<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Irak &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/irak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 07 Aug 2026 16:10:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Irak &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hakan, Hamse?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hakan-hamse/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hakan-hamse/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Aug 2026 16:08:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20214</guid>

					<description><![CDATA[Bir yanlışlık olmasın 5 anlaşma değil miydi? Hakan, hamse… Irak Başbakanı’nın Ankara ziyareti sırasında düzenlenen imza töreninde yaşanan kısa bir diyalog. Bu durum aslında Orta Doğu’daki güç mücadelesinin görünmeyen yönünü ortaya koyuyor. Ziyaret sırasında imzalanması beklenen anlaşmalardan birinin imzalanmaması üzerine Sayın Cumhurbaşkanımız 5 anlaşma imzalanması gerektiğini hatırlatıyor. Irak Başbakanı da  Ulaştırma Bakanı’na neden imzalamadığını soruyor ve  Bakanın, “Size WhatsApp’tan gönderdim. İran Dışişleri değerlendirmenizi tekrar gözden geçirin diyor.” şeklindeki cevabı, salondaki kameralara da yansıyor. Bu diyalog, İran’ın uzun yıllardır Irak’ın karar alma mekanizmaları üzerindeki etkisini göstermesi bakımından apaçık bir örnek oluyor. Bununla birlikte Orta Doğu’da sessiz ama derin bir güç değişimi de yaşanıyor. Gündem çoğu zaman Gazze, nükleer müzakereler veya İsrail-İran gerilimi üzerinden okunuyor. Oysa asıl dönüşüm, Irak ve Suriye hattında şekilleniyor. Uzun yıllardır bölgesel nüfuzunu bu coğrafyada kurduğu vekil aktörler ve lojistik koridorlar üzerinden sürdüren İran, bugün bu stratejisini her zamankinden daha ağır bir baskı altında yürütmeye çalışıyor. İran’ın Irak üzerinden Suriye’ye, oradan da Lübnan’a uzanan kara koridoru yalnızca bir ikmal hattı değildir. Bu hat, Tahran’ın bölgesel caydırıcılık anlayışının temelini oluşturmaktadır. Ancak son dönemde sınır güvenliğinin sıkılaştırılması, kaçak silah sevkiyatlarına yönelik operasyonlar ve bölgesel aktörlerin değişen güvenlik politikaları, bu koridorun artık eskisi kadar rahat işletilemediğini göstermektedir. Peki İran neden eski &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir yanlışlık olmasın 5 anlaşma değil miydi?</p>
<p>Hakan, hamse…</p>
<p>Irak Başbakanı’nın Ankara ziyareti sırasında düzenlenen imza töreninde yaşanan kısa bir diyalog. Bu durum aslında Orta Doğu’daki güç mücadelesinin görünmeyen yönünü ortaya koyuyor. Ziyaret sırasında imzalanması beklenen anlaşmalardan birinin imzalanmaması üzerine Sayın Cumhurbaşkanımız 5 anlaşma imzalanması gerektiğini hatırlatıyor. Irak Başbakanı da  Ulaştırma Bakanı’na neden imzalamadığını soruyor ve  Bakanın, “Size WhatsApp’tan gönderdim. İran Dışişleri değerlendirmenizi tekrar gözden geçirin diyor.” şeklindeki cevabı, salondaki kameralara da yansıyor. Bu diyalog, İran’ın uzun yıllardır Irak’ın karar alma mekanizmaları üzerindeki etkisini göstermesi bakımından apaçık bir örnek oluyor.</p>
<p>Bununla birlikte Orta Doğu’da sessiz ama derin bir güç değişimi de yaşanıyor. Gündem çoğu zaman Gazze, nükleer müzakereler veya İsrail-İran gerilimi üzerinden okunuyor. Oysa asıl dönüşüm, Irak ve Suriye hattında şekilleniyor. Uzun yıllardır bölgesel nüfuzunu bu coğrafyada kurduğu vekil aktörler ve lojistik koridorlar üzerinden sürdüren İran, bugün bu stratejisini her zamankinden daha ağır bir baskı altında yürütmeye çalışıyor.</p>
<p>İran’ın Irak üzerinden Suriye’ye, oradan da Lübnan’a uzanan kara koridoru yalnızca bir ikmal hattı değildir. Bu hat, Tahran’ın bölgesel caydırıcılık anlayışının temelini oluşturmaktadır. Ancak son dönemde sınır güvenliğinin sıkılaştırılması, kaçak silah sevkiyatlarına yönelik operasyonlar ve bölgesel aktörlerin değişen güvenlik politikaları, bu koridorun artık eskisi kadar rahat işletilemediğini göstermektedir.</p>
<p>Peki İran neden eski hareket serbestisini kaybediyor? Bunun tek bir nedeni yok. Son yıllarda İsrail ve ABD’nin İran’a ait askerî altyapıya, silah depolarına ve lojistik hatlara yönelik düzenli operasyonları, Tahran’ın bölgedeki hareket alanını önemli ölçüde daralttı. Bunun yanında Suriye’de yaşanan siyasi dönüşüm, İran’ın uzun yıllar boyunca oluşturduğu nüfuz mekanizmalarını yeniden şekillendirmek zorunda bıraktı. Irak’ta merkezi yönetimin sınır güvenliğini artırması ve Türkiye ile gelişen güvenlik iş birliği de kara koridorunun eskisi kadar rahat işletilememesine neden oluyor. Lübnan’da Hizbullah’ın son dönemde yaşadığı askerî ve siyasi yıpranma ise İran’ın Doğu Akdeniz’e uzanan caydırıcılık zincirini zayıflatan bir diğer önemli unsur olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Bütün bu gelişmeler, İran’ın onlarca yıl boyunca inşa ettiği “Direniş Ekseni” stratejisinin ilk kez aynı anda birden fazla cephede baskı altında kalmasına yol açmaktadır. Bugün Tahran’ın karşı karşıya olduğu temel sorun askerî kapasitesinin tamamen zayıflaması değildir. Asıl sorun, bu kapasiteyi Irak, Suriye ve Lübnan hattı boyunca etkili şekilde kullanmasını sağlayan  ağın giderek aşınmasıdır.</p>
<p>Bu tabloyu yalnızca “İran güç kaybediyor” şeklinde okumak eksik olacaktır. Asıl soru şudur: Ortaya çıkan yeni dengeyi kim şekillendirecek?</p>
<p>Bu noktada Türkiye’nin son yıllarda attığı adımlar dikkat çekmektedir. Irak ile geliştirilen güvenlik iş birliği, PKK’ya karşı artan koordinasyon, enerji alanındaki yeni anlaşmalar, TPAO’nun Kerkük ve çevresindeki petrol sahalarında üstlendiği rol, günlük 750 bin varil Irak petrolününTürkiyeye taşınmasına yönelik planlar, petrolün Türkiye’de işlenmesine ilişkin projeler Kalkınma yolu projesi ile birlikte değerlendirildiğinde Ankara’nın Irak politikasının güvenlik ekseninin ötesine geçtiği görülmektedir. Türkiye artık enerji, ulaştırma ve ekonomik entegrasyon süreçlerinde de etkisini artırmaya çalışan bir bölgesel güç görünümündedir.</p>
<p>Suriye’de yaşanan gelişmeler de Türkiye’nin bölgesel ağırlığını artırmaktadır. Güvenlik alanındaki etkinliği ve sahadaki varlığı, Ankara’yı yeni dengelerin önemli aktörlerinden biri hâline getirmektedir.</p>
<p>Elbette bu gelişmeler, İran’ın bölgedeki etkisini tamamen kaybettiği anlamına gelmemektedir. İran, askerî kapasitesi, siyasi ilişkileri ve bölgesel ortaklarıyla hâlâ Orta Doğu’nun en önemli güç merkezlerinden biridir. Ancak mevcut gelişmeler, Tahran’ın uzun yıllardır benimsediği güvenlik stratejisinin ciddi bir uyum sürecine girdiğini göstermektedir.</p>
<p>Önümüzdeki yıllarda Orta Doğu’nun geleceğini belirleyecek temel mesele, hangi ülkenin daha güçlü olduğu değil; değişen şartlara hangi aktörün daha hızlı uyum sağlayabildiği olacaktır. Güvenlik, enerji, ticaret ve diplomasi artık birbirinden ayrı alanlar değildir. Bölgesel etkinlik, bu dört unsurun birlikte yönetilebilmesine bağlıdır.</p>
<p>Orta Doğu’da yeni bir dönem başlıyor. Bu dönemin kazananı yalnızca askerî gücü yüksek olan değil; değişen dengeleri doğru okuyarak bunu kalıcı stratejik kazanımlara dönüştürebilen aktör olacaktır. Çünkü bugün bölgede yaşanan mücadele yalnızca sınırlar üzerinde değil; enerji koridorları, ticaret yolları ve nüfuz alanları üzerinde verilmektedir. Türkiye’nin önündeki asıl sınav ise askerî kazanımlarını diplomatik, ekonomik ve stratejik üstünlüğe dönüştürebilmesidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hakan-hamse/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Irak’ta Yıkılma Sancısı…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/irakta-yikilma-sancisi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/irakta-yikilma-sancisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2022 13:24:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18413</guid>

					<description><![CDATA[Irak’ta son günlerde önemli olaylar yaşanıyor. Ülkede bir türlü huzuru ve istikrarı yakalayamayan Irak’ta, dün ülkenin siyasi liderleri krize çözüm için toplandı. Başbakan Mustafa el-Kazımi’nin çağrısı üzerine hükümet sarayında toplanan siyasi parti liderleri erken seçime gidilmesi konusunda anlaştı. Toplantıya, Sadr Grubu katılmazken, Birleşmiş Milletler (BM) Irak Misyon Temsilcisi Jeanine Hennis-Plasschaert ile Cumhurbaşkanı Berhem Salih katıldı. Irak Başbakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, toplantıya katılan tüm tarafların ülkenin çıkarını ön planda tutarak huzur ve istikrarın sağlanması konusunda hemfikir oldukları vurgulandı. Tarafların erken seçime gidilmesinin olağanüstü bir durum olmadığı ve siyasi kriz çıkmaza girdiğinde seçime gidilmesinin iyi bir çözüm olduğuna katıldığı aktarılan açıklamada, tarafların, siyasi krizi aşmak için toplantıya katılmayan Sadr Grubu’na ulusal diyalog çağrısında bulunduğu ifade edildi. Sadr Grubu ve Koordinasyon Grubu’nun karşılıklı protestolarıysa 27 Temmuz’dan beri sürüyor. Irak ile ilgili son gelişmeleri verdikten sonra bu işin alt metnini okumakta fayda var. Hal böyleyken ‘Irak kıyametin eşiğinde’ diyebiliriz. Irak Devleti yıkılma sancıları çekiyor. Irak’ta son yapılan seçimlerin üzerinden 9 ay geçmesine rağmen hala hükümet kurulamadı. Bu Saddam devrildiğinden beri en uzun süre. Seçimlerde en yüksek oyu alan Mukteda es Sadr yanlıları protesto eylemlerine devam ediyor. En son Irak’ın en güvenli bölgesi yeşil bölgeye de protestocular girdi ve yabancı ülke elçiliklerinin önünde de &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Irak’ta son günlerde önemli olaylar yaşanıyor. Ülkede bir türlü huzuru ve istikrarı yakalayamayan Irak’ta, dün ülkenin siyasi liderleri krize çözüm için toplandı.</p>



<p>Başbakan Mustafa el-Kazımi’nin çağrısı üzerine hükümet sarayında toplanan siyasi parti liderleri erken seçime gidilmesi konusunda anlaştı. Toplantıya, Sadr Grubu katılmazken, Birleşmiş Milletler (BM) Irak Misyon Temsilcisi Jeanine Hennis-Plasschaert ile Cumhurbaşkanı Berhem Salih katıldı. Irak Başbakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, toplantıya katılan tüm tarafların ülkenin çıkarını ön planda tutarak huzur ve istikrarın sağlanması konusunda hemfikir oldukları vurgulandı. Tarafların erken seçime gidilmesinin olağanüstü bir durum olmadığı ve siyasi kriz çıkmaza girdiğinde seçime gidilmesinin iyi bir çözüm olduğuna katıldığı aktarılan açıklamada, tarafların, siyasi krizi aşmak için toplantıya katılmayan Sadr Grubu’na ulusal diyalog çağrısında bulunduğu ifade edildi. Sadr Grubu ve Koordinasyon Grubu’nun karşılıklı protestolarıysa 27 Temmuz’dan beri sürüyor.</p>



<p>Irak ile ilgili son gelişmeleri verdikten sonra bu işin alt metnini okumakta fayda var. Hal böyleyken ‘Irak kıyametin eşiğinde’ diyebiliriz.</p>



<p>Irak Devleti yıkılma sancıları çekiyor. Irak’ta son yapılan seçimlerin üzerinden 9 ay geçmesine rağmen hala hükümet kurulamadı. Bu Saddam devrildiğinden beri en uzun süre. Seçimlerde en yüksek oyu alan Mukteda es Sadr yanlıları protesto eylemlerine devam ediyor. En son Irak’ın en güvenli bölgesi yeşil bölgeye de protestocular girdi ve yabancı ülke elçiliklerinin önünde de eylem yaptılar, buna karşılık İran destekli Şii koalisyonunun da sokağa çıkma çağrısı oldu ancak sonra iptal ettiler.</p>



<p>Zaten Irak batı tarafından verilen narkozla müddeti uzatılmış bir devlet idi, fişinin çekilmesiyle bugün yıkıma doğru hızla gidiyor. Irak, Suriye, Ürdün… Bu ülkeler zaten Bahreyn kadar da devlet değillerdi. Birinci dünya savaşında İngilizler, Şerif Hüseyin’e Osmanlı aleyhinde isyan başlatması karşılığında Hicaz hükümdarlığını vaat etti ancak savaş bitince birleşik bir Arap devletinin kurulmaması için bu vaaadlerinden geri adım attılar. Yine de hem Arap dünyasını bölmek hem de Şerif Hüseyin’e mükafatını vermek için bu temelsiz devletleri (Irak, Suriye, Ürdün) oluşturdular ve Şerif Hüseyin’in çocuklarına altın tepsilerde ikram ettiler.&nbsp; Hatta o kadar ki Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal önce Suriye Kralı ilan edildi; bu sırada Irak’ı İngilizler kendileri yönetmeye çalıştılar hem Suriye’de Faysal’a karşı isyan hem de Irak’ta İngilizlere karşı isyan olunca Faysal’ı Suriye’den alıp Irak’a Kral tayin ettiler. 1958 yılına kadar da Faysal ve oğulları İngilizlerin desteği ile tahtta kaldılar. &nbsp;Şerif Hüseyin’in diğer oğlu Abdullah da Osmanlıya ihanetinin mükafatını Ürdün Kralı olarak tayin edilmesiyle almıştı. Günümüzde halen Ürdün krallığı I. Abdullah’ın hanedanlığında süregelmektedir. &nbsp;Soğuk savaş dönemi bu zorlama krallar, İran Şahı ile birlikte Sovyet tehdidine karşı ABD ile uyumlu çalıştıkları için de Batı tarafından desteklenip koltuklarında kaldılar. &nbsp;</p>



