bu toplu gösteri için &#8220;neler oluyor?&#8221; tepkisi verirken, üst kadroların fikir beyan etmeye çekindikleri gibi..<br></p>



<p>Son dönemde bir leitmotif gibi kullanılan &#8220;ANAP&#8217;ın Papatya&#8217;ları&#8221;, arkalarında iktidar gücü olmasına rağmen o dönemin kısıtlı maddi imkanları sebebiyle öyle dizi dizi yatlara, katlara, gökdelen dikmeye güç yetiremeyen, sadece şık kıyafetlerle sosyetik toplantılara katılan, medyada şımarık pozlar veren ve şarkılı-türkülü sosyal etkinliklere katılıp hava atarak günlerini geçiren zavallı bir gruptu.<br>Bugün ise Türkiye&#8217;nin her yerindeki insanlar, kendi çevrelerinde daha 5-10 yıl öncesine kadar kıt-kanaat geçinen bazılarının (iktidarın veya hangi partiden olursa olsun belediyelerin imkanlarını payanda yaparak) normal kazanç yoluyla birikimi asla mümkün olmayacak onlarca, yüzlerce milyonluk maddiyata ulaştığını görüp hayret etmekte, kızmakta ve küsmekteler.</p>



<p><br>Tüm bu olaylar üst üste konunca, şüphe uyandıracak şekilde iki sonuç ortaya çıkmaktadır:</p>



<p><br>1- Hükümet nezdinde öncelik gençlik bunalımı, başıboş nesiller, aile faciaları, ahlak düşkünlüğü, eşcinsel eğilim vs. gibi manevi boyutlar değil; maddi refah, ekonomik kalkınma, yollar, tüneller, binalar ve hepsinin üstünde de partinin birlik bütünlüğüdür.</p>



<p><br>2- Sembolik özelliği sürekli abartılarak öne çıkarılan Ayasofya&#8217;nın camiye çevrilmesine dünya üzerinde Yunanistan ve papalık dışında dişe dokunur bir tepki verilmediği (zaten hiç tepki verilmese abes olurdu) göz önüne alınınca, bu tepkisizliğin İstanbul Sözleşmesi&#8217;ne dokunmama sözü karşılığında olma ihtimali.<br>Eğer böyle bir durum varsa, bazılarının çok iyi bildiği ve sıkça kullandığı &#8220;ehem-mühim&#8221; olayında tercih tamamen yanlış yönde kullanılmış demektir. Görünen o ki, büyük bölümü ülkenin gençlik, aile, ahlak ve maneviyat düzeyinin devamı için (hatta bazen kerhen) AkParti&#8217;ye oy veren insanlar, eğer bu seviye korunamayacaksa Ahmet yerine Mehmet&#8217;in iktidarda bulunmasını da artık fazla önemsemeyecektir. Umarım bazıları, insanımızda sıkça rastlanan &#8220;nevrin dönmesi&#8221; tabirinin sonucunu sadece mahalli seçimlerde geçerli sanıp yanılmazlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ayasofyaya-karsilik-istanbul-sozlesmesi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul Sözleşmesi Dinimizin Kökünü Mü Kazıyacak? -II</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-dinimizin-kokunu-mu-kaziyacak-ii/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-dinimizin-kokunu-mu-kaziyacak-ii/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2020 07:54:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15487</guid>

					<description><![CDATA[Bunun böyle olmadığını somut madde ve vakalar üzerinden önceki paylaşımda izah ettim. Ama bu sefer de genel perspektif üzerinden izah edeyim.Bunu iddia eden arkadaşlar her halde şöyle düşünüyorlar;‘’Avrupa ülkeleri Türkiye’nin dinini ve geleneklerini nasıl yok ederiz diye düşünüp taşındılar ve sonunda da bu sözleşmeyi yazarak zorla imzalattılar bize; kapağına da kadına yönelik şiddeti önleme sözleşmesi yazarak kandırdılar bizi…’’Yok kardeş, yok, bir kere bu sözleşmeye imza atmak mecburi değildi, istersen sen de imza atmayabilirdin, müzakereler için bir sürü ekonomik ve siyasi kriterleri şart koşan AB, bu sözleşmeyi şart koşmuş değildi çünkü, bu bir…İkincisi, bu sözleşmeyi imzalayan kırka yakın Avrupa konseyine üye ülke var. Türkiye bunlardan sadece biri. Ve bizimle birlikte Müslüman olan sadece üç ülke var; Türkiye, Bosna Hersek, Arnavutluk. Diğer tüm ülkeler Hristiyan..Ne yani, şimdi AB kendi ülkelerindeki gelenek ve dini inançları yok etmeye mi çalışıyor?Evet, bunları gerekçe göstererek şiddet uygulayan bir toplum varsa, tabi ki onlara da ‘’hayır, bu gerekçe ile şiddet uygulayamazsın, uygularsan ceza alırsın’’ demiş oluyor. Ama onlara da diyor bunu, sadece bize değil.Zaten bu nedenle koyu Hıristiyanların yaşadığı Polonya gibi ülkelerdeki bağnaz gruplar/partiler de sadece sözleşmeye değil AB’ye bile -aynı senin yaptığın gibi ithamlarda bulunarak- itiraz ediyorlar. Bak mesela Polonya Adalet Bakanı -aşırı sağcı, ırkçı, İslamofobik- &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bunun böyle olmadığını somut madde ve vakalar üzerinden önceki paylaşımda izah ettim. Ama bu sefer de genel perspektif üzerinden izah edeyim.<br><br>Bunu iddia eden arkadaşlar her halde şöyle düşünüyorlar;<br><br>‘’Avrupa ülkeleri Türkiye’nin dinini ve geleneklerini nasıl yok ederiz diye düşünüp taşındılar ve sonunda da bu sözleşmeyi yazarak zorla imzalattılar bize; kapağına da kadına yönelik şiddeti önleme sözleşmesi yazarak kandırdılar bizi…’’<br><br>Yok kardeş, yok, bir kere bu sözleşmeye imza atmak mecburi değildi, istersen sen de imza atmayabilirdin, müzakereler için bir sürü ekonomik ve siyasi kriterleri şart koşan AB, bu sözleşmeyi şart koşmuş değildi çünkü, bu bir…<br><br>İkincisi, bu sözleşmeyi imzalayan kırka yakın Avrupa konseyine üye ülke var. Türkiye bunlardan sadece biri. Ve bizimle birlikte Müslüman olan sadece üç ülke var; Türkiye, Bosna Hersek, Arnavutluk. Diğer tüm ülkeler Hristiyan.<br>.<br>Ne yani, şimdi AB kendi ülkelerindeki gelenek ve dini inançları yok etmeye mi çalışıyor?<br><br>Evet, bunları gerekçe göstererek şiddet uygulayan bir toplum varsa, tabi ki onlara da ‘’hayır, bu gerekçe ile şiddet uygulayamazsın, uygularsan ceza alırsın’’ demiş oluyor. Ama onlara da diyor bunu, sadece bize değil.<br><br>Zaten bu nedenle koyu Hıristiyanların yaşadığı Polonya gibi ülkelerdeki bağnaz gruplar/partiler de sadece sözleşmeye değil AB’ye bile -aynı senin yaptığın gibi ithamlarda bulunarak- itiraz ediyorlar. Bak mesela Polonya Adalet Bakanı -aşırı sağcı, ırkçı, İslamofobik- Ziobro AB için ne diyor;<br><br>“Bazı AB kurumları gerçeklikle bağlarını tamamen koparmış durumda. Polonya, Çekya ve Macaristan gibi mültecileri kabul etmemekte haklıdır. Biz egemenliğimizi, AB’nin bize dayattığı yabancı İslam kültürüne karşı koruyoruz.”<br><br>Yaa işte böyle. AB, Polonya, Çekya ve Macaristan gibi ülkelere İslam kültürünü dayatıyormuş.<br><br>Salzburg Üniversitesi’nden siyaset bilimci Farid Hafez Polonya’lı aşırı sağcılar için ne demişti;<br><br>“Irksal olarak saf, Müslümanlardan, Yahudilerden ve eşcinsellerden arınmış bir Polonya istiyorlar. Bu hareketlerin takipçilerine göre, Suriyeli göçmen akını George Soros’un bir komplosu. Soros da Avrupa’da şeriat kurallarını ve eşcinselliği hakim kılmak, Avrupa’yı İslamileştirmek için komünistlerle iş birliği halinde.”<br><br>Gördünüz mü? Bu aşırı sağcılara göre Soros’un iki amacı varmış; İslam şeriatını ve eşcinselliği Avrupa’da hakim kılmak. Nasıl, iyi değil mi?<br><br>Şimdi bizdeki itirazcılar bile bu cümleleri okuyunca -muhtemelen- ‘’bu ne ya, bu kadarı fazla, bu artık bir paranoya’’ demişlerdir<br><br>Evet, haklılar, ‘’…bu kadarı da fazla, bu artık bir paranoya.’’</p>



