<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlim &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/ilim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 02 Dec 2023 20:58:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>İlim &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İslami Edebiyat Burcunda Bir Hoca: Prof. Dr. Osman Öztürk</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/islami-edebiyat-burcunda-bir-hoca-prof-dr-osman-ozturk-1944-1-12-2014/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/islami-edebiyat-burcunda-bir-hoca-prof-dr-osman-ozturk-1944-1-12-2014/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selahattin ÖZKÖK]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Dec 2023 12:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Alim]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18940</guid>

					<description><![CDATA[Hayatını “Ben hocalığa doyamadım” cümlesi ile özetleyebileceğimiz hocaların hocası Osman Öztürk Hoca aramızdan ayrılalı bir yıl oldu. Takvimler 1 Aralık 2014 tarihini gösteriyordu. “Hocamızın sohbeti var” diye 15 günde bir davet gönderen arkadaştan gelen ilk mesaj “Değerli Hocamızı kaybetmenin üzüntüsü ile ne yazacağımı bilemedim… Daha sonra tekrar mesaj atacağım… Allah rahmet eylesin.” şeklindeydi. “Değerli Hocamız Prof.Dr. Osman Öztürk’ü kaybetmenin üzüntüsü ile ne yazacağımı bilemedim… Daha sonra cenaze ile ilgili tekrar mesaj atacağım… Allah rahmet eylesin.” diye bir mesaj daha geldi. Ardından “Hocamızın cenazesi yarın Fatih Camii’nde ikindi namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’ndaki aile kabristanına defnedilecektir.” diye ardı ardına gelmeye devam etti mesajlar. “Osman Hocamızın sohbeti var” diye cuma günlerini sohbetle taçlandıran mesajlar sona ermişti böylelikle. İki haftada bir cuma akşamları 19.00’da başlayan sohbet 21.00’de sona ererdi. Gün ve saat hiç değişmezdi. Cuma, 19.00 yağmur, çamur, kar, kış, sıcak, yaz, güneş, hastalık, sağlık… Hoca’yı hiçbir şey alıkoymazdı iki haftada bir cuma akşamı yapılan sohbetten. Pendik’te sohbet iki haftada birdi. Kırk yıllık hatip olmasına rağmen hiçbir derse hazırlıksız gelmez, mutlaka dersine çalışır, aldığı notlar ya da işleyeceği konuya ilişkin kitaplarla gelirdi sohbete. Hocalığı bir sanat olarak gören Osman Öztürk’ün sohbetlerinde neler konuşulmadı ki. Değerlerimizden tarihe, coğrafyadan şiire, edebiyattan Ortadoğuya, Afrika’dan ümmete, Peygamber Efendimizden &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hayatını “Ben hocalığa doyamadım” cümlesi ile özetleyebileceğimiz hocaların hocası Osman Öztürk Hoca aramızdan ayrılalı bir yıl oldu. Takvimler 1 Aralık 2014 tarihini gösteriyordu. “Hocamızın sohbeti var” diye 15 günde bir davet gönderen arkadaştan gelen ilk mesaj “Değerli Hocamızı kaybetmenin üzüntüsü ile ne yazacağımı bilemedim… Daha sonra tekrar mesaj atacağım… Allah rahmet eylesin.” şeklindeydi. “Değerli Hocamız Prof.Dr. Osman Öztürk’ü kaybetmenin üzüntüsü ile ne yazacağımı bilemedim… Daha sonra cenaze ile ilgili tekrar mesaj atacağım… Allah rahmet eylesin.” diye bir mesaj daha geldi. Ardından “Hocamızın cenazesi yarın Fatih Camii’nde ikindi namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’ndaki aile kabristanına defnedilecektir.” diye ardı ardına gelmeye devam etti mesajlar.</p>



