<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İran &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/iran/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 Sep 2026 13:21:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>İran &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İran’ın Vekil Güçler Stratejisi ve Türkiye Sorusu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/iranin-vekil-gucler-stratejisi-ve-turkiye-sorusu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/iranin-vekil-gucler-stratejisi-ve-turkiye-sorusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adil GÜLMEZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2026 13:21:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20261</guid>

					<description><![CDATA[Bugün güne İran’ı sorgulayarak başlayalım. 1979’daki Humeyni Devrimi’nden sonra İran’ın dış politika ve güvenlik anlayışında önemli bir dönüşüm yaşandı. İran, kendi sınırlarının ötesinde siyasi ve askeri nüfuz alanları oluşturmayı hedefleyen bir strateji geliştirdi. Bu stratejinin en dikkat çekici unsurlarından biri ise farklı ülkelerde kendisine yakın siyasi ve silahlı yapılarla ilişkiler kurması ve bunları zaman içerisinde etkili birer aktöre dönüştürmesiydi. Lübnan bunun en bilinen örneklerinden biridir. İran’ın Lübnan’daki Şii siyasi ve toplumsal yapılarla kurduğu ilişkiler zaman içerisinde derinleşti. Emel Hareketi seküler çizgide ortaya çıkmış bir yapı iken, İran’ın Devrim Muhafızları üzerinden Hizbullah’ın kuruluş ve gelişiminde önemli rol oynadığı biliniyor. Hizbullah bugün Lübnan’ın en güçlü siyasi ve askeri aktörlerinden biri konumundadır. Irak’a baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. İran, Saddam Hüseyin döneminde Irak’taki Şii muhalif yapılarla yakın ilişkiler geliştirdi. ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesinden sonra ise İran’ın Irak üzerindeki nüfuzu daha da arttı. Bedir Örgütü gibi İran’la yakın ilişkileri bulunan silahlı yapılar zaman içerisinde Irak siyasetinde ve güvenlik bürokrasisinde önemli roller üstlendi. Daha sonra Haşdi Şabi çatısı altında çok sayıda silahlı grup bir araya geldi. Bugün Irak’ta temel meselelerden biri de şudur: “Silahlı yapıların devlet otoritesiyle ilişkisi nerede başlamalı, nerede bitmelidir?” Bir ülkede silahlı güçlerin devletin dışında veya devlet kurumlarıyla paralel &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün güne İran’ı sorgulayarak başlayalım.</p>
<p>1979’daki Humeyni Devrimi’nden sonra İran’ın dış politika ve güvenlik anlayışında önemli bir dönüşüm yaşandı. İran, kendi sınırlarının ötesinde siyasi ve askeri nüfuz alanları oluşturmayı hedefleyen bir strateji geliştirdi. Bu stratejinin en dikkat çekici unsurlarından biri ise farklı ülkelerde kendisine yakın siyasi ve silahlı yapılarla ilişkiler kurması ve bunları zaman içerisinde etkili birer aktöre dönüştürmesiydi.</p>
<p>Lübnan bunun en bilinen örneklerinden biridir. İran’ın Lübnan’daki Şii siyasi ve toplumsal yapılarla kurduğu ilişkiler zaman içerisinde derinleşti. Emel Hareketi seküler çizgide ortaya çıkmış bir yapı iken, İran’ın Devrim Muhafızları üzerinden Hizbullah’ın kuruluş ve gelişiminde önemli rol oynadığı biliniyor. Hizbullah bugün Lübnan’ın en güçlü siyasi ve askeri aktörlerinden biri konumundadır.</p>
<p>Irak’a baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz.</p>
<p>İran, Saddam Hüseyin döneminde Irak’taki Şii muhalif yapılarla yakın ilişkiler geliştirdi. ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesinden sonra ise İran’ın Irak üzerindeki nüfuzu daha da arttı. Bedir Örgütü gibi İran’la yakın ilişkileri bulunan silahlı yapılar zaman içerisinde Irak siyasetinde ve güvenlik bürokrasisinde önemli roller üstlendi. Daha sonra Haşdi Şabi çatısı altında çok sayıda silahlı grup bir araya geldi.</p>
<p>Bugün Irak’ta temel meselelerden biri de şudur:</p>
<p>“Silahlı yapıların devlet otoritesiyle ilişkisi nerede başlamalı, nerede bitmelidir?”</p>
<p>Bir ülkede silahlı güçlerin devletin dışında veya devlet kurumlarıyla paralel bir güç merkezi oluşturması, yalnızca o ülkenin iç siyaseti açısından değil, bölgesel güvenlik açısından da önemli sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>Suriye’de ise İran’ın rolü daha farklı bir boyut kazandı.</p>
<p>İran, Beşşar Esad yönetiminin ayakta kalmasına yönelik askeri ve siyasi desteğini artırdı. Kasım Süleymani’nin sahadaki rolü, İran’ın Suriye politikasının en önemli unsurlarından biri oldu. İran destekli milis gruplar Suriye’de farklı cephelerde faaliyet gösterdi. Afganistan’dan Fatimiyyun, Pakistan’dan Zeynebiyyun gibi Şii milis yapılanmalarının Suriye savaşında kullanılması, İran’ın bölge dışından insan gücü mobilize edebilen bir güvenlik mimarisi kurduğunu gösteren örnekler arasında değerlendirildi.</p>
<p>Yemen’de Husilerle kurulan ilişki de İran’ın bölgesel nüfuz politikasının önemli başlıklarından biri olarak ele alınıyor.</p>
<p>Pakistan’da ise İran’ın Şii topluluklar ve bazı siyasi-askeri yapılanmalarla uzun yıllara dayanan ilişkileri bulunuyor. Afrika’da, özellikle Nijerya başta olmak üzere bazı ülkelerde İran’ın dini, siyasi ve toplumsal ağlar kurmaya yönelik faaliyetleri de uzun süredir tartışılıyor.</p>
<p>Bütün bu örnekler bizi asıl soruya getiriyor:</p>
<p>Peki Türkiye?</p>
<p>İran; Lübnan’da, Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de, Afganistan’da, Pakistan’da ve Afrika’nın bazı bölgelerinde kendisine yakın siyasi, dini veya askeri ağlar oluştururken Türkiye konusunda aynı şeyi söyleyebilir miyiz?</p>
<p>“İran Türkiye’de hiçbir siyasi, dini veya toplumsal yapılanmayla ilişki kurmadı; hiçbir nüfuz ağı oluşturmadı” demek ne kadar gerçekçidir?</p>
<p>Türkiye’de sağcı, solcu, milliyetçi, İslamcı veya farklı ideolojik çizgilerdeki örgütlenmeler içerisinde İran’ın doğrudan veya dolaylı etkisinin bulunup bulunmadığı ciddi biçimde araştırılması gereken bir konudur.</p>
<p>Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:</p>
<p>Bir ülkede İran’la siyasi, ticari, dini veya kültürel ilişki içerisinde olmak, o yapının otomatik olarak “İran’ın vekili” olduğu anlamına gelmez.</p>
<p>Ancak İran’ın bölgesel nüfuz stratejisi dikkate alındığında, Türkiye’de İran’ın herhangi bir nüfuz ağı bulunmadığını peşinen kabul etmek de araştırılması gereken bir varsayım olur.</p>
<p>Türkiye, İran’ın en önemli komşularından biridir.</p>
<p>İran açısından Türkiye; jeopolitik konumu, NATO üyeliği, Türk dünyasıyla ilişkileri, Suriye ve Irak’taki etkisi, enerji güzergâhları ve bölgesel siyasi ağırlığı nedeniyle sıradan bir ülke değildir.</p>
<p>Dolayısıyla mesele yalnızca “Türkiye’de İran yanlısı bir örgüt var mı?” sorusundan ibaret değildir.</p>
<p>Asıl sorulması gereken daha geniş sorular vardır:</p>
<p>İran’ın Türkiye’deki dini, siyasi, ekonomik ve toplumsal etkisinin boyutu nedir?</p>
<p>İran hangi çevrelerle ilişki kurmaktadır?</p>
<p>Bu ilişkiler yalnızca kültürel ve dini faaliyetlerden mi ibarettir, yoksa siyasi nüfuz boyutu da var mıdır?</p>
<p>Türkiye’de İran adına hareket eden veya İran’ın bölgesel çıkarlarıyla örtüşen bir siyasi ya da silahlı yapılanma mevcut mudur?</p>
<p>Ve en önemlisi:</p>
<p>İran’ın Ortadoğu’daki vekil güçler modelinin Türkiye ayağı var mıdır?</p>
<p>Bu sorulara verilecek cevaplar sloganlarla değil; istihbarat raporları, mahkeme dosyaları, mali ilişkiler, örgütsel bağlantılar, açık kaynaklı belgeler ve doğrulanabilir somut veriler üzerinden ortaya konulmalıdır.</p>
<p>Çünkü İran’ın bölgesel nüfuz kapasitesini küçümsemek de, Türkiye’deki her İran bağlantısını “vekillik” olarak nitelendirmek de aynı ölçüde sağlıklı değildir.</p>
<p>Türkiye açısından yapılması gereken, İran’ın bölgesel vekil güçler stratejisini bütün boyutlarıyla anlamak ve Türkiye’deki olası nüfuz kanallarını somut veriler üzerinden araştırmaktır.</p>
<p>Zira mesele İran karşıtlığı veya İran taraftarlığı değildir.</p>
<p>Mesele, Türkiye’nin kendi egemenliği ve ulusal güvenliği açısından başka devletlerin siyasi, dini veya askeri nüfuz ağlarının nerede başlayıp nerede bittiğini bilmektir.</p>
<p>Ve belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:</p>
<p>“İran’ın çevre ülkelerde kurduğu nüfuz ağlarını yıllardır konuşuyoruz. Peki Türkiye’deki nüfuz alanlarını gerçekten yeterince araştırıyor muyuz?”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/iranin-vekil-gucler-stratejisi-ve-turkiye-sorusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ortadoğu&#8217;da Yeni Büyük Oyun: Türkiye ile İran Karşı Karşıya mı Getirilmek İsteniyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ortadoguda-yeni-buyuk-oyun-turkiye-ile-iran-karsi-karsiya-mi-getirilmek-isteniyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ortadoguda-yeni-buyuk-oyun-turkiye-ile-iran-karsi-karsiya-mi-getirilmek-isteniyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adil GÜLMEZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 09:05:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20177</guid>