<p><br>Defalarca yazdım ama tekrar edeyim, Ak Parti bu süreci hiç iyi yönetemedi, daha doğrusu kötü yönetti. Çok rahatlıkla savunabileceği bir şeyi hiç savunamadı, belki de ilk zamanlar itibar etmedi bu tür itirazlara/söylentilere, çünkü realitesi yoktu. Ama artık olgular değil algılar döneminde yaşıyoruz. Bunu görmeli idiler. İşte şimdi sorun kapıya dayandı. Ve angajmanlar gelişti. Şimdi karar ne olursa olsun (fesih veya değil) bunun bir karşılığı (bedeli) olacak. Ne gerek vardı buna.<br><br>Eğer sözleşmeyi feshetmezse itirazcı gruptan kaybedecek. Ancak bu en fazla yüzde 1-2 olur. Kaldı ki bu da tartışılır. Çünkü itiraz eden bu kitle Ayasofyayı açan Erdoğan’dan kolay kopamaz.<br><br>Ama sözleşmeyi feshederse en az yüzde 5-8 kaybeder. Çünkü zaten oy almakta zorlandığı 30 yaş altı nüfustan artık -alması gerektiği oyu- önemli oranda kaybeder(ilaveten) Olan biteni anlatamaz çünkü. Daha doğrusu dinlemezler seni. Kadın şiddetini önemsemeyen, kadına ayrımcılık yapan, ikici sınıf sayan, feodal erkek egemen kültürü yeniden getirmeye çalışan bir parti damgasını yer. &#8221;Öyle değil vs…&#8221; Dinlemezler. Dinletemezsin. Çünkü onlar bizim gibi düşünmüyor, olaylara bizim gibi bakmıyorlar. Bunu anlayın artık (bkz: i-Nesli)<br><br>2000 öncesi Türkiye’yi bilmiyorlar ve ilgilenmiyorlar da. Anlattıklarımızı masal gibi bile dinlemiyorlar!<br>Dahası, artık İmam-Hatip ve İlahiyat gençliğini bile zapt edemezken, 80 milyonun tümünü cami cemaati gibi görmekten ne zaman vazgeçeceğiz?<br><br>Tabi -en az zararla çıkılacak- 3. Bir yol daha var;<br>Beyan mektubu vermek ve kamuoyunu aktif bir şekilde bilgilendirmek. Şunları anlatmak mesela;<br><br>Sözleşme bir çerçeve sunuyor. Uygulama detaylarına girmiyor. Bunun için asıl olan kanunlardır. Ve bu kanunları da biz yapıyoruz (TBMM). Eğer iddia edildiği gibi sözleşmenin gizli bir amacı var ise o gizli amaç kendiliğinden hayata geçmiyor/geçemez. Bunu bizim kanunlarla somut hale getirmemiz ve bizzat tatbik etmemiz gerekiyor.<br><br>Bu kanunları yapan, dilediği zaman değiştirebilen, dilediği zaman yürürlükten kaldıran, dilediği zaman yeni madde ilave eden bir başkası değil ki, biziz(TBMM).<br><br>O halde bu endişenin manası ne?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-dinimizin-kokunu-mu-kaziyacak-ii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul Sözleşmesi Zafer mi, Esaret mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-zafer-mi-esaret-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-zafer-mi-esaret-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2020 07:40:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15458</guid>

					<description><![CDATA[“Adalet sivil toplumu ayakta tutan temel politikadır.” Edmund Burke  İstanbul Sözleşmesi tartışmaları AK Parti tabanında ciddi bir şekilde tartışılmaya devam ediyor. Muhalefet ile AK Parti içerisinden çıkan DEVA ve Gelecek Partisi de bu konuda AK Parti ile aynı düşünüyor.&#160; AK Parti tabanında iki zıt görüş var. Bir kesim, sözleşmeyi eleştiriyor. Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesini ve sözleşmenin feshini, kadına yönelik şiddet başta olmak üzere bütün canlılara yönelik şiddeti önleme ve ortadan kaldırmayı hedef alan “yerli ve milli” bir yasal düzenleme yapılmasını istiyor. Sözleşmeyi savunan diğer kesim ise daha iyisi olana kadar bu sözleşmeye sahip çıkılması, kadına şiddet ve ailenin korunması önceliğini dillendirerek savunmasını yapıyor. Bu tartışmanın son nihai kararını verecek olan mecra tabiî ki Cumhurbaşkanlığı makamı olacaktır.&#160; Toplumsal sosyokültürel krizlerin, kaosların yaşandığı bir süreçten geçiyoruz. Bireysel ve kurumsal olarak hak, hukuk ile adalet çizgisini hesap ederek bir tartışma zemininin yapılması gerektiğini unutmayalım.&#160; Asıl problemimiz sözleşmenin varlığı ya da feshedilmesi değil. Bu sözleşme sonuç itibariyle ne zafer ne de esarettir. Ak Parti tabanında sivil toplum, yazar ve akademisyen çevreleri geneli İstanbul Sözleşmesinin revize edilmesi gerektiğine inanıyor. Bizim üzerinde tir tir titrediğimiz, model olarak dillere destan 500 yıllık Osmanlı medeniyet tasavvurumuzun bireysel, kurumsal ve toplumsal hayatımızdaki siyasi, ahlaki, ekonomik gerçeklik payının sorgulanması gerekiyor. Kadın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><br>“Adalet sivil toplumu ayakta tutan temel politikadır.” Edmund Burke </p>



<p>İstanbul Sözleşmesi tartışmaları AK Parti tabanında ciddi bir şekilde tartışılmaya devam ediyor. Muhalefet ile AK Parti içerisinden çıkan DEVA ve Gelecek Partisi de bu konuda AK Parti ile aynı düşünüyor.&nbsp;</p>



<p>AK Parti tabanında iki zıt görüş var. Bir kesim, sözleşmeyi eleştiriyor. Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesini ve sözleşmenin feshini, kadına yönelik şiddet başta olmak üzere bütün canlılara yönelik şiddeti önleme ve ortadan kaldırmayı hedef alan “yerli ve milli” bir yasal düzenleme yapılmasını istiyor.</p>



<p>Sözleşmeyi savunan diğer kesim ise daha iyisi olana kadar bu sözleşmeye sahip çıkılması, kadına şiddet ve ailenin korunması önceliğini dillendirerek savunmasını yapıyor.</p>



<p>Bu tartışmanın son nihai kararını verecek olan mecra tabiî ki Cumhurbaşkanlığı makamı olacaktır.&nbsp;</p>



<p>Toplumsal sosyokültürel krizlerin, kaosların yaşandığı bir süreçten geçiyoruz. Bireysel ve kurumsal olarak hak, hukuk ile adalet çizgisini hesap ederek bir tartışma zemininin yapılması gerektiğini unutmayalım.&nbsp;</p>



<p>Asıl problemimiz sözleşmenin varlığı ya da feshedilmesi değil. Bu sözleşme sonuç itibariyle ne zafer ne de esarettir.</p>



<p>Ak Parti tabanında sivil toplum, yazar ve akademisyen çevreleri geneli İstanbul Sözleşmesinin revize edilmesi gerektiğine inanıyor.</p>



<p>Bizim üzerinde tir tir titrediğimiz, model olarak dillere destan 500 yıllık Osmanlı medeniyet tasavvurumuzun bireysel, kurumsal ve toplumsal hayatımızdaki siyasi, ahlaki, ekonomik gerçeklik payının sorgulanması gerekiyor.</p>



<p>Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM), geçen hafta İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması yerine “rahatsızlık yaratan” maddelerde hukuki düzenleme yapılmasını önermişti.</p>



