<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İnternet &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/internet-2/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Jan 2024 08:21:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>İnternet &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Enformatik Rahatlama</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/enformatik-rahatlama/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/enformatik-rahatlama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Haldun Sönmezer]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jan 2024 08:20:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Dilenci]]></category>
		<category><![CDATA[Dolandırıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18949</guid>

					<description><![CDATA[“Hiçbir suçlu, kendi öz mahkemesinde beraat edemez.”Juvenalis Bize bir “tık” kadar yakın olan teknoloji, sanıldığının aksine her zaman için hayatımızı kolaylaştırmıyor. Zaman zaman vicdânımızda derin boşluklar oluşturup onulmaz yaralar da açabiliyor. Mâddî hayatımızı kolaylaştırırken manevî açıdan bizi me’yûs edebiliyor. Rehâvet ve aczimizle bizi yüzleştirip çelişkilerimizi yüzümüze vurabiliyor. Dücane Cündioğlu “Motto”sunda; “Kırılmak istemiyorsan kimseye ayna olma!” der. Modern dünyanın iletişim imkânları ve sanal âlem, sabahtan akşama kadar bize ayna olup sessizce aldanışımızı haykırıyor. Ne kadar görmezden gelmeye çalışsak da küresel çaptaki büyük bir cürmün –fâili olmasak bile- suç ortağı olduğumuzu sessiz ve derinden yüreğimize fısıldıyor. En şiddetli tokatların, onun eliyle vicdânımıza atıldığının farkında mıyız acaba? Ne ilginçtir ki hakikatte var olmayıp sadece formel bir gerçeklik olan sanal âlem, bizi hayatımızdaki gerçeklerle buluşturup çelişkilerimizle yüzleştiriyor. İnanmak istediğimiz masûmiyetimize her seferinde kocaman bir çizik atıyor. Ve benliğimizdeki o çizik her geçen gün biraz daha kalınlaşıyor. Ne gariptir ki bizi durmadan tezatlarımızla yüzleştirip rûh fukaralığına mahkûm etse de uzaklaşmak bir yana, ona olan bağımlılık ve muhabbetimiz her geçen gün daha da artıyor. Hayatımızın içindeki bazı eylemler âdeta bir günah çıkartma ritüeline dönüşmüş durumda. Yapılan işin, hedefine ulaşıp ulaşmaması bile önemli olmuyor çoğu zaman. Aslolan, onun üzerinden bir parça iç huzûru yakalayabilmek. Vebâlden sıyrılıp vicdânımızı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right">“Hiçbir suçlu, kendi öz mahkemesinde beraat edemez.”<br>Juvenalis</p>



<p>Bize bir “tık” kadar yakın olan teknoloji, sanıldığının aksine her zaman için hayatımızı kolaylaştırmıyor. Zaman zaman vicdânımızda derin boşluklar oluşturup onulmaz yaralar da açabiliyor. Mâddî hayatımızı kolaylaştırırken manevî açıdan bizi me’yûs edebiliyor. Rehâvet ve aczimizle bizi yüzleştirip çelişkilerimizi yüzümüze vurabiliyor. Dücane Cündioğlu “Motto”sunda; “Kırılmak istemiyorsan kimseye ayna olma!” der. Modern dünyanın iletişim imkânları ve sanal âlem, sabahtan akşama kadar bize ayna olup sessizce aldanışımızı haykırıyor. Ne kadar görmezden gelmeye çalışsak da küresel çaptaki büyük bir cürmün –fâili olmasak bile- suç ortağı olduğumuzu sessiz ve derinden yüreğimize fısıldıyor. En şiddetli tokatların, onun eliyle vicdânımıza atıldığının farkında mıyız acaba? Ne ilginçtir ki hakikatte var olmayıp sadece formel bir gerçeklik olan sanal âlem, bizi hayatımızdaki gerçeklerle buluşturup çelişkilerimizle yüzleştiriyor. İnanmak istediğimiz masûmiyetimize her seferinde kocaman bir çizik atıyor. Ve benliğimizdeki o çizik her geçen gün biraz daha kalınlaşıyor. Ne gariptir ki bizi durmadan tezatlarımızla yüzleştirip rûh fukaralığına mahkûm etse de uzaklaşmak bir yana, ona olan bağımlılık ve muhabbetimiz her geçen gün daha da artıyor.</p>