<p>“Osman Hocamızın sohbeti var” diye cuma günlerini sohbetle taçlandıran mesajlar sona ermişti böylelikle. İki haftada bir cuma akşamları 19.00’da başlayan sohbet 21.00’de sona ererdi. Gün ve saat hiç değişmezdi. Cuma, 19.00 yağmur, çamur, kar, kış, sıcak, yaz, güneş, hastalık, sağlık… Hoca’yı hiçbir şey alıkoymazdı iki haftada bir cuma akşamı yapılan sohbetten. Pendik’te sohbet iki haftada birdi. Kırk yıllık hatip olmasına rağmen hiçbir derse hazırlıksız gelmez, mutlaka dersine çalışır, aldığı notlar ya da işleyeceği konuya ilişkin kitaplarla gelirdi sohbete. Hocalığı bir sanat olarak gören Osman Öztürk’ün sohbetlerinde neler konuşulmadı ki. Değerlerimizden tarihe, coğrafyadan şiire, edebiyattan Ortadoğuya, Afrika’dan ümmete, Peygamber Efendimizden medeniyete, Mehmet Akif’ten Mahir İz’e… İslam’a ve insana dair her şey konuşulur anlatılırdı. Osmanlı terbiyesi ile yetişmiş olan hoca, bunu aktarmaya çalışırdı sohbeti dinleyen eğitimcilere. Onlar da öğrencilerine anlatsın, o şekilde yetiştirsin diye. Gündemdeki konulara dair sorulan sorulara “ben siyasetçi değilim” diye cevap verirdi mütevaziliğinden. Siyasetçilerin de hocasıydı aslında. Rahle-i tedrisinden onlar da geçmişti.</p>



<p>Hocanın ilk sohbetini 15 Haziran 2007’de dinlemişim not defterimdeki bilgiye göre. Tatilin boşa zaman geçirmek anlamına gelmediğini anlattıktan sonra, bu zamanı değerlendirmek için okunması gereken kitaplardan bir liste sunmuştu.</p>



<p>Son sohbetinin tarihi 11 Nisan 2014 olarak not düşmüşüm defterime. İlerlemiş rahatsızlığına rağmen sohbeti aksatmazdı. Sohbet konularının arasına tıp, işinin erbabı hekimler, ilaçlar da dahil olurdu. Makamı şikayet Allah’tır demişti bu sohbetinde.</p>



<p>Sohbetlere devam edenler pürdikkat Hoca’yı dinleyip, bazıları hiçbir kelimeyi kaçırmadan tamamını yazıya geçirmek için var güçleriyle not alırken, son sohbetlere doğru bir iki kişi konuşmaları kamerayla kayıt altına almaya başlamıştı. Besmeleyle başladığı sohbetleri bir sonraki sohbette güzel haberlerle buluşma temennisiyle yine dua ile bitirirdi. Her sohbeti ciltlerce kitaba bedeldi. Yaşarken hatıralarının yazılmaya başlandığını biliniyor. Hatıraları ve kayıt altına alınan sohbetleri yayınlanmalı ki, sohbetler bu şekilde devam etmeli. İslami Edebiyat dergisi gibi Hoca’nın yaşarken katkıda bulunduğu dergiler özel sayılar yayınlamalı. Hoca’nın arkadaşları, öğrencileri, sohbetlerinde bulunan ve onu yakından tanıyanlar gelecek nesillere tanıtmak için sohbet, panel ve sempozyumlarla anlatmalı, onunla ilgili eserler yayınlamalılar.</p>



<p>Tatillerden ve talebeden ayrı kalmaktan manevi kazanç kesintiye uğradığı için rahatsız olan, rüyaları bile eğitimle dolu olan Osman Öztürk Hocamız hayatını hocalıkla tamamlamış olmasına rağmen hocalığa doyamamış bir idealist, rehber ve örnektir. Rahmetle anıyoruz.</p>



<p>Sohbetlerinden kalemimin not edebildiklerinden satırbaşlarını içeren bir buket sunuyorum sizler için aşağıda:</p>



