<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslamofobi &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/islamofobi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 04 Apr 2021 09:32:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>İslamofobi &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İslam Tehdit Altında!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/islam-tehdit-altinda/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/islam-tehdit-altinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Apr 2021 09:32:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamofobi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17043</guid>

					<description><![CDATA[Sakın yanlış anlamayın…! Hak dinler, Hazreti Adem(a.s)&#8217;dan buyana inanmayanları, inkar edenleri, tarafından daima tehdit altında olmuşlardır. Bu açıkça bilinen bir gerçektir. Dinimiz tehdit altında derken kastım, bu grubun üyeleri değildir zaten! Dinimizi tehdit ve tahrip edenlerin en tehlikelisi, &#8220;inandım ve iman ettiğim&#8221; dediği halde dine çelme takanlar, arkasından dolananlar, çıkarlarına onu alet edenler, dinin her hükmünü kendi konforunu sağlamak için yorumlayanlar, kendini merkez olarak görenlerdir. Kısaca din olacak ama sadece onun çıkarlarını koruyacak… Bu durum geçmişte Fransa&#8217;da yaşanmış, tahrif edilen Hıristiyanlık bu nedenle hayatın dışına itilmiştir ve toplumda görünür olmaktan çıkmıştır. Hıristiyan din adamları ve dine inananları bugün bizlerde olduğu gibi kasıtlı kasıtsız hataları, yanlışları, suçları, kötülükleri, çirkinlikleri ve zararlı tüm işleri dinin kendilerine sunduğu bir avantaj ve imkan olarak sunmuşlardı. Bu durumda din, adaletsizliklerin tek sebebi algısına yol açmıştır. Bu yüzden Fransa din ile devlet işlerini birbirini ayırmada en katı ve sert kuralları koyarak dini toplumdan uzaklaştırmıştır. Bedeli çok ağır şekilde din ödemiştir. Adamda karakter namına hiç bir şey yok ama zorla bir araya toplanan milletimizin evlatlarına karakter dersi veriyor…! Din anlatıyor…Tehdit değil mi bu! İdareci, amir, müdür ,şef elinde mühür olduğu halde hiç bir yanlışı düzeltmek için gayret göstermiyor, böyle biri gençleri toplayarak onlara Hazreti Ömer&#8217;in hayatından adalet &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sakın yanlış anlamayın…!</p>



<p>Hak dinler, Hazreti Adem(a.s)&#8217;dan buyana inanmayanları, inkar edenleri, tarafından daima tehdit altında olmuşlardır. Bu açıkça bilinen bir gerçektir. Dinimiz tehdit altında derken kastım, bu grubun üyeleri değildir zaten!</p>



<p>Dinimizi tehdit ve tahrip edenlerin en tehlikelisi, &#8220;inandım ve iman ettiğim&#8221; dediği halde dine çelme takanlar, arkasından dolananlar, çıkarlarına onu alet edenler, dinin her hükmünü kendi konforunu sağlamak için yorumlayanlar, kendini merkez olarak görenlerdir. Kısaca din olacak ama sadece onun çıkarlarını koruyacak…</p>



<p>Bu durum geçmişte Fransa&#8217;da yaşanmış, tahrif edilen Hıristiyanlık bu nedenle hayatın dışına itilmiştir ve toplumda görünür olmaktan çıkmıştır. Hıristiyan din adamları ve dine inananları bugün bizlerde olduğu gibi kasıtlı kasıtsız hataları, yanlışları, suçları, kötülükleri, çirkinlikleri ve zararlı tüm işleri dinin kendilerine sunduğu bir avantaj ve imkan olarak sunmuşlardı. Bu durumda din, adaletsizliklerin tek sebebi algısına yol açmıştır. Bu yüzden Fransa din ile devlet işlerini birbirini ayırmada en katı ve sert kuralları koyarak dini toplumdan uzaklaştırmıştır. Bedeli çok ağır şekilde din ödemiştir.</p>



<p>Adamda karakter namına hiç bir şey yok ama zorla bir araya toplanan milletimizin evlatlarına karakter dersi veriyor…! Din anlatıyor…Tehdit değil mi bu!</p>



<p>İdareci, amir, müdür ,şef elinde mühür olduğu halde hiç bir yanlışı düzeltmek için gayret göstermiyor, böyle biri gençleri toplayarak onlara Hazreti Ömer&#8217;in hayatından adalet örnekleri anlatıyor…Bu yaklaşım dine tehdit değil midir?</p>



<p>Oysa o, kendi elindeki mühürle düzelttiği haksızlıklardan bahsederek Hazreti Ömer&#8217;in izinden gittiğini gösteren bir kaç somut örnek vermesi en güzel ve etkili vaaz değil midir?</p>



<p>Hanımefendi bekâr veya eşinden boşanmış ama İstanbul sözleşmesini hazırlayan ekibin arasında…Öfkeli! Bu yolla güya o, kadını ailesini dağıtarak eşine de hayatı zindan ederek korumuş oluyor. Oysa aileyi kasıtlı olarak dağıtanlar, zarar verenler, yaşanmaz hale sokanlar her kimse kadın veya erkek olsun adalet gereği bedel ödemelidirler. Bazen erkek de, günahı ve kusuru yokken tahammül edilemez mağduriyet yaşamaktadır. Böyle bir sorunda herkes dinin kendi yanında olduğunu söylemektedir…Bu durum dine tehdit değil midir?</p>



<p>Elinde imkan olmasına rağmen, mağdura karşı yapılmış bir yanlışı düzeltmek yerine, İslam&#8217;ın çok zor koşullarda sığınılmasını istediği sabrı tavsiye edenler de dinin arkasından dolanmak isteyenlerdir. Çünkü dinin perdesi altında gizli olan asıl neden, kendinin veya başkalarının kişisel çıkarlarını koruma çabası olarak görülmelidir…Bu durum dine tehdit değil midir?</p>



<p>Kendilerini Müslüman olarak tanımlayan kişilerin, din adına yaptıkları tüm yanlışları bir de ayet ve hadislerle meşru gibi göstermeleri din açısından çok büyük bir tehlike ve tehdit değil midir? Sanki din tüm kötülüklerin kaynağı algısı oluşturma riski taşımıyor mu?</p>