					<description><![CDATA[Ortadoğu, son yüzyılda defalarca yeniden şekillendirilmeye çalışıldı. Sykes-Picot Anlaşması&#8217;ndan Soğuk Savaş dönemine, Irak&#8217;ın işgalinden Arap Baharı&#8217;na kadar her büyük kırılma, bölgesel dengeleri değiştirdi. Bugün yaşanan gelişmeler de birçok analiste göre benzer ölçekte yeni bir jeopolitik dönüşümün işaretlerini taşıyor. Son aylarda Suriye, Lübnan, Irak ve İran ekseninde yaşanan askerî ve diplomatik hareketlilik, birbirinden bağımsız olaylar olarak görülmeyebilir. İsrail&#8217;in güvenlik politikaları, ABD&#8217;nin bölgesel öncelikleri, İran&#8217;ın &#8220;Direniş Ekseni&#8221; stratejisi ve Türkiye&#8217;nin sınır güvenliği odaklı yaklaşımı aynı coğrafyada kesişiyor. Bu durum, bölgeyi yeni bir güç mücadelesinin merkezine dönüştürüyor. Tarih Tekerrür Etmez Ama Benzerlikler Taşır Ortadoğu&#8217;nun yakın tarihi, büyük güçlerin bölgesel rekabetleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalıştığı örneklerle doludur. 1980-1988 arasındaki Irak-İran Savaşı bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Yaklaşık sekiz yıl süren savaşta her iki taraf da yüz binlerce insanını kaybetti, ekonomik olarak büyük yıkım yaşadı ve savaş sonunda belirgin bir kazanan çıkmadı. Buna karşılık, bölgedeki güç dengeleri önemli ölçüde değişti. Bu tarihsel örnek, uzun süreli bölgesel savaşların yalnızca tarafları değil, bütün Ortadoğu&#8217;yu zayıflattığını göstermektedir. Suriye Düğüm Noktası Bugün Suriye, yalnızca bir iç savaşın yaşandığı ülke değildir. Aynı zamanda Türkiye, İran, Rusya, ABD ve İsrail&#8217;in güvenlik hesaplarının kesiştiği stratejik bir merkezdir. Türkiye açısından Suriye&#8217;nin kuzeyi sınır güvenliği, düzensiz göç ve silahlı gruplar nedeniyle kritik öneme &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ortadoğu, son yüzyılda defalarca yeniden şekillendirilmeye çalışıldı. Sykes-Picot Anlaşması&#8217;ndan Soğuk Savaş dönemine, Irak&#8217;ın işgalinden Arap Baharı&#8217;na kadar her büyük kırılma, bölgesel dengeleri değiştirdi. Bugün yaşanan gelişmeler de birçok analiste göre benzer ölçekte yeni bir jeopolitik dönüşümün işaretlerini taşıyor.</p>
<p>Son aylarda Suriye, Lübnan, Irak ve İran ekseninde yaşanan askerî ve diplomatik hareketlilik, birbirinden bağımsız olaylar olarak görülmeyebilir. İsrail&#8217;in güvenlik politikaları, ABD&#8217;nin bölgesel öncelikleri, İran&#8217;ın &#8220;Direniş Ekseni&#8221; stratejisi ve Türkiye&#8217;nin sınır güvenliği odaklı yaklaşımı aynı coğrafyada kesişiyor. Bu durum, bölgeyi yeni bir güç mücadelesinin merkezine dönüştürüyor.</p>
<p>Tarih Tekerrür Etmez Ama Benzerlikler Taşır</p>
<p>Ortadoğu&#8217;nun yakın tarihi, büyük güçlerin bölgesel rekabetleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalıştığı örneklerle doludur.</p>
<p>1980-1988 arasındaki Irak-İran Savaşı bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Yaklaşık sekiz yıl süren savaşta her iki taraf da yüz binlerce insanını kaybetti, ekonomik olarak büyük yıkım yaşadı ve savaş sonunda belirgin bir kazanan çıkmadı. Buna karşılık, bölgedeki güç dengeleri önemli ölçüde değişti.</p>
<p>Bu tarihsel örnek, uzun süreli bölgesel savaşların yalnızca tarafları değil, bütün Ortadoğu&#8217;yu zayıflattığını göstermektedir.</p>
<p>Suriye Düğüm Noktası</p>
<p>Bugün Suriye, yalnızca bir iç savaşın yaşandığı ülke değildir. Aynı zamanda Türkiye, İran, Rusya, ABD ve İsrail&#8217;in güvenlik hesaplarının kesiştiği stratejik bir merkezdir.</p>
<p>Türkiye açısından Suriye&#8217;nin kuzeyi sınır güvenliği, düzensiz göç ve silahlı gruplar nedeniyle kritik öneme sahiptir.</p>
<p>İran açısından ise Suriye, Lübnan&#8217;daki Hizbullah&#8217;a uzanan kara bağlantısının önemli bir halkası olarak görülmektedir.</p>
<p>İsrail ise uzun süredir Suriye&#8217;deki İran bağlantılı hedeflere yönelik hava saldırıları düzenlediğini açıklamakta ve İran&#8217;ın askerî varlığının kendi ulusal güvenliği açısından kabul edilemez olduğunu savunmaktadır.</p>
<p>Bu farklı güvenlik öncelikleri, aynı coğrafyada birbirine temas eden fakat farklı amaçlar güden aktörleri karşı karşıya getirme potansiyeli taşımaktadır.</p>
<p>Türkiye ile İran Aynı Cephede mi, Karşı Cephede mi?</p>
<p>Son dönemde dile getirilen analizlerden biri, bölgedeki gelişmelerin Türkiye ile İran arasında doğrudan ya da dolaylı bir askerî gerilim oluşturabilecek zemini hazırladığı yönündedir.</p>
<p>Bu değerlendirmeye göre önce Suriye-Lübnan hattındaki tansiyon yükseltilmekte, ardından Suriye-Irak ekseninde yeni kriz alanları oluşturulmaktadır.</p>
<p>Bu senaryonun gerçekleşeceğine dair kamuya açık kesin kanıtlar bulunmamaktadır. Ancak bölgesel aktörlerin askerî hareketliliği ve karşılıklı açıklamaları, böyle bir risk ihtimalinin analizlerde tartışılmasına neden olmaktadır.</p>
<p>Türkiye ile İran arasında doğrudan yaşanabilecek bir çatışma, iki ülke açısından olduğu kadar bütün bölge için de ağır sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>İsrail&#8217;in Güvenlik Doktrini</p>
<p>İsrail&#8217;in güvenlik politikası uzun yıllardır sınırları dışında oluşabilecek askerî tehditleri mümkün olduğunca erken aşamada etkisiz hâle getirmeyi hedeflemektedir.</p>
<p>Bu kapsamda Suriye&#8217;deki İran bağlantılı hedeflere yönelik operasyonlar, Lübnan sınırındaki gelişmeler ve bölgesel güç dengeleri İsrail&#8217;in stratejik hesaplarının önemli parçalarıdır.</p>
<p>İsrail&#8217;in resmî güvenlik belgelerinde ve yöneticilerinin açıklamalarında İran&#8217;ın bölgesel etkisinin sınırlandırılması temel hedeflerden biri olarak yer almaktadır.</p>
<p>ABD&#8217;nin Bölgesel Hesapları</p>
<p>Washington&#8217;un Ortadoğu politikası yönetimlere göre değişiklik gösterse de bazı temel öncelikler büyük ölçüde korunmaktadır.</p>
<p>Bunların başında İsrail&#8217;in güvenliği, enerji yollarının açık tutulması, İran&#8217;ın bölgesel nüfuzunun sınırlandırılması ve ABD&#8217;nin askerî varlığının korunması gelmektedir.</p>
<p>Bu hedeflerin nasıl uygulanacağı konusunda farklı yaklaşımlar bulunsa da, bölgedeki gelişmeler çoğu zaman bu stratejik çerçeve içinde değerlendirilmektedir.</p>
<p>En Büyük Kaybeden Kim Olur?</p>
<p>Türkiye ile İran arasında yaşanabilecek uzun süreli bir askerî gerilim, ilk bakışta iki ülkeyi ilgilendiriyor gibi görünse de sonuçları çok daha geniş olacaktır.</p>
<p>Böyle bir çatışma;</p>
<p>&#8211; Suriye&#8217;deki kırılgan yapıyı daha da istikrarsızlaştırabilir.<br />
&#8211; Irak&#8217;taki güvenlik sorunlarını derinleştirebilir.<br />
&#8211; Lübnan&#8217;daki dengeleri bozabilir.<br />
&#8211; Enerji koridorlarını etkileyebilir.<br />
&#8211; Bölgesel ticaret ve yatırımları olumsuz etkileyebilir.</p>
<p>Dahası, uzun süreli bir yıpratma savaşı bölgesel güçlerin kaynaklarını tüketirken, dış aktörlerin manevra alanını genişletebilir.</p>
<p>Diplomasi Neden Hayati?</p>
<p>Ortadoğu&#8217;nun son yüz yılı gösteriyor ki savaşlar kolay başlıyor ancak sona ermesi yıllar alıyor.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye ile İran arasında doğabilecek olası gerilimlerin diplomatik kanallarla yönetilmesi yalnızca iki ülkenin değil, bütün bölgenin çıkarınadır.</p>
<p>Rekabet kaçınılmaz olabilir; ancak rekabetin doğrudan askerî çatışmaya dönüşmesi, hiçbir taraf için kalıcı bir kazanç sağlamayabilir.</p>
<p>Sonuç</p>
<p>Ortadoğu bugün yeni bir yol ayrımındadır. Ya bölgesel aktörler tarihî tecrübelerden ders çıkararak rekabeti yönetmenin yollarını arayacak ya da yeni cepheler açılarak uzun yıllar sürecek yeni istikrarsızlıkların kapısı aralanacaktır.</p>
<p>Jeopolitik hesapların yoğunlaştığı bu dönemde en önemli ihtiyaç, gelişmeleri duygusal reflekslerle değil, stratejik akıl ve soğukkanlı analizle değerlendirebilmektir. Çünkü tarihin gösterdiği en önemli gerçeklerden biri şudur: Bölgesel savaşların bedelini çoğu zaman onları başlatanlar değil, o coğrafyada yaşayan halklar öder.</p>
<p>Yararlanılabilecek Kaynaklar</p>
<p>&#8211; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve Suriye raporları.<br />
&#8211; Stockholm International Peace Research Institute (SIPRI), Yearbook.<br />
&#8211; International Crisis Group (ICG), Ortadoğu analizleri.<br />
&#8211; RAND Corporation, Türkiye, İran ve Ortadoğu güvenlik politikalarına ilişkin raporlar.<br />
&#8211; Council on Foreign Relations (CFR), Ortadoğu dosyaları.<br />
&#8211; Chatham House, bölgesel güvenlik ve jeopolitik analizleri.<br />
&#8211; İsrail Savunma Bakanlığı ve ABD Savunma Bakanlığı (DoD) tarafından yayımlanan kamuya açık açıklamalar ve strateji belgeleri.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ortadoguda-yeni-buyuk-oyun-turkiye-ile-iran-karsi-karsiya-mi-getirilmek-isteniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran Türkiye Olur Mu?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/iran-turkiye-olur-mu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/iran-turkiye-olur-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Haldun Sönmezer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Sep 2022 16:45:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[protesto]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18486</guid>

					<description><![CDATA[1979’da İran’da gerçekleşen devrimin ardından, Türkiye’yle İran’ın birbirlerine olan bakış açılarıyla yaklaşım tarzları büyük ölçüde değişti. Bir monarşi olmasına rağmen devrimden önceki şahlık idâresi, bugünkü düzene nispetle Türkiye’nin laik cumhuriyet rejimiyle daha büyük benzerlikler gösteriyordu. Biri 1923’te Türk, diğeri ise 1925’te Fars milliyetçiliği üzerine kurulan bu iki rejimin birleştikleri nokta, Batı’ya öykünen modern bir toplum oluşturmak hevesiydi. Hedeflerinde modernlik ve Batılılaşma olan bu iki rejimin ideolojik bazda birbirleri için tehdit algısı oluşturmaları akla yakın bir ihtimal değildi. Devrim iki ülkenin birbirlerine olan bakış açılarının değişmesinde bir milât teşkil etti. İran’da devrimden sonra doğası itibarıyla Kemâlist cumhuriyeti tasvip etmeyen muhalif karakterli bir rejimin kurulması ve ayrıca resmen ifade edilmese de yeni yönetimin devrim ihracı gibi ayağı yere basmayan niyetlerinin olması mevcut algıyı değiştirdi. Algının değişmeye başlamasıyla birlikte, hükûmetler nezdinde geçmişte olduğu gibi komşuluk ve ikili ilişkiler devam etse de rejimlerin birbirlerine olan bakış açılarıyla tavır alışları değişti. Medyanın İran’daki rejimi sürekli olarak gerilik, karanlık ve mollalıkla yaftalaması, bu ülkeye ilişkin zihnimizde irrasyonel bir algının oluşmasına ve de İran gerçeğini sadece onun üzerinden değerlendirmemize yol açtı. Gerçekte İran’daki Türkiye algısı da bundan hiç farklı değildi. Yönetim erkini elinde tutan mollaların gözündeki Türkiye bir dârü’l-harpti. Her iki ülkenin de birbirleriyle ilgili kanaat ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1979’da İran’da gerçekleşen devrimin ardından, Türkiye’yle İran’ın birbirlerine olan bakış açılarıyla yaklaşım tarzları büyük ölçüde değişti. Bir monarşi olmasına rağmen devrimden önceki şahlık idâresi, bugünkü düzene nispetle Türkiye’nin laik cumhuriyet rejimiyle daha büyük benzerlikler gösteriyordu. Biri 1923’te Türk, diğeri ise 1925’te Fars milliyetçiliği üzerine kurulan bu iki rejimin birleştikleri nokta, Batı’ya öykünen modern bir toplum oluşturmak hevesiydi. Hedeflerinde modernlik ve Batılılaşma olan bu iki rejimin ideolojik bazda birbirleri için tehdit algısı oluşturmaları akla yakın bir ihtimal değildi.</p>



