<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>insan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/insan-2/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 31 Oct 2022 11:05:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>insan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şeytan Neyimiz Olur?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/seytan-neyimiz-olur/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/seytan-neyimiz-olur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2022 11:05:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[şeytan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18536</guid>

					<description><![CDATA[Şeytan; hayırdan ve rahmetten uzaklaşmış varlık demektir. İbranicede “satan” (satanist) olarak ifade edilen şeytan; karşı çıkan,  düşmanlık eden, suçlayan anlamına gelmektedir. Şeytan; tağut, caan, ifrit, marid (inatçı) ve garûr (aldatan) kelimeleriyle de nitelendirilir. İblis ise, ümit kesmek, pişman olmak, şaşırıp kalmak gibi anlamlara gelmektedir.  (İsl. Ansk) Kur’an’da, şeytan ile insan arasındaki ilişkiye temas eden doksana yakın ayet bulunmaktadır. Meleklerden, Adem’e secde etmelerinin istendiği dokuz ayette iblis, insanlara düşmanlık ederek onları çeşitli hile ve desiselerle aldatmaya çalışması ile ilgili diğer ayetlerde ise şeytan kelimesi geçmektedir. Melekler, ilahi emre uyarak Adem’e (insanoğluna) secde ederken,&#160; şeytan, kibirlenip ilahi emre karşı çıkmış, gerekçe olarak da kendisinin ateşten, Adem’in çamurdan yaratıldığını ileri sürerek secde etmeyi ret etmiştir. Bu noktada bazı kimselerin, “iblis/şeytan da meleklerdendir” diye bir yargıda bulunması, isabetli değildir; zira Kur’an, meleklerin kendilerine emredilen her şeyi yerine getirdiklerini ifade etmektedir. (66/6) Bilinmelidir ki iblisin/şeytanın, nar/ateşten olması, temsili/mecazi bir ifadedir. Bu ifade, şeytanın/şeytanlığın temelinde haset, kıskançlık, çekememezlik, kin, nefret, isyan, düşmanlık, kibir, kan, vahşet, şirret gibi dürtülerin olduğunu göstermek için kullanılmaktadır. Bu dürtülere/kötü vasıflara sahip olmak, kendini ateşe atmak, yakmak demektir. Dolayısıyla “ateşten yaratılmış olması”, temsili bir ifadedir ve nar/ateş, şerri/kötülüğü temsil etmektedir. Temsili bir anlatım olmasının diğer bir kanıtı da Allah’ın, hiç kimseye gelecekle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Şeytan; hayırdan ve rahmetten uzaklaşmış varlık demektir. İbranicede “satan” (satanist) olarak ifade edilen şeytan; karşı çıkan,  düşmanlık eden, suçlayan anlamına gelmektedir. Şeytan; tağut, caan, ifrit, marid (inatçı) ve garûr (aldatan) kelimeleriyle de nitelendirilir. İblis ise, ümit kesmek, pişman olmak, şaşırıp kalmak gibi anlamlara gelmektedir.  (İsl. Ansk)</p>



<p>Kur’an’da, şeytan ile insan arasındaki ilişkiye temas eden doksana yakın ayet bulunmaktadır. Meleklerden, Adem’e secde etmelerinin istendiği dokuz ayette iblis, insanlara düşmanlık ederek onları çeşitli hile ve desiselerle aldatmaya çalışması ile ilgili diğer ayetlerde ise şeytan kelimesi geçmektedir.</p>



<p>Melekler, ilahi emre uyarak Adem’e (insanoğluna) secde ederken,&nbsp; şeytan, kibirlenip ilahi emre karşı çıkmış, gerekçe olarak da kendisinin ateşten, Adem’in çamurdan yaratıldığını ileri sürerek secde etmeyi ret etmiştir. Bu noktada bazı kimselerin, “iblis/şeytan da meleklerdendir” diye bir yargıda bulunması, isabetli değildir; zira Kur’an, meleklerin kendilerine emredilen her şeyi yerine getirdiklerini ifade etmektedir. (66/6)</p>



<p>Bilinmelidir ki iblisin/şeytanın, nar/ateşten olması, temsili/mecazi bir ifadedir. Bu ifade, şeytanın/şeytanlığın temelinde haset, kıskançlık, çekememezlik, kin, nefret, isyan, düşmanlık, kibir, kan, vahşet, şirret gibi dürtülerin olduğunu göstermek için kullanılmaktadır. Bu dürtülere/kötü vasıflara sahip olmak, kendini ateşe atmak, yakmak demektir. Dolayısıyla “ateşten yaratılmış olması”, temsili bir ifadedir ve nar/ateş, şerri/kötülüğü temsil etmektedir.</p>



<p>Temsili bir anlatım olmasının diğer bir kanıtı da Allah’ın, hiç kimseye gelecekle ilgili bir pazarlığa girmemiş olmasıdır. Düşünün! “İblis, (sıradan bir varlık) insanları yoldan çıkarmam için bana kıyamete kadar mühlet ver” diyecek, Allah da “haydi sana mühlet verdim” diyecek. Allah, böyle bir pazarlıktan münezzehtir. Allah, bu temsili anlatımla kendi nizamını, iyilik-kötülük, doğru-yanlış üzerine kurduğunu beyan etmektedir.</p>