<p>Bu arada ülkemizde çok bilinmeyen ilginç bir bilgiyi paylaşalım; Irak, 1935’te bağımsızlığının ilan ettiğinde oluşturulan ilk anayasası meclislerinde Türkçe ve Arapça olarak kabul edildi. Anayasalarına göre Türkçe resmi dil olarak kabul ediliyordu. Aslında Türk ve Araplardan oluşan melez bir devletti.</p>



<p>Ancak soğuk savaş devam ederken SSCB, o dönem komünist partinin yöneticiliği kadrosunda bulunan ve sonra 1964 yılında devlet başkanı koltuğuna oturacak olan Leonid Brejnev’in fikir babası olduğu ilerde ‘’Brejnev Doktrini’’&nbsp; adıyla anılacak olan yeni bir doktrine geçti. Brejnev doktrini SSCB’nin genişlemesini öngörüyordu Gorbaçov’a kadar SSCB devlet başkanlarının uygulamaya devam edeceği bu doktrin Mısır, Türkiye Irak, İran ve Suriye’de komünist veya komünizmle yakın çalışacak hükümetleri iktidara taşımayı hedefliyordu. &nbsp;Kruschev döneminde yumuşak güç kullanarak daha sonra Brejnev döneminde sert bir şekilde komünizmin yayılmasını amaçlıyordu. Sovyet genişleme politikasına karşılık ABD’de 5 Ocak 1957 tarihinde ‘Eisenhover Doktrini’ni açıkladı. Eisenhover Doktrini,&nbsp; Ortadoğu ülkelerine askeri ve ekonomik yardımlar yaparak komünizmin yayılmasını engelleme planıydı. Brejnev Doktrinin surda açtığı ilk gedik Mısır’da SSCB kredisiyle inşa edilen Avsan Barajı oldu. Batı’nın kuklası sözde krallar nasıl bir tepki vereceklerini bilemediler.&nbsp; Türkiye’nin sanayileşme tarihinde dönüm noktası olan Seydişehir alüminyum fabrikası aynı dönemde SSCB desteğiyle açılmıştır. Geçtiğimiz aylarda vefat eden Rus politikacı Jirinovski’nın bu konuda ‘müttefik olduğunuz Batı, sizin kola kutusunu yapmanıza bile izin vermezken biz Seydişehir Aliminyum tesislerini yaptık’ diye sitem etmişliği de vardır.</p>



<p>Konumuza dönecek olursak o tarihte henüz adı konmamış olan Brejnev Doktrini, Irak’ta 14 Temmuz 1958’de bir darbeye sebep oldu. &nbsp;Kral II. Faysal, prens Abdullah ve Başbakan Nuri es- Said, darbeciler tarafından idam edildi. Cesetleri günlerce sokaklarda gezdirildi. İdam edilen dönemin Irak Başbakanı Nuri es Said yani Nuri Said Paşa Türk kökenli eski bir Osmanlı subayı idi. &nbsp;Türkiye ile yakın ilişkiler kurmaktan yanaydı. &nbsp;Darbenin başındaki isim olan Tuğgeneral Abdulkerim Kasım,&nbsp; ilk iş olarak Ürdün ile 6 ay önce imzalanmış olan Haşimi Arap Federasyonuna son verdi. Ardından da Sovyet genişlemesine karşı cephe konumunda olan ve Türkiye’nin de imzacısı olduğu Bağdat Pakt’ından çekildi. Darbeden sonra dönemin CIA direktörü Allen Dulles Ürdün, Suudi Arabistan ve Türkiye’de zincirleme bir reaksiyonla hükümetlerin düşeceği endişelerini Dışişleri Bakanı Eisenhover’a iletmişti. &nbsp;14 Temmuz darbesinden sonra Irak SSCB ile yakın ilişkiler kurmaya başladı.&nbsp; Bölgenin bir diğer yapay devleti Suriye’de de1963 yılında ‘8 Mart Devrimi’ olarak adlandırılan bir darbe oldu. (1960 yılında Türkiye de darbe oldu ve 1979 yılında da İran devrimi oldu.) Her iki ülkede de bu darbelerden sonra zamanla azınlık yönetimleri iş başına geldi. Böylece millet olma bilinci de yok edildi. &nbsp;Nüfusu çoğunlukla Şii olan Irak’ta Sünni Saddam Hüseyin, nüfusu çoğunlukla Sünni olan Suriye’de ise Nusayri Hafız Esad devlet başkanlığı koltuklarına oturdular. Mevcut durum hayatın olağan akışıyla o kadar uyumsuzdu ki Saddam Hüseyin kendini Babil Kralı olarak lanse ediyor. Babil Krallığının mirasına sahip çıkmaya çalışıyordu. Ancak ortada ne yaşayan bir Babilli vardı ne de mevcut halkın Babil ile bir ilgisi. Sırf bu sebeple kabinesinde Babil’i hatırlatacak tek Süryani isim olan Taha Yasin Ramazana Dışişleri Bakanlığı görevi veriyordu. İlginç bir bilgi daha II. Körfez Savaşı sonrası Saddam Hüseyin, bakanları ve Baas partisinin tüm yöneticileri yargılandı ve idam dahil çeşitli cezalara çarptırıldı sadece Taha Yasin Ramazan Papa’nın ricası ile ceza almadı.</p>



<p>Soğuk savaş sonrası Rusya için II. Brejnev dönemi de Putin dönemidir. Ancak ilkinden farklı olarak bu dönemde hem kutuplar hem de ilişkiler eskisi kadar açık ve net değil. Çok kutuplu bu dönemde Putin Suriye ve Irak’a el attı. Dünya düzeninden dışlanmış Batı tarafından misyonu tamamlanmış Saddam Hüseyin’e sahip çıktı. Hatta Saddam sonrası bile İran destekli Şii gruplarla ırak’ta söz sahibi oldu. Koltuğu çok sağlam olmayan Esad hanedanlığı da Suriye iç savaşına kadar dengeli bir politika takip etmeye çalışıyordu ancak 2011’den sonra Putin’in atanmış bir valisi konumunda.&nbsp; Günümüzdeki meselelerin çözümsüz kalmasının başka bir sebebi de çok kutuplu bu bölgede çıkarların aidiyetinizle çakışmasıdır. Batı ile ittifak halinde olan NATO üyesi Türkiye, Suriye ve ırakta Batı tarafından engellenirken Batının muhalifi olan İran, Suriye ve Irak politikalarında Batı ile uyumludur. Daha doğrusu uyumlu idi. Bu güne kadar uyum içerisinde narkoz ile hayatta tuttukları Irak Devleti üzerinde artık anlaşamıyorlar. Bu güne kadarki uyumu şöyle örnekleyelim; IŞID, Bağdat üzerine yürürken birçok paramiliter yapı inşa edildi. İran tarafından kurulan ve desteklenen Kasım Süleymani’ye bağlı olan Haşdi Şabi, IŞID ile mücadelede takdir edilip meşruiyet kazanırken (ki şu anda Irak’ı yönetiyor) Iraklı Türkmenler tarafından kurulan ve IŞID ile mücadele eden Haşdi vatani, Irak Devleti ve Batı tarafından düşman veya terörist ilan ediliyor. ABD operasyon yapıp Saddam’ı indiriyor. Ama sonra yönetimi İran’a bırakıp çekiliyor. 2003’ten beri Irak’ı fiili olarak İran tarafından atanan kukla yöneticiler idare ediyordu. Ancak bugün Sadr grubunun çağrısıyla başlayan eylemler gösteriyor ki denge değişti.</p>



<p>Seçimlerde en yüksek oyu alan Mukteda es Sadr 329 sandalyeli mecliste 73 milletvekili çıkarttı. Buna karşılık İran yanlılarının oluşturduğu, başını eski Başbakan Nuri el Maliki’nin çektiği koalisyon grubu 17 milletvekili çıkartabildi. İran yanlısı koalisyon grubunun seçimlere yaptığı itiraz da kabul edilmeyince Sadr grubunu, Kürt ve Sünni Arap muhaliflerle birlikte İran’ı dışlayacak bir hükümet kuracakları iddiasıyla engellemeye çalıştılar. İnanması güç ama bunu açıkça deklare ettiler. Bağımsız bir ülkenin eski başbakanı başka bir bağımsız ülkenin çıkarları için kendi halkını veya yıllarca başbakanlığını yaptığı ülkesini suçladı.&nbsp; İran destekli Şii koalisyonu Irak’ta hükümetin kurulması için ilk adım olan Kuzey Irak Federal Kürt Bölgesi Başkanının seçilmesini engelledi. &nbsp;Mukteda es Sadr da tepki olarak kendi milletvekillerine meclisi terk etmesi çağrısında bulundu. Sadr grubunun hükümet kurması engellenince onlar da tüm siyasi, bürokratik sistemi felç ettiler. Bu durumda İran’dan kurtulma devriminin kalan son ayağı sokak eylemleri de Sadr’ın bizzat çağrısıyla başladı. Sadr yanlıları barışçıl bir şekilde oturma eylemlerine başladılar. Eş zamanlı olarak ta Irak’lı Türkmenler anadilde eğitimin engellenmesi sebebiyle sokaklara çıktılar. Silahlı gücü ve halk desteği olan Mukteda es Sadr yıllardır Irak devletinin ensesine yapışmış olan İran’ı söküp atıyor.&nbsp; Sadr grubu ve başını eski başbakan Nuri el Maliki’nin çektiği İran destekli Şii koalisyonu arasındaki yeni değil. Eski Başbakan Maliki, Sadr grubunun Mehdi Ordusu adındaki birliklerini silahsızlandırmaya çalışmıştı ama o dönem ülkenin üçte biri IŞID tarafından işgal edilince Sadr, Barış Tugayları isimli yeni birliklerini kurdu ve güçlendirdi. Sadr, zaman zaman Batı ile uyumlu olarak Irak’ı İran’ın uydu devletine çevren Şii koalisyon grubuna karşı da sesini yükseltti.&nbsp; &nbsp;Bu süreçte Irak’ın mevcut yönetimi Türkiye’yi oyun dışı bırakmak için Zaho (kürt bölgesi) ya düzenlenen ve 2’si çocuk 9 kişinin öldüğü saldırıyı Türkiye üzerine yıkmaya çalıştı. Türkiye hemen reddetti ve adres olarak PKK’yı gösterdi.&nbsp; Saldırı sonrası Irak’ta bir günlük yas ilan edildi, beyaz saraydan Almanya’ya kadar ilgili ilgisiz herkes Türkiye’yi suçlayan açıklamalar yaptı. Irak, Ankara’daki maslahatgüzarını geri çağırdı. Bağdat Türk Büyükelçiliği önünde protesto gösterileri düzenlendi ve tüm dünyaya canlı yayınlandı. Yurtiçinde de hemen HDP açıklama yaptı ve ‘bu olay 2. Roboskidir’ dedi. Buna karşın Dışişleri Bakanımız sakin bir üslupla suçlamaları reddetti ve gelin birlikte araştıralım dedi.</p>



<p>Tüm bu gelişmelerden anladığımız üzere Irak’ta batı İran ittifakı artık sona ermiştir. Rusya, Ukrayna bataklığında boğulurken, İran Batı çıkar ortaklığı yıkılmışken bölge Türkiye’nin iradesiyle yeniden şekillenecektir. Bugünkü gaz sıkışmasının arkasında bu yeni yapılanma öncesi Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunu azaltma telaşı ve muhtemel bir askeri operasyonu engelleme çabası vardır ancak Türkiye doğru adımları kararlı bir şekilde atmaktadır. Çünkü herkes çok iyi biliyor ki Türk ordusu girdiği bölgeden çıkarken arkasında devlet bırakır. (örnek KKTC) &nbsp;Türk ordusu revizyonisttir, kurucu ordudur. Bugün syces-picot mantığıyla kurulmuş olan ve çoktan miadını doldurmuş bu yapay devletler üzerinde tarihi kültürel bağları ve akrabalık ilişkileri sebebiyle en çok söz sahibi olan ülke Türkiye’dir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/irakta-yikilma-sancisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Papa Hangisini Tercih Ediyor: Farisi Şiiliği mi, Arabi Şiiliği mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/papa-hangisini-tercih-ediyor-farisi-siiligi-mi-arabi-siiligi-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/papa-hangisini-tercih-ediyor-farisi-siiligi-mi-arabi-siiligi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2021 08:50:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16938</guid>

					<description><![CDATA[Irak&#8217;tan bahseden hemen herkesin %60&#8217;ı Şii diye söze başlamasından girelim konuya. Gerçekten öyle midir? 38 milyon nüfuslu Irak&#8217;ın 23 milyonu Şii midir? Şunu hemen belirtelim ki Irak devleti kurulduğundan bu yana yapılan sayımlarda mezhep sorusu hiç olmamıştır. Dolayısıyla çoğunluğun Şii olduğu söylemi&#160;bir propagandadan&#160;ibarettir. Bunun temelinde&#160;5 milyon&#160;nüfuslu Irak Kürdistan Bölge Yönetiminin(IKBY)dışarda tutulması yatar. Oysa&#160;IKYB Irak&#8217;ın bir parçasıdır&#160;ve nüfusunu genel nüfusa eklediğiniz zaman&#160;Sünni nüfus çoğunluğu teşkil eder. IKYB&#8217;nin bağımsızlık hevesinin en etkili sonuçlarından biri de&#160;Irak&#8217;ı İran eksenindeki Şiilere teslim etmektir. Ayrıca Sünnilerin Şiilerden daha fazla olduğunu Şii&#160;Planlama bakanı Dr. Mehdi el Hafız, Sünni Vakfı başkanı Dr. Adnan Düleymi&#8217;ye&#160;2003 yılı hac kotası belirlenirken bizzat itiraf etmiştir. Şimdi bu bir kenarda dursun. Katolik dünyasının dini lideri&#160;Papa&#160;Franciscus&#160;4 gün süren bir Irak gezisi yaptı. Papa&#8217;nın ziyareti tek kelimeyle&#160;dini kılıflı bir siyasi ziyaretti! Kınamak için siyasidir demiyorum; Papa aynı zamanda devlet başkanı olduğu için siyasi misyonunu söylüyorum. Hele&#160;Şii lider Sistani&#160;ile ziyaretinin bu kadar öne çıkarılması siyaseten daha da anlamlıdır. Katolik dünyanın dini lideri İslam dünyasının yüzde 10&#8217;nuna tekabül eden Şii&#8217;lerin sadece Irak ayağındaki liderini ziyaret ediyor olması anlamlı değil midir? Ve mesela nüfusun onda birine tekabül eden Türkmenleri neden ziyaret etmemiştir? Bu da burada kalsın. Bu ziyaretin&#160;ilk mesajı&#160;Papa&#8217;nın tüm Hristiyanların hamisi olduğudur. İkincisi,&#160;Tanca&#8217;dan Cakarta&#8217;ya kadar yaygın olan Sünni dünyaya &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Irak&#8217;tan bahseden hemen herkesin <strong>%60&#8217;ı Şii diye</strong> söze başlamasından girelim konuya. Gerçekten öyle midir? 38 milyon nüfuslu Irak&#8217;ın 23 milyonu Şii midir?</p>