<p>İnandığımız dini çıkar sağlayan helvadan puta dönüştürüp acıkınca yemeyelim ve de yedirmeyelim olur mu?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/islam-tehdit-altinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;ye Yönelen Tehditler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiyeye-yonelen-tehditler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turkiyeye-yonelen-tehditler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 May 2019 07:56:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İslamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[Tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10485</guid>

					<description><![CDATA[Dünyada her geçen gün artan İslamafobi kimler tarafından üretiliyor, kimlere fayda sağlıyor? İslamofobik davranışlara baktığımızda bunun tarihi kökeni var. 11 Eylül’den sonra başta ABD olmak üzere maalesef Batı dünyasında, Müslümanları ötekileştirici ve bütün suçların kökeni bunlarmış gibi bir tavır, böyle bir durumun ortaya çıkmasına neden oldu. Son dönem Arap Baharı süreci ile ilgili dikkat edin üzücü olan şu; demokratik süreçte siyasal sistemin içinde yer almak isteyen Müslümanlara darbe yapıldığında Mısır örneğinde olduğu gibi Batı alkışladı. Bunları el üstünde tuttu, sırtlarını sıvazlandı. Arkasından da dediler ki “Niye İslam dünyasında radikal gruplar ortaya çıkıyor?” 1979&#8217;dan bu yana birlikte çalıştıkları radikal grupların önünü açarak kendilerini haklı göstermeye çalıştılar. Bölgede toplumsal temeli olan, demokratik süreci benimsemeye yatkın, bu konuda fikir beyan etmiş ve sistemin içinde yer almaya çalışan Müslüman grupları ötelediler. Onları, İslam dünyasında sorun diye ortaya çıkarmaya çalıştılar. Sorun yaklaşımda. “Hem DEAŞ’la mücadele ediyorum” diyorsunuz hem de DEAŞ’ın düşman olarak gördüğü Müslüman Kardeşler’e darbe yapıldığında “İyi yaptınız” diyorsunuz. Orta Doğu&#8217;ya radikalizmle mücadele edilmez. Sorun burada. Gelinen sürece baktığınız zaman da bunların tesadüf olmadığını görüyorsunuz. Bakın Yemen, Suriye, Libya&#8230; Mağrip, Maşrik bir de aşağıya baktığınız zaman Arap Yarımadası’nın bir köşesinde üç tane ülkede iç savaşın yaşandığını ve cehennem gibi bir dünyaya devam ettiğini görüyorsunuz. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünyada her geçen gün artan İslamafobi kimler tarafından üretiliyor, kimlere fayda sağlıyor?</strong></p>
<p>İslamofobik davranışlara baktığımızda bunun tarihi kökeni var. 11 Eylül’den sonra başta ABD olmak üzere maalesef Batı dünyasında, Müslümanları ötekileştirici ve bütün suçların kökeni bunlarmış gibi bir tavır, böyle bir durumun ortaya çıkmasına neden oldu. Son dönem Arap Baharı süreci ile ilgili dikkat edin üzücü olan şu; demokratik süreçte siyasal sistemin içinde yer almak isteyen Müslümanlara darbe yapıldığında Mısır örneğinde olduğu gibi Batı alkışladı. Bunları el üstünde tuttu, sırtlarını sıvazlandı. Arkasından da dediler ki “Niye İslam dünyasında radikal gruplar ortaya çıkıyor?” 1979&#8217;dan bu yana birlikte çalıştıkları radikal grupların önünü açarak kendilerini haklı göstermeye çalıştılar. Bölgede toplumsal temeli olan, demokratik süreci benimsemeye yatkın, bu konuda fikir beyan etmiş ve sistemin içinde yer almaya çalışan Müslüman grupları ötelediler. Onları, İslam dünyasında sorun diye ortaya çıkarmaya çalıştılar. Sorun yaklaşımda.</p>
<p>“Hem DEAŞ’la mücadele ediyorum” diyorsunuz hem de DEAŞ’ın düşman olarak gördüğü Müslüman Kardeşler’e darbe yapıldığında “İyi yaptınız” diyorsunuz. Orta Doğu&#8217;ya radikalizmle mücadele edilmez. Sorun burada. Gelinen sürece baktığınız zaman da bunların tesadüf olmadığını görüyorsunuz. Bakın Yemen, Suriye, Libya&#8230; Mağrip, Maşrik bir de aşağıya baktığınız zaman Arap Yarımadası’nın bir köşesinde üç tane ülkede iç savaşın yaşandığını ve cehennem gibi bir dünyaya devam ettiğini görüyorsunuz. Bu coğrafyaların seçiminin tesadüf olduğunu düşünen varsa ben onlara günaydın diyorum.</p>
<p>Şu an Arap Baharı değil Siyonizm Baharı’nın yaşandığını görüyorsunuz. Bunu söylemek zorundayız. Kudüs ile Golan ile ilgili bir karar alınıyor. Peki, bu karar Birleşik Arap Emirlikleri&#8217;nden, Suudi Arabistan&#8217;dan habersiz mi alınıyor? Tepki var mı? Hayır. Bundan 5 yıl önce biri, Mekke-Medine&#8217;nin yönetim hizmetkârı olan yönetimin, İsrail ile birlikte Orta Doğu&#8217;da Arap kardeşlerine, Müslüman kardeşlerine karşı hareket edeceğini söylese, bu adam aklını peynir ekmekle yemiş derdim. Ama bugün gelinen noktaya baktığımız zaman bu süreç devam ediyor. Bazı Arap ülkeleri ile Arap yönetimleriyle İsrail&#8217;i nasıl bir araya getirirsiniz sorusunu soralım ilk önce. Bunu sağlamanın yolu, ortak bir tehdit oluşturmak.</p>
<p><strong>Nedir bu tehditler?  </strong></p>
