<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsrail &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/israil/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Aug 2026 07:29:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>İsrail &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sömürgeci İsrail’i Gazze’nin Gözüyle Mercek Altına Almak: Vicdanlı Yahudilerin Evlerinde Eğreti Duruş</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/somurgeci-israili-gazzenin-gozuyle-mercek-altina-almak-vicdanli-yahudilerin-evlerinde-egreti-durus/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/somurgeci-israili-gazzenin-gozuyle-mercek-altina-almak-vicdanli-yahudilerin-evlerinde-egreti-durus/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[E.Lâle Demirtürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:29:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20245</guid>

					<description><![CDATA[İsrail’in Gazze’deki Filistinlilere yönelik 7 Ekim 2023’ten itibaren süren süren soykırımcı vahşet karşısında Batı devletleri ve anaakım medya kurumları kayıtsız bir tavır sergilerken, bu duruma karşı çıkan kamuoyunun yanı sıra bazı vicdanlı merhamet sahibi Yahudiler de zaman zaman rahatsızlık duydukları şiddeti dillendirmektedirler. Vicdanlı İsrail vatandaşı Yahudiler aslında sadece Gazze vahşeti değil, 1948’ten itibaren yapılan devlet destekli katliamlar neticesinde de, Filistinlilerin soykırıma uğratıldığı ve evlerinin yıkıldığı enkazların bulunduğu yerlerde kendilerine yapılan evleri gerçek bir yuva gibi görmemektedir. Batı’nın medyatik temsillerinde İsrail’in sadece Yahudilerin vatanı olduğu iddiası destek görürken, Batı-dışı kabul edilen Müslüman Filistinlilere merhamet etmeyen, çifte standarta dayalı merhamet anlayışı insani değerlerle bağdaşmamaktadır. Adam H. Johnson, How to Sell a Genocide: The Media’s Complicity in the Destruction of Gaza (2026) (Bir Soykırım Nasıl Satışa Sunulur: Medyanın Gazze’nın Yıkımındaki İşbirlikçi Rolü) kitabında, Batı ve özellikle ABD anaakım medyasının Gazze soykırımını çarpıtan ve gerçekleri gizleyen haberlerinin neticesinde, kamuoyunun İsrail vahşetinin yanında yer almasının temin edildiği görüşünü ileri sürmektedir. Aslında bu durum, 11 Eylül saldırıları sonrasında bütün “Müslüman-kodlu şiddetten” korunma refleksi içerisinde “Hamas’ın İŞİD’leştirilmesi” şeklinde anlaşılması gereken bir algı inşasının devamı niteliğindedir. Bu nedenle, Batı medyasında Gazze soykırımında direnen Filistinliler hakkında kullanılan “barbar” ve “vahşi” gibi ifadeler, “kökleri kolonyal tarihe dayanan ırksallaştırma temelli” yaklaşımları &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İsrail’in Gazze’deki Filistinlilere yönelik 7 Ekim 2023’ten itibaren süren süren soykırımcı vahşet karşısında Batı devletleri ve anaakım medya kurumları kayıtsız bir tavır sergilerken, bu duruma karşı çıkan kamuoyunun yanı sıra bazı vicdanlı merhamet sahibi Yahudiler de zaman zaman rahatsızlık duydukları şiddeti dillendirmektedirler. Vicdanlı İsrail vatandaşı Yahudiler aslında sadece Gazze vahşeti değil, 1948’ten itibaren yapılan devlet destekli katliamlar neticesinde de, Filistinlilerin soykırıma uğratıldığı ve evlerinin yıkıldığı enkazların bulunduğu yerlerde kendilerine yapılan evleri gerçek bir yuva gibi görmemektedir. Batı’nın medyatik temsillerinde İsrail’in sadece Yahudilerin vatanı olduğu iddiası destek görürken, Batı-dışı kabul edilen Müslüman Filistinlilere merhamet etmeyen, çifte standarta dayalı merhamet anlayışı insani değerlerle bağdaşmamaktadır.</p>
<p>Adam H. Johnson, <em>How to Sell a Genocide: The Media’s Complicity in the Destruction of Gaza</em> (2026) (Bir Soykırım Nasıl Satışa Sunulur: Medyanın Gazze’nın Yıkımındaki İşbirlikçi Rolü) kitabında, Batı ve özellikle ABD anaakım medyasının Gazze soykırımını çarpıtan ve gerçekleri gizleyen haberlerinin neticesinde, kamuoyunun İsrail vahşetinin yanında yer almasının temin edildiği görüşünü ileri sürmektedir. Aslında bu durum, 11 Eylül saldırıları sonrasında bütün “Müslüman-kodlu şiddetten” korunma refleksi içerisinde “Hamas’ın İŞİD’leştirilmesi” şeklinde anlaşılması gereken bir algı inşasının devamı niteliğindedir. Bu nedenle, Batı medyasında Gazze soykırımında direnen Filistinliler hakkında kullanılan “barbar” ve “vahşi” gibi ifadeler, “kökleri kolonyal tarihe dayanan ırksallaştırma temelli” yaklaşımları ima etmektedir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>Roberto De Vogli, <em>Selective Empathy: The West through the Gaze of Gaza</em> (2026) (Seçici Empati: Batı’yı Gazze’nin Gözleri ile Görmek) kitabında, Batı’da “anaakım siyasetçiler ile kanaat önderlerinin” İsrail’in yaptığı soykırıma destek vermelerini eleştirmektedir. Gazze soykırımında öldürülen bazı Filistinlilerin son anlarında söylediklerine de yer veren De Vogli, 29 Ocak 2024’te amcaları ve kuzenleriyle bölgeden kaçarken Gazze’de bindikleri arabanın İsrail tankları tarafından vurulmasıyla hayatlarını kaybetmeleri olayından bahsetmektedir.Yaralı halde telefonla Filistin Kızılay’ını arayarak ambulans isteyen ve üç saat boyunca sağlık görevlileriyle yaptığı konuşması yayınlandığında, yola çıkan ambulansın da vurulması ile görevlilerin ölmesi sonucu yardımın gelmemesi sebebiyle hayatını kaybeden beş yaşındaki Hind Receb’in yürek burkan hikayesini aktarmaktadır. Bu olayın dünyaya duyurulmasına yol açan “Hind Receb’in Sesi” (2025) adı verilen filmin gösterimi, Venedik Film Festivali’nde yirmi üç dakika boyunca ayakta alkışlanan ilk film niteliğini taşımaktadır. De Vogli, buna benzer can yakıcı çok sayıda öldüren çocuklara ve yetişkinlere yapılan soykırım örnekleri karşısında, Batı devletlerinin Ukraynalıların öldürülmesine gösterdikleri empatiyi Filistinlilere göstermediklerinden yakınmaktadır. Bu “seçici empati” (selective empathy) diye nitelendirilen durum, İsrail ve Batı’nın açısından düşman algısına bağlı olarak merhamete layık olmadıkları düşüncesiyle insanlık-dışılaştırılan Filistinlilere yönelik şiddetin normalleştirilmesinden kaynaklanmaktadır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>Gazze soykırımının, Batı’nın gizlemeye çalıştığı bazı hususlara bakıldığında görünen o ki, Filistin halkının “insanlık-dışılaştırılması, tarihten gelen kolonyalizm, ırkçılık, siyasi ideolojiler ve kültürel anlatılardan kaynaklanan çok yönlü bir süreci yansıtmaktadır.” Batılı liderlerin “insan haklarını dillendirirken, Filistin’de katledilen sivilleri görmezden gelmeleri” şeklindeki ikircikli söylem ve eylem ilişkisi ortaya koymaktadır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Batı anaakım medya bu algının oluşmasında büyük bir rol oynamakta olup, İsrail’in Filistinlilere yönelik uyguladığı “fiziksel ve epistemik şiddet” biçimleri neticesinde kültürel kimlikleri de yok sayılmaktadır. Yerleşimci-sömürgeci İsrail rejiminin, “kolonyal şiddet vasıtasıyla topraklarını ve hayatlarını yok etmesi” ile birlikte tanıkların susturulması “sömürgeciliğin başlıbaşına epistemik bir proje” olduğunun somut göstergesidir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> Gazze bir coğrafi bölgeden ziyade “liberal uluslararası düzenin kolonyal temellerini açığa vuran bir yer olma özelliği taşımaktadır.” Diğer bir deyişle, “kolonyal iktidarın devam ettiğini” göstermekte ve “Küresel Güney’den yükselen meydan okumalar, emperyal otoriteye başkaldırı” şeklinde ortaya konmaktadır. Bütün bunların işaret ettiği husus, İsrail’in işgalci-kolonyalizminin sadece bir tahakküm değil, bu toprakların sahibi olan yerli halkı ortadan kaldırmayı hedefleyen “siyasi bir proje” olduğu gerçeğidir. Bu durum, Gazze soykırımının 7 Ekim 2023’te başlayan bir olay değil, İsrail Devleti’nin kuruluşu ile başlayan bir süreçte “Küresel Kuzey’in evrensel değerler, insan hakları ve kurallara dayalı uluslararası düzeninin yapısal çelişkilerini görünür kılan [hastalıklarına] dair teşhis koyma mekanizması olarak değerlendirilmelidir.”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Tariq Dana ve Muhannad Ayyash’ın belirttiği gibi İsrail soykırımının yaşandığı Gazze, “günümüzde devam eden kolonyal şiddetin paradigması” olarak görülmelidir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> Bu anlamda, Ilan Pappé, Tariq Dana ve Nadia Naser–Najjab’ın ifadesiyle söylemek gerekirse, tarih ve kültürü yok sayılan millete yönelik yapılan önyargılı Filistin odaklı analizlerde benimsenen Batı perspektifinin ürettiği “işgalci kolonyal paradigma”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> (settler colonial paradigm) kullanılmak yerine, soykırımı normalleştirmeyi reddeden Gazze-merkezli paradigma oluşturulmalıdır. Bu paradigma, Batı-merkezli soykırım kurbanlarını acınası bir tablo içine yerleştiren hiyerarşik sınıflandırmanın dayandığı insani değerler boşluğuna meydan okumanın yanı sıra, “dünya düzeninin dönüşmesi gerektiğinin sinyallerini Küresel Güney’den”<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a> veren bir anlam çerçevesi sunmaktadır.</p>
<p>Bu çerçeve iyi değerlendirilmek suretiyle, insanlık adına gereken dersler çıkarılmadığı ve stratejik körlük aparatı kullanılarak yok sayıldığı takdirde, dünyanın belirsiz ve istikrarsız bölgeleri katliam ve soykırımın çoğalma riskini barındıracaktır. Biden ve Trump başkanlık dönemlerinde soykırımı destekleyen dış politika ve silah yardımlarından bahseden Adam H. Johnson geleceğe yönelik şu tespitte bulunmaktadır: “Küresel eşitsizlik farklı bölgelere yayılmaya ve iklim değişikliği ABD ile Avrupa liderliğindeki dünya düzenini tehdit etmeye devam ederken ve dolayısıyla bu durum Küresel Güneyden kuzey bölgelerine mülteci akınına yol açarken,” Gazze’de yaşanan soykırımın farklı coğrafyalara sıçrayarak insan kıyımına dair aldırmazlığın ve duyarsızlığın yaşanacağı ihtimali, ciddiyetle ele alınmalıdır.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a></p>
<p>Eleştirel Beyazlık Çalışmaları alanında faaliyet gösteren sosyal ve beşeri bilimler alanında çalışan akademisyenler, artık sömürülen kişi ve grupların maruz kaldıkları uygulamalar yerine, güç odaklarını elinde bulunduran yöneticilerin kolonyal beyazlık anlayışının temsilcisi durumunda bulunan beyaz kişilerin ve pratiklerinin merkeze alınmasına yönelik paradigma değişikliğinin gerektiğini savunmaktadırlar. Sömürgecilik döneminden itibaren esas mesele, siyah, Müslüman, göçmen sorunundan ziyade bu topluluklar ile hakimiyet mücadelesini kurgulayan ve şiddet kullanımını meşrulaştıran politikalar üreten <strong>Batılı/beyaz sorunu</strong> olagelmiştir. Bu bağlamda, İsrailli kadın siyasetbilimci Hagar Kotef, İsrail devletinin Filistin topraklarında uzun bir tarihsel dönem boyunca ve halen devam ettirdiği yerleşimci işgalci sömürgecilik politikaları ve pratikleri çerçevesinde, bir İsrail vatandaşı olarak kendi benlik tanımı üzerinden Filistin topraklarında bulunan evine dair duygularını analiz etmektedir. Kotef, Gazze soykırımından birkaç yıl önce yayınladığı <em>The Colonizing Self: Or, Home and Homelessness in Israel/Palestine</em> (2020) (Sömürgeleştiren Benlik: Veya İsrail/Filistin’de Ev ve Evsizlik) kitabında, Filistinlilere karşı kendi devletinin reva gördüğü şiddet ve yıkım neticesinde yerleştiği evin, sömürgeciliği temsil eden bir İsrailli olarak kendisine ne anlam ifade ettiğine dair son derece kıymetli bir sorgulama ve tartışma zemini oluşturmaktadır. Ona göre, “bir İsrailli’nin gerçek bir evi [yuvası] yok, çünkü yaşadığı yer Filistin kıyımının ya geçmişinin ya da bugününün” izlerini taşımaktadır. Dolayısıyla, “İsrailli kimliği, [Filistinlilere geçmişten itibaren yapılan] şiddet ile bütünleşmiştir.” Kotef bu kitapta kendisine acı verse de, şu anlamlı sorunun cevabını bulmaya çalışmaktadır: “Bir İsrail Yahudisi için sadece ‘işgale’ karşı durduğunu yazmamak, ama kendi evinin tarihsel anlamda Filistinlilerin yıkılan evlerinin yaşadığı koşullara dayandığını anlamak ne demektir?” Daha doğrusu, bu soru yerleşimci işgalci sömürgeci İsrail devletinin vatandaşı olmak itibarıyla, eleştirdiği yaklaşımın neticesinden faydalanmak, kişinin kendi benlik tanımını nasıl etkilemektedir sorusunun da düşünülmesini gerektiren bir gerçekliğe işaret etmektedir. Filistinlileri “kolonize eden benliği dekolonize etme mekanizmalarını kavramak ve vahşete dayalı sömürgeleştirme tarihine rağmen bir yeri [evi] kolonyal olmayan biçimde sahiplenmenin” insani mücadelesine girişmek zorlu bir süreci yaşamaktır.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a></p>
<p>Yerleşimci işgalci sömürgeci bir devlette, “[Yahudi vatandaşın] evi, nihayetinde kendisinin [ulusal] kimliği ile ancak başkasınınkinin yok edilmesi pahasına” örtüşmektedir. Burada ev kavramı, işgalci sömürgeciliği anlamanın anahtarıdır: Başkalarını etnik temizlik ve benzer pek çok şiddet biçimine maruz bırakan “mülksüzleştirmeye dayanan bir bölgeye bağlılık ile tanımlanan siyasi bir sistem” söz konusudur. Filistinlileri mülksüzleştiren sömürgeci bir devletin vatandaşı olan Yahudi’nin yaşadığı ev, her zaman Filistinlilere yönelik vahşeti hatırlatacaktır. Bu nedenle, Filistinlilerin yıkılan evlerinin enkazı üzerine inşa edilen ev, gerçek bir ev ya da yuva niteliği taşımamaktadır. Yerleşimci işgalci devlet sadece İsrail toplumunu değil, aynı zamanda şiddet ve kimlik arasında kurulan ilişki ekseninde “toprakların yerli nüfusunun yok edilmesine bağlı olarak Yahudi benlik tanımını da şekillendirmektedir.” Bu durumda, İsrailli Yahudi kimliği ve benliği de “şiddet vasıtasıyla inşa edilmektedir.” ABD tarihinde Güney’de köle efendilerinin kölelere uyguladıkları “şiddete bağlılık” oluşturmasına benzer şekilde, İsrail toplumu da Filistinlilere yönelik “şiddet ve vahşet etrafında örgütlenmektedir.” Bu bağlamda, kendisini sorgulayan Kotef de, işgalci bir devletle özdeşleşme riskinin giderek şu gerçeğe işaret ettiğini vurgulamaktadır: “İşgalci kimliği ile temsil edilmek, bir Yahudi olarak benim varoluş biçimimi, mevcudiyetimi, siyasi kimliğimi, bizatihi şiddet biçimi olarak kavramak demektir.”<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> Diğer bir deyişle, kurumsal değişim ve dönüşüme kapı aralayan türden sivil toplum hareketlerine girişilmediği sürece, Yahudi kişiler için “bir vatanda kök salmanın şiddet, vahşet ve kıyım yoluyla gerçekleştirildiği işgalci sömürgeci” devlet anlayışı çerçevesinde, “şiddete dayanmayan bir aidiyet biçiminden bahsetmek imkansızdır.”<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> Kotef’in görüşlerinden hareketle, şöyle bir değerlendirmede bulunmak mümkündür: İsrailli Yahudi için artık başkalarının yara almasına sebep olan bir benlik tanımı ve kimlik ile yaşamayı göze almak, toplumsal zeminde geleceğin belirleyici unsuru olmaya devam edecektir.</p>
<p>Kısacası, Batı toplumlarının ırksal hiyerarşi içerisine yerleştirdikleri Batı-dışı dünyanın insanlarının çektikleri tarif edilmez ıstırapları ve kayıpları değerlendirirken, beyaz elitlerin “seçici empati” açısından yaklaşmalarının ahlaki olmadığının bilincine varmaları gerekiyor. Bu bilinç dönüşümünün gerçekleşmesi ise, tahakküm ve zulüm altında yaşamak zorunda bırakılan bir halk ile bağ kurmama tercihini gösteren Batı’nın, İsrail zulmünü destekleyerek tarihin yanlış tarafında yeralma suçunu işlememek adına, paradigma değişikliği yaparak soykırımı “Gazze’nin gözleri” ile görmeyi öğrenme sorumluluğunu üstlenme cesaretini ve insanlığını ortaya koymalıdırlar.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Adam H. Johnson, <em>How to Sell a Genocide: The Media’s Complicity in the Destruction of Gaza</em>, (London: Pluto Press, 2026), 11, 24.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Roberto De Vogli, <em>Selective Empathy: The West through the Gaze of Gaza</em>, (Leiden, The Netherlands: Brill, 2026), 7, 23, 94-95.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Ibrahim Fraihat and Reema Aburamadan, “Colonial Scripts: How Western Political Discourse Facilitates the Erasure of Palestinian Humanity”, <em>Third World Quarterly</em>, Vol. 47, No. 10, (2026), 1899, 1901. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 8 Temmuz 2026.  <a href="https://doi.org/10.1080/01436597.2025.2549774">https://doi.org/10.1080/01436597.2025.2549774</a>.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Dina Matar, “Habitual Media: Interrogating Western Legacy Media’s Complicity in the Epistemic ‘War’ Against Palestinians”, <em>Third World Quarterly</em>, Vol. 47, No. 10, (2026), 2000. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 8 Temmuz 2026. https://doi.org/10.1080/01436597.2025.2462787.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Ibrahim Fraihat and Abeer Al-Najjar, “Gaza as Diagnostic: Genocide, Power, and the Unraveling of the Global North”, <em>Third World Quarterly</em>, Vol. 47, No. 10, (2026), 1886, 1888, 1893. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 8 Temmuz 2026. <a href="https://doi.org/10.1080/01436597.2026.2672512">https://doi.org/10.1080/01436597.2026.2672512</a>.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Tariq Dana and Muhannad Ayyash, “Beyond Genocide: Colonial Modernity and the Destruction of the ‘Infrastructures of Existence’ in Gaza”, <em>Race &amp; Class, </em>published online first, May 22, 2026. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 9 Temmuz 2026. <a href="https://doi.org/10.1177/03063968261425124">https://doi.org/10.1177/03063968261425124</a>.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Ilan Pappé, Tariq Dana, and Nadia Naser–Najjab, “Palestine Studies, Knowledge Production, and the Struggle for Decolonisation”, <em>Middle East Critique</em>, Vol. 33, No. 2, (2024), 182. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 12 Temmuz 2026. <a href="https://doi.org/10.1080/19436149.2024.2342189">https://doi.org/10.1080/19436149.2024.2342189</a>.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Annamária Artner and Zhiguang Yin, “Towards a Non-hegemonic World Order – Emancipation and the Political Agency of the Global South in a Changing World Order”, <em>Third World Quarterly</em>, Vol. 47, No. 10, (2026), 2193. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 8 Temmuz 2026. <a href="https://doi.org/10.1080/01436597.2023.2251422">https://doi.org/10.1080/01436597.2023.2251422</a>.</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Johnson, <em>How to Sell a Genocide: The Media’s Complicity in the Destruction of Gaza</em>, 203-204.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Hagar Kotef, <em>The Colonizing Self: Or, Home and Homelessness in Israel/Palestine</em>, (Durham: Duke University Press, 2020), ix, xi, xii.</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Kotef, <em>The Colonizing Self: Or, Home and Homelessness in Israel/Palestine</em>, 2, 7, 11, 36, 37, 49.</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Kotef, <em>The Colonizing Self: Or, Home and Homelessness in Israel/Palestine</em>, 261, 266.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/somurgeci-israili-gazzenin-gozuyle-mercek-altina-almak-vicdanli-yahudilerin-evlerinde-egreti-durus/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batılı/Beyaz Kolonyal Eksenin Kırılma Noktası: Gazze Meselesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/batili-beyaz-kolonyal-eksenin-kirilma-noktasi-gazze-meselesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/batili-beyaz-kolonyal-eksenin-kirilma-noktasi-gazze-meselesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[E.Lâle Demirtürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 06:41:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20227</guid>