<p>Peki, şeytan kimdir; nasıl bir varlıktır?</p>



<p>Başlangıçta (Adem-Havva hadisesinde olduğu gibi) insanları saptırmaya çalışan varlık, “iblis” olarak isimlendirildi. Daha sonra kötülüğü meslek edinince ve “kötülüğün sembolü” haline gelince, “şeytan” olarak isimlendirildi ve her kötülük “şeytanlık” olarak kabul edildi.</p>



<p>Esasen şeytan; Hakka aykırı hareket eden ve insanları doğru yoldan saptırmaya çalışan her türlü gücün karakteristik adıdır.</p>



<p>Evet, hak yerine batılı, itaat yerine isyanı, düzen yerine azgınlığı, açık olmak yerine sinsi hareket etmeyi, yanıltıcı ve kışkırtıcı olmayı, hile ve tuzaklarla insanları adatmayı temel vazife edinen ve her türlü hayrı/iyiliği engellemeye çalışan tüm şerli varlıkların adı şeytandır. Mesela, yoksulları gözetmeyi istersiniz, şeytan hemen devreye girerek sizi fakir düşmekle korkutur. (2/268)</p>



<p>Kur’an’da şeytanın gücünün sınırlı, hile ve tuzaklarının zayıf olduğu haber verilmektedir. (4/76) Şeytanın bütün mahareti, insanları tahrik etmek ve kendi yoluna çağırmaktan ibarettir. (14/22) Şeytana uyup uymamak kişinin iradesine bağlıdır. Şeytanın salih kişiler üzerinde bir etkisi yoktur. (15/39, 40) Dolayısıyla insanların yaptıkları kötülükler için şeytanı bahane etmeleri gerçekçi olmadığı gibi, Allah katında da herhangi bir değere sahip değildir.</p>



<p>Peki, Allah’a itaat etmeyen bir varlığı, Allah niçin kıyamete kadar yaşatır? Veya “Allah, niçin şeytana/kötülüğe izin verir” sorusunun cevabı, tek kelimeyle “imtihan”dır. Yüce Allah, sistemini iyilik ve kötülük, itaat ve isyan, üzerine kurmuştur. O’nun kainata yerleştirdiği sistem, sebep-sonuç ilkesi üzerinden yürür ve hiç kimseye eleştirme hakkı vermez; zira her şey/varlık O’nundur. İnsan, dünyaya sınav için geldiğinden ötürü (Mülk 2) Allah, hayırdan ve rahmetinden uzaklaştırdığı şeytana, insanoğlunu saptırmasına kıyamete kadar izin vermiştir.</p>



<p>İnsan, fıtrat (fabrika ayarları) olarak, iyilik ve kötülük yapma kabiliyeti ile yaratılmıştır. İnsan tabiatının temel karakteristiği, iyilik ve kötülük kabiliyeti ile donatılmıştır.&nbsp; İyiliği veya kötülüğü tercih etme insanın kaderi olmuştur. Bundan hiç kimse kaçamaz. Tabi Allah, iyilikten yanadır; şeytan da kötülükten yanadır.</p>



<p>Allah, -imtihan gereği- insanın fıtratına hem fücur (kötülük yapma kabiliyeti) ve hem de takvaya ulaşma melekesini ilham etmiştir/kodlamıştır. (91/18) Allah, insana akıl ve irade vererek, elçiler gönderip kendilerine doğru yolu göstererek özgür bırakmıştır. Dileyen doğru yolu (İslamı) seçer; dileyen şeytani/nefsani duygularına esir düşerek yanlış yollara yönelir.&nbsp;</p>



<p>Allah-İblis diyaloğu da temsili bir anlatımdır. Bu anlatımda İblisin nesnel gerçekliğinden ziyade, vahyin ilk muhataplarının önceden bildiği kıssa/hikaye üzerinden mesaj verilmek istenmektedir. Verilen mesaj ise, insanın fıtratında mevcut olan iyilik ve kötülük (91/8) dürtüsünün çatışma halinde olduğunu hatırlatmaktır. Onun için Allah ile şeytan arasındaki diyaloğu, insanlar arasındaki karşılıklı konuşmaya benzetmek doğru değildir.</p>



<p>Allah’ın karşısında “ sana itaat etmiyorum; senin kullarını doğru yoldan saptıracağım; bana izin ver” diyen bir varlığı O yüce varlık (Allah) muhatap alır mı? Allah, sıradan bir insan gibi tasavvur edilebilir mi? Ayet ve kıssaları doğru anlamak için, önce Allah tasavvurumuzu ayetlere göre anlamak zorundayız. Aksi takdirde ne Allah’ı ne de diğer varlıkları doğru anlayamayız.</p>



<p>Şeytan denen varlığı genel olarak iki başlık (tür) altında değerlendirebiliriz; bunlardan biri, “dahili” yani, şahsın kendisinde bulunan nefsi, diğeri de “harici” yani, çevresindeki insanlardır. Başka yerlerde şeytan aramaya gerek yoktur. Her iki şeytan türünü de karakterinden tanıyoruz.</p>



<p>Birinci tür şeytan, insanın zihnine ve içgüdülerine (nefsine) kötülüğü fısıldayan şeytandır (50/16) ki o, takva sahibi insanlar üzerinde asla etkili olamaz. (15/39) O, iradesini doğru yönetemeyen, nefsine hakim olamayan insanlar üzerinde etkili olur.</p>



<p>Yani, insana sürekli vesveseler vererek kötülüğe sevk eden şeytan, insanın içindeki nefisten/dürtülerden başkası değildir. Kur’an’ın beyanıyla iyilikler Allah’tan, kötülükler insanın kendisindendir (4/79, 30/41) Öyle ki şeytan, insanın içinde ikinci bir şahıs gibi hareket etmekte, onu vesveseleriyle ele geçirmeye çalışmaktadır.</p>