<p>KADEM’in ardından, muhafazakâr kadınların bir araya geldiği Aile ve Sosyal Araştırmalar Platformu da (ASAP), İstanbul Sözleşmesi’ne destek açıklaması yaptı.</p>



<p>AK Parti kurucularından, gazeteci Ayşe Böhürler, 1993 yılında muhafazakâr kadınlar tarafından kurulan Hazar Derneği’nin kurucusu ve başkanı Ayla Kerimoğlu ve Prof. Dr. Emel Topçu tarafından hazırlanan bildiride İstanbul Sözleşmesi için “Her metin gibi mükemmel değildir. Ancak daha iyisi olana kadar bu sözleşmeye sahip çıkılması gerekir” ifadelerine yer verildi.&nbsp;</p>



<p>Kurucular Kurulu’nda Ayla Kerimoğlu, Ayşe Bostancı, Ayşe Güney, Gülenay Pınarbaşı, Hatice Gökçe, Hatice Balin, Henim Demirhan, Sevinç Sanisoğlu, Serpil Balat, Vildan Bayraktar ve Yasemin Çoban’ın olduğu Aile ve Sosyal Araştırmalar Platformu’nun yayınladığı bildiri şöyle:</p>



<p>“Son günlerde İstanbul Sözleşmesi üzerinde gerçekleşen tartışmalar amacını hayli aşmış durumda. Sözleşme ne bütün kötülüklerin anasıdır ne de tek başına şiddet sorununu çözebilecek kabiliyettedir. Ancak kadınlara yönelik şiddetle mücadelede önemli bir adım, bir ‘dur’ çağrısıdır, bir kararlılık göstergesidir.</p>



<p>Her metin gibi mükemmel değildir. Ancak daha iyisi olana kadar bu sözleşmeye sahip çıkılması gerekir. Bugüne kadar öldürülmüş binlerce kadına bir vefa, şiddet gören kadınlara uluslararası hukuk açısından bir teminattır.”</p>



<p>ASAP, kadına yönelik şiddetin aileyi, çocuğu ve toplumu da olumsuz etkilediğini düşündüklerini açıkladı.&nbsp;</p>



<p>İstanbul Sözleşmesi’ni eleştiren ikinci bir metin de muhafazakâr hukukçu kadınlar tarafından kamuoyu ile paylaşıldı.</p>



<p>Hukukçu Kadınlar Derneği Başkanı ve İstanbul Sözleşmesi Çalışma Platformu Sözcüsü Figen Şaştım, İstanbul Sözleşmesi ile ilgili, “Sözleşmede özellikle bizleri rahatsız eden toplumsal cinsiyet eşitliği ve cinsel yönelim gibi kavramlar var. Toplumu cinsiyetsizleştirme, tamamen yepyeni bir cins ortaya koyma gayreti içerisindeler” dedi.&nbsp;</p>



<p>Sözleşme ile ilgili hazırladıkları raporu değerlendiren Şaştım, özetle şunları söyledi:&nbsp;</p>



<p>“Raporu 12 kişilik bir ekiple hazırladık. Biz bu toplumun temel dinamiklerinden olan milli ve manevi değerlerini önemsiyoruz. Raporda, bir ilahiyatçının görüşünü almaktan daha doğal bir şey olamaz. Çünkü sözleşmede toplumsal cinsiyet eşitliği kavramında, özellikle kadın ve erkek cinsini hedef alan bir yaklaşım var. İstanbul Sözleşmesi’nin hazırlamasında etkin bir grup olan feminist kesim, kadının anne rolünü iteliyor ve önemsemiyor. Bizim kendi toplumumuzda annelik rolü inkâr edilebilir mi?&nbsp;</p>



<p>Kadının ve erkeğin yaratılıştan bir takım biyolojik farklılıkları olduğunu biliyoruz. Bunu tıpçılar ya da bilim insanları kim olursa olsun reddedemez.</p>



<p>Ama İstanbul Sözleşmesi’nde özellikle bizleri rahatsız eden ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’ ve ‘cinsel yönelim’ gibi kavramlar var.</p>



<p>Toplumu bir cinsiyetsizleştirme ve tamamen yepyeni bir cins ortaya koyma gayreti içerisindeler. Sözleşmede en çok rahatsız olunan noktalardan birisi bu konu.</p>



<p>Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesini ve sözleşmenin feshini, kadına yönelik şiddet başta olmak üzere tüm canlılara yönelik şiddeti önleme ve ortadan kaldırmayı hedef alan yerli ve milli bir yasal düzenleme yapılmasını, başta hükümetimiz olmak üzere bütün yetkililere teklif ediyoruz.”</p>



<p>İstanbul Sözleşmesi muhafazakâr camiamızın kendi içinde ertelediği ve çok zor ittifak edeceği bir mesele haline geldi.</p>



<p>Maalesef kadına şiddet meselesi, cinsiyet eşitliği, kadının beyanı, nafaka, cinsel taciz, dağılan aileler, ensest, uyuşturucu, kumar ve alkol bağımlılığı Türkiye’nin çok gerçekçi olarak tartışamadığı her geçen gün büyüyen ciddi bir problemidir.</p>



<p>Konfüçyüs’ün&nbsp; güzel bir nasihatini paylaşmakta fayda görüyorum. “Araştırma yapıldığı zaman ancak bilgi artırılabilir; bilgi artırıldığında ancak istek samimi olabilir; istek samimi olduğunda ancak akıl ıslah edilebilir; akıl ıslah edildiğinde ancak özel yaşam iyileştirilebilir; özel yaşam iyileştirildiğinde ancak aile yapısı düzeltilebilir. Aile yapısı düzeltildiğinde ancak devlet düzen içinde yönetilebilir. Devlet düzen içinde yönetildiğinde ancak dünyada barış tesis edilebilir.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-zafer-mi-esaret-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul Sözleşmesi Kültürümüze ve Dinimize Mi Karışıyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-kulturumuze-ve-dinimize-mi-karisiyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-kulturumuze-ve-dinimize-mi-karisiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2020 07:37:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15451</guid>