					<description><![CDATA[İsrail’in Batı ve özellikle ABD desteğinde Hamas saldırısını bahane ederek Gazze’de 7 Ekim 2023’te başlattığı ve halen devam ettirdiği Filistin halkına yönelik soykırım, sadece tek yönlü olarak insanlık-dışı vahşet çerçevesinde ele alınmamalıdır. Böyle bir yaklaşım gerçeği ifade etse de, Filistin halkını kurbanlaştıran Batı-merkezli bir söylemi destekler mahiyettedir. Soykırım gerçeği meselesi, Batı/ABD’nin beyaz üstünlüğüne dayalı kolonyal anlayışını, daha doğrusu “sömürgecilik ruhuna geri dönüş”[1] hususunu sorgulama zeminine çeken bir paradigma içinden konuşularak eleştirilmelidir. Filistin asıllı İngiliz akademisyen Ashjan Ajour’un belirttiği gibi, İsrail’in kolonyal tahakküm ve baskı rejimi Filistinli direnişçileri hapse atmak suretiyle yürütülmektedir. İtalyan kültür eleştirmeni akademisyen Alberto Toscano’nun “faşizmin, İsrail’in Siyonist kolonyal projesine içkin” olduğunun altını çizdiğine dikkat çeken Ajour’a göre, “faşizmin kökleri kolonyalizme uzanmaktadır.”[2] Günümüzde Batı devletlerinin yeniden siyaset sahnesine koyduğu sömürgeci ruhun dirilişi, Filistin sorununun adeta 2023’te başlayan bir mesele olduğu izlenimini veren “uluslararası kolonyal liberal söylem” vasıtasıyla medyada ifadesini bulmakta ve 20. yüzyıldan itibaren Filistin halkına yapılan zulüm ve işkenceler sanki hiç yaşanmamış gibi hasıraltı edilmektedir.[3] Kanada’da çalışmalarını yürüten Filistinli sosyolog ve akademisyen Muhannad Ayyash’ın belirttiği üzere,günümüzde İsrail’e silah desteğinde bulunarak yapılan işkencelere dolaylı katkısı ustalıklı biçimde gizlenen ABD’nin, ancak “kolonyal ırksal kapitalizmin işleyişine tehdit oluştuğu zaman doğrudan şiddete başvurduğu hususu” asla göz ardı edilmemelidir.[4] Kolonyal ırksal kapitalizmin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İsrail’in Batı ve özellikle ABD desteğinde Hamas saldırısını bahane ederek Gazze’de 7 Ekim 2023’te başlattığı ve halen devam ettirdiği Filistin halkına yönelik soykırım, sadece tek yönlü olarak insanlık-dışı vahşet çerçevesinde ele alınmamalıdır. Böyle bir yaklaşım gerçeği ifade etse de, Filistin halkını kurbanlaştıran Batı-merkezli bir söylemi destekler mahiyettedir. Soykırım gerçeği meselesi, Batı/ABD’nin beyaz üstünlüğüne dayalı kolonyal anlayışını, daha doğrusu “sömürgecilik ruhuna geri dönüş”<a href="#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> hususunu sorgulama zeminine çeken bir paradigma içinden konuşularak eleştirilmelidir. Filistin asıllı İngiliz akademisyen Ashjan Ajour’un belirttiği gibi, İsrail’in kolonyal tahakküm ve baskı rejimi Filistinli direnişçileri hapse atmak suretiyle yürütülmektedir. İtalyan kültür eleştirmeni akademisyen Alberto Toscano’nun “faşizmin, İsrail’in Siyonist kolonyal projesine içkin” olduğunun altını çizdiğine dikkat çeken Ajour’a göre, “faşizmin kökleri kolonyalizme uzanmaktadır.”<a href="#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Günümüzde Batı devletlerinin yeniden siyaset sahnesine koyduğu sömürgeci ruhun dirilişi, Filistin sorununun adeta 2023’te başlayan bir mesele olduğu izlenimini veren “uluslararası kolonyal liberal söylem” vasıtasıyla medyada ifadesini bulmakta ve 20. yüzyıldan itibaren Filistin halkına yapılan zulüm ve işkenceler sanki hiç yaşanmamış gibi hasıraltı edilmektedir.<a href="#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> Kanada’da çalışmalarını yürüten Filistinli sosyolog ve akademisyen Muhannad Ayyash’ın belirttiği üzere,günümüzde İsrail’e silah desteğinde bulunarak yapılan işkencelere dolaylı katkısı ustalıklı biçimde gizlenen ABD’nin, ancak “kolonyal ırksal kapitalizmin işleyişine tehdit oluştuğu zaman doğrudan şiddete başvurduğu hususu” asla göz ardı edilmemelidir.<a href="#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> Kolonyal ırksal kapitalizmin Orta Doğu’da Batı’nın ve ABD’nin vekil gücü sıfatıyla hareket  eden İsrail’in, kendini savunma hakkı kisvesi altında Batı’nın/ABD’nin stratejik körlük ile stratejik cehalet aparatlarını kullanarak gizlenmeye çalışılan beyaz üstünlüğünün deşifre edilmesi, anti-kolonyal Aksa Tufanı direnişini olumlayan bir paradigmayla, diğer bir deyişle, bizzat Gazze-merkezli paradigma ile mümkündür.</p>
<p>Trump’ın Gazze şeridinde bütün Filistin halkının soykırıma uğratılarak yok edileceği “umuduyla” (!), Batı devletlerinin insan saymadıkları sözde “terörist” Filistinliler ve insansızlaştırılan Filistin toprakları algısı üreten gelecek planlarını açıkça ifade etmesi kolonyalizme dönüş arzusu ve hayallerini nihai hedef olarak açığa vurmaktadır. Gazze’de ABD kontrolünde “Orta Doğu’nun Rivierası”<a href="#_edn5" name="_ednref5">[5]</a> kuracağını beyan etmesi de, aslında beyaz üstünlüğünü savunan ve ırkçılığı normalleştiren bakış açısını ortaya koymaktadır. Ancak ABD’nin demokrasi anlayışı ile bağdaşmayan kolonyal tavrı, Avrupa’nın evrensel kabul edilen değerlerinden uzaklaştığını da hatırlatmaktadır. Bünyamin Bezci’nin belirttiği gibi, “Avrupa değerler sisteminin rönesans, reformasyon ve aydınlanmaya dayanan evrensellik iddiası, medeniyetler arasında bir hiyerarşi kurarken aynı zamanda bir dünya sistemi oluşturmuş” olsa da, giderek kendi “değerler sisteminin iddialarından vazgeç[miş]” durumdadır.<a href="#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> 2. Dünya Savaşı sonrasında çok kültürlü toplum tasavvuru ön plana çıktığı halde, zaman içinde 2008 ekonomik krizi, 2015’te mülteci akını ve 2019 sonrasında pandemi neticesinde sıklıkla yaşayan krizler sürecinde, evrenselleşen Avrupa değerlerinin yerine homojen bir dünya tasavvuru önem kazanmaya başladı. Bu tarihsel süreç göz önüne alındığında, Gazze soykırımı “evrensel değerlerin tükendiği” ve “insan hakları ve demokratik değerler söyleminin sona” erdiği yer olarak değerlendirilmelidir.<a href="#_edn7" name="_ednref7">[7]</a></p>
<p>Filistin asıllı Amerikalı hukukçu ve akademisyen Noura Erakat’a göre, Filistin halkının direnişi Gazze soykırımı zemininde “[Batı’nın] evrenselci yaklaşımının sahteciliği, Küresel Kuzey ve Güney arasındaki mevcut uçurumu, hukuk ve güç arasındaki ilişkiyi, akademik özgürlüğün sınırlarını, sözde demokrasilerin otoriter tabiatının yanı sıra medya organlarının ırkçı ve kolonyal işbirlikçiliğini” ifşa etmiştir.<a href="#_edn8" name="_ednref8">[8]</a> Meseleye bu açıdan bakılınca Gazze, Batı’nın ve ABD’nin beyaz üstünlüğünü muhafaza etmeye yönelik kolonyal politikalarının da ifşa edildiği bir sorgulama ve tartışma zemini inşa etmektedir. Netenyahu ve Trump’ın yıkımdan sonra kendi devletlerine kâr sağlayacak yerleşim ve yatırım planları, Brenna Bhandar ve Alberto Toscano’nun ifadesiyle, “Gazze’nin ‘Dubaileştirilmesi’ ve üstünlükçü Yahudi ‘yeniden yerleşimi’ projesi” şeklinde ortaya konmaktadır. Kolonyal döneme özgü pratikleri yeniden hayata geçiren “soykırımın yıkımı üzerinden hesap yapan bir vurgunculuk mantığı” tam anlamıyla “sömürgeci ırksal mülkiyet rejimlerini yeniden üretir” mahiyette anlaşılmalıdır. Bu noktada, Gazze’nin insansızlaştırılan topraklarının kaynaklarının yağma edilmesi ve hayatta kalan az sayıda Filistinlinin mülksüzleştirilmesi planlarının “soykırımcı kolonyal mülkiyet rejiminin mantıksal temeli olduğu” açıkça görülmektedir.<a href="#_edn9" name="_ednref9">[9]</a></p>
<p>İbrahim Halil Üçer’in belirttiği gibi, Batı’nın siyasi kurumları her zaman üstü örtülü biçimde kullandıkları kolonyal stratejilerini, Gazze’de açıkça ortaya koymaya başlamışlardır. Medeniyet görünümünde barbarlık yapan Batı devletleri, “gizlendikleri konumu terk ederek, küstahça İsrail’in arkasında” durmaktadırlar. Gazze’de yaşanan soykırım “Batılı kurumların yüzündeki maskeyi kaldırmıştır.” Filistinlilerin her şeye rağmen sürdürdükleri direniş (Aksa Tufanı), meydan okudukları Batı hegemonyasında krize yol açarken, bir yandan da Müslümanların iradelerini ortaya koymaları sayesinde “gözlerimize çekilmiş büyülü perdenin kalkmasını temin etmiştir.” Aynı zamanda, “Aksa Tufanı, Batılı siyasî-iktisadî hegemonyanın kurbanları olan Batılı halkların gözünden de bu peçenin kalkmasına katkıda bulunmuştur.” Gazzeli Müslüman halkın direniş iradesi, “hep hakikati gösteren bir ayna gibi, insanlığın geleceğini tehdit altına sokan sahte hakikatin yüzündeki maskeyi indirdi ve bu maskenin ardındaki karanlığı ortaya çıkardı.”<a href="#_edn10" name="_ednref10">[10]</a></p>
<p>Bu insan-merkezli yaklaşımlar, esas itibarıyla dünyada ve bölgemizde yer alan çatışmaların Filistinliler ya da genel anlamda Müslümanlardan kaynaklanmadığına dikkat çekmektedir. Modern dünyanın inşa sürecinden itibaren, “Batı sorunu” ve ona bağlı olarak da “İsrail sorunu” ile karşı karşıya kalındığını göstermekte olup, Ahmet Demirhan’ın ifadesiyle, dünyanın ve bölgemizin “Aryanlaştırılması” çabalarını ve gerçeğini açıkça ortaya koymaktadır.<a href="#_edn11" name="_ednref11">[11]</a> Başka bir ifadeyle söylemek gerekirse, benim “stratejik beyazlaştırma”<a href="#_edn12" name="_ednref12">[12]</a> diye nitelendirdiğim siyasi bir projeyi Orta Doğu’da hayata geçirme amacı, tarihsel geçmişten itibaren Büyük Orta Doğu Projesi’nin bizzat kendisidir. ABD liderliğinde Batı devletlerinin Müslüman ve Filistin-karşıtı siyasi çıkarlarına hizmet eden İsrail, İsmail Yaylacı’nın belirttiği üzere, “Uluslararası Adalet Divanı’nda Güney Afrika’nın açtığı dava çerçevesinde” soykırım nedeniyle yargılanmaktadır. İsrail’in uzun yıllar boyunca Filistin halkına yönelik vahşeti, “kolonyal dönemin uygulamalarını yeni teknolojik araçlarla pekiştirerek devam ettiren, etnonasyonal temelli bir yerleşimci sömürgecilik projesi” olarak anlaşılmalıdır.<a href="#_edn13" name="_ednref13">[13]</a></p>
<p>Batı destekli İsrail tarafından Gazze’de gerçekleştirilen soykırımdan iki yıl sonra Mısır’da 8 Ekim 2025’te Trump planı çerçevesinde sağlanan Hamas-İsrail ateşkes antlaşmasının ardından, İsrail’in ateşkes ihlallerinin yaşandığı bölgede ve dünyada değişen güç ilişkileri, adeta sömürgecilik döneminde açıkça vahşet yaparak uygulanan beyaz üstünlükçü yönetim anlayışına geri dönüşü yansıtmaktadır. Bu durum karşısında, 2025 yılında Sumud hareketi mensuplarının ortaya koyduğu insanı önceleyen medeniyet tasavvurunun dünyada yaygın kabul görmesi sürecinde, kolonyal bakıştan epistemik bağımsızlık kazanılmasına yol açması beklenen anti-kolonyal bilinç dönüşümünün tam anlamıyla gerçekleşmesi küresel bir demokrasi ideali olarak canlı tutulmaktadır. İşte tam da bu noktada, bu idealin pratiğe dökülmesi için Batı’nın ırkçı tahakküm sisteminin temelinde bulunan tarihsel gerçeklerin şekillendirdiği sömürgeci yönetim ve zihin yapısının iyi anlaşılması gerekiyor.</p>
<p>Muhannad Ayyash, “The Western Imperial Order on Display in Gaza: Palestine as an Ideological Fault Line in the International Arena” (2026) (Gazze’de Sahneye Konan Batılı Emperyal Düzen: Uluslararası Alanda İdeolojik Fay Hattı Olarak Filistin) makalesinde, çarpıcı değerlendirmelerde bulunmaktadır. Ayyash’a göre, bugün Filistin meselesi “sadece Batılı emperyal çıkarların desteklenmesi için kurulan ulus-devlet temelli uluslararası düzenin güncel yapılandırılmasını açığa vurmakla sınırlı kalmamaktadır.” Daha da önemlisi, aynı zamanda “Batı devletlerinin [geçmişte kaldığı zannedilen—E. Lâle Demirtürk] kolonyal modernite projesine halen ne kadar adanmışlık içerisinde bulundukları” gerçeğini de ortaya koymaktadır. Batı’nın “küresel dekolonizasyon projesi” ironik biçimde Filistin’i, “Batı ile Küresel Güney arasındaki mücadelede kritik bir mesele kılmaktadır.”<a href="#_edn14" name="_ednref14">[14]</a></p>
<p>Hintli aydın Pankaj Mishra, <em>The World After Gaza</em> (2025) (Gazze’den Sonra Dünya) kitabında, Holokost’un 2. Dünya Savaşı sonrasında Batı’nın siyasi ve ahlaki tasavvurunu ve politikalarını aktif biçimde şekillendirdiği görüşünü ileri sürmektedir. İsrail Devleti, 7 Ekim 2023’ten itibaren Filistinlilere yönelik soykırımını yaparken, Yahudilerin sözde Hamas tarafından kendilerine karşı yapılacak yeni bir Holokost’un tekrarlanma korkusunu kullanmak suretiyle, ülkesinde ve Batı’da geniş bir kamuoyu desteği oluşturmuştur. Ancak Mishra’nın vurguladığı gibi, dünya halklarının çoğunluğunun tarihsel belleği, Batı devletlerinin tarihte uzun dönemler boyunca sürdürdüğü kölelik ve kolonyalizmden kaynaklanan travmatik deneyimler ile şekillenmiş durumdadır. Batı-dışı dünya halklarının tarihsel belleğinde, kölelik ve kolonyalizmi sönümlendirmenin yanı sıra, beyazların egemenliğindeki dünya düzenine son verme anlamına gelen dekolonizasyon da büyük bir yer tutmaktadır. Bu görüş çerçevesinde, Batı’nın İsrail’in saldırgan politikalarını eleştirilerden uzak tutma çabasına bağlı olarak Filistin halkı ile dayanışma protestolarına katılanları işten çıkarma ve sınır dışı etme gibi çeşitli yöntemlerle cezalandırma usulleri devam etmektedir. Holokost’un tekrarlanmaması adına saldırılarda bulunan İsrail’ın yanında yer alan Batı, “entelektüel despotizm” içerisine hapsolduğunu açığa vururken, Filistin’i sömürgeleştirme projesinin temelde “bir ırk meselesi” olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. 11 Eylül saldırıları sonrasında ABD’nin liderliğinde başlayan Terörle Savaş “ırksallaştırılan küresel bir savaşa dönüşmüştür. Orta Doğu, Asya, Afrika’ya olduğu kadar Batı devletlerine de yansıyan etkiler açıkça gözlemlenmektedir. Özellikle Trump’ın 1. Başkanlık döneminden itibaren ABD’nin, Çin’in yükselişi karşısında artan kaygılarının nedeni, Çin’in tarih boyunca ABD’nin sürdürdüğü “ırksal tahakküme” meydan okuma şeklinde görülmesinden kaynaklanmaktadır. Beyaz milliyetçiler, “Batı’nın sosyal liberalizmi şekillendiren normlarının baskısı altında ezilmekte” olup, “siyasi ve kültürel çoğulculuktan nefret eden” İsrail’in “uluslararası hukuki ve yasal kuralları çiğneme özgürlüğüne öykünmektedir.”<a href="#_edn15" name="_ednref15">[15]</a></p>
<p>Gazze soykırımı gösteriyor ki, İsrail ve onu destekleyen ülkeler ile güçler açısından Filistin’in dekolonizasyonu, dünyada Batı kolonyalizminin Orta Doğu’da bitmesine dair yükselen protesto sesleri karşısında [kendi siyasi iradelerini] kısıtlayıcı bir taleptir.” Çağımızda “sömürge” ile “imparatorluk” ifadeleri, tarihte meydana gelen sömürgecilik ile bugün görülen tahakküme dayalı toplumsal ilişkileri değerlendirmek için ipuçları vermekte olup, “Yahudi üstünlüğünü temel alan İsrail’in vahşete dayalı işgalci-sömürgeci rejiminin, Batı’da aşırı sağcı politikacılar ile onlarla işbirliği yapan liberaller tarafından açıkça desteklenmektedir.” Holokost’un şekillendirdiği Batı siyaset sahnesinde, unutulmaması gereken husus şudur: “Yahudi kimliği, kurbanlaştırılmayı çağrıştıran acı hatıralar ile kurbanların oluşturduğu topluluk aidiyetini esas alan bir temel üzerine inşa edilmiştir.”<a href="#_edn16" name="_ednref16">[16]</a></p>
<p>Gazze’de yaşanan vahşet, sosyal antropolog Arjun Appadurai’nin ifadesiyle, “kaybedenlerin seslerini kesmek suretiyle, dünyayı küreselleşmenin kazananlarına [yer açan] hazırlık evresidir.” Dünya barışını tesis etmek ancak entelektüel zeminde “birbiriyle çatışma halinde olan Holokost, kölelik ve sömürgecilik anlatılarını uyumlu hale getirmekle mümkündür.” 2. Dünya Savaşı sonrasında değişen küresel tabloda, “alışageldiğimiz dünyanın kölelik, kolonyalizm ve anti-kolonyal milliyetçilikten nemalananlar tarafından yeniden şekillendirilmesine” tanıklık edilmiştir. Batı’da, Doğu’da, Küresel Kuzey ve Küresel Güney’de “özgürlük, eşitlik ve haysiyet” mücadeleleri verilmiştir. Ancak “Gazze soykırımı, [Batı’yı demokrasi beşiği zanneden] çoğu insanı kendi toplumlarındaki hastalıklı tablo ile gerçek anlamda hesaplaşmaya zorlamıştır.”<a href="#_edn17" name="_ednref17">[17]</a> Filistin asıllı Amerikalı gazeteci ve tarihçi Ramzy Baroud’a göre, Batı’nın ikiyüzlülüğünü açığa vuran “Gazze soykırımı gelecekte Batı’nın ahlaki çöküşü olarak hatırlanacaktır.”<a href="#_edn18" name="_ednref18">[18]</a> Bunun yanı sıra Jon Hoffman, Gazze soykırımının aslında ABD’nin dünyada itibar kaybına uğramasına yol açtığına ve çıkarlarına zarar verdiğine dikkat çekmektedir.<a href="#_edn19" name="_ednref19">[19]</a></p>
<p>Adam H. Johnson, <em>How to Sell a Genocide: The Media’s Complicity in the Destruction of Gaza</em> (2026) (Bir Soykırım Nasıl Satışa Sunulur: Medyanın Gazze’nın Yıkımındaki İşbirlikçi Rolü) kitabında, Batı ve özellikle ABD anaakım medyasının Gazze soykırımını çarpıtan ve gerçekleri gizleyen haberlerinin neticesinde, kamuoyunun İsrail vahşetinin yanında yer almasının temin edildiği görüşünü ileri sürmektedir. Böylelikle, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te 12 İsraillinin ölümüne sebep olan saldırısının Batı medyasında “Filistinlilerin şiddete başvuran” bir halk olduğu yönünde temsil edilmesine dönüşerek İsrail’in yetmiş binden fazla Filistinli sivile yönelik soykırımının görmezden gelindiği bir süreci başlatmıştır. Aslında bu durum, 11 Eylül saldırıları sonrasında bütün “Müslüman-kodlu şiddetten” korunma refleksi içerisinde “Hamas’ın İŞİD’leştirilmesi” şeklinde anlaşılması gereken bir algı inşasının devamı niteliğindedir. Bu nedenle, Batı medyasında Gazze soykırımında direnen Filistinliler hakkında kullanılan “barbar” ve “vahşi” gibi ifadeler, “kökleri kolonyal tarihe dayanan ırksallaştırma temelli” yaklaşımları ima etmektedir. Batı-Doğu ya da medeni-barbar çerçevesine yerleştirilen Filistin halkının medyatik temsilleri, vahşice katledilen Filistinlilerin insanlık-dışılaştırılmasına ve önemsiz görülmesine yol açmaktadır. Bu yaklaşım, Ukrayna’lıların öldürülmesine sert tepki verildiği halde, Filistinlilerin katledilmesine sessiz kalındığı Roberto de Vogli’nin ifadesiyle, “seçici empati” (selective empathy) gösterilen durumların normalleştirilmesine yol açmaktadır.<a href="#_edn20" name="_ednref20">[20]</a></p>
<p>Ibrahim Fraihat ve Abeer Al-Najjar’a göre, Gazze bir coğrafi bölgeden ziyade “liberal uluslararası düzenin kolonyal temellerini açığa vuran bir yer olma özelliği taşımaktadır.” Diğer bir deyişle, “kolonyal iktidarın devam ettiğini” göstermekte ve “Küresel Güney’den yükselen meydan okumalar, emperyal otoriteye başkaldırı” şeklinde ortaya konmaktadır. Bütün bunların işaret ettiği husus, İsrail’in işgalci-kolonyalizminin sadece bir tahakküm değil, bu toprakların sahibi olan yerli halkı ortadan kaldırmayı hedefleyen “siyasi bir proje” olduğu gerçeğidir. Bu durum, Gazze soykırımının 7 Ekim 2023’te başlayan bir olay değil, İsrail Devleti’nin kuruluşu ile başlayan bir süreçte “Küresel Kuzey’in evrensel değerler, insan hakları ve kurallara dayalı uluslararası düzeninin yapısal çelişkilerini görünür kılan [hastalıklarına] dair teşhis koyma (diagnostic) mekanizması olarak değerlendirilmelidir.”<a href="#_edn21" name="_ednref21">[21]</a> Tariq Dana ve Muhannad Ayyash’ın belirttiği gibi İsrail soykırımının yaşandığı Gazze, “günümüzde devam eden kolonyal şiddetin paradigması” olarak görülmelidir.<a href="#_edn22" name="_ednref22">[22]</a> Bu anlamda, Ilan Pappé, Tariq Dana ve Nadia Naser–Najjab’ın ifadesiyle söylemek gerekirse, tarih ve kültürü yok sayılan millete yönelik yapılan önyargılı Filistin Çalışmalarında (Palestine Studies) benimsenen Batı perspektifinin ürettiği “işgalci kolonyal paradigma”<a href="#_edn23" name="_ednref23">[23]</a> (settler colonial paradigm) kullanılmak yerine, soykırımı normalleştirmeyen Gazze-merkezli paradigma oluşturulmalıdır. Bu paradigma, Batı-merkezli soykırım kurbanlarını acınası bir tablo içine yerleştiren hiyerarşik sınıflandırmanın dayandığı insani değerler boşluğuna meydan okumakla sınırlı kalmamakta, “dünya düzeninin dönüşmesi gerektiğinin sinyallerini Küresel Güney’den”<a href="#_edn24" name="_ednref24">[24]</a> veren bir anlam çerçevesi sunmaktadır.</p>
<p>Bu çerçeve iyi değerlendirilmek suretiyle, insanlık adına gereken dersler çıkarılmadığı ve stratejik körlük aparatı kullanılarak yok sayıldığı takdirde, dünyanın belirsiz ve istikrarsız bölgeleri katliam ve soykırımın çoğalma riskini barındıracaktır. Biden ve Trump başkanlık dönemlerinde soykırımı destekleyen dış politika ve silah yardımlarından bahseden Adam H. Johnson geleceğe yönelik şu tespitte bulunmaktadır: “Küresel eşitsizlik farklı bölgelere yayılmaya ve iklim değişikliği ABD ile Avrupa liderliğindeki dünya düzenini tehdit etmeye devam ederken ve dolayısıyla bu durum Küresel Güneyden kuzey bölgelerine mülteci akınına yol açarken,” Gazze’de yaşanan soykırımın farklı coğrafyalara sıçrayarak insan kıyımına dair aldırmazlığın ve duyarsızlığın yaşanacağı ihtimali, ciddiyetle ele alınmalıdır.<a href="#_edn25" name="_ednref25">[25]</a></p>
<p>Batı-merkezli dünya halklarının bu duyarsızlığı aşmaları ve kendi tarihleri ile yüzleşme zorunluluğu, aynı zamanda bugün ile bütünlük arz eden kolonyal geçmiş ve onun ürettiği sömürgeci zihniyeti çözümlemek gerektiği anlamını taşımaktadır. NUN Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Esra Albayrak, İstanbul’da Atatürk Kültür Merkezi&#8217;nde 11-12 Mayıs 2026’da düzenlenen Dünya Dekolonizasyon Forumu’nda yaptığı açılış konuşmasında “adil bir dünya mesajı” vermiştir.<a href="#_edn26" name="_ednref26">[26]</a> Bu konuşma metnini yayınladığı “Dekolonizasyonu Aşmak: Bilgi, İktidar ve Ortak Sorumluluk” makalesinde, coğrafi keşiflerin başladığı ve fakat sömürgeci zulmü belirleyen Amerika kıtasının işgal edildiği 1492 yılının aslında “küresel bir iktidar matrisinin” başladığı tarih olarak nitelendirmektedir. “Bu matris, ekonomik sömürüyle başlayıp ırksal, dilsel, ruhsal ve epistemik hiyerarşilerin birbirine dolandığı geniş bir tahakküm düzenine dönüşmüştür.” Bu tahakküm sisteminin en acı ve çarpıcı örneği ise, 7 Ekim 2023’ten itibaren İsrail’in yaptığı soykırımın devam ettiği Gazze’de görünmektedir. Bu anlamda, Gazze bir paradigma olarak benimsendiğinde, Batı’nın sömürgeci mantığına dayalı “uluslararası sistemin ahlaki ve siyasi meşruiyetine yönelik” çok yönlü bir hesaplaşmaya olanak sağlamaktadır. İşgal altında zulüm gören diğer coğrafyaların yanı sıra Gazze meselesi de, bu bölgelerde üretilen bilgi doğrultusunda Batı-merkezli olmayan bir bakış açısı ile ele alınmalıdır. Batı’nın sömürgeci iktidar biçimini normalleştiren düşünce biçimi ve yaklaşımlarının da dahil edildiği, “somut bir eylem ve sorumluluk alanı” şeklinde anlaşılması gereken dekolonizasyon sürecinin küresel anlamda yürütülmesi gerekmektedir. Bu görüş çerçevesini “İstanbul Perspektifi” olarak kavramsallaştıran Albayrak’a göre, “dekolonizasyonun amacı, tek merkezli hakim bilgi sisteminin karşısına başka bir tek merkez koymak yerine; çoğul merkezli bir açık toplum yaklaşımıyla birbirinin bilgeliğinden istifade eden, birbirinden güç alan kuşatıcı bir zemin tesis etmektir.” Batı-merkezli paradigma çerçevesinde tıkanmışlık yaşayan “uluslararası sistemin yeni merkezlere, yeni seslere ve çoğul tanıklıklara ihtiyacı olduğu açıktır. Hikâyelerin çeşitlenmesi, [Batı’nın beyaz üstünlüğüne dayalı oluşturduğu] tek anlatının aşılması için hem epistemik hem de etik bir zorunluluktur.”<a href="#_edn27" name="_ednref27">[27]</a></p>
<p>Bu görüş, 2026’ın ilk aylarında ABD-İsrail’in birlikte İran’a karşı başlattığı savaş göz önüne alındığında son derece yerinde bir tespit olmakla kalmamakta, aynı zamanda Filistin’i yok sayan Batı’nın Türk-İslam medeniyet anlayışı ve değerlerine saygı göstermesi halinde insani temelli çok kültürlü dünya inşasının mümkün olacağına da dikkat çekmektedir. Nitekim Küresel Sumud Filosu, soykırımcı İsrail’in “uluslararası hukuku çiğneme kapasitesini görünür kılmak ve meşruiyet krizini derinleştirmek” suretiyle, Batı’nın tek taraflı güce dayalı kolonyal dünya tasavvurunu tartışma zeminine taşımaktadır.<a href="#_edn28" name="_ednref28">[28]</a></p>
<p>Lübnan asıllı İngiliz akademisyen Gilbert Achcar’ın belirttiği gibi, Joe Biden’ın başkanlık döneminde Gazze konusunda aldığı pozisyon nedeniyle, liberal düzenin beyin ölümü gerçekleşmiştir. Ancak Trump’ın 2. başkanlık döneminin 20 Ocak 2025’te resmen başlaması ile birlikte, Batı’nın ve ABD’nin verdikleri destek neticesinde Gazze soykırımı “liberal Atlantik ittifakının tabutuna çakılan son çivi olmuştur.” Bu ölüm aslında “neofaşizm dönemine, aşırı sağcı güçlerin hızla artmasına ve yayılmasına kapı aralayan küresel bir dönüşümdür.”<a href="#_edn29" name="_ednref29"><sup>[29]</sup></a> Achcar’a göre, Batı’nın desteklediği İsrail vahşetine sahne olan ve uluslararası ilişkilerin “barbarlığa dönüşü” olarak nitelendirilmesi gereken Gazze’de yaşanan soykırımın arka planında, esas itibarıyla Holokost’un araçsallaştırılarak Avrupa ve genel anlamda Batı’da yabancı öteki tanımından çıkarılan “Yahudilerin beyazlaşması” yer almaktadır. Aimé Cesaire’e göre, Batı’nın Hristiyan elitlerinin Hitler’i affetmemesinin esas sebebi “beyaz insana karşı işlediği suçtur, beyaz insanı aşağılamasıdır ve o güne dek sadece Cezayir’in Araplarına, Hindistan’ın ‘amelelerine’ ve Afrika’nın ‘zencilerine’ saklanmış sömürgeci prosedürleri Avrupa’ya uygulamasıdır.”<a href="#_edn30" name="_ednref30">[30]</a> Bugün gelinen noktada, Batı ile aynileştirilen “Yahudilerin beyazlaştırılması, beyaz üstünlüğünü savunanların Ortadoğu’da yani Kuzey Yarıküre’deki gündelik ırkçılığın en önde gelen nefret nesnesi İslam’ın beşiğinde kurdukları ileri bir karakol ve süper beyaz bir yer olarak algılanan İsrail’e duyulan çok menfur bir hayranlığa dönüşmektedir.” Hamas’ın saldırıları “İsrail’in sömürgeci baskısına duyulan nefret” yerine, antisemitizm şeklinde çarpıtılmaktadır. Ancak üstü örtülen sömürgeci devlet ile mücadele gerçeği, “Filistin, Arap veya Müslüman karşıtı bir ırkçılıkla ve beyazlaştırılmış İsrailliler için beslenen ‘narsist şefkatle’ gözleri kör olmamış herkes için barizce görülüyor olmalı.” Bu karanlık tabloda iyimserliği ön planda tutarak insani mücadeleye devam etmek için tek çıkar yol, “Filistinliler, İsrailliler, Arap halkları ve tüm dünya halkları arasında, özellikle de gençler arasında görülen direncin, neticede yeni neofaşist enternasyonalin bölgesel ve küresel tasarılarına engel olmayı başarabileceği” umudunu taşımaktır.<a href="#_edn31" name="_ednref31">[31]</a></p>
<p>Sonuç itibarıyla, artık geri dönülemez bir eşikte duran Gazze meselesi, ABD liderliğinde Batı’nın kolonyalizmi yeniden diriltme politikalarını şekillendiren Batılı/beyaz ittifakı sarsmaya başlayan sorgulama zeminini oluşturmaktadır. İşgal tarihleri boyunca sömürgeciliğe karşı duran direnişçi kahraman Filistin halkına destek veren küresel protesto ve dayanışma hareketleri, “Gazze’den sonra dünya[yı]”<a href="#_edn32" name="_ednref32">[32]</a> şekillendirmek için umut vaat etmektedir.</p>
<p>Benim de bu makalede Batılı/beyaz kolonyal eksenin kırılma noktası olarak nitelendirdiğim Gazze meselesi, sadece beyaz üstünlüğüne dayalı Batı tahakkümü karşısında meydan okuyan Filistin halkının direnişle özdeşleşmesiyle sınırlı değildir. Kırılma noktası, Batı/ABD’nin beyaz üstünlüğünü savunan yönetici elitlerinin sömürgeci tasavvurlarını canlandırmayı umdukları yeni kolonyal dünya düzenine yönelik olarak vaziyet alma konusunda, Türkiye ve İspanya gibi devletlerin liderliğinde vicdanı harekete geçirilen insanlığın büyük bir çoğunluğunun paradigma değişikliğine gitmesinden kaynaklanmaktadır. Başka bir ifadeyle söylemek gerekirse, Batılı/beyaz kolonyal eksenin kendi mülkiyetçi hırslarını tatmin etmek için “riviera” inşa etmeye dayalı Orta Doğu coğrafyasını soykırım sonrasında kâr getirecek aparat şeklinde gören stratejik körlük temelli politikalarına karşı çıkma cesaretine dayalı küresel dayanışma içerisinde bulunan merhamet ve vicdan sahibi dünya nüfusunun üzerinde durduğu ahlaki zemini savunmak büyük bir önem taşımaktadır. Filistin meselesini ortak değerler zemininde vicdani sorumluluk içinde mercek altına alan insanlık açısından bu soykırım, Batı devletlerinin benimsediği ve Joe R. Feagin’in 2010 yılında ortaya attığı ırkçı görme biçimi anlamına gelen “beyaz ırksal çerçeve”<a href="#_edn33" name="_ednref33">[33]</a> (white racial frame) yerine, Gazze-merkezli paradigma inşasının önünü açan bir kırılma noktasıdır.</p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Ayşe Böhürler, “Ölümleri Zihnî Meşrulaştırma Aracı: Neo-sömürgecilik”, <em>Yeni Şafak Gazetesi</em>, 6 Mart 2026. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 19 Mart 2026. <a href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/ayse-bohurler/olumleri-zihni-mesrulastirma-araci-neo-somurgecilik-4803398">https://www.yenisafak.com/yazarlar/ayse-bohurler/olumleri-zihni-mesrulastirma-araci-neo-somurgecilik-4803398</a>.</p>
<p><a href="#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Ashjan Ajour, “Unveiling the Colonial Violence of Space in the Gaza Genocide”, <em>European Journal of Cultural Studies</em>, Vol. 28, No. 5, (2025), 1252, 1258. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 27 Haziran 2026. <a href="https://journals.sagepub.com/doi/pdf/10.1177/13675494241310778">Unveiling the colonial violence of space in the Gaza genocide</a>.</p>
<p><a href="#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Ajour, “Unveiling the Colonial Violence of Space in the Gaza Genocide”, 1259, 1260.</p>
<p><a href="#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Muhannad Ayyash, “Colonial Racial Capitalism and Violence: Theorising the Relationship between Empire and Israeli Settler Colonialism”, <em>Journal of Holy Land and Palestine Studies,</em> Vol. 23, No. 2, (2024), 206. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 13Temmuz 2026.</p>
<p><a href="https://doi.org/10.3366/hlps.2024.0339">https://doi.org/10.3366/hlps.2024.0339</a>.</p>
<p><a href="#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Ali Kırıktaş, “Trump’ın Gazze Planı: Strateji ve Tepkiler”, <em>akademiyet.com</em>, 11 Şubat 2025. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 27 Haziran 2026. <a href="https://akademiyet.com/trumpin-gazze-plani-strateji-ve-tepkiler/">https://akademiyet.com/trumpin-gazze-plani-strateji-ve-tepkiler/</a>.</p>
<p><a href="#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> Bünyamin Bezci, “Kendini Terk Eden Avrupa: Avrupa Popülist Sağının ABD ve Rusya Destekleri”, <em>Kriter Dergisi</em>, Sayı 109, (Haziran 2026), 10, 11.</p>
<p><a href="#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> Bezci, “Kendini Terk Eden Avrupa: Avrupa Popülist Sağının ABD ve Rusya Destekleri”, 11, 12.</p>
<p><a href="#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> Noura Erakat, “Foreword”, içinde Adam H. Johnson, <em>How to Sell a Genocide: The Media’s Complicity in the Destruction of Gaza</em>, (London: Pluto Press, 2026), xiii.</p>
<p><a href="#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> Brenna Bhandar ve Alberto Toscano, “Mülkiyet Savaşı: Gazze’de Soykırımın İnşası”, Çev. İsmail Kaygısız, <em>Ayrıntı Dergisi</em>, Sayı 50, (Bahar 2026), 52, 53.</p>
<p><a href="#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> İbrahim Halil Üçer, “Gazze Aynasında İnsanlığın Geleceği ve İslam Ümmetinin Mükellefiyeti”, <em>Teklif Dergisi</em>, Sayı 14, (Mart 2024), 57, 63.</p>
<p><a href="#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> Ahmet Demirhan, “‘Yahudi-Hıristiyan’ Karşısında Gazze”, <em>Teklif Dergisi</em>, Sayı 14, (Mart 2024), 150, 151.</p>
<p><a href="#_ednref12" name="_edn12">[12]</a> E. Lâle Demirtürk, <em>ABD’nin Beyaz Egemen İktidar Projesi: Küresel Bir Güvenlik Sorunu</em>, (İstanbul: Kopernik Kitap, 2024), 423.</p>
<p><a href="#_ednref13" name="_edn13">[13]</a> İsmail Yaylacı, “Uluslararası Düzenin Siyasal Teolojisi”, <em>Teklif Dergisi</em>, Sayı 14, (Mart 2024), 180, 181.</p>
<p><a href="#_ednref14" name="_edn14">[14]</a> Muhannad Ayyash, “The Western Imperial Order on Display in Gaza: Palestine as an Ideological Fault Line in the International Arena”, <em>Third World Quarterly</em>, Vol. 47, No. 10, (2026), 1919, 1931. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 29 Haziran 2026. <a href="https://doi.org/10.1080/01436597.2025.2465522">https://doi.org/10.1080/01436597.2025.2465522</a>.</p>
<p><a href="#_ednref15" name="_edn15">[15]</a> Pankaj Mishra, <em>The World After Gaza</em>, (London: Fern Press, 2025), 19, 10, 188, 189.</p>
<p><a href="#_ednref16" name="_edn16">[16]</a> Mishra, <em>The World After Gaza</em>, 232, 233.</p>
<p><a href="#_ednref17" name="_edn17">[17]</a> Mishra, <em>The World After Gaza</em>, 262, 272, 276.</p>
<p><a href="#_ednref18" name="_edn18">[18]</a> Ramzy Baroud, “Hypocrisy and Genocide: How Gaza has Exposed the West Like Never Before”, <a href="http://www.middleeastmonitor.com">www.middleeastmonitor.com</a>, February 29, 2024. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 13 Temmuz 2026. <a href="https://www.middleeastmonitor.com/20240229-hypocrisy-and-genocide-how-gaza-has-exposed-the-west-like-never-before/">Hypocrisy and genocide: how Gaza has exposed the West like never before – Middle East Monitor</a>.</p>
<p><a href="#_ednref19" name="_edn19">[19]</a> Jon Hoffman, “Israel Is a Strategic Liability for the United States”, ww.foreignpolicy.com, March 22, 2024. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 13 Temmuz 2026. <a href="https://foreignpolicy.com/2024/03/22/israel-gaza-biden-netanyahu-security-united-states/">For America, Israel Is a Liability, Not an Asset</a>.</p>
<p><a href="#_ednref20" name="_edn20">[20]</a> Adam H. Johnson, <em>How to Sell a Genocide: The Media’s Complicity in the Destruction of Gaza</em>, (London: Pluto Press, 2026), 8, 11, 24, 49.</p>
<p><a href="#_ednref21" name="_edn21">[21]</a> Ibrahim Fraihat and Abeer Al-Najjar, “Gaza as Diagnostic: Genocide, Power, and the Unraveling of the Global North”, <em>Third World Quarterly</em>, Vol. 47, No. 10, (2026), 1886, 1888, 1893. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 8 Temmuz 2026. <a href="https://doi.org/10.1080/01436597.2026.2672512">https://doi.org/10.1080/01436597.2026.2672512</a>.</p>
<p><a href="#_ednref22" name="_edn22">[22]</a> Tariq Dana and Muhannad Ayyash, “Beyond Genocide: Colonial Modernity and the Destruction of the ‘Infrastructures of Existence’ in Gaza”, <em>Race &amp; Class, </em>published online first, May 22, 2026. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 9 Temmuz 2026. <a href="https://doi.org/10.1177/03063968261425124">https://doi.org/10.1177/03063968261425124</a>.</p>
<p><a href="#_ednref23" name="_edn23">[23]</a> Ilan Pappé, Tariq Dana, and Nadia Naser–Najjab, “Palestine Studies, Knowledge Production, and the Struggle for Decolonisation”, <em>Middle East Critique</em>, Vol. 33, No. 2, (2024), 182. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 12 Temmuz 2026. <a href="https://doi.org/10.1080/19436149.2024.2342189">https://doi.org/10.1080/19436149.2024.2342189</a>.</p>
<p><a href="#_ednref24" name="_edn24">[24]</a> Annamária Artner and Zhiguang Yin, “Towards a Non-hegemonic World Order – Emancipation and the Political Agency of the Global South in a Changing World Order”, <em>Third World Quarterly</em>, Vol. 47, No. 10, (2026), 2193. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 8 Temmuz 2026. <a href="https://doi.org/10.1080/01436597.2023.2251422">https://doi.org/10.1080/01436597.2023.2251422</a>.</p>
<p><a href="#_ednref25" name="_edn25">[25]</a> Johnson, <em>How to Sell a Genocide: The Media’s Complicity in the Destruction of Gaza</em>, 203-204.</p>
<p><a href="#_ednref26" name="_edn26">[26]</a> Anonim. “Esra Albayrak&#8217;tan Dünya Dekolonizasyon Forumu&#8217;nda Daha Adil bir Dünya Mesajı”, <em>Takvim Gazetesi</em>, 11 Mayıs 2026. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 14 Mayıs 2026. <a href="https://www.takvim.com.tr/guncel/2026/05/11/esra-albayraktan-dunya-dekolonizasyon-forumunda-daha-adil-bir-dunya-mesaji#5">https://www.takvim.com.tr/guncel/2026/05/11/esra-albayraktan-dunya-dekolonizasyon-forumunda-daha-adil-bir-dunya-mesaji#5</a>.</p>
<p><a href="#_ednref27" name="_edn27">[27]</a> Esra Albayrak, “Dekolonizasyonu Aşmak: Bilgi, İktidar ve Ortak Sorumluluk”, <em>Kriter Dergisi</em>, Sayı 113, (Haziran 2026), 15-17.</p>
<p><a href="#_ednref28" name="_edn28">[28]</a> Mehmet Rakipoğlu, “Ablukayı Kırmak ve Teşhir Etmek: Küresel Sumud Filosu’nun Gazze Yolculuğu”, <em>Kriter Dergisi</em>, Sayı 113, (Haziran 2026), 48.</p>
<p><a href="#_ednref29" name="_edn29">[29]</a> Gilbert Achcar, “Gaza was the Last Nail in the Coffin of Liberal Atlanticism”, Interview with <em>Trümmer auf Trümmer.</em> <a href="http://www.anticapitalistresistance.org">www.anticapitalistresistance.org</a>, June 3, 2026. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 30 Temmuz 2026. <a href="https://anticapitalistresistance.org/gaza-was-the-last-nail-in-the-coffin-of-liberal-atlanticism/">Gaza Was the Last Nail in the Coffin of Liberal Atlanticism – Anticapitalist Resistance</a>.</p>
<p><a href="#_ednref30" name="_edn30">[30]</a> Gilbert Achcar, <em>Gazze Felaketi: Soykırımı Tarihsel Perspektiften Okumak</em>, Çev. Akın Emre Pilgir, (İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2025), 68, 73, 83. (Orijinal Basım 2025)</p>
<p><a href="#_ednref31" name="_edn31">[31]</a> Achcar, <em>Gazze Felaketi: Soykırımı Tarihsel Perspektiften Okumak</em>, 86, 177, 240.</p>
<p><a href="#_ednref32" name="_edn32">[32]</a> Mishra, <em>The World After Gaza</em>, 280.</p>
<p><a href="#_ednref33" name="_edn33">[33]</a> Joe R. Feagin and Kimberley Ducey, <em>Racist America: Roots, Current Realities, and Future Reparations</em>, Fifth Edition, (New York: Routledge, 2026), 30, 31. (İlk Basım 2000)</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/batili-beyaz-kolonyal-eksenin-kirilma-noktasi-gazze-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batı’nın Irkçılık-Karşıtlığı Paradoksu: Filistin ile Dayanışma’nın Suç Sayılması</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/batinin-irkcilik-karsitligi-paradoksu-filistin-ile-dayanismanin-suc-sayilmasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/batinin-irkcilik-karsitligi-paradoksu-filistin-ile-dayanismanin-suc-sayilmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[E.Lâle Demirtürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 10:10:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20098</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde küresel anlamda yaygınlaştırılması hayati önem taşıyan ırkçılık-karşıtlığı, uluslararası ilişkilerde ırk zemininde işleyen hiyerarşi çerçevesinde ortaya konan devlet politikaları vasıtasıyla güç kazanan ırkçı kurum ve gruplar tarafından bir aparat olarak kullanılmak suretiyle siyasallaştırılmaktadır. Irkçılık-karşıtı görüntüsü vermeye çalışan bazı beyaz üstünlükçü kurumlar, gruplar ve kişiler ırkçı olmadıkları iddiasında bulunurken, sömürgeci (colonial) ya da halen sürdürülmekte olan yerleşimci sömürgecilik (settler colonialism) uygulamalarına karşı siyaset oluşturma sorunu yaşamaktadırlar. Bu anlamda, Batı devletlerinin ve özellikle de ABD’nin büyük bir çoğunluğu tarafından Filistinlilere yapılan ırkçılık, ırkçı şiddet ve soykırım vahşeti karşısında ortaya konan sessiz kalmaya dayalı siyasi duruşu, aynı zamanda Batı’da ırkçılık bulunmadığını savunmak yoluyla Batılı/beyaz medeniyet üstünlüğü zırhına bürünen ırkçılığa dair masumiyet (racial innocence) kurgusu olarak ortaya konmaktadır. Nitekim ırkçılık (racism) ile ırkçılık-karşıtlığı (anti-racism) hakkında kullanılan söylemler arasında belirgin olan ayrımı bulanık hale getirmek, neyin ırkçılık sayılayacağına ilişkin kafa karışıklığı yaşanmasına yol açmaktadır. Kamusal alanda ırkçı saldırıların görünürlükleri arttığı halde ırkçılık kavramının tanım sınırlarının büyük ölçüde belirsiz bırakılmasından dolayı her etnik, ırksal ve inanç grubuna yönelik ırkçı pratikleri önleyici türden eşitlikçi biçimde uygulanan yasal yaptırımlar bulunmamaktadır. Bu yaklaşım tarzı, sadece ırkçılığın artmasını sağlamakla sınırlı kalmamakta, aynı zamanda ırkçılığa karşı olan grupları da pasifize etmektedir. Ancak ırkçı şiddet kapsamında konulan (genellikle ırksallaştırılan etnik grupları, siyahları &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde küresel anlamda yaygınlaştırılması hayati önem taşıyan ırkçılık-karşıtlığı, uluslararası ilişkilerde ırk zemininde işleyen hiyerarşi çerçevesinde ortaya konan devlet politikaları vasıtasıyla güç kazanan ırkçı kurum ve gruplar tarafından bir aparat olarak kullanılmak suretiyle siyasallaştırılmaktadır. Irkçılık-karşıtı görüntüsü vermeye çalışan bazı beyaz üstünlükçü kurumlar, gruplar ve kişiler ırkçı olmadıkları iddiasında bulunurken, sömürgeci (colonial) ya da halen sürdürülmekte olan yerleşimci sömürgecilik (settler colonialism) uygulamalarına karşı siyaset oluşturma sorunu yaşamaktadırlar. Bu anlamda, Batı devletlerinin ve özellikle de ABD’nin büyük bir çoğunluğu tarafından Filistinlilere yapılan ırkçılık, ırkçı şiddet ve soykırım vahşeti karşısında ortaya konan sessiz kalmaya dayalı siyasi duruşu, aynı zamanda Batı’da ırkçılık bulunmadığını savunmak yoluyla Batılı/beyaz medeniyet üstünlüğü zırhına bürünen ırkçılığa dair masumiyet (racial innocence) kurgusu olarak ortaya konmaktadır. Nitekim ırkçılık (racism) ile ırkçılık-karşıtlığı (anti-racism) hakkında kullanılan söylemler arasında belirgin olan ayrımı bulanık hale getirmek, neyin ırkçılık sayılayacağına ilişkin kafa karışıklığı yaşanmasına yol açmaktadır. Kamusal alanda ırkçı saldırıların görünürlükleri arttığı halde ırkçılık kavramının tanım sınırlarının büyük ölçüde belirsiz bırakılmasından dolayı her etnik, ırksal ve inanç grubuna yönelik ırkçı pratikleri önleyici türden eşitlikçi biçimde uygulanan yasal yaptırımlar bulunmamaktadır. Bu yaklaşım tarzı, sadece ırkçılığın artmasını sağlamakla sınırlı kalmamakta, aynı zamanda ırkçılığa karşı olan grupları da pasifize etmektedir.</p>
