<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>iman &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/iman-2/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 16 Jan 2023 14:08:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>iman &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tasavvufa Yönelik Haksız Bazı Eleştiriler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tasavvufa-yonelik-haksiz-bazi-elestiriler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tasavvufa-yonelik-haksiz-bazi-elestiriler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2023 14:08:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18638</guid>

					<description><![CDATA[Tasavvufa yönelik bir takım eleştiriler var, haklıdır; bir takım eleştiriler de var ki, haksızdır. Bir takım eleştiriler ise tartışmaya açıktır. Eleştiri konusu olan hususu anlamak gerekiyor. Burada ne kastediliyor? Ne yapılmak isteniyor? Bunları iyi değerlendirmek gerekiyor. Bir örnek verelim. Müridin görevlerinden ilki, şeriatın zahiriyle çeliştiğini zannettiği bir şey ile emr olunsa bile, herhangi bir konuda şeyhine itiraz etmeyip şeyhinin kendisine emrettiği her şeye mutlak itaat etmektir. Sufiler itirazın olmamasına Hz. Musa ve Hızır&#8217;ın yol arkadaşlığını örnek gösterir. Bunun yanında müridin şeyhinden hiçbir şeyi saklamaması hatta kalbindeki bütün hallerini şeyhine sunması ve zihninde dolaşan bütün fikirleri ona anlatması gerekir çünkü kendi nefsini şeyhinden gizlerse, yol arkadaşına ihanet etmiş olur. Zira şeyh doktor gibidir müridin durumu da avret mahalli gibidir ve doktor zorunlu bir tedavi için avret mahallini görebilir. Bu ilişki tarzı eleştiri konusu olmuştur. Sufiler bu ilişki sebebiyle bireyin şahsiyetini yok etmek ve iradesine ipotek koymak ile itham edilmiştir. Modern eğitim yöntemleri ile mukayese edildiğinde şahsiyeti yok etmek itibariyle sert bir tenkide tabi tutulmuşlardır. Ancak bilinmelidir ki meselenin daha derin ve dikkatli bir şekilde ele alınması gerekir. Çünkü sufiler çoğunlukla bu ilişkiyi hasta ile doktor ilişkisine benzetirler. Hasta için doktorun gerekli olması gibi manevi hastalıklar olan nefsin afetlerinde de müridin nefsinin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tasavvufa yönelik bir takım eleştiriler var, haklıdır; bir takım eleştiriler de var ki, haksızdır. Bir takım eleştiriler ise tartışmaya açıktır. Eleştiri konusu olan hususu anlamak gerekiyor. Burada ne kastediliyor? Ne yapılmak isteniyor? Bunları iyi değerlendirmek gerekiyor.</p>



<p>Bir örnek verelim. Müridin görevlerinden ilki, şeriatın zahiriyle çeliştiğini zannettiği bir şey ile emr olunsa bile, herhangi bir konuda şeyhine itiraz etmeyip şeyhinin kendisine emrettiği her şeye mutlak itaat etmektir. Sufiler itirazın olmamasına Hz. Musa ve Hızır&#8217;ın yol arkadaşlığını örnek gösterir. Bunun yanında müridin şeyhinden hiçbir şeyi saklamaması hatta kalbindeki bütün hallerini şeyhine sunması ve zihninde dolaşan bütün fikirleri ona anlatması gerekir çünkü kendi nefsini şeyhinden gizlerse, yol arkadaşına ihanet etmiş olur. Zira şeyh doktor gibidir müridin durumu da avret mahalli gibidir ve doktor zorunlu bir tedavi için avret mahallini görebilir.</p>



<p>Bu ilişki tarzı eleştiri konusu olmuştur. Sufiler bu ilişki sebebiyle bireyin şahsiyetini yok etmek ve iradesine ipotek koymak ile itham edilmiştir. Modern eğitim yöntemleri ile mukayese edildiğinde şahsiyeti yok etmek itibariyle sert bir tenkide tabi tutulmuşlardır.</p>