<p>“Ne zaman şeytandan kötü bir düşünce seni dürterse, Allah’a sığın…”(7/200) Şeytanın dürtmesi, insanın aklını işletmeyerek içgüdülerinin kontrolüne girmesi ve insani tarafını bırakarak beşeri güçlerinin peşine takılmasını ifade eder.</p>



<p>İkinci tür şeytan ise, kişinin karşısındaki insanlardır. Fazlurrahman’ın dediği gibi, Kur’an, kötülük ilkesini iblis ve şeytan olarak kişileştirir. Bir çok ayette şeytanlar, mecazi olarak insanlar yerine kullanılır. Dolayısıyla şeytan, insanın rakibi ve düşmanıdır. Kur’an’da şeytanın tek bir varlık olmadığı, onun yandaşları ve ordusunun (kurum ve düzenlerin) olduğu (7/27, 26/95) haber verilmektedir.</p>



<p>“Münafıklar, inanmış olanlara rastladıkları zaman, inandık derler; lakin şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında, ‘biz sizinle beraberiz, onlarla sadece alay ediyorduk’ derler” (2/14) ayeti, şeytanın insan anlamında kullanıldığına açık bir örnektir.</p>



<p>Yine, “her nebiye ins ve cin şeytanlarını düşman yaptık” (6/112) ayeti, şeytanlığın insanlara verilen bir sıfat olduğunu göstermektedir.</p>



<p>Ayrıca, Kur’an’da inkârcıların şeytanlarla beraber haşredileceği (19/68) ve dünyada bir arkadaş gibi onunla birlikte hareket eden kişinin kıyamet günü, “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı” diyeceği ifade edilmiş olması (43/36-38), şeytanların bir kısmının insanlardan olduklarını göstermektedir.</p>



<p>Özetle belirtelim ki iblis/şeytan, bizim egomuzdur, nefsimizin doyumsuz halidir. Azgınlaşan hırsımız, kibrimiz, öfkemiz, şehvetimiz ve her türlü insanlık dışı eylemlerimizdir.</p>



<p>Evet, şeytan bizim savunma mekanizmamızdır, kabahatlerimizi yüklediğimiz günah keçimizdir. Nasıl ki kendimizi tezkiye etmek için tüm olumsuzlukları kadere yüklüyorsak, aynı şekilde hesap vermekten kaçmak adına her kabahatimizi ve suçumuzu maalesef “şeytan” denen varlığa yüklüyoruz; lakin bilinmelidir ki böyle bir savunma mekanizmanın Allah katında hiçbir kıymeti yoktur.</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/seytan-neyimiz-olur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanın Halife Kılınmasının Anlamı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/insanin-halife-kilinmasinin-anlami/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/insanin-halife-kilinmasinin-anlami/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 13:19:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17832</guid>

					<description><![CDATA[أعوذ بالله، بسم الله&#8230; وَهُوَ الَّذٖي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ الْاَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ فٖي مَٓا اٰتٰيكُمْؕ اِنَّ رَبَّكَ سَرٖيعُ الْعِقَابِؗ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحٖيمٌ (el-En’âm 6/165) İlk insan Hz. Âdem el-Bakara Suresi 30. ayetinde halife olarak nitelenirken el-Hicr Suresi 28. ayetinde beşer olarak nitelenmiştir. Yukarıdaki el-En’âm 165. ayetinde ise bütün insanları içine alacak şekilde halife nitelemesi kullanılmıştır. Bu ayetin anlamının çözümü bir ölçüde Hz. Adem’e yönelik kullanılan halife niteliğinin ne anlama geldiğini açıklığa kavuşturmaya yardımcı olacak niteliktedir. En’âm Suresi 165. Ayetinin anlamı hususunda birkaç vecih/farklı yorum ihtimali bulunmaktadır. Her bir yorum ihtimali ayetin farklı anlaşılmasına yol açmakla birlikte halife’nin “bir biri peşine gelen ardıl” anlamı ortak noktasında buluştukları söylenebilir. Aslında bu ayette halife kavramının anlamı değil, halife olarak kimin veya kimlerin kastedildiği hususunda farklı yorumlar bulunmaktadır. Bu farklı yorumları da genel itibariyle üç başlık altında toplamak mümkündür. * Birinci yoruma göre hem Bakara 2/30. ayette hem de bu ayette geçen halife nitelemesi, insan cinsini ifade etmekte olup bütün insanları içine alacak genişlikte bir anlama sahiptir. Çünkü insanlar topluca değil, peş peşe gelecek nesiller şeklinde yaratılmışlardır. Zaten halife kelimesi de ardıllığı yani bir şeyin bir başka şeyin peşine gelmesini, birbirini takip etmesini ifade etmektedir. Hz. Âdem ilk insan olmakla birlikte &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>أعوذ بالله، بسم الله&#8230;</p>



<p>وَهُوَ الَّذٖي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ الْاَرْضِ</p>



<p>وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ فٖي مَٓا اٰتٰيكُمْؕ</p>



<p>اِنَّ رَبَّكَ سَرٖيعُ الْعِقَابِؗ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحٖيمٌ</p>