<p>Ancak ırkçı şiddet kapsamında konulan (genellikle ırksallaştırılan etnik grupları, siyahları ve Müslümanları hedef alarak yapılan) yasa maddeleri beyaz üstünlükçü silahlı şiddet uygulayan grupları içermemektedir. Bu durumun temelinde yatan ırkçı anlayışa bağlı olarak da ırkçı cinayetlerin  işlenmesine özgürlük alanı açılmakta ve ötekileştirilen grupları öldürmek ile birlikte soykırıma varan katliamları da normalleştirme zemini inşa edilmektedir. Batı destekli İsrail tarafından Gazze’de gerçekleştirilen soykırımdan iki yıl sonra Mısır’da 8 Ekim 2025’te Trump planı çerçevesinde sağlanan Hamas-İsrail ateşkes antlaşmasının ardından dünyada değişen güç ilişkileri adeta sömürgecilik dönemine geri dönüşü yansıtmaktadır. Süleyman Seyfi Öğün de bu konuda gelişen farklı istikamet doğrultusunda, Batı’nın İsrail “seviciliği” yükünden kurtulması neticesinde, dünya kamuoyunda Yahudi karşıtlığının “yeni bir Beyaz Hristiyan üstünlüğü” ile beraber yükselme eşiğine gelindiğinin ve Müslüman-karşıtlığının da bunun yanında yer aldığının, başka bir ifadeyle küresel zulmün belirginleştiği “1492’nin rûhunun”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a> geri gelmekte olduğunun belirtilerine dikkat çekmektedir. Bu bağlamda Haçlı Seferleri ruhunu yeniden canlandıran Batı, aynı zamanda Batılı/beyaz olmayanları düşmanlaştıran kolonyal ırkçılığı yaygınlaştırma yoluyla oldukça ikircikli bir yaklaşım sergilemektedir. Bu bağlamda, demokratik ve ırkçılık-karşıtı oldukları iddiasında bulunan Batı devletlerinin İsrail’in 7 Ekim 2023 tarihinde Gazze’deki Filistinlilere yönelik yaptığı soykırım karşısında, Hamas’ın elinde bulunan İsrailli rehineler konusu dışında korudukları sessizlik çok katmanlı bir söylem niteliğindedir. Bu suskunluk, soykırımın üstünü örtme ve dolayısıyla insan kıyımına destek anlamı taşımanın yanı sıra, soykırımın ardında gizlenen ama açıkça dillendirilmeyen <strong>Filistin-karşıtı ırkçılığın</strong> somut bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p>C. Heike Schotten, “Zionism and the War(s) on Terror: Extinction Phobias, Anti-Muslim Racism, and Critical Scholarship” (2024) (Siyonizm ve Terörle Savaş(lar): İmha Korkuları, Müslüman-Karşıtı Irkçılık ve Eleştirel Bilimsel Literatür) makalesinde, bu duruma varan sürecin “Siyonizmin inkar edilegelen retorik, siyasi ve küresel düzlemde yürütülen Terörle Savaş’ın (War on Terror) duygulanım merkezi [kişilerin bu savaşa duygusal tepki ile katılmasının temin edilme noktası—E. Lâle Demirtürk<u>]</u>” olduğu görüşünü ileri sürmektedir. 11 Eylül saldırılarından itibaren ABD’de yeni muhafazakarların da açıkça desteklediği siyonist ideoloji çerçevesinde, 7 Ekim 2023’ten beri sürdürdüğü Gazze soykırımında görüldüğü gibi İsrail devleti “‘terörizm’ ifadesini incelikli bir ırksallaştırma aparatı şeklinde geliştirmeyi başarmıştır.” Bu aparat dünyada Batılı güç odakları ile Batı taklitçisi rejimlerde, “iç siyasette muhalif kesimleri şeytanlaştırmak ve dış düşmanlara da savaş açmak için hegemonyacı yaklaşımın derinleşmesini sağlamıştır.” Bu söylem “milyonlarca Arap, Müslüman ve Filistinlinin kanlarıyla dolup taşan” saldırılara dönüşmüştür. “11 Eylül saldırıları ile Nazilerin gerçekleştirdiği Holokost (ve günümüzde de Hamas’ın 7 Ekim saldırıları) arasında kurulan ideolojik ve retorik ilişki” İsrail’in bu konuda temel rol oynadığını göstermektedir. Gazze soykırımı da Terörle Savaş’ın sürdürülme mantığının temeline yerleştirilen “‘terörizm’ söyleminin ideolojik bakımdan meşrulaştırılması olarak anlaşılmalıdır.” Ancak görünürde yapılan terörle mücadelede gizlenen esas gündem Müslüman-karşıtı ırkçılık olduğundan dolayı, Schotten’in Batı’da yaygın biçimde kullanılan terörizm ifadesi yerine “21. yüzyıl ‘terörizm’ söylemi” diye nitelendirdiği gerçeğin önemi iyi anlaşılmalıdır. Bu hal, 11 Eylül sonrasında açıkça gözler önüne serilen “Nazi soykırımı ile Yahudi mağduriyetini ayrıcalıklı bir hale getiren Siyonist yerleşimci sömürgecilik versiyonundan kaynaklanmaktadır.” Bu kurgusal çerçeve “modernite ve modern dünya politikasının sınırlarını belirleyen istisnai bir durumu” dünya kamuoyuna sunmuştur. Siyonizm ile onun vasıtasıyla hayata geçirilen 21. yüzyıl ‘terörizm’ söylemi gerçekte varoluşsal ahlakileştirme biçimleridir” ki bunlar, Schotten’ın ifadesiyle “imha edilme korkularıdır” (extinction phobias). Bu korkular vasıtasıyla muhtemel saldırılara karşı kendini savunmaya hazır bir devlet, korktuklarını “ortadan kaldırıp yok edecek retorik ve şiddeti, saldırıları önleyici tedbir amaçlı kullanma” argümanını geliştirmektedir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>Bu noktada önemli bir hususa dikkat çekilmesi gerekiyor ki o da şudur: İsrail’in ve özellikle ABD’de 11 Eylül saldırılarından sonra “terörist” kategorisi ile Müslüman-karşıtlığı eşanlamlı kullanılması neticesinde, İsrail’in Filistin’de ve şimdilerde özellikle Gazze’de “kimsenin masum olmadığı ve herkesin Hamas’la bağlantısı olduğu iddiası ile imha planını meşrulaştırması” birlikte düşünülmelidir. Bu anlamda Batı devletlerinin toptancı bir hüküm vermek suretiyle, Sohail Daulatzai ve Junaid Rana’nın “küresel Müslüman” (global Muslim) diye nitelediği bir figür icat edilmiştir: Bu stereotip bütün Müslümanların şiddete eğilimli, geleceği hiçe sayan, ölümü hayata tercih ederek dünyada her canlıyı yok etme planları yapan bir varlık türünü inşa etmiştir. Böyle bir kurgu Müslümanları denetim altında tutmayı, işkence etmeyi, katliamla yok etmeyi, hatta ülkelerini işgal etmeyi meşru sayan bir zemin açmıştır. Böylelikle “terörizm” kategorisi “cezalandırıcı bir ırksallaştırmanın son derece etkili bir söylemini oluşturmuştur, çünkü bu söylem beyazların masumiyeti ile yerli halkların ‘vahşiliği’ temelli yerleşimci işgalci kolonyal mantık dahilinde hareket etmeyi sağlamaktadır.” Bu bağlamda, “bir yanda Müslüman-karşıtı ırkçılık, diğer yanda ise yerleşimci sömürgeciliğin sürekli tekrar edilmesi olarak anlaşılması gereken Terörle Savaş’ın ortak amacı “medeniyetçi ahlakçılıktır” ki bu durum, “imha etme korkusu” ve “aşırı sağın kıyımcılık” arzusu gibi iki unsur ile açıklanabilir: Batı/ABD devletleri kendilerine yönelik tehdit kaynaklarını bertaraf etmek ve medeniyetlerini korumak adına savaşırken, aşırı sağ siyasi kanatta yer alanlar da terörist tanımı kapsamına aldıkları çeşitli etnik ve ırksal grupların yok edilmesini desteklemektedir. Burada Batı medeniyetini korumanın ahlaki yönü ise, “İslam’ın ırksallaştırılması” ya da İslamcı terörün “yerli ‘vahşi’ halkların çağdaş versiyonu olarak görülmesinden ibaret değildir.” Bütün dünyada olduğu gibi aşırı sağcı ve faşist ideolojik bakış açısından beyazların “imha edilme korkusu” terörle mücadelede ahlaki bir sorumluluk anlayışını ön plana çıkarmaktadır.”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p>Amy Kaplan’a göre, 11 Eylül saldırıları ABD ve İsrail tarafından birlikte sömürülerek aralarında bulunan ittifakın güçlenmesine yol açarak ikisinin de emperyal projelerini desteklemiştir. Böylelikle de, Amerikan-karşıtlığı ile Anti-semitizm aynı kefeye konarak ABD’yi “anavatan” (homeland) imgesi ile ön plana çıkarırken, Filistin topraklarının da vaat edilmiş toprakların [adeta kendi çıkarlarına uyarladıkları bir tanrı iradesini siyasallaştıran—E. Lâle Demirtürk] Yahudilerin anavatanı olduğu iddiasını gündeme taşımıştır. Son tahlilde “imha edilme korkusu” ile “21. yüzyıl terörizm söylemi” konusuna cevap verecek yasalar da “beyaz üstünlüğü ya da yerleşimci işgalci devletlerin imha korkuları üzerinden yapılmıştır.” Ancak aşırı sağcı beyaz grupların ırkçı terör eylemlerini içine alan bir ifadenin  bizzat yasalarda yerini almaması gerçeği ise, mevcut beyaz üstünlükçü siyasetin bir parçası olan “imha edilme korkusu” ile “21. yüzyıl terörizm söyleminin” temelde beyaz egemen toplum düzeninin bekasını sağlamaya hizmet ettiğini göstermektedir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p>Adan Tatour ve Lana Tatour, “The Criminalization and Racialization of Palestinian Resistance to Settler Colonialism” (2023) (Yerleşimci İşgalci Sömürgeciliğe Karşı Filistin Direnişinin Suçlulaştırılması ve Irksallaştırılması) makalesinde, önemli bir noktayı incelemektedir. İsrail’in uzun yıllardır zulme boyun eğmeyen Filistinlileri “ırkçı suç veya terörist eylem” çerçevesinde sınıflandırarak suçlulaştırması (criminalization) neticesinde mahkemede ceza almalarını sağlamanın yanı sıra, ırksallaştırılan yasal uygulamalar vasıtasıyla Filistin halkına dair Yahudi-karşıtı ırkçılık yapan bir kitle algısını dünyaya yaymayı ve inandırıcı kılmayı başarmıştır. “Filistin direnişini ırkçı ve terörist eylem olarak çerçeveleyen İsrail yargı sistemi, Filistinlileri sadece işgalci kolonyalizme direnmeleri nedeniyle suçlulaştırmamakta, aynı zamanda anlamsız biçimde yerli yersiz şiddet kullanan zaptedilemeyen vahşiler olarak da ırksallaştırmaktadır (racialization).” Aslında, İsrail devleti “suçlulaştırma etiketini, direnişi zorunlu kılan kendi yaptığı kolonyal baskı, zulüm ve mülksüzleştirme diye nitelendirilecek siyasi bağlamı hafızalardan silmek için kullanmaktadır.” Dolayısıyla, “direnişi suç sayma ile suç karşısında toplumsal güvenliği sağlama çabası, siyasi çekişmelerin kolonyal bakımdan kültürelleşmesi temeli üzerine inşa edilmektedir ki tam da bu noktada, yerleşimci işgalci sömürgeciler ile sömürgeleştirenler arasında yer alan siyasi mücadele modernlik öncesi ya da modern olmayan kültürler ile uygar modern işgalci devlet arasındaki bir çatışma şeklinde yansıtılmaktadır.” Bu durumda, “siyasi çekişmenin kültürelleştirilmesi de Filistinlilerin denetlenme ve ehlileştirilme (disipline edilmesi) ihtiyacı içerisinde olup, kanunları çiğneyen (modernite öncesinden kalma) bir topluluk şeklinde temsil edilmesini meşrulaştırmaktadır.” Nitekim, 1948’de İsrail devletinin kurulması ile başlayan kolonize etme sürecinde işgale karşı anti-kolonyal Filistin direnişini kolonyal bir ifade ile çarpıtarak “vahşi Filistinlilerin savunduğu milliyetçiliği Yahudi-karşıtı ırkçılık” şeklinde betimlemiştir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p>Ancak bugün Batı devletleri ile destekçileri konumundaki küresel sermaye ve güç odaklarının ekonomik çıkarlarına hizmet eden siyasi kararları karşısında ırkçılık ile mücadele etme çabaları, aynı zamanda ırkçılık-karşıtlığı söyleminin de iyi anlaşılması gereğini doğurmaktadır. Barış tasavvurunun savaşın devam ettirilmesinin araçsallaştırılmasından ayrılamayacağı gerçeğine benzer şekilde ırkçılık-karşıtlığı siyasetinin de ırkçılık temelli neoliberal ekonomipolitiğin ve beyaz egemen toplum düzeninin sürdürülmesinin bir aparatı haline geldiği tehlikesi oldukça karmaşık bir tablo ortaya koymaktadır. John Solomos <em>Antiracism: A Critique</em> (2025) kitabında, ırk temelli toplumsal eşitsizliklerin giderek daha da yaygınlaştığı Batı toplumlarında ırkçılık ile mücadele etmek amacıyla üretilen ırkçılık-karşıtlığı (antiracism) kavramının, bazı akademik çevrelerin yanı sıra bilimsel araştırmacılar tarafından bilinçsizce kullanım ve uygulamalarını da içine alan geniş kapsamlı bir eleştiri yapmaktadır. “Iırkçılık-karşıtlığı hakkında yapılan tartışmaların aslında günümüzde süregelen kültür savaşlarının bir parçası olduğu”<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> fikrini ortaya atmaktadır. Neo-faşist  ve aşırı sağın yükselişine bağlı olarak 1990’lı yıllardan itibaren sıkça kullanılmaya başlanan bu kavram, 21. yüzyılda da önemli bir konu haline gelmekle birlikte, bilimsel araştırmacılar tarafından tam anlamıyla mercek altına alınmamıştır. Bu açıdan anaakım bilimsel normatif perspektifin şekillendirdiği akademik çalışmalarda, bir paradigma değişikliğine giderek ırkçılık-karşıtlığını merkeze alan bir bakış açısı geliştirilmesi gerekmektedir. Bunun nedeni, günümüzde “yeni muhafazakar ve sağcı siyasi kanatta yer alan ideologların ırkçılık-karşıtlığını hedef tahtasına oturtmaları” olarak gösterilebilir. Bu saldırılar “Batı değerlerine ve bir o kadar da toplumsal beraberlik ile ırkçılık-karşıtlığının korumaya çalıştığı azınlık gruplarının çıkarlarına bir tehlike oluşturan bir ideolojiyi temsil ettiğini iddia ettikleri ırkçılık-karşıtlığının göz ardı edilmesine” yol açmıştır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a></p>
<p>Siyaset sosyolojisi ve sosyal kuram alanında akademisyen olan Alana Lentin, “ırkçılık-karşıtlığını konu alan bilimsel çalışmaları son birkaç on yılda değişen siyasi iklimin çerçevesine yerleştirmektedir.” Bu değişim “İslamofobinin hızla tırmanışı, göçmenler ile mülteciler için düşmanlık besleyen çevrelerin oluşması ve ırksallaştırılan azınlık ile diğer dışlanan grupları hedef alan ırkçı toplumsal hareketlerin yepyeni biçimlerinin gelişmesi” şeklinde özetlenebilir. Ancak unutmamak gerekir ki, ırkçılık-karşıtlığı hakkında yapılan araştırmalar çoğunlukla “beyaz ırkçılık-karşıtı kuruluşlar ile aktivistlerin yaptıkları çalışmalar üzerine bina edilmek suretiyle, ırksallaştırılan azınlık ve göçmenlerin sesleri bilimsel alanda geri plana itilmektedir.” Irkçılık-karşıtlığı, ırkçılık tarihi ve pratikleri göz önünde tutulmadan anlaşılamaz. Irkçılığın tarihsel süreci neticesinde, bugün İngiliz toplumunda farklı unsurlar ele alınırken, ABD toplumunda genellikle “Siyahların Hayatları Önemlidir hareketi ile Eleştirel Irk Teorisi’ni vurgulayan kamusal tartışmalar yapılmaktadır.” Günümüzde “ırkçılık-karşıtlığı konusu etrafında değişen politikalar, aslında 20. yüzyılın sonları ile 21. yüzyılın başları arasındaki dönemde ortaya konmuştur.” Bu dönemde görülen siyasi fikir uyuşmazlığı açıktır. Siyasi sol ve bu çizgide düşünenler ırkçılık-karşıtlığına önem verirken, yeni muhafazakarlar ve yeni sağın siyasi kanadında yer alanlar ise, buna muhalefet etmişlerdir.” Donald Trump ilk başkanlık döneminde ırkçılık-karşıtlığına muhalefet eden [yani ırkçı olmayı ayrıcalıklı kılmaya dair—E. Lâle Demirtürk] tartışmaları daha da siyasallaştırmıştır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a></p>
<p>Bugün ırkçılık-karşıtlığının 20. yüzyıl sonlarında taşıdığı anlamdan farklı bir döneme tanıklık edilmektedir. Bu bağlamda, artık “popülizm, beyaz milliyetçiliği ve ırkçılık politikalarına dair tartışmalar, 21. yüzyılın ilk yarısında öne çıkan ırksal politikalar ve mobilizasyonların hitap edeceği türden bir karşılığın toplum ve siyasette bulunmasını gerektirmektedir.” Toplumda bir kesim tarafından önerilen bir çözümün siyasi çıkar uyuşmazlığı nedeniyle, başka bir kesim tarafından olumlanmaması doğal bir durumdur. Yeni sağ siyasi kanadında yer alan aktivistler ile siyasi figürlerin “ırkçılık-karşıtlığı gereğine karşı çıktıkları” açıkça ortadadır. Özellikle ABD odaklı çalışmalarda görüldüğü üzere, bu karşı çıkma durumu, “eğitim ve üniversiteler gibi alanlarda ırkçılık-karşıtlığının toplumsal birlik ve beraberlik ile ulusal kimliğe potansiyel bir tehdit oluşturduğu iddiasından” kaynaklanmaktadır. Bugün gelinen noktada Solomos, içinde bulunduğumuz dönemin koşulları çerçevesinde her toplumun kendi yapısına uygun ırkçılık-karşıtlığı temelli politikalar ve stratejiler üretmesi gerektiğini savunmaktadır. Küresel Kuzey ve Küresel Güney’in gündelik hayat pratiklerine bakıldığında, bunun hayati önemi tartışılmaz bir boyut kazanmıştır. “Irkçılık-karşıtlığı ideolojilerinin ötekileştirme ve insanlık-dışılaştırma (dehumanization) süreçlerini şekillendirmede fayda sağlayacağı da muhakkaktır.”</p>
<p>David Theo Goldberg 2015 yılında yazdığı bir eserde, Filistinlilerin insanlık-dışılaştırılmasının, çeşitli anti-semitizm biçimlerini güçlendirdiğine dair görüş ileri sürmüştür: İsrail tarafından “Filistinlilerin hedef alınarak hayvan muamelesine maruz bırakılması, ölümcül neticeler doğurabilecek bir anti-semitizm fitilini ateşlemektedir:” Solomos da bu tespitin 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren Gazze’de süren soykırıma varan katliamlardan dolayı anti-semitizmin gittikçe arttığı gerçeğini doğrular mahiyette olduğunu savunmaktadır. Bu bağlamda, Solomos’a göre, “ırkçılık-karşıtı bir tasavvur” geliştirmek amacıyla, “ırk kategorileri ile şekillendirilmeyen bir toplumun neye benzediğini düşünmek” ABD toplumu ile dünyadaki bütün toplumların ortak insanlık (common humanity) değerleri etrafında birleşmesine vesile olacak beklentileri beraberinde getirecektir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a></p>
<p>Brunilda Pali ve Polly Pallister-Wilkins, “From Police Violence to (Self) Censorship: Mapping the Continuum of Criminalization of Student-led Palestine Solidarity Activism in the Netherlands” (Polis Şiddetinden Öz-Sansürcülüğe: Hollanda’da Öğrenci Liderliğinde Filistin Dayanışması Aktivizminin Suçlulaştırılması Sürekliliğinin Haritasını Oluşturmak) makalesinde son derece önemli bir noktanın altını çizmektedir. Onlara göre, Batı’nın ve özellikle Avrupa’nın ırkçılık-karşıtlığına dair duruşu İsrail’in Gazze’de uyguladığı Filistinlilere yönelik soykırımını eleştirmek söz konusu olduğunda, anti-semitizm adı altında sansürlenmekte olup, örneğin Hollanda’da Filistinlilere destek veren öğrencilerin liderliğinde yapılan dayanışma amaçlı gösteri ve hareketler suçlulaştırılmaktadır (criminalization). “Öğrenci intifadası” (ayaklanma) olarak nitelenen bu dayanışma hareketlerinin suçlulaştırılmasının, aslında “akademik özgürlük, demokrasi ve adalet için bir turnusol kağıdı vazifesi gördüğünü” de belirtmekte fayda vardır. Dünyada da çok sayıda öğrenci Gazze’deki soykırımın durdurulması amacıyla çeşitli protestolar düzenlemiş, hatta ağırlıklı olarak “üniversitelerin de silah tüccarları ve İsrail yükseköğretim kurumları ile işbirliği yapılmasını boykot etmişlerdir.” Kuzey Amerika’dan Avrupa’ya, Avustralya’dan Güney Afrika’ya kadar uzanan bir dünya coğrafyasında bazı üniversite kampüslerine çadır kurmak, binaları işgal etmek ve protestolarını ortaya koymak gibi öğrenci ve öğretmen eylemleri üniversite yönetimleri tarafından çağrılan polislerin bu gruplara şiddet kullanarak sert müdahalelerde bulunmaları ile sonuçlanmıştır. Öğrencilerin liderliğinde oluşturulan “Filistinlilerle dayanışma amaçlı bu toplumsal hareketlere” katılan akademisyen, öğretmen ve öğrencilerin okullardan atılmalarına varıncaya kadar aldıkları katı önlemleri “anti-semitizmle mücadele kapsamında meşrulaştırmaktadır.” Bu bağlamda, Filistin halkı ile dayanışma konusu, 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında başlatılan “Terörle Küresel Savaş” (Global War on Terror) uygulamalarının mirası kapsamında ele alınmalıdır. Samuel Huntington’ın “medeniyetler çatışması” tezinde ifadesini bulan ve Pali ile Pallister-Wilkins’in “medeniyetçi ırkçılık” diye nitelendirdikleri durum, “Arapları, Müslümanları ve özellikle de Filistinlileri doğuştan şiddet eğilimi olan, irrasyonel ve ‘Batı değerlerine’ muhalif olarak kurgulayan Batı söylemini halen şekillendirmeye devam etmektedir.” Bu oryantalist perspektiften bakılınca, “İsrail tam anlamıyla medeniyeti savunan kuşatılmış bir demokrasi, Filistinlilerin direnişi ise barbarlık ile eşleştirilmektedir ki bu mantık sadece Filistinlileri değil aynı zamanda onlara destek olanları da meşruiyet zemini dışına itmektedir.” Bütün Batı toplumlarında da benzer yaklaşımların mevcut olması gösteriyor ki, aktivizmin yanı sıra düşünce ve ifade özgürlüklerinin baskı altına alınması neticesinde “üniversite yönetimlerinin başvurduğu önlemler ve uyguladıkları politikalar “güvenlik ve anti-semitizm söylemlerinin bir silah olarak kullanıldığı” gerçeğini açığa vurmaktadır.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a>  Bu görüşlerden hareketle, Filistin’deki soykırım üzerinden şöyle bir değerlendirmede bulunmanın mümkün olduğu kanaatindeyim: Batı’daki üniversiteler, Filistin dayanışmasını engelleme operasyonları örneğinde olduğu gibi, temelde öğrenciler ile akademisyenlerin başka ülke insanlarıyla empati kurmalarını temin edecek akademik özgürlük ortamında yaşatılması gereken demokratik değerler savunuculuğu vasfını çoktan geride bırakmıştır.</p>
<p>Bu bağlamda, 20. yüzyılın ortalarına giderek dikkat çekici bir hususa ve bugün de farklı anlamlar yüklenerek canlı tutulan bir kavrama göz atmak gerekiyor. Danimarka’da bulunan Roskilde Üniversitesi akademisyenlerinden Somdeep Sen, “‘Axis of Evil’ and the Academic Repression of Palestine Solidarity” (Şer Ekseni ve Filistin ile Dayanışmanın Akademik Hayatta Bastırılması) makalesinde, gündelik hayatta “Filistin halkı ile dayanışma hakkında kullanılan herhangi bir ifade akademik hayatta da benzer yaklaşımlar ile eleştiri yağmuruna tutulmaktadır” tespitinde bulunmaktadır. Filistin davasını savunan araştırmacıların eserleri “bilimsel ölçütlere uymayan siyasi nitelikli yayın olarak görülmekte, Filistin’i savunmak terörizm ve antisemitizm destekçiliği ile bir tutulmaktadır ki bu aynı zamanda Filistin ile dayanışmayı da toksik bir içeriğe dönüştürmektedir.” Böylelikle, akademik hayatta karşılaşılan bu sorun, sadece bir antisemitizm tanımını uygulamaktan ziyade 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra başlatılan “Terörle Küresel Savaş (Global War on Terror) söylem ve politikalarından devralınan bir mirası temsil etmektedir.” Dünya “iyi” ve “kötü” arasında kutuplaştırılmış ve buna göre de “‘iyi’ kategorisi terörizm ile mücadele eden bütün halklar ve ulusları, ‘kötü’ kategorisi de sözümona terörist örgüt ve ideolojilere destek veren toplumları, kültürleri ve ulusları kapsamaktadır.”<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a></p>
<p>Nitekim, Sen’e göre, 11 Eylül saldırılarından sonra “görünüş itibarıyla Orta Doğu’lu kişilere benzeyenleri hedef alan ırkçı şiddette büyük ölçüde bir artış görülmüştür ki bunun yanı sıra şüpheli zannıyla çok sayıda Arap ve Müslüman asıllı Amerikalı da gözaltına alınıp suçlu bulunarak cezaevlerinde yatmak zorunda kalmıştır.” Küresel anlamda da “terörizm ile yapılan mücadele, mevcut uluslararası ilişkilerde görülen ırksallaştırılan hiyerarşik bölünmeyi daha katı bir cepheleşme haline getirmiştir. Bu durum Küresel Kuzey’i iyi değerler ve demokratik düzenin yeri, ‘daha koyu deri rengi olanların bulunduğu’ Küresel Güney’i ise belirsizlik, düzensizlik, kötülük ve ‘beyaz’ Kuzey’e muhalif değerlerin yeri olarak tanımlama yoluna gidilmesi” neticesini doğurmuştur. Dolayısıyla, Filistin gibi halk direnişi olan yerlerde medyaya yansıtılan şiddet algısı neticesinde, İsrail’in yaptığı zulüm ve vahşeti gözden uzak tutan dünya medya organları ve uluslararası kuruluşların vasıtasıyla Batı “Filistin’i, Filistin özgürlük mücadelesini ve Filistin ile dayanışma gibi konuları kötülük tarafına yerleştirmiştir.” Kuzey Amerika ve Avrupa’daki üniversite kampüslerinde 2024 yılının Nisan ayından itibaren öğrencilerin kamp kurarak Filistin ile dayanışma gösterilerine devam etmesi, üniversitelerin İsrail  politikalarından faydalanmaya son verme çağrılarında bulunması polis şiddeti ile karşılık bulmuştur. Aslında bu üniversiteyi dekolonize etme girişimi, Küresel Kuzey’de üniversitelerin “ırksal hiyerarşik küresel düzenin temeli üzerine inşa edilen bilgi üretiminin bulunduğu kolonyalizm ve emperyalizm mirasını devam ettiren kurumlar olduğu gerçeğinin açıkça görülmesini de sağlamıştır.”<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> Sen’in görüşlerinden hareketle, günümüzde Filistin’in özgürlük mücadelesine destek çaba ve hareketlerine dair bir değerlendirme yapmamız gerekiyor ki o da şudur; bu durumda esas tehlike, Batı tarafından tarih boyunca ötekileştirilen bir Müslüman halkın soykırımını destekleyen düşünce biçiminin, bilim adı altında inşa edilen söylemin ardına gizlenerek göze batmaması sağlanan bir ırkçılık pratiğinin uygarlık kisvesi altında sinsice yürütülmesinin toplumlar kadar akademik hayatı şekillendiren bilimsel zihniyeti de sömürgeleştirmesi meselesidir.</p>
<p>Jairo I. Fúnez-Flores, “The Coloniality of Academic Freedom and the Palestine Exception” (2024) (Akademik Özgürlüğün Kolonyalliği ve Filistin İstisnası) makalesinde, Dekolonyal Düşünce alanındaki akademisyenlerin bilimsel literatür ve üniversite eğitim-öğretiminde mevcut kolonyal düşünce ve yaklaşımları dekolonize etmemelerini sorgulamaktadır. İsrail’in yaptığı soykırım hakkında konuşmak akademik özgürlük kapsamında olduğu halde, üniversitelerde ve bilimsel yayınlarda çekinceli davranarak suskunluklarını muhafaza eden akademisyenler aynı zamanda soykırım gerçeğini dile getirenlere karşı da antisemitizm yaptıkları gerekçesiyle tavır almaktadır.</p>
<p>Dekolonyal Düşünce alanı kapsamında modern/kolonyal dünyanın değerlerini üstün görerek yapılan sözde bilimsel ölçütlere dayalı akademik yayınlarda objektiflik iddiasına rağmen benimsenen ırkçı perspektife karşı çıkan Fúnez-Flores’in bizzat kendisinin “The Coloniality of Power and Social Classification” (2025) (İktidarın Kolonyalliği ve Sosyal Sınıflandırma) makalesinde “dekolonyal teorik intifada”<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a> (decolonial theoretical intifada) şeklinde yaptığı kavramsallaştırma ise, “dekolonyal düşünce alanında ortaya konan kuramların, halen [Filistin’de olduğu gibi kolonyalizme karşı direniş gösterilerek—E. Lâle Demirtürk] mücadele edilen alanlara uygulanmak suretiyle yeniden tanımlanması ve gözlemlenen pratiklerle birleştirilerek çalışılması görüşünü” ortaya atmaktadır. Bu anlamda Fúnez-Flores’in yükseköğretim kurumlarının sığ bir bilimsellik anlayışını sürdürenlere yönelttiği şu soruyu son derece kıymetli buluyorum: “Bizler akademik yayınlarımızda kullandığımız söylemlerde hangi hikâyeleri inşa etmeliyiz ve bunları barbar, insanlık-dışı teröristler olarak temsil edilen halklar için sarsılmaz bir destek gösterme sürecinde nasıl ifade etmeliyiz?” Bu noktada, Filistin halkının zulüm, vahşet ve soykırım karşısında direnişini suç olarak gösteren Batı’nın ve özellikle de ABD’nin aparatı olan Siyonist Akıl ve İsrail devleti’nin bir halkı sadece topraklarından değil, tarih kayıtlarından da silerek çıkarma politikalarına kayıtsız kalınmamalıdır. Bu halkın “deneyimlerini, halkının kültürüne dair bilgisini, tarihini, direnişini” kısacası kendi hikâyesini merkeze taşıyan bir söylem kullanarak paradigma değişikliğine gitmek, adil ve sorumlu bilinç sahibi bütün akademisyenlerin ciddiyetle yerine getirmeleri gereken bir görev olarak değerlendirilmelidir.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a></p>
<p>Na’ama Carlin de “Özgür Filistin” arzusunu hayata geçirmek için Filistin halkını hangi ifadelerle anlatmamız hususuna odaklandığı “There is No Beginning” (2024) (Hiç Bir Başlangıç Yok) makalesinde, yok edilen Filistin halkını anlatmanın imkansızlığını göz önünde bulundurarak şu acı dolu satırlara yer vermektedir: “Onbin çocuk, örneğin. Bunu nasıl sayıyoruz? Onbin çocuk ki her birisi kendi içinde bir dünya, bir takımyıldızın merkezinde parıldayan bir yıldız, ama diğer yıldızların ışıklarının söndürüldüğünü biliyoruz. Onbin çocuk. Onların umutlarını nasıl sayıyoruz ki onlar da şimdi yok? Ya gülmeleri? Onbin gelecek akıl almaz bir vahşetle yeryüzünden silinmiş durumda.” Bu acıyı tam anlamıyla ifade edecek kelime bulma acziyetimize işaret eden Fúnez-Flores, uygun ifadelerin bulunması ile yapılan eleştirilerin Batı tarafından susturulduğunu da unutturmamanın önemini vurguluyor: Filistin meselesi “kolonyal gerçeklik” ile eşleştirilerek marjinlere itilmek yerine, merkeze alınarak kolonyal pratikler hakkında Filistinlilerin kendi gerçeklerini anlattığı ve kendi adlarına konuştukları bir tartışma alanı açılmalıdır. Bu paradigma değişikliği yapılmadığı takdirde, Batı/ABD destekli Siyonist sömürgeci politikalar hakkında suskun kalmayı objektif bir bilimsel yaklaşım yanılgısı içinde benimseyen akademisyenler, aslında sömürgecilik sisteminin inşa ettiği “kapitalizm ve kolonyalizmin temel taşı olan ideoloji ve siyaset ekonomisine” hizmet eden üniversiteler gibi kolonyal kurumların bu gerçeğini açıklama yükümlülüğünü taşımalıdırlar.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a></p>
<p>ABD’nin yanı sıra Avrupa ülkelerinde de Batılı/beyaz egemen “iktidar kolonyalliği” çerçevesinde anlaşılması gereken Filistin ile dayanışmanın suç sayılması yaklaşımı, toplumlara benimsetilmektedir. Bu anlamda, 21. yüzyılın başından itibaren beyaz Alman toplumunu tehdit eden yeni bir anti-semitizmin varlığının sıklıkla dile getirilmesi, aslında çoğunluğu Müslüman ve Filistinlilerden oluşan mültecileri ve göçmenleri suçlayıcı bir söylem olarak ortaya konmuştur. “Uluslararası düzlemde Filistinliler ‘İslamcı terör,’ ve ‘anti-semitizm’ ile eşleştirilerek Batı ile savaşan ‘irrasyonel dünyayı temsil eden gruplar’” şeklinde yapılan algı yönetimi oluşturulmuştur. 7 Ekim 2023’te Gazze soykırımının başlamasıyla birlikte Filistin-karşıtı ırkçılık had safhaya ulaşarak öğretim kurumlarında ve üniversitelerde Filistinlilere yönelik baskılar artmıştır. İsrail Gazze’de eğitim imkanlarını yok ederken, Almanya’da da yükseköğretimde Filistin konusu müfredatlardan çıkarılmıştır. Bu baskılar neticesinde, Filistinli üniversite öğrencileri soykırımı destekleyen Alman devlet yönetimi tarafından “suçlulaştırılmış” ve kendi fikirlerini özgürce ifade etmekten korkar hale gelmiştir.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a> Avrupa ülkelerinde Filistin’e destek vermek için düzenlenen gösterileri yapanlar anti-semitizm suçlamalarına maruz kalarak tutuklanma sürecinde, Almanya’nın yavaş işleyen bürokratik sistemi “ülkede artan anti-semitizm ile savaşmak” gerektiği gerekçesiyle bu konuda oldukça hızlı kararlar alınmıştır. “Anti-semitizm kanunları bir silah gibi kullanılmış” ve bunun neticesinde Filistin’e destek veren aktivistler “terörizm ile suçlanmıştır.” Görünen o ki, bizzat “Filistin ile dayanışma susturulmak” istenmiştir.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a></p>
<p>Araştırmacı gazeteci, yazar ve belgesel yapımcısı Yahudi asıllı Avustralyalı Antony Loewenstein, <em>Filistin Laboratuvarı: İsrail İşgal Teknolojilerini Dünyaya Nasıl İhraç Ediyor?</em> kitabında, “İsrail’in Filistin laboratuvarı küresel bir yıkım ve şiddetten besleniyor” görüşünü dile getirmektedir. Batı’ya ihraç ettiği savunmayı güçlendiren, mültecilerin gözetim altında tutulmasınıa yarayan ve biyometrik veritabanlı teknolojilerle sağlanan sınır güvenliği gibi iş alanlarında hizmet veren İsrail’de Elbit gibi şirketler “bundan en çok yararlanan kurumlar(dır).”<a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a> Loewenstein’ın bu görüşleri Gazze’de uygulanan soykırıma karşı çıkarak İsrail’in gelecek ilaç ve gıda yardımlarına engel olarak açlıktan ölmelerine sebep olduğu Filistinlilere insani yardım ulaştırmak için çok sayıda ülkeden aktivistlerin katıldığı Sumud filosu ile geçerli olmuştur. Bu filoya İsrail askerlerinin uluslararası hukuka aykırı şekilde yaptığı kötü muamele ve birkaç gün boyunca tutuldukları cezaevi hücrelerinde aç ve susuz bırakılmaları karşısında dünya kamuoyu İsrail’e karşı duruş sergilemekte ve giderek askeri gücünden ve Müslüman Filistin halkını yok etmekten başka bir marifeti olmayan İsrail devleti küresel anlamda itibarını kaybederek yalnızlaştırılmak suretiyle 8 Ekim 2025’te Hamas’la ateşkese mecbur bırakılmıştır. İsrailli tarihçi ve sosyalist aktivist Ilan Pappé <em>Filistin-İsrail Meselesinin Tarihi</em> (2025) kitabında, şu açıklamada bulunmaktadır: Sömürgecilikten farklı olarak “yerleşimci-sömürgecilikte sömürgeci, yerli toplumu tamamen sömürgecinin toplumu ile değiştirmeyi amaçlar.” Nitekim İsrail’in Filistinlilere yönelik uyguladığı katliamlar ve soykırım 7 Ekim 2023’ten itibaren daha görünür hale gelmiş olup, yerleşimci-sömürgecilerin her zaman yaptıkları gibi bu toprakların gerçek sahibi olan yerli Filistin halkı tarihini, kültürünü ve canlarını yok ederek topraklarını boşaltan İsrail’in “yerleşimci-sömürgeciliğine maruz kalmıştır.” Gerçekte Batı tarafından “yeni bir ‘terörle savaş’” adına demokratik hakları yok sayılan Filistin halkının direnişinin “sömürgecilik karşıtı” bir halk hareketinın vatan topraklarını korumak için yaptığı kurtuluş savaşı olarak görülmesi gerekmektedir.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a></p>
<p>Ancak bu farkındalık bilincini uyandırma ihtiyacı aynı zamanda İsrail ve ABD ile işbirliği yapan Batı devletleri için sadece dış siyasetin değil iç siyasetin de değişim ve dönüşümü bakımından da büyük önem taşımaktadır. Amerikalı tarihçi Ellen Schrecker, 1950’lerde komünist öğretmenleri hedef alan McCarthy döneminin, Trump’ın ikinci başkanlık döneminde “Yeni McCarthyicilik” (new McCarthyism) şeklinde yeniden devreye sokulduğuna işaret etmektedir. Sözümona yapılan antisemitizmin önüne geçilme acziyeti yaşandığı iddiasıyla üniversitelerde akademisyenlere ve öğrencilere uygulanan baskıların artmasıyla üniversitelerin akademik özgürlük yönünden McCarthy döneminden daha da geriye götürüldüğü fikrini savunmaktadır.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a></p>
<p>Chetan Bhatt, “Antiracism and the Current Moment” (2025) (Irkçılık-karşıtlığı ve Günümüz) makalesinde, ırkçılık-karşıtı kesimler açısından Batı’da yükselen aşırı sağın “Avrupa ve Kuzey Amerikan toplumlarını sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda değiştirmeye dair ırksal projeler yürütme” aşamasında görüldüğünü aktarmaktadır. Nitekim Trump’ın ikinci başkanlık döneminde “ABD ve Avrupa’da ırkçılığın transatlantik cephesini güçlendirecek türden hukuksuz ve anti-demokratik uygulamalarda” bulunmaktan çekinmemektedir. Avrupa’da ve ABD’de çokkültürlülük, göçmen ve mülteciler ile Müslümanlar zaman zaman daha da yoğun biçimde “Batı medeniyetine birer tehdit konusu” olarak görülmektedir. En tehlikelisi de, aşırı sağ kanadın farklı ırk gruplarına ulaşarak milliyetçilik kavramını destekleyen “çok ırklı bir aşırı sağ etrafında konsolide etmesidir.” Beyaz işçiler ve etnik/ırksal azınlıkların büyük bir çoğunluğunun sosyal güvenlikten yoksun ya da yoksulluk sınırında yaşadıkları düşünülürse, sosyo-ekonomik bağlamda, ırkçılık-karşıtı grupların “sosyal sınıf ile bütün toplulukların yaşadığı yoksunluğu yeniden siyasallaştırarak toplumun geneline yayılan bir ırkçılık-karşıtlığını yeniden inşa etmeleri kaçınılmazdır.”<a href="#_ftn21" name="_ftnref21">[21]</a> Bunu yaparken de, Batı devletlerinin kendi ırkçılık-karşıtlığı kisvesine bürünen ırkçılık hususunda çıkarlarına uygun biçimde siyasallaştırdıkları değerlere öz-eleştiri getirmeleri beklenmelidir. Batı’nın demokratikleşmesi sürecini gerçekleştırme adına, Batı-dışı toplumları kolonileştirme arzusuyla hizaya getirmek için kullandıkları demokrasi, insan hakları ve eşitlik temelli toplum hedefine varma çabasını göstermeleri gerekmektedir. Ancak bu takdirde, küresel insani ittifak oluşturan bir Batı’dan söz etmek mümkün görünmektedir. Batı’nın demokratikleşmesi çerçevesinde anlaşılması gereken bir ırkçılık-karşıtlığını yeniden inşa etmesi, dünyayı Filistin ile dayanışmanın suç sayılmayan ve özgürleştiren ortak bir geleceğin yaşanabileceği insanlık değerlerinin hayata geçirildiği uygarlık düzeyine taşıyacaktır.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Öğün, Süleyman Seyfi. “1492 Rûhu Geri Dönüyor”,  <em>Yeni Şafak Gazetesi</em>, 9 Ekim 2025. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 9 Ekim 2025. <a href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/suleyman-seyfi-ogun/1492-ruhu-geri-donuyor-4756664">https://www.yenisafak.com/yazarlar/suleyman-seyfi-ogun/1492-ruhu-geri-donuyor-4756664</a>.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> C. Heike Schotten, “Zionism and the War(s) on Terror: Extinction Phobias, Anti-Muslim Racism, and Critical Scholarship”, <em>Critical Studies on Terrorism</em> Vol. 17, No. 4 (2024), 996, 997. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 6 Ekim 2025. https://doi.org/10.1080/17539153.2024.2337448.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Schotten, “Zionism and the War(s) on Terror: Extinction Phobias, Anti-Muslim Racism, and Critical Scholarship”, 998, 999.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Schotten, “Zionism and the War(s) on Terror: Extinction Phobias, Anti-Muslim Racism, and Critical Scholarship”, 1000, 1005, 1009.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Adan Tatour and Lana Tatour, “The Criminalization and Racialization of Palestinian Resistance to Settler Colonialism”, içinde Ed. C.Cunneen, A. Deckert, A. Porter, J. Tauri, and R. Webb, <em>The Routledge International Handbook on Decolonizing Justice</em>, (New York: Routledge, 2023), 97, 98, 100. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 27 Eylül 2025. <a href="https://www.taylorfrancis.com/chapters/oa-edit/10.4324/9781003176619-11/criminalization-racialization-palestinian-resistance-settler-colonialism-adan-tatour-lana-tatour">The criminalization and racialization of Palestinian resistance to set</a>.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> John Solomos, “Preface”, <em>Antiracism: A Critique</em>, (Cambridge, UK: Polity Press, 2025), viii.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> John Solomos, <em>Antiracism: A Critique</em>, (Cambridge, UK: Polity Press, 2025), 1, 2, 3.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Solomos, <em>Antiracism: A Critique</em>, 17, 18, 20, 24.</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Solomos, <em>Antiracism: A Critique</em>, 96, 116, 135, 144.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Brunilda Pali and Polly Pallister-Wilkins, “From Police Violence to (Self) Censorship: Mapping the Continuum of Criminalization of Student-led Palestine Solidarity Activism in he Netherlands”, <em>Criminological Encounters</em>, Vol 7, No. 1 (2025), published online first, September 18, 2025. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 27 Eylül 2025. <a href="https://www.criminologicalencounters.org/index.php/crimenc/article/view/178">From police violence to (self) censorship: Mapping the continuum of criminalization of student-led Palestine solidarity activism in the Netherlands | Criminological Encounters</a>.</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Somdeep Sen, “‘Axis of Evil’ and the Academic Repression of Palestine Solidarity”, <em>Middle East Critique</em> Vol. 33, No. 3 (2024), 335, 336. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 27 Eylül 2025. <a href="https://doi.org/10.1080/19436149.2024.2370658">https://doi.org/10.1080/19436149.2024.2370658</a>.</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Sen, “‘Axis of Evil’ and the Academic Repression of Palestine Solidarity”, 337-342.</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> Bu kavramın açıklaması için bkz. Jairo I. Fúnez-Flores, “The Coloniality of Power and Social Classification”, içinde Ed. Aníbal Quijano, Geo Maher, Jairo I Fúnez-Flores, <em>The Sage Handbook of Decolonial Theory</em>, (New York: The Sage Handbook of Decolonial Theory, 2025), 3-31.</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Jairo I. Fúnez-Flores, “The Coloniality of Academic Freedom and the Palestine Exception”, <em>Middle East Critique</em>, Vol. 33, No. 3 (2024), 472, 480. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 27 Eylül 2025. <a href="https://doi.org/10.1080/19436149.2024.2375918">https://doi.org/10.1080/19436149.2024.2375918</a>.</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> Fúnez-Flores, “The Coloniality of Academic Freedom and the Palestine Exception”, 482.</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> Anna Younes and Hanna Al-Taher, “Erasing Palestine in Germany’s Educational System: The Racial Frontiers of Liberal Freedom”, <em>Middle East Critique</em> Vol. 33, No. 3 (2024), 398, 399. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 27 Eylül 2025. <a href="https://doi.org/10.1080/19436149.2024.2383444">https://doi.org/10.1080/19436149.2024.2383444</a>.</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> Sara Tanveer, “Silencing Solidarity: Europe’s lawfare against pro-Palestine activism”, <em>The Polis Project</em>, February 19, 2025. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 22 Eylül 2025.</p>
<p><a href="https://thepolisproject.com/read/europe-lawfare-against-pro-palestine-activism/">Europe’s Lawfare Against Pro-Palestine Activism</a>.</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a> Antony Loewenstein, <em>Filistin Laboratuvarı: İsrail İşgal Teknolojilerini Dünyaya Nasıl İhraç Ediyor?</em>, Çev. Özlem Özarpacı, (İstanbul: Metis Yayınları, 2024), 241.</p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> Ilan Pappé, <em>Filistin-İsrail Meselesinin Tarihi</em>, Çev. M. Murtaza Özeren, (İstanbul: Ketebe Yayınları, 2025), 29, 120-127.</p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a> Ellen Schrecker, “Worse Than McCarthyism: Universities in the Age of Trump”, <em>The Nation</em>, April 3, 2025. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 6 Ekim 2025. <a href="https://www.thenation.com/article/society/mccarthyism-universities-trump-attacks/">Worse Than McCarthyism: Universities in the Age of Trump | The Nation</a>.</p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a> Chetan Bhatt, “Antiracism and the Current Moment”, <em>Ethnic and Racial Studies</em>, September, 2025, published online first. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 4 Ekim 2025.</p>
<p><a href="https://doi.org/10.1080/01419870.2025.2555562">https://doi.org/10.1080/01419870.2025.2555562</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/batinin-irkcilik-karsitligi-paradoksu-filistin-ile-dayanismanin-suc-sayilmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gazze&#8217;deki Soykırımdan Rahatsız Değiliz(!)</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/gazzedeki-soykirimdan-rahatsiz-degiliz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/gazzedeki-soykirimdan-rahatsiz-degiliz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ercan HARMANCI]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Apr 2024 08:11:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=19113</guid>