<p><br>Hayatımızın içindeki bazı eylemler âdeta bir günah çıkartma ritüeline dönüşmüş durumda. Yapılan işin, hedefine ulaşıp ulaşmaması bile önemli olmuyor çoğu zaman. Aslolan, onun üzerinden bir parça iç huzûru yakalayabilmek. Vebâlden sıyrılıp vicdânımızı parçalayan suçluluk duygusunun tahakkümünden kurtulabilmek. Belâlar ümmetin başına sağanak gibi yağarken hiçbir şey yapamıyor olmanın kahredici ezikliğini üzerimizden atabilmek. Bu, farkında olup da kerhen kabullendiğimiz bir çâresizlik hâlinin adı.</p>



<p><br>Gün içinde sosyal medyada sörf yaparken dünyanın dört bir bucağında zulme uğrayan mazlûmların haberleri, soydaş ve dindaşlarımızın canhıraş feryatlarıyla yüreğimiz kavruluyor. Hattâ bazen zihin konforumuzu bozmamak, iç bütünlüğümüzü koruyabilmek adına o haberleri görmezden gelip hızlıca bir başka paylaşıma geçiyoruz. Vicdânımızdaki yükün daha da ağırlaşması korkutuyor çünkü bizi. Bazen yok sayıp derinlere itmek çâreymiş gibi görünüyor gözümüze.</p>



<p><br>Zaman böyle ilerlerken günün birinde telefonumuza bizi yardıma çağıran formatı itibâriyle birbirinin benzeri mesajlar düşüyor peşi sıra. Çoğunda; “……… insani yardım için ……….. yazıp ………’ye göndererek sen de bir muhtâcın yaşamına destek olabilirsin.” deniyor. İşte o dakika; “Fırsat ayağıma geldi, ben de bir şeyler yapabilirim şimdi.” diyoruz kendi kendimize. O andan itibâren mazlûmların yardımına koşabilmek bir tık kadar yakın artık bize.</p>



<p><br>Gelen gönderilerdeki yardım isteklerine verdiğimiz olumlu cevaplarla tesellî buluyoruz çoğu zaman. Az bir fedakârlıkla sanal âlemin imkânlarını kullanarak zahmetsizce huzûra kavuşturuyoruz sızlayan vicdânımızı. Sistem, enformatik kanalları devreye sokarak rahatlatıyor bizi. Kısacası bir tür enformatik rahatlama bu!<br></p>



<p>Peki, mensûbiyetin bedeli, Müslüman olmanın borcu bu kadar kolay ödenebilir mi acaba? Hiç şüphesiz o borcun böyle ödenemeyeceğini hepimiz biliyoruz. Kûr’ân kurslarına, câmi derneklerine makbuz mukabili yaptığımız cüz’i bağışlardan ne farkı var bunun? Tek fark, eskisine göre işimizi daha da kolaylaştırması. “Gönder” butonuna bastığınızda ilgili meblağ otomatik ödeme tâlîmâtı verdiğiniz faturanıza yansıyor ve para oradan kesiliyor günü geldiğinde. Yani artık yardım yaparken yerinizden bile kımıldamıyorsunuz. Son derece zahmetsiz bir rahatlama fırsatı sunuyor elinizin altındaki teknoloji size.<br></p>



<p>Mesaj servisi değil, sanki rahatlatma müessesesi. Geçici de olsa duyarlı insanı, içine düştüğü boşluktan kurtarmak adına bulunmuş oldukça pratik bir çözüm(!). Gerçekte ise ne alana pek bir faydası var ne de verene. Yani ne sadre şifâ olabiliyor ne de rûhunuzda açılan yarığı kapatabiliyor. Sadece “Gönder” butonuna her bastığınızda, küçük bir nakdî yardım karşılığında vicdânınıza güzel bir pansuman yapıveriyor. Onunla ağrı dinmiyor elbet, sadece sızı hafifliyor bir süreliğine…</p>



<p><br>Evet, şüphe yok, o yardım talepleri gerçekten bu işe gönül vermiş yardım kuruluşlarından geliyor bizlere. Ve toplanan bağışlar da er ya da geç bir şekilde ulaşıyor ihtiyaç sahiplerine.</p>



<p><br>Fakat o mesajları gönderenler bizden de olsa o programları üretenler bizden değil. O mesajların mûcidi de yine sistemin efendileri. Mazlûmların katili olan cin fikirli zâlimler yani. Kısacası, hayırhâh gibi görünen bu girişimin arkasında da yine bir üst akıl gizli.</p>