<p>Devrim iki ülkenin birbirlerine olan bakış açılarının değişmesinde bir milât teşkil etti. İran’da devrimden sonra doğası itibarıyla Kemâlist cumhuriyeti tasvip etmeyen muhalif karakterli bir rejimin kurulması ve ayrıca resmen ifade edilmese de yeni yönetimin devrim ihracı gibi ayağı yere basmayan niyetlerinin olması mevcut algıyı değiştirdi. Algının değişmeye başlamasıyla birlikte, hükûmetler nezdinde geçmişte olduğu gibi komşuluk ve ikili ilişkiler devam etse de rejimlerin birbirlerine olan bakış açılarıyla tavır alışları değişti. Medyanın İran’daki rejimi sürekli olarak gerilik, karanlık ve mollalıkla yaftalaması, bu ülkeye ilişkin zihnimizde irrasyonel bir algının oluşmasına ve de İran gerçeğini sadece onun üzerinden değerlendirmemize yol açtı. Gerçekte İran’daki Türkiye algısı da bundan hiç farklı değildi. Yönetim erkini elinde tutan mollaların gözündeki Türkiye bir dârü’l-harpti.</p>



<p>Her iki ülkenin de birbirleriyle ilgili kanaat ve değerlendirmelerine hiçbir zaman için realist bir üslûp ve derinlik hâkim olamadı. Türkiye’nin gözündeki İran, kara tehlikenin merkezi, İran’ın gözündeki Türkiye ise puta tapıcıların memleketiydi. Korkulardan kaynaklanan bir reddediş psikolojisiyle satıh üstü değerlendirmeler yapıldı sürekli olarak. Kendi rejimini kutsayan, diğerini ise kendisi için ölüme eşdeğer gören bir anlayış seviyesiyle kifâyetsizlik hâkim oldu yorumlara çoğu zaman. Belki de rejimler açısından doğruydu böyle bir tavır alış. Zîrâ her rejim, mefhûm-u muhâlifini kötüleyerek kitleler nezdindeki meşrûiyetini koruyabilirdi. Ve ayrıca bu durum, Soğuk Savaş yıllarının mantığıyla da çelişmiyordu. Seksenli yılların başında bir antikomünist olan ABD Başkanı Reagan da SSCB’yi “şeytanlıklar imparatorluğu” olarak tanımlıyordu.</p>



<p>2014 yılı başlarında bir dost grubuyla beraber İran’a gittik. Dokuz gün kaldığımız İran’da, önyargıları bir kenara bırakıp işittiklerimizle okuduklarımızın yanına gözlemlerimizi de ekleyerek bu ülke hakkında bir kanaat sahibi olmaya çalıştık.</p>



<p>Öncelikle mâlûmun îlâmı da olsa bilineni tekrar edelim: İran’ın devrim yasaları, kadınların sokakta başörtüsüz dolaşmasını kesin olarak yasaklıyor. Kadınların sokak ortasında şarkı söyleyip dans etmeleri de yasak. Beyoğlu’ndan geçerken görmeye alışık olduğunuz manzaralara orada rastlayamazsınız. İran toplum polisinin görevi, hanımların bu yasağa uyup uymadıklarını denetlemek. Bu yasak İran vatandaşı olsun ya da olmasın bu ülkeye giden bütün kadınları kapsıyor. Buna siyasetçi ve diplomatlar da dâhil. Tahran’da Gülistan Sarayı’nı gezerken aslen Tebrizli bir Türk olan tur rehberimiz Hüseyin Zamanoğlu, tura katılan hanımları kastederek bir ara bana: “Hocam! Ablalara ben başörtüsü konusunda daha fazla bir şey diyemiyorum. Bir sefer de siz söyleseniz nasıl olur?” demiş ve her an toplum polisi tarafından rahatsız edilmekten duyduğu endişeyi dile getirmişti.</p>



<p>Tabiî her ülke, her kent ve hattâ her insan gibi İran’ın da birden çok yüzü var hiç şüphesiz. Başörtüsü, devrimden bu yana İran kadınının simgesi olsa da herkes başını ve bedenini aynı şekilde örtmüyor. Bir yanda siyah çarşaflar içinde sıkı sıkıya örtünen hanımlar, diğer yanda ise dünya markalarını yakından takip edip kullanan kadın ve gençler. Muhafazakârlar başlarını tümüyle kapatıyor, reformcularsa örtüyü bir aksesuar olarak kullanıyor. Saçlar başörtüsünün altından dökülüyor. Burada başın üzerindeki örtü tesettüre değil, büyük ölçüde şıklık ve zarafete hizmet ediyor. Ayrıca yasaklar yalnızca kadınlara yönelik de değil. Erkeklere ilişkin de bazı kısıtlamalar var. Mesela bir erkeğin şortla sokakta dolaşması yasak. Ambargoya, rejimin sahip olduğu rezervlere ve Humeyni’nin gençlere gösteriş ve fanteziden uzak yaşamayı tavsiye eden hayat reçetelerine rağmen, tüketim ekonomisinin çarkları arasında kimlik ve heyecan arayan gençlik, marka peşinde koşuyor. Yasaklar, uyarılar, cezalar gençlerin özlemlerini bastıramıyor.</p>



<p>İran’da kadınlar kapalı olmalarına rağmen hayli bakımlı ve süslüler. Özellikle genç hanımlar yabancılarla konuşurken bile son derece rahatlar. Kendilerini sınırlama ihtiyacı duymuyorlar. Daha ilk karşılaştıkları insandan bile çoğu zaman tebessümü esirgemiyorlar. Alışveriş esnasında muhataplarıyla ziyadesiyle ilgileniyor ve nezâkete de riâyet ediyorlar. Diğer bir özellikleri ise yardımseverlik. Özellikle tahsil görmüş hanımlarda kendilerine duydukları özgüven hemen fark ediliyor. Sosyal hayatın içinde yer alan kadının Türkiye’deki hemcinslerinden pek bir farkı yok. Ülkemizde yüksek tahsil görmüş, başını örtmek isteyen hanımlarla, İranlı kadının talebi ortak: Her ikisi de daha özgür olmak ve hayat kalitesini arttırmak istiyor. Kendi kimliğini koruyarak…</p>



<p>İran’ın gelişmiş bir sineması var. Uluslararası festivallerden ödülle dönen, hattâ en iyi yabancı film Oscar’ına layık görülen bir sinema bu. Sinemada sahne ağırlığı ve görsel efektler yok. Filmler konu ağırlığı ve kendisine has anlatım üslûbuyla dikkat çekiyor. Sosyal hayata hâkim olan hassasiyetler tabiatıyla oraya da yansımış. Tıpkı sokakta olduğu gibi filmlerde de açık bir kadın göremezsiniz. Filmde bir kadın yatağa girerken bile başında örtüsü var. Televizyonda haber sunan spikerler için de durum aynı. Onlar da benzer kayıtlara tâbiler. İran devleti kadını sosyal hayattan dışlamıyor ama örtünmeyi de şart koşuyor.</p>



<p>İran’daki ilginç yasaklardan biri de müziğe getirilen kısıtlamalar. Rock tarzı müzik tamamen yasak. Klasik müzikle halk müziği ise serbest. Kadın mes’elesi yine burada da karşınıza çıkıyor. Zîrâ kadınların solo şarkı söylemesi yasak. Ancak erkek şarkıcılardan solist olabiliyor. Nitekim Tahran’dan ayrıldığımız akşam gittiğimiz bir lokantada canlı müzik eşliğinde yemek yerken bu durumu bizzat müşâhede ettik. Burada daha fazla dikkatimizi çeken diğer bir husus ise oraya yemek yemeye ve eğlenmeye gelen insanların neşesiydi. Kadınlı erkekli gruplar şarkıyı erkek soliste eşlik ederek söylüyor ve âdeta gönüllü vokalistlik yapıyorlardı. Şarkıyı söylerken kendilerinden geçip mest oluyorlardı. İmamların ve imamzadelerin türbelerindeki yas havası orada yoktu. Toplumun tamamı Kerbelâ’ya gönderme yapan bir mâtem kültürü içinde yaşamıyordu. Eğlenmesini de biliyorlardı.</p>



<p>Facebook, twitter gibi sosyal paylaşım sitelerine de serbestçe girilemiyor. Zîrâ sosyal ağlara erişimi engelleyen filtreler devrede. Buna rağmen İran halkı sosyal medyaya uzak değil. Çoğu insan, özellikle de gençler şifre kırıcılar vasıtasıyla deliyor bu yasağı. İşin ilginç olan yanı ise erişimi sağlayan şifre kırıcıların çoğu İsrail’den gelip kaçak olarak giriyor İran’a. Yirmi birinci yüzyılın dünyasında iletişim sınır ve kural tanımıyor.</p>



<p>Bugün yaşı ellinin altında olan kesim, şahlık devrini hatırlamıyor. Genç kuşak, yetmişli yılların sosyoekonomik bunalımlarıyla Şah ve avanesinin yaşadığı debdebeli hayata şâhit olmamış. Bildikleri, yalnızca duydukları ve okuduklarından ibâret. Hâlbuki bugünkü rejimin hayatlarına getirdiği kısıtlamalar ise bizzat yüzleşmek zorunda oldukları bir realite. O yüzden de İran’ın geçmişinden değil de bugününden rahatsız ve şikâyetçiler.</p>



<p>İran katı kurallara ve devlet erkini elinde tutan mollaların diş bilemesine rağmen yasakların delindiği bir ülke manzarası arz ediyor. Tahran’da toplu halde kılınan cuma namazlarında zaman zaman kadınların tesettüre gerektiği şekilde uymadıklarından ve daha kapalı giyinmeleri gerektiğinden bahsediliyor. Siyasî iktidar, kuralların gevşetildiğini gördüğünde bazen topluma ayar vermek ihtiyacı hissediyor ve o zaman da yasaklar sıkılaştırılıyor. Hicâbla ilgili kanun yürürlükten kalktığı anda milyonlarca kadının bir gün içinde başını açacağına hiç şüphe yok. Bugün İran devletine hâkim olan zihniyet bu izni vermez. Fakat cebir ve kanunla yola devam etmenin de mümkün olamayacağını görüyor. Çünkü yasaklar gövde gösterisi yaparcasına olmasa da yarı açık, yarı gizli deliniyor. Uzun sözün kısası, sökük artık dikiş tutmuyor. Soğuk Savaş şartlarında halkın özgürlük alanını yasaklarla daraltmış olan yönetim, haberleşmenin sınır tanımadığı yenidünya şartlarında zorlanıyor ve kesin bir çözüm de bulamıyor.</p>



<p>Başörtüsü ve tesettürle ilgili uygulama ve yasaklar zaman içinde tedricen yumuşamış. Nitekim hükûmetin konuya ilişkin açıklamalarında da görülüyor bu durum. Humeyni’nin sağlığında ve ölümünden sonra geçen sekiz yıl boyunca tesettürü en ufak bir ihlâl teşebbüsü dahi ağır bir şekilde cezalandırılırken Ruhani Hükûmeti Tahran sokaklarında “başörtüsü ve ahlâk uyarısı” yapacağını duyuran Ensar-i Hizbullah Grubu’nu uyarıyor. Öfke ve baskıyla neticeye varılacağını düşünenlerin yanıldıklarını, kadınlara saygıyla davranılması gerektiğini söylüyor. İran’daki değişim, ister dışarıdan ister içeriden olsun rahatlıkla gözlenebiliyor.</p>



