<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>imam hatip &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/imam-hatip/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 15 Sep 2020 07:43:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>imam hatip &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ah İmam Hatiplim Ah!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ah-imam-hatiplim-ah/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ah-imam-hatiplim-ah/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2020 07:43:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Mütercimler]]></category>
		<category><![CDATA[imam hatip]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15752</guid>

					<description><![CDATA[Gündelik siyasette tarafların birbirleriyle hesaplaşmasının, mücadelesinin daima aracı haline geldin…Kavgalar ve hesaplar hep senin üzerinden yapıldı, kazanmak ve kaybetmek de öyle…Faturalar senin üzerinden ödendi… Senin varlığını sürdürebilmen, inandığın gibi sorunsuz yaşayabilmen ülkede işlerin doğru gittiğine işarettir. Yakanıza yapışan, sağa sola savuran, itip kakan yoksa buna şükretmelisin… Ancak, Erol Mütercimler üzerinden yaşanan son gelişmelerden anladık ki hesap kapanmamıştır. Fırsat oluşması halinde yeni bir bedel ödemeye de her an hazır olmalısın…Bizler İmam Hatipliler olarak çok ağır bedel ödedik tamam da anlaşılan o ki; imam hatipli çocuklarımız da her an bedel ödeme tehlikesi ile karşı karşıyadırlar…Tehlike devam ediyor… İşte işin ürküten yanı burasıdır! İmam hatipli neden sorun yaşar? Kimden sorun yaşar? Sadece karşı ki mahalleden mi? Erol Mütercimler işini yapıyor…İnandığını söylüyor! Ya çeşitli siyasi yapıların ve sivil toplum kuruluşların içine sızmış olan kriptolar ne olacaklar? Erol Mütercimler gibi düşünen, inanan ancak bunu göstermelik namaz kılarak, hacca giderek, yardım ederek kamufle edenler ve bu şekilde alnı secdeye gidenlerin arasına katılarak makam ve mühür sahibi olmayı başardıktan sonra imam hatipliye ve İlahiyatçılara kan kusturanlar ne olacaklar? Hep karşıya bakmamız isteniyor…Olmaz! Çünkü karşıdaki sadece konuşur zarar vermez, ama kriptolar imza atarak imam hatipliye kan kusturup büyük zarar verebiliyor…Anlamıyor musunuz? Öğrendikleri değerlere sahip çıkarak, dürüst, ahlaklı, edepli, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Gündelik siyasette tarafların birbirleriyle hesaplaşmasının, mücadelesinin daima aracı haline geldin…Kavgalar ve hesaplar hep senin üzerinden yapıldı, kazanmak ve kaybetmek de öyle…Faturalar senin üzerinden ödendi…</p>



<p>Senin varlığını sürdürebilmen, inandığın gibi sorunsuz yaşayabilmen ülkede işlerin doğru gittiğine işarettir. Yakanıza yapışan, sağa sola savuran, itip kakan yoksa buna şükretmelisin…</p>



<p>Ancak, Erol Mütercimler üzerinden yaşanan son gelişmelerden anladık ki hesap kapanmamıştır. Fırsat oluşması halinde yeni bir bedel ödemeye de her an hazır olmalısın…Bizler İmam Hatipliler olarak çok ağır bedel ödedik tamam da anlaşılan o ki; imam hatipli çocuklarımız da her an bedel ödeme tehlikesi ile karşı karşıyadırlar…Tehlike devam ediyor…</p>



<p>İşte işin ürküten yanı burasıdır!</p>



<p>İmam hatipli neden sorun yaşar? Kimden sorun yaşar? Sadece karşı ki mahalleden mi?</p>



<p>Erol Mütercimler işini yapıyor…İnandığını söylüyor!</p>



<p>Ya çeşitli siyasi yapıların ve sivil toplum kuruluşların içine sızmış olan kriptolar ne olacaklar? Erol Mütercimler gibi düşünen, inanan ancak bunu göstermelik namaz kılarak, hacca giderek, yardım ederek kamufle edenler ve bu şekilde alnı secdeye gidenlerin arasına katılarak makam ve mühür sahibi olmayı başardıktan sonra imam hatipliye ve İlahiyatçılara kan kusturanlar ne olacaklar?</p>



<p>Hep karşıya bakmamız isteniyor…Olmaz! Çünkü karşıdaki sadece konuşur zarar vermez, ama kriptolar imza atarak imam hatipliye kan kusturup büyük zarar verebiliyor…Anlamıyor musunuz?</p>



<p>Öğrendikleri değerlere sahip çıkarak, dürüst, ahlaklı, edepli, işini çok iyi yapabilen, haram helal hassasiyeti taşıyan imam hatip liseliler bu yaşam tarzı nedeniyle bedel ödüyorlarsa, eline mühür verilmiş bir idarecinin hışmına uğruyor ve zulme maruz kalıyorlarsa ne yapmalıyız? Bu bizim mahallenin zalimi deyip, görmezden gelerek halen daha Mütercimler&#8217;in sözünün tefsiriyle boş zaman kaybetmeye devam mı edeceğiz? Biliyorum böyleler, hep karşı ki mahalleyi konuşmamızı istiyorlar. Ama ben ısrarla bizim mahallenin Kriptolarına dikkat çekmeye devam edeceğim.</p>



<p>Somut örnekleriyle kriptolar bazı imam hatiplilere, ilahiyatçılara neler yaptığını , bilgi ve belgeleriyle ilgilisi ve yetkilisine anlatmaya hazırız. Yeter ki ilgili ve yetkili dinlemek istesin!</p>



<p>Kardeşlik ruhunu yeniden tesis etmek için iyi ki de imam hatipliye saldırı oldu mu diyelim? Buna mı sevinelim? Bizler sivri topuklu ayakkabılarımızla imam hatiplinin gözüne basalım ama karşı mahalleden maden ve manen hiç bir zarar vermeyen seviyesiz, değersiz, iftira söze kızalım öyle mi? Ona da kızacağız elbette! Ama bizler önce ayağımızı İmam hatiplinin gözünden geri çekmeli değil miyiz? Ayrıca bu ölçü bütün okul mezunları için gerekli değil midir?</p>



<p>Şaşılacak durumdur. Öyle bir zaman dilimine geldik ki, imam hatipliye kafa atarak burnunu kırmak serbest, ama laf söylemek yasak! Laf söylenecek, dayak atılacaksa onu biz yapmalıyız öyle mi?</p>



<p>Bir başka garip durum da, imam hatip liseliye karşı mahalleden gelen söz, bizim attığımız tekmeden çok daha ağır gelmektedir? Bu da şaşılacak garip bir durum değil midir?</p>



<p>En azından karşı mahalleden seviyesizce söz söyleyenlere kızdığımız kadar, bizim mahallenin tekme atanlarına da tepki verelim ha ne dersiniz!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ah-imam-hatiplim-ah/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam-Hatipler: Cumhuriyet&#8217;in Kazanımı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/imam-hatipler-cumhuriyetin-kazanimi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/imam-hatipler-cumhuriyetin-kazanimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali KÖSE]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2020 07:52:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[imam hatip]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15715</guid>

					<description><![CDATA[Hatırlarsınız. Almanya Başbakanı Hıristiyan Demokrat lider Angela Merkel Türkiye’ye gelmişti. Başbakan Tayip Erdoğan ile de görüşmüş ve başbakanın yüzüne, sanki Kasımpaşalı oymuş gibi, dobra dobra Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne istemediklerini söylemişti. Ardından bir açıklama daha gelmişti Hıristiyan Demokrat liderden: “Biz Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne istemiyoruz, ama bunun nedeni dinî değil, kültürel” demiş ve devam etmişti: “Bosna-Hersek Avrupa Birliği’ne girebilir, ama Türkiye giremez. Çünkü Bosna-Hersek kültürel olarak Avrupalı.” Hıristiyan Demokrat liderin bu sözlerinin Türkiye’de son zamanlarda ardı ardına işlenen ve medyada yoğun şekilde yer bulan töre ve namus cinayetlerinin ardından geldiğini düşünürsek kast edilen anlamı daha iyi anlayabiliriz. Bence Bayan Merkel’in sözlerini gerçekçi ve esaslı bir şekilde düşünmeliyiz. Kültür ve dinin birbirlerini etkiledikleri sosyolojik bir gerçek. Kültürel öğelerin oluşumunda dinin katkısını reddeden bir sosyolojik teori bugüne kadar ileri sürülmedi. Bizim gibi geleneğin kök saldığı ve de her kesimiyle muhafazakar olan bir toplum için din-kültür ilişkisinin gücü hiçbir şekilde tartışılamaz. Angela Merkel’in işaret ettiği noktanın zaman zaman tartıştığımız ve büyük bir sorun haline getirdiğimiz İmam-Hatip sorunu ile yakından ilgisi var. Çünkü konu din eğitimini doğrudan ilgilendiriyor. Töre cinayetlerine yanlış ve cahilane eğitimden kaynaklanan din anlayışının dayanak yapılabileceğini hepimiz tahmin edebiliriz. Bunun en önemli delilini de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanı’nın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hatırlarsınız. Almanya Başbakanı Hıristiyan Demokrat lider Angela Merkel Türkiye’ye gelmişti. Başbakan Tayip Erdoğan ile de görüşmüş ve başbakanın yüzüne, sanki Kasımpaşalı oymuş gibi, dobra dobra Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne istemediklerini söylemişti. Ardından bir açıklama daha gelmişti Hıristiyan Demokrat liderden: “Biz Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne istemiyoruz, ama bunun nedeni dinî değil, kültürel” demiş ve devam etmişti: “Bosna-Hersek Avrupa Birliği’ne girebilir, ama Türkiye giremez. Çünkü Bosna-Hersek kültürel olarak Avrupalı.”<br></p>