<p><br>Yüreğinizdeki nefreti körüklemektense kendi selâmetleri adına o yüreği soğutmayı yeğliyorlar. Onlar için bir emniyet supabı bu. Nefretin yoğunlaşarak kontrol edilemeyecek boyutlara ulaşmasının ve genişleyerek kitleselleşmesinin önüne geçmek için alınmış akıllıca bir tedbîr. Sizi durmadan döverken hedefini pek bulmayan iki cılız yumruk atmanıza izin veriyorlar yalancıktan. Böylelikle bir süre onunla oyalanıp kendinizi avutuyorsunuz. Rûhunuzdaki sancıyı bastırıp dengenizi bulmanıza yarıyor bu sizin.<br></p>



<p>Bizi acziyet ve pasifliğimizle yüzleştirip vicdân azâbına sürükleyen sanal âlemin sahipleri, buldukları pratik çözümlerle içine düştüğümüz azap kuyusundan da çıkmamıza yardım ediyorlar. Mazlûmlara acımayan emperyalizm, onlara acıyan unsurları da nasıl dizginleyip yönlendireceğini gayet iyi biliyor. Teknolojinin imkânlarını, ürettiği paket programlarla emrinize sunarken beş kuruş harcamadan yapılacak yardımı da yine size yaptırıyor.</p>



<p><br>Siz ne kadar yardım yaparsanız yapın, yardımın yerine ulaşması yine onların âlî-cenâblığına(!) kalmış. Meselâ Gazze’ye istediğiniz kadar yardım gönderin. Bölgeye açılan dört sınır kapısının anahtarı da onların elinde. Ancak canları isteyip kapıyı araladıklarında başınızı uzatabiliyorsunuz. Yani yardımın ne kadarının, ne zaman ve ne şekilde yerine ulaşacağı bile yine onların anlayış ve insâfına kalmış.</p>



<p><br>Emperyalizm bir yandan elindeki kamçıyla mazlûmları döverken bir yandan da o kamçının rûhunuzda bıraktığı izleri silmeye çalışıyor. Yaranın kangren olmasını istemiyor zîrâ. Ne öldürüyor ne de insanca yaşatıyor. Sadece nefes alıp vermenize göz yumuyor.<br></p>



<p>Modern dünyanın hayatımızın içine kadar girmiş bir gerçeği bu. Zulme şâhitlik etmek bize bir tık kadar yakın ve kolay olduğu gibi, vicdân azâbımızın diyetini(!) ödeyerek bir yalancı tesellî bulmak da o kadar kolay ve yakın.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/enformatik-rahatlama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnternette İçerik Üretimi ve Müslümanlar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/internette-icerik-uretimi-ve-muslumanlar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/internette-icerik-uretimi-ve-muslumanlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet BELENKUYU]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2021 10:24:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17655</guid>

					<description><![CDATA[Peygamberimizin Hayatı dersinde Bedir Ashabı’nı ele alan bir hadis için, “Bu konuda çocuklar internete bakınca nelerle karşılaşmış olabilirler?” diye arama yaptığımda, öncelikle yazılı basının internet sitelerinin bu konuyu sitelerine koyduğunu gördüm. Çünkü çok aranan konuları tespit edip, ziyaretçi elde etmeyi amaçlıyorlar ama genelde birbirlerinin benzeri bilgileri paylaşıyorlar. Bilgilerin çoğu bizim derste anlattıklarımızla ve İslam tarihi kaynaklarına uygun idi. Kendimce en doğru kaynak TDV İslâm Ansiklopedisi olmalı, “Bedir Gazvesi” maddesine bakayım dediğimde, Mustafa Fayda imzalı bilgilerde “savaşın nedeni” hakkında yeterli bilgiye ulaşamadım: “Hicretin 2. yılında (624) Kureyşliler’den birçok kimsenin katıldığı büyük bir ticaret kervanı Ebû Süfyân idaresinde Suriye’ye gitti. Hz. Peygamber bunu haber alınca ashabını topladı; kervandaki malların çokluğunu, buna karşılık muhafız sayısının azlığını onlara anlatarak bu kervanı Mekke’ye dönerken uğrayacağı Bedir’de ele geçirebileceklerini söyledi ve kendilerini sefere davet etti.” Burada savaş nedeni olarak Peygamberimizin (s.a.v.) “kervanı ele geçirmek isteği” yer alıyordu. Başka da açıklama yoktu. Peki peygamberimiz neden kervanı ele geçirmek istiyordu? Bu yetersiz bilgi tam da İslam düşmanlarının “peygamberimizin yağmacı, savaşçı, kafirlere karşı acımasız” olduğu tezlerini destekliyordu.Bu şaşkınlıktan sonra internetin en popüler bilgi kaynaklarından Wikipedia’nın “Bedir Muharebesi” maddesine baktığımda ise bilgilerin yarıdan fazlasının “Arkeolojik Bulgular” başlığı altında yer aldığını gördüm. Maddede “Mekke ve civarı hakkında anlatılan bilgilerin 8. Yüzyıl &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Peygamberimizin Hayatı dersinde Bedir Ashabı’nı ele alan bir hadis için, “Bu konuda çocuklar internete bakınca nelerle karşılaşmış olabilirler?” diye arama yaptığımda, öncelikle yazılı basının internet sitelerinin bu konuyu sitelerine koyduğunu gördüm. Çünkü çok aranan konuları tespit edip, ziyaretçi elde etmeyi amaçlıyorlar ama genelde birbirlerinin benzeri bilgileri paylaşıyorlar. Bilgilerin çoğu bizim derste anlattıklarımızla ve İslam tarihi kaynaklarına uygun idi.</p>