<p>1997’de cumhurbaşkanı olan reform yanlısı Muhammed Hatemi bu göreve halkın %69’unun oyunu alarak gelmiş. 2001’de ikinci kez seçildiğinde ise halkın %77’sinin desteğini almış. Yani halkın çoğunluğu değişimden yana. Hatemi çok liberal olduğu gerekçesiyle muhafazakârlar tarafından sevilmeyen bir tip. İşbaşına gelmesiyle birlikte kadın tesettürüne ilişkin sınırlamalar hafiflemiş. 2013’te %52 oy alarak seçilen daha sonraki cumhurbaşkanı Ruhani de kitlelere Batı’ya açılma ve İran’ı şeffaflaştırma sözü vererek koltuğuna oturmuş.</p>



<p>Reformcu kimlikleriyle öne çıkan ve kitlelere değişim sözü veren her iki şahıs da üniversite eğitiminden önce İran’ın dini eğitim merkezi olan Kum’da kalmış ve orada klasik medrese eğitimi alarak yetişmişler. Değişim yanlısı tavırlarına rağmen her ikisi de bugün İran’ı perde arkasından yöneten o mutaassıp zihniyete uzak olmayan, en azından onu yakından tanıyan kişiler.</p>



<p>Başörtüsü ve diğer konulardaki liberal açılımlar, mollalara rağmen, onları devre dışı bırakarak ulaşılan bir netice olmayıp gerçekte rejimin kendisini koruma refleksidir. Kitlelerin taleplerine Şah gibi uzun süre kayıtsız kalmanın bedelinin ne olduğunu yakın tarihte bizzat görmüş olan devrim bağnazı zihniyet kerhen de olsa halkın özgürlük alanını genişletmeyi tercih ediyor. Rejim, halkın hoşnutsuzluğunu daha fazla taşıyamayacağını görüyor. Hatemi’den bu yana İran’da yaşanan gelişmeler, rejimin kendisini koruma içgüdüsünün, kırmızıçizgilerine karşı beslediği hassasiyetten daha ağır bastığını gösteriyor.</p>



<p>Uzun yıllar boyunca bu ülkede hep “Türkiye İran olur mu?” sorusu sorulmuş, bu endişe sürekli olarak gündemde tutulmuştur. Hâlbuki dünyadaki eğilimlere ve sosyolojik gerçeklere bakıldığında sorulması gereken soru şudur: “İran Türkiye olur mu?”</p>



<p>İran’ın Türkiye olma potansiyeli, Türkiye’nin İran olma potansiyelinden çok daha fazladır. Hele İran’a gidip de bu gerçeği görmemek imkânsızdır. Türkiye mâzîsinde hiç İran gibi olmamış, fakat İran geçmişinde Türkiye’ye benzeyen dönemler yaşamıştır. 1925’ten 1979’a kadar geçen şahlık idâresinin Türkiye’nin cumhuriyetçi-laik düzeninden sosyal anlamda pek bir farkı yoktur. Modernleşme projesi çerçevesinde atılan adımların ve hayata geçirilen reformların keskinliği açısından ise İran Türkiye’nin önündedir. Kemal Atatürk’ün reformları içinde kadın kıyafetine ilişkin bir devrim olmamasına rağmen, İran’da Rıza Şah kara çarşafı yasaklamıştır. İran’da bu durum çok ciddî bir muhalefete sebep olmuş, hattâ birçok kadın yasak kalkıp Şah’ın yerine geçen oğlunun kara çarşafı serbest bıraktığı güne kadar senelerce evinden dışarıya adım atmamıştır. İran’ı sadece bugünüyle değil, yakın tarihinde yaşadığı o sakim modernleşme tecrübesiyle de değerlendirmek gerekiyor.</p>



<p>Ülkemizin yakın siyasî geçmişinde belli çevreler tarafından sık sık tekrarlanan “Türkiye İran olmayacak.” söylemi gerçekte böyle bir tehlikenin vârit olmasından değil, rejimin kendisini tahkim etme gayretinden doğmuştur. Laikliği bayraklaştıran zihniyet tarafından İran ortaçağ karanlığının yaşandığı bir ülke olarak lanse edilmiş ve Türkiye’nin de her an ayağının kayıp İran gibi olma ihtimalinin bulunduğu yaygarası koparılmıştır. Türkiye’de rejim, kitlelerin şuuraltında sosyolojik gerçekliği olmayan sunî bir tehdit algısı oluşturarak mevzi kazanmak istemiş ve bu yolla da toplum nezdindeki meşrûiyetini korumaya çalışmıştır.</p>



<p>Geçtiğimiz günlerde uzun bir süreden beri görüşemediğim din bilgisi öğretmeni olan bir arkadaşımla yolda karşılaştık. Yanında eşi de vardı. Dikkatimi çeken husus yakın zamana kadar başı kapalı olan eşinin uzun bir vicdânî muhasebe döneminden sonra karar değiştirerek başını açmış olmasıydı. Geçmişte bir Kûr’ân meâli de hazırlamış olan arkadaşım konuyu bana anlatırken eşinin kendi irâdesiyle aldığı bu kararı anlayışla karşılayan bir tutum sergiliyordu.</p>



<p>Başörtüsünün problem olmaktan çıktığı muhafazakâr bir iktidar döneminde böyle bir örneğin yaşanmış olması hem dikkat çekici hem de Türkiye’de yaşanan sürecin normalleşmekte olduğunun bir göstergesidir. Başörtüsü kullanan kadınları edilgen, onların kocalarını ise baskıcı ve buyurgan olarak niteleyen ve de hepsini bir torbanın içine atarak değerlendiren şartlanmış kafanın iflâsıdır bu. Türkiye’de toplumun talebi daha fazla kişisel özgürlüktür. Yoksa kitleler siyasal İslâm’ı hayata geçirmek yolunda gönüllü nefer olmak niyetinde değillerdir.</p>



<p>Bugün “Türkiye İran olur mu?” diye kara kara düşünmenin hiçbir mantıkî temeli yoktur. Zîrâ bugünkü İran devrim ihraç etmenin gayreti içinde değil, kendi insanını rejimine ısındıramamanın çıkmazı içindedir. Kitleler hiçbir zaman baskı altında yaşamayı tercih etmemişler, kendilerine tanınan özgürlük alanının daraltılmasına da razı olmamışlardır. Hayat tarzlarına yönelik icbarlarsa, insanları dâimâ kendilerini yönetenlerden soğutmuştur. O itibarla daha kendi vatandaşını kazanamamış baskıcı rejimler, liberal rejimler için bir tehdit unsuru olamaz. Tam aksine özgürlükçü yapılarıyla liberal rejimler, baskıcı rejimler için bir tehdittir. Bugün Türkiye’deki siyasî ortam, İran’ın rejimine nispetle çok daha özgürlükçüdür. O sebeple İran Türkiye için değil, Türkiye İran için bir tehdittir. Muhafazakâr ve mütedeyyin kitlenin kahir ekseriyetinde ise ne yönetim modeli, ne de kültür ve yaşam tarzı olarak İran’ı örnek alan bir tutum ve anlayış vardır.</p>



<p>Kısacası halkı özgürlük arayışı içinde olan bir İran gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu gerçeği kavramak en başta entelektüelimizin görevidir. Şartlanmışlıklardan arınıp önyargılardan kurtulmak, İran’ı anlamanın ilk aşaması ve en temel şartıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/iran-turkiye-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Perinçek ve İslami Uyanış</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/perincek-ve-islami-uyanis/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/perincek-ve-islami-uyanis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2021 11:56:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Perinçek]]></category>
		<category><![CDATA[Uyanış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17517</guid>

					<description><![CDATA[İran, &#8216;Dünya İslami Uyanış Kurultayı&#8217; diye bir toplantı düzenlemiş ve bu toplantıya VatanPartisi Genel başkanı Doğu Perinçek katılmış. Haber medyamızda &#8216;Kurultayda Türkiye&#8217;yi Doğu Perinçek temsil etti!&#8217; şeklinde yer aldı. İslami Uyanış Kurultayı&#8217;na Perinçek&#8217;in katılması, tam Bekri Mustafa&#8217;nın Ayasofya&#8217;ya imam olması gibi bir şey! Perinçek&#8217;in o kurultaya katılmasını, kimileri Türkiye&#8217;nin ahvaline yorarak iktidarı iğnelemeyi tercih etti. Haber &#8216;Kurultayda Türkiye&#8217;yi Perinçek temsil etti!&#8217; şeklinde yansıyınca sanki Türkiye Müslümanları temsil etsin diye Perinçek&#8217;i göndermiş gibi algılandı! Oysa gerçek tam tersi! Durum, Türkiye&#8217;nin değil İran&#8217;ın ahvalini anlatan bir vakıadır! Ben Bekri Mustafa benzetmesini de Türkiye için değil İran için kullandım. Çünkü çevrimiçi yapılan bu toplantıya Perinçek Türkiye adına değil genel başkanı olduğu Vatan Partisi adına katılmıştır. Katılım fotoğrafına bakarsanız sağında Türk bayrağı solunda Vatan Partisi&#8217;nin bayrağı yer almaktadır. Kurultaya Perinçek&#8217;in davet edilmesi de İran devletinin İslam&#8217;a ve Türkiye&#8217;ye bakışını yansıtması açısından anlamlıdır! Tabii birileri, kimi milli konularda iktidarı desteklediği için Perinçek&#8217;i iktidarın ortağı olarak nitelemekte ve eleştirmektedir. Perinçek&#8217;in kurultaya katılımını da sanki iktidar istemiş gibi lanse etmektedir. Dediğim gibi bu kurultay İran devletinin tertip ettiği bir toplantıdır, Perinçek de İran&#8217;ın davet ettiği bir siyasidir. Gariplik de buradadır. İran güya bir İslam devleti ama İslami Uyanış konulu bir toplantıya Perinçek gibi Allah&#8217;a da Peygambere de &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İran, &#8216;Dünya İslami Uyanış Kurultayı&#8217; diye bir toplantı düzenlemiş ve bu toplantıya VatanPartisi Genel başkanı Doğu Perinçek katılmış.</p>



<p>Haber medyamızda &#8216;Kurultayda Türkiye&#8217;yi Doğu Perinçek temsil etti!&#8217; şeklinde yer aldı.</p>



<p>İslami Uyanış Kurultayı&#8217;na Perinçek&#8217;in katılması, tam Bekri Mustafa&#8217;nın Ayasofya&#8217;ya imam olması gibi bir şey!</p>



<p>Perinçek&#8217;in o kurultaya katılmasını, kimileri Türkiye&#8217;nin ahvaline yorarak iktidarı iğnelemeyi tercih etti.</p>



<p>Haber &#8216;Kurultayda Türkiye&#8217;yi Perinçek temsil etti!&#8217; şeklinde yansıyınca sanki Türkiye Müslümanları temsil etsin diye Perinçek&#8217;i göndermiş gibi algılandı!</p>



<p>Oysa gerçek tam tersi!</p>



<p>Durum, Türkiye&#8217;nin değil İran&#8217;ın ahvalini anlatan bir vakıadır!</p>



<p>Ben Bekri Mustafa benzetmesini de Türkiye için değil İran için kullandım.</p>



<p>Çünkü çevrimiçi yapılan bu toplantıya Perinçek Türkiye adına değil genel başkanı olduğu Vatan Partisi adına katılmıştır. Katılım fotoğrafına bakarsanız sağında Türk bayrağı solunda Vatan Partisi&#8217;nin bayrağı yer almaktadır.</p>



<p>Kurultaya Perinçek&#8217;in davet edilmesi de İran devletinin İslam&#8217;a ve Türkiye&#8217;ye bakışını yansıtması açısından anlamlıdır!</p>



<p>Tabii birileri, kimi milli konularda iktidarı desteklediği için Perinçek&#8217;i iktidarın ortağı olarak nitelemekte ve eleştirmektedir. Perinçek&#8217;in kurultaya katılımını da sanki iktidar istemiş gibi lanse etmektedir.</p>