<p>Hıristiyan Demokrat liderin bu sözlerinin Türkiye’de son zamanlarda ardı ardına işlenen ve medyada yoğun şekilde yer bulan töre ve namus cinayetlerinin ardından geldiğini düşünürsek kast edilen anlamı daha iyi anlayabiliriz. Bence Bayan Merkel’in sözlerini gerçekçi ve esaslı bir şekilde düşünmeliyiz.<br></p>



<p>Kültür ve dinin birbirlerini etkiledikleri sosyolojik bir gerçek. Kültürel öğelerin oluşumunda dinin katkısını reddeden bir sosyolojik teori bugüne kadar ileri sürülmedi. Bizim gibi geleneğin kök saldığı ve de her kesimiyle muhafazakar olan bir toplum için din-kültür ilişkisinin gücü hiçbir şekilde tartışılamaz. Angela Merkel’in işaret ettiği noktanın zaman zaman tartıştığımız ve büyük bir sorun haline getirdiğimiz İmam-Hatip sorunu ile yakından ilgisi var. Çünkü konu din eğitimini doğrudan ilgilendiriyor. Töre cinayetlerine yanlış ve cahilane eğitimden kaynaklanan din anlayışının dayanak yapılabileceğini hepimiz tahmin edebiliriz. Bunun en önemli delilini de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanı’nın yayınladığı mesajın töre ve namus cinayetlerini engellemeye yönelik dinî vurgularla dolu olmasında görebiliriz. Dolayısıyla, ne kadar inkar edilirse edilsin dinin kültürü ve geleneği oluşturduğu bir gerçek.<br>İşte İmam-Hatip Liseleri, dinin kültür ve geleneği doğru bir biçimde şekillendirmesi için hayata geçirilen bir projenin eseriydi. Boşluk kabul etmeyecek bir alanı doldurmak için, ama aynı zamanda modernleşme amacına yönelik bir işlevle birlikte düşünüldü. Çünkü Türkiye 80 yıl önce çağdaşlık yoluna girerken dini yok sayan bir patikayı tercih etmemişti, edemezdi de. Bu nedenle Cumhuriyet, modernite ile dini buluşturmayı hedefledi. Her ne kadar bugün Kemalizm adına bu buluşmaya itiraz edenler olsa da, tüm Osmanlı coğrafyasını askerlik yıllarından tanıyan Atatürk’ün aksini düşünmesi zaten sosyolojik olarak mümkün değildi. Atatürk ve arkadaşları bunun farkındaydılar. Zaten “Aydın din adamı” sözü o zamanlar türeyen bir kavramdı. Bu, Türkiye için doğru bir sosyal tercihti. Çünkü Türkiye dinini ve tarihsel mirasını terk edemez, bu konuda umursamaz davranamazdı. Din eğitimi bir şekilde gerçekleşecekti. Bunu devlet eliyle, kontrol altında ve modernleşme hedefine uygun bir biçimde yapmak şarttı. Verilen karar buydu. Aksi takdirde din eğitimi kendisine bir şekilde mahal bulacaktı. Tabii bu mahal derinlerde olacaktı. Kısacası İmam-Hatipler bu sosyolojik zorunluluk karşısında mecburen düşünülen bir Cumhuriyet projesiydi.<br></p>



<p>Başlangıçta kırsal kesimin sembollerini taşıyan, kırsal kesimin isteklerini tatmin eden bir mahal olarak görüldü İmam-Hatipler. Aslına bakılırsa realitedeki durum da buydu. Bayan Merkel’i yukarıda alıntıladığımız sözleri sarf etmeye iten töre cinayetlerini engellemekle bile vazifeli görmedi İmam-Hatipler kendilerini. Ama zamanla şehirli bir görüntüye büründüler. 1980’lerde dinî kültür kendisini şehirleştirmeye başladı. Başlangıçta bu pek hissedilmedi, ama 1990’larda hızlı bir süreç yaşandı. 1970’lerde sadece kırsal kesim öğrencilerini barındıran İmam-Hatiplerin kapılarından şehirliler de girip çıkmaya başlamıştı artık. Yeni bir süreç başlamıştı ve bu süreçte içerdeki kırsal kesim de şehirleşmeye başlamıştı. Aslında yaşanan süreç tüm ülkeyi kapsıyordu ve İmam-Hatipler bu sürece rahatlıkla ayak uydurabiliyorlardı.<br></p>



<p>1990’lı yıllardan itibaren İslamî kesim genel bir evrim yaşadı ve kendi modernitesini gerçekleştirdi. İmam-Hatipler de bu evrim içerisinde yerini aldı. Demokrasiyi özümsettiren ve “mürteci” suçlamalarını boşa çıkaran bir evrim süreciydi bu. Hatta bu süreçte İmam-Hatiplerin modernite ile buluşmasına karşı çıkarak onlara “Deccâl” namını lâyık gören marjinaller bile oldu. 1970’lerde, hatta 1980’lerde pop konserine katılan bir İmam-Hatipli kız, hatta erkek öğrenci görüntüsünü kim hayal edebilirdi ki? Ama bugün Haluk Levent’in rock konserinde en ön sırayı kapan, “walkman”inden Tarkan’ı eksik etmeyen İmam-Hatipli kız görüntüsü sıradan hale geldi.<br>Bu evrim süreci ancak sosyolojik bir gözle incelendiği zaman kavranabilir. Ama ne yazık ki ideolojik takıntılar İmam-Hatip Liseleri’nin bu evrilişini gözden kaçırmaya yetiyor. Mesela Türkiye Barolar Birliği Başkanı Avukat Özdemir Özok Danıştay’ın kuruluşunun 136. yıldönümü dolayısıyla Danıştay genel Kurulu’nda Cumhurbaşkanının da huzurunda yaptığı konuşmada büyük bir bilgi hatası sergilemişti İmam-Hatipler hakkında: “Pozitif bilimlerin temelini oluşturan mantık ve felsefenin hiç okutulmadığı bu okullardan mezun olan gençler, üniversitelere uyum konusunda büyük güçlük çekiyorlar” demişti. İmam-Hatiplerde felsefe okutulup okutulmadığını öğrenmek için Baro Başkanı minik bir araştırmayı bile çok görmüştü Danıştay gibi bir kurumun kürsüsünde hem de devlet erkanının huzurunda yapacağı konuşma metnini hazırlarken. “İmam-Hatipler aleyhine ne sallasan gider!” diye düşünmüştü herhalde. Bırakın minik bir araştırmayı, anlaşılan gazete okumuyordu, televizyon seyretmiyordu Baro Başkanı. Çünkü Başkanın konuşmasından 1 hafta önce faili meçhul bir cinayete kurban giden emekli Binbaşı İhsan Güven ile eşi Sibel Güven’in cenaze törenine ait haberler, görüntüler vardı Başkanın seyredebileceği televizyon kanallarında, gazete sayfalarında. Sibel Güven Pendik İmam-Hatip Lisesi’nde felsefe öğretmeniydi ve tabutunun başında imam-hatipli kızlar vardı.<br></p>



<p>Bugün İslam dünyasının önünde tek bir yol gözüküyor: 2M’yi buluşturmak. Mekke ve Makine. Mekke dini, Makine ise modernleşmeyi simgeliyor. İslam dünyasının önemli bir kısmı bu ikisini buluşturmak bir yana, modernleşmeyi dinin karşıtı bir olgu olarak görüyor. Türkiye ise bu konuda moda tabirle “çağdaş kazanımlar” sağlamış vaziyette. Zaten sürekli tekrarladığımız “Türkiye İslam dünyasının Batı’ya açılan kapısı” veya “Türkiye’nin laik yapısı İslam dünyası için bir model” şeklindeki sözler referanslarını Mekke ile Makineyi buluşturan bu kazanımlardan almıyor mu?<br>Eğer, “İmam-Hatipleri kapatalım!” veya “İmam-Hatipler arka bahçemizdir!” gibi politik çerçeveden sıyrılarak, tarafsız bir değerlendirmede bulunursak, bu okulların 2M hedefini gerçekleştirdiğini görürüz. Zaten çocuklarını bu okullara gönderen anne-babaların hedefi de 2M’dir. Bu okulların gözlenen eksiklikleri ise eğitim sistemimizin genel aksaklıklarından öte bir şey değildir.<br></p>



<p>Olayı bu çerçevede değerlendirdiğimizde İmam Hatipler din ile moderniteyi buluşturan bir kimliğe sahiptirler. Cumhuriyetin ana yörüngesinde yer almaktadırlar. Cumhuriyetin bir kazanımıdırlar. Bu yörüngede İmam-Hatiplere yer vermemek ya Cumhuriyeti anlamamak ya da Türkiye’yi Afganistan seviyesine layık görmektir. Türkiye, İmam-Hatiplerin varlığıyla değil, yokluğuyla Afganistan olur. Dolayısıyla, Cumhuriyet bindiği dalı kesemez, kesmemelidir…<br></p>



<p>Ali Köse, &#8220;Enteller Aleykümselam Der mi&#8221; kitabından, sayfa 127-130, Mayıs 2004</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/imam-hatipler-cumhuriyetin-kazanimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yine İmam-Hatipler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yine-imam-hatipler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yine-imam-hatipler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2020 07:47:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[imam hatip]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15710</guid>