<p>Şunu hemen belirtelim ki Irak devleti kurulduğundan bu yana yapılan sayımlarda mezhep sorusu hiç olmamıştır. Dolayısıyla çoğunluğun Şii olduğu söylemi&nbsp;<strong>bir propagandadan</strong>&nbsp;ibarettir.</p>



<p>Bunun temelinde&nbsp;<strong>5 milyon</strong>&nbsp;nüfuslu Irak Kürdistan Bölge Yönetiminin(IKBY)dışarda tutulması yatar. Oysa&nbsp;<strong>IKYB Irak&#8217;ın bir parçasıdır</strong>&nbsp;ve nüfusunu genel nüfusa eklediğiniz zaman&nbsp;<strong>Sünni nüfus çoğunluğu teşkil eder</strong>.<br><br></p>



<p>IKYB&#8217;nin bağımsızlık hevesinin en etkili sonuçlarından biri de&nbsp;<strong>Irak&#8217;ı İran eksenindeki Şiilere teslim etmektir.</strong></p>



<p>Ayrıca Sünnilerin Şiilerden daha fazla olduğunu Şii&nbsp;<strong>Planlama bakanı Dr. Mehdi el Hafız</strong>, Sünni Vakfı başkanı Dr<strong>. Adnan Düleymi&#8217;ye</strong>&nbsp;2003 yılı hac kotası belirlenirken bizzat itiraf etmiştir.</p>



<p>Şimdi bu bir kenarda dursun.</p>



<p>Katolik dünyasının dini lideri&nbsp;<strong>Papa&nbsp;Franciscus</strong>&nbsp;4 gün süren bir Irak gezisi yaptı.</p>



<p>Papa&#8217;nın ziyareti tek kelimeyle&nbsp;<strong>dini kılıflı bir siyasi ziyaretti</strong>! Kınamak için siyasidir demiyorum; Papa aynı zamanda devlet başkanı olduğu için siyasi misyonunu söylüyorum.</p>



<p>Hele&nbsp;<strong>Şii lider Sistani</strong>&nbsp;ile ziyaretinin bu kadar öne çıkarılması siyaseten daha da anlamlıdır.</p>



<p>Katolik dünyanın dini lideri İslam dünyasının yüzde 10&#8217;nuna tekabül eden Şii&#8217;lerin sadece Irak ayağındaki liderini ziyaret ediyor olması anlamlı değil midir?</p>



<p>Ve mesela nüfusun onda birine tekabül eden Türkmenleri neden ziyaret etmemiştir?</p>



<p>Bu da burada kalsın.</p>



<p>Bu ziyaretin&nbsp;<strong>ilk mesajı</strong>&nbsp;Papa&#8217;nın tüm Hristiyanların hamisi olduğudur.</p>



<p><strong>İkincisi,</strong>&nbsp;Tanca&#8217;dan Cakarta&#8217;ya kadar yaygın olan Sünni dünyaya karşı&nbsp;<strong>Hristiyan-Şii dayanışmasının öne çıkarılmasıdır.&nbsp;</strong>Ziyaret boyunca Papa ziyaret bir yana Sünnilerin maruz kaldığı ihlallerin hiç birine temas bile etmemiştir!</p>



<p><strong>Üçüncüsü</strong>, Sünni yoğunluklu Musul&#8217;da ki Hristiyan azınlığın&nbsp;<strong>Haşdi Şa&#8217;bi</strong>&nbsp;silahlı güçleri tarafından korunmasını sağlamaktır.</p>



<p><strong>Türkiye&#8217;yi tehdit</strong>&nbsp;edip duran Haşdi Şa&#8217;bi&#8217;nin Hristiyan kolu olan&nbsp;<strong>İncil Tugayları&#8217;nın</strong>&nbsp;komutanı&nbsp;<strong>Reyyan Salim el-Keldani&#8217;ye</strong>&nbsp;Papanın kendi tesbihini vermesi de çok şey anlatmaktadır!</p>



<p><strong>Dördüncüsü,</strong>&nbsp;tarihi&nbsp;<strong>Ur</strong>&nbsp;şehrini ziyaret edip&nbsp;<strong>İbrahimi dinlere</strong>&nbsp;gönderme yapılmasıdır. Bu tablo&nbsp;<strong>Hristiyan-Yahudi koalisyonunun&nbsp;</strong>bir başka boyutudur.</p>



<p><strong>İbrahimi</strong>&nbsp;dinler kılıfı altında emperyalizmin dünyanın dört bir tarafında Müslümanlara karşı yürüttüğü (Türkiye&#8217;de FETÖ&#8217;nün üstlendiği)&nbsp;<strong>Ilımlı İslam</strong>&nbsp;senaryosu ziyaretin bir diğer boyutudur.</p>



<p><strong>Ur şehri</strong>&nbsp;meselesi sanılanın da ötesinde mesajlar içermektedir. Çünkü Ur şehrinin takdis edilmesi hatta&nbsp;<strong>hacc için Kudüs yerine Ur şehrine gidilmesi kimileri tarafından seslendirilmeye başlamıştır.</strong>&nbsp;Yahudilerin Hrıstiyanlarla fikir birliği ettiği bu hususa Irak Şii otoritelerinin de sıcak baktığı gelen haberler arasındadır!</p>



<p><strong>Beşincisi,</strong>&nbsp;<strong>Farisi Kum</strong>&nbsp;eksenli Şiiliğe karşı, Necef eksenli&nbsp;<strong>Arap Şiiliğini öne çıkarmaktır.</strong></p>



<p>Bu bağlamda Türkiye&#8217;den Irak&#8217;tan Suriye&#8217;den ve İrandan kopartılacak birer parça ile büyük Kürdistan devleti kurmanın aslında Kürtlerin menfaatini düşünen bir fikir olmayıp<strong>&nbsp;Haçlı Siyonist ortaklığının bir projesi (İsrail&#8217;in güvenliği) olduğunu&nbsp;</strong>da burada hatırlatmak gerekir.</p>



<p>Türkiye&nbsp;<strong>Zeytin Dalı, Fırat kalkanı ve Barış Pınarı</strong>&nbsp;operasyonlarıyla bu senaryoyu şimdilik boşa çıkarmıştır ama emperyalizm durmuş değil. Papanın ziyaretine bir de bu pencereden bakmakta fayda var.</p>



<p>Papa bu anlamlı ziyaretiyle bölgedeki Türkiye nüfuzunu kırmayı da hedefliyor diyebiliriz!</p>



<p>Sahi bu papalık milyonun üstünde Iraklı katledilirken neredeydi?</p>



<p>İnsanların kardeşliği&nbsp;<strong>Türkiye&#8217;nin bölgedeki oyunu bozduğunda</strong>&nbsp;mı, üstelik de korona salgınında mı aklına geldi?</p>



<p>Ayrıca Papa&nbsp;<strong>IKBY&#8217;</strong>yi ziyaretinde birçok mektup almış bu mektuplardan biri de PKK liderinden gitmiş,&nbsp;<strong>Türkiye&#8217;yi şikayet ediyormuş!</strong> Bence o mektubu&nbsp;<strong>CİMER&#8217;</strong>e gönderselerdi daha çabuk cevap alırlardı!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/papa-hangisini-tercih-ediyor-farisi-siiligi-mi-arabi-siiligi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahhh, Güzel Bağdat: Irak</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ahhh-guzel-bagdat-irak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ahhh-guzel-bagdat-irak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Hakan ÇAKICI]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2020 07:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Bağdat]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14530</guid>

					<description><![CDATA[Egemenler sıradaki ülkenin hangisi olduğunu tartışıyorlardı.Şok Doktrinin babası Thomas Friedman Arap dünyasının tamamen feth edilemeyeceğinin bunun yerine bir dizi demokratik/neo-liberal dalga başlatacak bir tsunamiye ihtiyaç olduğunu söylüyordu. Yapay tsunami için adaylar İran, Irak, Mısır ve Suriye idi. İran ve Mısır fazla zahmetli bulundu, Suriye ise fazla fakir. Irak hem savaşla yıpranmış hem BM yaptırımları ile ekonomisi çökertilmiş, hem de lideri yıpranmış bir ülkeydi. Üstelik çoook zengin petrol kuyuları vardı. Irak&#8217;a verilecek ders, Sınırlarını Chicago Boys&#8217;a açmayan diğer Arap devletlerince de alınacaktı. Saddam, ABD&#8217;nin güvenliğine bir tehdit oluşturmuyordu. Ama ABD&#8217;li şirketler için bir tehditti. Çünkü ABD&#8217;li ve İngiliz firmaları bırakıp bir Rus Petrol devi ile anlaşmalar imzalamıştı. Bir tek günde 380&#8217;den fazla füze, uçaklardan bırakılan 30.000 den fazla bomba ve 20 bin hassas güdümlü füze Bağdat&#8217;ı dövdükçe dövdü. ŞOK ve DEHŞET ile toplumun iradesi, teslim alınmaya çalışılıyordu. Chicago Boys’un Irak&#8217;ın eğitim politikasını kendisine emanet ettiği John Agresto, okulların yağmaladığı haberini aldığında, olayı, &#8220;Bu Irak&#8217;ın eğitim sisteminin sıfırdan başlanarak yenilenmesi için fırsattır&#8221; diye değerlendiriyordu. Halbuki Agresto&#8217;nun beğenmediği o sistemle Irak, okur yazar oranını %89&#8217;a çıkarmıştı. Oysa Agresto&#8217;nun geldiği New Mexico&#8217;da nüfusun %46&#8217;sı işlevsel olarak cahildi ve %20&#8217;si bir fatura üzerindeki rakamları toplayabilmek için gerekli aritmetik bilgisine sahip değildi. Şok Doktrinin babası Thomas &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Egemenler sıradaki ülkenin hangisi olduğunu tartışıyorlardı.<br>Şok Doktrinin babası Thomas Friedman Arap dünyasının tamamen feth edilemeyeceğinin bunun yerine bir dizi demokratik/neo-liberal dalga başlatacak bir tsunamiye ihtiyaç olduğunu söylüyordu.</p>



<p>Yapay tsunami için adaylar İran, Irak, Mısır ve Suriye idi. İran ve Mısır fazla zahmetli bulundu, Suriye ise fazla fakir. Irak hem savaşla yıpranmış hem BM yaptırımları ile ekonomisi çökertilmiş, hem de lideri yıpranmış bir ülkeydi. Üstelik çoook zengin petrol kuyuları vardı. Irak&#8217;a verilecek ders, Sınırlarını Chicago Boys&#8217;a açmayan diğer Arap devletlerince de alınacaktı.</p>



<p>Saddam, ABD&#8217;nin güvenliğine bir tehdit oluşturmuyordu. Ama ABD&#8217;li şirketler için bir tehditti. Çünkü ABD&#8217;li ve İngiliz firmaları bırakıp bir Rus Petrol devi ile anlaşmalar imzalamıştı.</p>



<p>Bir tek günde 380&#8217;den fazla füze, uçaklardan bırakılan 30.000 den fazla bomba ve 20 bin hassas güdümlü füze Bağdat&#8217;ı dövdükçe dövdü. ŞOK ve DEHŞET ile toplumun iradesi, teslim alınmaya çalışılıyordu.</p>



<p>Chicago Boys’un Irak&#8217;ın eğitim politikasını kendisine emanet ettiği John Agresto, okulların yağmaladığı haberini aldığında, olayı, &#8220;<em>Bu Irak&#8217;ın e</em><em>ğ</em><em>itim sisteminin s</em><em>ı</em><em>f</em><em>ı</em><em>rdan ba</em><em>ş</em><em>lanarak yenilenmesi i</em><em>ç</em><em>in f</em><em>ı</em><em>rsatt</em><em>ı</em><em>r</em>&#8221; diye değerlendiriyordu. Halbuki Agresto&#8217;nun beğenmediği o sistemle Irak, okur yazar oranını %89&#8217;a çıkarmıştı. Oysa Agresto&#8217;nun geldiği New Mexico&#8217;da nüfusun %46&#8217;sı işlevsel olarak cahildi ve %20&#8217;si bir fatura üzerindeki rakamları toplayabilmek için gerekli aritmetik bilgisine sahip değildi.</p>



<p>Şok Doktrinin babası Thomas Friedman Irak&#8217;taki uygulamalara gelen eleştirilere &#8220;<em>Biz Irak&#8217;ta bir ulus in</em><em>ş</em><em>a etmekle u</em><em>ğ</em><em>ra</em><em>ş</em><em>m</em><em>ı</em><em>yoruz, Bir ulus YARATMAKLA u</em><em>ğ</em><em>ra</em><em>ş</em><em>ı</em><em>yoruz</em>&#8221; diye cevap verdi. Ve ilk anda 500.000 Iraklı işten çıkarıldı. Irak ekonomisini ayakta tutan tamamı devlet teşekkülü 200 firma kapatıldı. Açılan hiç bir ciddi ihaleyi Iraklılar alamadı. İşsizlik oranı %65&#8217;e çıktı. İthalat ürünlerine gümrükler, yabancıya yerli ortak mecburiyeti, içeride kazanılan paranın yurt dışına çıkarılması önündeki engeller tamamen kalktı. Tam bir bırakınız yapsınlar liberalizm devreye girdi.</p>



<p>Şili&#8217;den ve Salvador&#8217;dan Pinochet döneminde eğitilmiş ölüm mangaları kiralanarak ülkeye getirildi. ABD&#8217;li askerlerin yeterince acımasız olamadıkları düşünülmüştü. Ölüm mangaları, elleri kolları kelepçeli genellikle kafaları tek kurşunla ya da elektrikli matkapla delinip yol kenarına atılmış cesetlerle imza atmayı seviyordu.</p>



<p>2005 yılında bizzat İçişleri Bakanlığının bodrumunda gizlenmiş, bazılarının kafa derileri yüzülmüş, kafalarında matkap delikleri açılmış, el ayak tırnakları sökülmüş, 173 tane canlı mahkûm bulunmuştu.</p>