<p>Dediğim gibi bu kurultay İran devletinin tertip ettiği bir toplantıdır, Perinçek de İran&#8217;ın davet ettiği bir siyasidir.</p>



<p>Gariplik de buradadır.</p>



<p>İran güya bir İslam devleti ama İslami Uyanış konulu bir toplantıya Perinçek gibi Allah&#8217;a da Peygambere de bakışı tartışmalı bir siyasetçiyi davet ediyor!</p>



<p>Allah&#8217;a da Peygambere de bakışı tartışmalı bir siyasetçi derken Perinçek&#8217;e hakaret ettiğimi zannetmeyin. Sadece gerçeği ifade ediyorum.</p>



<p>Perinçek yayınladığı kitaplarda dini konulara da bilimsel yaklaştığını söyleyerek herhangi bir dine inanmadığını açıkça yazıyor.</p>



<p>Mesela yayınladığı Hz. Muhammed isimli kitabının 30. sayfasında &#8216;Allah ve kulluk inancının yeryüzündeki efendi köle ilişkisinden hareketle yeryüzündeki efendinin gökyüzüne çıkartılmasıdır&#8217; şeklinde değerlendiriyor.</p>



<p>Allah inancı insanların uydurmasıdır diyor. Yani &#8216;insanlar Allah&#8217;ı uslarıyla yaratmıştır&#8217; diyen ekolden.</p>



<p>Aynı kitabın 68. Sayfasında &#8216;Muhammed&#8217;in Peygamberliği&#8217; bölümünde, &#8220;Allah&#8217;ın resulü olmak, Muhamed&#8217;e oluşan bir düşüncedir. (&#8230;) Muhammed&#8217;in bir melek ve Allah&#8217;la konuşmuş olduğu bir faraziyedir.(&#8230;)Allah&#8217;la ilişkisi aslında ilkel Arap toplumlarında şairler ile cinler arasındaki ilişkiye duyulan inançtan kaynaklanır.&#8221; yazıyor.</p>



<p>Hz. Peygamberi bir devrimci olarak takdir ettiğini de yazıyor. Ama O&#8217;nun peygamberliğine inanmıyor; O&#8217;na bir oryantalist gibi bakıyor!</p>



<p>Allah&#8217;a ve peygambere bakışı böyle olan bir siyasetçinin İslami Uyanış Kurultayı&#8217;na çağrılması iyimser bir yorumla İslam&#8217;a bu gözle bakan birinin görüşünü almak şeklinde değerlendirilebilir.</p>



<p>Ancak durum öyle değildir. Perinçek İranlılar nezdinde makbul bir siyasetçidir. Türkiye&#8217;ye gelen kimi İranlı Ayetullah düzeyindeki mollaların kendisini ziyaret ettiğini bizzat Perinçek söylüyor.</p>



<p>Mollalar (yani İran), Diyanet İşleri Başkanı&#8217;na tercih edecek kadar Perinçek&#8217;e değer vermektedirler!</p>



<p>Tabii ki bu ilişki siyasi hedefi olan bir ilişkidir!</p>



<p>Bu ilişki sayesindedir ki Perinçek, Çin ve Rusya&#8217;ya toz kondurmadığı gibi İran&#8217;a da toz kondurmamaktadır. Bu tavrını da katıldığı canlı yayınlarda açıkça ifade etmektedir.</p>



<p>Özetle Doğu Perinçek, İslami Uyanış Kurultayı&#8217;na İran tarafından davet edilmiştir.</p>



<p>Orada da Türkiye&#8217;yi değil kendisini ve partisini temsil etmiştir.</p>



<p>Ve eğer bu bir ayıpsa ve kusursa İran&#8217;ın ayıbıdır ve kusurudur. (Maalesef İran, Irak&#8217;ta, Yemen&#8217;de ve Suriye&#8217;de ayıbın ötesinde cinayetlere ortaklık edecek derecede yanlış siyaset takip etmiştir hâlâ da etmektedir.)</p>



<p>Ve eğer eleştirilecekse İran&#8217;ın eleştirilmesi gerekir.</p>



<p>Türkiye&#8217;nin değil!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/perincek-ve-islami-uyanis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran, Hamas&#8217;a Gerçekten Yardım Mı Ediyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/iran-hamasa-gercekten-yardim-mi-ediyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/iran-hamasa-gercekten-yardim-mi-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdülhamit Kahraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 May 2021 08:30:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Hamas]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17322</guid>

					<description><![CDATA[İnsan dikkat edince görüyor. Görünce düşünüyor. Düşününce de soruları ve sorunları anlamaya çalışıyor. Aşağıda sıraladığım soruları sorduğum için birçok arkadaşın bana tepki göstereceğini hatta kızacağını tahmin ediyorum. Ancak bunları önemli gördüğüm için anlamak ve anlatmak için soruyorum. AKLA TAKILAN VE CEVAP BEKLEYEN SORULAR: Kâtil İsrail&#8217;e karşı Hamas kazandığı her zaferin arkasından hemen neden sâdece İran&#8217;a teşekkür ediyor?Hamas&#8217;a, kâtil İran&#8217;dan başka yardım eden kimse yok mu? Var elbette hemde çok. Peki onlar neden hiç zikredilmiyor? Neden sâdece İran?Şii İran&#8217;ın, özellikle sahâbeye ve ehl-i sünnete bu kadar düşman olduğu açıkça bilindiği halde, bir ehl-i sünnet olan Hamas&#8217;a neden yardım ediyor gözüküyor?Kâtil İran, Hamas&#8217;a gerçekte iyilik mi yapıyor yoksa uzun vadeli bakıldığında &#8216;kötülük&#8217; mü yapıyor?Şii İran, Hamas&#8217;a yardım yaptıktan sonra neden Gazze&#8217;nin &#8220;şiileştirilesi&#8221; için özel uğraş veriyor ve mücadele ediyor?Ümmet içinde, Hamas&#8217;a yardım yapan, İran&#8217;dan başka ülkeler olduğuna göre, Hamas neden İsrail&#8217;e karşı kazanılan her zaferin arkasından sâdece İran&#8217;ın yardımlarından söz ediyor ve ağız dolusu teşekkür ediyor?Şii İran, tarih boyunca ne zaman ehl-i sünnetin yanında olmuş ona ve destek olmuştur. Bunun hiç bir örneği var mıdır?Sahâbeye ve müslümanlara tarih boyunca &#8216;düşman&#8217; olan şii İran ne zaman kendi dışındaki Müslümanlara yardım etmiş ve dost olmuşta şimdi kalkıp sünni Hamas&#8217;a yardım ediyor ve ona dost &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsan dikkat edince görüyor. Görünce düşünüyor. Düşününce de soruları ve sorunları anlamaya çalışıyor.</p>



<p>Aşağıda sıraladığım soruları sorduğum için birçok arkadaşın bana tepki göstereceğini hatta kızacağını tahmin ediyorum.</p>



<p>Ancak bunları önemli gördüğüm için anlamak ve anlatmak için soruyorum.</p>



<p>AKLA TAKILAN VE CEVAP BEKLEYEN SORULAR:</p>



<ol class="wp-block-list"><li>Kâtil İsrail&#8217;e karşı Hamas kazandığı her zaferin arkasından hemen neden sâdece İran&#8217;a teşekkür ediyor?</li><li>Hamas&#8217;a, kâtil İran&#8217;dan başka yardım eden kimse yok mu? Var elbette hemde çok. Peki onlar neden hiç zikredilmiyor? Neden sâdece İran?</li><li>Şii İran&#8217;ın, özellikle sahâbeye ve ehl-i sünnete bu kadar düşman olduğu açıkça bilindiği halde, bir ehl-i sünnet olan Hamas&#8217;a neden yardım ediyor gözüküyor?</li><li>Kâtil İran, Hamas&#8217;a gerçekte iyilik mi yapıyor yoksa uzun vadeli bakıldığında &#8216;kötülük&#8217; mü yapıyor?</li><li>Şii İran, Hamas&#8217;a yardım yaptıktan sonra neden Gazze&#8217;nin &#8220;şiileştirilesi&#8221; için özel uğraş veriyor ve mücadele ediyor?</li><li>Ümmet içinde, Hamas&#8217;a yardım yapan, İran&#8217;dan başka ülkeler olduğuna göre, Hamas neden İsrail&#8217;e karşı kazanılan her zaferin arkasından sâdece İran&#8217;ın yardımlarından söz ediyor ve ağız dolusu teşekkür ediyor?</li><li>Şii İran, tarih boyunca ne zaman ehl-i sünnetin yanında olmuş ona ve destek olmuştur. Bunun hiç bir örneği var mıdır?</li><li>Sahâbeye ve müslümanlara tarih boyunca &#8216;düşman&#8217; olan şii İran ne zaman kendi dışındaki Müslümanlara yardım etmiş ve dost olmuşta şimdi kalkıp sünni Hamas&#8217;a yardım ediyor ve ona dost oluveriyor?</li><li>Kâtil İran, Hamas&#8217;ı bu kadar seviyordu da Suriye Hamas&#8217;ına neden bu kadar zulmediyor, adetâ kök söktürüyor, başına bombalar yağdırıyor, evlerini başlarına yıkıyor ve yok etmek için bunca yıldır uğraş veriyor?</li><li>Zâlim İran, madem Hamas&#8217;ı bu kadar seviyor, Gazze&#8217;nin gelişmesine, alt yapısına okuluna, câmisine medresesine vesaire tüm insani ihtiyaçlarına neden bir kuruş vermiyor da sâdece silah alımı için yardım yapıyor? Bunu neden hiç düşünmüyoruz? Gerçekten Gazze&#8217;yi sevenin topyeyün kalkınmasına yardım etmesi gerekmez miydi?</li><li>İran mâdem Filistin&#8217;e bu kadar önem veriyor ve düşünüyorduysa, koskoca Filistin topraklarında neden sâdece Gazze&#8217;ye yardım yapıyor da diğer Filistin halklarına bir kuruş bile vermiyor? Bunu iyi niyetle nasıl açıklayabiliriz?</li><li>Yoksa bizde herkes gibi gördüğü çelişkileri görmezden gelip, akla takılan soruların üstünü örtüp, hiçbir şey olmamış gibi devam mı etmeliydik?</li></ol>



<p>Herkes bilsin ki,</p>



<p>Biz tüm müslümanları ve tâbi ki Hamas&#8217;ı seviyoruz. Ancak bu sevgi sürekli tekrarlanan bir yanlışları ve çelişkileri dile getirmekten bizleri alıkoymamalı.</p>



<p>Bu soruların gündeme getirilmesi &#8220;Hamas&#8217;ın başarısını gölgeler&#8221; diyenlere de bir çift sözümüz var:</p>



<p>Hamas, İsrail&#8217;e karşı kazanılan bu zaferi, adetâ altın tepside İran&#8217;a sunmakta hiçbir beis görmüyor ve bu tavrı kazanılmış zaferi gölgelemiyor da bizim burada sorduğumuz birkaç sorumu zaferi gölgeliyor?</p>



<p>SON OLARAK</p>



<p>Biz inanıyoruz ki,</p>



<p>Tüm Filistin halkalarına gerçek manada &#8216;karşılıksız&#8217; ve minnetsiz bir şekilde topyekûn yardım yapan sâdece Türkiye&#8217;dir, başka bir ülke değil..</p>



<p>Selâm ile..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/iran-hamasa-gercekten-yardim-mi-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Esad, Rusya ve İran el ele</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/esad-rusya-ve-iran-el-ele/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/esad-rusya-ve-iran-el-ele/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Feb 2020 07:27:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13573</guid>