<p><br>Kendimce en doğru kaynak TDV İslâm Ansiklopedisi olmalı, “Bedir Gazvesi” maddesine bakayım dediğimde, Mustafa Fayda imzalı bilgilerde “savaşın nedeni” hakkında yeterli bilgiye ulaşamadım:</p>



<p><br>“Hicretin 2. yılında (624) Kureyşliler’den birçok kimsenin katıldığı büyük bir ticaret kervanı Ebû Süfyân idaresinde Suriye’ye gitti. Hz. Peygamber bunu haber alınca ashabını topladı; kervandaki malların çokluğunu, buna karşılık muhafız sayısının azlığını onlara anlatarak bu kervanı Mekke’ye dönerken uğrayacağı Bedir’de ele geçirebileceklerini söyledi ve kendilerini sefere davet etti.”</p>



<p><br>Burada savaş nedeni olarak Peygamberimizin (s.a.v.) “kervanı ele geçirmek isteği” yer alıyordu. Başka da açıklama yoktu. Peki peygamberimiz neden kervanı ele geçirmek istiyordu? Bu yetersiz bilgi tam da İslam düşmanlarının “peygamberimizin yağmacı, savaşçı, kafirlere karşı acımasız” olduğu tezlerini destekliyordu.<br>Bu şaşkınlıktan sonra internetin en popüler bilgi kaynaklarından Wikipedia’nın “Bedir Muharebesi” maddesine baktığımda ise bilgilerin yarıdan fazlasının “Arkeolojik Bulgular” başlığı altında yer aldığını gördüm. Maddede “Mekke ve civarı hakkında anlatılan bilgilerin 8. Yüzyıl öncesi bilgilerle çeliştiği, hadis kaynaklarındaki bilgilerin coğrafi uyumsuzluklar içerdiği” gibi nedenlerle, konu “….bazı araştırmacılar Muhammed&#8217;in gerçek olmayan kurgusal bir kişilik olduğuna inandılar.” noktasına getirilerek, İslam’ın ilk savaşı çerçevesinde, İslam’la ilgili temel şüphelerin okuyucuya ulaştırılmaya çalışıldığını gördüm.</p>



<p><br>Bu aşamada Müslüman çevrelerin ciddi bir problemi daha ortaya çıkıyor. Önemsemediğimiz şeyler, bize kayıp olarak geri dönüyor. Yazılı kaynaklar, internete aktarılamadığı sürece eğitim-öğretim ve toplum üzerindeki etkisini yitiriyor. Bu kaynakların aktarılmasında da sıkıntılar var, sadeleştirsen bir türlü, aynısını aktarsan bir türlü. Daha çok emekle her iki halini aktarmak da mümkün.</p>



<p><br>Bugün önce forum siteleri, sonra Wikipedia, blog siteleri ve sözlük türü siteler, toplumun ilk bilgi aldığı sitelerdir. Toplum, doğru bilgi kaynağı konusunda bilgilendirilmediği için bunları temel alıyor. Müslümanlar da “buralara madde nasıl yazılır, forum siteleri, anket siteleri nasıl kurulur, yönetilir?” konularına organize şekilde yönelmediler. Özellikle Wikipedia ihmal edildi. Bazı meşhur şahsiyetler, özel içerikleri uzman kişilere hazırlatırken, bazı cemaatler de kendi görevlendirdikleri elemanlarıyla bu alanda yer aldılar. (1)</p>



<p><br>Bilinenin aksine, halkın ulaştığı internetteki İslami içeriğin çoğunluğu resmi kurumlar ve akademik çevrelerce değil, bazı cemaatler, vakıflar ve dini organizasyonlar tarafından üretilmektedir. Kur’an-ı Kerim aramalarında bile ancak son bir iki yılda Diyanet’in siteleri üst sıralara yükselmişlerdir.</p>