<p>Ancak bilinmelidir ki meselenin daha derin ve dikkatli bir şekilde ele alınması gerekir. Çünkü sufiler çoğunlukla bu ilişkiyi hasta ile doktor ilişkisine benzetirler. Hasta için doktorun gerekli olması gibi manevi hastalıklar olan nefsin afetlerinde de müridin nefsinin hallerini bilen manevi bir doktora ihtiyaç vardır. Hastanın doktora itaati gerektiği gibi müridin de kendisine doğru yolu göstermesi için bir mürşidi araştırıp ona müracaat etmesi gerekir. Mürit mürşidini bulduğunda onun emrine tabi olmalı, yasakladığı şeylerden uzak durmalıdır. Mürşit ona sadece kusurlarını göstermek için gerekli değildir, bilakis Allah&#8217;a giden manevi yol gizli olduğu için, yolun işaretlerini açıklaması, tehlikelerinden sakındırması, varidat ve hallerin şeytandan mı Allah&#8217;tan mı olduğunun karıştığı durumları müride bildirmesi için mürşit gereklidir.</p>



<p>Öyleyse mesele hasta-doktor ilişkisi ise hastalığın kendine has psikolojik tedavi yöntemleri olmalıdır. Dolayısıyla bu mukayeseyi modern eğitim yöntemleri ile değil, psikolojik yöntemlerle yapmak daha doğrudur. Zira psikolojik tedavide bu tür ilişkiler vardır. Şöyle ki; hasta, kontrolünü psikoloğa bırakır; ona bütün sırlarını açar ve ondan izin almaksızın hiçbir şeye girişmez. Bütün bunlar bazen yıllarca devam eden tedavinin gerektirdiği şeylerdir.</p>



<p>Her iki sistem de mürit veya hasta tarafından tasdik ve iknanın tam bir kabulünü gerektiren bir başkasının telkini fikrine dayanır. Psikanalist ve hasta yahut şeyh ve mürid gibi tedavisi ancak iki tarafın var olmasına bağlı oldukları için bu iki yöntem, ikili bir kesinliğe dayanması açısından birbirine benzer. Sufilerin, -bilinçsizlik düşüncesinin manevi yolculukta tesiri olmakla beraber- hastanın kendi hallerini idrak edemediğinin farkında olduğunu öğrendiğimizde bu benzerlik daha güçlü bir şekilde görülür. Beden ve kalp hastalıkları arasında yapılan mukayese bunun açık bir göstergesidir. Beden hastalıklarında hastalığın sebebini bulmak kolaydır; hasta hastalığını betimleyerek rahat bir şekilde anlatabilir. Kalp hastalıklarında ise hastalığın sebebini bulmak kolay olmadığı gibi hastanın kendisini betimlemesi de o kadar kolay değildir.</p>



<p>Burada öyle anlaşılıyor ki, psikanalizin tedavi konusundaki yöntemi, tasavvufun işaret ve kalplerin dili konusundaki yöntemleriyle buluşur. Psikanalist, aklın yöntemi ile bilinçaltındaki gizli bağları hastaya açıklayamaz, bilakis psikanalistin sözleri, hastanın sevgi dolu kalbine dokunacağı için bunu duygusal bir dille yapmalıdır. Böylece akli delil getirmeden terapist hasta ile anlaşır. Bu yöntem ancak bilinçsizce oluşturulan düğümlerin çözümlenmesi için hastanın direncinin sükunet bulması adına psikanalist ve hasta arasındaki tam bir muvafakatla gerçekleşir.</p>