					<description><![CDATA[Katil Esad, Rusya ve İran’dan izin almadan adım atamayacağına göre… İdlib’deki saldırının sorumlusu bu üçlü ittifaktır! Zaten uzun süredir Türkiye’yi sıkıştırıyorlardı. İdlib’de bize “çekil” mesajı veren saldırılar düzenliyorlardı. Nihayet, direkt saldırıya geçtiler. Askerimizle birlikte Astana ve Soçi mutabakatlarını da vurdular. Cevabını çok sert şekilde aldılar. Yok, aslında askerimize yapılan saldırının sivillere yönelik katliamdan bir farkı! Çatışmak için değil, çatışmaları durdurmak için gitti askerimiz oraya. Hem de uluslararası anlaşmalar çerçevesinde! Mehmetçik, katliamlara engel teşkil ettiği için vuruldu. Üstelik, Başkan Erdoğan’ın, Rusya’nın problemler yaşadığı Ukrayna Seyahati sırasında. Bunu da not olarak bir köşeye yazmamız lazım. *** Suriye, Baba Hafız Esad döneminden beri başımıza bela. Sovyetler döneminde bize yönelik her türlü terör oluşumuna kucak açtı. Abdullah Öcalan ve PKK orada palazlandı. Atatürk dönemindeki Hatay çekişmesini de unutmamak gerekli. İlişkiler, Beşşar Esad döneminde düzelir gibi oldu. Türkiye bunun için çok çaba sarf etti. Ama Beşşar Esad aslına rücu etti. Düşmanlık ve canilikte babasını da geçti. Suriyeliler meselesini başımıza O sardı. Şimdi, İdlib’de sivilleri katlederek, 3 milyon insanı üzerimize sürmeye çalışıyor. Bugün yapılanlar, Sovyet döneminden kalma bir Rus taktiği! Geniş kitleler, üzerimize doğru süpürülüyor… Bu durum, zaten var olan mülteci sıkıntımızın katlanması demek! Sineye çekip müsaade edebilir mi buna? Edilemeyeceğine göre, gereği yapılıyor. Türkiye gerçekleştirdiği operasyonla kendi göbeğini kendi kesiyor. *** ABD, kararlılığımızı gördü. Öyle görünüyor ki şimdi de Rusya ve İran görecek. Destekledikleri Esad Rejiminin arkasındaki halk desteği yüzde 50’nin bile altında. Katil Esad, halkın üzerine bomba yağdırıp, sivil insanları katlederek, kendisine muhalif olan herkesi topraklarından dışarı atmak istiyor. Kendisini &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="row shaperin1alt1">
<div class="newsdetailwrap">
<div class="imagewrapper">
<div class="texts">
<p><strong>Katil Esad, Rusya </strong>ve<strong> İran</strong>’dan izin almadan adım atamayacağına göre… İdlib’deki saldırının sorumlusu bu üçlü ittifaktır!</p>
<p>Zaten uzun süredir <strong>Türkiye</strong>’yi sıkıştırıyorlardı. İdlib’de bize <strong>“çekil”</strong> mesajı veren saldırılar düzenliyorlardı. Nihayet, direkt saldırıya geçtiler. Askerimizle birlikte <strong>Astana </strong>ve <strong>Soçi </strong>mutabakatlarını da vurdular.</p>
<p>Cevabını çok sert şekilde aldılar.</p>
<p>Yok, aslında askerimize yapılan saldırının sivillere yönelik katliamdan bir farkı! Çatışmak için değil, çatışmaları durdurmak için gitti askerimiz oraya. Hem de uluslararası anlaşmalar çerçevesinde! <strong>Mehmetçik</strong>, katliamlara engel teşkil ettiği için vuruldu.</p>
<p>Üstelik, <strong>Başkan Erdoğan</strong>’ın, <strong>Rusya</strong>’nın problemler yaşadığı <strong>Ukrayna Seyahati</strong> sırasında. Bunu da not olarak bir köşeye yazmamız lazım.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Suriye, Baba Hafız Esad</strong> döneminden beri başımıza bela. <strong>Sovyetler</strong> döneminde bize yönelik her türlü terör oluşumuna kucak açtı. <strong>Abdullah Öcalan</strong> ve <strong>PKK</strong> orada palazlandı. <strong>Atatürk</strong> dönemindeki <strong>Hatay </strong>çekişmesini de unutmamak gerekli.</p>
<p>İlişkiler, <strong>Beşşar Esad</strong> döneminde düzelir gibi oldu. <strong>Türkiye</strong> bunun için çok çaba sarf etti. Ama <strong>Beşşar Esad</strong> aslına rücu etti. Düşmanlık ve canilikte babasını da geçti.</p>
<p><strong>Suriyeliler </strong>meselesini başımıza <strong>O</strong> sardı. Şimdi, İdlib’de sivilleri katlederek, 3 milyon insanı üzerimize sürmeye çalışıyor.</p>
<p>Bugün yapılanlar, <strong>Sovyet</strong> döneminden kalma bir <strong>Rus</strong> taktiği! Geniş kitleler, üzerimize doğru süpürülüyor…</p>
<p>Bu durum, zaten var olan mülteci sıkıntımızın katlanması demek!</p>
<p>Sineye çekip müsaade edebilir mi buna?</p>
<p>Edilemeyeceğine göre, gereği yapılıyor. <strong>Türkiye</strong> gerçekleştirdiği operasyonla kendi göbeğini kendi kesiyor.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>ABD</strong>, kararlılığımızı gördü. Öyle görünüyor ki şimdi de <strong>Rusya</strong> ve İran görecek.</p>
<p>Destekledikleri <strong>Esad Rejiminin</strong> arkasındaki halk desteği <strong>yüzde 50</strong>’nin bile altında. <strong>Katil Esad</strong>, halkın üzerine bomba yağdırıp, sivil insanları katlederek, kendisine muhalif olan herkesi topraklarından dışarı atmak istiyor. Kendisini destekleyen küçük bir azınlıkla dikensiz gül bahçesi oluşturmaya çalışıyor.</p>
<p><strong>Rusya</strong> ve İran da bu katliamlar üzerinden kendilerine menfaat devşirmeye çalışıyor. İnsanlık ve uluslararası toplumun sözde değerleri rafa kalkmış durumda.</p>
<p>Bizdeki muhalefet ise şaşkın mı şaşkın…</p>
<p>Dönüp dolaşıp aynı sözleri tekrarlıyorlar:</p>
<p><strong>“Türkiye, Esad’la görüşsün.”</strong></p>
<p>Zamanında yaptık biz onu. <strong>Erdoğan</strong> bu adama zeytin dalı uzattı. Önüne insanlık yolunda haritalar bile koydu.</p>
<p>Sonuç ortada!</p>
<p>Gelinen bu noktada ne görüşeceğiz <strong>Esad</strong>’la? Sınırlarımıza daha fazla <strong>Suriyeli </strong>göndermesini mi? Yoksa daha büyük katliamlar yapmasının önünün açılmasını mı?</p>
<p>Biz patronuyla görüşüyoruz zaten. <strong>Rusya</strong> ile defalarca bir araya geldik. Mutabakat üzerine mutabakat imzaladık. Her türlü iyi niyetimizi sergiledik.</p>
<p>Yine sonuç ortada: <strong>Rusya, ABD</strong> ile yaşadığımız sorunlardan yararlanıp, adım adım bizi teslim alma politikası uyguladı!</p>
<p>Artık sözün bittiği yerdeyiz. Sabrın sonuna geldik. Gereken neyse, onu en kararlı şekilde yapmaya başladık.</p>
<p><strong>Kılıçdaroğlu</strong> gibi akıl hocalarına kalsaydı, teslim olmuş, beyaz bayrağı çekmiştik. Ama o teslim bayrağı çeken <strong>Türkiye</strong> çok gerilerde kaldı.</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/esad-rusya-ve-iran-el-ele/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Süleymani sonrası İran için bir imkandır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/suleymani-sonrasi-iran-icin-bir-imkandir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/suleymani-sonrasi-iran-icin-bir-imkandir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jan 2020 07:02:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Süleymani]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13420</guid>