					<description><![CDATA[Enaniyetten Rabbime sığınarak 2023 yılında “İsrail Soykırım Kararı Aldı. Sessiz Kalırsak Bu Vebal Hepimizin” dediğim bu yazı şahidim olarak kalacak… Yazdıklarım çok okunsun, takipçilerim artsın diye değil Allah rızası için bu yazımı okumadan aşağıdaki cümleleri okumayın Dostumuz İsrail (!) Evet, yazının başlığını okumak sinirlerinizi hoplatacak dozda olduğunu biliyorum. Hatta benim niyetim ve hedefim de sinirlerinizi hoplatmak. Bunu neden yapıyorum Rabbim şahit ki bunun hesabı hepimize sorulacak … Yirmi yıl bu ümmetin gençlerinin dersine girdim. 2008 yılında Felsefe Müfredatını bir gayem olmadan anlatmak ne bana haz veriyordu ne de öğrenciler dinliyordu… Dersi anlatan benim ve dinleyen öğrencilerin gözümüz saatte kulağımız zilde bekliyorduk… Ta ki 2008 yılında ben bu dersi imam hatiplerde anlatmaya başladığım ve son 10 yıl girdiğim tüm sınıflarda hani diyorlar ya “Benim kırmızı çizgim” benim kırmızı çizgim ümmetti…Ve liseli yıllarında bir kahramanın ismini duydum …Ve girdiğim tüm sınıflar da istisnasız anlattım… İlk gün bana onu bana anlatanın anlattıklarını dinledikçe Koca Yusuf ya da Seyit Ali Çavuş gibi bir cüsseye sahip biri hayal ediyordum … Anlatılan kişiyi görünce ben şok oldum… Sordum “Şeyh Ahmed Yasin bu mu” tebessüm ekli bana verilen cevap “Evet, taa kendisi” sadece ismini duymuştum iyi ki de duymuşum…Dünyada beşer olarak hayatımda şahit olduğum en büyük kahramandı…Bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Enaniyetten Rabbime sığınarak 2023 yılında “İsrail Soykırım Kararı Aldı. Sessiz Kalırsak Bu Vebal Hepimizin” dediğim bu yazı şahidim olarak kalacak…</p>