<p>Böyle olmakla birlikte tasavvuf ile psikanalizm arasında farklar vardır. Psikanalizm, bilinçaltının derinliğini arındırma, yani ahlaki bir hedef gütmez. Psikanalizm, hastanın kendisine tutunacağı ahlaki veya manevi değerler için çabalamaz, bilakis bundan tamamen uzak durur. Psikanalizm, gaybi bir durumu barındırdığı için sezgisel keşfi kullanmaz. Ancak psikanalist, bilimin tümevarım yöntemini kullanır. Bu durumda sormak gerekir: Nefsin derin sırları bilim mantığına ve onun istidlal yöntemlerine boyun eğer mi? Hasta açısından duygusal ikna, tedavi esnasında hastaya aklını kaybettirir mi? Psikanalizm, nefsin derinliklerine nüfuz edebilmek için tamamen tasavvufun bakış açısından kopmamış gibi görünür, fakat psikanalistlerin yıllarını alan, tedavide belirleyici bir araç olan manevi değerlerden uzak durmaları sebebiyle uzun süren ve sonuçsuz gözlemlerinden kaynaklanan, çoğunlukla hiçbir sonuca varamadıkları konularda, sufiler doğru bakış açıları ve sezgilerindeki nüfuzla nefsin afetlerini keşfetmeye daha çok muktedir olmuş görünüyorlar.</p>



<p>(Ahmet Mahmut Suphi, İslam Düşüncesinde Ahlak Felsefesi, s. 255-258)</p>



<p>Başlıkta bu eleştirilere haksız deyişimin sebebi gerçek bir tasavvufun bulunduğu yerde söz konusu olan mürit-mürşit ilişkisidir. Tasavvufun da yozlaştığı, mürit-mürşit ilişkisinin manevi bir eğitim olmaktan çıkıp başka hedeflere yöneldiği sahte ortamlarda maalesef bu eleştiriler oldukça haklı olacaktır. Onun için yukarıda verdiğimiz örnek, tasavvufun özünün kaybedildiği, sahteliklerin ortaya çıktığı bir ortamda şüphesiz istismara açık demektir. Ama gerçek bir tasavvuf terbiyesinin verildiği, mürşidin hakiki olduğu bir ortamda ise bu örnek anlamlı olacaktır.</p>



<p>Son olarak şunu eklemem gerekir: Müridin kendini mürşidine teslim etmesi, ona hiç itirazda bulunmaması ilkesi bir devletin yükseliş dönemi söz konusu olduğunda çok ciddi problemlere yol açmayabilir. Bu anlayış bu dönemlerde tolere de edilebilir. Ancak aynı anlayış bir devletin çöküş dönemlerine rast geldiğinde ciddi problemlere yol açar; çöküşü kat be kat artırır; onun için tolere edilmesi de mümkün değildir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tasavvufa-yonelik-haksiz-bazi-elestiriler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deist İnanış ve İslamizasyon Politikaları</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/deist-inanis-ve-islamizasyon-politikalari-2/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/deist-inanis-ve-islamizasyon-politikalari-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2021 12:24:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Deizm]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17638</guid>