					<description><![CDATA[Ezberci bir eğitim sistemimiz var, müfredatımız ve a’dan z’ye tüm okullarımız eleştirilebilir, hatta ‘’ ideal eğitim veren bir okulumuz/müfredatımız’’ yok da denebilir, buna devlet-özel tüm okullar dahil, bir lise süresince yüz milyarlarca lira para akıtılan kolejler de dahil…Dolayısıyla bu sorunlar elbette ki İmam-Hatiplerde de var. Hatta onlara özgü özel sorunlar da var. Ama bu durum -her zaman söylediğim gibi- mevcut şartlar içinde en iyi müfredatın İmam-Hatiplerde olduğu gerçeğini değiştiremez. Evet, yanlış okumadınız, bu ülkede en iyi okul müfredatı İmam-Hatiplerde var. Ben bunu dama söyledim, söylüyorum. Bunun kıymetini ne kadar biliyoruz, bundan ne kadar istifade edebiliyoruz, öğrenciler bunun farkında mı (neden farkında değil?, bunu niye anlatamıyoruz?), en önemli problemlerimiz neler? Bunlar ayrı mesele. Ve tabi ki üzerinde durulması gerekiyor.Bunu daha önce de yazmıştım, ‘’asgari ücret’’e, ‘’askeri ücret’’, halefe selef, selefe halef diyen bir kolej mezunu, değil entelektüel olmak, dilini bilmeyen bir cahildir. Ülkemizde İngilizceyi çok iyi bilen ama Türkçe’yi bilmeyen/konuşamayan afilli kolej mezunları var. TV’de sunucu/programcı olmuş, güya moderatörlük yapıyor ama içinde bulunduğumuz coğrafyanın inanç ve düşünce yapılarından bihaber, soru bile soramıyor, çünkü konuya değil hakim olmak, söylenenleri anlamıyor bile…Benim önerim Türkçe’yi iyi öğretebilmek için tüm okullarda -belli bir düzeye kadar- Arapçanın da öğretilmesidir. Çok iyi öğrenmesine gerek yok (zaten onu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ezberci bir eğitim sistemimiz var, müfredatımız ve a’dan z’ye tüm okullarımız eleştirilebilir, hatta ‘’ ideal eğitim veren bir okulumuz/müfredatımız’’ yok da denebilir, buna devlet-özel tüm okullar dahil, bir lise süresince yüz milyarlarca lira para akıtılan kolejler de dahil…<br><br>Dolayısıyla bu sorunlar elbette ki İmam-Hatiplerde de var. Hatta onlara özgü özel sorunlar da var. Ama bu durum -her zaman söylediğim gibi- mevcut şartlar içinde en iyi müfredatın İmam-Hatiplerde olduğu gerçeğini değiştiremez. Evet, yanlış okumadınız, bu ülkede en iyi okul müfredatı İmam-Hatiplerde var. Ben bunu dama söyledim, söylüyorum. Bunun kıymetini ne kadar biliyoruz, bundan ne kadar istifade edebiliyoruz, öğrenciler bunun farkında mı (neden farkında değil?, bunu niye anlatamıyoruz?), en önemli problemlerimiz neler? Bunlar ayrı mesele. Ve tabi ki üzerinde durulması gerekiyor.<br><br>Bunu daha önce de yazmıştım, ‘’asgari ücret’’e, ‘’askeri ücret’’, halefe selef, selefe halef diyen bir kolej mezunu, değil entelektüel olmak, dilini bilmeyen bir cahildir. Ülkemizde İngilizceyi çok iyi bilen ama Türkçe’yi bilmeyen/konuşamayan afilli kolej mezunları var. TV’de sunucu/programcı olmuş, güya moderatörlük yapıyor ama içinde bulunduğumuz coğrafyanın inanç ve düşünce yapılarından bihaber, soru bile soramıyor, çünkü konuya değil hakim olmak, söylenenleri anlamıyor bile…<br><br>Benim önerim Türkçe’yi iyi öğretebilmek için tüm okullarda -belli bir düzeye kadar- Arapçanın da öğretilmesidir. Çok iyi öğrenmesine gerek yok (zaten onu başaramıyoruz), belli bir seviyede verilmesi bile yeterli. Çünkü dilimizdeki kelimelerin yarıdan fazlası Arapça. Ama bu ülkede Arapça deyince ne yazık ki herkesin aklına sadece din eğitimi geliyor. Çünkü şartlanmışlık var.<br><br>Mesleği ne olursa olsun, aynı eğitim seviyesindeki insanlara bakın, İmam-Hatiplilerin hitabeti de okuması da yazması da daha iyidir, bunu net görebilirsiniz. Çünkü bu okullarda sadece dil değil, belli bir düzeyde fıkıh/muhakeme/hukuk nosyonu da veriliyor, bunların içinde ne yazık ki Kurana aykırı yanlış dini bilgiler de var ama şu anda konumuz bu değil, çocuk onun farkında olmasa bile sonraki hayatında aldığı ve işe yaramayacağını düşündüğü bu eğitimlerin faydasını görüyor.<br><br>Evet, ne demiştik, dil meselesi önemli, İmam-Hatipliler dil konusunda daha avantajlılar, mesela İmam-Hatipteki bir muallim talebelere imtihanda ‘’Terceme, Swd, Eftera’’ fiillerinden türeyen müştak camid isimler nelerdir? Bunları yazınız ve hepsini örnek bir cümle içinde kullanınız.’’ Sualini tevdi etse, talebeler şu cevabı verirler;<br><br>‘’Mütercim, müfteri, müsvedde’’<br>‘’İnsan müsveddesi müfteri bir mütercim, İmam-Hatiplilere iftira attı, lakin bundan dolayı tüm mütercimleri müfteri kabul etmemek, bahusus bunu bazı ‘’mütercimler’’ için tahsis etmek lazımdır.’’<br><br>Bu sual ve cevap ancak İmam Hatiplerde olur. Çünkü onlar şu bilgileri alıyorlar;<br><br>Türeyiş olarak isimler iki gruba ayrılır;1-Camid isimler, 2-Muştak camid isimler.</p>



<p>Camid isimler ismin tabii halidir. Herhangi bir ek almamıştır. Müştak isimler ise başka kelimelerden türetilen isimlerdir. Bunlar da ikiye ayrılır; 1-Fiilden türeyen isimler, 2-İsimden türeyen isimler.<br><br>1-Fiilden türeyen isimler 8 çeşittir; İsm-i fail, ism-i mef’ul, sıfat-ı müşebbehe, ism-i mekan/ism-i zaman, mimli masdar, ism-i alet, mübalağa siygası ve ism-i tafdil,<br><br>İsm-i fail, fiilden türetilen isimdir. Eğer fiil sülasi ise ‘’fa’ilun’’ kalıbında yapılır. Ketebe;yazdı, katip;yazan gibi, Qatele:öldürdü, qatil;öldüren gibi. Eğer fiil 4 veya daha fazla harften oluşuyorsa (rubâî mücerredler ile mezîd fiillerde) muzâri fiilin mâ’lumunun muzâraât harfi atılır, yerine zammeli bir mim getirilir ve sondan bir önceki harfin harekesi de kesra değilse kesra yapılır;</p>



<p>‘’ عَلَّمَ:allame:öğretti’’, ‘’ مُعَلِّمٌ :muallim/öğretmen’’,<br>’’تَرْجَمَ:terceme:tercüme etti’’, ‘’ مُتَرْجِمٌ :mütercim’’,<br>‘’eftera:iftira etti’’, ‘’müfteri:iftira eden’’ gibi.<br><br>İsm-i mef’ul fiilden etkilenen- kendisine iş yapılanı bildiren- isimdir. Sülasi fiilin başına ‘’mim’’ harfi eklenir ve üstünlü olarak kelimenin birinvci harfine cezimlenir. Fiilin ikinci ve üçüncü harfi arasına ötreli ‘’vav’’ ilave edilir;<br>‘’Qatil;öldüren’’, ‘’Maqtül:öldürülen’’ gibi, ‘’Ketebe:yazdı’’, ‘’Mektub:yazılan’’ gibi.<br><br>Eğer fiil 4 veya daha fazla harften oluşuyorsa (rubâî mücerredler ile mezîd fiillerde) muzâri fiilin mâ’lumunun muzâraât harfi atılır, yerine zammeli bir mim getirilir ve sondan bir önceki harfin harekesi de fetha değilse fetha yapılır;‘’Cahede-Mücahede’’ , ‘’Tefekkare-Mutefekkere’’ gibi.<br><br>‘’Müsvedde’’ kelimesi de &#8220;Siyah/kara&#8221; manasına gelen ‘’swd/aswad’’ kelimesinden türetilmiştir. ‘’musawwada’’/’’مسودّة ‘’ ‘’karalanmış şey, taslak’’ demektir. ‘’Taswīd تسويد’’ ise ‘’karalama&#8221; sözcüğünün tef’il vezni mefˁul müennes halidir.<br>Müsvedde kelimesi dilimizde daha çok ‘’taslak’’ manasında kullanılır, ‘’insan müsveddesi’’ gibi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yine-imam-hatipler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düşün Şu İmam-Hatipli Gençlerin Yakasından Artık</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dusun-su-imam-hatipli-genclerin-yakasindan-artik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dusun-su-imam-hatipli-genclerin-yakasindan-artik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Sep 2020 08:26:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Deizm]]></category>
		<category><![CDATA[imam hatip]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15706</guid>