<p>Türkiye tehdit, İran tehdit, DEAŞ’ı koyarlar oraya. Onların tek motivasyonu vardır, İslam dünyası ve Arap dünyası ile birlik oluşturmak değil mevcut yönetimleri ayakta tutmaktır. Baştaki yönetim tehdit olarak görüldüğünde ise onu yıkmak için şeytanla bile ortaklık yapmaktan geri durmadıklarını görüyorsunuz. Bu vardı ancak daha da arttı. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan&#8217;ın İsrail ile ilişkileri görünen. Acaba görünmeyen tarafında ne var? Neredeyse bölgeyi zamanınızın Orta Çağı gibi yönetmeye çalıştıklarını görüyorsunuz.</p>
<p><strong>Batı Orta Doğu’da Model Olacak Ülke ve Kişi İstemiyor</strong></p>
<p><strong>31 Mart yerel seçimlerinde Cumhur İttifakı seçim propagandasını beka sorunu söylemi üzerinden yürüttü. Tüm bunlara baktığımız zaman beka sorunu söyleminin ispatı mıdır yaşananlar?</strong></p>
<p>Seçim bitti. Şimdi S-400, F-35, ABD&#8217;nin terör örgütlerine desteği, İran&#8217;a karşı almış olduğu yaptırımlar tartışılıyor. Kendilerini ülkenin kurucu partisi olarak görenler, kendisini milliyetçi olarak tanımlayan İP, kendilerinin Erbakan Hoca&#8217;nın devamı olduğunu söyleyen Saadet Partisi’nin bu konulara ilişkin düşüncelerini merak ediyorum. Ancak bir cümleyle geçiştirmesinler.</p>
<p>Yaşananlar tam anlamıyla beka sorunudur. Yanı başınızda ABD&#8217;nin, bir PKK kuluçkasında yattığını görüyorsunuz. Kastettiğim şu: 1990&#8217;lı yıllarda Amerikalılar o kuluçkaya Irak&#8217;ta yatmıştı. Şimdi Suriye&#8217;deki iç savaştan dolayı Suriye&#8217;de yattılar. Suriye’yi bölerek orada bir PKK statüsü oluşturmaya çalışıyorlar. Türkiye&#8217;nin başına bir PKK koridoru, terör koridoru kurmak istiyorlar. Bazılarının “Bu Türkiye&#8217;ye tehdit olmaz” şeklinde yaklaşımları var. Bunları dinlemeye dahi gerek yok. Yanı başınızda bir terör örgütü var, ekonomimizi dış politikamızı, iç politikamızı etkiliyor, yıllardır çekiyoruz.</p>
<p>Çubuk&#8217;ta muhalefet partisinin liderine yapılan linç girişimi, saldırı, açık söyleyeyim bununla ilgili değil mi? Neyin gerginliğini yaşıyoruz. Toplumsal gerginliği etkiliyor mu? Peki, bunlar ortadayken bu kuluçkaya karşı tavrınız ne olacak? Elbette ki önemli çünkü burada oluşacak bir yapı, Türkiye&#8217;nin önündeki on yıllarına belki daha ileriki sürece ipotek koyacak. Burada ortak hareket etmemiz gerekmiyor mu? Farklı siyasi partilerin olması demokrasinin gereğidir. Demokratik ülkelerde bunlar olur. Kardeşler arasında bu oluyor, farklı yaklaşımlar ortaya çıkıyor. Bunları doğal karşılamak ve hoş görmek gerekiyor ama düşünün bir aileye karşı dışarıdan bir saldırı yapıldığında diğer kardeşler ne yapar, birlikte hareket ederler. Siyasi partilerin farklı siyasi görüşte olsalar da Türkiye&#8217;nin geleceğini etkileyecek önemli konularda söyleyecek bir çift sözleri olmalı. Bu sözleri duymak istiyoruz.</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik de giderek artan bir fobi var. </strong></p>
<p>Başta ABD olmak üzere Batı dünyası, İslam dünyasından ve Orta Doğu&#8217;dan örnek alınacak bir kişi, model olacak bir ülke istemiyor. Sorun buradan kaynaklanıyor. Sayın Cumhurbaşkanı&#8217;nın davranışları niye Orta Doğu&#8217;da, İslam dünyasındaki yönetimler tarafından değil de halklar tarafından kabul görüyor? Bu, susamışlığın ifadesi. Lider böyle olmalı diyor? Çünkü doğruya doğru, eğriye eğri diyor. Bir model sunuyor. Bağımlı müttefikten bağımsız müttefikliğe bir tavır ortaya sürüyor. İslam dünyası halkı yöneticilerine, “Sen niye Erdoğan gibi davranmıyorsun, niye Filistin konusunda Erdoğan&#8217;ın dediğini demiyorsun, niye Kudüs, Golan konusunda bunu söylemiyorsun” diye soruyor. Tabii Erdoğan şahsında Türkiye’yi örnek gösteriyor.</p>
<p>Erdoğanofobi’nin altında yatan şey model ülke ve model kişiyi ortadan kaldırma girişimi. Hepsi onu etkisiz kılmak, etkisini zedeleme, azaltma, yok etme girişimleri. Bu, 2013 yılından bu yana sistematik bir şekilde devam ediyor. Bunu sadece Erdoğan&#8217;ın şahsi olarak değil bir model olarak ortaya çıkmasından dolayı bir tavır olduğunu düşünüyorum. Onun içinde Erdoğan karşıtlığı seçim dönemlerinde Avrupa&#8217;da çok net kendini gösteriyor. Yapmadıkları kalmıyor neredeyse.</p>
<p>SÖYLEŞİ: AYNUR BAYRAM</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turkiyeye-yonelen-tehditler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam Karşıtı Söylemleri Bazı Siyasiler Normalleştiriyor</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/islam-karsiti-soylemleri-bazi-siyasiler-normallestiriyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/islam-karsiti-soylemleri-bazi-siyasiler-normallestiriyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Apr 2019 08:06:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İslamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[Mahinur Özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[yörünge haber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9564</guid>