					<description><![CDATA[Yahudi ve Hristiyanların Müslümanlar üzerine yönetici atanmaları caiz değildir. Fakat küfrü tarihsel bağlama çekerek bizatihi Yahudi veya Hristiyan ile sınırları daraltmamak gerekir. Küfrün bu gruplarıyla beraber müşriklerin hiçbir türünün; materyalist, kapitalist, sosyalist, pozitivist, ateist, nihilist, deist, seküler vb. inanca sahip kimselerin Müslümanlar üzerinde yöneticilik hakları yoktur. Bu hüküm Müslümanlar tarafından içselleştirilmelidir. Siyasetin olmazsa olmazı hâline getirilmelidir. Neticede Müslümanlarda meydana gelen şuur hâli, ideolojiler dâhil hiçbir şirk grubunu ümmetin tepesine taşımamalıdır. Müslümanlar meşru şekilde bu yanlışlığı veya kötü gidişatı engellemelidirler. En azından siyasal belirleyicilikte imandaki kemâl ve bütünlük tercih sebebi olmalıdır. Zaman zaman ülkemizdeki, “Dinin siyasetten uzak tutulması” veya “Kimseyi inancıyla ötekileştirmeyin” teraneleri Müslümanlığa bağlı bir siyasal tercih ile sistemin tükenmesi söz konusu olabilir endişesidir. Şunu açıkça belirtelim ki her kâfir; İslâm’ı bir dünya görüşü olarak kabul etmeyen birisi Müslüman için ötekidir. Bunu Allah beyan etmiştir. Müslümanlar onlara zulüm yapmazlar; Allah Teâlâ’nın belirlediği hukuk çerçevesinde muamele ederler. Yukardaki önermeler oyunu kuranların tuzak cümleleridir. Zaten dünya sisteminin oyununu bozacak olan sadece İslâm’ın siyasette belirleyici olma durumudur. Bu anlayış şayet gönüllerde kökleşerek hak ile batılı birbirinden ayıracak seviyeye gelmez ise kâfirlerin Müslümanları aldatma vasıtalarından ve Müslümanların da çabuk kanma yollarından olan İslâmizasyon politikaları devreye sokulacaktır. İslâmizasyon politikaları Müslümanları siyasette kandırabilmek ve dünya sistemine &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yahudi ve Hristiyanların Müslümanlar üzerine yönetici atanmaları caiz değildir. Fakat küfrü tarihsel bağlama çekerek bizatihi Yahudi veya Hristiyan ile sınırları daraltmamak gerekir. Küfrün bu gruplarıyla beraber müşriklerin hiçbir türünün; materyalist, kapitalist, sosyalist, pozitivist, ateist, nihilist, deist, seküler vb. inanca sahip kimselerin Müslümanlar üzerinde yöneticilik hakları yoktur. Bu hüküm Müslümanlar tarafından içselleştirilmelidir. Siyasetin olmazsa olmazı hâline getirilmelidir. Neticede Müslümanlarda meydana gelen şuur hâli, ideolojiler dâhil hiçbir şirk grubunu ümmetin tepesine taşımamalıdır. Müslümanlar meşru şekilde bu yanlışlığı veya kötü gidişatı engellemelidirler. En azından siyasal belirleyicilikte imandaki kemâl ve bütünlük tercih sebebi olmalıdır. Zaman zaman ülkemizdeki, “Dinin siyasetten uzak tutulması” veya “Kimseyi inancıyla ötekileştirmeyin” teraneleri Müslümanlığa bağlı bir siyasal tercih ile sistemin tükenmesi söz konusu olabilir endişesidir. Şunu açıkça belirtelim ki her kâfir; İslâm’ı bir dünya görüşü olarak kabul etmeyen birisi Müslüman için ötekidir. Bunu Allah beyan etmiştir. Müslümanlar onlara zulüm yapmazlar; Allah Teâlâ’nın belirlediği hukuk çerçevesinde muamele ederler. Yukardaki önermeler oyunu kuranların tuzak cümleleridir. Zaten dünya sisteminin oyununu bozacak olan sadece İslâm’ın siyasette belirleyici olma durumudur. Bu anlayış şayet gönüllerde kökleşerek hak ile batılı birbirinden ayıracak seviyeye gelmez ise kâfirlerin Müslümanları aldatma vasıtalarından ve Müslümanların da çabuk kanma yollarından olan İslâmizasyon politikaları devreye sokulacaktır. İslâmizasyon politikaları Müslümanları siyasette kandırabilmek ve dünya sistemine rahat nefes aldırabilmek için kâfirlerin bir oyunudur. Ülkemizde de en çok denenen oyun budur. 