					<description><![CDATA[Şu İmam-Hatiplerin çilesi bitmedi gitti be… Devran dönüyor, dönem değişiyor ama ne oluyorsa oluyor, yine bir şekilde hedefe konuyorlar…Bizim zamanımızda İmam-Hatipliler zaten neredeyse üvey evlat gibi idik… İkinci sınıf vatandaş olmanın ezikliklerini iliklerimize kadar yaşardık, yaşadık… Sonra 28 Şubat süreci geldi, bu mağduriyetler daha da somutlaştı, yıllarca katsayı zulmünü yaşadılar, ağladılar, ağlatıldılar, üniversite kapılarından döndürüldüler, yüz binlerce gencimizin üniversite hayalleri suya düştü, yıkıldılar, depresyona girdiler, sürüldüler, evlenemediler, evlendiler, boşandılar, depresyona girdiler, intihar ettiler, öldüler vs…Derken… şu son zamanlarda azıcık felaha erdiler sanıyorduk ki, şimdi de başka bir furya nedeni ile yine hedefe konuldular; Neymiş? Deist oluyorlarmış!!!Cübbeli Ahmet, deizmin nedeninin İmam-Hatipler olduğunu –İmam-Hatiplerin deist yetiştirdiğini- söylemiş!!!Oh ne ala memleket! Deizmin nedeni olanlar suçu İHL’lere atıyorlar!!! Tabi yersek!!!Sen, ‘peygamber, sümüğünü, idrarını, kanını içirdi, içen ashaba da ‘artık cehennem ateşi sana haram oldu dedi’ dersen, yani o alemlere rahmet olarak gönderilen örnek elçimizi Kurandan değil de kan/idrar/sümüklü uydurma rivayetlerden anlatırsan, tabi ki bazı gençler de ‘biz böyle bir peygambere inanamayız’ diyecekler. Ve sen onu deist oldu sanacaksın, öyle mi?Sen, ‘size bir hadis okuduğumda kaynağını sorma, ne yapacaksın kaynağını, sana ne…’ dersen, sorgusu nefesi kadar önemli olan bir genç de -senin gibi davranan öğretmenlere karşı- elbette ki ‘ben yokum bu işte’ diyecek. Ne bekliyordun &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Şu İmam-Hatiplerin çilesi bitmedi gitti be… Devran dönüyor, dönem değişiyor ama ne oluyorsa oluyor, yine bir şekilde hedefe konuyorlar…<br>Bizim zamanımızda İmam-Hatipliler zaten neredeyse üvey evlat gibi idik… İkinci sınıf vatandaş olmanın ezikliklerini iliklerimize kadar yaşardık, yaşadık… Sonra 28 Şubat süreci geldi, bu mağduriyetler daha da somutlaştı, yıllarca katsayı zulmünü yaşadılar, ağladılar, ağlatıldılar, üniversite kapılarından döndürüldüler, yüz binlerce gencimizin üniversite hayalleri suya düştü, yıkıldılar, depresyona girdiler, sürüldüler, evlenemediler, evlendiler, boşandılar, depresyona girdiler, intihar ettiler, öldüler vs…Derken… şu son zamanlarda azıcık felaha erdiler sanıyorduk ki, şimdi de başka bir furya nedeni ile yine hedefe konuldular; Neymiş? Deist oluyorlarmış!!!<br><br>Cübbeli Ahmet, deizmin nedeninin İmam-Hatipler olduğunu –İmam-Hatiplerin deist yetiştirdiğini- söylemiş!!!<br>Oh ne ala memleket! Deizmin nedeni olanlar suçu İHL’lere atıyorlar!!! Tabi yersek!!!<br><br>Sen, ‘peygamber, sümüğünü, idrarını, kanını içirdi, içen ashaba da ‘artık cehennem ateşi sana haram oldu dedi’ dersen, yani o alemlere rahmet olarak gönderilen örnek elçimizi Kurandan değil de kan/idrar/sümüklü uydurma rivayetlerden anlatırsan, tabi ki bazı gençler de ‘biz böyle bir peygambere inanamayız’ diyecekler. Ve sen onu deist oldu sanacaksın, öyle mi?<br><br>Sen, ‘size bir hadis okuduğumda kaynağını sorma, ne yapacaksın kaynağını, sana ne…’ dersen, sorgusu nefesi kadar önemli olan bir genç de -senin gibi davranan öğretmenlere karşı- elbette ki ‘ben yokum bu işte’ diyecek. Ne bekliyordun ki? Ama sen onu Deist oldu sanıyorsun!<br><br>Ve sen yüzlerce zırvayı/hurafeyi –Kitaptan sansınlar diye- dilini büke büke Arapça lafızlarla sunarsan, onları Kitaptanmış gibi anlatırsan, bazı gençler de ‘tabi ki biz böyle bir Kitaba ve onu getiren peygambere inanamayız’ diyecekler. Ne bekliyordun ki?<br><br>Yani onlar senin -gibiler- yüzünden deist oluyorlar! Çünkü onlar peygamberi değil senin anlattığın peygamberi inkar ediyorlar. Ama sen bunun bile farkında değilsin. Eğer Kuran ile buluşamazlarsa senin ittiğin bu belirsizlikte kalabilirler (ama kalmayacaklar inşallah).<br>Yani onları –şimdilik- deizme iten sensin, ama sen çıkmış İmam-Hatipleri suçluyorsun. Ne oldu? Tezgahın bozuluyor değil mi? Müritlerin ne güzel her dediğine inanıyorlardı değil mi? Ama onlar inanmıyorlar sana! Sorguluyorlar seni, çok tehlikeli değil mi? Şu İmam-Hatipler olmasa bu gençlerin çoğu senin tezgahına düşecekti, değil mi?<br>İşte, FETÖ de onun için İmam-Hatiplere düşmandı, sen de… Güya FETÖ’yü eleştiriyorsun ama sen onun ikizisin, tek farkla ki -tek yumurta ikizi değil- çift yumurta ikizisin! Aranızdaki fark o kadar!<br><br>Not: Bütün eksikliklerine, hatalarına, müfredat hantallığına ve pedagojik çelişkilerine rağmen, bu ülkenin entelektüel düzeyi en yüksek eğitim kurumları –lise düzeyinde- İmam-Hatip liseleridir. Ben, ‘İHL&#8217;ler ideal-mükemmel eğitim kurumlarıdır’ demiyorum, ‘mevcut şartlarda müfredat alt yapısı itibari ile en iyi olandır’ diyorum. Tabi ki çok ciddi bir rehabilitasyona ihtiyaç var. Ama bu sadece İHL için değil tüm eğitim sitemimiz için geçerlidir. Zira İHL’ler, müfredatında hem –Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji- gibi pozitif bilimler, hem –Edebiyat, Tarih, Coğrafya, Felsefe, Mantık gibi- sosyal bilimler, hem -Kuran, Siyer, Fıkıh/Hukuk, Akaid gibi- dini ilimler, hem bir batı dili (İngilizce), hem bir doğu dili (Arapça) bulunan ve hatta 3. Başka bir dil de öğreten yegane okullardır.<br>Böyle zengin bir müfredata sahip olan başka bir okul var mı? (ah keşke daha az ezberci olunsa ve analitik düşünceye daha çok önem verilse ve dini konularda da Kuran tek hakem olarak kabul edilse, mükemmel olacak ama, bu başka bir yazı konusu)…<br><br>İnsanlar maalesef akademik bilgi ile kültür ve entellektüaliteyi karıştırıyorlar. Eğitim kalitesi sadece üniversite kazanma başarısı ile ölçülemez! Mesleği ne olursa olsun, -doktor, mühendis, mimar, yazar, spiker, vs- bu coğrafyanın dilini, kültürünü, inançlarını bilmeyen bir insan, sadece akademik bir meslek sahibi olmuş demektir. Ama bu durum kültürlü olmayı garanti edemez, edemiyor. Maalesef okuma yazmayı bilen ama bir türlü okur-yazar olamayanlar var. Hem de çok…<br><br>Güya adam/kadın Orta-Doğu ve ülkemizdeki olayların tartışıldığı bir TV programını yönetiyor, ama sufilik nedir, selefilik nedir, İhvan kim, Vahhabilik ne, Matüridîlik nedir, Eş’arî’lik nedir, Sünni-Şii arasındaki farklar nelerdir, Nusayrî, Durzî kimdir… vs gibi konuları –değil bilmek- duymamış bile!<br>Ama sorsan Türkiye’nin en parlak okullarından mezun olmuş! İngilizceyi gayet iyi konuşuyor!<br>Lakin ana haber bülteni sunarken, asgari ücret için askeri ücret, şarapnel için şarampol, halef için selef, selef için halef diyor… Bir devlet adamının konuşmasındaki ‘kaht-ı rical’ ifadesini telaffuz edemiyor! Üstelik de bunlar seçilmiş olanlar. Böyle bir eğitim mi olur? Ama bir İHL&#8217;li asla böyle bir hata yapmaz. Asgari kelimesinin asğari/sağir kelimesinden geldiğini bilir ve onu -askeri diye değil- asgari diye okur. Halefi bilir, selefi bilir… vs.<br><br>Bir not da İHL yönetici ve öğretmenlerine;<br>İsyan günlerini yaşayan bir gence/ergene eğer siz tutturur ve ‘mensek de mensek, illa da mensek’ derseniz, gençler de ‘Biz yokuz bu işte’ der ve sizden uzaklaşırlar. Önce ahlak demeli ve daha da önemlisi onlara ahlaklı davranmalısınız ki, sizi takip etsinler ve sıra menseklere de doğal olarak gelebilsin…<br></p>



<p>Bırakın sorgulasınlar, yeter ki onları Kuran ile daha fazla buluşturun, buna teşvik edin, ama meallerdeki çelişkiler konusunda da uyanık olun, hem kendinizi eğitin hem de onları… bildiğiniz Arapçayı kullanın, ayetlerin orijinaline bakın. Bunu siz yapmayacaksanız kim yapacak? O kadar Arapçayı boşuna mı okudunuz/okuttunuz? Kullanmayacak idiyseniz bu bilgileri niye o kadar uğraşıyorsunuz?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dusun-su-imam-hatipli-genclerin-yakasindan-artik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kirli Oyun</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kirli-oyun/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kirli-oyun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Sep 2020 10:00:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Mütercimler]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiyat]]></category>
		<category><![CDATA[imam hatip]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15703</guid>