<p><br>Bir süre önce Prof. Hayrettin Karaman’ın bu sitelerden birini referans göstermesi önemli bir gelişmedir. Daha önce de bu tür kaynak gösterme yapılıp, yapılmadığını bilmiyoruz. Prof. Karaman, 2002 yılından bu yana yayınını sürdüren, sorularlaislamiyet.com (2) sitesinde yer alan bir bilgiyi (3) kişisel Facebook hesabında kaynak olarak göstermiştir.<br>Velhâsıl-ı kelâm, sivil veya resmi her ne surette olursa olsun, internette ürettiğimiz dini içerikleri, halkın anlayacağı şekilde ve uygun kanallardan onlara ulaştırmalıyız. Yoksa ehil olmayan kimselerin ürettiği bilgiler, dinimizin doğru şekilde insanımıza ulaşmasını engelleyecektir.</p>



<p>1) Örnek; Adnan Oktar maddesi. Madde tarafsız gibi görünmesine rağmen, verilen bilgilerin detayı ve kendi sitelerine verilen linkler, maddeyi Adnan Oktar ekibinin yazdığı kanaatini oluşturuyor. https://tr.wikipedia.org/wiki/Adnan_Oktar<br>2) Ciddi bir ekip çalışması ürünü olarak dikkat çeken sorularlaislamiyet.com, Feyyaz Bilişim ve Gelişim Derneği’nin yönetimindeki pek çok siteden biri.<br>3) https://www.facebook.com/HayrettinKaraman.net/posts/4158054707574581</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/internette-icerik-uretimi-ve-muslumanlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnternet&#8217;in Dünü ve Bugünü</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/internetin-dunu-ve-bugunu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/internetin-dunu-ve-bugunu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alaattin ÇAĞIL]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2020 06:21:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15090</guid>

					<description><![CDATA[İnternet’in artık hayatımızdaki önemini anlatmak oldukça güç bir hal aldı. Her an her yerde kullandığımız internet sayesinde günlük birçok işimizi hallediyoruz. Peki, internet insanlık tarihine ne zaman giriş yaptı? İnternetin hayatımıza girişi 1969 senesine dayanıyor. İnsanoğlunun en büyük atılımlarından biri olan Ay’a ilk kez ayak basılması da bu dönemde gerçekleşti. 1969 senesinde milyonlarca genç Rostock Festivali’nde bir araya geldi. Bu dönemde internetin ilk temelleri de atılmaya başlandı. Şuanda yer alan tüm internet ağlarının babası sayılabilecek Arpanet bu dönemde kuruldu. Kurulan bu ağ üzerindeki çalışmalar ilk olarak üniversitelerin bilgisayarlarında başladı. O dönemde ileri düzeyde eğitim veren 4 üniversitenin bilgisayarları Arpanet ile birbirine bağlandı. Süreç ilerledikçe birçok üniversite bu 4 üniversiteye katılarak Arpanet’e bağlandı. Araştırma enstitüleri de bu dönemde Arpanet ağının içine girenler arasında yer aldı. 972 yılında günümüzde de hala çok aktif bir şekilde kullanılan elektronik posta kullanılmaya başlandı. O dönemde çıkan e-posta sistemi normal mektuplardan çok farklıydı. Kişilerin el yazıları belli olmuyor ya da farklı mektup kağıtları seçilemiyordu. Ancak o dönemde mektuba göre çok daha hızlı bir şekilde mektuplar alıcılarına ulaşıyordu. İnsanlar ilk etapta e-posta için hızın çok önemli olmadığını düşündüler. Ancak acil gerektiği dönemlerde e-posta sisteminin kusursuz işlemesi kişileri yavaş yavaş bu doğrultuda hareketlendirdi. İnternetin Gelişiminin Başlangıcı İnternet&#160;adına çağ &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnternet’in artık hayatımızdaki önemini anlatmak oldukça güç bir hal aldı. Her an her yerde kullandığımız internet sayesinde günlük birçok işimizi hallediyoruz. Peki, internet insanlık tarihine ne zaman giriş yaptı? İnternetin hayatımıza girişi 1969 senesine dayanıyor. İnsanoğlunun en büyük atılımlarından biri olan Ay’a ilk kez ayak basılması da bu dönemde gerçekleşti. 1969 senesinde milyonlarca genç Rostock Festivali’nde bir araya geldi. Bu dönemde internetin ilk temelleri de atılmaya başlandı. Şuanda yer alan tüm internet ağlarının babası sayılabilecek Arpanet bu dönemde kuruldu. Kurulan bu ağ üzerindeki çalışmalar ilk olarak üniversitelerin bilgisayarlarında başladı. O dönemde ileri düzeyde eğitim veren 4 üniversitenin bilgisayarları Arpanet ile birbirine bağlandı. Süreç ilerledikçe birçok üniversite bu 4 üniversiteye katılarak Arpanet’e bağlandı. Araştırma enstitüleri de bu dönemde Arpanet ağının içine girenler arasında yer aldı.</p>