					<description><![CDATA[Önce kültürümüzde var olan ve adına da ‘’töre/namus cinayeti’’ dediğimiz bir ‘’dinsel-töresel’’ uygulamayı şu akademik makaleden nakledeyim, ardından da sözleşmenin -o kıyamet koparılan- maddesini, bakalım kararınız ne olacak?‘’Namus cinayetlerine kurban gidenlerle alakalı zaman zaman dinsel motiflerin yer aldığı duyulmaktadır. Hanefi dışındaki Şafi, Maliki, Hanbeli mezhebine göre, kızı evlendirme yetkisi babaya veya en yakın erkek akrabaya aittir. Bu yetki olmadan yapılan evlilik batıldır. Bu evliliğe devam eden zina etmektedir. Bu durum, aileye sürülmüş bir lekedir ve bu lekenin giderilmesi gerekir. Bunun temizlenmesi için aile meclisi toplanmakta ve zina eden kızın öldürülmesine, böylece lekenin temizlemesine karar vermektedir. İnfazı ise en yakın kardeşe yaptırılarak bunun da bu tür bir davranış sergilemesinin önüne geçilmekte, bu kardeşin yaşadığı travma ise göz ardı edilmektedir. Bir taşla iki kuş vurulmuş olmaktadır. Ailede yer alan diğer kızlara da gözdağı verilmektedir. Ablasının öldürüldüğünü gören bir kızın bu tür bir davranış içinde bulunması neredeyse imkânsızlaşmaktadır.Şafi hukukuna göre, veli tarafından evlendirilmeyen kızın nikahı batıldır…’’(1)‘’Aile isteklerini kabul etmeyen, hatta kaçarak evlilik yolunu seçen kızların ölüm korkusu ile yaşadıkları bir gerçektir. Özellikle, aileyi hiçe sayarak sevdiğine kaçan bir kızın ailenin yakın üyeleri (abi, kardeş vs.) tarafından ortadan kaldırıldıkları bilinmektedir. Kararlar ya aile büyüğü tarafından alınmakta veya aile meclisinde alınmakta, infaz ise erkek kardeş, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Önce kültürümüzde var olan ve adına da ‘’töre/namus cinayeti’’ dediğimiz bir ‘’dinsel-töresel’’ uygulamayı şu akademik makaleden nakledeyim, ardından da sözleşmenin -o kıyamet koparılan- maddesini, bakalım kararınız ne olacak?<br><br>‘’Namus cinayetlerine kurban gidenlerle alakalı zaman zaman dinsel motiflerin yer aldığı duyulmaktadır. Hanefi dışındaki Şafi, Maliki, Hanbeli mezhebine göre, kızı evlendirme yetkisi babaya veya en yakın erkek akrabaya aittir. Bu yetki olmadan yapılan evlilik batıldır. Bu evliliğe devam eden zina etmektedir. Bu durum, aileye sürülmüş bir lekedir ve bu lekenin giderilmesi gerekir. Bunun temizlenmesi için aile meclisi toplanmakta ve zina eden kızın öldürülmesine, böylece lekenin temizlemesine karar vermektedir. İnfazı ise en yakın kardeşe yaptırılarak bunun da bu tür bir davranış sergilemesinin önüne geçilmekte, bu kardeşin yaşadığı travma ise göz ardı edilmektedir. Bir taşla iki kuş vurulmuş olmaktadır. Ailede yer alan diğer kızlara da gözdağı verilmektedir. Ablasının öldürüldüğünü gören bir kızın bu tür bir davranış içinde bulunması neredeyse imkânsızlaşmaktadır.<br>Şafi hukukuna göre, veli tarafından evlendirilmeyen kızın nikahı batıldır…’’(1)<br><br>‘’Aile isteklerini kabul etmeyen, hatta kaçarak evlilik yolunu seçen kızların ölüm korkusu ile yaşadıkları bir gerçektir. Özellikle, aileyi hiçe sayarak sevdiğine kaçan bir kızın ailenin yakın üyeleri (abi, kardeş vs.) tarafından ortadan kaldırıldıkları bilinmektedir. Kararlar ya aile büyüğü tarafından alınmakta veya aile meclisinde alınmakta, infaz ise erkek kardeş, abi, amcaoğlu, dayıoğlu, vb. tarafından yerine getirilmektedir. Bazen, ergen tarafından işlenen cinayet, ergen olamayan üzerine atılmakta veya onun üstlenmesi sağlanarak gerçek cinayeti işleyen korunmaktadır.’’(2)<br><br>Demek ki neymiş?<br>Babasının istediği bir erkekle değil de kendi istediği/sevdiği bir erkekle evlenen kızın nikahı batılmış. Doğu-Güneydoğuda yaygın olan Şafii mezhebi böyle diyormuş (bu DİN?). Tabi bu nikah batıl olunca -böyle kabul edilince- kadın evli kaldığı müddetçe zina işlemiş oluyor. Bu durum ise aileye sürülmüş bir leke! Kirlenen namus temizlenmeli (bu da TÖRE).<br><br>İşte alın size namus cinayeti dediğimiz cinayetlerin ‘’din+töre’’ cinayeti şeklindeki<br>paketlenmiş hali; bir başka ifade ile söylersek ‘’sözde namus’’ cinayeti. Sözde, çünkü kirlenen bir namus yok.<br>Nasıl? İrrite oldunuz mu bu ‘’sözde namus’’ ifadesinden. Ben olmadım. Çünkü hem böyle bir namus tanımı olamaz (zina olmayan bir şeye zina denilemez) hem de zina yapılmış olsa bile zaniye kadın öldürülemez, din böyle bir şeyi emretmez çünkü (Kur’an ahkamının tatbik edildiği bir yer olsa ve eğer 4 şahidiniz varsa kamu otoritesi/mahkeme kararı ile 100 celde vurulur). Yani sözde değil özde de olsa namus temizleme cinayeti diye bir şey olamaz.<br><br>Şimdi gelelim İstanbul Sözleşmesinin o meşhur 42. Maddesine;<br><br>‘’1- Taraflar bu Sözleşme kapsamında kalan şiddet eylemlerinin gerçekleştirilmesinden sonra başlatılan ceza davalarında kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus”un gerekçe olarak öne sürülmesinin önlenmesini temin etmek üzere, gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.’’(md 42/1)<br><br>2- Taraflar, herhangi bir şahsın bir çocuğu 1. fıkradaki eylemleri gerçekleştirmeye kışkırtmasının, yapılan eylemlerle ilgili olarak söz konusu şahsın cezai sorumluluğunu ortadan kaldırmasının önlenmesini temin etmek üzere, gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.&#8221;(md 42/2)<br><br>İşte buyurun. Ne diyor? ‘’Şiddet eylemlerinden sonra açılan ceza davalarında kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus” gerekçe olarak öne sürülemez’’ diyor.<br><br>Yani sevdiği erkekle evlendiği için &#8220;namusu kirlendi&#8221; diyerek öldürdüğün kız nedeniyle ceza alacaksın, sakın ha ‘’vay ben namusumu temizlemiştim, bunu dinim, törem emretti falan…’’ deme, kabul edilmeyecek böyle bir gerekçe, haberin olsun…<br><br>Ayrıca şunu da bil ki, ben sizin ceza indirimi almak için bu cinayeti henüz reşid olmayan küçük kardeşe yani bir çocuğa işlettiğinizi de biliyorum, bilin ki bunu yaparak da cezadan kurtulamayacaksınız, çünkü sizin azmettirdiğinizi biliyoruz (mad 42/2).<br><br>Nasıl? Sözleşme töremize ve dinimize karışıyor muymuş?<br>Valla benim töreme ve benim dinime karışmıyor. Çünkü ben ne böyle bir töreye törem derim ne de böyle bir dine dinim. Ama anlaşılan bazılarının töresine ve dinine karışıyor ki o kadar feveran ediyorlar!<br><br>Ey &#8220;İstanbul sözleşmesi kültürümüzün ve dinimizin kökünü kazıyacak, namusumuza uzanacak…&#8221; diyenler!<br><br>İşte -sözde- namus, töre ve din, işte İS, ikisi de yan yana, hadi buyurun ve siz söyleyin, hangisi doğru, hangisi yanlış?<br>.<br>İstediği adamla evlendiği için &#8220;nikahı batıldır&#8221; diyen -uydurulmuş- dininiz mi, &#8220;namusumuz kirlendi&#8221; diyerek öldüren sözde namus anlayışınız ve töreniz mi yoksa &#8220;hayır kardeşim, hayır, böyle bir gerekçeyle kimseyi öldüremezsin, öldürürsen ceza alırsın&#8221; diyen İstanbul Sözleşmesi mi?<br><br>El insaf, el insaf…<br><br>1-Recep Çiğdem, Namus Cinayetlerinin Türk ve İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi, ERÜHFD, C. XII, S. 2, (2017), s.91<br>2-Çiğdem, age, s.90-91</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-kulturumuze-ve-dinimize-mi-karisiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bozulan Ezberler ve Şeytanına Biat Edenler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bozulan-ezberler-ve-seytanina-biat-edenler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bozulan-ezberler-ve-seytanina-biat-edenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2020 07:55:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15425</guid>