					<description><![CDATA[BRÜKSEL BÖLGE PARLAMENTOSU BAĞIMSIZ MİLLETVEKİLİ MAHİNUR ÖZDEMİR YÖRÜNGE’YE YAZDI Yeni Zelanda&#8217;da yaşanan cami katliamı sonrası Belçika İstihbarat Servisi’nin (VSSE), kamuya açtığı 2018 bilgileri bu ayın en çok tartışılan konuları arasında yer aldı.  Aşırı sağla bağlantılı kişiler, gruplar ve ideolojileri gözlemleyen VSSE, söz konusu grupların Nazizm&#8217;e hayranlıklarını gizlemediklerini, şiddet kültürünü benimsediklerine işaret ediyor. İstihbarat değerlendirmesinde, özellikle 2015 ve 2016 yıllarındaki göçmen krizinden bu yana, aşırı sağ çevrelerinde İslam ve göçmen karşıtlığının ana konular haline geldiği belirtilerek, Finlandiya merkezli &#8220;Odin&#8217;in Askerleri&#8221; gibi sivil gruplar, yeni aşırı sağcı topluluklara tipik örnek olarak gösterildi. VSSE, tek tek sıraladığı grupların medya aracılığıyla söylemlerine dikkati çekmeye çalıştığına işaret ederek, yeni aşırı sağcıların ayrıca &#8220;Avrupa&#8217;nın Hristiyan kimliğinin&#8221; savunuculuğuna soyunduğunu vurguladı. Belçika&#8217;nın ilk başörtülü milletvekili olan Brüksel Bölge Parlamentosu Bağımsız Milletvekili Mahinur Özdemir, Yeni Zelanda saldırıları üzerinden Avrupa’da hızla yükselen ırkçılık ve İslam karşıtlığını Yörünge dergisi için kaleme aldı: &#160; Klişelerle Dolu Önyargılı Tutum Öncelikle Christchurch saldırısını gerçekleştiren teröristin, fikirlerinin radikalleşmesinde Avrupa’da yaptığı bir seyahatin etkisi olduğunu, Fransalı ırkçı yazar Renaud Camus’un tezlerinden esinlendiğini ve bunun üzerine kendi manifestosunu yayınlayıp, böyle bir terör saldırısı gerçekleştirdiğini altını çizmemiz lazım. Belçika’nın en son istihbarat raporu, Belçika ve Batı&#8217;nın geri kalanında neo-Nazi ve şiddet yanlısı “kimlikçi” hareketlerin yeniden canlandığına dikkat çekti. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BRÜKSEL BÖLGE PARLAMENTOSU BAĞIMSIZ MİLLETVEKİLİ MAHİNUR ÖZDEMİR YÖRÜNGE’YE YAZDI</strong></p>
<p><strong>Yeni Zelanda&#8217;da yaşanan cami katliamı sonrası Belçika İstihbarat Servisi’nin (VSSE), kamuya açtığı 2018 bilgileri bu ayın en çok tartışılan konuları arasında yer aldı.  Aşırı sağla bağlantılı kişiler, gruplar ve ideolojileri gözlemleyen VSSE, söz konusu grupların Nazizm&#8217;e hayranlıklarını gizlemediklerini, şiddet kültürünü benimsediklerine işaret ediyor. </strong></p>
<p><strong>İstihbarat değerlendirmesinde, özellikle 2015 ve 2016 yıllarındaki göçmen krizinden bu yana, aşırı sağ çevrelerinde İslam ve göçmen karşıtlığının ana konular haline geldiği belirtilerek, Finlandiya merkezli &#8220;Odin&#8217;in Askerleri&#8221; gibi sivil gruplar, yeni aşırı sağcı topluluklara tipik örnek olarak gösterildi.</strong></p>
<p><strong>VSSE, tek tek sıraladığı grupların medya aracılığıyla söylemlerine dikkati çekmeye çalıştığına işaret ederek, yeni aşırı sağcıların ayrıca &#8220;Avrupa&#8217;nın Hristiyan kimliğinin&#8221; savunuculuğuna soyunduğunu vurguladı.</strong></p>
<p><strong>Belçika&#8217;nın ilk başörtülü milletvekili olan Brüksel Bölge Parlamentosu Bağımsız Milletvekili Mahinur Özdemir, Yeni Zelanda saldırıları üzerinden Avrupa’da hızla yükselen ırkçılık ve İslam karşıtlığını Yörünge dergisi için kaleme aldı: </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Klişelerle Dolu Önyargılı Tutum</strong></p>
<p>Öncelikle Christchurch saldırısını gerçekleştiren teröristin, fikirlerinin radikalleşmesinde Avrupa’da yaptığı bir seyahatin etkisi olduğunu, Fransalı ırkçı yazar Renaud Camus’un tezlerinden esinlendiğini ve bunun üzerine kendi manifestosunu yayınlayıp, böyle bir terör saldırısı gerçekleştirdiğini altını çizmemiz lazım.</p>
<p>Belçika’nın en son istihbarat raporu, Belçika ve Batı&#8217;nın geri kalanında neo-Nazi ve şiddet yanlısı “kimlikçi” hareketlerin yeniden canlandığına dikkat çekti. Rapor ayrıca bu hareketlere üye olanların klasik aşırı sağ kişilerden görünüşte farklı durduklarını, artık “beyaz yakalı”, genç, eğitimli bir kesimin oluştuğunu, söylemlerinde göçmen ve bilhassa Müslüman düşmanlığına vurgu yaptıklarını, meşru ve bazen gayrimeşru şekilde silahlandıklarını tespit edip bunun kaygı verici unsurlar olduğunu belirtmektedir.</p>
<p>Bu nedenle Belçika’da Schild en Vrienden (Kalkan ve Dostlar), Fransa’da Génération Identitaire (Kimlikçi Nesil) gibi örgütler çok daha yakından takip edilmelidir.</p>
<p>İslam karşıtı söylemlerin gittikçe normalleşmesinin ana nedenlerinden bir tanesi, bazı üst düzey siyasetçilerin ve birtakım ana akım medyanın İslam&#8217;ı ve Avrupa’da yaşayan Müslümanları aşağılayıp onları her sorunun kaynağıymış gibi göstermeleridir.</p>
<p>Öyle ki Christchurch saldırılarından sonra Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern tüm dünyaya insanlık dersi verirken Fransa, toplumu “koşu başörtüsüyle” hâlâ gereksiz yere meşgul etmekteydi.</p>
<p>Ayrıca Batı Avrupa’nın neredeyse tamamında gerçekleştirilen kamuoyu araştırmalarında, Müslüman toplumuna karşı klişelerle dolu önyargılı bir tutum sergilendiği ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>“İslam, Avrupa değerleri ile bağdaşamaz” gibi sözleri popülerleştiren bazı Avrupalı düşünür ve siyasiler şüphesiz Müslümanlara karşı kamuoyundaki önyargılı görüşleri de kuvvetlendirmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Aşırı Sağ Teröristler Marjinal Sayıda </strong></p>
<p>Müslüman karşıtı ve İslamofobik suçların hem devletler tarafından hem de polis tarafından spesifik bir nefret suçu olarak tanınması, bu sorunun gerçek boyutunu ortaya çıkarmakla birlikte, çözüm için stratejiler geliştirilmesini sağlayacaktır.</p>
<p>Yeni Zelanda&#8217;da yaşanan katliamdan ve bunun ne anlama geldiğini ifade etmeden önce, sıcağı sıcağına kullanılan “Postmodern Haçlı Seferi”, “Medeniyetler Çatışması” benzeri sansasyonel açıklamalardan kaçınmamız gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Çünkü kullanılan her kelimenin bir ağırlığı olduğu gibi Batı’da yaşayan Türk ve Müslüman azınlıkların üzerinde de büyük bir etkisi var. Bu tarz söylemler Müslüman diasporasını toplum dinamiklerinin dışına sürüklemektedir.</p>
<p>Tıpkı DAEŞ’e bağlı olan teröristlerin Müslümanları ve İslam’ı asla temsil edemeyecekleri gibi, Müslümanları işgalci gibi gören teorilerden etkilenen aşırı sağ teröristlerin de tüm Batı’yı temsil etmediklerini ve marjinal sayıda olduklarını hatırlamak lazım.</p>
<p>Öte yandan saldırganın yayınladığı detaylı manifestonun elden ele dolaşması ve katliamın bazı kesimler tarafından haklı görülmesi, Müslümanlar için çok büyük bir tehlike arz etmektedir.</p>
<p><strong>MAHİNUR ÖZDEMİR</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/islam-karsiti-soylemleri-bazi-siyasiler-normallestiriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyanet İşleri Başkanlığı Sydney Sosyal İşler Ataşesi Aksoy: Avustralya&#8217;daki Müslümanlar Endişeli</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/diyanet-isleri-baskanligi-sydney-sosyal-isler-atasesi-aksoy-avustralyadaki-muslumanlar-endiseli/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/diyanet-isleri-baskanligi-sydney-sosyal-isler-atasesi-aksoy-avustralyadaki-muslumanlar-endiseli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Mar 2019 12:09:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[avustralya]]></category>
		<category><![CDATA[İslamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlara saldırı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9151</guid>