<p>Yazdıklarım çok okunsun, takipçilerim artsın diye değil Allah rızası için bu yazımı okumadan aşağıdaki cümleleri okumayın</p>



<p><blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="9yOoSG7OEI"><a href="https://ercanharmanci.com/dostumuz-israil/">Dostumuz İsrail (!)</a></blockquote><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Dostumuz İsrail (!)&#8221; &#8212; Ercan Harmancı" src="https://ercanharmanci.com/dostumuz-israil/embed/#?secret=6VGVMlpiR2#?secret=9yOoSG7OEI" data-secret="9yOoSG7OEI" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>



<p>Evet, yazının başlığını okumak sinirlerinizi hoplatacak dozda olduğunu biliyorum. Hatta benim niyetim ve hedefim de sinirlerinizi hoplatmak. Bunu neden yapıyorum Rabbim şahit ki bunun hesabı hepimize sorulacak … Yirmi yıl bu ümmetin gençlerinin dersine girdim. 2008 yılında Felsefe Müfredatını bir gayem olmadan anlatmak ne bana haz veriyordu ne de öğrenciler dinliyordu… Dersi anlatan benim ve dinleyen öğrencilerin gözümüz saatte kulağımız zilde bekliyorduk…</p>



<p>Ta ki 2008 yılında ben bu dersi imam hatiplerde anlatmaya başladığım ve son 10 yıl girdiğim tüm sınıflarda hani diyorlar ya “Benim kırmızı çizgim” benim kırmızı çizgim ümmetti…Ve liseli yıllarında bir kahramanın ismini duydum …Ve girdiğim tüm sınıflar da istisnasız anlattım… İlk gün bana onu bana anlatanın anlattıklarını dinledikçe Koca Yusuf ya da Seyit Ali Çavuş gibi bir cüsseye sahip biri hayal ediyordum … Anlatılan kişiyi görünce ben şok oldum… Sordum “Şeyh Ahmed Yasin bu mu” tebessüm ekli bana verilen cevap “Evet, taa kendisi” sadece ismini duymuştum iyi ki de duymuşum…Dünyada beşer olarak hayatımda şahit olduğum en büyük kahramandı…Bir öğretmen olarak gençlere anlatılması ve hatta telkin edilmesi gereken rol model bulunmuştu…Allah Rasulü Muhammed (sav) yolunun yiğit yolcusu… Bunu burada noktalayalım…</p>



<p>Ne oldu da küresel boyutta İsrail’den kurulduğu günden buyana bu kadar rahatsızlık duyuldu? Elbette cevabı kadın erkek çocuk yaşlı demeden öldürmeye başladılar mı? Kimse bana bunu söylemesin bu Siyonistlerin tıynetindendi ve bunu hep yapıyorlardı…</p>



<p>Haydi bana biraz daha kızın biliyor musunuz boykot ümmetin çaresizliğini bastırma için bir savunma mekanizmasından öte bir anlamı yok…Hem zaten bir kere yapılmaya çalışılan boykot değil protesto ve protesto güçlülerin değil zayıf ve çaresizlerin sığınağıdır…</p>



<p>Özel de “Ey Ümmet” , genelde de “Ey İnsanlık” 2023 yılının ilk aylarında soykırım kararı alındığında neden hiç sesimiz çıkmadı?Ben karınca kararınca ulaşabildiğim ulusal ve uluslararası birçok gerçek ve tüzel kişiliğe sahip etki yetki sahiplerine “İsrail Soykırıma Hazırlanıyor” diyerek soykırım kararının ertesinde bu bu yazıyı yazmıştım… “Dostumuz İsrail(!)” şimdi bu başlık için içinden ve dışından din günü mahcup olacakları cümleler kuranlar size hakkımı helal ediyorum…</p>



<p>Bunu ironi olsun diye yazmadım…Bunu o dönem Afet Diplomasisi üzerinden Cumhurbaşkanımıza “İsrail ile ilişkilerin gözden geçirilmesi” isimli dosya sunanlar gerçekten böyle inanıyor ve bunun için ciddi bir Diaspora etkinliği gerçekleştiriyorlar ve “Dostumuz İsrail” diyorlardı…Elbette hiç birinde bunu bu şekilde Cumhurbaşkanımıza ifade etme güçleri ve hadleri yoktu…</p>



<p>Ne diyorlardı … Gazze, Elektrik, Kadın-Çocuk,Enerji,İlaç…</p>



<p>Öngörüm ülkemizdeki “Asrın Depremi” olarak ifade edilen deprem yaşanmamış olsaydı İsrail ile ilişkiler düzelmeyecek, İsrail bu soykırıma cesaret edemeyecekti…Amerika İsrail’e sürekli şu “Erdoğan’ı kızdırıp planlarımızı alt üst etmeyin!” telkini yapıyordu…</p>



<p>Amerika bile şaşırıp kalmıştı ne oldu da Erdoğan 2009 yılından buyana tavizsiz duruşunu değiştirmiş; değiştirmekle kalmamış İsrail Cumhurbaşkanını Türkiye davet etmişti, … Daha doğrusu kimler bu davetin arkasındaydı…</p>



<p>Hawara bir soykırım provasıydı…Sadece Türkiye değil ümmet de sessiz kalmıştı… Yüzlerce ev ve araçlar ateşe verilmişti. Güvenlikten sorumlu en üst düzeydeki kişi Filistinli esnafın kapısına dayanmış terke din burayı demişti…Bunlar yaşanırken biz çadır güzellemesi yapıyorduk ya da hayatına İsrailli arama kurtarma ekibine borçlu çocuklar için teşekkürler yağdırıyorduk…</p>