<p>Mehmet Akif hayatta hayır namına attığı hiçbir adımı geri almamıştır.<br>Müslüman ibn’ü-l vakt (vaktin oğlu) olacak derdi.<br>Osmanlı edebin zirvesinde bir cemiyettir.<br>Osmanlı müthiş hatıracıdır. Burak’ın bağlandığı yere tesis inşa etmiş.<br>İhanet eden korkak olur (el hâinü hâifün).<br>Mecelle’deki kaidelerden örnekler verirdi. Tevehhüme itibar olunmaz.<br>Köke her zaman için dalların eyvallahı olacaktır.<br>Acem şairinin “günahı gözler işler, belasını kalp çeker” dediğini aktarmıştı bir defasında.<br>Hz. Peygamber (sav) evi okul haline getirmiştir.<br>Marifet atlas döşekte yatıp fakirin halinden anlamaktır.<br>Devlet malından vakıf yapılmaz. Zühtü Paşa hamallar yüklerini kolayca sırtına alıp, indirebilsin diye İstanbul’un her yerine kendi kesesinden mola taşları yapmıştır.<br>Aç ile Hac bir araya gelmez.<br>Çok yüzlülük demek olan politika bizim değil, siyaset bizimdir.<br>Kitapların basılmadığı zamanlarda istinsah (yazarak kitap çoğaltmak) için vakıflar kurulmuştur.<br>Kamil manada din heyecanla yaşanır. Gözler yaşarmayınca heyecan yaşanmaz.<br>Kültür bir milletin ruhudur.<br>İnsanlar başlarının izinden gider.<br>İslam Usul Hukukuna göre “işler vaktini bekler”<br>Mahir (iz) Hoca, hafızanın sağlam olmasının sebebini nazar bel kadem (gözü ayağın ucuna bakarak yürümek) olarak açıklamış.<br>Mahir Hoca’nın söylediğine göre, Mehmet Akif dünyaya metelik vermeyen biridir. O gün Akif’e verilen 500 lira ile o zaman boğazda yalı alınabiliyordu. Oysa Akif’in palto alacak parası bile yoktu.<br>Paris Camii’nin yeri Abdülaziz tarafından satın alınmıştır. Muhammed Hamidullah orada cuma namazlarından sonra ihtida (Müslüman olma) merasimlerini yönetmiştir. Caminin idaresi bugün Faslı Araplardadır.<br>Mevzuat hiçbir zaman dini unsurlardan azade olamaz. Mevzuatı dinden arındırmak bir cinnettir. Böyle bir şey olamaz. Gerekçeler -becerilebilirse- kanunun mantığıdır aslında.<br>Mehmet Akif’in muakkibi, mukallidi Mithat Cemal Kuntay’dır. Ondan sonra Ali Ulvi Kurucu geliyor.<br>Neticeyi tayin Allah’a aittir. Biz teşebbüsten mes’ulüz.<br>Efendimizin bir sıfatı da Eb’ul fukaradır. “Ben fakirliğimle övünürüm” buyuruyor.<br>Amerika şefliklere karşıydı. Onları yıkmak için çok partili hayata geçişi öngörmüştür.<br>Açlık, oyunu bozar.<br>Müessesesi olmayan hiçbir ideoloji yaşayamaz.<br>Cami, kalıpları ve kalpleri cem eden demektir.<br>Tarihte üzerinde ittifak edilen meseleler, ittifak edilmeyenlerin %10’u kadardır.<br>Emirül mü’minin bedenen ve ruhen sağlıklı olmalıdır.<br>Tarihte kellesi alınan şeyhülislam yok. Ama şeyhülislam fetvasıyla kellesi alınan şehzade ve padişahlar var.<br>İlerlemiş ülkelerde Meçhul Asker anıtı vardır. Her ülkenin meçhul kahramanları, malumlardan fazladır.<br>İslami usulde görev istenmez, verilir.<br>Avrupa tarihi, Avrupa’daki zikzakların tarihidir.<br>Alim olmak için mektep medrese görmek gerekir. Mektep medrese görmeden alim olmak peygamberlere mahsustur.<br>Bir dilde şiir yazabiliyorsan o dili biliyorsun demektir.<br>Osmanlılık, sahili olmayan bir deniz.<br>Televizyon ve internet bir şey vermez insana. Aslolan kitaptır.</p>



<p>Prof. Dr. Osman Öztürk Hoca’nın Hayat Hikayesi:</p>



<p>1943’de Tarsus’ta doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Arap ve Fars Dilleri Bölümü mezunu olan Osman Öztürk aynı fakültenin Tarih Bölümü/Osmanlı Müesseseleri ve Medeniyeti Tarihi Kürsüsü’nde doktora yaptı. Doktora sonrası akademik çalışmaları da “Osmanlı Medeniyet ve Kültürü” üzerine oldu. (1972’de doktor, 1979’da doçent ve 1984’de profesör).</p>



<p>1966-67 ders yılında Hacettepe Tıp Fakültesi (daha sonra Hacettepe Üniversitesi)’nde asistan olarak ilk resmî görevine başladı. 1968 yılında lisan ve lisansüstü çalışmaları için Londra’da bulundu. Daha sonra İstanbul İmam-Hatip Okulu (bugünkü Fatih İmam Hatip Lisesi)’nda Arapça, Farsça, Edebiyat ve Hitabet derslerini okuttu. Ardından İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü (bugünkü Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi)’nde hocalık yaptı. Sonraki yıllarda Sakarya, Dokuz Eylül ve Pamukkale Üniversitelerinde öğretim üyeliklerinde bulundu ve idarî görevler aldı. 1999 yılında emekli oldu. 2009 senesinde Kırklareli Üniversitesi’nde yeniden hocalığa başladı. Buradaki görevi vefatına kadar sürdü.</p>