					<description><![CDATA[Kasım Süleymani&#8217;nin 2 ülke 8 şehir ve 4 bin kilometre dolaşan ve 50 kişinin ölümüne yüzlerce kişinin yaralanmasına yol açan cenazesi nihayet defnedildi. Cenaze toprağa verilmeden hemen önce İran, Irak&#8217;taki 2 ABD üssüne 22 balistik füze atarak Süleymani&#8217;nin intikamının aldıklarını duyurdu. İddia o ki bu saldırılarda 80 ABD&#8217;li öldürülmüş. *** Saldırının hemen ardından &#8220;Her şey yolunda&#8221; diyerek uykuya yatan Trump, uyandığında hiçbir ABD&#8217;li askerin ölmediğini açıkladı. Kalabalık bir apoletli grupla basının karşısına çıksa da son derece itidalli bir açıklama yaptı. Belli ki &#8220;80 ABD&#8217;li öldürdük, ABD&#8217;ye sert tokat attık&#8221; gibi açıklamalar, günlerdir sokaklarda ağlamaktan perişan olan İranlıları teskin için yapıldı. Saldırının mahiyeti ve gerekçesini Dışişleri Bakanı Zarif açıklamıştı zaten: &#8220;Savaş istemiyoruz, karşılığını verdik, bizim için operasyon tamamlanmıştır.&#8221; Belli ki İran bu defteri kapatmak istiyor. Trump da savaştan yana değil, onun derdi İran&#8217;ı ekonomik olarak çökertip dize getirmek. Yani bir kaç güne Ortadoğu&#8217;da statükoya dönülür. Yani olağan kaos ve iç savaş haline&#8230; *** Değişen ne olur? Kasım Süleymani&#8217;nin ortadan kalkması ABD ve Irak&#8217;ı rahatlatacaktır. İran için de bu bir imkandır; Değişiklik zorunlu hale geldiğinde bazen eski aktörlerden kurtulmak gerekir çünkü. *** ABD&#8217;nin Irak&#8217;ı işgali, İran&#8217;ın Irak&#8217;a yerleşmesi ile neticelendi, malum. Obama döneminde neredeyse ucu yanık mektup göndereceklerdi birbirlerine. ABD, İran&#8217;ın önünü hem Irak hem Suriye&#8217;de sonuna &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>Kasım Süleymani&#8217;nin 2 ülke 8 şehir ve 4 bin kilometre dolaşan ve 50 kişinin ölümüne yüzlerce kişinin yaralanmasına yol açan cenazesi nihayet defnedildi.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Cenaze toprağa verilmeden hemen önce İran, Irak&#8217;taki 2 ABD üssüne 22 balistik füze atarak Süleymani&#8217;nin intikamının aldıklarını duyurdu.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İddia o ki bu saldırılarda 80 ABD&#8217;li öldürülmüş.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>***</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Saldırının hemen ardından &#8220;Her şey yolunda&#8221; diyerek uykuya yatan Trump, uyandığında hiçbir ABD&#8217;li askerin ölmediğini açıkladı. Kalabalık bir apoletli grupla basının karşısına çıksa da son derece itidalli bir açıklama yaptı.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Belli ki &#8220;80 ABD&#8217;li öldürdük, ABD&#8217;ye sert tokat attık&#8221; gibi açıklamalar, günlerdir sokaklarda ağlamaktan perişan olan İranlıları teskin için yapıldı.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Saldırının mahiyeti ve gerekçesini Dışişleri Bakanı Zarif açıklamıştı zaten: <strong>&#8220;Savaş istemiyoruz, karşılığını verdik, bizim için operasyon tamamlanmıştır.&#8221;</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Belli ki İran bu defteri kapatmak istiyor. Trump da savaştan yana değil, onun derdi İran&#8217;ı ekonomik olarak çökertip dize getirmek. Yani <strong>bir kaç güne Ortadoğu&#8217;da statükoya dönülür. Yani olağan kaos ve iç savaş haline&#8230;</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>***</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Değişen ne olur? <strong>Kasım Süleymani&#8217;nin ortadan kalkması ABD ve Irak&#8217;ı rahatlatacaktır. İran için de bu bir imkandır; Değişiklik zorunlu hale geldiğinde bazen eski aktörlerden kurtulmak gerekir çünkü.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>***</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">ABD&#8217;nin Irak&#8217;ı işgali, İran&#8217;ın Irak&#8217;a yerleşmesi ile neticelendi, malum. <strong>Obama döneminde neredeyse ucu yanık mektup göndereceklerdi birbirlerine.</strong> ABD, İran&#8217;ın önünü hem Irak hem Suriye&#8217;de sonuna kadar açtı. Bu bir Amerikan taktiği belli ki. Önce siyasi ve askeri nüfuz alanı sağla, böylece taşlar yerinden oynasın. Sonra her şey darmadağınıkken ben artık oynamıyorum de&#8230;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Arap Baharı da böyle başlamadı mı? Obama, başkan seçildiğinde İslam dünyası, ABD&#8217;nin başına bir Müslüman gelmiş gibi sevinmişti.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Obama ilk uzak ziyaretini Mısır&#8217;a gerçekleştirdi ve konuşmasına Allah&#8217;ın selamı ile başladı. Bush&#8217;ların açtığı derin yaralar savacak zannettik. Öyle de kandırılmaya müsaittik yani. Oysa <strong>bugün Libya&#8217;yı, Mısır&#8217;ı, Suriye&#8217;yi, İran&#8217;ı, Irak&#8217;ı, Yemen&#8217;i içine alan kaos ve yıkım planı için taa o günlerden tiyatro çevirmeye başlamışlardı.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Beceremediler yoksa bu kaos sarmalına Türkiye&#8217;yi de sokmuş olacaklardı. FETÖ, PKK, DEAŞ, aynı anda üç terör örgütünü birden üstümüze saldılar.</p>
<p style="font-weight: 400;">Obama&#8217;nın Irak ve Suriye&#8217;yi altın tepside vererek şımarttığı İran&#8217;ı ekonomik olarak çökertmek işi Trump&#8217;a verildi demek ki. <strong>15 Temmuz&#8217;a sevinen, PKK&#8217;yı bize karşı kullanan, Türkiye&#8217;yi tüm medyalarında DEAŞ&#8217;la birlikte anmaktan geri durmayan İran&#8217;a karşı bizim tavrımız ne olur dersiniz?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Tabii ki İslam dünyasının maslahatını gözeteceğiz.</strong></p>
<p><strong>BU AKILLARI SİZE KİM VERİYOR?<br />
</strong></p>
<p>Gelecek Partisi&#8217;nin Başkanı Ahmet Davutoğlu, bir internet sitesine röportaj vermiş. Diyor ki Tayyip beyi Gezi&#8217;ye götürmek için çok ısrar ettim. Ama ikna edemedim.</p>
<p>Duyunca bir daha okuyayım dedim, malum bu internet siteleri insanın ağzından çıkanı öyle hale getiriyor ki, söyleyen bile kendinden şüphe ediyor. Ama değil, basbayağı söylemiş.</p>
<p><strong>Acaba, Tayyip beyi götürüp ne gösterecekti? Gezi&#8217;deki mezbeleliği mi gezdirecekti? Duvarlarına Cumhurbaşkanı ve ailesi için yazılan akla gelmeyecek, ağza alınmayacak, ancak Gezi zekalılardan sadır olacak küfür repertuarını mı gösterecekti?<br />
</strong></p>
<p>Bu nasıl bir yaklaşım böyle. Gezi&#8217;cilerden oy almak için böyle şeyler yapmaya gerek de yok. Erdoğan&#8217;a bayrak açmış olmak baş tacı yapılmaya yetiyor nitekim.</p>
<p>Daha dün içindeydiniz bu partinin. <strong>Bizzat Cumhurbaşkanı tarafından partide ve hükümette en yüksek makamlara layık görüldüğünüz. </strong>Evet artık kendinize bir siyasi parti  kurdunuz. Bence iyi de ettiniz. Demek  ki yıllardır içinize atmışsınız. Ama azcık farklı bir şey söyleyin.</p>
<p><strong>Bir genç kızın türlü sebeplerin sonucu olarak intihar etmesini siyasi ranta çevirmeye kalkmayın mesela. Gezi&#8217;cilere şirin gözükmek adına kendi siyasi geçmişinizi inkar etmeyin, ne bileyim, CHP&#8217;den, İyi Parti&#8217;den, Saadetten bir farkınız olsun yani.</strong><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Bu akılları size kim veriyor?</strong></p>
<p>Halime Kökçe/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/suleymani-sonrasi-iran-icin-bir-imkandir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağdat, İran’ın Başkenti mi Olacak?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bagdat-iranin-baskenti-mi-olacak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bagdat-iranin-baskenti-mi-olacak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jan 2020 10:26:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13398</guid>

					<description><![CDATA[Her cinayet önceden belirlenen hedeflere ulaşamayabilir. Bazı cinayetlerin istenmeyen sonuçları da olabilir. Bir şey yaparsınız… Bir amacınız vardır… Neticede o amaca ulaşırsınız ya da ulaşamazsınız Bu arada hesaba hiç katmadığınız başka şeyler zuhur eder. Şaşırırsınız, bunu hiç hesaba katmamıştık diyerek hayretinizi ifade edersiniz. Ayniyle vaki oldu. Büyük Zalim, bu infazı gerçekleştirmeye karar verdiğinde hedefindeki kişinin ölüsünün teşeyyü mahfillerini diriltmesinin ihtimal dâhilinde olduğunu tasavvur etmiş miydi? Hiç zannetmiyorum. *** Süleymani’nin katli Türkiye’deki Müteşeyyi fırkasını yeniden canlandırarak hareketlendirdi. İslam ülkelerinin diğer beldelerinde de benzer gelişmeler vuku buldu. “Böylece Biz, yaptıklarından dolayı zalimleri birbirine musallat ederiz.” (Enam129) ayeti celilesi dahi İslam dünyasındaki İran lobisine engel olamadı. Öyle savunma argümanları geliştirdiler ki akıllara ziyan. Meğer bir zalim bir başka zalimi bertaraf etti diyenler en hafifinden 6. Filo İslamcılarıymış ta biz bilmiyormuşuz. Daha başka bilmediklerimiz de varmış. Mesela: Kuzey Irak’ta Barzanilerin kurmayı istedikleri bağımsız Kürt Devleti’ni Süleymani engellemiş. Özellikle Kerkük’teki Türkmenleri Kürtlerin katliamlarından o korumuş. Mesela: 15 Temmuz’da Başkan Erdoğan’ın uçağını Marmaris’ten İstanbul’a Kasım Süleymani getirtmiş ve ona uçakta iken halkın dini hissiyatı galeyana gelsin diye minarelerden Sala okutulmasını da o teklif etmiş… Daha neler neler… Görünen o ki bizimkiler fena halde “Acem Palavraları” etkisinde kalmışlar *** İran’ın bütün dış operasyonlarından sorumlu Kasım Süleymani’nin en &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her cinayet önceden belirlenen hedeflere ulaşamayabilir.</p>
<p>Bazı cinayetlerin istenmeyen sonuçları da olabilir.</p>
<p>Bir şey yaparsınız…</p>
<p>Bir amacınız vardır…</p>
<p>Neticede o amaca ulaşırsınız ya da ulaşamazsınız</p>
<p>Bu arada hesaba hiç katmadığınız başka şeyler zuhur eder.</p>
<p>Şaşırırsınız, bunu hiç hesaba katmamıştık diyerek hayretinizi ifade edersiniz.</p>
<p>Ayniyle vaki oldu.</p>
<p>Büyük Zalim, bu infazı gerçekleştirmeye karar verdiğinde hedefindeki kişinin ölüsünün teşeyyü mahfillerini diriltmesinin ihtimal dâhilinde olduğunu tasavvur etmiş miydi?</p>
<p>Hiç zannetmiyorum.</p>
<p>***</p>
<p>Süleymani’nin katli Türkiye’deki Müteşeyyi fırkasını yeniden canlandırarak hareketlendirdi.</p>
<p>İslam ülkelerinin diğer beldelerinde de benzer gelişmeler vuku buldu.</p>
<p>“Böylece Biz, yaptıklarından dolayı zalimleri birbirine musallat ederiz.” (Enam129) ayeti celilesi dahi İslam dünyasındaki İran lobisine engel olamadı.</p>
<p>Öyle savunma argümanları geliştirdiler ki akıllara ziyan.</p>
<p>Meğer bir zalim bir başka zalimi bertaraf etti diyenler en hafifinden 6. Filo İslamcılarıymış ta biz bilmiyormuşuz.</p>
<p>Daha başka bilmediklerimiz de varmış.</p>
<p>Mesela: Kuzey Irak’ta Barzanilerin kurmayı istedikleri bağımsız Kürt Devleti’ni Süleymani engellemiş.</p>
<p>Özellikle Kerkük’teki Türkmenleri Kürtlerin katliamlarından o korumuş.</p>
<p>Mesela: 15 Temmuz’da Başkan Erdoğan’ın uçağını Marmaris’ten İstanbul’a Kasım Süleymani getirtmiş ve ona uçakta iken halkın dini hissiyatı galeyana gelsin diye minarelerden Sala okutulmasını da o teklif etmiş…</p>
<p>Daha neler neler…</p>
<p>Görünen o ki bizimkiler fena halde “Acem Palavraları” etkisinde kalmışlar</p>
<p>***</p>
<p>İran’ın bütün dış operasyonlarından sorumlu Kasım Süleymani’nin en büyük zalimin emriyle bir saldırı sonucu öldürülmesi sevmeyenlerden ziyade onu yüceltenlere yaramış görünüyor.</p>
<p>Başka hangi faaliyet müteşeyyi kitleleri böyle canlandırabilirdi ki?</p>
<p>Mesela: İran, Suriye’de zalim Esed rejimini desteklemekten vaz geçtik. Tüm güçlerimizi çekiyoruz ve ümmetten özür diliyoruz diye bir resmi açıklama yapsa acaba Süleymani’nin katli kadar İran’a taraftar sağlayabilir miydi?</p>
<p>İhtimal vermiyorum.</p>
<p>***</p>
<p>İran Lobisi’nin suikast sonrasında daha önce görülmediği kadar müteyakkız olmasının hedefi ne, diye bir soru da akla gelmiyor değil.</p>
<p>Gözlemciler, stretejistler ve uzmanların analizlerine göre önümüzdeki günlerde Irak toprakları bir ABD-İran kapışmasına sahne olacak.</p>
<p>Yine onların öngörülerine göre bölgenin en güçlü devletini yanına çekebilen bu savaşın kazanan tarafı olacak.</p>
<p>İran Lobisi’nin koşuşturmasını bir de bu açıdan değerlendirmek gerek.</p>
<p>Unutmadan ilave edelim ki İran’da Türkiye’ye yapılan saldırı aslında İran’a yapılmıştır deyu maval okuyan eblehler elbette yok.</p>
<p>Bu yüzden İran yıkılırsa Türkiye ayakta kalamaz lakırtısı boş bir sözden ibarettir.</p>
<p>***</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kendi ifadesine göre daha önceki ABD başkanlarının yapmadığı infaz emrini veren Trump, bilerek ya da bilmeyerek İran’ın önünü açmıştır.</p>
<p>ABD, İran sayesinde Afganistan’ı işgal edebilmiştir.</p>
<p>Buna karşılık Saddam’ı deviremeyen İran, ABD’nin Saddam rejimini yıkmasından sonra Irak’a yerleşmiştir.</p>
<p>Süleymani’nin suikastına takaddüm eden günlerde Iraklı Şiiler ülkelerindeki İran nüfuzuna karşı ayaklanmışlardı.</p>
<p>Gösterilerin seyri Irak’taki uydu rejimin yıkılıp yerine bağımsız bir Irak Cumhuriyeti kurulması yönündeydi.</p>
<p>Başbakan Abdülmehdi istifa etmiş, cumhurbaşkanı Salihi ise zor durumdaydı.</p>
<p>Durum bu aşamada iken bu cinayetle Irak’ın bağımsızlığını isteyen İran aleyhtarı gösteriler bir anda unutuldu.</p>
<p>Şimdi Süleymani’nin katlinden İran’ın istifade etmediği söylenebilir mi?</p>
<p>Naçizane daha iddialı bir öngörüm var:</p>
<p>Kasım Süleymani’nin katli Bağdat’ın İran’ın başkenti olmasının yolunu açmıştır.</p>
<p>Adil Gülmez</p>
<p>@umradil</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bagdat-iranin-baskenti-mi-olacak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran Üzerine Düşünceler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/iran-uzerine-dusunceler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/iran-uzerine-dusunceler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jan 2020 13:49:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13389</guid>