					<description><![CDATA[Oynanan çok sinsi ve bir o kadar da kirli bir oyundur. Erol Mütercimler 2019 yılında &#8220;su gibi kan akacak, iç savaş çıkacak&#8221; kehanetinde bulunan kişidir…Söyledikleri oldu mu? Hayır! Kim bilir belki de temennisini ve arzusunu söylüyor bilemeyiz…! İmam hatip lisesi mezunu biri olarak, Mütercimler&#8217;in mezun olduğumuz okulun mezunlarına ilişkin seviyesiz sözlerini de yine en iyimser yorumla &#8220;keşke olsa&#8221; kabilinden bir temennisi ve arzusu olarak görmemiz de mümkündür. Buradan bakıldığında Erol Mütercimler görevini ifa etmektedir. Fakat olanlardan sonra vardır bunda da bir hayır demekten ve bu sözün taşıdığı daha derin anlamları üzerinde düşünmekten de kendimi bir türlü alamadım… İmam hatip lisesi mezunlarına dava kardeşi olduklarını hatırlatmıştır… İyice unutulmuştu… Yeniden dayanışmayı sağlamıştır. Bu ayırım fayda gibi görünse de diğer okul mezunlarını ciddi manada incitmektedir. Bu yanlıştır. Erol Mütercimler, &#8220;bazı imam hatip lisesi mezunları &#8221; diyerek istisna koyup cümlesini öyle kurmuş olsaydı bu kadar büyük çaplı infiale sebep olmayacaktı. Çünkü o zaman söylenen söz bizim de zaman zaman şikayet ettiğimiz gerçeği tekrarlamak olarak algılanacaktı. Ama çok bilinçli şeklide öyle yapmadı… Televizyon tecrübesi çok fazla olan birinin ağzından çıkan bu söz yanlışlıkla söylenmiş bir söz değilse nedir o halde? Ne yapılmak istenmiştir bu sözle? Bu seviyesiz söz, sadece rezil ve ahlaksız bir kişi bahane &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Oynanan çok sinsi ve bir o kadar da kirli bir oyundur.</p>



<p>Erol Mütercimler 2019 yılında &#8220;su gibi kan akacak, iç savaş çıkacak&#8221; kehanetinde bulunan kişidir…Söyledikleri oldu mu? Hayır!</p>



<p>Kim bilir belki de temennisini ve arzusunu söylüyor bilemeyiz…!</p>



<p>İmam hatip lisesi mezunu biri olarak, Mütercimler&#8217;in mezun olduğumuz okulun mezunlarına ilişkin seviyesiz sözlerini de yine en iyimser yorumla &#8220;keşke olsa&#8221; kabilinden bir temennisi ve arzusu olarak görmemiz de mümkündür. Buradan bakıldığında Erol Mütercimler görevini ifa etmektedir.</p>



<p>Fakat olanlardan sonra vardır bunda da bir hayır demekten ve bu sözün taşıdığı daha derin anlamları üzerinde düşünmekten de kendimi bir türlü alamadım…</p>



<p>İmam hatip lisesi mezunlarına dava kardeşi olduklarını hatırlatmıştır… İyice unutulmuştu… Yeniden dayanışmayı sağlamıştır. Bu ayırım fayda gibi görünse de diğer okul mezunlarını ciddi manada incitmektedir. Bu yanlıştır.</p>



<p>Erol Mütercimler, &#8220;bazı imam hatip lisesi mezunları &#8221; diyerek istisna koyup cümlesini öyle kurmuş olsaydı bu kadar büyük çaplı infiale sebep olmayacaktı. Çünkü o zaman söylenen söz bizim de zaman zaman şikayet ettiğimiz gerçeği tekrarlamak olarak algılanacaktı. Ama çok bilinçli şeklide öyle yapmadı…</p>



<p>Televizyon tecrübesi çok fazla olan birinin ağzından çıkan bu söz yanlışlıkla söylenmiş bir söz değilse nedir o halde? Ne yapılmak istenmiştir bu sözle?</p>



<p>Bu seviyesiz söz, sadece rezil ve ahlaksız bir kişi bahane edilerek genelleştirilmiş ve İmam Hatip Lisesi mezunlarını hedef alan bir söz de değildir. Bundan daha büyük siyasi amaçlar ve anlamlar taşımaktadır.</p>



<p>Amaçlardan biri, sanki diğer okullar bizim değilmiş, başkalarının çocukları oralarda okuyormuş gibi bir hava oluşturmak ve sınıfsal ayırım oluşturup, İmam Hatip Lisesi mezunları ile diğer okul mezunları arasındaki mesafeyi açmak ve kardeşlik hukukuna zarar vermektir. Tüm çocukları imam hatip lisesinden mezun olmuş biri olarak bu ayırımı doğru bulmadığımı söylemeliyim. Bütün imam hatip liseleri gibi tüm okullar bizim ve mezun olanlar da bu ülkenin evlatlarıdırlar. Erol Mütercimler bu düşmanca sözüyle İmam Hatip mezunlarını sınıfsal birlikteliğe zorluyor ama diğer okullardan mezun olanlarla da aralarını açmaya çalışmaktadır.</p>



<p>Bir başka amaç, Türkiye&#8217;yi İmam Hatip Lisesi mezunları yönetiyor &#8221; algısı oluşturup bu algı üzerinden tüm olumsuzluk gibi algılanan her sorunun kaynağı olarak göstermektir. Bu yönüyle bakıldığında Mütercimler&#8217;in bu seviyesiz sözünün siyasi bir hedefi de vardır.</p>



<p>Bu düşmanca söylenmiş söz üzerinden oluşturacağımız birliktelik yapay ve geçicidir. Üstelik çok da sorunludur. Bu toptancı bakış açısı bizleri, İmam Hatip Lisesi mezunlarını günahlardan arınmış, hata ve kusursuz görmek gibi çok daha büyük bir yanlışa savurabilir. O halde her sosyolojik grupta olduğu gibi imam hatip lisesi mezunları arasında da daha az ya da çok hata yapan günah işleyen olabilir düşüncesi mutedil yoldur.</p>



<p>İmam hatip liselilerin hatadan beri olmak, korunmak, nefsani arzularından kurtulmak ve günahlardan arınmak gibi ilahi bir özelliği de yoktur. Şayet böyle bakmazsak, imam hatip liseli her hangi birinin kul ve kamu hakkına riayet etmemesini, sözünde durmamasını, arkadaşına kumpas kurmasını, çelme takmasını, arkadan ittirmesini, hile yapmasını, yalan konuşmasını, verdiği çeki zamanında ödememesini nasıl yorumlayabiliriz? Erol Mütercimler&#8217;e oluşan öfkemiz, hatalarımızı görmekten bizleri alıkoymasın.</p>



<p>Maide Suresi 8. ayette Allah&#8217;ü teala&#8221; Ey İnananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahidler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; adil olun; bu, Allah&#8217;a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah&#8217;tan sakının, doğrusu Allah işlediklerinizden Haberdar&#8217;dır.&#8221;</p>



<p>Muhakkak en büyük olan Allah doğru söylemiştir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kirli-oyun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Hatiplileri sadece dini eğitim alıyor sananlar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/imam-hatiplileri-sadece-dini-egitim-aliyor-sananlar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/imam-hatiplileri-sadece-dini-egitim-aliyor-sananlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Nov 2019 09:55:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[firuz türker]]></category>
		<category><![CDATA[imam hatip]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13075</guid>

					<description><![CDATA[İmam Hatiplileri sadece dini eğitim alıyor sananlar; Sekülarizmin bilim ve fen yolunda tek seçenek olduğunu sananlar; Başı örtülü olanların beyinlerinin örümcek ağı ile kaplı olduğunu sananlar&#8230;. Kendisi hiç bir halt olamamışken bir kadının başından örtüsünü almaya çalışanlar&#8230; Türkiye&#8217;deki eğitim sistemini karalamaya çalışanlar&#8230; Düşünce ve davranışlarınızın yanlışlığına bundan güzel kanıt olmaz. &#8221;Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencisi Rümeysa Hakyemez. Hakyemez, dünyanın en prestijli üniversitelerinden biri olan Cambridge tarafından düzenlenen “The Outstanding Cambridge Learner Awards (Cambridge Üstün Başarı Ödülleri)”da düzenlenen sınavda en yüksek puanı alarak “Top in the World -Dünyadaki en yüksek puan” ödülüne layık görüldü.&#8221; Firuz Türker]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İmam Hatiplileri sadece dini eğitim alıyor sananlar;<br />
Sekülarizmin bilim ve fen yolunda tek seçenek olduğunu sananlar;<br />
Başı örtülü olanların beyinlerinin örümcek ağı ile kaplı olduğunu sananlar&#8230;.<br />
Kendisi hiç bir halt olamamışken bir kadının başından örtüsünü almaya çalışanlar&#8230;<br />
Türkiye&#8217;deki eğitim sistemini karalamaya çalışanlar&#8230;<br />
Düşünce ve davranışlarınızın yanlışlığına bundan güzel kanıt olmaz.</p>
<p>&#8221;Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencisi Rümeysa Hakyemez. Hakyemez, dünyanın en prestijli üniversitelerinden biri olan Cambridge tarafından düzenlenen “The Outstanding Cambridge Learner Awards (Cambridge Üstün Başarı Ödülleri)”da düzenlenen sınavda en yüksek puanı alarak “Top in the World -Dünyadaki en yüksek puan” ödülüne layık görüldü.&#8221;<br />
Firuz Türker</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/imam-hatiplileri-sadece-dini-egitim-aliyor-sananlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Devrin Sosyal Tarihi: İmam Hatip Okulları</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bir-devrin-sosyal-tarihi-imam-hatip-okullari/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bir-devrin-sosyal-tarihi-imam-hatip-okullari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah İnce]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Sep 2018 21:05:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekim 2018]]></category>
		<category><![CDATA[imam hatip]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2767</guid>