<p>İsrail ne yapıyordu Hatay’da hayati öneme sahip İbranice ruloların peşindeydi ve çoktan İsrail’e ulaşmıştı rulolar sonra mı? Sonra bir tilkilik yapıldı güya rulolar Türkiye’ye iade edildi hayır efendim replikaları ile değiştirildi…Neyse…</p>



<p>7 Ekim’de kim il saldırıyı gerçekleştirdi? Hamas gerçekleştirdi? Neden mi Hamas adı süper güç olan bir çok ülkenin istihbaratına kök söktürmüş akıl almaz bir istihbarı güce sahiptir…</p>



<p>Çünkü Hamas saldırı kararı alınmasaydı sadece bir soykırım değil kadim Mescid-Aksa yıkılacaktı…Kimse bunu konuşmuyor… Hamas sadece dünyanın en güçlü istihbarı yapısına sahip değil aynı zamanda dünyanın en güçlü akademisidir…Bunlar birer niyet okuma değildir…</p>



<p>Hani İsrail ister hava da ister yerin altında her canlıyı takip ediyordu…Dünya tarihinde bir ilk yaşandı irtifası en düşük hava araçları karşısında İsrail çaresiz kaldı…</p>



<p>Hamas, ciddi boyutta modellenmesi gereken ender yapılardan biridir…</p>



<p>Ben boykota katılmadım inan ben boykot edilen teknolojik araçların dışında ürünler ile bir ilişkim olmadı…Ben İsrail’in zulmü ile tanınmaz hale gelen bir çocuğun görselini paylaşmadım…Ben İsrail’in telin edildiği bir meydan etkinliğine de katılmadım…Hatta ben Filistin’e nakdi yardımda yapmadım…</p>



<p>Sizler bugün beni kınayanlar… Katkın yok hiç olmazsa sus boykotumuzu engelleme diyenler…İstisnaların hakkı daima bende saklıdır lakin çoğunuz…</p>



<p>Hawara’da yaşanılanları belki de bugün telin ettiğiniz Starbucks’ta boykota çağırdığınız şeyleri yiyip içiyordunuz…</p>



<p>Ayağınızda Adidas var mıydı? Yoksa Zara giysinizi daha yeni mi giymiştiniz? Algida mı ama yani üstüne tanımam dediğiniz günler… Ariel ile yıkanmış elbiseniz içinde …</p>



<p>Bir şey daha söyleyeyim siz boykot ettiğiniz için boykot ettiğiniz firmalar zarar etmedi hatta boykot öngördükleri için zararları önceden tanzim edildi…</p>



<p>Hiçbirimiz masum değiliz en çokta Türkiye’nin meclisinde hangi partiden olursa olsun vekilli yapan zatı muhteremler…</p>



<p>Soruyorum haydi cevaplayın …</p>



<p>Bir spor ya da sanat etkinliği için hatta kültürel bir gezi için gittiğiniz İsrail’e neden gitmediniz…Oysa uluslararası hukuka göre şuan İsrail ile Filistin arasında bir savaş yok … Hatta bir adım öteye gidelim … İsrail ile Filistin yetkilileri bir terör örgütü olan Hamas’ı yok etmek için kendi vatandaşlarını öldürmekten çekinmeyen Hannibal Protokolü devrede… İsrail vatandaşını öldürürken Filistinli çocuklar ölmüş var mı bir kıymeti harbiyesi?</p>



<p>Şayet bir milletvekili oraya gitti ve tepkisini gösterdiyse ben onlardan özür diliyorum…</p>



<p>İsrail Gazze’ye neden soykırım yapıyor açık ve net bu kimsenin umurunda değil …Çünkü kimse İsrail’e savaş anlamında demiyorum hesap sormak için karşısına çıkmıyor…Yaşasın meydanlar var olsun mikrofonlar …</p>



<p>Bunu da yazmadan geçmeyeceğim… İsrail 1960’lı yıllarda İsrail Filistin bayrağı görmek istemiyorum, olsa olsa ancak bizim bir dilimimiz olabilir diyerek karpuz dilimi kod ve motifini kendileri kullandılar bugün ise biz her tarafı karpuz dilimi yaptık ve bu sebeple her gün daha fazla düşüp kayanlarımız oluyor…</p>



<p>Tamam, masum olabilirsiniz, niyetiniz halis olabilir sanki bizden başka kimse Gazze’yi dillendirmiyor diyerek şehir şehir dolaşanlar ekran ekran koşanlar oturun ve düşünün …</p>



<p>Şeytan o kadar tecrübe sahibi ki bizleri asla istemeyeceğimiz şeyleri bize yaptırmakta oldukça mahirdir…</p>



<p>İçim rahat göstermek gereken tepkiyi zamanında gösterdim mazeretim olarak sıcağı sıcağına uyarımı ve hatırlatmamı yaptım zaten çok da yapabilecek bir şeyim yok…O gün sizler susuyordunuz bugün ben susuyorum…O gün tek yazan bendim bugün yazmayan kınanıyor…</p>



<p>Bu arada enaniyetten Rabbime sığınırım…Ve biliyor ve inanıyorum ki …Rabbim izin vermeden ne bir çocuğun kanını içebilirler ne bir kadının namusuna dokunabilirler…</p>



<p>Oturun Musa (as) ile salih kulun kıssasını okuyun… Ortalığı şimdi çokta vaveylaya vermeyin…Hamas ne diyordu “Biz sizden bir şey istemiyoruz bize dua edin! Hiç düşündünüz mü? Neden bizden bir şey istemiyorlar çünkü kardeş istemez…Çünkü biliyorlar ki biz onlara kardeş olamadık…</p>



<p>Buradan kimse şunu da çıkarmasın Türkiye yardım etmiyor, Filistin’e yardım etmeyelim…Ne halleri varsa görsünler …</p>



<p>Şayet tüm yazdıklarımdan bunu anlatıyorsanız ve artık kelimeleri ve cümleleri azad ediyorum…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/gazzedeki-soykirimdan-rahatsiz-degiliz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dostumuz İsrail!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dostumuz-israil/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dostumuz-israil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ercan HARMANCI]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 08:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=19104</guid>

					<description><![CDATA[Soru şu ne oldu da yıllardır askıya alınan İsrail ile olan diplomatik ilişkiler bir anda can ciğer kuzu sarmasına döndü…Yoksa içimizde bir İsrail Diasporası var da “Dostumuz İsrail!” mi diyorlar… İsrail İle İlişkilerin Yeniden Gözden Geçilmesi Ne oldu da Amerika bile İsrail özel elçilerine “Artık yeter sadece kendinizi değil bizi de tehlikeye atıyorsunuz”&#160; denildiği günler de mazlumların duası olan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a “İsrail İle İlişkilerin Yeniden Gözden Geçilmesi” isimli dosya sunuldu? Uzunca zaman İsrail ve Filistin’de yaşananları anlık olarak takip etmeye çalışıyorum elbette bunları ulusal ya da küresel haber ajanslarına düşen haberleri takip ederek yapmıyorum. Belli dönem ülkemizin jeopolitik konumu gereği yoğunluktan göremiyorlar bu sebeple ani refleks gösteremiyorlar diyordum. Artık öyle demiyorum. Kim ne derse desin içimizde bir İsrail Lobisi var… Şahsen ben Cumhurbaşkanımız ve birkaç istisna isim dışında milletvekillerin de bürokratların da diplomatların da ümmet ya da Filistin diye bir dertleri yok… “One Minute!” bizim dil de “Kes Ulan İsrail!” Olmaması bir yana İsrail konusunda sadece İsrail’e değil küresel güçlerin ve küresel medyanın şahitliğinde İngilizce “One Minute!” bizim dil de “Kes Ulan!” diyen bir karizmatik lideri yanlış yönlendiren bilgilendiren Ak Parti’nin içinde bir İsrail Diasporası olduğuna inanıyorum… Şöyle ki… Bunu anlayabilmek için en son kurulan Netanyahu’nun Hükümeti’nin perde &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Soru şu ne oldu da yıllardır askıya alınan İsrail ile olan diplomatik ilişkiler bir anda can ciğer kuzu sarmasına döndü…Yoksa içimizde bir İsrail Diasporası var da “<strong>Dostumuz İsrail</strong>!” mi diyorlar…</p>



<p><strong>İsrail İle İlişkilerin Yeniden Gözden Geçilmesi</strong></p>



<p>Ne oldu da Amerika bile İsrail özel elçilerine “Artık yeter sadece kendinizi değil bizi de tehlikeye atıyorsunuz”&nbsp; denildiği günler de mazlumların duası olan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a “İsrail İle İlişkilerin Yeniden Gözden Geçilmesi” isimli dosya sunuldu?</p>



<p>Uzunca zaman İsrail ve Filistin’de yaşananları anlık olarak takip etmeye çalışıyorum elbette bunları ulusal ya da küresel haber ajanslarına düşen haberleri takip ederek yapmıyorum.</p>



<p>Belli dönem ülkemizin jeopolitik konumu gereği yoğunluktan göremiyorlar bu sebeple ani refleks gösteremiyorlar diyordum. Artık öyle demiyorum. Kim ne derse desin içimizde bir İsrail Lobisi var… Şahsen ben Cumhurbaşkanımız ve birkaç istisna isim dışında milletvekillerin de bürokratların da diplomatların da ümmet ya da Filistin diye bir dertleri yok…</p>



<p><strong>“One Minute!” bizim dil de “Kes Ulan İsrail!”</strong></p>



<p>Olmaması bir yana İsrail konusunda sadece İsrail’e değil küresel güçlerin ve küresel medyanın şahitliğinde İngilizce “One Minute!” bizim dil de “Kes Ulan!” diyen bir karizmatik lideri yanlış yönlendiren bilgilendiren Ak Parti’nin içinde bir İsrail Diasporası olduğuna inanıyorum… Şöyle ki…</p>



<p>Bunu anlayabilmek için en son kurulan Netanyahu’nun Hükümeti’nin perde arkasını doğru okumak gerek. Belki dev ekranlarda İsrail’in &nbsp;meydan ve sokaklarında yaşanılanları “Son Dakika” olarak göremiyorsunuz… Oysa İsrail’de bir aydan fazla süredir “Gezi Olayları” var… Ülkemizde ki Gezi Olayları ülkemizin maslahatlarının hilafına olurken İsrail’de ise ülkelerinin maslahatlarını gözeterek meydanlara inen ve Netanyahu’nun Hükümeti’nden hesap soran İsrailli halk var…</p>



<p>Allah muhafaza bırakın İsrail’deki gibi binleri on binleri hatta en son 100.000’i bulan protestocuları on kişi Erdoğan’ı protesto etmek için toplansa “Son Dakika” olarak küresel medyaya servis edilirdi…</p>



<p>İlerleyen paragrafta detaylandıracağım birçok bilgiden politikacılar, bürokratlar ve diplomatlar mahrum olabilir bu onların donanımsız benim çok donanımlı olduğum anlamına gelmez… Lakin bunun anlamı şu derdin varsa düşersin ardına ve ulaşırsın lakin böyle bir derdin yoksa gözünün önündekileri göremez ya da görmemek için zapping yaparsınız…</p>



<p><strong>OffRecord İsrail</strong></p>



<p>Kulisleri, pazarlıkları OffRecord olan ant içmeleri bilmiyor hatta duymamış olabilirsiniz…</p>



<p>Daha birkaç gün önce Amerikalı politikacı hatta diplomatların bile “<strong>Hawara</strong>&nbsp;bir terör saldırısı değil bir soykırımdır asla kabul edilemez” diye kurumsal kimliği ile açıklama yaparken neden ülkemden tek politikacı çıkıp dünya gündemi etkileyecek tek açıklama yapmadı…</p>



<p>Lakin tüm bu zulme rağmen dün akşam saatlerinde İsrail – Türkiye diplomasisi kurumsal&nbsp;<a href="https://twitter.com/home">Twitter&nbsp;</a>hesabından&nbsp;<a href="https://ercanharmanci.com/afet-diplomasisi-ve-global-power-desk/">Afet Diplomasisi&nbsp;</a>yaparak çadır yardımı güzellemesi yaptı? Bunu ne vicdan ne de akıl kabul edebilir…</p>



<p><strong>Boş Bırakılan Yeri İsrail İçin Doldur</strong></p>



<p>Hawara ’da yanmış yüzlerce arabayı evi işyerini hatta&nbsp; ne acı ki Maraş’a depreme kardeş hukuku ile gelen Filistinli kardeşimizin katledilmesini &nbsp;&nbsp;göremeyen ama&nbsp; birkaç metre çadırdan gözlerini ayıramayıp kalpleri titreyen ve gözleri dolan bir diplomasi gerçeğimiz var…Bunun adı&nbsp;<strong>Kurumsal Körlük</strong>&nbsp;değil bunun adı&nbsp;<strong>Mental Yorgunluk</strong>&nbsp;değil bunun adı ne mi “ ………………….” boş bıraktığım yeri varın siz doldurun.</p>



<p>İsrail’de şuan İsrail Devleti’nin bile meşruluğunu sorguladığı bir hükümet var. Bunu bizim diplomasisiniz bilmiyor olabilir mi? Diplomasi de teslim edilmesi gereken bir gerçek vardır çok uluslu ilişkilerin etkinliği ve yoğunluğu açısından Cumhurbaşkanlığı ile İktidar Hükümeti’nin yoğunluk ve etkinliği kıyas edilemeyecek kadar farklıdır.</p>



<p>Cumhurbaşkanlığı ile diplomasisiniz belki yılda bir kere birkaç konu ile sınırlı iken hükümet ile diplomasisiniz haftalık takip edilmesi gereken kompleks bir iş yükünü üzerinde taşır.</p>



<p>Bizim diplomatlar kendi hükümetini meşru görmeyen bir ülkenin hükumeti ile hangi maslahatlar gözetilerek ve hangi güvence ile bir ilişki kurulmak istenir ki?</p>



<p><strong>İsrail’i Kim Daha İyi Biliyor…</strong></p>



<p>Sen bilmiyorsun evet Uluslararası İlişkiler Uzmanı olabilirsin ama biz Akdeniz Enerji Yatakları için görüşmeler yapıyoruz… Sen bilmezsin biz elektrik verilmeyen Gazze için görüşmeler yapıyoruz… Sen bilmezsin biz oradaki Filistinlilerin yerleşim sorunlarını çözmek için görüşmeler yapıyoruz… Sen bilmezsin biz orada M. Abbas hükumeti ile sıkı çalışma içindeyiz… Yaaa öyle mi? O zaman bilmediklerimi paylaşayım bakalım kim kime hak verecek…</p>



<p>İlki Netanyahu’nun hükümetine nasıl güveneceksin ve imza atacaksın… Deniz kaynaklarının kullanım hakkını belirleyici hükümet mi; Cumhurbaşkanlığı mı yoksa Çok Uluslu Organizasyonlar mı? Pekala, hükümete güvendin İngiltere’nin hükümetini demiyorum kapalı kapılar ardındaki güçlerle görüşmeden Netanyahu’nun hükümeti sana hangi güvence ve garantiyi verecek…</p>



<p>Sen benden iyi bilsen de ben Netanyahu Hükümeti ve kuruluşu pazarlıkları hakkında bilgi paylaşayım sonra sen Gazze’nin elektriği için Netanyahu’nun hükümeti ile görüşmelere devam et…</p>



<p><strong>İsrail’in Netanyahu Değil Bezalel Smotrich Hükümeti</strong></p>



<p>Netanyahu Hükümetinin tüm şifreleri geçtiğimiz ay geberen &nbsp;İsrail Dini Siyonist hareketinin önde gelen ruhani lideri, Yahudi Yerleşim Projesinin kurucusu ve politikacı Haham Haim Druckman bu ismi en azından arama motorlarında bir arattırın sonra kurumun veri uzmanları bu ismi bir de&nbsp; Deep Web üzerinden veri madenciliği&nbsp; yapsın ….</p>



<p>Haham Haim Druckman, Netanyahu ve Bezalel Smotrich bu üçlü Durckman’ın çalışma odasında bir araya geldiler. Daha doğrusu Smotrich şantaj ve tehditlerle Netanyahu’yu Durckman’a getirdi. Doğrusu ki çalışma odası dediysem günlük kullandığı bir çalışma odası olarak anlamayın… Özel bir oda bir ant içme ve ritüellerin yapıldığı bir mahzen…</p>



<p>Nereden biliyorsun diyenler olacak onlar burada okumayı sonlandırarak &nbsp;zamanlarına sahip çıksınlar…Anlat anlat heyecanlı oluyor diyenler Netfix üzerinden daha heyecanlısını izleyebilirler…saadete gelelim diyenler için</p>



<p>Druckman geçtiği eğitimde en önemli ritüel bir kişi konuşur diğerleri sadece dinler hatta “Tamam efendim” demek bile hıyanet sayılır. Druckman onlara ne dedi bunu ancak Smotrich’ten öğrenebiliyoruz…</p>



<p>Hamam Druckman’ın orada yaptırdığı yemin… Sadece yemin edenler konuşabilir… Aslında alt alta yazacaklarım aşina olduğumuz hem Kitabımız Kuran’ın ayetleri hem de Allah Rasulünün hadisleri ile sabit hakikatler…</p>



<ol class="wp-block-list" type="1"><li>&nbsp;לחטוף את התינוקות bebeklerine&nbsp; el koy onları kaçır…</li><li>להרוג את הילדים של הערבים! Arapların çocuklarını öldür.. Burada kast edilen bizim Z Kuşağı olarak ifade ettiğimiz yaştaki çocuklar yani gençler…</li><li>להרוס את הקינים שלהם yuvalarını dağıt, yak ve yok et</li><li>תוציא אותם מהאדמה שלנו onları topraklarımızdan çıkar</li><li>וללבוש את הכתר הנצחי שלך ve ebedilik tacını tak</li></ol>



<p>&nbsp;Şimdi bu yemini etmiş bir hükümetle rasyonel ve pozitif diplomasinin kurallarına göre hangi ilişkiyi kuracak ve sürdüreceksiniz…</p>



<p>Pekâlâ, bunlar birer öngörü ya da niyet okumamı şayet o coğrafyada yaşanılanları ve dönen dolapları bilmiyorsanız sizin için sadece bir komplo roman edebiyatı kurgusudur. Biliyorsanız zaten daha fazlasına hak vereceksiniz…</p>



<p>Hiç merak ettiniz mi maliyeden sorumlu bir bakan neden geçtiğimiz gün Yerleşim Yerleri Başkanlığı için tek söz sahibi yapıldı. Kim Smotrich…</p>



<p>Neden Hawara yakılıp yıkıldı? Neden geçtiğimiz hafta güvenlikten sorumlu en üst makamı temsil eden Ben Gvir bir mahalle kavgasına gider gibi Filistinli esnafı tahrik etti? Ne zaman mı buyur izle…Savunma Bakanı’nı istemiyorum diyen Smotrich , Ben Gvir’e “Tüm tahrik gücünü kullan; gerekirse Bibi önümüzdeki IDF engelini de kaldıracak” bu nedir? Yeni bir asrın soykırımının ayak sesleridir…Tüm bunlara rağmen ülkemin diplomasisi ilişkileri askıya alması için gerekli tüm argümanlar kaya gibi önlerinde dururken bilmem ne beklendik maslahatlar için bu ilişkilere can suyu olma peşindeler…</p>



<figure class="wp-block-embed-twitter wp-block-embed is-type-rich is-provider-twitter"><div class="wp-block-embed__wrapper">
https://twitter.com/ercanharmanci/status/1624125610900525058
</div></figure>



<p>İsrail Mafya Babası Ben Gvir</p>



<p>Neden İsrail’den gelen arama kurtarma ekibindeki birkaç isim insanları kurtarma yerine rulolara sarılmış ahitleri kurtarma peşine düştü… Not o ahitler iade edilmedi sadece değiştirildi… Buyur insanlar mı rulolar mı kurtarılıyor bunu da izle…</p>



<p>İsrail Ahitlerin Peşinde</p>



<p><strong>Gelelim Mr Abbas ve Durckman Arasındaki Diyaloga</strong></p>



<p>Gelelim Mr Abbas’a… Abbas, Hamam Durckman’a “Şimdi onu söyleyemem ama zamanı gelince söyleyeceğim” diye teminat verdiği neydi? Daha geçtiğimiz hafta Akabe Görüşmeleri içinde “Teröristler ortak düşmanımızdır lakin bunun için bize silah desteği vermelisiniz” dediği teröristler kimler biliyor musun? Şeyh Ahmed Yasin’in yiğitleri…Hamas, İzzeddin Kassam Tugayları ve Aslan İni çok yakında ISIS ve Daes ile damgalanacak hatta daha öncelikli ortadan kaldırılması gereken terör yuvaları olarak küresell medyaya servis edilecek .Abbas Hamas mı İsrail mi ikileminde kalsa tercihi Şeyh Ahmed Yasin’in yiğit evlatları olmayacaktır.</p>



<p>Hamam Durckman, Filistin’in temsilcisi olarak Abbas’ı değil M. Dahlan’ı kabul etmektedir.Dahlan’ı iktidara getirmek için İsrail’in yakın zamandaki stratejisi jenosit…İsrail Abbas’ın desteği ile Gazze yönetimini İsrail devraldığında akıl almaz&nbsp;<strong>Aksayı Yıkma Planı</strong>&nbsp;devreye girecek ve Durkman’ın vasiyeti&nbsp;<strong>התעוררות</strong><strong> </strong><strong>מחדש</strong>&nbsp;<strong>Yeniden Uyanış</strong>&nbsp;sonsuzluk tacı İsrail’e takılacak…Bunları görememk sadce kurumsal körlükle açıklanamaz..</p>



<p>Durckman’ın söylemesini talep ettiğini merak ettiyseniz “Bu topraklar Arapların değil İsrail oğullarının vaat edilmiş topraklarıdır!” bu onlar için bir kelimeyi şehadettir…</p>



<p>Daha ilginci ise Durkman’ın Smotrich’e “Dikkat et ben bu adama güvenmiyorum!” cümlesidir…</p>



<p>Buradan şu çıkar mı artık kıyamet başlayacak İsrailoğlularını saklandıkları taşlar gösterecek; İsa (as) hükümran olacak… Sahne açılmamak üzere kapanacak…</p>



<p>Allahu âlem lakin ben sadece Netanyahu’nun son hükümetinin daha doğrusu Smotrich Hükümetinin tarih kitaplarında &nbsp;İsrail devletinin fetret dönemi olarak kaydedileceğinden öte bu konuda ne bilgim ne de bir öngörüm var…</p>



<p>Son sözüm Türkiye’nin ivedilikle bu hükümetle tüm ilişkilerini askıya almasıdır. Herzog bile bu hükümetten korku ve tedirginlik duyarken üstlerine “Beni dinlemiyorlar” diye serzenişte bulunurken… Ey makam ve yetki sahibi olanlar İsrail ile ilişkilerin yeniden düzenlemesi için çalışmanızı sizden kim istedi…</p>



<p><strong>Adım gibi biliyorum ki… Cumhurbaşkanımız değil…</strong></p>



<p>Az kardeşlik hukuku varsa az vicdanın az da ölmeyen hücreleri kaldıysa Büyükelçi, elçi olmadı konsolos hatta bir ateşe demi yok ki… İsrail’e karşı çıksın ve “Zalimlerle işimiz olmaz!” desin… İsrail ile ilişkileri kesen ilk devlet olmadık lakin uyanın da son devlet olmayalım…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dostumuz-israil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erdoğan İsrai’e Destek Veriyor(!)</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/erdogan-israie-destek-veriyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/erdogan-israie-destek-veriyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ercan HARMANCI]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Feb 2024 09:42:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18967</guid>

					<description><![CDATA[Evet, yazının başlığını okuyanlar parantez içindeki ünlem işaretini dikkate almadan belki de görmeden birçok kişi benim hakkıma gireceğini bilerek “Erdoğan İsrail’e Destek Veriyor” bu yazıyı yazmak gerektiğine inandığım için yazdım. Erdoğan’a Bir Algı Operasyonu mu Yapılıyor? Bir toplumbilimci olarak öncelikle şunu kabul etmek gerekiyor. Kendileri halen Ak parti içinde aktif görevde olan birçok politikacı hatta milletvekili Erdoğan’ın olmayacağı bir dönem için farklı arayışlarda olduğunu kabul etmeliyiz. Özellikle Amerika ve Avrupa’da konuşlanmış himmet yiyen FETO militanları ülkemizdeki medya ve politikacılar hatta bürokratlarla ellerindeki kayıtlar üzerinden şantaj yaparak dirsek temasında oldukları meçhul değil malum bir gerçekliktir. Küresel Güçler kim bunlar tıpkı kirli işler yapanların kendilerini ekranlarda “Anonymous” etiketledikleri gibi isimleri belli değil ama hedefleri genelde Türkiye özelde ise Karizmatik Lider Erdoğan… C-17 Globemaster III Uçuş Rotası Kaydı Var mı? Ocak 23’te Pentagon’un en yoğun ve en büyük hava taşımacılığı Dover üssü’nden havalanan dünyanın en büyük lojistik uçağı C-17 Globemaster III içi mühimmat yüklü olarak İsrail’in Nevatim askeri üssüne inmek için rota alır. Ve uçuş rotasında Antalya Gazipaşa Havalimanı’na iniş vardır… Bu yazının hikâyesi burada başlıyor… Bu durum ülkemizdeki FETO Diasporası tarafından Amerika ve Avrupa’daki militanlara iletildi… Bu bilgi küresel güçler ve küresel iletişimciler için bir can simidi ya da koruma kalkanı olarak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Evet, yazının başlığını okuyanlar parantez içindeki ünlem işaretini dikkate almadan belki de görmeden birçok kişi benim hakkıma gireceğini bilerek “Erdoğan İsrail’e Destek Veriyor” bu yazıyı yazmak gerektiğine inandığım için yazdım.</p>