<p>Amerikalıların kontrolündeki cezaevlerine 61.500 Iraklı hapsedildi. Erkeklerin başlarına ilk andan itibaren çuval geçiriliyordu. İspatlanmış işkence yöntemleri; dondurucu soğuklukta su ve elektrik ŞOK verme, Alman K9 köpeklerini saldırtmak, kaba dayak, ailesinin ya da arkadaşlarının önünde çıplak gezdirilmek, 70&#8217;e 70 cm hücrelere kapatılıp çok yüksek volümde heavy Metal müzik dinletmek gibi yöntemlerdi.</p>



<p>Tutukluların %70-90&#8217;ından fazlası &#8220;yanlışlıkla&#8221; tutuklanma gerekçesi ile serbest bırakıldı.</p>



<p>ABD işgalci birliklerinin kontrolündeki alanda sadece 1 yılda 300 den fazla Üniversite Bölüm başkanı, 2 bin hekim öldürülmüştü. 12 bin civarı hekim de öldürülmemek için ülkeden kaçmak zorunda kalmıştı. Sokaktan kaçırılan insan sayısı 20.000&#8217;in üzerindeydi.</p>



<p>Emekli ABD subayı Ralph Peters 655.000 insanın ölümü ile sonuçlanan bu operasyonun ardından 2006 yılında USA Today&#8217;de şöyle yazıyordu &#8220;<em>Iraklılara, hukukun egemen oldu</em><em>ğ</em><em>u bir </em><em>ü</em><em>lke yaratabilmeleri i</em><em>ç</em><em>in e</em><em>ş</em><em>siz bir f</em><em>ı</em><em>rsat verdik ama onlar nefreti, dinsel </em><em>ş</em><em>iddeti, etnik ba</em><em>ğ</em><em>nazl</em><em>ı</em><em>ğ</em><em>ı</em><em> ve bir yozla</em><em>ş</em><em>ma k</em><em>ü</em><em>lt</em><em>ü</em><em>r</em><em>ü</em><em>n</em><em>ü</em><em> tercih ettiler.</em>&#8220;</p>



<p>Irak Savaşında Ebu Gureyb Cezaevi&#8217;nde çekilen ve topluma yayılan korkunç, rezil ve aşağılık fotoğraflarla, korku ve dehşet hissinin Irak toplumuna yayılması ve toplumun, elektrik şoku verilmiş hayvanlar gibi kaskatı kesilmesi, planlanmıştı. Bu sayede ne petrol kuyularının, ne kar getiren şirketlerin ABD&#8217;lilerin eline geçmesine ne de ülkelerinin toprakları üstüne onlarca Amerikan üssü kurulmasına itiraz edemeyeceklerdi.</p>



<p>Eski ABD içişleri Bakanı Richard Armitage Irak&#8217;ta ters giden şeyin &#8220;<em>Koalisyonun sava</em><em>ş</em><em> s</em><em>ü</em><em>rerken fazlas</em><em>ı</em><em> ile insani bir y</em><em>ö</em><em>ntem</em>&#8221; belirlemesi olduğunu söylemişti&#8230; “<em>Almanya&#8217;da ve Japonya&#8217;da halk bitip tükenmi</em><em>ş</em><em> ve derin bir </em><em>ş</em><em>oka u</em><em>ğ</em><em>ram</em><em>ı</em><em>ş</em><em>t</em><em>ı</em><em>. Bugün ABD, Irak&#8217;ta </em><em>ş</em><em>oka u</em><em>ğ</em><em>ramam</em><em>ı</em><em>ş</em><em> ve korkuya kap</em><em>ı</em><em>lmam</em><em>ı</em><em>ş</em><em> bir IRAK halk</em><em>ı</em><em> ile kar</em><em>ş</em><em>ı</em><em> kar</em><em>ş</em><em>ı</em><em>yad</em><em>ı</em><em>r.</em>&#8221; diyordu.</p>



<p>Irakta yapılan özel bağlantıları olan özel şirketlerin, ABD&#8217;den Irak&#8217;a yatırım Fonları çıkartıp hem Irak&#8217;ın servetlerini hem ABD&#8217;den oraya yollanan yardımları çantalara doldurup ABD&#8217;ye geri taşımaya yarayan bir sistemin kurulmasıydı.</p>



<p>Frank Willis Irak&#8217;ta inşa edileni &#8220;Serbest Dolandırıcılık Bölgesi &#8220;olarak adlandırılıyordu. Yağmalanan sadece Irak&#8217;ın malları değil aynı zamanda ABD halkının vergileriydi.</p>



<p>28 Mart 2003 gecesi ABD uçakları devasa sığınak delici bombalarla telefon santralleri bombalamaya başladı. 2 Nisana kadar tüm santraller bombalandı. Bağdat&#8217;ta çalışan tek bir telefon bile kalmadı. Sonra sıra Enerji santrallerine geldi ve 4 Nisan&#8217;da Bağdat zifiri karanlığa gömüldü. Alt yapı daha sonra gelecek şirketlere “İş Fırsatı” yaratmak için yok ediliyordu. Öyle ki hava alanlarındaki uçaklar bile koltukları sökülüp tahrip ediliyorlardı.</p>



<p>İşgalden sadece 6 ay sonra Iraklılar kendilerini, içme sularını Bechtel şişelerinden, evlerinin aydınlatmasını, General Electric&#8217;in döşediği elektrik tesisatından gelen elektrikle General Elektrik lambalarından, sağlık gereksinimlerini Parsons tarafından inşa edilen hastanelerden, sokakların güvenliğini günlükleri (GÜNLÜK) 900 USD&#8217;ye gelen DynCorp&#8217;un güvenlik elemanlarından alırken buldular.</p>



<p>Parsons&#8217;a 142 sağlık kliniği inşası için 186 milyon dolar ödenmişti ancak Parsons ülkeden çekildiğinde sadece 6 bitirilmiş klinik vardı. General Elektrik, Irak&#8217;ın elektrik sistemi için aldığı 2,3 Milyar doların karşılığında 2006 yılında Bağdat’a günde sadece 2 saat elektrik verebiliyordu. Bu işgalin ilk yılından bile kötüydü.</p>



<p>Eski ABD Başkanı baba Bush&#8217;un şirketi Carleyle Group, robot sistemleri ve savunma sistemleri satışı sayesinde savaştan muazzam bir kazanç sağlamıştı. Carleyle Group&#8217;un alt firması olan USIS ise Irak&#8217;ın polis kuvvetlerinin eğitim ihalesini almıştı ve bu da çok karlı bir yatırımdı. Yönetim kurulu başkanı Bill Conway, savaşın ilk 18 ayına atıfla &#8220;<em>18 ayda para kazandık, hem de çok para kazandık</em>&#8221; diyordu.</p>



<p>ExxonMobil, Chevron, Shell ve BP petrol şirketleri ülkeye üşüşmüştü. Başında ABD eski Başkan yardımcısı Dick Cheney&#8217;nin bulunduğu Halliburton, çıkması muhtemel yangınları söndürme ihalesini alarak girdiği Irak&#8217;tan neredeyse tüm enerji ihalelerini alarak çıktı. Halliburton&#8217;un defterinde en karlı sektör daima savaştı.</p>



<p>ABD Genelkurmay Başkanlığı da yapmış olan BUSH döneminin Dış işleri bakanı James Baker, Irak Savaşı sırasında HAaliburton ve Rusya&#8217;nın en büyük petrol şirketi Gazprom&#8217;un yanı sıra Suudi Kraliyet Ailesinin de vekilliğini yapmaktaydı. Üstelik Carleyle Group&#8217;ta ana hissedar olmuştu ve bu hisseler kabaca 180 milyon dolar yapmaktaydı. Baker, ABD hükumetince Irak&#8217;ın Kuveyt&#8217;e olan borçlarını sildirmek için görevli temsilci olarak gönderilmişti. Ancak O, Irak&#8217;ın borçlarının silinMEMEsi karşılığında, ortaklığı bulunan Carleyle Group adına Kuveyt&#8217;le 1 milyar dolarlık yatırım ve arazi anlaşması yapmayı tercih etti. Ancak skandal ortaya çıkınca 1 milyar dolarlık araziden oldu.</p>



<p>Eski Dış işleri Bakanı George Shultz, Eylül 2002&#8217;de The Washington Post&#8217;ta &#8220;<em>Ş</em><em>imdi Harekete Ge</em><em>ç</em><em>me Zaman</em><em>ı</em><em>: Tehlike Yakla</em><em>ş</em><em>ı</em><em>yor. Saddam Devrilmeli&#8221;</em> diye yazmıştı. Shultz savaştan sonra &#8220;Irak&#8217;ı Özgürleştirme Komitesi&#8221;nin başına getirildi. Shultz&#8217;un CEO&#8217;su olduğu Bechtel şirketi Irak&#8217;ın yeniden inşasından kesesine 2,3 Milyar Dolar koymuştu. Danielle Brian &#8220;<em>Irak&#8217;ta hükumetin nerede bitip, Bechtel&#8217;in nerede ba</em><em>ş</em><em>lad</em><em>ı</em><em>ğ</em><em>ı</em><em> belli de</em><em>ğ</em><em>ildi</em>&#8221; diyordu. Bectel&#8217;in inşa ettiği kanalizasyonu çalışmayan okullar Irak&#8217;lıların daha 2004&#8217;te tepkisini çekmeye başlamıştı.</p>



<p>Elbette Şili&#8217;den başlayarak her yerde olan Kissinger&#8217;de oralardaydı. Coca Cola&#8217;dan Union Carbide&#8217;e, Hunt Olile&#8217;den mühendislik devi Fluor&#8217;a kadar bir sürü firmayı Irak&#8217;taki ÇOK YÜKSEK maliyetli lobici olarak temsil ediyordu. (Mesela Fluor Irak&#8217;taki en büyük inşaat yapılandırma ihalelerini alan şirketlerden biriydi.)</p>



<p>Kissinger&#8217;ın dostu ve iş ortağı Richard Perle Irak&#8217;ta Savunma Politikası Kurulu&#8217;nun başına geçmişti. Perle ve Kissinger&#8217;ın ortak şirketi Trireme Partners&#8217;ın Irak Savaşı üzerinden elde ettiği muazzam karları ortaya çıkaran Pulitzer Ödüllü gazeteci Hersh&#8217;e CNN televizyonundan verdiği cevapta Perle &#8220;<em>Bir </em><em>ş</em><em>irketin sava</em><em>ş</em><em>tan kar sa</em><em>ğ</em><em>layabilece</em><em>ğ</em><em>ine inanm</em><em>ı</em><em>yorum.. bu gazetecilik t</em><em>ü</em><em>r</em><em>ü</em><em> ter</em><em>ö</em><em>ristliktir</em>&#8221; diye cevap veriyordu. Perle, kısa süre sonra yaptığı &#8220;<em>İ</em><em>ran&#8217;</em><em>ı</em><em>n y</em><em>ö</em><em>netimi de</em><em>ğ</em><em>i</em><em>ş</em><em>tirilmeli</em>&#8221; çağrısının, bir Pentagon yetkilisinin görüşü, bir dış siyaset uzmanın tavsiyesi olarak okunmasını, asla onun silah şirketlerine ortaklığı ile ilişkisinin kurulmamasını istiyordu.</p>



<p>Senatör Byron Dorgan başından geçen yaşanmış bir klima ihalesini şöyle anlatıyordu: &#8220;Klima ihalesini alan şirket işi bir taşerona devretti, oda başka bir taşerona ve oda bir başkasına ve sonuçta dördüncü taşeron odaya bir vantilatör taktı&#8221;. Mahkemeye düşen bir çatı izolasyon işinde ihaleyi alan firmaya 21.000 dolar verilmiş, ancak 4. taşerondan sonra işi yapan işçilere sadece 2 &#8216;şer dolar yevmiye verildiği kayıtlara geçmişti.</p>



<p>Bütün bunlar olup &#8220;IRAK&#8217;a yapılan yardım paraları göz göre göre çalınırken&#8221; Iraklılara olayı seyretmekten başka çare kalmıyordu.</p>



<p>Irakta yapılan, Özel şirketlerin ÖZEl patronları vasıtasıyla ABD&#8217;den Irak&#8217;a yatırım FoNları çıkarılıp, hem Irak&#8217;ın servetlerini hem ABD&#8217;den oraya yollanan FONları çantalara doldurup geri ABD&#8217;ye taşımalarına yarayan bir sistemin kurulmasıydı.</p>



<p>Not: CIA&#8217;nin gizli deneylerinde özel sorgulama tekniklerine maruz kalan, birçok defa elektro şok verilen ve hala hayatta kalan birisin. 1950&#8217;de McGill Üniversitesi&#8217;nde senin üzerinde yapılan araştırmanın şimdi Guantanamo Körfezi ve Ebu Gureyb&#8217;deki mahkûmlara uygulandığına inanıyorum. Bu konuda fikrin nedir?</p>



<p>Bu kesin böyledir diyemem ancak şunu söyleyebilirim: &#8220;<em>Geçenlerde Irak&#8217;a gittim. İşkencenin orada oynadığı rolü anlamaya çalışıyorum. ABD&#8217;liler bize işkencenin bilgi almak için olduğunu söylediler. Ancak sanırım, bunun ötesinde bir şeyler var; yeni bir ülke inşa etmekle, insanların zihinlerini silip, onları yeniden yaratmakla ilgili olabilir.</em>&#8221; </p>



<p>Devam Edecek…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ahhh-guzel-bagdat-irak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağdat, İran’ın Başkenti mi Olacak?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bagdat-iranin-baskenti-mi-olacak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bagdat-iranin-baskenti-mi-olacak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jan 2020 10:26:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13398</guid>