<p>972 yılında günümüzde de hala çok aktif bir şekilde kullanılan elektronik posta kullanılmaya başlandı. O dönemde çıkan e-posta sistemi normal mektuplardan çok farklıydı. Kişilerin el yazıları belli olmuyor ya da farklı mektup kağıtları seçilemiyordu. Ancak o dönemde mektuba göre çok daha hızlı bir şekilde mektuplar alıcılarına ulaşıyordu. İnsanlar ilk etapta e-posta için hızın çok önemli olmadığını düşündüler. Ancak acil gerektiği dönemlerde e-posta sisteminin kusursuz işlemesi kişileri yavaş yavaş bu doğrultuda hareketlendirdi.</p>



<p><strong>İnternetin Gelişiminin Başlangıcı</strong></p>



<p><strong>İnternet</strong>&nbsp;adına çağ atlanması ise 1981 yılında gerçekleşti. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük bilişim firmalarından olan IBM, 1981&#8217;de ilk kişisel bilgisayarı tanıttı. Kişisel bilgisayarlarda amaç her evde bilgisayar olabilmesiydi. Böylece kişiler internet sayesinde birbirleriyle çok rahat bir biçimde bağlantı kurabilecekti. O günkü ilk bilgisayar bizim şu anda kulladığımız bilgisayarlardan daha fazla yer kaplıyor ve daha az kullanışlıydı. Sonrasında bilgisayarlar üzerinde yapılan çalışmalar ile daha küçük ve evde rahatça kullanılabilecek bilgisayarlar üretildi. Aynı dönemde&nbsp;<strong>internet</strong>&nbsp;üzerinde yapılan çalışmalar da devam ediyordu. 1985 yılında ilk kez internet kelimesi telaffuz edilmeye başlandı. Interconnected Networks kelimelerinin kısaltılması olarak&nbsp;<strong>internet</strong>&nbsp;kelimesi belirlendi. Bu kısaltma dilimize bağlantılı ağlar olarak çevrildi. Aynı yıl içinde hala en çok tercih edilen alan isimlerinden birisi olan .com ibaresi kullanılmaya başlandı.</p>



<p><strong>Dünyanın İlk Web Sitesi</strong></p>



<p>1990&#8217;da Dünya, herkesin kabul ettiği bir biçimde küreselleşiyordu. Bu dönemde ilk halka açık ticari ağlar kurulurken Arpanet’in de sonuna gelindi. Bu dönemde bağlantılar arası kolay bir geçiş sağlayan World Wide Web bu dönemde yürürlüğe girdi. www şeklinde kısaltılan bu ibareyle birlikte internette yeni bir çağ başladı. Bu dönemde&nbsp;<strong>dünyanın ilk web sitesi</strong>&nbsp;kuruldu. Tim Berners Lee tarafından o dönemde ilk kez bir web sitesi tasarlandı ve yayına sokuldu. Bu web sitesinde internetin insanlara tanıtımı yapıldı. Basit olarak internetin ne olduğu ve nasıl kullanılacağı insanlara anlatıldı.</p>



<p><strong>Ülkemizin İnternetle Tanışması</strong></p>



<p>12 Nisan 1993 yılında ise ülkemiz&nbsp;<strong>internet</strong>&nbsp;bağlantısı ile tanıştı. Bir PTT merkezinden ODTÜ bilgi işlem merkezinin de yardımı alınarak yurt dışındaki ağlar ile bağlantı kuruldu. Bu ilk bağlantı 64 Kbps hızındaydı. 1994’e geldiğimizde ise günümüzde de hala çok sayıda kişi tarafından kullanılan forumlar ortaya çıktı. Bu forum sitelerinde kişiler herhangi bir konu hakkında tartışıp fikirlerini beyan edebiliyorlardı.</p>