					<description><![CDATA[Yeni Zelanda&#8217;nıın Christchurch şehrinde iki camiye gerçekleştirilen terör saldırısı sonrası Diyanet İşleri Başkanlığı Sydney Sosyal İşler Ataşesi Bilal Aksoy aksam.com.tr&#8217;ye önemli açıklamalarda bulundu. Avustralya&#8217;daki Müslümanların şuan endişeli olduğunu belirten Aksoy, Avustralya devletinin şuan için Müslümanlarla irtibat halinde olduğunu ve gerekli güvenlik önlemleri için koordinasyon içerisinde olduklarını belirtti. Yeni Zelanda&#8217;da iki camiye gerçekleştirilen İslamofobik terör saldırısında 40 kişinin hayatını kaybetmesi ve 20&#8217;den fazla kişinin de yaralanması ile sonuçlanan olayda 4 terörist gözaltına alındı. Konuyla ilgili aksam.com.tr&#8217;nin sorularını yanıtlayan Diyanet İşleri Başkanlığı Sydney Sosyal İşler Ataşesi Bilal Aksoy, &#8220;Yeni Zelanda&#8217;nın Christchurch şehrinde iki mescide yönelik saldırı gerçekleşti. Mescidlerden birinin ismi Mescid-i Nur olarak geçiyor. Tam olarak hangi milletlerden Müslümanların mescit içerisinde bulunduğuna dair bilgiyi edinemedik ancak Pakistan ve Bangladeş olma ihtimali yüksek duruyor.&#8221; dedi. Biri kadın olmak üzere 4 kişinin gözaltına alındığını belirten Aksoy, katilin kimliği ve neden bu camileri tercih ettiğine ilişkin sorumuza, &#8220;Henüz bir neden belirtilmiyor. Katillerden biri maskeli bir şekilde rahatsızlık duymadan kafasına koyduğu bir kamera ile katliamı canlı yayınlıyor.&#8221; şeklinde cevap verdi. Türklerin saldırının gerçekleştiği bölgede bulunup bulunmadığına ilişkin ise Aksoy yaptığı açıklamada, &#8220;Yeni Zelanda&#8217;nın tamamında yaklaşık olara k bin 500 Türkün yaşadığı tahmin ediliyor. Olayın gerçekleştiği yerde de çok az sayıda Türkün yaşadığını söyleyebiliriz.&#8221; dedi. Avustralya&#8217;daki Müslümanların şuan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeni Zelanda&#8217;nıın Christchurch şehrinde iki camiye gerçekleştirilen terör saldırısı sonrası Diyanet İşleri Başkanlığı Sydney Sosyal İşler Ataşesi Bilal Aksoy aksam.com.tr&#8217;ye önemli açıklamalarda bulundu. Avustralya&#8217;daki Müslümanların şuan endişeli olduğunu belirten Aksoy, Avustralya devletinin şuan için Müslümanlarla irtibat halinde olduğunu ve gerekli güvenlik önlemleri için koordinasyon içerisinde olduklarını belirtti.</strong></p>
<p>Yeni Zelanda&#8217;da iki camiye gerçekleştirilen İslamofobik terör saldırısında 40 kişinin hayatını kaybetmesi ve 20&#8217;den fazla kişinin de yaralanması ile sonuçlanan olayda 4 terörist gözaltına alındı.</p>
<p>Konuyla ilgili aksam.com.tr&#8217;nin sorularını yanıtlayan Diyanet İşleri Başkanlığı Sydney Sosyal İşler Ataşesi Bilal Aksoy, &#8220;Yeni Zelanda&#8217;nın Christchurch şehrinde iki mescide yönelik saldırı gerçekleşti. Mescidlerden birinin ismi Mescid-i Nur olarak geçiyor. Tam olarak hangi milletlerden Müslümanların mescit içerisinde bulunduğuna dair bilgiyi edinemedik ancak Pakistan ve Bangladeş olma ihtimali yüksek duruyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Biri kadın olmak üzere 4 kişinin gözaltına alındığını belirten Aksoy, katilin kimliği ve neden bu camileri tercih ettiğine ilişkin sorumuza, &#8220;Henüz bir neden belirtilmiyor. Katillerden biri maskeli bir şekilde rahatsızlık duymadan kafasına koyduğu bir kamera ile katliamı canlı yayınlıyor.&#8221; şeklinde cevap verdi.</p>
<p>Türklerin saldırının gerçekleştiği bölgede bulunup bulunmadığına ilişkin ise Aksoy yaptığı açıklamada, &#8220;Yeni Zelanda&#8217;nın tamamında yaklaşık olara k bin 500 Türkün yaşadığı tahmin ediliyor. Olayın gerçekleştiği yerde de çok az sayıda Türkün yaşadığını söyleyebiliriz.&#8221; dedi.</p>
<p>Avustralya&#8217;daki Müslümanların şuan endişeli olduğunu belirten Aksoy, Avustralya devletinin şuan için Müslümanlarla irtibat halinde olduğunu ve gerekli güvenlik önlemleri için koordinasyon içerisinde olduklarını belirtti.</p>
<p>aksam.com.tr</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/diyanet-isleri-baskanligi-sydney-sosyal-isler-atasesi-aksoy-avustralyadaki-muslumanlar-endiseli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oryantalizm&#8217;den İslamofobia&#8217;ya Cihatçılık</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/oryantalizmden-islamofobiaya-cihatcilik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/oryantalizmden-islamofobiaya-cihatcilik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Jan 2019 11:01:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Hilmi Demir]]></category>
		<category><![CDATA[İslamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İslamofobia]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8125</guid>