					<description><![CDATA[1.Kadim İran, Mecusilikle İyilik Tanrısı Ahuramazda&#8217;ya tapıyor kötülük ilahı Ehrimen&#8217;den korkuyor ve ona da şerrinden korunmak için tapıyor &#8230; 2. Maniheizm ile bunu gnostik forma dönüştürdü iyilik, yücelik ve güzellik oldu ışık oldu.. kötülük, karanlık, alcaklık, zulüm oldu. temelde kötü dualizmini değiştirmedi. 3. İran müslüman oldu gene huyundan vazgeçmedi. Şii İran, İyilik timsalini (kelime anlamı güzellik/iyilik olan Hasan ve Huseyini) merkeze aliyor&#8230; Bu sizce tesadüf mü?.. 4. İran,sırası geldi can düşmanı Amerikayla, İsrail ile gizlice anlaştı Ehrimene olan korku dolu tapması depreşti. Zaten Batının seçkini İsrail, İslam dünyasının sözde seçkini İran değil mi?&#8230; 4. İran; fars refleksiyle ve kadim inançlarıyla kendii gibi şii Azerilere karşı Hristiyan Ermenistani desteklemiyor mu&#8230; Türkiyeye karsi ortodoks Rus gavurunu destekliyor&#8230; 5. İrak&#8217;ta sünni kürtlere karsi marxist pkkyi suriyede müslüman ciğeri dişleyenleri desteklemedi mi &#8230; Bunu da İslam cumhuriyeti olarak yaptı&#8230; 6. Biz ne zaman zayıfladıysak Doğu Anadoluya &#8220;dai&#8221; adı altında şii misyonerleri göndermedi mi? 7. Kendi sözde şanlı tarihi büyunca İran, yerinden niye kıpırdamadı?? İslam adına niçin cihad yapmadı ümmet içinde misyonerlik yaptı ? 8. Hatta Biz Avrupayla cihat yaparken onlar Avrupayla ittifak içinde oldu&#8230; biz Türkiye cumhuriyetini kurarken istiklal mücadelesi verirken Hintli müslümanlar bizle beraberken hep sessiz kaldı sessiz kaldı&#8230;yezit diye Osmanlıyı gördü. Sahabeye &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1.Kadim İran, Mecusilikle İyilik Tanrısı Ahuramazda&#8217;ya tapıyor kötülük ilahı Ehrimen&#8217;den korkuyor ve ona da şerrinden korunmak için tapıyor &#8230;<br />
2. Maniheizm ile bunu gnostik forma dönüştürdü iyilik, yücelik ve güzellik oldu ışık oldu.. kötülük, karanlık, alcaklık, zulüm oldu. temelde kötü dualizmini değiştirmedi.<br />
3. İran müslüman oldu gene huyundan vazgeçmedi. Şii İran, İyilik timsalini (kelime anlamı güzellik/iyilik olan Hasan ve Huseyini) merkeze aliyor&#8230; Bu sizce tesadüf mü?..<br />
4. İran,sırası geldi can düşmanı Amerikayla, İsrail ile gizlice anlaştı Ehrimene olan korku dolu tapması depreşti. Zaten Batının seçkini İsrail, İslam dünyasının sözde seçkini İran değil mi?&#8230;<br />
4. İran; fars refleksiyle ve kadim inançlarıyla kendii gibi şii Azerilere karşı Hristiyan Ermenistani desteklemiyor mu&#8230; Türkiyeye karsi ortodoks Rus gavurunu destekliyor&#8230;<br />
5. İrak&#8217;ta sünni kürtlere karsi marxist pkkyi suriyede müslüman ciğeri dişleyenleri desteklemedi mi &#8230; Bunu da İslam cumhuriyeti olarak yaptı&#8230;<br />
6. Biz ne zaman zayıfladıysak Doğu Anadoluya &#8220;dai&#8221; adı altında şii misyonerleri göndermedi mi?<br />
7. Kendi sözde şanlı tarihi büyunca İran, yerinden niye kıpırdamadı?? İslam adına niçin cihad yapmadı ümmet içinde misyonerlik yaptı ?<br />
8. Hatta Biz Avrupayla cihat yaparken onlar Avrupayla ittifak içinde oldu&#8230; biz Türkiye cumhuriyetini kurarken istiklal mücadelesi verirken Hintli müslümanlar bizle beraberken hep sessiz kaldı sessiz kaldı&#8230;yezit diye Osmanlıyı gördü. Sahabeye sövdü.<br />
9. Koskocaman İran&#8217;da bir tane Abdurrahman Abdürrahim Abdülkerim vs. ismi yok .. Çünkü kulluk yok nisbet etmek var&#8230;. Rahimi, Rahmani, Kerimi var&#8230;..ama rahmanin kulu, kerimin kulu yok&#8230;.zira Şia için Aidiyet mensubiyet kulluktan ve uhuvvetten önemli&#8230;..</p>
<p>Prof.Dr. MUSTAFA ALICI</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/iran-uzerine-dusunceler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Süleymani’yi Nasıl Bilirdik?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/suleymaniyi-nasil-bilirdik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/suleymaniyi-nasil-bilirdik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jan 2020 09:12:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Süleymani]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13381</guid>

					<description><![CDATA[Nihayet öldürüldü. Öldürüldüğünü İran devlet televizyonu duyurdu. İran devletinin televizyonuna göre Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi Milislerinin komutan yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis, ABD’nin Bağdat Havaalanı’nda araçlarına düzenlediği füze saldırısında öldürüldüler. Haberi İran devlet televizyonu da teyit ettiğine göre vakıa üzerinde herhangi bir şek-şüphe söz konusu değil. Bu ölüm Ortadoğu’da bir süredir beklenmekte olan kaos fırtınasını tetikleyecek. Şimdilik karşılıklı salvolar havada uçuşuyor Mazlumlar sevindi! Ölümü, kimin öldürdüğünün önüne geçmiş durumda. Zira birçok Müslüman için katilin kimliğinden ziyade ölenin kimliği önemliydi. &#160; Beşşar Esed’e sağladığı askeri stratejiyle biliniyordu. Süleymani&#8217;nin sağladığı strateji sayesinde Suriye’deki iç savaş Esed lehine dönmüştü; muhalifler tarafından ele geçirilen şehirler ve kasabalar yeniden Esed rejiminin kontrolüne geçmişti. Kimdi Süleymani? 1998’de Ahmet Vahidi’den sonra devrim muhafızlarına seçkin birliği Kudüs Kuvvetleri’ne komutan olarak atandı. İran-Irak savaşında Kerman eyaletindeki “sarullah41” kolordusunda teğmen rütbesiyle komutandı. Doğrudan dini lider Ayetullah Ali Hameney’e bağlı idi. Lübnan, Irak, Afganistan ve Filistin onun faaliyet alanı idi. Mezkur devletlerde İran adına tüm sorumlulukları yedinde toplamış biri olarak bu ülkelerdeki devlet misyonlarına yaptığı atamaları ait olduğu Devrim Muhafızları’ndan tercih ediyordu. Suriye ve Irak’taki milis yapılanmalarının kurucusu ve yönlendiricisiydi. Ölürken yanında Haşdi Şabi isimli mezhepçi terör örgütünün iki numarasının bulunması tesadüfi değildi. Kimi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nihayet öldürüldü.</p>
<p>Öldürüldüğünü İran devlet televizyonu duyurdu.</p>
<p>İran devletinin televizyonuna göre Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi Milislerinin komutan yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis, ABD’nin Bağdat Havaalanı’nda araçlarına düzenlediği füze saldırısında öldürüldüler.</p>
<p>Haberi İran devlet televizyonu da teyit ettiğine göre vakıa üzerinde herhangi bir şek-şüphe söz konusu değil.</p>
<p>Bu ölüm Ortadoğu’da bir süredir beklenmekte olan kaos fırtınasını tetikleyecek.</p>
<p>Şimdilik karşılıklı salvolar havada uçuşuyor</p>
<p><strong>Mazlumlar sevindi!</strong></p>
<p>Ölümü, kimin öldürdüğünün önüne geçmiş durumda.</p>
<p>Zira birçok Müslüman için katilin kimliğinden ziyade ölenin kimliği önemliydi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beşşar Esed’e sağladığı askeri stratejiyle biliniyordu.</p>
<p>Süleymani&#8217;nin sağladığı strateji sayesinde Suriye’deki iç savaş Esed lehine dönmüştü; muhalifler tarafından ele geçirilen şehirler ve kasabalar yeniden Esed rejiminin kontrolüne geçmişti.</p>
<p><strong>Kimdi Süleymani?</strong></p>
<p>1998’de Ahmet Vahidi’den sonra devrim muhafızlarına seçkin birliği Kudüs Kuvvetleri’ne komutan olarak atandı.</p>
<p>İran-Irak savaşında Kerman eyaletindeki “sarullah41” kolordusunda teğmen rütbesiyle komutandı.</p>
<p>Doğrudan dini lider Ayetullah Ali Hameney’e bağlı idi.</p>
<p>Lübnan, Irak, Afganistan ve Filistin onun faaliyet alanı idi.</p>
<p>Mezkur devletlerde İran adına tüm sorumlulukları yedinde toplamış biri olarak bu ülkelerdeki devlet misyonlarına yaptığı atamaları ait olduğu Devrim Muhafızları’ndan tercih ediyordu.</p>
<p>Suriye ve Irak’taki milis yapılanmalarının kurucusu ve yönlendiricisiydi.</p>
<p>Ölürken yanında Haşdi Şabi isimli mezhepçi terör örgütünün iki numarasının bulunması tesadüfi değildi.</p>
<p>Kimi tasarrufları bu yüzden olsa gerek içte de benimsenmiyordu.</p>
<p>Bir görüşmesinde Kürt lider Celal Talabani’ye şöyle diyordu: &#8220;benim adım Kasım Süleymani. Şunu bilmelisin ki İran’ın Irak, Lübnan, Gazze ve Afganistan politikalarını ben kontrol ederim.&#8221;</p>
<p><strong>İran’ın kaybı büyük</strong></p>
<p>İran İslam kılıflı Fars Kültürünü bölgeye hakim kılmak için Süleymani benzeri önemli adamlarının üstün beceri ve kabiliyetlerinden yararlanıyor.</p>
<p>İşgal ettiği Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen gibi ülkelerde yayılmacılığını sürdürmek adına öz kaynaklarını fütursuzca harcıyor.</p>
<p>Suriye’de Esed rejiminin ayakta kalması adına 14 generalini harcadı.</p>
<p>Kendi ifadelerine göre İran olmasaydı ABD Afganistan’ı işgal edemeyecekti.</p>
<p>Evet, İran tüm bölgeyi parmağında oynatan bir adanmış adamını kaybetti.</p>
<p><strong>Nasıl bilirdik?</strong></p>
<p>Bir Müslüman olarak Süleymani için; iyi bilirdik, Allah rahmet etsin, diyemeyeceğim.</p>
<p>O, bölgede birçok mazlumun kanına girmiş bir caniydi.</p>
<p>Bizim onu nasıl bildiğimizden ziyade onun; Sen hayattayken ne yaptın sorusuna nasıl cevap vereceği daha önemli.</p>
<p>Ahını aldığı on binlerce masum Müslüman da onu hayırla yad etmeyecektir.</p>
<p>Bundan da ders çıkarması gereken İran devletidir tabii ki İslami bir endişeleri varsa…</p>
<p>Adil Gülmez</p>
<p>@umradil</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/suleymaniyi-nasil-bilirdik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