					<description><![CDATA[Nasıl, 28 Şubat süresinde ‘’bunlar babalarının/kocalarının baskısı ile örtünüyorlar’’ dediğiniz kadınlar, hiç de öyle sizin dediğiniz gibi başkasının baskısı ile örtünecek kadınlar değilmiş, değil mi?Nasıl, ‘’Bunlar hükümetin paravan STK’ları&#8221; dediğiniz kadın STK’ları hiç de öyle paravan falan değilmiş değil mi?Verdikleri mücadeleyi siz bile hayranlıkla izliyorsunuz.Evet, İstanbul Sözleşmesi bağlamındaki tartışmalar birçok açıdan öğretici olduğu gibi ezberleri de bozuyor.Kamuoyu bu tartışmalara yeni tanık oluyor ise de aslında bu tartışmalar STK’lar bünyesinde yıllardır yapılıyor. Ama son iki yıldır büyük bir ivme kazandı. Birçok toplantı, konferans, çalıştay, sempozyum, kongre vb faaliyet yapıldı. Bunların bir bölümüne ben de katıldım. Ama bu tartışmalar hükümetin gündemine gelince kamuoyuna da yansımış oldu. Ondan sonrasını zaten hepimiz birlikte izledik/izliyoruz.Bu süreç bilindik bir çok ezberi bozdu/bozuyor. Bunlardan biri de ‘’İtaat kültürüne alışık olan dindar camia desteklediği parti/liderin her dediğine evet der.’’ şeklindeki ezberdi. Görüldü ki hiç de öyle değilmiş; Gereğinde en güçlü itirazlar da bu camiadan geliyormuş.Bir başka ezber de Erdoğan ile ilgili; ‘’Erdoğan bir açıklama yapar ve herkes o yöne doğru yönelirdi.’’ Değil mi? Ama öyle olmadı. Erdoğan, ‘’İstanbul Sözleşmesi nas değil ya, gerekirse değişir’’ dedi ama başta kadınlar olmak üzere camianın bir bölümü ‘’tamam öyle olsun demedi.’’ Evet tabi ki öyle olacak, olsun’’ diyen de oldu ‘’Hayır, öyle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><br>Nasıl, 28 Şubat süresinde ‘’bunlar babalarının/kocalarının baskısı ile örtünüyorlar’’ dediğiniz kadınlar, hiç de öyle sizin dediğiniz gibi başkasının baskısı ile örtünecek kadınlar değilmiş, değil mi?<br><br>Nasıl, ‘’Bunlar hükümetin paravan STK’ları&#8221; dediğiniz kadın STK’ları hiç de öyle paravan falan değilmiş değil mi?<br><br>Verdikleri mücadeleyi siz bile hayranlıkla izliyorsunuz.<br><br>Evet, İstanbul Sözleşmesi bağlamındaki tartışmalar birçok açıdan öğretici olduğu gibi ezberleri de bozuyor.<br><br>Kamuoyu bu tartışmalara yeni tanık oluyor ise de aslında bu tartışmalar STK’lar bünyesinde yıllardır yapılıyor. Ama son iki yıldır büyük bir ivme kazandı. Birçok toplantı, konferans, çalıştay, sempozyum, kongre vb faaliyet yapıldı. Bunların bir bölümüne ben de katıldım. Ama bu tartışmalar hükümetin gündemine gelince kamuoyuna da yansımış oldu. Ondan sonrasını zaten hepimiz birlikte izledik/izliyoruz.<br><br>Bu süreç bilindik bir çok ezberi bozdu/bozuyor. Bunlardan biri de ‘’İtaat kültürüne alışık olan dindar camia desteklediği parti/liderin her dediğine evet der.’’ şeklindeki ezberdi. Görüldü ki hiç de öyle değilmiş; Gereğinde en güçlü itirazlar da bu camiadan geliyormuş.<br><br>Bir başka ezber de Erdoğan ile ilgili; ‘’Erdoğan bir açıklama yapar ve herkes o yöne doğru yönelirdi.’’ Değil mi? Ama öyle olmadı. Erdoğan, ‘’İstanbul Sözleşmesi nas değil ya, gerekirse değişir’’ dedi ama başta kadınlar olmak üzere camianın bir bölümü ‘’tamam öyle olsun demedi.’’ Evet tabi ki öyle olacak, olsun’’ diyen de oldu ‘’Hayır, öyle olmasın’’ diyen de…<br><br>Hatta Erdoğan’ın kızının içinde bulunduğu KADEM farklı, oğlunun içinde bulunduğu TÜGVA farklı bir pozisyon aldı. İşin ilginç tarafı –siyaseten zarar gördüğü halde- Erdoğan da sonucu belirleyecek tarzda net bir müdahalede bulunmadı. İşin tartışılmasını, araştırılmasını istedi. Milletvekillerine talimat verdi, komisyon kuruldu ve konu inceleniyor.</p>



<p>Tabi bu arada STK’lar da harıl harıl çalışıyor. Yapılan toplantıların haddi hesabı yok. Raporlar hazırlanıyor. Basın açıklamaları yapılıyor, röportajlar veriliyor vs… Müthiş bir faaleyet var. Adeta aktiviteler yarışıyor.<br><br>Tabi zaman zaman bu tartışmaların sertleştiği ve hatta bazı isimler tarafından seviyesinin düşürüldüğü görülse de –ki maalesef bu yaygın bir sorunumuzdur- her halükarda yapılan bu aktif tartışmalar devam ediyor. İktidar da bu süreci gözlemliyor. Yani alınacak karar ne olursa olsun, parti, taban ve STK’lar bünyesinde oldukça demokratik bir süreç işletiliyor.<br><br>Ama sürecin ezber bozan yönleri daha baskın ve dikkat çekici. Özellikle kadın STK’ları tarafından yapılan itirazlar ezber bozuyor. Kuşkusuz bu açıklamalara –benim de içinde bulunduğum- bazı erkekler de destek veriyor. Ama asıl bayraktarlığı kadınların yaptığı açık.<br><br>Ayrıca bu itirazlarda yapılan sadece kuru bir itiraz (istemezük tavrı) değil, yol gösterici öneriler de var. Yani tabir caizse olması gerektiği gibi bir muhalefet yapılıyor.</p>



<p>Peki bu kadınlar için ‘’babaları/kocalarının baskısı ile örtündüler’’ diyen ve oluşturdukları STK’lar için de ‘’paravan STK’lar’’ yaftasını vuranlar ne yapıyorlar?<br>Hayranlıkla izliyorlar.<br><br>Ama aynı dönem içinde başka şeyler de oldu/oluyor. Hükümete yakın bilinen bu STK’lar hem İstanbul Sözleşmesi hem de başka konularda hükümete itirazlarını yükseltirlerken (aslında bu tür itirazlar çok oluyor da kamuoyu bunları görmüyor; İS ile ilgili tartışmalar kamuoyuna yansıdığı için fark edildi yoksa buna benzer hadiseler çok oldu), örneğin erken yaştaki evlilik konusunda geçmişteki mağduriyetleri gidermek için bir düzenleme yapılacaksa ‘’bu asla erken yaş evliliklerinin önünü açmamalı’’ diye ciddi itirazlar yöneltirken ve bu itirazlar iktidarı adeta bunaltmış iken,<br><br>Sol/seküler/laik/feminist kadın dernekleri, PKK’nın dağa kaçırdığı 13-14 yaşındaki binlerce kız için gıkını bile çıkar(a)mıyor.<br><br>Hani nerede sizin kadın hakları savunuculuğunuz?<br><br>Özellikle ‘’kadın hakları, kadın hakları’’ diye bağıran HDP’li kadınlar? HDP?<br>Hani neredesiniz? Dilinizi mi yuttunuz?<br><br>Demek ki asıl biat eden sizsiniz, tabi ki şeytanınıza!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bozulan-ezberler-ve-seytanina-biat-edenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahlak Bu Üslupla Mı Gelecek?: -Çarpıtma, Tahrif ve Hakaretlerle Mi?-</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ahlak-bu-uslupla-mi-gelecek-carpitma-tahrif-ve-hakaretlerle-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ahlak-bu-uslupla-mi-gelecek-carpitma-tahrif-ve-hakaretlerle-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2020 06:21:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15434</guid>