1980’den sonra Emperyalizmin ülkemizdeki milli politikası İslamizasyondur. Bundan dolayı artık bu ülkede ateist politika yerine deist politika revaçta olacaktır. Allah’a inandım deyip İslâm’ı tarihe mahkûm edip vahyi hesaba katmayanların politikası, deist politikadır. Milletimizin dine açmış olduğu krediden dolayı da islamizasyon politikaları ülkemizde tutmaktadır. Bu aldatılmışlık nedeniyle rahmetle anmadığımız taşeron işbirlikçi nerdeyse kalmadı. Dünyada bu oyuna gelmeyen Müslüman bireyler vardır ama kolektif bir yaklaşımla bu oyunu bozamadık. Buna bağlı, siyasetin yörüngesini biz tayin edemedik. Oyunu bozamayışımızın nedenlerinden birisi de, tekliften kaçan ve konforu tercih eden sözüm ona Müslümanların, dünya sisteminin güdümündeki bu siyasal organizasyonun işlerine gelmesidir. Gavur gibi yaşayıp Müslümanlık iddiasında bulunmanın sorgulanamayışıdır. Çünkü bu politikaların etkin olduğu yerlerde rahatı tercih eden paramatik adamlar dünya finans sisteminin birer parçalarıdırlar ve işleri de yolundadır. İşleri yolunda ve tuzları kuru olan rahat adamlar kitleleri bir şekilde aldatmaktadırlar. Tuzu kuru adamlar hiçbir zaman risk almazlar. Liberalizmi hayat tarzı kabul edip muhafazakârlıkla soslayan bu zevatı, dinin ritüel alanındaki bazı uygulamalar yerine siyasetteki liberal tercihleriyle itikadi bir değerlendirmeye alıp ondan sonra rotayı belirlemeden Müslümanlar için gerçek anlamda varlık alanları bulmak imkânsızdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/deist-inanis-ve-islamizasyon-politikalari-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sütü Suyla Yıkamak!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sutu-suyla-yikamak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sutu-suyla-yikamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Jun 2021 14:24:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17371</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Nasılsa Halife Ömer görmez&#8221; diyerek, annesinin kızından süte su katmasını istemesine kızının; &#8221; Halife Ömer görmez de Allah da mı görmez!&#8221; diyerek itiraz etmesini, sağda-solda ve özellikle gençliğe salya, sümük ağlayarak anlatan bazı kişiler, tencerenin tamamını süt yerine suyla doldurmakla meşguller. Hatta sorsanız, sütü yıkadıklarını bile iddia edebilirler… Böyleler, toplumu ilgilendiren hususlarda bile &#8220;telefonla konuşmuştuk, bir araya geldiğimizde etraflıca tahlil etmiştik, siz de hakikati biliyorsunuz &#8221; diyerek söze başladığınızda muhatabınız üç maymunu oynayabilir ve &#8221; ikimizin arasında bir meseleydi, mahrem ortamın konusuydu&#8221; diyerek Allah&#8217;ın da şahit olduğu konuşmaları ve süte su katma taleplerini inkar edebilmektedirler…Kamuyu ilgilendiren işler özel statüye tabi değilse iki kişi arasında konuşulmaz…Mesela, köy camisinin minaresini yıkan imam &#8220;sorunu ev ahalisiyle konuşsun&#8221; denilemez. Çünkü yıkılan, köylülere ait caminin minaresidir. İyi bilmeliyiz ki bugün toplumumuzda hem Halife Ömer&#8217;in döneminde süte su katan &#8220;anneler&#8221; varlığını koruyor, hem de annesine Allah&#8217;ın her yapılan işe şahit olduğunu söyleyen, ölüm ve hesap gününe inanan &#8220;kızlar&#8221; da varlıklarını koruyorlar. Bu örnekte süte su katan kişi &#8220;anne&#8221; olarak gösterilse de bu sembolik anlatım tarzıdır. Çünkü bunun bazen baba, bazen hacı, bazen de kız veya erkek çocuk olabileceğini hatta hafız veya dindar iddiasında olanların arasından çıkabileceğini asla unutmamalıyız. Kendisine zarar vereceğini düşünür ve çıkarlarına uygun düşmezse &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;Nasılsa Halife Ömer görmez&#8221; diyerek, annesinin kızından süte su katmasını istemesine kızının; &#8221; Halife Ömer görmez de Allah da mı görmez!&#8221; diyerek itiraz etmesini, sağda-solda ve özellikle gençliğe salya, sümük ağlayarak anlatan bazı kişiler, tencerenin tamamını süt yerine suyla doldurmakla meşguller. Hatta sorsanız, sütü yıkadıklarını bile iddia edebilirler…</p>