<p>(el-En’âm 6/165)</p>



<p>İlk insan Hz. Âdem el-Bakara Suresi 30. ayetinde <em>halife</em> olarak nitelenirken el-Hicr Suresi 28. ayetinde <em>beşer</em> olarak nitelenmiştir. Yukarıdaki el-En’âm 165. ayetinde ise bütün insanları içine alacak şekilde <em>halife</em> nitelemesi kullanılmıştır. Bu ayetin anlamının çözümü bir ölçüde Hz. Adem’e yönelik kullanılan <em>halife</em> niteliğinin ne anlama geldiğini açıklığa kavuşturmaya yardımcı olacak niteliktedir.</p>



<p>En’âm Suresi 165. Ayetinin anlamı hususunda birkaç vecih/farklı yorum ihtimali bulunmaktadır. Her bir yorum ihtimali ayetin farklı anlaşılmasına yol açmakla birlikte <em>halife’nin</em> “bir biri peşine gelen ardıl” anlamı ortak noktasında buluştukları söylenebilir. Aslında bu ayette <em>halife</em> kavramının anlamı değil, halife olarak kimin veya kimlerin kastedildiği hususunda farklı yorumlar bulunmaktadır. Bu farklı yorumları da genel itibariyle üç başlık altında toplamak mümkündür.</p>



<p>*</p>



<p><strong>Birinci yorum</strong>a göre hem Bakara 2/30. ayette hem de bu ayette geçen <em>halife</em> nitelemesi, insan cinsini ifade etmekte olup bütün insanları içine alacak genişlikte bir anlama sahiptir. Çünkü insanlar topluca değil, peş peşe gelecek nesiller şeklinde yaratılmışlardır. Zaten halife kelimesi de ardıllığı yani bir şeyin bir başka şeyin peşine gelmesini, birbirini takip etmesini ifade etmektedir. Hz. Âdem ilk insan olmakla birlikte çocukları ve torunları şeklinde peş peşe gelen ardıl nesilleri söz konudur. Bu yönüyle hem kendisi hem eşi Hz. Havva <em>halife</em> kavramı içine girmektedir. Zaten Hz. Âdem’in Hicr 15/28. ayette Yüce Allah tarafından aynı zamanda <em>beşer</em> diye nitelenmesi de <em>halifenin</em> aslında insan cinsini ifade ettiğini göstermektedir. Öyleyse Hz. Âdem <em>halife</em> niteliği taşıyan beşer cinsinin ilkidir. Bu yoruma göre yukarıda aslı verilen el-En’âm 6/165. ayetinin şöyle bir anlam verilebilir:</p>



<p><em>“(Ey insanlar!) O’dur, sizi yeryüzünde peş peşe yaratan ve verdikleriyle sizi sınamak için kiminizi kiminize üstün kılarak aranızda derece farklılıkları oluşturan. (Eğer siz öncenizi ve ardınızı unutur, benlik ve biriciklik sevdasına kapılırsanız,) Şüphesiz rabbin suçlulara cezayı çok çabuk kesendir; (ama eğer başta anne-babanız olmak üzere öncenizdeki insanları, ardınızdan gelen çocuklarınızı bilir ve sizi yaratan Allah’ın rabliğini tanırsanız,) &nbsp;O merhametiyle bağışlaması bol olandır.”</em></p>



<p><strong>*</strong><strong></strong></p>



<p><strong>İkinci yorum</strong>una göre bu ayette <em>halife</em> olarak nitelenenler aslında Hz. Peygamber’in ashabıdır, zaten ifadenin halifeler şeklinde çoğul gelmesi de bu yorumu güçlendirmektedir. Çünkü onlar kendilerinden önceki ümmetlerden sonra gelmiş ve bu yönüyle onların ardılları olmuşlardır. Böylece öncekilerin dinlerinin hükmü kaldırılmış son peygamber Hz. Muhammed Mustafa (sav) eliyle gelen son din İslam’ın hükmü geçerli kılınmıştır. Ayrıca bu ayette kendilerine yüklenen sıfatının gereğini yapma ve görevlerinin bilincinde olmaları şeklinde sahabeye bir ikaz da söz konusudur. Çünkü dünyada verilen her imkân aynı zamanda bir imtihandır. Hz. Peygamber’in sohbetinde bulunmak ve ilk ağızdan istifade eden konumu kazanmış olmak sahabeye bazı sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla onlar için daha zorlu bir imtihan vardır. Bu imtihanda başarılı olmak ancak Allah’ın ipine sarılmakla ve Hz. Peygamber’in sünnetine uymakla mümkün olur ki, onlara ayette tam da bu gerçek hatırlatılmaktadır. Bu ihtimale göre aynı ayetin yorumu şöyle olabilir:</p>



<p><em>“(Ey Peygamber’in yanında bulunanlar!) O’dur, sizi diğer milletlerden sonra yeryüzünün halifeleri kılan ve verdikleriyle sizi sınamak için kiminizi kiminize üstün kılarak aranızda derece farklılıkları oluşturan. (Eğer siz görevinizi yerine getirmezseniz) Şüphesiz Rabbiniz suçlulara cezayı çok çabuk kesendir; (eğer görevininiz hakkıyla yerine getirirseniz,) O merhametiyle bağışlaması bol olandır.”</em></p>