					<description><![CDATA[Ebubekir Sofuoğlu (ES), ‘’İstanbul Sözleşmesi yüzünden kan dökülüyor’’, ‘’Bu metin daha çok kan dökecek’’ diyen bir twit atıyor. Ayşe Böhürler de ’’Hocam ne demek bu! Siz üniversitede sosyoloji hocasısınız… Bunlar nasıl ifadeler, siz akademisyen olarak ilgiye, fikir ayrılığına böyle mi bakıyorsunuz? Makul olanı, konuşarak bir yere gelmeyi teşvik etmek yerine neden böyle yazıyorsunuz.’’ şeklinde gayet yerinde bir ikazda bulnuyor.Oda TV de Sofuoğlu’nun bu sözlerini -Böhürler’in cevabını da alıntılayarak- naklediyor. Yani olayı haberleştiriyor. Hakaret yok, itham yok, olanı naklediyor sadece.Ama Sofuoğlu bu haberi de ‘’Sürüye çakallar dalmış’’ diye naklediyor.Kim sürü kim çakal?Oda TV mi? Böhürler mi?İnanılır gibi değil ama vakıa bu!Şimdi ben Sofuoğlu ile aynı mahalledenim, Oda TV karşı mahalleden diye taraf mı tutacağım?Hayır, bilakis asıl buna ben itiraz edeceğim(5/8).Böyle bir üslup/yaklaşım değil bir akademisyenden kimden gelirse gelsin eleştirilir ama bir akademisyenden gelmesi izah edilebilir bir durum değil.Aylardır İS’yi ahlaksızlığı teşvik etmekle itham eden ve ahlak söylemini tekellerine alan bu zihniyet içinde ‘’fahişe, ahmak, manyak, kan, çakallar…’’ kelimeleri bulunan ifadelerle had bildiriyor!Hem de Firavun’a bile ‘’yumuşak söz söyle/güzel konuş’’(20/44) diyen bir Kitabın müntesipleri olarak.Ve de habire dinden ve ahlaktan bahsederek.Ahlak bu üslupla mı gelecek bize?Din böyle bir üslubu/yaklaşımı mı öngörüyor?Gençlerin neden ‘’eğer din bu ise biz yokuz bu işte’’ dediklerini anlayamadınız &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><br>Ebubekir Sofuoğlu (ES), ‘’İstanbul Sözleşmesi yüzünden kan dökülüyor’’, ‘’Bu metin daha çok kan dökecek’’ diyen bir twit atıyor. Ayşe Böhürler de ’’Hocam ne demek bu! Siz üniversitede sosyoloji hocasısınız… Bunlar nasıl ifadeler, siz akademisyen olarak ilgiye, fikir ayrılığına böyle mi bakıyorsunuz? Makul olanı, konuşarak bir yere gelmeyi teşvik etmek yerine neden böyle yazıyorsunuz.’’ şeklinde gayet yerinde bir ikazda bulnuyor.<br><br>Oda TV de Sofuoğlu’nun bu sözlerini -Böhürler’in cevabını da alıntılayarak- naklediyor. Yani olayı haberleştiriyor. Hakaret yok, itham yok, olanı naklediyor sadece.<br>Ama Sofuoğlu bu haberi de ‘’Sürüye çakallar dalmış’’ diye naklediyor.<br>Kim sürü kim çakal?<br>Oda TV mi? Böhürler mi?<br>İnanılır gibi değil ama vakıa bu!<br><br>Şimdi ben Sofuoğlu ile aynı mahalledenim, Oda TV karşı mahalleden diye taraf mı tutacağım?<br>Hayır, bilakis asıl buna ben itiraz edeceğim(5/8).<br><br>Böyle bir üslup/yaklaşım değil bir akademisyenden kimden gelirse gelsin eleştirilir ama bir akademisyenden gelmesi izah edilebilir bir durum değil.<br><br>Aylardır İS’yi ahlaksızlığı teşvik etmekle itham eden ve ahlak söylemini tekellerine alan bu zihniyet içinde ‘’fahişe, ahmak, manyak, kan, çakallar…’’ kelimeleri bulunan ifadelerle had bildiriyor!<br><br>Hem de Firavun’a bile ‘’yumuşak söz söyle/güzel konuş’’(20/44) diyen bir Kitabın müntesipleri olarak.<br>Ve de habire dinden ve ahlaktan bahsederek.<br><br>Ahlak bu üslupla mı gelecek bize?<br>Din böyle bir üslubu/yaklaşımı mı öngörüyor?<br><br>Gençlerin neden ‘’eğer din bu ise biz yokuz bu işte’’ dediklerini anlayamadınız mı hala?<br><br>Aslında bu üslup/yaklaşım, bazı çevrelerin İstanbul Sözleşmesi(İS)’ne neden bu kadar sahip çıktıklarını da izah ediyor; o kadar korkutucu/ürkütücü bir üslup ki bu ‘’aman, aman, bari İstanbul Sözleşmesini kaybetmeyelim, sonra onu da bulamayız’’ refleksine neden oluyor.<br><br>Sofuoğlu, ‘’Çakallar doluşmuş sürüye’’ dedikten sonra ‘’Bilimsel verilerle İS’ye demokratik itirazımı yapıyorum. Olay bu kadar yalındır. Çok kan akacak derken de inşallah yanılırım ama şimdiye kadar akan kadın kanlarının devam edeceği kaygısını çekiyorum’’ demiş.<br><br>Bir akademisyen olarak bunu ancak bu şekilde mi ifade edebilmiş?<br>Ayrıca -benim göremediğim bir yazısı varsa bilemem ama- ben ES’nin İS konusunda yaptığı herhangi bir bilimsel izahına rastlamış değilim. Söylemleri bir akademisyenden daha çok bir holigana benziyor. Nitekim bu ifadeleri de bunu teyit ediyor.<br><br>Akan kanların artarak devam edeceğini hangi bilimsel veriye dayanarak söylüyorsun? İS öncesi ve sonrası kadın cinayetlerini mi kıyasladın? Sayıların azalmadığını ve arttığını mı tespit ettin? Öyle değil ama diyelim ki sen öyle buldun, o halde bu artışın İS’ye bağlı olarak geliştiğini nasıl ispatladın? Değişkenler arasında korelasyon/bağıntı analizleri mi yaptın?<br><br>Mesela biri çıksa ve ‘’Korona Ak Parti yüzünden oldu çünkü Ak Parti öncesinde böyle bir şey yoktu’’ dese (ki diyen olmuş galiba) nasıl bir cevap verirdin?<br>Adam haklı değil mi? ‘’Ak Parti öncesinde Korona diye bir şey yoktu, vaka sayısı sıfırdı ama şimdi her gün binlerce vaka çıkıyor, bunun sebebi Ak Parti/Erdoğan.’’<br>İşte sana bilimsel analiz!!!<br><br>Daha önce de yazdım, tekrar edeyim;<br>İstanbul Sözleşmesi kadın cinayetlerini azaltmıştır. Ben o derneğin, bu derneğin rakamlarını değil, bakanın ve Polis Akademisinin verilerini naklediyorum;<br><br>Polis Akademisi verilerine göre bir yılda öldürülen kadın sayısı 2015 yılında bir milyonda 5 iken, bu sayı 2016-2018 döneminde ortalama 3,8’e gerilemiş (1).<br><br>Yani İstanbul Sözleşmesinin yürürlükte olduğu dönemde kadın cinayetlerinde artma değil gerileme yaşanıyor. Ama sözleşme öncesi döneme göre bu gerileme çok daha bariz. Şöyle ki;<br><br>Dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in TBMM’de açıkladığı kadın cinayetleri konusundaki verilere göre 2009’un ilk 7 ayında 953 kadın öldürülmüş (2). Yedi aylık bu veri 12 aya teşmil edilince bu sayı yaklaşık 1633 kadına tekabül ediyor. 2009’daki nüfusumuz 72,5 milyon olduğuna göre demek ki 2009 yılında öldürülen kadın sayısı bir milyonda 22,5 imiş.<br><br>Bu durumda 2009’da 22,5 olan bu sayı 2016-2018 döneminde 3,8’e gerilemiş demektir.<br>O halde nasıl artma oluyor bu?<br><br>Demek ki İS binlerce kadını ölümden kurtarmış. Yapılması gereken &#8221;Neden bunu sıfıra indiremedik?&#8221; diye sormaktır. Ama siz bunu sormuyor ve rakamları da kullanmıyorsunuz. Kullandığınız zaman da tahrif ederek kullanıyorsunuz.<br>Güya desteklediğiniz iktidarın, bakanının, polis akademisinin verilerini değil, sosyal medyada dolaşan uydurma rakamları kullanıyorsunuz.</p>