					<description><![CDATA[İmam-Hatipler öncelikle toplumdan gelen güçlü talebin bir eseridir. Bu toplumsal talep, Türk eğitim sistemi içinde özgün bir modeli de ortaya çıkartmıştır. Zira bu okullar İslam dünyasında, dini ilimlerle pozitif bilimlerin bir arada okutulduğu, din ve dünya dengesini sağlayan, toplumun talepleri ile devletin öngörü ve beklentisini karşılayan sıra dışı bir modeldir. Bir taraftan toplumsal muhalefetin sessiz ve derinden bir arayışı olan İmam-Hatipler, bir taraftan da modernleşme sürecinde ortaya çıkan bir araçtır. İmam-Hatiplerin Kısa Tarihi İmam-Hatip Okullarının kuruluşu, 3 Mart 1924 yılında çıkarılan “Tevhid-i Tedrisat Kanunu”na dayanmaktadır. Kanunun ilgili maddesi, “Dinî hizmetlerin ifasıyla görevli memurları yetiştirmek üzere ayrı mektepler (İmam ve Hatip Mektepleri) açılmasını” öngörmüş, böylece daha sonraki yıllarda adından çokça söz edilecek İmam-Hatipler açılmıştır. Bu düzenleme, bahsi geçen okulların “özel” amaçlarla değil, bir ihtiyacın ürünü olarak, Cumhuriyet’in kurucu iradesi tarafından üretilen bir alternatif olduğunu aynı zamanda toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiğini göstermektedir. Bu kanuni düzenlemeden hemen sonra 1924 yılında, ülke genelinde 29 İmam-Hatip Mektebi açılmıştır. İlk başta 29 olan sayı daha sonraki yıllarda giderek düşmeye başlamış; 1925 yılında 26’ya, 1926 yılında 20’ye gerilemiştir. 1927’den itibaren sadece Kütahya ve İstanbul’da olmak üzere 2 tane okul kalmış, 1930 yılında bu okulların da kapatılması ile uzunca bir süre Türkiye’de ortaöğretim seviyesinde din eğitimi kesintiye &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İmam-Hatipler öncelikle toplumdan gelen güçlü talebin bir eseridir. Bu toplumsal talep, Türk eğitim sistemi içinde özgün bir modeli de ortaya çıkartmıştır. Zira bu okullar İslam dünyasında, dini ilimlerle pozitif bilimlerin bir arada okutulduğu, din ve dünya dengesini sağlayan, toplumun talepleri ile devletin öngörü ve beklentisini karşılayan sıra dışı bir modeldir. Bir taraftan toplumsal muhalefetin sessiz ve derinden bir arayışı olan İmam-Hatipler, bir taraftan da modernleşme sürecinde ortaya çıkan bir araçtır.</strong></p>
<p><strong>İmam-Hatiplerin Kısa Tarihi</strong></p>
<p>İmam-Hatip Okullarının kuruluşu, 3 Mart 1924 yılında çıkarılan “Tevhid-i Tedrisat Kanunu”na dayanmaktadır. Kanunun ilgili maddesi, “Dinî hizmetlerin ifasıyla görevli memurları yetiştirmek üzere ayrı mektepler (İmam ve Hatip Mektepleri) açılmasını” öngörmüş, böylece daha sonraki yıllarda adından çokça söz edilecek İmam-Hatipler açılmıştır. Bu düzenleme, bahsi geçen okulların “özel” amaçlarla değil, bir ihtiyacın ürünü olarak, Cumhuriyet’in kurucu iradesi tarafından üretilen bir alternatif olduğunu aynı zamanda toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiğini göstermektedir.</p>
<p>Bu kanuni düzenlemeden hemen sonra 1924 yılında, ülke genelinde 29 İmam-Hatip Mektebi açılmıştır. İlk başta 29 olan sayı daha sonraki yıllarda giderek düşmeye başlamış; 1925 yılında 26’ya, 1926 yılında 20’ye gerilemiştir. 1927’den itibaren sadece Kütahya ve İstanbul’da olmak üzere 2 tane okul kalmış, 1930 yılında bu okulların da kapatılması ile uzunca bir süre Türkiye’de ortaöğretim seviyesinde din eğitimi kesintiye uğramıştır. Yüzyıllardır İslam’a inanan Türk toplumu, bu tarihten sonra bir süre -yaklaşık 20 yıl- çocuklarını kendi inancına uygun dini eğitimden uzak yetiştirmek zorunda kalmıştır. Sosyolojik incelemeler, her ne kadar tarihte bireysel olarak dini inancı olmayan insanların varlığını gösterse de inançsız bir toplumun olmadığını göstermektedir. Toplumun en temel ihtiyacı olan dini eğitimin kesintiye uğraması, çeşitli arayışları gündeme getirecektir. Bu dönemde toplum, yasaklı da olsa kendisi alternatifini üretmek istemiş ancak bu teşebbüsler genellikle resmi takibatla sonuçlanmıştır. Bu dönemin tanıklarının hatıraları hâlâ toplumsal hafızadaki canlılığını korumaktadır.</p>
<p>Dini eğitimin kesintiye uğramasının sonuçlarını, dönemin Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki, “Din Tedrisatı ve Dini Müesseseler Hakkında Rapor” isimli bir belge ile ortaya koymuştur. Rapora kısaca göz atıldığında, Akseki’ye göre toplumun din adamı ihtiyacı had safhadadır. En basit dini merasimleri yerine getirecek görevliler bulunmamakta, yetkisiz kişileri -daha iyi bir alternatif bulunmadığı için- din görevlisi hatta müftü, vaiz olarak görevlendirme ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Rapora yansıdığı kadarıyla Diyanet İşleri Başkanı’nın endişesi, “böyle giderse din adamlarımızın çok geçmeden büsbütün tükeneceği, din adamları ortadan çekildikçe hurafelerin ve din adına kötü unsurların çoğalacağı” yönündedir.</p>
<p>Görüldüğü gibi bu dönemde dinin sahih kaynaklara dayalı eğitiminin sürdürülememesi, niteliksiz kişilerin dini görevleri sürdürmesini gerektirmiştir. Gündelik hayatta dine ve din adamlarına ilişkin ortaya çıkan “dar kafalı”, “hurafeci”, “çağdışı” vb. din karşıtı söylemin, bu dönemdeki örneklerden hareketle üretildiği düşünülebilir. Ancak ilginç olan dini ve din adamlarını bu gerekçeyle kıyasıya eleştiren bakış açısı aynı zamanda din eğitiminin ve onun bugünkü temsilcisi olan İmam-Hatiplerin ya kapatılmasını talep etmekte ya da sınırlı bir alana hapsedilmesini arzu etmektedir.</p>
<p>Türkiye’nin çok partili hayata geçiş kararı alması siyasete, toplumun taleplerine karşılık vermeyi dikte etmiş görünmektedir. Bu sebeple tek pati CHP’sinin son yıllarında, kendisi de bir İlahiyatçı olan Şemsettin Günaltay hükümeti, “İmam Hatip Kursları” açılması kararı vermiştir. Aynı dönemde din derslerinin ilkokuldan başlamak üzere “program dışı” da olsa eğitim sürecine dâhil edilmesi karara bağlanmıştır. Daha sonra 1951 yılında “kültürlü İmam ve Hatiplerin yetişmesini sağlayacak” kurumların açılması için ilk adım atılmış, Adana, Ankara, Isparta, İstanbul, Kayseri, Konya ve Maraş’ta İmam Hatip Okulları öğretime başlamıştır. 1974 yılında bu okulların ismi “İmam-Hatip Lisesi” olarak değiştirilmiş böylelikle diğer liselerle eşdeğer bir konuma yükseltilmek istenmiştir. 1990’lı yıllara kadar dönemsel politikalara bağlı olarak ortaokulları kapatılmış sonra tekrar açılmıştır.</p>
<p>Yakın dönemde İmam-Hatip kimliğini yaralayan ve hâlâ bir neslin hafızasında tazeliğini koruyan en önemli gelişme, şüphesiz “28 Şubat Post Modern Darbesi”nin İmam-Hatiplerle ilgili sonuçlarıdır. Hükümete “tavsiye” edilen bu düzenlemelerle İmam-Hatiplerin orta kısımları kapatılmış, katsayı eşitsizliği ile İmam-Hatiplerin önü kesilmiş, binlerce gencin hayalleri çalınmıştır. Ancak 1925 ile 1950 yılları arasında “ara dönem din politikaları” sonucu ortaya çıkan ve daha sonra uzun süre “devletin başını ağrıtan” denetimsiz yapılar, 28 Şubat sürecinden sonra da kendine toplumsal taban bulmuş ve yine devletin başını ağrıtmıştır.</p>
<p><strong>İmam-Hatipler Türkiye’nin Ürettiği Özgün Bir Modeldir</strong></p>
<p>Hiç şüphesiz İmam-Hatipler öncelikle toplumdan gelen güçlü talebin bir eseridir. Toplumdan gelen güçlü talepler sonucu Türkiye’de İmam-Hatip Okulları, bir alternatif olarak tekrar gündeme gelmiştir. Bu toplumsal talep, Türk eğitim sistemi içinde özgün bir modeli de ortaya çıkartmıştır. Zira bu okullar İslam dünyasında, dini ilimlerle pozitif bilimlerin bir arada okutulduğu, din ve dünya dengesini sağlayan, toplumun talepleri ile devletin öngörü ve beklentisini karşılayan sıra dışı bir modeldir. Aşlamacı’ya göre, “Türkiye’nin kendi modernleşme tarihinde ürettiği özgün bir tecrübe ve eğitim modeli” (Aşlamacı, 2017, s. 21) olan İmam-Hatipleri incelemek, Türkiye’nin özgün bir tecrübesine vakıf olmaktır.</p>