					<description><![CDATA[Aydınlanmacı pozitivizmin, olguları veya olayları nesnel, ön yargılardan bağımsız olarak tasvir edebileceğimiz iddiaları artık çok kabul görmüyor. Dünyanın merkezine kendisini koyan Batı, Orta Çağ’dan itibaren Doğu kültür, medeniyet ve inançlarını ele alan Şarkiyat çalışmalarıyla kendi &#8216;Doğu’sunu oluşturdu. Bu çalışmalarda çizilen Doğu imajı, bütün olumsuzlukların yüklendiği, şeytanlaştırıldığı, akıl dışı, egzotik ve mistik bir resim sunar. Edward Said’in “Oryantalizm” eserinde ortaya konduğu gibi bu çalışmaların amacı objektif olarak Doğu’yu anlamak değil “yönetme istenci”dir. Aydınlanmacı pozitivizmin, olguları veya olayları nesnel, ön yargılardan bağımsız olarak tasvir edebileceğimiz iddiaları artık çok kabul görmüyor. Dünyanın merkezine kendisini koyan Batı, Orta Çağ’dan itibaren Doğu kültür, medeniyet ve inançlarını ele alan Şarkiyat çalışmalarıyla kendi &#8216;Doğu’sunu oluşturdu. Bu çalışmalarda çizilen Doğu imajı, bütün olumsuzlukların yüklendiği, şeytanlaştırıldığı, akıl dışı, egzotik ve mistik bir resim sunar. Edward Said’in “Oryantalizm” eserinde ortaya konduğu gibi bu çalışmaların amacı objektif olarak Doğu’yu anlamak değil “yönetme istenci”dir. Dolayısıyla Sosyal Bilimler alanında kullanılan dil, seçilen terminoloji çoğu kez masum değildir. Andre Suares’in ifadesiyle, “Her tanımlama bir sınırlamadır.” Bazı olayları, olguları ya da şeyleri dilin sınırları içine almak, aslında o olayların, olguların ya da şeylerin altındaki gerçek anlamı ortaya çıkarmak için değil, onları istediğimiz gibi göstermek içindir. Kuramı ve terminolojiyi oluşturanlar, vakaların nasıl görüleceğini de belirler. Ekonomiden, siyasete, Uluslararası ilişkilerden &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aydınlanmacı pozitivizmin, olguları veya olayları nesnel, ön yargılardan bağımsız olarak tasvir edebileceğimiz iddiaları artık çok kabul görmüyor. Dünyanın merkezine kendisini koyan Batı, Orta Çağ’dan itibaren Doğu kültür, medeniyet ve inançlarını ele alan Şarkiyat çalışmalarıyla kendi &#8216;Doğu’sunu oluşturdu. Bu çalışmalarda çizilen Doğu imajı, bütün olumsuzlukların yüklendiği, şeytanlaştırıldığı, akıl dışı, egzotik ve mistik bir resim sunar. Edward Said’in “Oryantalizm” eserinde ortaya konduğu gibi bu çalışmaların amacı objektif olarak Doğu’yu anlamak değil “yönetme istenci”dir.</p>
<p>Aydınlanmacı pozitivizmin, olguları veya olayları nesnel, ön yargılardan bağımsız olarak tasvir edebileceğimiz iddiaları artık çok kabul görmüyor. Dünyanın merkezine kendisini koyan Batı, Orta Çağ’dan itibaren Doğu kültür, medeniyet ve inançlarını ele alan Şarkiyat çalışmalarıyla kendi &#8216;Doğu’sunu oluşturdu. Bu çalışmalarda çizilen Doğu imajı, bütün olumsuzlukların yüklendiği, şeytanlaştırıldığı, akıl dışı, egzotik ve mistik bir resim sunar. Edward Said’in “Oryantalizm” eserinde ortaya konduğu gibi bu çalışmaların amacı objektif olarak Doğu’yu anlamak değil “yönetme istenci”dir.</p>
<p>Dolayısıyla Sosyal Bilimler alanında kullanılan dil, seçilen terminoloji çoğu kez masum değildir. Andre Suares’in ifadesiyle, <strong>“Her tanımlama bir sınırlamadır.”</strong> Bazı olayları, olguları ya da şeyleri dilin sınırları içine almak, aslında o olayların, olguların ya da şeylerin altındaki gerçek anlamı ortaya çıkarmak için değil, onları istediğimiz gibi göstermek içindir. Kuramı ve terminolojiyi oluşturanlar, vakaların nasıl görüleceğini de belirler. Ekonomiden, siyasete, Uluslararası ilişkilerden sosyolojiye kadar her alanda bunu gözlemlemek mümkündür.</p>
<p>Kendi kavramları ile düşünemeyen, kendi tarih ve sosyoloji terimlerini oluşturamayan toplumlar tahakküm eden kültürlerin kavramlarıyla düşünür. Kavramlar zihnimizin gözlükleri gibidir, olayları onlar aracılığıyla görür, anlar ve anlamlandırırız. Söz gelimi <strong>“medeniyetler çatışması”, “geri kalmış ülkeler”, “üçüncü dünya ülkeleri”, “İslamcı terörist”</strong> gibi kavramlar sadece vakayı tanımlamaz, onların nasıl görülmesi gerektiğini de belirler. Bu yüzden hiçbiri masum terimler değildir, arkalarında <strong>“ötekini”</strong> sınırlamak, belirlemek ve yönetmek arzusu güden bir bagaj taşırlar. Maalesef Türkiye gibi akademik ilgi ve faaliyetleri analitik araştırmalarla değil daha çok tercüme ile ilerleyen Ülkelerde Oryantalizmin hegemonyası kolay kolay sona ermez.</p>