<p>Almanya, İngiltere, ABD, Pakistan, Hindistan, Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Yugoslavya ve Mısır’da meslekî araştırmalar yaptı, konferanslar verdi ve uluslararası konferanslarda tebliğler sundu. Dışişleri Bakanlığı’nın ülkemizi yurtdışında tanıtmak için düzenlenen programlarda görev aldı. Merkezi İstanbul, İslamabad, Riyad, Kahire ve Girne’de bulunan ilmî araştırma kuruluşlarında kurucu ve yönetim kurulu üyesi olarak bulundu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde 10 yıl “Başkanlık Danışmanı” olarak “hizmetiçi eğitimi” çalışmalarını koordine etti, dersler ve konferanslar verdi. Kırklareli Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi misafir öğretim üyesi görevlerinde bulundu. 2011 yılında Başbakanlık Başmüşavirliği görevine atandı. Aynı zamanda 2012’den itibaren Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) üyeliği görevlerini yürüttü. Bir süre İslami Edebiyat dergisini yayınladı. Telif ve tercüme 15 eser kaleme aldı. Akademik, dini, fikri ve edebî pek çok yazısı yayınlandı. Hayatını ders vermeye, eğitmeye, öğretmeye adamış olan Osman Öztürk hocalığa doyamadan bu dünyaya veda etti. </p>



<p>Allah rahmet eylesin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/islami-edebiyat-burcunda-bir-hoca-prof-dr-osman-ozturk-1944-1-12-2014/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hüseyin Atay Hakkında</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/huseyin-atay-hakkinda/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/huseyin-atay-hakkinda/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Sep 2023 07:33:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Alim]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Atay]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18859</guid>

					<description><![CDATA[Öncelikle Rabbim taksiratını affeylesin diyorum. Sonra da onu tanımak için fikirlerinden derlediğim bir demet sunmak istiyorum. Hemen belirteyim ki bu fikirler ve bu üslup benimsediğim şeyler değil. Yine de çok çok az olsa da katıldığım yerler var. Sadece tanınması için paylaşıyorum. Zira yazılıp çizilenlere bakıyorum, her şeyin birbirine karıştığını görüyorum. İnsanı tanımadan fikir sahibi olmamak lazım. Bundan sonra tabii ki, herkesin fikri ve takdiri kendine. 1. Namazda farz olan rekatlar iki rekattır. Gerisini ister kılarsın ister kılmazsın. 2. Hz Ömer&#8217;in seçilmesi, yine Hz. Ömer&#8217;in gelecek halifeyi seçmek için danışma kurulu ataması, Kur&#8217;an&#8217;ın şura ilkesine tam uymamıştı. 3. Halkın dininde demokrasiye hiç yer yoktur. Ulemânın dininde demokrasiye yer bulmak mümkündür, ama laikliğe onda da yer yoktur. Kur&#8217;an&#8217;ın dininde demokrasiye de laikliğe de yer bulmak mümkündür. Zira Kur&#8217;an&#8217;in dini akla ilme uyar ve duruma çözüm getirme potansiyeli taşır. 4. Mustafa Kemal dinin kalkınmadaki etkisini iyi tespit etmiş ve ona göre yeni uygulamaya geçmiştir. 1924&#8217;te İmam Hatip okullarını (27 tane) ve ilahiyat fakültesini açmış, okullardaki din derslerine de aynen devam edilmiştir, ama hükümet başkanı İsmet İnönü 1927&#8217;de imam hatip okullarını kapattı ve okullardaki din derslerini de kaldırdı. ilahiyat fakültesini de 1933&#8217;de kapattı ve böylece Mustafa Kemal&#8217;in öngördüğü yeni din anlayışı atılımı söndürüldü. 75 &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Öncelikle Rabbim taksiratını affeylesin diyorum.</p>



<p>Sonra da onu tanımak için fikirlerinden derlediğim bir demet sunmak istiyorum.</p>



<p>Hemen belirteyim ki bu fikirler ve bu üslup benimsediğim şeyler değil. Yine de çok çok az olsa da katıldığım yerler var.</p>



<p>Sadece tanınması için paylaşıyorum. Zira yazılıp çizilenlere bakıyorum, her şeyin birbirine karıştığını görüyorum. İnsanı tanımadan fikir sahibi olmamak lazım.</p>