<p>Bu ülkeye ahlakı böyle mi getireceksiniz? Böyle mi örnek olacaksınız insanlars/gençlere?<br>Neden ahlak deyince sadece cinsel ahlak geliyor aklınıza?<br>Hoş onu da doğru anlamıyorsunuz ya, çünkü hep kızlar/kadınlar üzerinden bir tanımlama yapıyorsunuz;<br><br>Kızlar pantolon giyerse şöyle olur, kızlar başını örterse/açarsa şöyle olur, kızlar makyaj yaparsa böyle olur vs…<br>Ya Hu bu din, bu ahlak, sadece kızlar/kadınlar için mi?<br>‘’Erkeklere kanun yok’’ mu bu dinde?<br><br>Aslında İstanbul Sözleşmesinin mücadele ettiği ama sizin bir türlü anlayamadığınız toplumsal cinsiyet tam da bu işte;<br>Ahlakı da namusu da kadın üzerinden tanımlamak ve toplumsal rolleri ona göre atamak.<br>Mesela erkek zina yaparsa ‘’elinin kiri’’ ama kadın yaparsa ‘’namussuz/fahişe’’ oluyor.<br>Niye ikisi de namussuz olmuyor da sadece kadın oluyor?<br><br>İşte bu anlayışa zemin hazırlayan sizin bu cinsiyetçi bakışınızdır; yani sizin tarafınızdan belirlen toplumsal cinsiyet normlarınızdır.<br>Oysa Kuran zina fiilinde erkeğe de kadına da aynı cezayı öngörüyor mu? Bir ayırım mı yapıyor? Hayır. Ama siz yapıyorsunuz (sorsak yapmıyoruz dersiniz ama vakıa ortada işte).<br><br>Siz kanaat önderi, hoca, akademisyen olarak söylemlerinizle buna zemin hazırlarsanız, cinsiyete dayalı rolleri böyle dağıtırsanız, birileri de çıkar ve ‘’kirlenen namusumu temizledim’’ der, kan dökerek.<br>Siz de timsah gözyaşlarınızı dökmeye devam edersiniz!<br><br>Tabi bir de bize laf atarsınız ama itirafınızla tespitimizi teyit etmiş olursunuz, ekteki twit görselinde olduğu gibi.<br><br>1-Taştan C, Yıldız AK. Dünyada Ve Türkiye’de Kadın Cinayetleri, Polis Akademisi Yayınları;<br>https://www.pa.edu.tr/Upload/editor/files/Kadin_Cinayetleri_Rapor.pdf?fbclid=IwAR2oUrkrnqBpleI4Ej_xgctyH_M2NNQDE2okZ2bjiPFv2WBkOukRUnk7Vo0<br>2-https://www.milliyet.com.tr/gundem/7-ayda-953-kadin-olduruldu-1159501</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="748" height="960" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-11-at-14.16.30.jpeg" alt="" class="wp-image-15437" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-11-at-14.16.30.jpeg 748w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-11-at-14.16.30-234x300.jpeg 234w" sizes="(max-width: 748px) 100vw, 748px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="576" height="1024" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-11-at-14.16.43-1-576x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-15438" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-11-at-14.16.43-1-576x1024.jpeg 576w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-11-at-14.16.43-1-169x300.jpeg 169w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-11-at-14.16.43-1.jpeg 750w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="576" height="1024" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-11-at-14.16.43-576x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-15439" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-11-at-14.16.43-576x1024.jpeg 576w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-11-at-14.16.43-169x300.jpeg 169w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/WhatsApp-Image-2020-08-11-at-14.16.43.jpeg 750w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ahlak-bu-uslupla-mi-gelecek-carpitma-tahrif-ve-hakaretlerle-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul Sözleşmesini Okudum -3-</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesini-okudum-3/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesini-okudum-3/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Feyzullah Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2020 08:32:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15413</guid>

					<description><![CDATA[Yazı serimizin üçüncü ve son yazısına başlarken aslında İstanbul Sözleşmesi ve ilgili mevzuatla ilgili yazılabilecek daha nice analizler olduğunu belirtmekte fayda var. Ancak köşeme taşıdığım üç analiz yazımın sözleşmeye neden karşı olduğumu anlatmaya yetecek mahiyette olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar son zamanlarda sözleşme üzerindeki tartışmalar bir takım çevrelerce siyasi hesaplaşmaya dönüştürülmeye çalışılıyor olsa da uzun süre tabu haline getirilip eleştirilemeyen sözleşmenin bugün özgürce eleştirilebilir olması olumlu bir gelişmedir. Sözleşmeye itiraz noktalarımızı yazmaya devam edelim. Sözleşmede Şiddet Kavramının Sınırı Yok! &#160;Sözleşmenin 3. maddesi tanımlamalar bölümüdür. Burada şiddetin dört tür olarak tanımlandığını görüyoruz. Bu şiddet türleri fiziksel, cinsel, psikolojik, ve ekonomik olarak ifade edilmiştir. Sözleşme tanımladığı dört şiddet türünün hepsini de aynı gözle görmektedir. Yani aralarında herhangi bir ayrıma gitmeyip kadına yönelik fiziksel şiddeti de psikolojik şiddeti de aynı şiddet olarak görür ve dolaylı olarak ikisine de aynı cezanın öngörülmesini istemiş oluyor aslında. &#160;Peki, “sözleşme dört tane olarak saydığı bu şiddet türlerinin açık ve sınırları net olarak çizilmiş tanımlarını yapmış mı?” Diye sorduğumuzda karşımıza sözleşmenin hiçbir yerinde böyle bir tanım yapılmadığı gerçeği çıkıyor. Bu gerçeğe İstanbul Sözleşmesi’ne dayanarak çıkartılan 6284 nolu Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’daki “koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz(…) &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yazı serimizin üçüncü ve son yazısına başlarken aslında İstanbul Sözleşmesi ve ilgili mevzuatla ilgili yazılabilecek daha nice analizler olduğunu belirtmekte fayda var. Ancak köşeme taşıdığım üç analiz yazımın sözleşmeye neden karşı olduğumu anlatmaya yetecek mahiyette olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar son zamanlarda sözleşme üzerindeki tartışmalar bir takım çevrelerce siyasi hesaplaşmaya dönüştürülmeye çalışılıyor olsa da uzun süre tabu haline getirilip eleştirilemeyen sözleşmenin bugün özgürce eleştirilebilir olması olumlu bir gelişmedir. Sözleşmeye itiraz noktalarımızı yazmaya devam edelim.</p>



<p><strong>Sözleşmede Şiddet Kavramının Sınırı Yok!</strong></p>



<p>&nbsp;Sözleşmenin 3. maddesi tanımlamalar bölümüdür. Burada şiddetin dört tür olarak tanımlandığını görüyoruz. Bu şiddet türleri fiziksel, cinsel, psikolojik, ve ekonomik olarak ifade edilmiştir. Sözleşme tanımladığı dört şiddet türünün hepsini de aynı gözle görmektedir. Yani aralarında herhangi bir ayrıma gitmeyip kadına yönelik fiziksel şiddeti de psikolojik şiddeti de aynı şiddet olarak görür ve dolaylı olarak ikisine de aynı cezanın öngörülmesini istemiş oluyor aslında.</p>



<p>&nbsp;Peki, “sözleşme dört tane olarak saydığı bu şiddet türlerinin açık ve sınırları net olarak çizilmiş tanımlarını yapmış mı?” Diye sorduğumuzda karşımıza sözleşmenin hiçbir yerinde böyle bir tanım yapılmadığı gerçeği çıkıyor. Bu gerçeğe İstanbul Sözleşmesi’ne dayanarak çıkartılan 6284 nolu Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’daki “koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz(…) (Madde 8/3)” gerçeğini de eklersek ortaya, tanımı ve sınırları yapılmamış dört şiddet türünde de beyanın esas olmasının yeterli olması faciası çıkıyor. Bu fecaat, yıllardır nice ailenin dağılmasına nice erkeğin haksız şekilde evinden uzaklaştırılmasına nice erkeğe iftira atılmasına sebep oldu.</p>



<p>&nbsp;Sözleşmeyi hazırlayanlara ve can siperane savunanlara bir kaç soru soralım. Psikolojik şiddet nedir; sınırları nerede başlayıp nerede biter? Ekonomik şiddet nedir, sınırları nerede başlayıp nerede biter? Cinsel şiddet nedir, sınırları nerede başlayıp nerede biter? Bu sorular “beyanın esaslığı” ile birlikte okununca ortaya çıkan tablo ürkütücü. Adalet Bakanlığı Adli Sicil İstatistik Genel Müdürlüğü&#8217;nden elde edilen resmi rakamlara göre son 5 yılda 1 milyon 973 bin erkek evden uzaklaştırma tedbir kararına maruz kaldı. Buna göre; 2015 yılında 270 bin 218, 2016&#8217;da 320 bin 280, 2017&#8217;de 413 bin 790, 2018&#8217;de 521 bin 434, 2019&#8217;da 447 bin 893 kişi için önleyici tedbir ve evden uzaklaştırma cezası verildi. Hızla artan boşanma sayılarını saymıyorum bile.</p>