					<description><![CDATA[Her cinayet önceden belirlenen hedeflere ulaşamayabilir. Bazı cinayetlerin istenmeyen sonuçları da olabilir. Bir şey yaparsınız… Bir amacınız vardır… Neticede o amaca ulaşırsınız ya da ulaşamazsınız Bu arada hesaba hiç katmadığınız başka şeyler zuhur eder. Şaşırırsınız, bunu hiç hesaba katmamıştık diyerek hayretinizi ifade edersiniz. Ayniyle vaki oldu. Büyük Zalim, bu infazı gerçekleştirmeye karar verdiğinde hedefindeki kişinin ölüsünün teşeyyü mahfillerini diriltmesinin ihtimal dâhilinde olduğunu tasavvur etmiş miydi? Hiç zannetmiyorum. *** Süleymani’nin katli Türkiye’deki Müteşeyyi fırkasını yeniden canlandırarak hareketlendirdi. İslam ülkelerinin diğer beldelerinde de benzer gelişmeler vuku buldu. “Böylece Biz, yaptıklarından dolayı zalimleri birbirine musallat ederiz.” (Enam129) ayeti celilesi dahi İslam dünyasındaki İran lobisine engel olamadı. Öyle savunma argümanları geliştirdiler ki akıllara ziyan. Meğer bir zalim bir başka zalimi bertaraf etti diyenler en hafifinden 6. Filo İslamcılarıymış ta biz bilmiyormuşuz. Daha başka bilmediklerimiz de varmış. Mesela: Kuzey Irak’ta Barzanilerin kurmayı istedikleri bağımsız Kürt Devleti’ni Süleymani engellemiş. Özellikle Kerkük’teki Türkmenleri Kürtlerin katliamlarından o korumuş. Mesela: 15 Temmuz’da Başkan Erdoğan’ın uçağını Marmaris’ten İstanbul’a Kasım Süleymani getirtmiş ve ona uçakta iken halkın dini hissiyatı galeyana gelsin diye minarelerden Sala okutulmasını da o teklif etmiş… Daha neler neler… Görünen o ki bizimkiler fena halde “Acem Palavraları” etkisinde kalmışlar *** İran’ın bütün dış operasyonlarından sorumlu Kasım Süleymani’nin en &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her cinayet önceden belirlenen hedeflere ulaşamayabilir.</p>
<p>Bazı cinayetlerin istenmeyen sonuçları da olabilir.</p>
<p>Bir şey yaparsınız…</p>
<p>Bir amacınız vardır…</p>
<p>Neticede o amaca ulaşırsınız ya da ulaşamazsınız</p>
<p>Bu arada hesaba hiç katmadığınız başka şeyler zuhur eder.</p>
<p>Şaşırırsınız, bunu hiç hesaba katmamıştık diyerek hayretinizi ifade edersiniz.</p>
<p>Ayniyle vaki oldu.</p>
<p>Büyük Zalim, bu infazı gerçekleştirmeye karar verdiğinde hedefindeki kişinin ölüsünün teşeyyü mahfillerini diriltmesinin ihtimal dâhilinde olduğunu tasavvur etmiş miydi?</p>
<p>Hiç zannetmiyorum.</p>
<p>***</p>
<p>Süleymani’nin katli Türkiye’deki Müteşeyyi fırkasını yeniden canlandırarak hareketlendirdi.</p>
<p>İslam ülkelerinin diğer beldelerinde de benzer gelişmeler vuku buldu.</p>
<p>“Böylece Biz, yaptıklarından dolayı zalimleri birbirine musallat ederiz.” (Enam129) ayeti celilesi dahi İslam dünyasındaki İran lobisine engel olamadı.</p>
<p>Öyle savunma argümanları geliştirdiler ki akıllara ziyan.</p>
<p>Meğer bir zalim bir başka zalimi bertaraf etti diyenler en hafifinden 6. Filo İslamcılarıymış ta biz bilmiyormuşuz.</p>
<p>Daha başka bilmediklerimiz de varmış.</p>
<p>Mesela: Kuzey Irak’ta Barzanilerin kurmayı istedikleri bağımsız Kürt Devleti’ni Süleymani engellemiş.</p>
<p>Özellikle Kerkük’teki Türkmenleri Kürtlerin katliamlarından o korumuş.</p>
<p>Mesela: 15 Temmuz’da Başkan Erdoğan’ın uçağını Marmaris’ten İstanbul’a Kasım Süleymani getirtmiş ve ona uçakta iken halkın dini hissiyatı galeyana gelsin diye minarelerden Sala okutulmasını da o teklif etmiş…</p>
<p>Daha neler neler…</p>
<p>Görünen o ki bizimkiler fena halde “Acem Palavraları” etkisinde kalmışlar</p>
<p>***</p>
<p>İran’ın bütün dış operasyonlarından sorumlu Kasım Süleymani’nin en büyük zalimin emriyle bir saldırı sonucu öldürülmesi sevmeyenlerden ziyade onu yüceltenlere yaramış görünüyor.</p>
<p>Başka hangi faaliyet müteşeyyi kitleleri böyle canlandırabilirdi ki?</p>
<p>Mesela: İran, Suriye’de zalim Esed rejimini desteklemekten vaz geçtik. Tüm güçlerimizi çekiyoruz ve ümmetten özür diliyoruz diye bir resmi açıklama yapsa acaba Süleymani’nin katli kadar İran’a taraftar sağlayabilir miydi?</p>
<p>İhtimal vermiyorum.</p>
<p>***</p>
<p>İran Lobisi’nin suikast sonrasında daha önce görülmediği kadar müteyakkız olmasının hedefi ne, diye bir soru da akla gelmiyor değil.</p>
<p>Gözlemciler, stretejistler ve uzmanların analizlerine göre önümüzdeki günlerde Irak toprakları bir ABD-İran kapışmasına sahne olacak.</p>
<p>Yine onların öngörülerine göre bölgenin en güçlü devletini yanına çekebilen bu savaşın kazanan tarafı olacak.</p>
<p>İran Lobisi’nin koşuşturmasını bir de bu açıdan değerlendirmek gerek.</p>
<p>Unutmadan ilave edelim ki İran’da Türkiye’ye yapılan saldırı aslında İran’a yapılmıştır deyu maval okuyan eblehler elbette yok.</p>
<p>Bu yüzden İran yıkılırsa Türkiye ayakta kalamaz lakırtısı boş bir sözden ibarettir.</p>
<p>***</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kendi ifadesine göre daha önceki ABD başkanlarının yapmadığı infaz emrini veren Trump, bilerek ya da bilmeyerek İran’ın önünü açmıştır.</p>
<p>ABD, İran sayesinde Afganistan’ı işgal edebilmiştir.</p>
<p>Buna karşılık Saddam’ı deviremeyen İran, ABD’nin Saddam rejimini yıkmasından sonra Irak’a yerleşmiştir.</p>
<p>Süleymani’nin suikastına takaddüm eden günlerde Iraklı Şiiler ülkelerindeki İran nüfuzuna karşı ayaklanmışlardı.</p>
<p>Gösterilerin seyri Irak’taki uydu rejimin yıkılıp yerine bağımsız bir Irak Cumhuriyeti kurulması yönündeydi.</p>
<p>Başbakan Abdülmehdi istifa etmiş, cumhurbaşkanı Salihi ise zor durumdaydı.</p>
<p>Durum bu aşamada iken bu cinayetle Irak’ın bağımsızlığını isteyen İran aleyhtarı gösteriler bir anda unutuldu.</p>
<p>Şimdi Süleymani’nin katlinden İran’ın istifade etmediği söylenebilir mi?</p>
<p>Naçizane daha iddialı bir öngörüm var:</p>
<p>Kasım Süleymani’nin katli Bağdat’ın İran’ın başkenti olmasının yolunu açmıştır.</p>
<p>Adil Gülmez</p>
<p>@umradil</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bagdat-iranin-baskenti-mi-olacak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eylül Sıcak Geçecek</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/eylul-sicak-gececek/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/eylul-sicak-gececek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 07:29:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12377</guid>

					<description><![CDATA[Öncelikle bir noktanın altını çizelim: ABD, güvenilir bir müttefik değil. Defalarca test ettik ve kabullendik artık durumu. Nitekim Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar,dün açık açık söyledi. “Münbiç ve Rakka’da verilen sözlerle alakalı tecrübelerimiz var. Hiçbirini unutmadık”dedi. Sadece onlar değil ki! Çekiç-Güç’ün neden kurulduğunu ve “Irak’ın toprak bütünlüğü” vurgusunun ardından, ABD’nin Kuzeyde Bölgesel Yönetimi nasıl oluşturduğunu da unutmamak gerekir! Şimdi de sözde Suriye’de onlarla birlikte Güvenli Bölgeoluşturuyoruz. Güvenliği tehdit eden en önemli unsur ise, ABD tarafından beslenen, desteklenen PKK-YPG. ABD hem onlarla ilişkisini devam ettiriyor, hem de Güvenli Bölge oyunu oynuyor. Bir samimiyetten bahsedilebilir mi burada? Bahsedilemez elbette. ABD, sürekli yaptığı gibi oyalama ve ayak sürme politikasını devam ettiriyor. Bakan Akar, o yüzden beklentilerimizin karşılanmadığına vurgu yararak, B ve C planlarından bahsetti dün. Aslında, adına B ve C planı demek ne kadar doğru olur, bilemem. Çünkü Türkiye’nin tek bir planı var. Onu da Cumhurbaşkanı Erdoğan, defalarca açıkladı. PKK’nın uzantısı olan terör örgütü YPG’nin Fırat’ın doğusundan kazınması, Türkiye’nin olmazsa olmazı! ABD ise tam tersini yapıyor. Terör örgütüne desteği devam ediyor. Üstelik Güvenli Bölgekonusunda tam ve tatmin edici bir anlaşma sağlanmış değil. T.C. Başkanı Erdoğan, kamuoyuna da açıkladı bunu. “Yaşanan gelişmeler, bizim söylediklerimizle Amerika’nın ifade ettiği arasındaki makasın çok açık olduğuna işaret ediyor” dedi. Demek ki… Bir mutabakat var, ama Türkiye açısından yeterli olduğu söylenemez. Erdoğan, 450 kilometre uzunluk ve 30 kilometre genişliğinde bir koridordan bahsediyor. ABD bu koridoru daraltmaya çalışıp, farklı telden çalıyor. Türkiye, bölgedeki YPG varlığını büyük bir tehdit ve beka meselesi olarak görüyor. ABD ise bu terör &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle bir noktanın altını çizelim: <strong>ABD</strong>, güvenilir bir müttefik değil. Defalarca test ettik ve kabullendik artık durumu. Nitekim <strong>Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar,</strong>dün açık açık söyledi. <strong>“Münbiç ve Rakka’da verilen sözlerle alakalı tecrübelerimiz var. Hiçbirini unutmadık”</strong>dedi.</p>
<p>Sadece onlar değil ki! Çekiç-Güç’ün neden kurulduğunu ve <strong>“Irak’ın toprak bütünlüğü”</strong> vurgusunun ardından, <strong>ABD</strong>’nin <strong>Kuzeyde Bölgesel Yönetimi</strong> nasıl oluşturduğunu da unutmamak gerekir!</p>
<p>Şimdi de sözde <strong>Suriye</strong>’de onlarla birlikte <strong>Güvenli Bölge</strong>oluşturuyoruz. Güvenliği tehdit eden en önemli unsur ise, <strong>ABD </strong>tarafından beslenen, desteklenen <strong>PKK-YPG</strong>. <strong>ABD</strong> hem onlarla ilişkisini devam ettiriyor, hem de <strong>Güvenli Bölge</strong> oyunu oynuyor. Bir samimiyetten bahsedilebilir mi burada? Bahsedilemez elbette.</p>
<p><strong>ABD</strong>, sürekli yaptığı gibi oyalama ve ayak sürme politikasını devam ettiriyor. <strong>Bakan Akar</strong>, o yüzden beklentilerimizin karşılanmadığına vurgu yararak, <strong>B</strong> ve <strong>C</strong> planlarından bahsetti dün.</p>
<p>Aslında, adına <strong>B </strong>ve <strong>C </strong>planı demek ne kadar doğru olur, bilemem. Çünkü <strong>Türkiye’</strong>nin tek bir planı var. Onu da <strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong>, defalarca açıkladı. <strong>PKK</strong>’nın uzantısı olan terör örgütü <strong>YPG</strong>’nin <strong>Fırat</strong>’ın doğusundan kazınması, <strong>Türkiye</strong>’nin olmazsa olmazı!</p>
<p><strong>ABD</strong> ise tam tersini yapıyor. Terör örgütüne desteği devam ediyor. Üstelik <strong>Güvenli Bölge</strong>konusunda tam ve tatmin edici bir anlaşma sağlanmış değil. <strong>T.C. Başkanı Erdoğan</strong>, kamuoyuna da açıkladı bunu. <strong>“Yaşanan gelişmeler, bizim söylediklerimizle Amerika’nın ifade ettiği arasındaki makasın çok açık olduğuna işaret ediyor”</strong> dedi.</p>
<p>Demek ki…</p>
<p>Bir mutabakat var, ama <strong>Türkiye</strong> açısından yeterli olduğu söylenemez. <strong>Erdoğan</strong>, 450 kilometre uzunluk ve 30 kilometre genişliğinde bir koridordan bahsediyor. <strong>ABD</strong> bu koridoru daraltmaya çalışıp, farklı telden çalıyor. <strong>Türkiye</strong>, bölgedeki <strong>YPG</strong> varlığını büyük bir tehdit ve beka meselesi olarak görüyor. <strong>ABD</strong> ise bu terör örgütünü <strong>Suriye’</strong>de vazgeçilmez bir müttefik olarak kabul ediyor.</p>
<p>Bu tablo içinde sağlıklı işleyen ya da işlemesi beklenen bir mutabakattan bahsedilebilir mi?</p>
<p align="center">***</p>
<p>Peki ne olacak?</p>
<p>Ne olacağını birkaç gün önce <strong>T.C. Başkanı Erdoğan</strong> açıkladı. Hem de son derece kesin ve net bir ifadeyle!</p>
<p><strong>Erdoğan, Amerika</strong>’ya güvenimizin kalmadığını bütün dünyaya ilan etti. Bizim olmazsa olmazının, <strong>Güvenli Bölge</strong>’nin doğrudan <strong>Türk</strong> askeri tarafından kontrol edilmesi olduğunun altını çizdi. Hatta <strong>“Başka bir çözüme rıza göstermeyeceğimizi”</strong> dünyaya ilan etti.</p>
<p>Tarih bile verdi:</p>
<p><strong>Eylül</strong> sonuna doğru <strong>Amerika’</strong>da yapılacak <strong>BM Genel Kurulu</strong>’na işaret etti. Oradaki temaslardan sonuç alınmaması halinde, <strong>Milli Savunma Bakanı Akar</strong>’ın dün işaret ettiği planların devreye alınacağının altını çizdi.</p>
<p>Bu, <strong>ABD</strong>’ye rağmen <strong>Suriye</strong>’de yapılacak bir harekât demek!</p>
<p>Yeterli yığınağımız var. Askerimiz hazır. Gireceğiz ve <strong>ABD</strong>’nin müttefik olarak gördüğü, destek verdiği terör yapılanmasını söküp atacağız.</p>
<p>Eskiden olsa <strong>“ABD ne der”</strong> sorusunu tartışırdık. Şimdi ise <strong>“Acaba ne yapacak”</strong> sorusuna cevap arıyoruz!</p>
<p>Bu son fırsat! <strong>ABD</strong>, eğer <strong>Türkiye</strong>’den vazgeçmeyecekse, <strong>YGP</strong>’yi kazıyıp atmamıza seyirci kalacak. Artık, yok bunun başka bir yolu.</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/eylul-sicak-gececek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Irak Başbakanı Abdülmehdi’nin Türkiye Ziyaretinde Gündem “İran”</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/irak-basbakani-abdulmehdinin-turkiye-ziyaretinde-gundem-iran/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/irak-basbakani-abdulmehdinin-turkiye-ziyaretinde-gundem-iran/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 May 2019 09:24:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Irak İlişkileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10446</guid>