<p><strong>*</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Üçüncü yorum</strong>a göre ise ayetteki <em>halifeden</em> maksat, insanın Allah’ın halifesi kılınmasıdır. Bunun anlamı da Yüce Allah’ın insanlara bir takım imkânlar vererek ve şartlar hazırlayarak onları tasarruf yetkisiyle donatmasıdır. Nitekim birçok ayette ifade edildiği şekilde yeryüzünde ve gökyüzünde bulunan her şeyin insanın istifadesine sunulduğu ifade edilmiştir. Burada istifadesine sunulması demek insanın gücü yettiğince ve şartlar elverdiğince ulaşabildiği şeyleri kullanması ve onlardan yararlanmasıdır. Ancak insan, bu kullanımın Allah’ın izni ve imkân vermesiyle gerçekleştiğinin ve istifadesine sunulan şeylerin de bir emanet olduğunun bilincinde olması gerekir. Tanınan her imkân ve oluşturulmuş bulunan her şartın bir sınama olduğu da asla unutulmamalıdır. Çünkü insan, Yüce Allah gibi mutlak tasarruf sahibi değildir. Bu yüzden de insana ancak mecazî anlamda tasarruf sahibi denilebilir. Her ne kadar gücünün yettiği ve şartların elverdiği kadar bir tasarruf yetkisine sahip ise de, tabiata konulan kanunları ifade eden <em>adetullah</em> gereği dünya hayatında bunun bir sınırının ve sorumluğunun olduğu, ahiret hayatında da bir hesabının olacağı kesindir. Zaten ayette Yüce Allah’ın hem hızlı hesap görücülüğü hem de bağışlayıcılığının zikredilmesi bundan dolayıdır. Yani insan, bir başka ayette ifade edildiği gibi “başıboş yaratıldığını” düşünmemelidir. Bu yoruma göre aynı ayetin yorumu şöyle olabilir:</p>



<p>“<em>Ey insanlar!) O’dur, size yeryüzünden istifade etmenizi sağlayan ve tanıdığı imkânlarla sizi sınamak için kiminizi kiminize üstün kılarak aranızda derece farklılıkları oluşturan. (Eğer siz bu tanınan tasarruf imkânını kötüye kullanır zülüm ve bozgunculuğa kalkışırsanız,) Şüphesiz Rabbiniz suçlulara cezayı çok çabuk kesendir; (eğer adil ve merhametli olursanız,) O size karşı merhametiyle bağışlaması bol olandır</em>.”</p>



<p>*</p>



<p>Ayette geçen <em>imtihan</em> kavramının nasıl anlaşılması gerektiği de önemlidir. İmtihan iki maksatla yapılır: Birincisi bir kişinin gücünü, bilgisini ve görgüsünü görmek ve bilmek amaçlı; ikicisi ise, kişinin bizzat kendisinin ne olduğunu görmesini sağlamak, yaptığının sonucunu göstermek ve hesaba çekmek maksatlıdır. Birinci anlamda imtihan Allah için söz konusu olamaz, çünkü Yüce Allah gizli açık her şeyi bilendir, O’nun bu şekilde imtihan ettiğini düşünmek muhaldir.</p>



<p>Öyleyse Allah’ın kullarını <em>imtihanı</em>, onların yaptıklarının sonucunu kendilerine göstermek ve hesaba çekmektir. Eğer iyi şeyler yaparlarsa sonuçta Allah’ın rahmeti ve bağışlamasına erişirler, ama kötü şeyler yaparlarsa Allah’ın hesaba çekmesine ve sonunda ceza takdir etmesine maruz kalırlar. Yüce Allah insanlara akıl ve irade verdiği için onların aldıkları cezanın adil olduğunu bizzat akıllarıyla kavramalarını sağlamak için yazıcı meleklerin yazdıklarıyla ve el-ayak gibi suç işleyen organlarını konuşturmak suretiyle hesaplarını görür. Bir diğer deyişle Yüce Allah kanıt ve tanık eşliğinde yargılamasını yapar. Böylece insan Allah’ın her şeyi bildiğine ve adil bir şekilde muamelede bulunduğuna bizzat kendisi kanaat getirmiş olur.</p>



<p>Ayette geçen ” hesabın hızlı görülmesi” suç işlendiği anda veya hemen sonrasında hesaba çekilmeyi değil, ömrün kısa, ahiret hayatının yakın ve hesap gününün gelmekte olduğunu hatırlatmak içindir. “Her gelecek olan yakındır” Arap atasözü tam da bu gerçeği ifade eder. Anadolu insanı bunu “sayılı günler çabuk geçer” diye ifade etmiştir. Ölümün ne zaman geleceği bilinmese de, ömrün kısa olduğu herkesçe bilinmektedir. Öyleyse bir gün gelip hesaba çekileceğinin de bilincinde olunmalıdır insan. Ayrıca ayette Allah’ın bağışlamasının <em>merhametli</em> sıfatıyla nitelenmesi, insana yönelik ilahî hesabın onun lehine olacak şekilde işleyeceğini göstermektedir. Bu lehine durumu oluşturacak/belirleyecek olan da insanın dünya hayatındaki tutum ve davranışlarıdır.</p>



<p><strong>Meraklısına</strong></p>



<p>Matüridî, <em>Te’vilâtü’l-Kur’ân</em>, nşr. Bekir Topaloğlu-Ahmet Vanlıoğlu, İstanbul 2006, Mizan Yayınları.</p>



<p>Ebü’l-Leys, <em>Tefsîru’s-Semerkandî</em>, Beyrut 1427/2006.</p>



<p>Zemahşerî, <em>el</em>&#8211;<em>Keşşâf</em>, nşr. Muhammed Said Muhammed, Kahire ts. Daru’t-Tevfikiyye</p>