<p>&nbsp;Tanımlanan şiddet türlerinden “beyanın esaslığı” sadece fiziksel şiddet için söz konusu olabilir. Zira bir şiddet varsa bunun gözle ya da belli bir muayane sistemiyle ortaya çıkarılması mümkündür. Bu haliyle beyanın esaslığı sadece fiziksel şiddet için savunulabilir. Ancak fiziksel şiddetin kimin uyguladığı konusunda “beyanın esas” tutulması şiddetin kimin uyguladığı konusunda iftiralara kapı açmaktadır. Bu noktayı da vurgulamakta fayda var.</p>



<p>&nbsp;Fiziksel şiddet dışındaki diğer tüm şiddet türlerinde “beyanın esas” tutulması iftiralara, keyfiliğe, şantaja tam anlamıyla ortam hazırlamaktadır. Üstelik fiziksel şiddet ile aynı yaptırımların öngörülmesi hakkaniyete de sığmamaktadır. Geçtiğimiz günlerde bir üniversitemizde hoca olan akademisyenimizin açıklamaları herkesi şok etmiştir. Hocamız, dersinden kalan bir kız öğrencisinin kendisini dersten geçirmezse cinsel ve psikolojik şiddet uyguladığı şikâyetiyle suç duyurusunda bulunacağını söyleyerek tehdit ettiğini açıkladı. Hocamız mecburen o öğrenciyi dersten geçirmek zorunda kaldığını ifade etti. Kanun kadınlara o kadar geniş ve sınırsız bir hak tanıyor ki kötü niyetli bir kadın bunu rahatlıkla lehinde kullanabilmektedir. Buna benzer daha nice olay var.</p>



<p>&nbsp;Sözleşme savunucuları böyle güçlü delillere karşı ancak “hiçbir kadın şiddet görmediği halde şiddet görüyorum demez!” diyerek komik bir sloganla savunmaya çalışıyorlar kendilerini. İdeolojik saplantılar insanı işte böyle komik duruma düşürüyor. “Hiçbir erkek kadına şiddet uygulamaz” sloganı ne kadar doğruysa “hiçbir kadın iftira atmaz” sloganı da o kadar doğrudur! Hakkaniyet dengesini bu denli bozan, nice iftiralara zemin hazırlayan İstanbul Sözleşmesi ve ilgili kanun mevzuatının uygulanması gerçekten şiddeti önlemeye mi yönelik? Diye sormadan edemiyorum. Üstelik şiddetin durmadan tırmandığı apaçık ortadayken…</p>



<p>&nbsp;Bazı sözleşme savunucuları da “sözleşmeden çıkınca her şey güllük gülistanlık mı olacak? Tüm şiddet bitecek mi?” Diyorlar. Sözleşmeye araştırarak karşı çıkan hiç kimsenin böyle bir iddiası yok. Ancak İstanbul Sözleşmesi’nin fikri alt yapısı, kalkınma planımıza girecek kadar ciddi şekilde uygulanmasına rağmen şiddet artmaktadır. Demek ki işe yaramıyor. Bizim önerimiz, gelin bu problemli sözleşmeden çekilelim ve ona dayanarak çıkarılan tüm düzenlemeleri lağvedelim. Başlangıcımız bu olsun. Şiddet ile ilgili bu coğrafyanın uzman evlatlarıyla beraber fıtratla barışık genel şiddet düzenlemeleri yapalım. Bu yöntemi tüm hukuk sistemimizde uygulayalım. Merhum Necmettin Erbakan’ın dediği gibi “bir çiçekle bahar gelmez ama her bahar bir çiçekle başlar.”</p>



<p><strong>Sözleşmeyi Savunmak Adına Romantik Takılanlar</strong></p>



<p>&nbsp;Bir televizyon kanalında İstanbul Sözleşmesi başlığıyla açık oturum yapılırken erkek bir katılımcı “Pınar Gültekin olayında güçsüz olan kimdi biliyor musunuz? Orada güçsüz olan Pınar’ı katleden o cani adamdır. Çünkü ancak güçsüz olanlar şiddet uygular” deyip daha nice soyut demagojik sloganla İstanbul Sözleşmesi’ni savunuyordu. Tabi ellerinde somut bir delil olmayınca böyle davranmak zorunda kalıyorlar.</p>



<p>&nbsp;Gerçekleri görelim. Biz özelde kadına genelde ise tüm canlılara yönelik şiddetin engellenmesini istiyorsak amiyane tabirle “edebiyat parçalayamayız” ve tribünlere oynayamayız. Eğer Pınar gerçekten fiziksel olarak güçlü olsaydı şuan büyük ihtimalle mezarda olmayacaktı. Bir kadın bir erkekten fiziksel olarak daha zayıftır. Bu gerçek ortada iken romantizme kayanların niyeti teveccüh görmekten başka bir şey değildir bence. Somut, objektif, slogandan uzak, romantizmden arınmış, milli karakterimize uygun ve değerlerimizle barışık düzenlemeler yapalım. Her coğrafyanın ve her milletin farklı dinamikleri olduğunu unutmayalım. Bundan dolayı İstanbul Sözleşmesi gibi sadece ismi yerli olan ve tüm dünyayı tek bir kültürden ibaret sayan düzenlemeleri reddetmemiz gerekiyor. &nbsp;</p>



<p>&nbsp;Bununla beraber kadının ve erkeğin fıtratı ile savaşılmaması gerektiğini; üçüncü bir cinsiyetin tamamen yalan oluğunu görmemiz gerekir. Küresel üst akılların buna yönelik sinsi çalışmalarına ülkece dikkat edip karşı koymamız gerekiyor. Bunu yapacak medeniyet alt yapımız var. Binlerce yıllık çok güçlü bir kültür ve medeniyet birikimimiz var. Medeniyetimizi yeniden keşfedip öğrendiğimizde birçok problemimizin kendiliğinden çözüleceğini de göreceğiz. Biz büyük bir medeniyetin temsilcileriyiz bunu asla unutmayalım. Sorunlarımızın çözümü bizdedir; dışarıda değil.</p>



<p>Önerilerimizi bir arada zikredip bitirelim.</p>



<p>1. Kavramlarıyla, sosyolojisiyle tamamen bize ait şiddeti engelleme düzenlemeleri yapılmalı. Bunlar yapılırken insanımızı çok iyi analiz etmiş uzmanlarla çalışılmalıdır.</p>



<p>2. Aile içi anlaşmazlıklarda boşanma en son çözüm olarak görülüp uzmanlar aracılığıyla terapiler ve çeşitli aile okulu mekanizmaları geliştirilmeli. Bu süreçlerde ailenin diğer fertleri de sürece dahil edilmeli.</p>



<p>3. Evlilik öncesinde de aile okulu çalışmaları yapılmalı. Ancak çalışmaların muhtevası yine bizim kültürümüzü esas almalıdır. Her coğrafyanın sosyolojisinin farklı olduğu unutulmamalıdır.</p>



<p>4. Mevcut sonuçların da açıkça gösterdiği gibi İstanbul Sözleşmesi ve ona dayanarak çıkarılan 6284 nolu yasa amacına hizmet etmemektedir. Aynı zamanda İstanbul Sözleşmesi içerdiği son derece tartışmalı kavram ve maddelerden dolayı feministlerin, LGBT lobisinin ve daha birçok problemli zihniyetin kalkanı olmuş görünmektedir. Bu haliyle sözleşmeden tamamen çekilmenin ve dayanak oluşturduğu tüm düzenlemelerin lağvedilmesinin tek çıkar yol olduğu kanaatindeyim.</p>



<p>5. Şiddetin asıl sorumlusunun bütün kötülüklerin anası olan alkol olduğu tartışmasız bir şekilde ortadadır. Öyleyse şiddetin engellenmesine yönelik tüm politikaların merkezinde toplumsal cinsiyet kavramı değil; alkol olmalıdır. Zira aile içi şiddet ve taciz olaylarının yüzde 60’tan fazlası alkollüyken gerçekleşiyor. Oysa toplumsal cinsiyet kavramının henüz var olup olmadığı dahi kesin değil.</p>



<p>6. Cinsiyetsizleştirme amacı güden tüm çalışmalara karşı uyanık olmalıyız. Bu şeytani planlara gücünü kendi medeniyet kodlarından alan çok güçlü devlet politikalarıyla karşı koymalıyız. Aksi takdirde küreselleşme süreci en başta gençlerimizi ifsad edip yarınımızı mahvedecek.</p>



<p><em>Dua ile…</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesini-okudum-3/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