					<description><![CDATA[ABD’nin İran’a yönelik baskılarının giderek artığı bir dönemde Türkiye ve Irak, bölge siyasetinde ortak bir tutum sergilediklerini göstermek adına terörle mücadele, ülkenin yeniden imarı, ticaret ve enerji alanları başta olmak üzere birçok alanda işbirliğinin geliştirilmesi için somut adımlar atmaya başlamışlardır. Bu yılın başında Irak Cumhurbaşkanı Berham Salih’in Ankara ziyaretinde alınan kararların uygulanması için geçtiğimiz nisan ayında Bağdat’ta temaslarda bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, görüşmelerden sonra yaptığı basın toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 4. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantısı’nı gerçekleştirmek üzere yıl sonunda Irak’ı ziyaret edeceğini, Suriye Krizi’nin çözümü kapsamında Irak’ın Astana Görüşmelerine gözlemci olarak katılacağını ve ikili ticarette 20 milyar dolara ulaşmayı hedeflediklerini belirtmiş, ayrıca PKK ile mücadelede daha fazla işbirliği çağrısı yapmıştı. Bu temaslardan iki hafta sonra Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi, iki ülke arasındaki dostluk ilişkilerini pekiştirmek ve bölgede yaşanan son gelişmelere ilişkin görüş teatisinde bulunmak üzere Ankara’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirmektedir. Enerji güvenliği bakımından komşusuna bağımlı durumda olan Irak, ABD’nin İran’a uyguladığı ikincil ekonomik yaptırımlardan en fazla zarar gören ülkelerin başında gelmektedir. Petrol tedariki konusunda alternatif kaynaklara yönelmek isteyen Türkiye’nin ilk durağı ise komşusu Irak olmaktadır. Bunun yanı sıra ABD ile İran arasındaki tehlikeli gerginlik, iki ülkeyi bir araya getiren bir başka faktördür. Irak, son dönemde &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="dropcap dropcap3">A</span>BD’nin İran’a yönelik baskılarının giderek artığı bir dönemde Türkiye ve Irak, bölge siyasetinde ortak bir tutum sergilediklerini göstermek adına terörle mücadele, ülkenin yeniden imarı, ticaret ve enerji alanları başta olmak üzere birçok alanda işbirliğinin geliştirilmesi için somut adımlar atmaya başlamışlardır. Bu yılın başında Irak Cumhurbaşkanı Berham Salih’in Ankara ziyaretinde alınan kararların uygulanması için geçtiğimiz nisan ayında Bağdat’ta temaslarda bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, görüşmelerden sonra yaptığı basın toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 4. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantısı’nı gerçekleştirmek üzere yıl sonunda Irak’ı ziyaret edeceğini, Suriye Krizi’nin çözümü kapsamında Irak’ın Astana Görüşmelerine gözlemci olarak katılacağını ve ikili ticarette 20 milyar dolara ulaşmayı hedeflediklerini belirtmiş, ayrıca PKK ile mücadelede daha fazla işbirliği çağrısı yapmıştı. Bu temaslardan iki hafta sonra Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi, iki ülke arasındaki dostluk ilişkilerini pekiştirmek ve bölgede yaşanan son gelişmelere ilişkin görüş teatisinde bulunmak üzere Ankara’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirmektedir.</p>
<p>Enerji güvenliği bakımından komşusuna bağımlı durumda olan Irak, ABD’nin İran’a uyguladığı ikincil ekonomik yaptırımlardan en fazla zarar gören ülkelerin başında gelmektedir. Petrol tedariki konusunda alternatif kaynaklara yönelmek isteyen Türkiye’nin ilk durağı ise komşusu Irak olmaktadır. Bunun yanı sıra ABD ile İran arasındaki tehlikeli gerginlik, iki ülkeyi bir araya getiren bir başka faktördür. Irak, son dönemde ABD ile yaşanan gerginlik sonrası İran’ın Haşdi Şabi milisleri aracılığıyla ABD’nin diplomatik misyonlarına saldırmasından endişe etmektedir. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, 7 Mayıs’taki Irak ziyareti sırasında Irak’ın egemenliği ve refahına önem verdiklerini belirterek İran’ın artan etkisinden rahatsızlık duyduklarına dikkat çekmiştir. Ayrıca Pompeo’nun Iraklı yetkililerden, Amerikan askerlerinin ve diplomatik temsilciliklerinin güvenliğinin garanti altına alınmasını istediği belirtilmiştir. Aynı süreçte ABD, İran’dan ‘artan bir tehdit’ olduğu gerekçesiyle Ortadoğu ve Basra Körfezi’ndeki üslere uçak gemisi ve askerler göndermiş ve en son Bağdat Büyükelçiliği ve Erbil Konsolosluğu’nda görev yapan ve acil görevi olmayan tüm ABD’li diplomatların ve ABD vatandaşlarının Irak’tan ayrılmasını istemiştir.</p>
<blockquote><p>Irak’ın güvenliğini tehdit eden bu gelişmelerden sonra Bağdat hükümetinin söz konusu krizi aşmak için başta Türkiye olmak üzere yakın komşularıyla bir denge siyaseti kurmaya çalıştığı görülmektedir. Bu kapsamda Türkiye ve Irak, bölgede ABD-İran krizinin aşılmasında arabuluculuk yapabilecek en kritik ülkelerdir. Fakat İran’ın uzun yıllardır Şii gruplar vasıtasıyla kurmuş olduğu etkinlik nedeniyle Irak’ın egemenliği sorgulanmakta ve Bağdat hükümetinin “İran Ekseni”ne girdiği şeklinde yorumlar yapılmaktadır. Eski Irak Başbakanı Haydar el İbadi, İran’a nispeten mesafeli bir duruş sergilemesine rağmen Abdülmehdi hükümeti göreve gelmesinin ardından İran’ın etkisinde kalmaya başlamış ve buna yönelik en büyük tepki Necef’teki dini otorite Ayetullah Sistani’den gelmiştir. Şubat 2019 tarihinde Sistani, sadece devletin elinde silah olmasını ve dolayısıyla silahın hükümetle sınırlandırılması çağrısı yapmış, ayrıca ülkenin içişlerine karışılmadan ya da egemenliği ve bağımsızlığı ihlal edilmeden ortak çıkar temelinde tüm komşu ülkeler ve hükümetlerle dengeli ilişkiler geliştirilmesini istemiştir.[1]</p></blockquote>
<p>Sistani, daha önceleri İranlı yetkililerin ziyaret taleplerini reddetmesine rağmen geçtiğimiz nisan ayında İran Cumhurbaşkanı Ruhani ve Dışişleri Bakanı Zarif’i makamında ağırlamış ve Irak’ın egemenliğine saygı duyulması yönündeki mesajlarına muhataplarına iletmiştir. Ayetullah Sistani, İran’ın artan etkinliği nedeniyle ülkenin güvenliğinin giderek tehlike altına girdiğini görmüş ve bunun üzerine Bağdat hükümetini ve İran’ı uyarma zorunluluğu hissetmiştir. Bu uyarılarından sonrasında Bağdat hükümeti, başta İran olmak üzere komşuları olan Körfez Ülkeleri ve Türkiye ile dengeli ilişkiler geliştirmenin mecburiyetini kavramıştır. Ocak 2019 tarihinden itibaren Iraklı yetkililer, Suudi Arabistan ve Türkiye ile olan temaslarını sıklaştırmak suretiyle İran’ı dengeleme arayışlarına girmiştir. Türkiye, hem dostluk ilişkilerinin güçlü olarak hissedildiği komşu bir ülke olması hem de ABD’nin İran siyasetinde Bağdat’la aynı tutumu sergilemesi nedeniyle Irak için güvenilir bir partner olarak öne çıkmaktadır. Bağdat hükümeti denge siyasetine yönelmenin önemini kavramışken Türkiye, Iraklı muhataplarına güvenlik ve istikrarın sağlanması hususunda yanında olduklarını gösterme fırsatını yakalamıştır. Daha önceleri İran’ın telkinleriyle Türkiye’nin Irak’taki terör operasyonlarına karşı çıkan Bağdat hükümeti, asıl tehlikenin İranlı destekli Şii milislerden geleceğini açık bir şekilde görmektedir. Daha açık bir ifadeyle Irak’ın egemenliğini zedeleyen ve güvenliğini tehlikeye atan Türkiye’nin terör örgütleri PKK ve DEAŞ’a karşı yürüttüğü operasyonlar değil, ABD unsurlarına yönelik her an saldırıda bulunabilecek olan İran destekli Şii milislerdir.</p>
<p>Kısacası Irak’ın güvenliğinin sağlanması hususunda yeni bir konsepte ihtiyacın olduğu ortadır. Türkiye’nin geçtiğimiz ay İran’la PKK’ya karşı yapmış olduğu ortak operasyon, bölgede terörle mücadelede ortak bir eksen kurulabileceğini göstermiştir. Şimdi ise Irak’ın PKK’ya karşı mücadelede somut adımlar atması gerekmektedir. Bunun gerçekleşmesi halinde Türkiye, Irak ve İran arasında güvenlik merkezli yeni işbirliğinin temelleri atılabilir. PKK’ya karşı mücadele üzerinden başlayan işbirliği, yabancı güçlerin mücadelesine karşı ortak savunma güçlerinin oluşturulmasıyla farklı bir boyut kazanabilir. Söz konusu adımların gerçekleşmesi için her şeyden önce İran’ın vekil unsurlarının Irak için bir tehdit unsuru olmaktan çıkarılması gerekmektedir. Şu anda Irak, ABD ve İran’ın saldırılarına açık bir durumdadır. Bu bağlamda Abdülmehdi’nin Türkiye ziyareti sırasında tarafların vereceği dayanışma ve birlik mesajları bölgedeki gerginliğin yumuşatılması ve çatışmadan uzaklaşılması adına önemli arz etmektedir. Bölgede yeni krizlerin patlak vermesini önleme konusunda özellikle Türkiye’ye büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu bağlamda Türkiye-Irak yakınlaşması, İran Krizi’nin aşılmasında kritik rol oynayabilir.</p>
<hr />
<p>[1] “Sistani ve Irak’ın Egemenliğini Korumak”, <em>Şarkul Avsat</em>, https://aawsat.com/turkish/home/article/1589731/mustafa-fahs/sistani-ve-irak%E2%80%99%C4%B1n-egemenli%C4%9Fini-korumak, (Erişim Tarihi: 15.05.2019).</p>
<p>Cenk TAMER/ankasam.org</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/irak-basbakani-abdulmehdinin-turkiye-ziyaretinde-gundem-iran/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trump, Irak&#8217;ın Egemenliğini İhlal Etti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/trump-irakin-egemenligini-ihlal-etti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/trump-irakin-egemenligini-ihlal-etti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Dec 2018 13:31:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=6960</guid>