<p>Farheddin er-Razî, <em>et-Tefsîru’l-Kebîr</em>, İhyau’t-Turasi’l-Arabî, XIV, 86-93.</p>



<p>Beydavî, <em>Envarü’t-tenzîl ve esrarü’t-te’vîl</em>, nşr. Nasurüddin Ebu Said, Beyrut 2001.</p>



<p>Safedî, <em>Keşfü’l-esrâr ve hetkü’l-estâr</em>, nşr. Bahattin Dartma, İstanbul 2019.</p>



<p>Ebü’l-Berekât en-Nesefî, <em>Tersîrü’n-Nesefî</em>, İstanbul 1984.</p>



<p>Elmalılı Hamdi Yazır, <em>Hak Dini Kur’an Dili</em>, İstanbul ts. Eser Neşriyat.</p>



<p><strong>El-En’âm Sûresi 165. ayetinin yorumlarına dair kısımları.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/insanin-halife-kilinmasinin-anlami/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah’ın Soruları- 1</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/allahin-sorulari-1/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/allahin-sorulari-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rüstem BUDAK]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 08:09:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15014</guid>

					<description><![CDATA[UYARICILARIN UYARISINI DİNLEMEK! “Ey cin ve insan topluluğu!&#160;İçinizden size âyetlerimi anlatan&#160;(Yaşadığınız mahalleden,Okuduğunuz okuldan,ülkeden,herkesi dinleyebileceğiniz-&#160;okuyabileceğiniz internetten,kitaplardan,televizyonlardan,radyolardan,gazetelerden,sizleri hakikate- tevhide- adalete çağıran) ve bugününüzün gelip çatacağı hakkında&#160;sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?”(Sorumlulukların hesabının daima sorulacağını,yapılan hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağını,yapılan her şeyin bedelinin ödeneceğini,hatırlatan- uyaran ve nasıl kurtulunabileceğini pratize edeninsanlar- peygamberler- aydınlar- alimler- bilginlersizlerle muhatap olmadı mı?) Onlar şöyle diyecekler: “Biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz.”&#160;(Hakikatin- tevhidin mesajını bir çok kişi ve&#160;araçlarla duyduk, gördük, okuduk, dinledik, düşündük.) Dünya hayatı onları aldattı ve&#160;kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.(Hayattaki hakikate yabancı sevdikleri şeyler,&#160;korkuları, çıkarları, cehaletleri,sorumluluklarını ertelemeleridolayısıyla aldandılar- aldattılar.)En&#8217;am- 130 *** TAPINDIKLARIMIZ &#160;(Ey Allah&#8217;ı varlık aleminde-&#160;ekonomide-&#160;siyasette- kültürde-&#160;yönetimde Bir&#8217;leyenler..) De ki:(Ailenize-&#160;Mahallenize-&#160;Fabrikanızdakilere-Öğrencilere-Gençlere-İşyerinizdeki arkadaşlarınıza-&#160;Köyünüzdekilere-&#160;Şehrinizdekilere-&#160;Ülke insanlarına ve dünyaya) &#8220;Allah&#8217;ı bırakıp da,sizin için fayda ve zarara gücü yetmeyen şeylere mi (İktidar Sahiplerine mi,Sermaye sahiplerine mi,Silah Sahiplerine mi,paraya mı,taşınır- taşınmaz mülklere mi,Kadınlara- Erkeklere mi,Allah&#8217;ın adıyla aldatan şeytana, bazı şeyhlere, önderlere, liderlere, aydınlara, alimlere mi,anlayışınızla İlahlık derecesine çıkarttığınız Peygamberlere mi,kaybetmekten korktuğunuz makamlara mı,rüzgarına kapıldığınız kibrinize mi,sahip olduğunuzu düşündüğünüz ilminize mi,fırsat olarak verilmiş makamlara mı) tapıyorsunuz?Maide-76 *** HANGİ HAKİKAT? &#8220;Rabbimizin,&#160;bizi salihler topluluğuyla,&#160;(Yeryüzünde tevhidi düşünen, iman ve amel edenlerle,Adaletle hükmedenlerle,Hakikati zalimlerin yüzüne haykıranlarla,Nefislerini- kadınlarını- erkeklerini- çocuklarını- eşyalarını ilah edinmeyenlerle,fabrikasında işçilerine hakkını verenlerle,okulunda öğrencisine kendini adayanlarla,rızkına haramı bulaştırmaşyanlarla,faizden uzak duranlarla,Müslüman- mümin- muvahhid- muttakilerle) beraber (cennete) koymasını umarken,(Hem yeryüzünü- &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>UYARICILARIN UYARISINI DİNLEMEK!</strong></p>



<p><strong>“Ey cin ve insan topluluğu!&nbsp;<br>İçinizden size âyetlerimi anlatan</strong>&nbsp;<br>(Yaşadığınız mahalleden,<br>Okuduğunuz okuldan,<br>ülkeden,<br>herkesi dinleyebileceğiniz-&nbsp;<br>okuyabileceğiniz internetten,<br>kitaplardan,<br>televizyonlardan,<br>radyolardan,<br>gazetelerden,<br>sizleri hakikate- tevhide- adalete çağıran)</p>