<p><strong>Erdoğan’a Bir Algı Operasyonu mu Yapılıyor?</strong></p>



<p>Bir toplumbilimci olarak öncelikle şunu kabul etmek gerekiyor. Kendileri halen Ak parti içinde aktif görevde olan birçok politikacı hatta milletvekili Erdoğan’ın olmayacağı bir dönem için farklı arayışlarda olduğunu kabul etmeliyiz. Özellikle Amerika ve Avrupa’da konuşlanmış himmet yiyen FETO militanları ülkemizdeki medya ve politikacılar hatta bürokratlarla ellerindeki kayıtlar üzerinden şantaj yaparak dirsek temasında oldukları meçhul değil malum bir gerçekliktir.</p>



<p>Küresel Güçler kim bunlar tıpkı kirli işler yapanların kendilerini ekranlarda “Anonymous” etiketledikleri gibi isimleri belli değil ama hedefleri genelde Türkiye özelde ise Karizmatik Lider Erdoğan…</p>



<p><strong>C-17 Globemaster III Uçuş Rotası Kaydı Var mı?</strong></p>



<p>Ocak 23’te Pentagon’un en yoğun ve en büyük hava taşımacılığı Dover üssü’nden havalanan dünyanın en büyük lojistik uçağı C-17 Globemaster III içi mühimmat yüklü olarak İsrail’in Nevatim askeri üssüne inmek için rota alır. Ve uçuş rotasında Antalya Gazipaşa Havalimanı’na iniş vardır… Bu yazının hikâyesi burada başlıyor…</p>



<p>Bu durum ülkemizdeki FETO Diasporası tarafından Amerika ve Avrupa’daki militanlara iletildi… Bu bilgi küresel güçler ve küresel iletişimciler için bir can simidi ya da koruma kalkanı olarak oldukça dikkat çekiciydi…</p>



<p>Bu bilgi doğru bir strateji ile Türkiye basınına ve küresel medyaya servis edilirse hem Erdoğan’ın sınırları dışındaki etkisi kırılacak hem de yaklaşan mahalli seçimlerde ciddi bir manipülasyon aracı olarak kullanılacak.</p>



<p>Elbette küresel güçlere üzerlerine düşeni eksiksiz ve büyük bir hazla yerine getirecekler… Bu onların boyutu</p>



<p>Şimdi yapılması gerekenler…</p>



<p><strong>Algı Operasyonunun Perde Arkası</strong></p>



<p>FETO diasporasının servis ettiği bu bilgi gerçek mi yoksa bir kurgumu önce bunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor.</p>



<p>Bu uçak hayalet bir uçak olmadığı için uçuş bilgileri saklanacak bir uçuş değildir kaldı ki devletler ve çok uluslu şirketler günlük havalana her uçağın uçuş kayıtlarını tutmaktadır. Öncelikle 23 Ocak tarihinde Dover üssünden C-17 kalkış yaptığının kaydı sabit mi?</p>



<p>Şayet böyle bir uçak kalktıysa ve menzili Nevatim üssü ise bu uçak servis edildiği şekilde Gazipaşa Havalimanı’na iniş yaptı mı?</p>



<p><strong>Şayet C-17 Gazipaşa Havalimanı’na iniş yaptıysa bu yetkili birimlerle önceden paylaşıldı mı?</strong></p>



<p>İsrail’e karşı küresel bir tepkinin yağın ve etkin olduğu bir zamanda dünyanın en büyük lojistik uçağının İsrail’e ne taşıdığı yetkililerce soruldu mu? Bu uçak böyle bir kritik dönemde denetlendi mi?</p>



<p>Daha çok turistik bir destinasyona sahip bu havaalanına dünyanın en büyük lojistik uçağı hangi izinler çerçevesinde iniş yaptı?</p>



<p>Böyle bir uçuş Dover’den Gazipaşa Havalimanı’na gerçekleşmediyse bu bilgi öncelikle Havalimanı yetkileri tarafından kamuoyu ile paylaşılmalıdır.</p>



<p>Lakin C-17 Nevatim üssüne inmeden Gazipaşa Havalimanı’na indiyse bu inişle ilgili tüm yetkililer hakkında idari ve adli işlem başlatılmalıdır.</p>



<p>Bu konu ivedilikle kamuoyu ile paylaşılmazsa küresel güçler küresel iletişimcilerin danışmanlığında bir yalan, bir kurgu üzerinden ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturacak bir tutum ve algıya imza atacaklardır.</p>



<p>Öyle ki her geçen gün sosyal gerçeklik olarak mümkün olmayan “Erdoğan’ın haberi olmadan kimse bir karar alamaz” algısı toplumda kesin bir inanç haline gelirken bu durum ivedilikle ayyuka çıkarılmalıdır. Bir sosyal gerçek var ki “En Son babalar Duyar” dizisi gibi özellikle 2016 yılından sonra Cumhurbaşkanımız 2002 yılından 2016 yılına kadar maruz kalmadığı kadar dezenformasyona maruz kalmıştır. Çünkü sadece politik bir zekâ değil küresel bir el örgüt sosyolojisinin ince ayarları ile tüm örgütte yaşanılan sorunların sebebi olarak Erdoğan olduğuna hem örgüt içindekileri hem de toplumu ikna etme konusunda oldukça başarılı stratejiler ile kuşatmışlardır.</p>



<p><strong>Türkiye Bu Algıya Yenik Düşerse Ne Olur?</strong></p>



<p>Erdoğan elbette İsrail’e lojistik bir destek ne verir ne de verilmesine müsaade eder. Lakin bu kirli hesap ivedilikle ayyuka çıkarılıp müsebbiplerinden hesap sorulmazsa ne acı ki özelde Türkiye genel de ümmet bu algıya yenik düşecek…</p>



<p>Bir politik gerçek var ki Ak Parti’nin içinde hatta bizzat etkin görevde olan politikacılar Erdoğan’ın karizmasının yok edilmesi için 2021 yılından bu yana suskunluğu tercih ediyor.</p>



<p>Fiyatlardaki % 25 fiyat artışı nasıl % 300 gibi ne finansal göstergelerle ne vicdanla temellendirilemeyecek bir boyuta ulaştı. Bir toplum bilimci olarak çok yakın zamanda ülkemizde fahiş fiyatlar sebebiyle kan atılınca büyük bir toplumsal çatışmanın fitili ateşlenecek.</p>



<p>Filistin önemli lakin öncelikli olan Türkiye toplumunun içinde bir toplumsal çatışmanın fitilinin ateşlenmesine engel olmaktır.</p>



<p>Bu yazıyı yazma gerekçem İsrail’e gerçekten Gazipaşa Havalimanı üzerinden lojistik destek sağlandı mı? Böyle bir gerçeklik varsa o bölgenin Ak Partili politikacılarının ve milletvekillerinin bundan nasıl haberi olmaz…<br>Ercan Harmancı</p>



<p>Şimdi öfke oklarını biraz daha üzerime çekecek birkaç cümle yazayım ki yazmamak vebaldir…</p>



<p>İlki İsrail ve Filistin arasında bir savaş hukuku yok çünkü savaş değil bir soykırım var… Türkiye’nin milletvekilleri bugün uçağa binip İsrail’e inebilir bununda önünde engel yok hatta bunu toplu halde yapabilirler bununda önünde engel yok… Neden bir spor karışılması için ilk uçakla o karşılaşmayı izlemek için gidenler bari gidip&nbsp; bir de&nbsp; soykırım izlesinler…</p>



<p>Bir ülke uluslararası hukuk ile koruma altında olan devleti temsil eden makam sahiplerine ateş açmayı bırakın karşı çıkması engellemesi bile belli yaptırımlar sebebidir… Lakin sahnelerde ya da meydanlarda Gazze ağıtı yakmak artık bana masum gelmiyor…</p>



<p>Artık Türkiye okul müsamere etkinlikleri ile Gazze’ye destek vermekten vazgeçmelidir…</p>



<p><strong>Bunun için iyi ve halis niyetle çalışanlar bana kızacak ama bunun Gazze’ye desteği olmuyor aslında unutmuyoruz derin bir öğrenilmiş çaresizliğe gömülüyoruz…</strong></p>



<p>Türkiye sembolik bir direnişin ötesine geçememiştir… Sembolik direnişlerin arkasında ise ciddi bir toplum mühendisliği vardır… Ekim ayından bu zamana kadar adeta sayısı milyonları bulan ulusal ve uluslararası etkinlikler düzenlendi ve halen düzenlenmeye devam ediyor…</p>



<p>Diğer yandan şu cümleyi buraya yazayım yakın zamanda bunun bilimsel mecralarda tartışılması yapılacak… Bağımlısı olunan ürünün boykotu olmayacağı gibi protestosu da olmaz…</p>



<p>Dert derin o sebeple mevzuyu dallandırıp budaklandırmadan son çağrımızı yapalım…</p>



<p>Evet, Erdoğan İsrail’e Destek Veriyor algısı küresel medyaya servis edilmeden bu olay gerçek mi değil mi? Bu olay gerçek değilse bunun kamuoyu ile ve dünya basını ile paylaşılması… Bu olay kayıtlarla sabit ise o zaman ivedilikle sorumluların tespiti ve idari ve de adli olarak gerekli yaptırımların uygulanması… Ötesi sadece Türkiye için değil ümmet için ağır bir vebal altından kalkılamayacak…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/erdogan-israie-destek-veriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sen Öleceksin de Onlar Kalacak Mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sen-oleceksin-de-onlar-kalacak-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sen-oleceksin-de-onlar-kalacak-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Nov 2023 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18920</guid>

					<description><![CDATA[اعوذ بالله&#8230;اَفَا۬ئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ “Şimdi sen öleceksin de, onlar ebedî mi kalacaklar?”(Enbiya 21/34) Evet, çocuk! Şehit yüzlü yavrucak! Şimdi sen öleceksin de o zalimler kalacak mı? O insanlıktan çıkmış katiller ettiklerinin karşılığını bulmayacaklar mı? İlahî adalet işledikleri menfur katliamı onların burunlarından fitil fitil getirmeyecek mi? Ey şehit yüzlü çocuk! Bombalar tepene düştü, sen mışıl mışıl uyurken. Öyle varlıklı bir hayatın da olmadı. Anneciğinin bulduğu bir bez parçasıydı senin kundağın. Ne gözünü açmana ne de elini kıpırdatmana fırsat tanıdı zalimler. İyi ki açmadın gözünü be çocuk! Bu zalimin dünyasını görmedin, elinle dokunmadın, üzerinde yürümedin, daha hayatın başlangıcında hayata veda ettin. Sen gideceksin de, o zalimler kalacaklar mı? Senin minnacık burnundan akan tertemiz şehit kanına karşılık ilahî adalet tokmağı suratlarına inerekburunlarını kırıp yerin dibine gömmeyecek mi onları? Onlar seni, anneni, babanı yok ettiklerinde, bütün bir milleti kökünden kazıdıklarında ebedî kalacaklarını ve dünyanın tek hâkimi olacaklarını zannediyorlar ya, işte o gün anlayacaklar yanıldıklarını. İş işten geçtiği gün. Firavunun boğulurken aklının başına geldiği gün. Pişmanlıktan böğürerek kahroldukları gün. Ebedî azabın bütün bedenlerini ve benliklerini kuşattığı gün. Yani sen öleceksin, onlar ebedi kalacak, öyle mi? Hayır hayır. Onlar senden hemen sonra gelecekler. Ama senin kılına dokunamayacaklar, gölgene bile yaklaşamayacaklar. Onlar orada yalvaracaklar, dilenecekler, senden &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center">اعوذ بالله&#8230;<br>اَفَا۬ئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ</p>



<p class="has-text-align-center"><em>“Şimdi sen öleceksin de, onlar ebedî mi kalacaklar?”</em><br>(Enbiya 21/34)</p>



<p>Evet, çocuk! Şehit yüzlü yavrucak! Şimdi sen öleceksin de o zalimler kalacak mı?</p>



<p>O insanlıktan çıkmış katiller ettiklerinin karşılığını bulmayacaklar mı?</p>



<p>İlahî adalet işledikleri menfur katliamı onların burunlarından fitil fitil getirmeyecek mi?</p>



<p>Ey şehit yüzlü çocuk! Bombalar tepene düştü, sen mışıl mışıl uyurken. Öyle varlıklı bir hayatın da olmadı. Anneciğinin bulduğu bir bez parçasıydı senin kundağın. Ne gözünü açmana ne de elini kıpırdatmana fırsat tanıdı zalimler. İyi ki açmadın gözünü be çocuk! Bu zalimin dünyasını görmedin, elinle dokunmadın, üzerinde yürümedin, daha hayatın başlangıcında hayata veda ettin.</p>



<p>Sen gideceksin de, o zalimler kalacaklar mı?</p>



<p>Senin minnacık burnundan akan tertemiz şehit kanına karşılık ilahî adalet tokmağı suratlarına inerekburunlarını kırıp yerin dibine gömmeyecek mi onları? Onlar seni, anneni, babanı yok ettiklerinde, bütün bir milleti kökünden kazıdıklarında ebedî kalacaklarını ve dünyanın tek hâkimi olacaklarını zannediyorlar ya, işte o gün anlayacaklar yanıldıklarını. İş işten geçtiği gün. Firavunun boğulurken aklının başına geldiği gün. Pişmanlıktan böğürerek kahroldukları gün. Ebedî azabın bütün bedenlerini ve benliklerini kuşattığı gün.</p>



<p>Yani sen öleceksin, onlar ebedi kalacak, öyle mi?</p>



<p>Hayır hayır. Onlar senden hemen sonra gelecekler. Ama senin kılına dokunamayacaklar, gölgene bile yaklaşamayacaklar. Onlar orada yalvaracaklar, dilenecekler, senden bir yudum su isteyecekler de, bu dünyada kan döken pislik elleriyle ördükleri cehennem duvarları onların yüzlerine kapanacak, gerisin geriye dönecek yüzüstü kapaklanacaklar. O cehennem duvarını nasıl ördüklerini orada hatırlayacaklar ve kurtulmak için yerin dibine geçmek isteyecekler. Son bir çare bir zamanlar kibirle üzerine bastıkları toprak olmak isteyecekler de toprak kabul etmeyecek. Çünkü bu onlara ödül olur, toprağa da haksızlık. Bu fırsat asla verilmeyecek onlara. Ölüp ölüp dirilecekler, ebediyen sürünecekler…</p>



<p>Yaralı demeden, yaşlı demeden, çocuk, kadın, sivil demeden insanları dönüp dönüp bombaladıkları için; kötülüğü kişilikleri ve kimlikleri haline getirdikleri için; bunlara ebedî hayat verilse aynı barbarlıkları işlemekten asla geri durmayacakları için&#8230;</p>



<p>Sen öl, onlar kalsın ha! Yok, öyle yağma!</p>



<p>Yağmaladıkları topraklar onların azap meydanı olacak, gasp ettikleri evler, çaldıkları her nesne altlarına odun olup yanacak, engel oldukları her damla su kaynayıp başlarından akacak.</p>



<p>Sen öleceksin de yavrucak onlara mı kalacak dünyada?</p>



<p>Sen hele bir uyu çocuk. Öyle küçücük de kalmayacaksın. Kabir hayatı senin cennetin olacak. Mahrum edildiğin bütün nimetleri elinin altında, ayaklarının dibinde bulacaksın. Şehit annenin kucağında, şehit babanın dizinin dibinde büyüyeceksin. Bir de kalbimizin en mutena yerinde. İsmini bilmeyeceğiz, cismini hatırlamayacağız ama seni asla unutmayacağız.</p>



<p>Seni ebedî güzellikler bekliyor şehit yüzlü çocuk! Yüzün ak, alnın açık hayatının baharında, kişiliğinin en olgun çağında dünyalar güzeli genç bir kız ya da dünyanın en yakışıklı genç erkeği olarak gireceksin ebedî cennet yurduna.</p>



<p>O zalimler, o kâfirler sana tek tek gösterilecek de kin ve nefretle bakmayacaksın onlara. Çünkü Allah cennete giren kullarının içinden kin ve nefret duygularını alacak. Ama onların düştüğü aşağılık duruma düşmediğin ve yerlerinde olmadığın için yaratan Rabbine şükredeceksin.</p>



<p>Rabbin senden razı, sen O’dan razı olarak ebedî cennet yurdunda ebedî hayata yelken açacaksın…</p>



<p>Ya bizler, şehit yüzlü çocuk? Gazze’yi bir ateş çukuruna döndüren katillerin sizi acımasızca katlettiklerini sadece seyreden bizler! Seni bir ölüm kurtardı bu zalimlerin dünyasından. Acaba bizi kaç ölüm kurtarır dersin? Kaç kere ölsek senin hakkını ödeyebiliriz, dersin?</p>



<p>Biz de kalmayacağız bu dünyada be çocuk! Geleceğiz bir gün. Başka yol, başka çare, başka çıkış yok zaten. Varış oraya. Geleceğiz de senin yüzüne nasıl bakacağız? Bir damla gözyaşını silemediğimizi, alçak zalimin kapkara bombalarıyla kirlettiği nur yüzünü temizleyemediğimizi, başını okşayıp bağrımıza basamadığımızı nasıl anlatacağız, be çocuk?</p>



<p>İlahi huzurda boynumuz bükük beklerden hiç değilse şefaatine layık olabilecek miyiz?</p>



<p>Ne dersin, şehit yüzlü çocuk?</p>



<p>أعوذ بالله&#8230;<br>وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَؕ اَفَا۬ئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ.<br> كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِؕ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةًؕ وَاِلَيْنَا تُرْجَعُونَ</p>



<p>“Senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik.<br>Şimdi sen öleceksin de, onlar ebedî mi kalacaklar?<br>Herkes ölümü tadacak.<br>Denemek için sizi şerle de hayırla da imtihan ederiz.<br>Sonunda hesap vermek üzere huzurumuza geleceksiniz.” (Enbiya 21/34-35)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sen-oleceksin-de-onlar-kalacak-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hepimiz Filistinli, Hepimiz Gazzeliyiz</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hepimiz-filistinli-hepimiz-gazzeliyiz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hepimiz-filistinli-hepimiz-gazzeliyiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Haldun Sönmezer]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Nov 2023 07:58:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18908</guid>

					<description><![CDATA[“De ki: Ey Yahudiler! Başka insanlar değil, yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız ve şayet sözünüze sadıksanız haydi ölümü temenni edin! Ama onlar daha önce yapıp ettikleri yüzünden asla ölümü istemeyeceklerdir. Allah zalimleri çok iyi bilmektedir.”Cuma 6-7. âyetler Biz bu filmi ilk defa izlemiyoruz. Daha önce de defalarca seyrettik. Doğrusu ben en acıklısına Bosna’da şâhit olmuştum. Seneler evvel bu film orada da gösterilmişti zîrâ. Drina Nehri’nden bir zamanlar kan aktığını hâlâ hatırlıyorum. Azerbaycan, bilhassa Hocalı’da yaşananlarsa bir başka yürek yarasıydı. Gazze’deyse bugün aynı filmin daha şedit ve kanlı bir versiyonu sergileniyor. Bizse her zaman olduğu gibi yine seyredip kınamakla meşgulüz. Ulus-devlet mantığı zihinlerimizi iğdiş etti. Yalnızca muhayyilemizi köreltmedi, dünyamızı da küçülttü. Asırlar boyu kıtalara, okyanuslara sığamamış bir milleti Edirne’yle Hakkâri arasına sıkışan bir algıya mahkûm etti. Ve işin en kötüsü, mukaddeslerimize bile onun bize verdiği izin ölçüsünde yaklaşabiliyoruz bugün. Kutsal beldelere bakış açımızı dahi o algı belirliyor. Ona göre Mekke, Medine ve Kudüs sınırlarımıza dâhil değil. Vilâyetlerimizden biri olmadığı için de hâliyle oraları savunmak bize düşmüyor. Konunun uzmanı analist ve bazı kalemşorlar aynı gerekçeye sarılarak Türkiye’nin Gazze’de aktif bir tutum almamasını, bu işin dışında kalmasını salık veriyorlar. Buna dönük talepler dile getirildiğinde ise birileri sahneye çıkıp “Mehmetçiğin kanı o &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right"><em>“De ki: Ey Yahudiler! Başka insanlar değil, yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız ve şayet sözünüze sadıksanız haydi ölümü temenni edin! Ama onlar daha önce yapıp ettikleri yüzünden asla ölümü istemeyeceklerdir. Allah zalimleri çok iyi bilmektedir.”<br>Cuma 6-7. âyetler</em></p>



<p>Biz bu filmi ilk defa izlemiyoruz. Daha önce de defalarca seyrettik. Doğrusu ben en acıklısına Bosna’da şâhit olmuştum. Seneler evvel bu film orada da gösterilmişti zîrâ. Drina Nehri’nden bir zamanlar kan aktığını hâlâ hatırlıyorum. Azerbaycan, bilhassa Hocalı’da yaşananlarsa bir başka yürek yarasıydı. Gazze’deyse bugün aynı filmin daha şedit ve kanlı bir versiyonu sergileniyor. Bizse her zaman olduğu gibi yine seyredip kınamakla meşgulüz.</p>



<p>Ulus-devlet mantığı zihinlerimizi iğdiş etti. Yalnızca muhayyilemizi köreltmedi, dünyamızı da küçülttü. Asırlar boyu kıtalara, okyanuslara sığamamış bir milleti Edirne’yle Hakkâri arasına sıkışan bir algıya mahkûm etti. Ve işin en kötüsü, mukaddeslerimize bile onun bize verdiği izin ölçüsünde yaklaşabiliyoruz bugün.</p>



<p>Kutsal beldelere bakış açımızı dahi o algı belirliyor. Ona göre Mekke, Medine ve Kudüs sınırlarımıza dâhil değil. Vilâyetlerimizden biri olmadığı için de hâliyle oraları savunmak bize düşmüyor.</p>



<p>Konunun uzmanı analist ve bazı kalemşorlar aynı gerekçeye sarılarak Türkiye’nin Gazze’de aktif bir tutum almamasını, bu işin dışında kalmasını salık veriyorlar. Buna dönük talepler dile getirildiğinde ise birileri sahneye çıkıp “Mehmetçiğin kanı o kadar ucuz değil!” diyor. Ya da “Evvelemirde kendi oğlunu gönder de görelim.” diyerek muhatabına ayar çekiyor. İstisnalar hariç, gerçekte onların çoğu bu işe hepten bigâne kalınmasını isteyen ekipten. “Geçmişte bize ihânet eden onlar değil miydi, çeksinler cezalarını…” diyen o mâlûm tâifeden.</p>



<p>Bugün Batılı ülkelerin başkentlerinde bile Gazzeli mazlumlara destek verilir, onlar için miting ve yürüyüşler düzenlenirken hattâ bazı Latin Amerika devletleri ülkelerinden İsrailli diplomatları kovarken bizden görünüp de gerçekte bizden olmayan birileri tarihin sisli koridorlarından devşirdikleri yalan yanlış bilgiler ve “Arap İhâneti” safsatasıyla yine zihinleri bulandırmaya, kafaları karıştırmaya çalışıyor. Kudüs ve Gazze mes’elesinde sahip olduğumuz ortak tavır ve bütünlüğü sarsmaya, aramıza nifak tohumları ekmeye uğraşıyor.</p>



<p>Bütün sermayesi sığınmacılara düşmanlık olan bir siyasî partinin genel başkanı pervâsız bir edâyla “Filistin bizim davamız değildir.” diyor. Kendi ifadesiyle kurucu ideolojiye bağlılık yemini etmiş bu zât, eğer Çankaya Köşkü veya Anıtkabir bombalanacak olsaydı, yerinde duramaz, şaha kalkardı. Askerimizin vazifesinin oraları korumak olduğunu söylerdi. Hiç şüphesiz vatanımızın her karış toprağı kıymetli olup her türlü tecavüze karşı da korunmalıdır. Bunda hemfikiriz.</p>



<p>Ama bugün resmen sınırlarımıza dâhil olmadığı için Mekke, Medine ve Kudüs’ün coğrafyamız dışında kaldığını söylemek ve o yüzden de bizi ilgilendirmeyeceğini ifade etmek her şeyden evvel bu milletin kadim değerlerine ve özündeki tevhit inancına aykırıdır.</p>



<p>Yarın, Mekke veya Medine işgal edilecek, Kâbe ya da Ravza’ya girilecek olsa, yine aynı bahaneye mi sığınacağız? Bir adı da “Peygamber Ocağı” olan ordumuz oraların müdâfaası yolunda hiçbir şey yapmayacak mı? Artık ondan sonra geriye bizi biz yapan ne kalır?</p>



<p>İstanbul ya da İzmir, Mardin veya Urfa ne kadar bizimse, Mekke, Medine ve Kudüs de o kadar bizimdir. Oraların gönül coğrafyamızdaki yeri ise hiçbir beldeyle mukayese edilemez. Birinci Dünya Savaşı boyunca ve hattâ savaş bittikten sonra dahi oraları bırakmamak için bütün gücümüzle direndik. Ayrılırken ise gözyaşlarımız sel oldu. Bugün o toprakları nasıl sınırlarımız dışında görürüz! Tartışmasız o topraklar her Müslüman Türkün sınırları dâhilindedir. İman etmiş bir kulun zihin haritasındaki en önemli yerdedir. İşte ulus-devlet algısı her şeyden evvel bize bunu unutturdu.</p>