<p>Bundan sonra tabii ki, herkesin fikri ve takdiri kendine.</p>



<p>1. Namazda farz olan rekatlar iki rekattır. Gerisini ister kılarsın ister kılmazsın.</p>



<p>2. Hz Ömer&#8217;in seçilmesi, yine Hz. Ömer&#8217;in gelecek halifeyi seçmek için danışma kurulu ataması, Kur&#8217;an&#8217;ın şura ilkesine tam uymamıştı.</p>



<p>3. Halkın dininde demokrasiye hiç yer yoktur. Ulemânın dininde demokrasiye yer bulmak mümkündür, ama laikliğe onda da yer yoktur. Kur&#8217;an&#8217;ın dininde demokrasiye de laikliğe de yer bulmak mümkündür. Zira Kur&#8217;an&#8217;in dini akla ilme uyar ve duruma çözüm getirme potansiyeli taşır.</p>



<p>4. Mustafa Kemal dinin kalkınmadaki etkisini iyi tespit etmiş ve ona göre yeni uygulamaya geçmiştir. 1924&#8217;te İmam Hatip okullarını (27 tane) ve ilahiyat fakültesini açmış, okullardaki din derslerine de aynen devam edilmiştir, ama hükümet başkanı İsmet İnönü 1927&#8217;de imam hatip okullarını kapattı ve okullardaki din derslerini de kaldırdı. ilahiyat fakültesini de 1933&#8217;de kapattı ve böylece Mustafa Kemal&#8217;in öngördüğü yeni din anlayışı atılımı söndürüldü. 75 sene sonra Mustafa Kemal&#8217;in anlayışını, anlayarak uygulayacak bir devlet adamının bulunamaması da Türkiye&#8217;nin kötü talihidir.</p>



<p>5. İslam dünyasının kölelikten ve sömürge olmaktan kurtulması için ilmi bütün halka yaymak, halkı bilgilendirmek ve bilinçli yapmak gerekmektedir. bunu yapabilmenin yegane yolu halkı Kur&#8217;an&#8217;ı tercümesinden okuyup anlamaya özendirmektir. 56 yıllık öğrenim ve öğretim hayatında buna yardımcı olmaktan başka çıkar yol bulamadım.</p>



<p>6. Akıl Kur&#8217;an&#8217;dan büyüktür, çünkü Kur&#8217;an insanı aklinı kullanmaya, düşünmeye özendiriyor. Kur&#8217;an insanın düşünmesini istiyor. insan düşünsün de nereye giderse gitsin. düşününce cehenneme gidecekse cehenneme gitsin. onun cehenneme gitmesi Kur&#8217;an&#8217;ın umurunda değildir. Kur&#8217;an&#8217;ın umurunda olan insanın düşünmesidir. Kur&#8217;an emindir ki insan düşünerek cehenneme giderse bilerek cehenneme gitmiştir. ikinci defa düşünmesinde cehennemden çıkmasını öğrenecektir. Ama hiç düşünmezse her zaman cehennemde kalır. Kur&#8217;an kendini güvene almak için kendini akla teslim etmiştir. aklın Kur&#8217;an&#8217;dan büyük olması onun hem Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i hem de Kur&#8217;an&#8217;da olmayan şeyleri anlamasındandır. Akıl, dinin 1. kaynağı, Kur&#8217;an, 2. kaynağıdır.</p>



<p>7. Sünnet Resulullah&#8217;ın örnekleğidir. O dönemde bir meselenin nasıl çözüldüğünü ortaya koyarak bize örnek olmuştur. Onu aynıyla günümüze taşımak gerekmez.</p>



<p>8. Şu ayet bizim geri kalışımızın sebebidir (bunu bir hoca arkadaşımdan duydum):</p>



<p>الله يعلم وانتم لا تعلمون</p>



<p>9. İslam dünyası, şûrayı hiç gündemine almadığı gibi icmayı da hiç işleme koymadı.</p>



<p>Yöneticiler hep &#8220;ben&#8221; ile istedikleri mezhepçi bilgi sahiplerini işlerine geldikleri gibi kendi çıkarlarına kullandılar.</p>



<p>10. Miraç kıssasında Hz. Musa&#8217;nın bildiğini Hz. Muhammed&#8217;in akıl edemediğini, Musa&#8217;nın Muhammed&#8217;den daha akıllı ve tecrübeli olduğunu ortaya atmanın Kur&#8217;an&#8217;ın ruhuna ve felsefesine aykırı olduğunu kavramayan, bön ve düşüncesiz bir Müslümandır.</p>