<p><strong>ve bugününüzün gelip çatacağı hakkında&nbsp;<br>sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?”</strong><br>(Sorumlulukların hesabının daima sorulacağını,<br>yapılan hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağını,<br>yapılan her şeyin bedelinin ödeneceğini,<br>hatırlatan- uyaran ve nasıl kurtulunabileceğini pratize eden<br>insanlar- peygamberler- aydınlar- alimler- bilginler<br>sizlerle muhatap olmadı mı?)</p>



<p><strong>Onlar şöyle diyecekler: “Biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz.”</strong>&nbsp;<br>(Hakikatin- tevhidin mesajını bir çok kişi ve&nbsp;<br>araçlarla duyduk, gördük, okuduk, dinledik, düşündük.)</p>



<p><strong>Dünya hayatı onları aldattı ve&nbsp;<br>kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.</strong><br>(Hayattaki hakikate yabancı sevdikleri şeyler,&nbsp;<br>korkuları, çıkarları, cehaletleri,<br>sorumluluklarını ertelemeleri<br>dolayısıyla aldandılar- aldattılar.)<br><strong>En&#8217;am- 130</strong></p>



<p>***</p>



<p><strong>TAPINDIKLARIMIZ</strong></p>



<p>&nbsp;(Ey Allah&#8217;ı varlık aleminde-&nbsp;<br>ekonomide-&nbsp;<br>siyasette- kültürde-&nbsp;<br>yönetimde Bir&#8217;leyenler..)</p>



<p><strong>De ki:</strong><br>(Ailenize-&nbsp;<br>Mahallenize-&nbsp;<br>Fabrikanızdakilere-<br>Öğrencilere-<br>Gençlere-<br>İşyerinizdeki arkadaşlarınıza-&nbsp;<br>Köyünüzdekilere-&nbsp;<br>Şehrinizdekilere-&nbsp;<br>Ülke insanlarına ve dünyaya)</p>



<p><strong>&#8220;Allah&#8217;ı bırakıp da,<br>sizin için fayda ve zarara gücü yetmeyen şeylere mi</strong></p>



<p>(İktidar Sahiplerine mi,<br>Sermaye sahiplerine mi,<br>Silah Sahiplerine mi,<br>paraya mı,<br>taşınır- taşınmaz mülklere mi,<br>Kadınlara- Erkeklere mi,<br>Allah&#8217;ın adıyla aldatan şeytana, bazı şeyhlere, önderlere, liderlere, aydınlara, alimlere mi,<br>anlayışınızla İlahlık derecesine çıkarttığınız Peygamberlere mi,<br>kaybetmekten korktuğunuz makamlara mı,<br>rüzgarına kapıldığınız kibrinize mi,<br>sahip olduğunuzu düşündüğünüz ilminize mi,<br>fırsat olarak verilmiş makamlara mı)</p>



<p><strong>tapıyorsunuz?</strong><br><strong>Maide-76</strong></p>



<p>***</p>



<p><strong>HANGİ HAKİKAT?</strong></p>



<p><strong>&#8220;Rabbimizin,&nbsp;<br>bizi salihler topluluğuyla,</strong>&nbsp;<br>(Yeryüzünde tevhidi düşünen, iman ve amel edenlerle,<br>Adaletle hükmedenlerle,<br>Hakikati zalimlerin yüzüne haykıranlarla,<br>Nefislerini- kadınlarını- erkeklerini- çocuklarını- eşyalarını ilah edinmeyenlerle,<br>fabrikasında işçilerine hakkını verenlerle,<br>okulunda öğrencisine kendini adayanlarla,<br>rızkına haramı bulaştırmaşyanlarla,<br>faizden uzak duranlarla,<br>Müslüman- mümin- muvahhid- muttakilerle)</p>



<p><strong>beraber (cennete) koymasını umarken,</strong><br>(Hem yeryüzünü- evini- şehrini- ülkesini- mahallesini cennet gibi&nbsp;<br>tasavvur edip bu şekilde inşa etmek- yönetmek- yaşamak isteyenlerle,<br>Hem de<br>ölümden sonra bu dünyadaki amellerin- çabaların- hedeflerin devamı- sonucu olan,&nbsp;<br>cennete koymasını umarken)</p>



<p><strong>Allah&#8217;a ve bize gelen gerçeğe</strong><br>(Bizi bu yaşam- hayat- düzen ve pratiğe götürecek- ulaştıracak&nbsp;<br>söze- vahye- ilme- düşünceye- edebiyata- sükuta- isyana- mücadeleye)</p>



<p><strong>ne diye inanmayalım?&#8221;</strong></p>



<p><strong>Maide- 84</strong></p>



<p>***</p>



<p><strong>SORUMLULUK ALMAK…</strong></p>



<p><strong>“Daha önce kendilerine, &#8220;(savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin&#8221; denilenleri görmedin mi?</strong></p>



<p><strong>Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı;&nbsp;<br>insanlardan, Allah&#8217;tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve</strong></p>



<p><strong>&#8220;Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın?&nbsp;<br>Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!&#8221; derler.</strong></p>



<p><strong>De ki: &#8220;Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah&#8217;a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez.&#8221;</strong></p>



<p><strong>Nisa- 77</strong></p>



<p><br><strong>HELALİ HARAM KILANLAR&#8230; HARAMI HELAL KILANLAR&#8230;</strong></p>



<p><strong>“De ki: &#8220;Allah&#8217;ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?&#8221;</strong></p>