<p>Böyleler, toplumu ilgilendiren hususlarda bile &#8220;telefonla konuşmuştuk, bir araya geldiğimizde etraflıca tahlil etmiştik, siz de hakikati biliyorsunuz &#8221; diyerek söze başladığınızda muhatabınız üç maymunu oynayabilir ve &#8221; ikimizin arasında bir meseleydi, mahrem ortamın konusuydu&#8221; diyerek Allah&#8217;ın da şahit olduğu konuşmaları ve süte su katma taleplerini inkar edebilmektedirler…Kamuyu ilgilendiren işler özel statüye tabi değilse iki kişi arasında konuşulmaz…Mesela, köy camisinin minaresini yıkan imam &#8220;sorunu ev ahalisiyle konuşsun&#8221; denilemez. Çünkü yıkılan, köylülere ait caminin minaresidir.</p>



<p>İyi bilmeliyiz ki bugün toplumumuzda hem Halife Ömer&#8217;in döneminde süte su katan &#8220;anneler&#8221; varlığını koruyor, hem de annesine Allah&#8217;ın her yapılan işe şahit olduğunu söyleyen, ölüm ve hesap gününe inanan &#8220;kızlar&#8221; da varlıklarını koruyorlar.</p>



<p>Bu örnekte süte su katan kişi &#8220;anne&#8221; olarak gösterilse de bu sembolik anlatım tarzıdır. Çünkü bunun bazen baba, bazen hacı, bazen de kız veya erkek çocuk olabileceğini hatta hafız veya dindar iddiasında olanların arasından çıkabileceğini asla unutmamalıyız.</p>



<p>Kendisine zarar vereceğini düşünür ve çıkarlarına uygun düşmezse , kapalı odalarda &#8220;süte su katılmasını istediğinin, harama helal dediğinin , hak ve hukuk bilmediğinin&#8221; ifşasını asla istemez. Bu nedenle de sakallı Hüsnü, Kasketli Memo gibi gizli konuşulan yerlerde konuşulanları mahrem ilan ederler. Çünkü, bu sözlerin yayılması sosyal medyadaki paylaşımları ile yaptıkları arasındaki uçurumu ortaya çıkaracaktır. Sırf korkusu budur! Çok sıkışınca da sütü yıkıyorduk da diyebilirler…</p>



<p>Böyleler, bir yandan süte su katarken öbür yandan da sosyal medya sayfalarından süte su katmanın ne kadar kötü olduğunun vaazlarına devam ederler. Sanısınız ki süte su katanlar hep karşıda, alt kat komşuda veya arka mahallenin sakinleri arasında veya yurtdışında yaşamaktadırlar.</p>



<p>Madem ki Allah korkusu, öldükten sonraki hesap, Allah&#8217;ın görmesi ve şahitliği bazılarımızı süte su katmaktan alıkoymuyor o halde başka bir çözüm bulmaya ne dersiniz?</p>



<p>Var mısınız? Bir karar alalım… Bugüne kadar ve bundan sonra kapalı odalar arkasında süte su katma ahlaksızlığını kim teklif ederse onu ifşa edelim. Nasılsa Allah işitiyor ve görüyor…Hesap günü de var…Buna da iman etmişiz zaten!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sutu-suyla-yikamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