<p>1995 yılında internetin hızı iki katına çıkarıldı. Bu da bizlere internetin ilk kurulduğu anda bile kişilerin hıza önem verdiğinin en büyük göstergelerinden bir tanesi. Bu dönemde Bilkent ve Boğaziçi üniversiteleri&nbsp;<strong>internet</strong>&nbsp;ağına bağlandı. Bu dönemlerde insanların internet üzerinden sohbet edebilmesi için çalışmalar başlatıldı. Sohbet odalarının atası olarak gösterilen Mirc bu dönemde yürürlüğe girdi. Ayrıca benzer bir site olan Amazon.com da bu dönemde işleyişe başladı. İlk etapta çok fazla kullanıcısı bulunmuyor olsa da gelişim süreci oldukça iyi ilerliyordu. Artık firmalar&nbsp;<strong>internet</strong>&nbsp;üzerindeki gelişimi görerek projelerini internet üzerine kurmaya başladı. 1996&#8217;da ilk e-posta servisi olan Hotmail kuruldu. 1996&#8217;da &nbsp;hız 512 Kpbs oldu. Bir senede 4 kat yükselen internet ağına aynı sene İTÜ de bağlandı. Bu dönemde Ulaknet adında ulusal akademi ağı kuruldu. Bu ağa polis akademileri, YÖK, ÖSYM ve harp akademileri katıldı. Bu dönemde ağda toplan 176 birim bulunuyordu. Aynı dönemde ülkemizde de internet sağlayıcısı olarak TURNET hizmet vermeye başladı. 1996 yılında gazeteler de internete aktarıldı ve Milliyet gazetesi tamamen&nbsp;<strong>internet</strong>&nbsp;üzerinden okunabilen ilk gazete oldu. 1997 yılında ülkemizde internet kullanan kişi sayısı 300.000’e yükseldi. 1998&#8217;de arama motoru olarak Google aktif yayın hayatına başladı. Bu hem ülkemizi hem de tüm dünyanı etkileyecek bir olayın da başlangıcı oldu.&nbsp; Artık bu dönemde herkes aradığı şeylere internetten ulaşmaya başladı. Aktif konuşma sistemi MSN Messenger da bu dönemde hayatımıza girdi ve o dönemde interneti kullanan kişiler arasında büyük bir popülerlik sağladı. Kameralı ve sesli görüşme imkanı insanları adeta cezbediyordu. Bu görüşmeler ücretsiz olduğundan kişiler ilk etapta büyük ilgi gösterdiler. Ancak dönemde kameraların pahalı oluşu ve&nbsp;<strong>internet</strong>&nbsp;hızının yavaşlığı hem sesli hem de görüntülü görüşme için çok uygun bir ortam oluşmasının önüne geçti.</p>



<p>1999 yılında ise ülkemizde hackerlar türemeye başladı. Hackerlar bu dönemde yalnızca sitelere zarar veriyor ve istedikleri hala getiriyorlardı. Ancak artık günümüzde internetin tamamen ticari bir yer olmasıyla birlikte bu kişiler soygunlara başladı. Bu doğrultuda da bu durum bir suç sayıldı ve kişilere ceza verilmeye başlandı. 1999 yılında Ekşi Sözlük yayına başladı. Kimse artık blog yazıp insanlara göstermeye çalışmıyordu. Herkes rahatlıkla siteye girerek fikirlerini özgürce paylaşabildi.</p>



<p><strong>2000 Yılında Dijital Kıyamet</strong></p>



<p>2000 yılına giriş tüm dünyada büyük bir olay olarak karşılandı. Birçok kişi de kıyamet haberleri yapmaya başladı. Bu doğrultuda birçok kişi dünyanın sonunun geleceğini söylerken birçok kişi de savaşların ve doğal afetlerin yaşanacağını söylüyordu. Ancak en gerçekçi endişe dijital kıyametin olabilme ihtimaliydi. Tüm dijital cihazlar 31 Aralık 1999 tarihinde bilgisayarların tarih göstergelerinin 2000 yılında geçemeyeceği ve sorunların ortaya çıkacağı düşünüldü. Ancak böyle bir durum gerçekleşmedi ve bilgisayar sistemleri sorunsuz bir biçimde çalışmaya devam etti. 2000&#8217;de ise artık&nbsp;<strong>internet</strong>&nbsp;daha fazla eğlenceye yöneliyordu. İlk olarak yemeksepeti.com gibi sipariş verilebilen siteler ortaya çıktı. Sonrasında ise tüm dünyada milyonlarca kişi tarafından oynanan ve oynanmaya devam eden Counter Strike oyunu ülkemize geldi. Online olarak oynanabilen bir oyun olmasıyla birlikte büyük etki yaratan oyun, internetin eğlence sektörüne taşındığının en büyük göstergelerinden biri oldu. Sonrasında ise sosyal paylaşım siteleri kurulmaya başlandı ve&nbsp;<strong>internet</strong>&nbsp;kullanımı farklılaşma içerisine girdi.</p>