<p>11. Miraç Olayı:</p>



<p>İslam dünyasında Hz. Muhammed’in ölümünden sonra büyük mitoloji yazarları çıktı.</p>



<p>Miraç kıssasında Hz. Musa’nın Yüce Allah’tan da alim olduğu ve bunun Kur’an’ın Allah anlayışını inkar olduğunu anlamayan müslüman işe yaramaz biridir.</p>



<p>12. Felsefe insanlığın icat ettiği en büyük bilimlerden biridir.</p>



<p>Gazali felsefe düşmanlığı yapmıştır.</p>



<p>13. Kur&#8217;an bir rivayet kitabı değil, bir din kitabı da değil, bir bilim kitabıdır. Çünkü Kur&#8217;an&#8217;ın kendisi bilime din diyor. Dikkat edilsin, dine bilim demiyor, bilime din diyor. &#8220;Bilmediğin şeyin ardından gitme.&#8221; İsra 17/36</p>



<p>14. Herhangi bir şahsın ya da kurumun İslam dinine göre dinî otoritesi ya da kutsallığı bulunmamaktadır. Bu noktadan bakıldığında da hiç kimse Allah adına konuşamayacağı için İslam’da teokrasi olduğunu iddia etmek yanlış olur. Kur’an’a Göre Araştırmalar IV</p>



<p>15. Kur’an’ı herkes anlayamaz, demek saçmadır ve Kur’an’a düşmanlıktan başka bir şey değildir. Kur’an’ı herkes kendi kültür ve tahsil seviyesine, hayat tecrübesine göre anlayabilir. Çünkü Kur’an anlaşılacak bir kitaptır.</p>



<p>16. Kur’an okumanın şartı yoktur. Her fırsatta, her durumda; yatarken, otururken, ayaktayken, abdestli, abdestsiz, hayızlı, hayızsız okunabilir.</p>



<p>17. Ahlaklı olmak, mantıklı olmanın bir sonucudur. Mantıklı olmak ahlaklılığı doğurur.</p>



<p>Mantık, düzenli ve insicamlı (tutarlı) konuşmaktır. Kişinin sözleri, işleri ve fikirleri arasında mantıklılık bulunması; bunlar arasında çelişki bulunmamasıdır. Bir yerde söylediğini başka bir yerde yalanlamaması, bu bakımdan prensip sahibi, düzgün ve düzenli olmasıdır. Mantıksızlık, çelişkili olmak ikiyüzlülükten yani&nbsp; münafıklıktan başka nedir? Münafıklar, dolandırıcılar ve sahtekârlar mantığa karşı çıkarlar. Mantıklı olmak işlerine&nbsp; gelmez. Mantığın olduğu yerde yalan olmaz.</p>



<p>18. Akıl yanılmaz. İnsanı diğer güçler; iradesi, arzuları, şehvetleri yanıltıyor.</p>



<p>19. Kaza namazı yoktur.</p>



<p>20. Kur’an’ın temel ibadeti namaz değildir, okumaktır.</p>



<p>Allah rahmetli Yaşar Nuri Öztürk’ten razı olsun.</p>



<p>21. Bilimde ideoloji olmaz. İdeolojist, bilim insanı olmaz. Bilim insanı da ideolojist olmaz.</p>



<p>22. Kur’an Allah’ın sözü, hadis ise insan sözüdür.</p>



<p>Hadis mütevatir de olsa Kur’an’a denk ve eşit olmaz.</p>



<p>Kur’an’a uygunluğu göz önünde bulundurulmalıdır.</p>



<p>23. Kur’an-ı Kerim’de kadere inanmak yoktur. Kadere verdikleri anlam insanın alın yazısı anlamına gelir.</p>



<p>24. İman subjektiftir, bilim objektiftir.</p>



<p>25. İnsanın yaptığı işler ve eylemler bilime dayanacak. Çünkü bilime dayanmazsa hiçbir iş istenilen olumlu sonucu vermez. Ters ya da olumsuz, yıkıcı sonuç verir. Bunun için Kur’an bilim sözcüğünü sekiz yüz elli beş kez kullandı.</p>



<p>Kur’an belgesi, tanığı, kanıtı olan ve doğuştan değil, beş duyu ile deneyimi ve algısı olan belgeliye bilim diyor. “Bilgin olmadığı nesnenin ardına düşme. Doğrusu işitme, göz, gönül, bunların herbirinden sorumludur.” İsra/Gece yolculuğu 17/36</p>