<p>O mantığın müdâfi olan bazı analistler yetmiş küsur yıl önce Türkiye’nin Kore’ye asker göndermesini bugün bile bir zorunluluk olarak görüyor. O yıllarda Türkiye’nin menfaatinin Batı ittifakı içinde yer almak, NATO’ya girmek olduğunu söylüyorlar. Asker göndermeyi de bunun ön şartı sayıyorlar. Yad ellerde yitirdiğimiz yedi yüz yirmi bir Mehmetçiğin kanındansa pek bahsedilmiyor.</p>



<p>Kore’de Türk tugayı Kunuri Zaferi’ni kazanarak büyük bir kuşatmayı yarmış ve Amerikan kolordusunu yok olmaktan kurtarmıştı. Aynı ABD biz olmadığımız için, Vietnam’da rezil oldu. Türk milleti güneşlerden aziz evlâtlarını niçin kendisine yabancı bir coğrafyada harcadı? Ve Türk askeri oralarda ne uğruna savaştı? Bir hilâl uğruna mı? Yoksa dostumuz(!) ABD’yi mutlak bir felâketten kurtarıp Budist bir millete hürriyet ve istiklâlini bağışlamak için mi?</p>



<p>İslâm coğrafyası ve kutsal beldeler söz konusu olduğunda “ucuz” olmayan Mehmetçiğin kanı, Batı kulübünün talepleri gündeme geldiğinde nedense birden ucuzluyor. Hâlbuki tevhide adanmış bu millet, Kore’den evvel Kudüs ve Gazze’nin imdadına koşmaya hazırdır.</p>



<p>Ölüm karşısında rindâne bir duruş ve tevekküle sahip olmak için ruh metâneti gerekir. Ona sahip olmayansa ölüm karşısında zelildir. Bugün artık Gazze’deki insan, ölümden korkmuyor. O duyguyu çoktan aşmış. Öldükten sonra cesedinin ne olacağını düşünüyor. Tek derdi, can verdikten sonra yakınları tarafından teşhis edilememek. Akıllarına gelen çareyse kollarına taktıkları bileklik. Bir genç kız çekim yapan televizyon muhabirine elindeki bilekliği göstererek şöyle diyor: <em>“Bu bilekliği bütün kardeşlerime taktık. Şimdi ayrıldık, yarımız Han Yunus’ta, yarımız Gazze’de… Bu sayede hepimiz birbirimizi bu işâretle tanıyacağız. Eğer ben öldürülürsem annem bizi bulacak. Ya da annem-kardeşlerim öldürülürse biz onları teşhis edeceğiz.”</em></p>



<p>Sekülerleşmiş, metanın zebunu hâline gelerek ölüm duygusuna yabancılaşmış insan bunu anlayamaz. Gazze’de ise bu durum artık hayatın rutinleri arasına girmiş vaziyette. Genç kızın yüzüne bakıyorum, bunu söylerken çehresinde en ufak bir korku ve isyan alâmeti yok. Rahat ve mütevekkil. Anlıyorum ki, artık ölüm duygusu onun için sıradanlaşmış. Kaderine razı bir teslimiyet içinde sırasını bekliyor.</p>



<p>“Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm. Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm.” diyen şâir geliyor aklıma. Ölüm duygusuyla arasındaki mesafeyi sıfırlamış bu insanlara bundan böyle ne yapsın ki ölüm! İç dünyasında ölümü öldürmüş olanları artık ne ile korkutsun ki İsrail!</p>



<p>Bugün bu ülkede bazı şahıs ve çevreler kendi gölgesinde rahat yaşamak, etliye sütlüye karışmamak adına fısıltı gazetesinin yaydığı “Arap İhâneti” yaftasına yapışıyor. Ha bire “Topraklarını sattılar.” mavalını okuyor. Bu, bir tür üzerine almama, mesuliyetten kaçınma tavrı. Böylece kendilerini sorumluluktan azat ediyorlar. Bugün büyük bir iştahla sarıldıkları o gerekçe, inşâallah hesap gününde de onları kurtarmaya yeter.</p>



<p>Hiç durmadan yüzsüzü kınıyoruz. Ne yaman çelişki! Ar ve hayâ duygusu olan kınanır ancak. Öldürmeyi ideolojisinin merkezine koyan, o yüzden de pervâsızca hastaneleri bombalayıp bir anda beş yüz masuma kıyan zalimin neyi kınanır ki! Hiç şüphesiz şu anda Kâinatın Efendisi de âlem-i mânâda bizleri kınıyor. Sadece kınamıyor, şefâat beklediğimiz Yüce Nebi belki de Rabbine karşı ümmetinin şikâyet dilekçesini yazıyor. Bahtsız olan biziz, Filistinliler değil…</p>



<p>Onlar “Gözümün gördüğü hiçbir şeyden korkmam.” diyen Hz. Hamza misâli insanüstü bir gayretle direniyorlar. Her türlü güçlüğe katlanarak yılmadan mücadele veriyorlar. Her geçen gün imanları bileniyor, ruhları yüceliyor. Bizlerse ekranlardan bu hâinâne denâeti izlemek ve de ardı sıra “vah!” çekmekle meşgulüz. Şu anda bütün insanlık enformatik ihânetin bir parçası…</p>



<p>Eğer kınamanın bir faydası olsaydı, milyonların kendisine ettiği lânet ve küfürler yüzünden Netanyahu denilen şahsın yüzünün kevgire dönmesi gerekirdi. Hâlbuki tam bir zulüm makinesi olan bu adam her geçen gün gemi daha da azıya alıyor.&nbsp;</p>



<p>Peki, savaşalım mı? Buna gerek yok. Allah İslâm dünyasına savaşmadan da hasmını mat edecek birçok imkânı bahşetmiş. Dünyanın kavşak noktasındayız. Kadim medeniyetlerin kucağında yaşıyor, ticaret yollarının üzerinde oturuyoruz. Şimdilerde tarihin baş aktörü olmasak da günümüzün aktörleri oyun kurabilmek adına binlerce kilometre öteden yine buraya geliyor. Yeraltı ve yerüstü kaynaklarının çoğu bizde. Kısacası zenginliğin merkezinde, dünyanın kalbinin attığı yerdeyiz.</p>



<p>Eğer İslâm dünyasını oluşturan devlet ve milletler topluluğu, Doğu Akdeniz ve çevresinde değil de Latin Amerika veya Uzak Doğu’da temerküz etseydi, bu kadar avantajlı bir durumda olmazdık.</p>



<p>Ortadoğu’daki devletler sadece enerji akışını kesseler, şimdiye kadar bu iş biterdi. Diğer ülkeler değil, yalnızca Suudi Arabistan vanaları kapatsa Batı on günde pes ederdi.</p>



<p>Emevi halifeleri içinde Ömer bin Abdülazîz ne ise Suudi kralları içinde de Melik Faysal odur. Şüphesiz Suudi Arabistan’ın tek hakikî kralı olan (Diğerleri Batı’nın jandarması) bu adama rahmet olsun. O canını hiçe sayarak zalimleri durdurmak adına ne yapılacağını bize gösterdi. Petrol vanalarını kısarak İsrail vahşetinin arkasındaki Batı’yı dize getirdi. Belki de yeniden ayağa kalkmak için Melik Faysallara ihtiyacımız var.</p>



<p>Bu savaş tam bir ibret meşheri! Görmesini bilirseniz Allah’ın âyetleri önünüzde açılıyor. Savaş başlar başlamaz havalimanlarına koşan Yahudilerin sefâletini görünce insanın aklına yazının başındaki âyette işâret olunan hakikat geliyor. Zalimler korkak olur. Daha savaşın başında bir kısım Yahudiler, patlayan birkaç bombanın ardından kapağı yurt dışına attı. Savaş uzasın, Yahudilerle meskûn bölgelere yayılsın, ölümle burun buruna olduğunu anlayan nüfusun yarısı kaçar. Gazzelilerse her gün patlayan bombalar ve ölümün soğuk nefesini enselerinde hissetmelerine rağmen, vatanlarını terk etmiyor. Sadece bu bile, o toprakların gerçek sahibinin kimler olduğunu, kimin ev sahibi, kiminse gaspçı olduğunu net bir şekilde göstermiyor mu? Toprağını satmış adam onun uğruna ölmeyi göze alır mı hiç! El-insaf…</p>



<p>Suret olarak insan, his ve irâde merkezini kaybettiği içinse canlı cenazeden farksız olan ümmet üzerindeki narkozun etkisinden kurtulduğu gün, yalnızca Filistin değil, bütün İslâm dünyası hürriyetine kavuşur. Bundan zerre kadar şüphem yok.</p>



<p>Birlik olmadan dirlik olmaz. Bugünse birlik günüdür. Ümmetin bir ve beraber olma günüdür. Sînelerin toplu vuracağı gündür. Hrant Dink’in elim bir suikasta kurban gitmesinden sonra birileri “Hepimiz Hrant’ız.” demekle kalmayıp işi daha da ileri götürerek “Hepimiz Ermeniyiz.” demeye vardırmıştı. Günlerden beri Gazze’ye ateş yağarken o gürûhun nedense sesi-soluğu çıkmıyor. Hiçbiri de göğsünü gere gere “Biz de bugün Gazzeliyiz.” demiyor. </p>



<p>Evet, gün bugündür ve bugün “Hepimiz Filistinli, hepimiz Gazzeliyiz.” deme günüdür. Bunu diyemeyip de hâlâ zihinleri tarihin sisli koridorlarında gezen bezirgân tiplere ise bundan öte söylenecek hiçbir sözümüz yok.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hepimiz-filistinli-hepimiz-gazzeliyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Firavun Kim? &#8211; Yahudiler Nereye Düştü? &#8211; Mazlum Gazze Bir Musa Mı Bekliyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/firavun-kim-yahudiler-nereye-dustu-mazlum-gazze-bir-musa-mi-bekliyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/firavun-kim-yahudiler-nereye-dustu-mazlum-gazze-bir-musa-mi-bekliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Nov 2023 09:07:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18904</guid>

					<description><![CDATA[فَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِقٖينَ فَلَمَّا تَـرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ قَالَ كَلَّاۚ اِنَّ مَعِيَ رَبّٖي سَيَهْدٖينِ Nihayet Firavun ve askerleri onlara yaklaştılar. Her iki topluluk birbirini gördüğünde Mûsâ’nın yanındaki mazlumlar, “eyvah bize yetiştiler!” diye çaresizce feryat ettiler. Mûsâ, “Hayır! Eminim ki rabbim benimledir, bana bir çıkış yolu gösterecektir” dedi. (Şuara 26/60-62) ZALİM FİRAVUN, MAZLUM YAHUDİLER VE MUSA Firavun yıllarca baskı kurduğu Yahudilerin, yetmiyormuş gibi, erkeklerini katletmiş, kadınlarını köle edinmişti. Daha da yetmemiş gibi yeni doğan çocuklarını katletmeye başlamıştı. İşte Musa bu katliamdan kurtulan yegâne çocuktu. Annenin kalbine indirilen ilahî ilham ile çocuk bir beşik içinde nehre bırakılmış, Firavunun sarayına ulaşmıştı. Firavun böylece iktidarını bitirecek, zulmüne son verecek ve mazlum Yahudileri elinden kurtaracak Musa’yı kucağında ve sarayında beslemiş ve büyütmüştü. Musa büyüdü, aklı erdi, gücü yerine geldi, zulmü fark etti, haksızlığa başkaldırdı, Firavun tarafından takip edildi, oradan uzaklaştı, gurbette pişti, evlendi ve aile kurdu… Hâsılı insan olmanın bütün aşamalarını gördü ve yaşadı. Bir gün Rabbin’den emir geldi: “Git, Firavuna emrimi bildir, zulmettiği kullarımı bıraksın!” Emir büyük yerdendi. Kardeşini yanına aldı ve gitti. Firavun onun nazikçe ikazlarını dinlemek yerine, baskılarını daha da artırdı. Kibri gurunu besledi ve haykırdı: “En büyük rab benim!” Azgın Firavunun zulmünün, eziyetinin ve işkencesinin sınırı aştığı gün Yüce &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center">فَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِقٖينَ</p>



<p class="has-text-align-center">فَلَمَّا تَـرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ</p>



<p class="has-text-align-center">قَالَ كَلَّاۚ اِنَّ مَعِيَ رَبّٖي سَيَهْدٖينِ</p>



<p class="has-text-align-center">Nihayet Firavun ve askerleri onlara yaklaştılar. Her iki topluluk birbirini gördüğünde Mûsâ’nın yanındaki mazlumlar, “eyvah bize yetiştiler!” diye çaresizce feryat ettiler.</p>



<p class="has-text-align-center">Mûsâ, “Hayır! Eminim ki rabbim benimledir, bana bir çıkış yolu gösterecektir” dedi.</p>



<p class="has-text-align-center">(Şuara 26/60-62)</p>



<p><strong>ZALİM FİRAVUN, MAZLUM YAHUDİLER VE MUSA</strong></p>



<p>Firavun yıllarca baskı kurduğu Yahudilerin, yetmiyormuş gibi, erkeklerini katletmiş, kadınlarını köle edinmişti. Daha da yetmemiş gibi yeni doğan çocuklarını katletmeye başlamıştı. İşte Musa bu katliamdan kurtulan yegâne çocuktu. Annenin kalbine indirilen ilahî ilham ile çocuk bir beşik içinde nehre bırakılmış, Firavunun sarayına ulaşmıştı.</p>



<p>Firavun böylece iktidarını bitirecek, zulmüne son verecek ve mazlum Yahudileri elinden kurtaracak Musa’yı kucağında ve sarayında beslemiş ve büyütmüştü.</p>



<p>Musa büyüdü, aklı erdi, gücü yerine geldi, zulmü fark etti, haksızlığa başkaldırdı, Firavun tarafından takip edildi, oradan uzaklaştı, gurbette pişti, evlendi ve aile kurdu… Hâsılı insan olmanın bütün aşamalarını gördü ve yaşadı. Bir gün Rabbin’den emir geldi: “Git, Firavuna emrimi bildir, zulmettiği kullarımı bıraksın!” Emir büyük yerdendi. Kardeşini yanına aldı ve gitti.</p>



<p>Firavun onun nazikçe ikazlarını dinlemek yerine, baskılarını daha da artırdı. Kibri gurunu besledi ve haykırdı: “En büyük rab benim!”</p>



<p>Azgın Firavunun zulmünün, eziyetinin ve işkencesinin sınırı aştığı gün Yüce Allah’ın mazlum kullarını bu zalimin elinden kurtarması emri geldi. Hep birlikte yola koyuldular.</p>



<p>Firavun durur mu? Derhal askerlerini topladı, peşlerine düştü ve denizin kenarında onları kıstırdı.</p>



<p>Yahudiler korktular, feryad u figanı ettiler. Nasıl etmesinler ki, önlerinde engin deniz, arkalarında azgın ve zalim Firavun ve ordusu. Ya kılıç darbesi ya da denizde boğulma.</p>



<p>Hz. Musa sakin, sabırlı ama kararlı. Çünkü kendisine vaatte bulunanın rahmet, kudret ve adalet sahibi Yüce Allah olduğu bilgisi ve bilincinde. “Hayır!” diye haykırdı. “Rabbim benimledir ve o bize bir çıkış yolu gösterecektir.”</p>



<p>Öyle de oldu. Yüce Allah’ın izni ve emriyle deniz açıldı, Hz. Musa ve mazlumlar geçti, ardından deniz kapandı, azgın Firavun ve askerleri boğuldular, helak olup gittiler. Aslında onların insanlıkları içlerinde biriktirdikleri kin ve nefret denizinde zaten boğulmuştu. Şimdi ise her sabah ve akşam hak ettikleri ve kendi elleriyle hazırladıkları çetin azaba uğrayıp duracaklardı.</p>



<p><strong>ZALİM NETANYAHU, YANINDA YAHUDİLER, ARKALARINDA EMPERYALİŞTLER VE DENİZİN KIYISINDA KISTIRILMIŞ YALNIZ VE MAZLUM GAZZELİLER</strong></p>



<p>Şimdilerde Gazze, denizin kenarında. İki buçuk milyon mazlum onun bağrında. Önlerinde engin deniz, arkalarında zalim ve azgın Netenyahu, Yahudiler ve destekçileri…</p>



<p>Ne kadar garip değil mi? Şimdi söyleyin, Firavun kim ve Yahudiler nereye düştü?</p>



<p>Bu çağdaş Firavun ve askerleri çocuk, kadın, yaşlı, sivil demeden deniz kenarında kıstırdıkları mazlumların üzerlerine ateş yağdırıyorlar, öldürmeye adeta ant içmişler, gözlerini kan bürümüş, insanlıklarını yitirmişler, vahşilikte dibe vurmuşlar&#8230; &nbsp;</p>



<p>Gazze ise adeta ashâbü’l-uhdûd kuyusu. Bu sefer ateş altlarında değil, üzerlerine yağdırılıyor.</p>



<p>Ne diyor baş zalim çağdaş Firavun: “Yeşeya’nın kehanetini gerçekleştireceğim!”</p>



<p>Firavun ne demişti: “En büyük rab benim!”</p>



<p>Birisi kendisini zalim rab ilan etmiş, öteki rabbini zalim ilan ediyor.</p>



<p>Bu sahnede bir tek Musa eksik?</p>



<p>Musa da o topraklardan çıkacak belki. Çağdaş Firavunun öldüremediği çocuklardan biri ya da hepsi olarak.</p>



<p>Kim bilir?</p>



<p>Belki de çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/firavun-kim-yahudiler-nereye-dustu-mazlum-gazze-bir-musa-mi-bekliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cağdaş Ashâbü’l-Uhdûd Olayı Mı Yaşanıyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cagdas-ashabul-uhdud-olayi-mi-yasaniyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cagdas-ashabul-uhdud-olayi-mi-yasaniyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Oct 2023 10:04:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18901</guid>

					<description><![CDATA[&#8230;أعوذ بالله ، بسم الله قُتِلَ اَصْحَابُ الْاُخْدُودِۙ. اَلنَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ. اِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌۙ. وَهُمْ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنٖينَ شُهُودٌؕ. وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ يُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَزٖيزِ الْحَمٖيدِۙ. اَلَّذٖي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِؕ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهٖيدٌؕ. اِنَّ الَّذٖينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرٖيقِؕ Meâl “O alev alev yanan ateş çukurlarını hazırlayanlar Allah’ın gazabına uğrasınlar! Bu çukur ruhlu zalimler, açtıkları çukurda yaktıkları ateşin başına oturmuşlar, inananlara yaptıkları işkenceyi ve katliamı pişkin pişkin seyrediyorlar. Onlar, azîz ve hamîd Yüce Allah’a inanan müminlerden intikam almak istiyorlar. Bilmiyorlar ki Yüce Allah göklerin ve yerin yani bütün bir evrenin yegâne hükümranıdır ve onların yaptığı her şeyi görmekte ve not etmektedir. İşte bu şekilde mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edip de pişmanlık duyup tövbe etmeyen zalimleri yakıcı cehennem azabı beklemektedir.” (Burûc 85/4-10). Kur’an’da kıssalar örnek olaylar şeklinde anlatılır. Bunlar bazen iyi örneklerdir bazen da burada olduğu gibi sakındırma amaçlı kötü örneklerdir. Kötü örneklerin anlatılmasının sebebi iyi insan olmak sadece iyilik yapmakla değil, aynı zamanda kötülüklerden sakınmak ve yapılan kötülükleri engellemekledir. Eğer bir insan kötülüklerden sakınmaz ve gücü yettiğince engellemeye çalışmazsa yaptığı iyiliklerin kıymeti olmaz. Sözgelimi yardım etmesi, cami veya okul yaptırması, kötülükleri bırakmadığı sürece &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center">&#8230;أعوذ بالله ، بسم الله</p>



<p class="has-text-align-center">قُتِلَ اَصْحَابُ الْاُخْدُودِۙ. اَلنَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ. اِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌۙ. وَهُمْ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنٖينَ شُهُودٌؕ. وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ يُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَزٖيزِ الْحَمٖيدِۙ. اَلَّذٖي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِؕ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهٖيدٌؕ. اِنَّ الَّذٖينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرٖيقِؕ</p>



<p><strong>Meâl</strong></p>



<p>“<em>O alev alev yanan ateş çukurlarını hazırlayanlar Allah’ın gazabına uğrasınlar!</em></p>



<p><em>Bu çukur ruhlu zalimler, açtıkları çukurda yaktıkları ateşin başına oturmuşlar, inananlara yaptıkları işkenceyi ve katliamı pişkin pişkin seyrediyorlar. Onlar, azîz ve hamîd Yüce Allah’a inanan müminlerden intikam almak istiyorlar. Bilmiyorlar ki Yüce Allah göklerin ve yerin yani bütün bir evrenin yegâne hükümranıdır ve onların yaptığı her şeyi görmekte ve not etmektedir.</em></p>



<p><em>İşte bu şekilde mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edip de pişmanlık duyup tövbe etmeyen zalimleri yakıcı cehennem azabı beklemektedir.</em>”</p>



<p>(Burûc 85/4-10).</p>



<p>Kur’an’da kıssalar örnek olaylar şeklinde anlatılır. Bunlar bazen iyi örneklerdir bazen da burada olduğu gibi sakındırma amaçlı kötü örneklerdir. Kötü örneklerin anlatılmasının sebebi iyi insan olmak sadece iyilik yapmakla değil, aynı zamanda kötülüklerden sakınmak ve yapılan kötülükleri engellemekledir. Eğer bir insan kötülüklerden sakınmaz ve gücü yettiğince engellemeye çalışmazsa yaptığı iyiliklerin kıymeti olmaz. Sözgelimi yardım etmesi, cami veya okul yaptırması, kötülükleri bırakmadığı sürece bir suç örgütü liderini iyi insan yapmaz.</p>



<p>İşte Ashâbü’l-uhdûd kıssasında kötülük yapan ve bunu da en acımasız bir şekilde gerçekleştiren zalim tipler anlatılmaktadır. Burada zalime ihtar çekilmekte, mazluma ise er geç adaletin mutlaka gerçekleşeceğine dair bir umut verilmektedir. &nbsp;Çünkü dünyada insana yapılacak en kötü işkence, onu ateşe atmak veya ateşi onun üzerine atmaktır yani bir insanı yakarak cezalandırmaktır.</p>



<p>Kıssada anlatılan zalimlerin kimlikleri belirtilmemiştir. Bunun hikmeti, çeşitli kılık ve zihniyette bu türden zalimlerin her dönemde bulunması ihtimalidir. Arif Nihat Asya’nın dediği gibi “Ebu Leheb&nbsp;ölmedi, ya MUHAMMED; Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!” Bu yüzden Ashâbü’l-uhdûd benzeri olayların her zaman tekrar edeceğini akıldan çıkarmamak lazım. Bugünlerde Gazze sanki yeni bir Ashâbü’l-uhdûd olayı yaşamaktadır.</p>



<p>Tarihte benzer bir olay Necran’da yaşanmıştır. İslam’dan önce Yemen’de hüküm süren Zûnüvâs adındaki bir Yahudi kralın Necran hıristiyanlarına böyle bir muamelesi söz konusu olmuştur. İnsanları açtırdığı ateş çukurlarına atarak onları cezalandırmış ve dinlerinden dönmeye zorlamıştır.</p>



<p>Maalesef eskinin zalimleri ateş çukurlarına atarak insanlara işkence ve zulümde bulunurken bugünün zalimleri fosfor veya benzeri bombalar atarak bunu yapmaktadırlar.</p>



<p>Bugün Filistin’de özellikle Gazze’de yapılanlar dünkü Zûnüvas’ın Necran Hıristiyanlarına muamelesinden çok da farklı değildir. Zaman, mekân ve zalim değişmekte ama yapılan zulüm benzeriyle tekrar etmektedir.</p>



<p>Ama hiçbir zalim zulmüyle abat olmaz. Ayette belirtildiği gibi son noktada kazanan zalimler değil, mazlumlar olacaktır. Kimse bu dünyada kalmayacak, neticede herkes İlahî Huzur’da hesap verecektir. Zalim zulmünün karşılığını, mazlum da mağduriyetinin tam anlamıyla giderildiğini görecektir. Çünkü yegâne hâkim Yüce Allah’tır. O, imtihan gereği mühlet verir ama asla ihmal etmez. Kimsenin yaptığı kötülük yanına kar kalmaz.</p>



<p>Bu zalimler bilmelidir ki, açtıkları ateş çukurlarıyla veya attıkları bombalarla kendi cehennem ateşleri harlamaktadır. Fakat bunu kavrayacak ne duru zihne ne sağlam iradeye ne de fıtratı korunmuş akla sahiptirler. O yüzden dünyaya fesat yaymakta, masum insanları cayır cayır yakmaktadırlar. Sadece insanı mı? Tüm canlıları yok etmekte, kimyasallarla toprağı zehirlemektedirler. “<em>Harsı ve nesli yani insanı ve toprağın ürününü yok edenler ve bozanlar işte bunlardır</em>” (Bakara 2/205).</p>



<p>Ama son gülen zihni duru, iradesi doğru, aklı düzgün, imanı güçlü mazlum müminler olacaktır. O müminler, kendilerine hazırlanan ebedî cennette huzura kavuşacaklardır.</p>



<p><strong>Geniş bilgi için bakınız</strong>:</p>



<p>Tefsirlerdeki ilgili ayetlerin açıklamaları.</p>



<p>Cağfer Karadaş, <em>On Kapı Kırk Pencere</em>, Bursa: Emin Yayınları, 2018, s. 31-33.</p>



<p>Muhammed Eroğlu, Ashâbü’l-Uhdûd, <em>İslam Ansiklopedisi DİA</em>, İstanbul 1991, c. 3. s. 471.&nbsp;</p>



<p>Nuh Aslantaş, “Zûnüvâs”, <em>İslâm Ansiklopedisi DİA</em>, İstanbul 2013, c. 44, s. 511-513.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cagdas-ashabul-uhdud-olayi-mi-yasaniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