<p>Bugün ise Oryantalizmin dilini İslamofobi aldı. İslamofobi, çoğunluğu Müslüman olmayan toplumlarda, Müslümanların yaşayışlarına ve inançlarına yönelik kalıplaşan olumsuz yargılar ve fikirler aracılığıyla İslam dinini ve Müslümanları nefret ve korku yoluyla dışlama/ötekileştirme olarak tanımlanabilir.</p>
<p>Artık Oryantalizmin daha teknik ve ince kavramları yerine nefret söylemini ve ötekini dışlamayı amaçlayan bir dil kullanılıyor. Siyasetin, medyanın ve uluslararası ilişkilerin kaba, sert, düşmanlaştırıcı dili kullanılıyor. Özellikle de, Orta Doğu’da yaşanan çatışmalar söz konusu olunca Oryantalist dil İslamofobik bir çehreye bürünüyor. George W. Bush&#8217;un, 11 Eylül saldırılarının ardından, teröre karşı bir haçlı savaşı başlattığını söylemesi ile başlayan süreç, terör ile mi İslam ile mücadele edildiği konusunda ciddi bir kafa karışıklığına yol açtı. Her ne kadar savaşın İslam ve Müslümanlarla değil teröristlerle olduğu söylense de, Batı medyasında artan İslam karşıtı söylem, tüm dünyadaki Müslümanları rahatsız etti. <strong>11 Eylül saldırıları İslamofobi teriminin hem Avrupa’da hem de ABD’de yaygın şekilde kullanılmasında bir dönüm noktası oldu.</strong> Afganistan savaşında ABD tarafından kendilerinden övgüyle bahsedilen <strong>“mücahidler”</strong> birer &#8220;<strong>teröriste&#8221;</strong> dönüştü.</p>
<p>Medya unsuru ve popülist politikalar bu fobiyi daha da tetikledi. Suriye iç savaşı, DEAŞ’ın vahşeti ve akabinde yaşanan göç dalgaları Batı’da İslam ve yabancı düşmanlığının daha da artmasına neden oldu. Popülist medyanın Avrupa’da İslam’ı ele alış biçimi, Hazreti Peygamber’e (sallallahü aleyhi ve sellem) hakaret içeren karikatür krizleri İslamofobiyi bir İslam düşmanlığına dönüştürmeye başladı. İslamofobiye hizmet eden en önemli kavramlardan birisi de özellikle 2010’dan sonra çok daha fazla kullanılmaya başlanan <strong>“Cihatçı”, “Cihadist”</strong> veya <strong>“Küresel Cihatçılık”</strong> gibi el Kaide ve DEAŞ’ı tanımlayan kavramlardır. Batı medyası ve akademisinde çok hızlı biçimde sürüme sokulan bu terimler, sadece Müslüman zihin dünyasında anlamlı ve değerli olan cihat kavramının içini boşaltmadı, aynı zamanda teröristler için de ciddi bir meşruiyet zemini sağladı. DEAŞ’ın yaptıkları Sünniliğe mal edilerek <strong>“Sünni terörist”</strong> kavramını ürettiler. DEAŞ ideolojisini tanımlayan Selefiliğe de <strong>“Selefi Cihatçılık”</strong> ekleyerek DEAŞ’ın cihat yaptığı imajını oluşurdular.</p>
<p>Böylece Suriye iç savaşı ve DEAŞ’tan bize çok ağır bir miras kaldı. Sünnilik, İran&#8217;ın ılımlı görünmesini sağlayacak aşırılığın ve terörün kaynağı hâline geldi. <strong>Radikal Selefi Savaşçı</strong> yerine <strong>&#8220;cihatçı&#8221;</strong> söylemi <strong>Sünni terörist</strong> kavramının yerleşmesini sağladı. En acısı da Türk akademisi buna bayağı bir katkı yaptı. Türk akademisinin, düşünce kuruluşlarının ürettikleri dokümanlar âdeta bu terimlerin istilası altındadır. Özensizce bu terimlerin kullanılması, düşünce dünyamızın ve Sünni Müslümanların inanç evreninin kirlenmesine katkı yaptı.</p>
<p>Türk akademisi özellikle de uluslararası ilişikler, terör ve güvenlik çalışan akademisyenlerimiz keşke Zbigniew Brzezinski’nin <strong>&#8220;Cihatçı&#8221;</strong> teriminin kullanılmaması konusundaki hassasiyetine sahip olabilseydiler? Çünkü Brzezinski cihatçı teriminin kullanılmaması gerektiğini söyler: <strong>Zira cihat İslam’da kutsal bir eylemi ifade etmektedir. Siz karşınızdakini cihatçı olarak tanımladığınızda aslında Müslümanların gözünde onu olumlamış olursunuz. En önemlisi de İslam&#8217;ı düşmanlaştırmış oluruz.</strong> Yani diyor ki; bu kavramı kullanarak düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürmüş oluruz. Oysa biz İslam ve Müslümanlarla değil teröristle mücadele etmek zorundayız.</p>