<p>(Bilgi- Siyaset- Ekonomi- Kültür alanındaki İktidar sahipleri&#8230;<br>Alimler- Şeyhler- Müridler- Bilginler- Aydınlar- Başkanlar- Patronlar- Starlar&#8230;<br>Allah&#8217;ın insanlara&nbsp;<br>Helal kıldığını Haram,<br>Haram kıldığını Helal&nbsp;<br>kılmaya çalışıyorlar.)</p>



<p><strong>De ki: &#8220;Bunlar, dünya hayatında mü&#8217;minler içindir.&nbsp;<br>Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür.&nbsp;<br>İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.&#8221;&nbsp;<br>A&#8217;raf-32</strong></p>



<p>***</p>



<p><strong>YALAN UYDURANLAR</strong></p>



<p><strong>Kim, Allah&#8217;a karşı yalan uyduran veya onun âyetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir?</strong>&nbsp;<br>(Allah&#8217;a karşı yalan uyduran;<br>Hakikati eğip büken,<br>Allah adına yalan söyleyen,<br>kendi nefsindekini Allah adına söyleyen,<br>adaletsizlikler üreten,<br>zulmü çoğaltan&#8230;</p>



<p>Ayetlerini yalanlayanlar&#8230;<br>Hakikati bildiği halde<br>çıkarları- korkuları ve sevgileri nedeniyle zulüm işleyenler-<br>işlemeye devam edenler,<br>Allaha; şeyhini- liderini- cehaletini- vesveseyi ortak koşanlar&#8230;)</p>



<p><strong>İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış ömür ve rızıklardan) payları erişir.</strong></p>



<p><strong>Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde,&nbsp;<br>&#8220;Hani Allah&#8217;ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?&#8221; derler.</strong></p>



<p><strong>Onlar da, &#8220;Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular&#8221; derler ve&nbsp;<br>kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.&nbsp;<br>(Araf- 37)</strong></p>



<p><strong>***</strong></p>



<p><br><strong>İSLAM&#8217;I YAŞAMAYANLARIN MAZERETLERİ</strong></p>



<p><strong>Allah&#8217;a ortak koşanlar diyecekler ki:</strong><br>(Kendilerine Müslüman’ın deyip İslam&#8217;ı yaşamayanlar,<br>Adalet ile hükmetmeyenler,<br>Çalışanlarına hakkını vermeyenler,<br>Yaptığı işi hakkıyla yapmayan çalışanlar,<br>Ticaretine yalanı- hırsızlığı ve faizi bulaştıranlar)</p>



<p><strong>&#8220;Eğer Allah dileseydi biz de ortak koşmazdık, babalarımız da. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık.&#8221;</strong>&nbsp;<br>(Allah insanlar içinden hidayete ulaşmak isteyeni hidayete,<br>dalalete gitmek isteyeni dalalete eriştirir.<br>tüm sorumluluk insanın kendisindedir.<br>Bu noktada ne şeytanileşen insanları, ne kurumları, ne ailesini, ne atalarını, ne yöneticileri ve ne de Allah&#8217;ı suçlayabilir.)</p>



<p><strong>Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) böyle yalanlamışlardı da sonunda azabımızı tatmışlardı.</strong></p>



<p><strong>De ki: &#8220;Sizin (iddialarınızı ispat edecek) bir bilginiz var mı ki onu bize gösteresiniz?</strong></p>



<p><strong>Siz ancak kuruntuya uyuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.&#8221;&nbsp;<br>En&#8217;am- 148</strong></p>



<p><strong>***</strong></p>



<p><strong>SÖZ VERENLER</strong></p>



<p><strong>“Derken,&nbsp;onların ardından yerlerine Kitab&#8217;a varis olan bir nesil geldi.</strong></p>



<p>(21. yüzyılda dünyada yeni Müslüman toplumlar-&nbsp;</p>



<p>Müslüman toplumların yönetildiği- yönettiği devletler geldi.)</p>



<p><strong>Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve&nbsp;</strong></p>



<p><strong>&#8220;(nasıl olsa) biz bağışlanacağız&#8221; derlerdi.&nbsp;</strong></p>



<p>(Dinin işlerine- çıkarlarına- korkularına uygun gelen kısmını yaşar,</p>



<p>elde ettikleri bilgi- mal- mülk- maaş- kar- güçten</p>



<p>insanlarla paylaşmaktan uzak durur,</p>



<p>diğer kısımlarını yaşamazlardı ve</p>



<p>nasıl olsa biz müslümanız, Allah bizi kurtaracak derlerdi)</p>



<p><strong>Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar.&nbsp;</strong></p>



<p>(Değersiz olan şeyleri</p>



<p>ilahlaştırmaya- rableştirmeye devam ederler.)</p>



<p><strong>Allah hakkında,&nbsp;</strong></p>



<p><strong>gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair&nbsp;</strong></p>



<p><strong>onlardan Kitap&#8217;ta söz alınmamış mıydı?&nbsp;</strong></p>



<p>(Allah adına, insanları kurtaracaklarına söz verirler,</p>



<p>günahlarını afedileceğini vaad ederler,</p>



<p>yanlış ve yalan yorumlarla insanları aldatırlar.)</p>



<p><strong>Onun içindekileri okumamışlar mıydı?&nbsp;</strong></p>



<p>(Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i düşünerek- aklederek- iman ederek&nbsp;</p>



<p>ve yaşamaya çalışarak okumadılar mı?)</p>



<p><strong>Hâlbuki Allah&#8217;a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır.&nbsp;</strong></p>



<p><strong>Hiç düşünmüyor musunuz? </strong><strong>A&#8217;raf- 169</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/allahin-sorulari-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