<p>26. Peşin fikirlilik, dolu kapla pınardan su almaya gitmeye benzer. Kur’an’a Göre Araştırmalar VI</p>



<p>27. Akıl önce Kur’an sonra verilmiştir. Kur’an aklın yetkisine ve anlayışına bırakılmıştır. Akıl onu anlayacak ve insanlara anlatacak. Akıl Kur’an’ı evrensel, zaman ve yer aşımıyla anlayacaktır. “Doğrusu, düşünen uluslar için bunda belgeler vardır.” Râd 13/4</p>



<p>28. Kur&#8217;an akla seslenir. Çünkü akıl Kur&#8217;an&#8217;dan önce vardır; yoksa yok&#8217;a seslenmiştir.</p>



<p>29. Akla güvenmeyen Kur’an’a da güvenmez. Kur’an’ın Kur’an’lığını akıl ispat etmektedir. Tasavvufçuların akıl yerine kalbin duygusallığını ve dengesiz, ölçüsüz hayalleri koyarak aklı reddetmeleri, Kur’an açısından affedilmez hatalarıdır. Bu hata da tövbesiz affolmaz.</p>



<p>30. 861 yılında mutelizenin yasaklanmasıyla İslam dünyasında dört rivayetçi kurum akla karşı olarak topluma egemen oldu.İşte 861 yılından bu yana İslam dünyası bunların egemenliğinde akıldan ve Kur’an’dan uzak olarak cahilliğin bataklığında, karışıklık, çatışma içinde bocalamaktadır.</p>



<p>31. Ben maturidici olmadığım gibi bir mezhepten de değilim. Elli yıl önce mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür diye kitaplar çıkmıştı, şimdi diyorum ki mezhepçilik dinsizliğe bir köprüdür. Çünkü içinde şirk gizlidir. Mezhepçilikte gerçeğe uyma değil, yetkeye uyma önemlidir ve öndedir.</p>



<p>32. İslam dünyasının problemi.</p>



<p>Üzülerek söylüyorum ki, on bir asırdır mezheplerin kuruluşundan beri, fıkıh, şeriat sayılarak Kur’an’a eş tutulmuştur. Kur’an değişmeyeceğine göre fıkıh da değişmez olarak kabul edilmiş ve bu kabul hala devam etmektedir.</p>



<p>33. İslam milletlerinin çektiği sıkıntı, yetişmemiş, ilimde pişmemiş cahil halk hocalarından kaynaklanmaktadır. İdareler ve siyasetçiler de onlardan yana olup, onları desteklemektedir. (el Hak doğru)</p>



<p>34. Kadınların dövülmesi Kur&#8217;an&#8217;da yoktur. Darp, cinsel ilişkide bulunun demektir.</p>



<p>35. Tanrı&#8217;dan başlayarak düşünmeye varmak yerine, düşünceden başlayarak Tanrı&#8217;ya varmak özgürlüktür.</p>



<p>36. Kur&#8217;an&#8217;da kadınların başörtü örtmeleri emir değildir, yasak da değildir. Ancak mübahtır. Yalnız göğsü örtmeye emir vardır.</p>



<p>37. Hüseyin Atay, fıkıh kitaplarına ve Hz. Peygamber’in hadislerine dayanarak yaptığı incelemeler sonucu bu yıl Türkiye’de vatandaşların toplam 47,5 saat fazla oruç tuttuklarını saptadı. İmsakiyedeki saatlerin İslami belirlemelere uymadığını öne süren Prof. Atay, bu yüzden kılınan sabah namazlarının da geçersiz sayılacağını söyledi.</p>



<p>Hüseyin Atay, Hz. Peygamber’in tan yeri ağarana kadar yenilip içilebileceğini söylemesine karşın, sahurun bittiği saatte her yerin kapkaranlık olduğuna işaret ederek, ”Tan yeri 05.00’te ağarıyor, oysa imsakiyede sahur 03.25’te kesiliyor. Dolayısıyla oruç her gün 1 saat 35 dakika erken başlatılıyor. Bu sayı ramazan ayı toplamı olarak hesaplanırsa, Müslümanların ramazanda 47,5 saat fazla oruç tuttukları ortaya çıkar” dedi. Prof. Atay, İslam’da “vaktinden önce kılınan namazın da geçersiz sayıldığına” dikkat çekerek “Dolayısıyla ramazanda 1,5 saat erken kılınan sabah namazları geçersiz sayılır. Bu yüzden hepsinin tekrar kılınması gerekir” diye konuştu. (9 Temmuz 1983)</p>