<p>Bir taraftan toplumsal muhalefetin sessiz ve derinden bir arayışı olan İmam-Hatipler, bir taraftan da modernleşme sürecinde ortaya çıkan bir araçtır. Arslan, dindarların moderniteye karşı verdikleri muhalefet sürecinde İmam-Hatiplerin modern bir araç olarak ortaya çıktığını ifade etmektedir. Fakat bu “modern araç” Türkiye tarihinde örneğine rastlanmamış ölçüde gönüllü ve topyekûn bir katılımın konusu olarak ortaya çıkmıştır (Arslan, 2000, s. 162). Türkiye’de toplum İmam-Hatip Okullarının binalarının yapılması konusunda büyük fedakârlıklar sergilemiş ancak destek veren sivil toplum kuruluşları, okulların mülkiyetine ve yönetimine ilgi göstermemiştir. Bu olgu, toplumsal talebin yönünü göstermesi bakımından oldukça anlamlıdır. Diğer bir deyişle Türkiye’de dindarlar, çocuklarına hem dini eğitim vermek istemekte ancak bunu, meşru yollarla yapmak istemektedir.</p>
<p>İmam-Hatip olgusunu incelemek bir din eğitimi kurumunu incelemenin ötesinde, İslami bilgi, siyaset ve toplumsal ağları, çevrenin merkeze yürüyüşünü incelemek anlamına gelmektedir. Türkiye’de İmam-Hatip Okullarını konuşmak çoğu zaman -yanlış bir şekilde- bu okulların siyasi yönüne veya siyasetçilerin ve kanaat önderlerinin gözündeki siyasi rollerine odaklanmak anlamına gelmektedir. Bu yanlış bakış açısı Türkiye için çok önemli bir toplumsal olguyu ve özgün bir modeli eksik değerlendirmekle eşdeğerdir (Özgür, 2015, s. 15, 32).</p>
<p><strong>Fırsat Eşitliğine Giden Yolda İmam-Hatipler</strong></p>
<p>Türkiye’de dindar kesim, Cumhuriyet’in ilk yıllarında ortaya çıkan “ara dönem din politikaları” ve halkına yabancılaşmış siyasi yapılanma sebebiyle uzun süre devletle arasına mesafe koymuş, bir gün düzeleceği beklentisi ile isyan etmemiş “bu da geçer Ya Hu!” diyerek kendi kabuğuna çekilmiştir. Görece özgürlük ortamı oluştuğunda ise taleplerini meşru yollardan iletmenin yollarını aramıştır. İmam-Hatip Okulları da bu talebin eğitim alanındaki yansımalarından başka bir şey değildir. Bu anlamda İmam-Hatip olgusu, dindar kesimin dini eğitim talebini meşru bir yol bularak gidermesi olarak okunabilir. Ancak meselenin bir başka yönü bu okulların, Türkiye’de uzun süre kendini öteki olarak hisseden, toplumun değilse de siyasi ve bürokratik merkezin “kenarında”, “çevresinde” yaşayan bir kitlenin meşru yollardan merkezle iletişim kurmasının aracı olmasıdır. Halk çocuklarını bu okullara göndererek devletine, “Dinimden vazgeçemem ancak devletim olmadan dinimi yaşamam zordur. O halde dini eğitimi devlet yürütmelidir” mesajını vermiştir.</p>
<p>Türkiye’de eğitim, toplumsal hareketliliğin ve sınıf atlamanın önemli yollarından biridir. Ancak eğitimin bir alternatif olabilmesi, toplumun rağbetine de bağlıdır. Türkiye’de muhafazakârların her türlü eleştirilerine rağmen çocuklarını okutmak istemesi ve İmam-Hatipleri bir alternatif olarak görmesi, bu gerçeğin bir yansımasıdır. Yüzyıllardır içinde yoğrulduğu dini kültüre bigâne kalamayan toplum, aynı zamanda çocuklarının “adam olması için” onları okutmak istemiştir. İmam-Hatiplere çocuklarını gönderen kesimin sosyolojik tabanı göz önünde bulundurulduğunda, bu okulların fırsat eşitliğine giden yolda çok önemli bir alternatif olduğu görülmektedir. Aileler çocuklarını, İmam-Hatibe göndererek onların hem dinini öğrenmesini hem bir meslek sahibi olmasını, aynı zamanda bu yolla ülkesine hizmet etmesini istemiştir. Bu sebeple Türkiye’de muhafazakârlar eleştirel tutumlarına rağmen resmi eğitimi önemsemiş ve eğitimi çocuklarını kurtarmanın yolu olarak görmüşlerdir (Tuğal, 2011, s. 104). Ancak dindarların eğitimi, toplumsal hayata tutunmanın bir yolu olarak görmesi, İmam-Hatip olgusunun “derinliğini” gözden kaçırmamalıdır. Zira toplumun önemli bir kesimi, çocuğunu İmam-Hatibe gönderirken “dinini öğrensin, bir kimlik kazansın” düşüncesine sahiptir. Bu olgu Türkiye’de, dindarların sosyoekonomik olarak belirli bir düzeye ulaşmış olmasına rağmen hâlâ neden bu okullara rağbet ettiğini anlatmaktadır. Toplum değişmektedir. Değişen toplumun gözünde İmam-Hatibin anlamı da değişmektedir. Ancak 2018 yılına gelindiğinde nitelikli okul tercihlerinin %23’ünün, tüm okul tercihlerinin %17’sinin İmam-Hatibe yönelmesi (Bekiroğlu, 2018) artık İmam-Hatiplerin, Türkiye’nin Habitusunu belirleyen bir unsur olduğunu göstermektedir. Diğer bir deyişle İmam-Hatipler, başlangıçta toplumun alt kesiminin çevreye yönelmesinde bir aracı iken bugün bu özelliğine orta sınıflaşmayı da eklemiştir. İmam-Hatipler artık Türkiye’de orta sınıfın -bazı okullar özelinde düşünüldüğünde üst sınıfların- rağbet ettiği kurumlara dönüşmektedir.</p>
<p><strong>İmam-Hatipler ve Laiklik Tartışmaları</strong></p>
<p>İmam-Hatip olgusu Türkiye’de, laiklik tartışmalarıyla ilişkili olarak da gündeme gelmiştir. İmam-Hatibe mesafeli duran bir kesim hep bu okulların varlığının, müfredatının ya da bu kesimin “gizli ajandasının” laiklikle sorunlu olduğunu ileri sürmüştür. Ancak hakikat bundan biraz farklıdır. Dindarların toplumsal tarihinde oldukça belirleyici bir role sahip olan İmam-Hatiplerin dindar kesime en büyük katkılarından biri, bu okulların mezun vermeye başlamasıyla birlikte dindarların, entelektüel yetiştirmeye başlamalarıdır. İmam-Hatiplerin savunduğu görüşlerin, ortaya koyduğu hayat anlayışının laiklik (belki de laikçilik ya da laikliğin bir yorumu demek daha doğrudur) ile sorunlu görülmesinin temelinde de bu gerçek yatıyor olmalıdır. Bir başka ifadeyle İmam-Hatipler çevresinde oluşan kültürel birikim, o güne kadar modernleşmeyi “Batılılaşma” olarak anlayan ve dini-geleneksel kültürü dışlayacak şekilde yorumlayan hâkim elite itiraz etmeye başlamıştır. Daha açıkçası İmam-Hatipler mezun verdikçe kamusal ve sosyal alanda mücadele edebilecek bir dindar orta sınıfın oluşumuna zemin hazırlamıştır (Tuğal, 2011, s. 63).</p>
<p><strong>İmam-Hatiplerde Ümmet Olma Bilinci Kazandırıldı</strong></p>
<p>İmam-Hatipler Türkiye’de, dindar kesimin İslam dünyası ile zihin ve gönül olarak “bir olduğunu” hisseden ve toplumsal olarak bunu kabul edilebilir bir düşünceye dönüştüren bir kültürün oluşmasında önemli bir pay sahibidir. Bu okullar Türkiye’de, gençliğin “ümmet olma şuurunu güçlendiren” ve kimliğini Müslümanlıkla özdeşleşme konusunda cesaretlendiren bir anlayışı benimsemiş görünmektedir. Ancak bu bakış açısının oluşması, okulların müfredatı yanında kendini İmam-Hatiple özdeşleştiren sosyal kesimlerin özlemini de yansıtır mahiyettedir. Zira modernleşme süreci ile birlikte İslam ümmetinin siyasi birliğinin dağılması, bunu takip eden süreçte Türkiye’nin, yeni siyasi düzeninin yönetime rengini veren bir unsur olarak İslam’ı dışlaması, geniş halk kitlelerinde ciddi travmaların oluşmasına yol açmıştır. İmam-Hatipler dağılan İslam ümmetinin gönül ve zihin olarak “bir olduğunu” savunulabilir ve kabul edilebilir bir düşünce olarak kimliğine mal etmiştir. Bu okullarda öğrencilerin kazandığı, “ümmet şuuru” milli kimlikle hiçbir zaman çatışmamış aksine milli kimliği de güçlendirmiştir. Şüphesiz bunun temel sebebi, yüzyıllardır bu topraklarda oluşan milli kimliğin din ile iç içe geçmiş olmasıdır. Herhalde bunu en iyi açıklayan yaklaşımlardan biri, İsmet Özel’in dile getirdiği, Türk’ün karşıtının Kürt ya da başka bir etnik kimlik değil “Gavur” olmasıdır.</p>
<p><strong>İmam-Hatiplerin Yaygınlaşmasında İslamcı Siyasetin Etkisi</strong></p>