<p><strong>Sosyal Paylaşım Sitelerinden YouTube’un Kuruluşu</strong></p>



<p>Günümüzde milyonlarca videonun bulunduğu ve milyarlarca kez izlendiği paylaşım sitesi <strong>YouTube</strong>, 15 Şubat 2005 tarihinde 3 arkadaş tarafından kuruldu. Kurulduğu andan itibaren o kadar fazla tercih edildi de bir yıl sonra 2006’da Google, YouTube’u satın aldı. Siteye ilk video 23 Nisan tarihinde eklendi. https://www.youtube.com/watch?v=jNQXAC9IVRw adresinden ulaşılan video, siteye yüklenen ilk video olma özelliğini gösteriyor. Videoda kayda değer neredeyse hiçbir şey olmamasına rağmen video 20 milyonun üzerinde kişi tarafından izlenmiş. Herkes videonun ilk video olmasından dolayı özelliğini merak edip giriyor ancak istedikleri farklılıkta bir video ile karşılaşamıyorlar. Her ne kadar ilk video etkileyici olmasa da artık günümüzde etkileyici olabilecek çok sayıda video siteye yükleniyor. Birçok resmi sayfada klipler, filmler ve fragmanlar paylaşılıyor. Ülkemizde bazı dönemlerde kapatılan siteye farklı yollardan ulaşmak mümkün olmuştu. Ancak artık <strong>YouTube</strong> sorunsuz bir biçimde hizmet veriyor. Hepimiz birkaç saniyede siteye ulaşarak istediğimiz videoyu izlemeye başlayabiliyoruz.</p>



<p><strong>Twitter’ın Kuruluşu</strong></p>



<p>2006&#8217;da <strong>Twitter</strong> 14 arkadaşın üstün çabaları ile birlikte San Fransisco’da kuruldu. Bu 14 kişilik grup içerisinde yer alan kişilerden olan Jack, yemek yerken, SMS yoluyla herkese o anda ne yaptığını açıklayıcı bir fikri olduğundan bahsetti. Ana fikir olarak kişiler o anda ne yapıyorlarsa SMS olarak bunu gönderecek. Sonrasında istediği tüm kişiler de bu SMS’i görecekti. Adeta bir beyin fırtınası yapıldı. Uzun süreler çalışıldı ve günümüzdeki <strong>Twitter</strong> yayın hayatına başladı. Twitter üzerinden atılan ilk tweet ise kuruculardan biri olan Jack’in attığı https://twitter.com/jack/status/20 tweettir. Proje olarak o anda ne yaptığını söylemek için kurulduğundan Jack’de “ Kendi Twitter hesabımı düzenliyorum.” şeklinde bir tweet attı.</p>



<p><strong>Facebook’un Kuruluşu ve İlk Kullanıcılar</strong></p>



<p>İnsanların bilgi alışverişinde bulunması ve başkalarıyla iletişim kurmasını amaçlayan&nbsp;<strong>Facebook,&nbsp;</strong>4 Şubat 2004 tarihinde kuruldu. O dönemde Harvard Üniversitesi’nde okuyan Mark Zuckerberg, siteyi kurarken ilk etapta yalnızca Harvard içerisinde kullanımı amaçlıyordu. Sonrasında Boston civarında yer alan tüm üniversiteler siteye katıldı. Kısa sürede yayılan&nbsp;<strong>Facebook,&nbsp;</strong>Ivy Ligi okullarının tamamını kapsamaya başladı. İlk yılı tamamlanmadan ABD içerisindeki tüm okullar&nbsp;<strong>Facebook&nbsp;</strong>üyesi olmuştu. 31 Ağustos 2014 tarihinden beri en çok kullanılan 2. site olma özelliğindedir. 2012 yılı itibariyle bakıldığında ise en çok kullanılan site olmaktadır.</p>



<p>Siteye ilk etapta okul öğrencileri üye olduğundan ilk üyeler Mark’ın okuldan arkadaşlarıydı. Joe Green günümüzde Facebook’un ilk üyesi olarak gösterilmektedir. Harvard Üniversitesi’nde okuyan Joe şuanda bilişim sektöründe bir girişimci olarak hayatına devam ediyor.</p>



<p>Kaynak: beyaztarih.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/internetin-dunu-ve-bugunu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