<p>Gerçekten eğer, amacımız terör ve teröristi etkisiz kılmak ise, yapmamız gereken Müslüman çoğunluğu terörize etmeden, bu eylemlerin vahşiliğini ve yanlışlığını göstermek olmalıydı. Oysa biz bunu yapmak yerine Batı’nın İslamofobik terimlerini pervasızca kullanmayı tercih ettik.</p>
<p>Çünkü Müslümanlar için cihad Allah yolunda kutsal bir mücadeleyi ifade eder. Siz DEAŞ ve benzerlerinin eylemlerine cihatçı diyerek onların İslam adına bir mücadeleye girdiğini söylemiş olursunuz. Bu ise Müslümanları bu grupların eylemlerinden uzaklaştırmaz aksine onlara doğru iter.</p>
<p>Ayrıca Kur’ânî bir kavram olan cihâd kelimesi düşmanla mücadele ederken bütün gücünü sarf etmek, elinden geleni son kertesine kadar yapmak anlamına gelir. Cihadın anlamı yalnızca silahlı mücadeleyle de sınırlı değildir. Cihad kavramı düşmanla silahlı mücadelenin yanı sıra, kişinin nefsiyle mücadele ederek onun saptırmalarına karşı koyması ve nefsinin arzularına gem vurarak kendisini olgunlaştırması için de kullanılmaktadır. Müfessirler <strong>“Allah yolunda, O’na yaraşır şekilde cihâd edin”</strong> (Hac, 22/78) ayetinde her üç anlam da kastedilmiştir, derler. Mesela İmam Matüridi hazretleri bu âyetin anlamının, <strong>nefislerinizle, şehvetlerinizle ve değersiz cehaletinizle mücadele edin,</strong> anlamına geldiğini söyler.</p>
<p>Ayrıca cihadı yalnızca silahlı mücadeleye indirgemek, İslam’ın kılıç yoluyla yayılan bir din olduğu algısını yayma çabalarına da haklılık kazandırır. Bu yaklaşım cihâd kavramının derinliğini takdir etmekten çok uzaktır. <strong>Cihâd, bir Müslümanın dinini yaşayıp, nefsinin isteklerine gem vurmak için gösterdiği çabadan, İslam’ı anlatmak ve tebliğ etmek için sarf edilen gayretten tutun da kişinin inancını ve vatanını korumak için düşmanla silahlı mücadeleye girmesine kadar uzanan geniş bir anlam yelpazesine sahiptir.</strong></p>
<p>Müslümanlar yalnızca vatanlarını korumak için değil, onun üstünde insanca ve özgürce yaşamak için de cihad ederler. Bunun yolu ise yalnızca silah değildir, ekonomik, ilmî, kültürel ve ahlaki tüm alanlarda zafer kazanmak da bir tür cihattır.  İslam’a özellikle de Hanefi Fıkhına göre savaş sürekli istenen bir şey değildir. Savaş, insanların can ve mal kaybına, beşerî ve maddi sermayenin telefine neden olduğundan meşakkat kabul edilmiştir. Cenâb-ı Allah ise insanlardan zorluk değil kolaylık diler. Bu nedenle zorunlu olmadıkça savaşılmaz, sulh tercih edilir.</p>
<p>Oysa cihat kelimesinin teröristlerle yan yana kullanılması sanki İslam’ın tek amacının sürekli savaşmış gibi bir algının oluşmasına hizmet etmektedir. <strong>“Cihatçı”</strong> veya <strong>“Cihadist”</strong> gibi Batı’dan tercüme kavramlar yerine el-Kaide ve DEAŞ için daha özenli kelimler kullanmak zorundayız. Ne olacağını soranlara bu konuda acizane önerilerim <strong>“Radikal Selefi Savaşçı/Radical Salafi fighters”, “Radikal Selefi Terörist”, “Selefi Tekfirci”</strong> gibi birçok seçeneğimiz var. Radikal kelimesi şiddet taraftarlığını, Selefi kelimesi ise beslendikleri ideolojiyi gösterir. Tabii bu aynı zamanda her Selefi olanın şiddet taraftarı olmadığı anlamına da gelir. Çünkü Selefilik de kendi içinde birçok alt versiyonlara sahip bir ideolojidir. <strong>“Radikal Selefi”</strong> tanımlaması, şiddete varan aşırılığa yönelik bir radikalleşme eğilimini gösterir.</p>
<p>Özet olarak <strong>kendi dünyamızı kurmak için, öncelikle kendi kavramlarımızı bulmak zorundayız.</strong> Sosyal bilimler alanında teori ve kavram üreten akademik çalışmalara ihtiyacımız var.  Yerli ve millî olmak Orta Doğu’yu ve çevremizde olan bitenleri kendi gözümüzle görmeyi ve kendi kavramlarımızla anlamlandırmayı da içeren büyük bir çaba gerektiriyor. Kendi kalemimizle, kendi dünyamızı ötekileştirmek sanırım bize has olsa gerek.</p>
<p>Prof. Dr. Hilmi Demir</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/oryantalizmden-islamofobiaya-cihatcilik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