					<description><![CDATA[Iraklı milletvekilleri: Trump’ın ziyareti Irak’ın egemenliğinin ihlalidir. Irak’ta siyasetin önde gelen isimleri ABD Başkanı Trump’ın sürpriz Noel ziyaretini sert sözlerle eleştirdi. Milletvekilleri, ziyaretin Irak’ın egemenliğinin ihlali anlamına geldiğini söyledi. &#160; Trump, Noel gecesi Irak&#8217;taki El Esad Üssü&#8217;ne üç saatlik bir ziyaret gerçekleştirmişti Iraklı siyasetçiler ve bazı milis güçlerin liderleri ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın yaptığı sürpriz ziyareti &#8220;Irak&#8217;ın egemenliğinin ihlali&#8221; olarak niteleyerek kınadı. Irak parlamentosunda Şii lider Mukteda es Sadr&#8217;ın partisinin de içinde yer aldığı Sayrun Lil Islah (Reforma Yürüyüş) bloğunun önde gelen isimlerinden Sabah es Saadi, meclisi &#8220;Irak&#8217;ın egemenliğinin bu küstahça ihlalini görüşmek ve sınırlarını bilmesi gereken Trump&#8217;ın agresif eylemlerini ele almak üzere&#8221; olağanüstü toplantıya çağırdı. Saadi, çağrısında &#8220;Irak&#8217;taki ABD işgali sona ermiştir&#8221; ifadelerini kullandı. Parlamentoda Reforma Yürüyüş&#8217;ün rakibi konumundaki Bedir Güçleri&#8217;nin lideri Hadi el Emiri de Trump&#8217;ın Irak ziyaretine karşı olduklarını açıkladı. Tahran&#8217;a yakınlığıyla bilinen El Emiri yaptığı açıklamada, &#8220;Trump&#8217;ın ziyareti diplomatik normların açık bir ihlalilidir ve Irak hükümetiyle ilişkilerinde takındığı küçümseyici ve düşmanca tavrı ortaya koymaktadır&#8221; diye konuştu. El Emiri, söz konusu ziyaretin &#8220;ABD&#8217;nin Irak&#8217;taki varlığına ve asıl hedeflerine ve bu hedeflerin Irak&#8217;ın güvenliği açısından ne anlama geldiğine ilişkin&#8221; birçok soru işareti oluşturduğunu söyledi. Bedir Güçleri bloğundan siyasete atılan eski askeri lider Falih Hazali de ABD&#8217;yi Irak&#8217;taki varlığını &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Iraklı milletvekilleri: Trump’ın ziyareti Irak’ın egemenliğinin ihlalidir. Irak’ta siyasetin önde gelen isimleri ABD Başkanı Trump’ın sürpriz Noel ziyaretini sert sözlerle eleştirdi. Milletvekilleri, ziyaretin Irak’ın egemenliğinin ihlali anlamına geldiğini söyledi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Trump, Noel gecesi Irak&#8217;taki El Esad Üssü&#8217;ne üç saatlik bir ziyaret gerçekleştirmişti</p>
<p>Iraklı siyasetçiler ve bazı milis güçlerin liderleri ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın yaptığı sürpriz ziyareti &#8220;Irak&#8217;ın egemenliğinin ihlali&#8221; olarak niteleyerek kınadı.</p>
<p>Irak parlamentosunda Şii lider Mukteda es Sadr&#8217;ın partisinin de içinde yer aldığı Sayrun Lil Islah (Reforma Yürüyüş) bloğunun önde gelen isimlerinden Sabah es Saadi, meclisi &#8220;Irak&#8217;ın egemenliğinin bu küstahça ihlalini görüşmek ve sınırlarını bilmesi gereken Trump&#8217;ın agresif eylemlerini ele almak üzere&#8221; olağanüstü toplantıya çağırdı. Saadi, çağrısında &#8220;Irak&#8217;taki ABD işgali sona ermiştir&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Parlamentoda Reforma Yürüyüş&#8217;ün rakibi konumundaki Bedir Güçleri&#8217;nin lideri Hadi el Emiri de Trump&#8217;ın Irak ziyaretine karşı olduklarını açıkladı. Tahran&#8217;a yakınlığıyla bilinen El Emiri yaptığı açıklamada, &#8220;Trump&#8217;ın ziyareti diplomatik normların açık bir ihlalilidir ve Irak hükümetiyle ilişkilerinde takındığı küçümseyici ve düşmanca tavrı ortaya koymaktadır&#8221; diye konuştu. El Emiri, söz konusu ziyaretin &#8220;ABD&#8217;nin Irak&#8217;taki varlığına ve asıl hedeflerine ve bu hedeflerin Irak&#8217;ın güvenliği açısından ne anlama geldiğine ilişkin&#8221; birçok soru işareti oluşturduğunu söyledi.</p>
<p>Bedir Güçleri bloğundan siyasete atılan eski askeri lider Falih Hazali de ABD&#8217;yi Irak&#8217;taki varlığını artırmaya çalışmakla suçladı. &#8220;Amerikan yönetimi, Irak&#8217;ta yenilmiştir ve şu anda bahanelerle (buraya) geri dönmek istemektedir. Bu bizim asla müsaade etmeyeceğimiz bir durum&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Aralarında Haşdi Şabi&#8217;nin de bulunduğu İran destekli Şii milis güçler de Trump&#8217;ın ziyaretine tepki gösterdi. Ashabı Ehlül Hak adlı Şii milis grubunun lideri Kays El Hazali de, Twitter üzerinden ABD&#8217;yi hedef alan şu ifadeleri paylaştı: &#8220;Iraklılar parlamento kararıyla askeri güçlerinizi buradan çıkartarak cevap verecektir. Ve eğer çıkmazlarsa birliklerinizin aşina olduğu üzere onları başka yöntemlerle çıkartmak için gereken tecrübe ve yetiye de sahibiz.&#8221;</p>
<p><strong>Trump – Mehdi görüşmesinde yer anlaşmazlığı</strong></p>
<p>Irak Başbakanlığı basın ofisinden yapılan açıklamada, ABD&#8217;li makamların Trump&#8217;ın ziyaretine ilişkin Bağdat&#8217;ı önceden bilgilendirdiği belirtildi. Açıklamada, koordinasyonunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle Trump ile Irak Başbakanı Adil Abdül Mehdi&#8217;nin telefonda görüştüğü ifade edildi.</p>
<p>Iraklı milletvekilleri, Trump ile  Mehdi arasında planlanan görüşmenin buluşma yeri konusundaki anlaşmazlık nedeniyle iptal edildiğini belirtti. Milletvekilleri Trump&#8217;ın görüşmeyi ziyaret ettiği El Esad Hava Üssü&#8217;nde gerçekleştirmek istediğini, Mehdi&#8217;nin ise bu talebi reddettiğini açıkladı.</p>
<p>ABD Başkanı Trump, Noel gecesi Irak&#8217;taki El Esad Üssü&#8217;ndeki Amerikan askerlerine eşi Melania Trump ve Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ile birlikte sürpriz bir ziyaret gerçekleştirmişti. Burada yaptığı açıklamada, Irak&#8217;taki askerlerini çekmek gibi bir niyetinin olmadığını söyleyen Trump, &#8220;Aslına bakılırsa Suriye&#8217;de bir şey yapmamız gerekirse burasını üs olarak kullanabiliriz&#8221; diye konuşmuştu.</p>
<p><strong>Deutsche Welle Türkçe</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/trump-irakin-egemenligini-ihlal-etti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dışişleri Bakanlığı&#8217;ndan Irak&#8217;a Sert Yanıt!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/disisleri-bakanligindan-iraka-sert-yanit/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/disisleri-bakanligindan-iraka-sert-yanit/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Dec 2018 08:17:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[DışişleriBakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=6226</guid>

					<description><![CDATA[Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy; &#8220;PKK terör örgütü, uzun yıllardır konuşlandığı Irak topraklarını ülkemize saldırılar amacıyla üs olarak kullanmaktadır. Bu saldırılar sonucunda onbinlerce vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.&#8221; açıklamasında bulundu. Aksoy&#8217;un açıklamasının ardından Dışişleri Bakanlığı&#8217;ndan da Terör örgütleri Irak&#8217;ta yuvalandıkları müddetçe operasyonlara devam edilecek&#8221; açıklaması geldi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, Bağdat Büyükelçisi Fatih Yıldız&#8217;ın Irak Dışişleri Bakanlığı&#8217;na çağırılmasıyla ilgili şu açıklamayı yaptı. &#8220;PKK terör örgütü, uzun yıllardır konuşlandığı Irak topraklarını ülkemize saldırılar amacıyla üs olarak kullanmaktadır. Bu saldırılar sonucunda onbinlerce vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. PKK terör örgütünün Irak ve Suriye topraklarındaki faaliyetleri Türkiye için bir ulusal güvenlik meselesi haline gelmiştir. &#8220;IRAK&#8217;A ÜZERİNE DÜŞEN SORUMLULUĞU YERİNE GETİRMESİ GEREKTİĞİ BİR ÇOK KEZ HATIRLATILMIŞTIR&#8221; Irak hükümetine PKK terör örgütünün faaliyetlerinin engellenmesi konusunda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerektiği bugüne kadar birçok kez hatırlatılmıştır. Nitekim, Irak Anayasasının 7. maddesi, Irak Hükümetini Irak topraklarının komşu ülkelere saldırılar için üs olarak kullanılmasını engellemekle yükümlü kılmaktadır. İyi komşuluk ilişkilerinin ve terörizmin her türlüsüne karşı uluslararası işbirliğinin genel ilkeleri çerçevesinde, Türkiye terörle mücadelede sorumluluklarını yerine getirmektedir. Bu anlayışla Irak&#8217;a terör örgütleriyle mücadelesinde her türlü destek verilmektedir. Irak&#8217;tan da aynı anlayış ve somut işbirliği beklenmektedir. &#8220;TSK MEŞRU MÜDAFAA HAKKINA GÖRE KARŞILIK VERMEKTEDİR&#8221; Irak makamlarının terörle mücadelede gerekeni yapmadığı durumlarda, Silahlı Kuvvetlerimiz &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy; &#8220;PKK terör örgütü, uzun yıllardır konuşlandığı Irak topraklarını ülkemize saldırılar amacıyla üs olarak kullanmaktadır. Bu saldırılar sonucunda onbinlerce vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.&#8221; açıklamasında bulundu. Aksoy&#8217;un açıklamasının ardından Dışişleri Bakanlığı&#8217;ndan da Terör örgütleri Irak&#8217;ta yuvalandıkları müddetçe operasyonlara devam edilecek&#8221; açıklaması geldi.</p>
<p>Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, Bağdat Büyükelçisi Fatih Yıldız&#8217;ın Irak Dışişleri Bakanlığı&#8217;na çağırılmasıyla ilgili şu açıklamayı yaptı.</p>
<p>&#8220;PKK terör örgütü, uzun yıllardır konuşlandığı Irak topraklarını ülkemize saldırılar amacıyla üs olarak kullanmaktadır. Bu saldırılar sonucunda onbinlerce vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. PKK terör örgütünün Irak ve Suriye topraklarındaki faaliyetleri Türkiye için bir ulusal güvenlik meselesi haline gelmiştir.</p>
<p><strong>&#8220;IRAK&#8217;A ÜZERİNE DÜŞEN SORUMLULUĞU YERİNE GETİRMESİ GEREKTİĞİ BİR ÇOK KEZ HATIRLATILMIŞTIR&#8221;</strong></p>
<p>Irak hükümetine PKK terör örgütünün faaliyetlerinin engellenmesi konusunda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerektiği bugüne kadar birçok kez hatırlatılmıştır.</p>
<p>Nitekim, Irak Anayasasının 7. maddesi, Irak Hükümetini Irak topraklarının komşu ülkelere saldırılar için üs olarak kullanılmasını engellemekle yükümlü kılmaktadır.</p>
<p>İyi komşuluk ilişkilerinin ve terörizmin her türlüsüne karşı uluslararası işbirliğinin genel ilkeleri çerçevesinde, Türkiye terörle mücadelede sorumluluklarını yerine getirmektedir. Bu anlayışla Irak&#8217;a terör örgütleriyle mücadelesinde her türlü destek verilmektedir. Irak&#8217;tan da aynı anlayış ve somut işbirliği beklenmektedir.</p>
<p>&#8220;TSK MEŞRU MÜDAFAA HAKKINA GÖRE KARŞILIK VERMEKTEDİR&#8221;</p>
<p>Irak makamlarının terörle mücadelede gerekeni yapmadığı durumlarda, Silahlı Kuvvetlerimiz PKK terör örgütünün Irak topraklarından ülkemize yönelen saldırılarına BM Şartı&#8217;nın 51. maddesinden kaynaklanan meşru müdafaa hakkımıza dayanarak karşılık vermektedir.</p>
<p>www.sabah.com.tr</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/disisleri-bakanligindan-iraka-sert-yanit/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye &#8211; Irak İlişkileri ve Geleceği</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiye-irak-iliskileri-ve-gelecegi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turkiye-irak-iliskileri-ve-gelecegi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bilgay Duman]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Aug 2018 22:05:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Irak İlişkileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2622</guid>