<p>İmam-Hatip okullarının açılışı, yukarıda da dile getirildiği gibi, Cumhuriyet’in kuruluşu ile başlamıştır. Ancak belki de Türkiye’deki politik değişimden bu ölçüde etkilenen başka bir eğitim kurumu yoktur. Türkiye’de sağ ve İslamcı siyasi partiler bu okulların sayısının artmasında istekli olmuşlardır. Sağ iktidarların bu okullara meyli daha çok toplumsal tabanlarının taleplerine uygun hareket etme güdüsü ile açıklanabilir. İslamcı partilerin, İmam-Hatiplere önem vermesi ise toplumsal tabanının talepleri yanında İmam-Hatipleri kendi kimliklerinin bir parçası olarak görmeleri ile ilişkilidir. İslamcı partilerin, İmam-Hatip okullarının sayılarının artmasında istekli olmaları, belki de bu sebeple “arka bahçe” tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Ancak yukarıda birkaç defa değinildiği gibi, Türkiye’nin kendi şartlarında ürettiği özgün bir model olan bu eğitim kurumları, arka bahçe tartışmalarına sığmayacak kadar önemli bir olgudur. Daha çok damgalama amaçlı dillendirilen bu görüşler, İmam-Hatiplerin Türkiye’ye katkılarını dar bir çerçeveye sığdırmakla sonuçlanmaktadır.</p>
<p><strong>Bu Okulların Sınırlı Bir Alanda Var Olması İstendi</strong></p>
<p>İmam-Hatip okullarının mezunlarının artması, mezunların sadece imamlık, müezzinlik gibi görevlerle yetinmek istememesi, daha açıkçası dini görevler dışında da kariyer sahibi olmak istemeleri, bu okulları İslamcılık, laiklik ve modernite tartışmalarının merkezine yerleştirmiştir (Özgür, 2015, s. 10).</p>
<p>Bu okullara gelen öğrencilerin önemli bir kısmı öncelikle dini bilgileri daha iyi öğrenmek üzere gelmektedir. İmam-Hatiplerle ilgili geçmiş yıllardaki çalışmalara göre, öğrencilerin aileleri içinde eğitim düzeyi düşük anne-babalar önemli bir orana ulaşmaktadır. Babaların mesleğine bakıldığında ise İHL’de en fazla serbest meslek sahibi ve memur çocukları öğrenim görmektedir. Bu okulların önemli bir kısmının parasız yatılı imkânı sağlaması, kırsal kesimden gelen, geliri düşük ailelerin çocuklarının öğrenim görme şansını arttırmaktadır (Çakır, Bozan, &amp; Talu, 2004, s. 71-80). Bu bilgiler ışığında İmam-Hatipler, çevrenin merkeze yürüyüşünde fırsat eşitliğini sağlayan önemli bir alternatif olmuş, toplumun çeperlerinde yer alan kesimlerin merkezde yer alma talebini göstermişlerdir. İmam-Hatiplere karşı bazı dönemlerde ortaya çıkan refleksleri de bu bağlamda yorumlamak mümkündür. Buna göre bazen orta kısımları kapatılan bazen katsayı ile önü kesilmek istenen kimi zaman da laiklikle sorunlu olduğu ileri sürülen İmam-Hatiplere karşı ortaya çıkan tutumların arka planında, esasında “merkezde” yer alan kesimlerin yerinden edilmişlik hisleri bulunmaktadır. Diğer bir deyişle İmam-Hatiplere karşı geliştirilen tavırlar, sınıfsal reflekslerden bağımsız okunamaz.</p>
<p><strong>Türkiye’nin Dindarlaşması ve İmam Hatipler</strong></p>
<p>Türkiye’de toplumsal kültür her zaman belirli bir dindarlığı içermiştir. Bu anlamda İmam-Hatipler bir taraftan toplumun dini eğitime dolayısıyla dindarlığa verdiği önemi göstermektedir. Tersinden düşünüldüğünde İHL’ler de verdiği eğitimle Türkiye’de dini hassasiyetlerin, dindarlığın nicelik ve etkisini genişletmiş ve derinleştirmiştir. Ancak bu olguyu “ithal bir gelişme” olarak görmek yerine öze dönüş olarak okumak gerekir. Zira sahih İslami kaynaklara dayalı olarak sürdürülen İmam-Hatip eğitimi, özünde zaten dinsellik barındıran Türkiye toplumunda, dinin daha sağlıklı bir zemine oturmasına katkı sağlamıştır. Elbette bu konunun eğitim içeriği açısından tartışılacak boyutları vardır. Ancak her hâlükârda katkısı ön plandadır. Dolayısıyla bu okullar Türkiye’de, dinselliğin toplumsallaşmasında pay sahibidir. Fakat sahih İslami kaynaklara dayalı olarak sürdürülen resmi din eğitimi ilginç bir şekilde bazı dini yapılar tarafından da eleştirilmiştir. Tıpkı başka boyuttan bu okullara yönelik dile getirilen eleştirilerde olduğu gibi, dini yapılardan gelen eleştirilerin önemli bir kısmı da “alanı kimin kaplayacağı”, “kimin söz sahibi olacağı” ile ilgilidir. Daha açıkçası bazı dini yapılar, İmam-Hatip, İlahiyat ve Diyanet çevresinde ortaya çıkan dini görüşlerin etkisinin artmasını, kendi görüşlerinin etkisizleşmesi olarak okumuşlar ve stratejilerini buna göre kurmuşlardır. Burada önemli olan konu hangisinin doğru olduğundan ziyade alana kimin hükmedeceği ve İmam-Hatiplere yöneltilen eleştirilerin bu motivasyonla sürdürülmesidir. Bu anlamda ilginç olan bazı dini yapıların, eksiğiyle fazlasıyla “din eğitimi veren okulları” geliştirmek, daha iyi olması için çaba sarf etmek yerine kendilerine tehdit olarak görmeleri ve değersizleştirmeleridir.</p>
<p><strong>İmam-Hatipli Kimliği</strong></p>
<p>İmam-Hatip bahsinde son olarak “İmam-Hatipli” kimliğine değinmek gerekmektedir. Öncelikle ifade edilmelidir ki İmam-Hatipli kimliği Türkiye’de, dindar-muhafazakâr kesimin üzerinde ittifak ettiği en önemli konulardan biridir. Bu okullarda okuyan öğrencilerin neredeyse tamamında kendini hissettiren bu kimlik duygusu zamanla gelişmekte, mezunların aidiyetini gösterdiği bir alan olmaktadır. Birçok okul türünün aksine karşılıksız bir şekilde “okullarına hizmet etmeyi” kutsal bir duygu olarak benimseyen mezunlar, mezun olduktan yıllar sonra bile okullarıyla irtibatını sürdürmekte, burs, bina ve farklı yollarla okullarına katkı sağlamaktadır. Yine bu okullarda geliştirilen kimlik sağ, milliyetçi ve İslamcıları içine alan geniş bir siyasi yelpazede kabul görmekte ve önemsenmektedir.</p>
<p>İmam-Hatip öğrencileri milliyetçi-muhafazakâr değerlerin en fazla İHL’lerde savunulduğunu düşünmektedir. Bu okullarda oluşan İmam-Hatipli kimliğini anlamak, siyasetçilerin, kanaat önderlerinin ve entelektüellerin gözünde çoğu zaman siyasi bir söyleme bürünen bir dille mümkün olmamaktadır. Kamuoyunda yapılan tartışmaların çok ötesinde öğrenciler, okullarda siyasi bir amaç gereği bulunmamakta, okullarını bireysel ve toplumsal kimliğinin tanımlayıcı unsuru olarak görmektedir (Özgür, 2015, s. 15, 20, 111-112; Çakır, Bozan, &amp; Talu, 2004, s. 125). Yukarıda kısaca değindiğimiz ötekileştirilme ve mağdur edilme duygusu İmam-Hatipli kimliğini tanımlayan diğer bir unsurdur. Kamu kültürüne yabancılaştığını düşünen İmam-Hatipliler, ortaya çıkan olumsuz durumlarda kimliğine daha sıkı sarılmaktadır. Son bir not; bu yazı daha çok tarihsel yönünü ön plana çıkararak İmam-Hatip olgusunu konu edinmiştir. Yakın dönem gelişmelerini merkeze alarak gerçekleştirilecek çalışmalarda bu kimliğin ortaya çıkardığı yeni biçimler hayli ilgi çekici sonuçlara gebe görünmektedir.</p>
<p style="font-size: 0.8em;"><strong>Kaynaklar</strong><br />
Akseki, Ahmet H. (1950). Din Tedrisatı Ve Dini Müesseseler Hakkında Rapor.<br />
Arslan, A. (2000). Modern Dünyada Müslümanlar. İstanbul: İletişim.<br />
Aşlamacı, İ. (2017). Paydaşlarına Göre İmam-Hatip Ortaokullarında Din Eğitimi. İstanbul: DEM Yayınları.<br />
Bekiroğlu, H. Yeni Şafak (01.08.2018). https://www.yenisafak.com/gundem/onder-baskani-bekiroglu-imam-hatiplerle-ilgili-iyi-bir-tablo-var-3387369, Erişim Tarihi: 10.08.2018.<br />
Çakır, R., Bozan, İ., &amp; Talu, B. (2004). İmam Hatip Liseleri: Efsaneler, Gerçekler. (A. Akdeniz, D. Demirler, &amp; J. Levack, Dü) İstanbul: TESEV.<br />
Özgür, İ. (2015). İmam Hatip Okulları İnanç, Siyaset ve Eğitim. (H. Yalın, &amp; E. Özkan, Çev.) İstanbul: Kitap Yayınevi.<br />
Tuğal, C. (2011). Pasif Devrim İslami Muhalefetin Düzenle Bütünleşmesi. (F. B. Aydar, Çev.) İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bir-devrin-sosyal-tarihi-imam-hatip-okullari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