					<description><![CDATA[Ankara ve Erbil arasında iç içe geçmiş ilişkiler mevcuttur. Nitekim IKBY Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yemin törenine davet edilmesi ve katılması, Ankara-Erbil ilişkilerinin normalleşmesindeki önemli adımlardan biri olmuştur. Irak’ta 12 Mayıs 2018 tarihinde yapılan seçimlerin ardından hükümet kurma çalışmaları da başlamıştır. Bu süreçte seçimlerden üçüncü olarak çıkan ve başbakanlık için tekrar adı geçen İbadi’nin, Türkiye ziyareti ile Türkiye’den destek beklediğini söylemek yanlış olmayacaktır. ABD’nin Irak’a müdahalesi öncesi, sırası ve sonrasında yaşanan gelişmeler, Irak’ı, Türkiye’nin en önemli dış politika sorunlarından biri haline dönüştürmüştür. Zira Türkiye’nin sınır komşusu olan Irak’ta, ABD’nin müdahalesi ile birlikte köklü bir değişim yaşandı. ABD’nin müdahalesinin akabinde devrilen Saddam Hüseyin rejiminin ardından Irak’ta oluşan yeni sisteme, Türkiye’nin yaklaşımı ve belirlediği pozisyon, bölgesel algılamalar, ikili ilişkiler ve Irak iç siyasetinin etkisiyle şekillenmiştir. Bu noktada Türkiye’nin, Irak’ın coğrafi, jeopolitik ve jeo-ekonomik (enerji) bakış açısıyla bölgesel, özellikle komşuluk ilişkileri ve terör örgütü PKK’nın Irak’tan, Türkiye’ye yönelik eylemlerinin engellenmesi nedeniyle ikili, Kerkük sorunu, Türkmenlere yönelik haksızlıklar, federal yapının ortaya çıkmasıyla birlikte Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) fiili otonomiden resmi statüye geçmesi, Irak’ın üniter yapısının savunulması vurgusuyla da Irak iç siyasetine ilişkin politik bir tutum sergilenmiştir. Bu politik tutum daha nesnel bir biçimde, Irak’taki istikrarın desteklenmesi, Irak’ın toprak bütünlüğü ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ankara ve Erbil arasında iç içe geçmiş ilişkiler mevcuttur. Nitekim IKBY Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yemin törenine davet edilmesi ve katılması, Ankara-Erbil ilişkilerinin normalleşmesindeki önemli adımlardan biri olmuştur. Irak’ta 12 Mayıs 2018 tarihinde yapılan seçimlerin ardından hükümet kurma çalışmaları da başlamıştır. Bu süreçte seçimlerden üçüncü olarak çıkan ve başbakanlık için tekrar adı geçen İbadi’nin, Türkiye ziyareti ile Türkiye’den destek beklediğini söylemek yanlış olmayacaktır.</strong></p>
<p>ABD’nin Irak’a müdahalesi öncesi, sırası ve sonrasında yaşanan gelişmeler, Irak’ı, Türkiye’nin en önemli dış politika sorunlarından biri haline dönüştürmüştür. Zira Türkiye’nin sınır komşusu olan Irak’ta, ABD’nin müdahalesi ile birlikte köklü bir değişim yaşandı. ABD’nin müdahalesinin akabinde devrilen Saddam Hüseyin rejiminin ardından Irak’ta oluşan yeni sisteme, Türkiye’nin yaklaşımı ve belirlediği pozisyon, bölgesel algılamalar, ikili ilişkiler ve Irak iç siyasetinin etkisiyle şekillenmiştir. Bu noktada Türkiye’nin, Irak’ın coğrafi, jeopolitik ve jeo-ekonomik (enerji) bakış açısıyla bölgesel, özellikle komşuluk ilişkileri ve terör örgütü PKK’nın Irak’tan, Türkiye’ye yönelik eylemlerinin engellenmesi nedeniyle ikili, Kerkük sorunu, Türkmenlere yönelik haksızlıklar, federal yapının ortaya çıkmasıyla birlikte Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) fiili otonomiden resmi statüye geçmesi, Irak’ın üniter yapısının savunulması vurgusuyla da Irak iç siyasetine ilişkin politik bir tutum sergilenmiştir. Bu politik tutum daha nesnel bir biçimde, Irak’taki istikrarın desteklenmesi, Irak’ın toprak bütünlüğü ve siyasi birliğinin sağlanması ve korunması, Irak’ta hiçbir grubun siyaset dışında kalmaması, Kerkük ve tartışmalı konularda uzlaşıya dayalı bir çözüm üretilmesi, terör örgütü PKK’nın Irak’taki varlığının bitirilmesi, Irak’taki enerji kaynaklarının uluslararası pazarlara ulaştırılması, enerji arz güvenliği, Irak’taki yeniden yapılanma üzerinden ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi gibi konular, Türkiye’nin, Irak politikasının temel parametreleri haline gelmiştir. Bu parametreler Türkiye’nin, Irak politikasının özü oldu ve bugüne kadar değişmeden korunmuştur. Ancak ikili ilişkiler baz alındığında 2003 sonrası Türkiye-Irak ilişkileri dönemsel olarak inişli ve çıkışlı bir seyir izlemiştir. Bu durum iki ülkenin tehdit ve çıkar algılamalarının yanı sıra bölgesel ve uluslararası politik dinamiklerin etkisine de maruz kalmıştır. Bu nedenle iki ülkenin ilişkilerinde olağan bir dalgalanmadan bahsetmek mümkün. Bu anlamıyla 2017 yılına kadar Türkiye-Irak ilişkileri zamansal olarak 5 ayrı dönemde ele alınabilir. 2017 yılının ikinci yarısından sonra Türkiye-Irak ilişkilerinin seyrinde yeniden bir dönüşüm yaşamıştır.</p>
<p>• Düşük yoğunluklu politik dönem: 2003-2005<br />
• Merkez ağırlıklı politik dönem: 2005-2009<br />
• Yerel ağırlıklı politik dönem: 2010-2014<br />
• Dalgalı-durağan dönem: 2014-2016<br />
• Merkezi siyasete geçiş dönemi: 2017 ve sonrası</p>
<p>Buradan da anlaşılacağı üzere Türkiye’nin, dönemsel olarak Irak politikasının yönünü değiştirdiği görülmektedir. Zira Irak’taki hemen her gelişme, Türkiye’yi doğrudan ya da dolaylı bir biçimde etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir. Bu kapsamda, Türkiye’nin bir biçimde yerel, ulusal, bölgesel ya da küresel aktörler ve fırsatları kullanarak Irak’taki politik oyuna dâhil olmaya çalıştığı söylenebilir. Nitekim düşük yoğunluklu politik dönem olarak adlandırabileceğim 2003-2005 yılları arası hariç Türkiye’nin, Irak’ta etkinlik kurmaya çalıştığı görülmektedir. 2014-2016 yılları arasında dahi Türkiye, DEAŞ’la mücadele kapsamında ABD öncülüğünde oluşturulan Uluslararası Koalisyon Gücü’ne aktif destek vermiştir. Bu nedenle Türkiye’nin, Irak politikasındaki dalgalanmayı, Irak’taki siyasi dinamizm içerisinde kalma çabası olarak yorumlamak mümkündür. Bu noktada Türkiye’nin, Irak politikasındaki dönemleri açıklamak yerinde olacaktır.</p>
<p><strong>Düşük Yoğunluklu Politik Dönem</strong></p>
<p>Bu dönem, Türkiye’nin, Irak’ta görece sınırlı bir etkiye sahip olduğu dönem olarak ifade etmek mümkündür. ABD’nin, Türkiye toprakları üzerinden Irak’a geçmesini öngören ve 1 Mart Tezkeresi olarak anılan tezkerenin, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmemesiyle birlikte Türkiye’nin, ABD’nin işgali sonrası Irak’taki etkisi sınırlanmış ve 2005’e kadar Irak’la ilişkiler düşük bir profilde kalmıştır. Ancak Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesiyle siyaset dışı kalan Sünnilerin yeniden siyasi sürece entegre edilmesi konusunda Türkiye’nin yardımına ihtiyaç duyulması ve bölgesel gelişmeler, Türkiye’yi tekrar denklemin içine sokmuştur. Bu süreç içerisinde PKK’nın tekrar eylem yapmaya başlaması, Irak’ın kuzeyinden lojistik destek sağlayarak, burayı bir üs gibi kullanarak eylemlerini gerçekleştirmesi ve Irak’taki, Kürt siyasetinin yürütücü gücü olan KDP ve KYB’nin, Türkiye’nin Irak politikası ile çelişir bir siyasi tutum izlemesi nedeniyle Türkiye, daha çok Irak merkezi hükümeti ile iyi ilişkiler geliştirmiştir.</p>
<p>2009’a kadar oldukça üst seviyeye çıkan Türkiye-Irak ilişkileri, iki ülke arasında 2008’de “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi”nin kurulması ve 2009 yazında güvenlikten enerjiye, eğitimden ulaştırmaya, bayındırlıktan sağlığa 48 mutabakat muhtırasının imzalanmasıyla zirve yapmıştır. Ancak 2010 itibariyle yeni bir seçim sürecine giren Irak’ta, Türkiye’nin yakın ilişkileri olan grupların bir araya gelerek Iyad Allavi başkanlığında oluşturdukları Irakiye Listesi’nin 7 Mart 2010’da yapılan seçimlerden birinci parti olarak çıkması, ikinci bir dönem daha başbakanlığı hedefleyen, İran’a yakınlığıyla bilinen Nuri El-Maliki’yi rahatsız etmiştir. Böylece Türkiye ve Irak merkezi hükümeti arasındaki ilişkiler gerginleşmeye başlamıştır. Irak’taki Şii grupların bir araya gelerek oluşturduğu Ulusal İttifak’ın yeniden Nuri El-Maliki’yi başbakan olarak seçtirmesinden sonra kötüleşmeye başlayan ilişkiler, 2011’de Suriye’de patlak veren olaylar sonrası Türkiye ve Irak’ın farklı pozisyonlar almasıyla da giderek gerginleşmiştir. Türkiye 2010’dan sonra Irak’ta yerel ağırlık bir siyaset izlemeye ve bu yönde etki üretme çabasına girmiştir. Bu süreçte özellikle IKBY ile iyi ilişkiler kurdu ve genel dış politika konseptini ekonomi ve güvenlik ağırlıklı temellendirmiştir. Bu süreçte IKBY ile enerji ve ticaret alanında yapılan anlaşmalar nedeniyle Irak merkezi hükümeti ile ilişkiler de neredeyse kopma noktasına gelmiştir.</p>
<p>Irak’ta 2014 seçimlerinin ardından Nuri El-Maliki’nin ısrarından vazgeçerek üçüncü dönem başbakanlıktan çekilmesi ve Haydar El-İbadi’nin yeni hükümeti kurmasının ardından Irak merkezi hükümeti ile ilişkilerin düzelmesi konusunda yeni umutlar belirmiş olsa da Irak’ta, DEAŞ’ın ortaya çıkması sonrası yaşanan süreç, ilişkilerdeki gerginliğin azaltılmasının önüne geçmiştir. Hatta bu gerginlik Başika kriziyle bir üst seviyeye taşınarak, Türkiye ve Irak’ı askeri olarak karşı karşıya getirme riskini de ortaya çıkarmıştır. Buna rağmen Türkiye, Irak’la ilişkiler konusunda ılımlı bir tutum sergileyerek başta Başika meselesi olmak üzere problemli konuların diyalog yoluyla çözülmesi yönünde bir politika benimsemiştir.</p>
<p><strong>Hava Harekatları Türkiye-Irak İlişkilerinin Geleceğine İlişkin İşaret</strong></p>
<p>Türkiye’nin Irak’la ilişkilerindeki yumuşama eğilimi, doğrudan Ankara’nın dış politika konseptinin değişimiyle alakalı görünmektedir. Türkiye, 2016’nın Haziran ayı içerisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayı ile yedi aydır kriz yaşadığı Rusya ve beş yıldır diplomatik ilişki içinde olmadığı İsrail’le barışmak için eş zamanlı bir girişim başlatarak, dış politikadaki dönüşümün sinyallerini verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın bu gelişmeleri “dış politikada normalleşme” ve “dostları artıran, düşmanları azaltan bir dış politika” olarak ifade etmesi, dış politikadaki dönüşümün diğer sorunlu ülke ve alanlara da yansıyacağının işareti olmuştur. Türkiye ve Rusya’nın ikili ilişkilerini yumuşatıp, Suriye konusunda da işbirliğine yönelik adımlar atması ve buna İran’ın da eklemlenmesi Türkiye’nin, Orta Doğu politikasında elini güçlendirdi ve rahatlattı. Nitekim Halep’teki tahliye süreci ve daha sonrasında Moskova’da bir araya gelen Rusya, Türkiye ve İran’ın, Suriye’deki ateşkes ve siyasi süreç üzerinde anlaşması, Türkiye’ye politik hamle alanı açmıştır. Türkiye bu hamleyi, 2017 yılının başı itibariyle yapmış ve Başbakan Binali Yıldırım 2017 yılının ilk yurtdışı ziyaretini Irak’a gerçekleştirmiştir.</p>
<p>Bununla birlikte Irak içerisindeki gelişmeler de Irak’ın özellikle DEAŞ sonrası süreçte Türkiye’nin desteğine ihtiyacı olacağını bir kez daha ortaya koymuştur. Bu noktada DEAŞ’a ve terörizme karşı ortak mücadele edilmesi gerekliliğinin yanı sıra DEAŞ sonrası süreçte Irak’taki sosyal ve siyasal dengenin sağlanması, Sünnilerin siyasi sürece entegre edilmesi, DEAŞ’tan alınan bölgelerin rehabilitasyonu, mülteci sorunu gibi konularda Türkiye’nin önemli rol oynayacağı da Irak tarafından anlaşılmıştır. Nitekim önce Kerkük bazlı IKBY ve Kürt partilerin, tek taraflı attığı adımlara sert bir biçimde karşı çıkan Türkiye, bu tutumunu IKBY’de 25 Eylül 2017’de yapılan bağımsızlık referandumu süreciyle birlikte daha da sertleştirmiştir. Türkiye’den yapılan açıklamalarda referandum vahim bir hata olarak nitelendirilmiş ve IKBY için ciddi sonuçlar doğuracağı net bir biçimde ifade edilmiştir. Bu noktada Irak merkezi hükümeti ile sıkı ve çabuk bir işbirliğine giden Türkiye, referandum öncesi Habur Sınır Kapısı bölgesinde askeri tatbikata başlamıştır. Daha sonra bu tatbikat, Iraklı kuvvetlerin de katılımıyla, Türkiye-Irak ortak tatbikatına dönüşmüştür. Ayrıca Türkiye, Irak merkezi hükümetinin, IKBY’nin anayasal sınırları (Erbil, Süleymaniye, Duhok) dışında bulunan ve ihtilaflı bölgeler olarak ifade edilen bölgelere yönelik operasyonunu açık bir biçimde desteklemiştir.</p>
<p>Buna ek olarak Türkiye, IKBY’ye yönelik Türk firmalarının uçuşlarını durdururken, Erbil ve Süleymaniye’ye yönelik uçuşlara hava sahasını kapatmıştır. 25 Ekim 2017 tarihinde Irak Başbakanı Haydar El-İbadi, Türkiye’ye bir ziyarette bulunmuş ve bu ziyarette iki ülke arasındaki ilişkilerin artarak gelişeceği net bir biçimde ortaya konmuştur. Ardından Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 21 Ocak 2018’de Irak ziyaretinde bulunmuş ve ikili işbirliğinin gelişmesi için kararlılık bir kez daha vurgulanmıştır. 14 Ağustos 2018’de yine Irak Başbakanı Haydar El-İbadi, Türkiye ziyaretinde bulunarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelmiş, özellikle Türkiye ile Irak arasında yeni sınır kapısının açılması, ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, terörle mücadelede aktif işbirliği, Türkiye’nin, Musul ve Basra başkonsolosluklarının yeniden açılması konusunda mutabakata varılmıştır.</p>
<p>Bu anlamıyla önümüzdeki süreçte, Türkiye ve Irak arasındaki ilişkilerin giderek derinleşerek somut adımlara dönüşmesi ihtimali giderek yükselmektedir. Zira Türkiye, Irak merkezi hükümetinin, egemenliğini yeniden sağladığı sürece tam destek vermiş durumdadır. Bu konuda özellikle terörle mücadele konusunda işbirliğinin genişletilmesi söz konusudur. Bu noktada Başika üssü konusunda da uzlaşma sağlandığı gibi, DEAŞ’la mücadelede önemli bir ilerleme kaydeden Irak merkezi hükümetinin aynı yönde PKK’ya karşı da adımlar atması en büyük beklentidir. Nitekim İbadi’nin son Türkiye ziyaretinin hemen ardından Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Sincar bölgesine hava operasyonu yapılmış ve PKK’nın sözde Sincar Sorumlusu öldürülmüştür. Bu adım, Türkiye ve Irak’ın terörle mücadele konusundaki işbirliğinin gelişeceğine işaret etmektedir. Ancak bu konuda Irak tarafının da somut adımlar atması, Türkiye-Irak ilişkilerini daha da somutlaştıracaktır. Diğer taraftan Türkiye ve Irak arasında açılacak yeni sınır kapısıyla ticaret hacmi ve ekonomik ilişkilerde de büyüme sağlayacaktır. Bu büyüme petrol ve doğalgaz konularında yapılacak anlaşmalarla da desteklenebilir. Bu kapsamda Türkiye ve Irak arasındaki petrol akışını sağlayan Kerkük-Ceyhan petrol boru hattının kapasitesinin geliştirilmesi ve paralel bir hat daha açılması gündeme gelebilir. Ayrıca yeniden açılacak olan Musul ve Basra başkonsoloslukları ile Türkiye-Irak arasındaki diplomatik, siyasi, ekonomik ve daha pek çok alandaki ilişkileri geliştirecektir.</p>
<p><strong>Barzani ve İbadi’nin, Türkiye Ziyaretinin Anlamı</strong></p>
<p>Diğer taraftan Irak’taki iç siyasi dengenin sağlanması da Türkiye açısından oldukça önemlidir. Özellikle Bağdat ve Erbil arasındaki denge ve uzlaşının sağlanması, Türkiye’nin de elini rahatlatacak ve Türkiye ile IKBY ilişkilerinin de normalleşmesini beraberinde getirecektir. Türkiye, Irak Anayasası çerçevesinde, Irak’taki her alanda ilişkilerini geliştirme konusundaki pozisyonunu net bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu konuda Türkiye açısından temel faktör, Irak’taki istikrarın sağlanmasıdır. Bu nedenle IKBY’nin idari, siyasi, askeri ve coğrafi olarak anayasal sınırlara çekilmesiyle birlikte Bağdat ve Erbil arasındaki dengenin de korunması, Irak’ın istikrarı açısından önemli olacaktır. IKBY’nin Bağdat’la uzlaşıya gitmesi durumunda Türkiye’nin de Erbil’le ilişkilerini normalleştireceği görülmektedir. Zira Ankara ve Erbil arasında iç içe geçmiş ilişkiler mevcuttur. Nitekim IKBY Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yemin törenine davet edilmesi ve katılması, Ankara-Erbil ilişkilerinin normalleşmesindeki önemli adımlardan biri olmuştur. Öte yandan Irak’ta 12 Mayıs 2018 tarihinde yapılan seçimlerin ardından hükümet kurma çalışmaları da başlamıştır. Bu süreçte seçimlerden üçüncü olarak çıkan ve başbakanlık için tekrar adı geçen İbadi’nin, Türkiye ziyareti ile Türkiye’den destek beklediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu anlamıyla Türkiye, Irak siyaseti açısından da etkili ve bir denge faktörü olarak pozisyonunu yerleştirmeye başlamıştır. Bu noktada Türkiye’nin, Irak’ta hükümeti kuran kim olursa olsun ilişkilerdeki olumlu seyri yukarıya taşıma konusunda adımlar atmaya devam edeceğini söylemek yerinde olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turkiye-irak-iliskileri-ve-gelecegi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