<p>38. Ka­de­rin ol­ma­ma­sı de­mek; Al­lah’ın in­sa­nın ne ya­pıp ne yap­ma­ya­ca­ğı­na da­ir bir ya­zı­sı ol­ma­ma­sı de­mek­tir. Al­lah in­sa­nın ya­rın ne ya­pa­ca­ğı­nı bi­lir de­mek; in­sa­nın yap­ma­sı­nı zo­run­lu kı­lar ve in­san yap­tı­ğın­dan so­rum­lu ol­maz demektir. Çün­kü öz­gür ira­de­si kal­maz. Al­lah in­sa­nın ne ya­pıp ne yap­ma­ya­ca­ğı­nı bil­mez de de­ne­mez. O za­man Al­lah’a ce­ha­let ve bil­mez­lik nis­pet edil­miş olur ki, bu ola­maz.</p>



<p>An­cak şu de­ne­bi­lir: İn­sa­nın her yap­tı­ğı Al­lah’ın il­mi­nin için­de­dir. De­niz­de ba­lık­la­rın ha­re­ket et­me­le­ri­ne, do­ğup bü­yü­me­le­ri­ne, de­ni­zin bir et­ki­si ve bas­kı­sı ol­ma­dı­ğı gi­bi, in­san­la­rın ha­re­ket­le­ri­ne ve öz­gür ira­de­le­ri­ne de Al­lah’ın il­mi­nin bir et­ki­si ol­maz. Al­lah’ın il­mi bü­tün za­man­la­rı ku­şat­mış­tır. On­da geç­miş ve ge­le­cek yok­tur. Böy­le­ce Al­lah’ın il­mi ka­de­re ka­nıt sa­yıl­maz.Ka­der yok, öz­gür ira­de var. Öz­gür ira­de yok­sa din de yok­tur. Ku­ran-ı Ke­rim’de ka­der’e inan­mak yok­tur. Ka­der’e ver­dik­le­ri an­lam, in­sa­nın alın ya­zı­sı an­la­mı­na ge­lir. Bu da in­sa­nın dün­ya­da ne ya­pa­ca­ğı ve ne yap­ma­ya­ca­ğı doğ­ma­dan ön­ce ya­zıl­mış, çi­zil­miş ve iş bit­miş­tir, de­ğiş­ti­ri­le­mez demektir. Cen­net­lik ve ce­hen­nem­lik olma­sı elin­de de­ğil­dir anlamına gelir. Böy­le ka­de­re ina­nan as­lın­da Ku­r’an’ı ve Pey­gam­be­r’i te­me­lin­den in­kâr et­miş olur. Çün­kü Ku­ran’a, Al­lah’a, pey­gam­be­re inan­mak in­sa­nın öz­gür ira­de sa­hi­bi ol­ma­sı­na da­ya­nır. Öz­gür ira­de sa­hi­bi ol­ma­yan hay­van­dır. İn­sa­nın din­dar ve din sa­hi­bi ol­ma­sı öz­gür ira­de­si­ne bağ­lı­dır. Bu­ra­da ka­de­re iman di­ye bir şey yoktur. İn­sa­nın öz­gür ira­de­si var­dır ve yaptığı her hareketten so­rum­lu­dur. (Kur&#8217;an&#8217;da İman Esasları ve Kader Sorunu kitabından alıntı, 1.baskı 1961)</p>



<p>39. Müslümanların ilerleyebilmeleri için bu geleneksel din anlayışından kurtulmaları gerekir. Bu ise ancak, Kur’an’a dönüp onu çağa hem uygun hem yön verecek bir şekilde yorumlayarak yeni bir din anlayışı geliştirmekle mümkün olabilir. Fakihlerin dininde, yani fıkıhta demokrasi yoktur, fikir hürriyeti yoktur, müslümana din hürriyeti yoktur ve yanlış bir hilafet anlayışı vardır. Sultanlık, diktatörlük, totaliter bir din ve idare anlayışı vardır. Resmî, gayri resmî dinî grupların ve dincilerin din dedikleri, fakihlerin fıkhı olan bu anlayıştır. Bu geleneksel din anlayışından farklı yeni bir din anlayışı geliştirilmedikçe ve ona karşı çıkılmadıkça müslümanların ilerlemesini mümkün görmeyen âlimler, seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Türkiye’nin dışında karşılaştığım böyle İslam âlimleri, yeni bir İslam anlayışının doğmasını Türkiye’den bekliyorlar. Devletin ve hükümetlerin bu âlimlerin beklentilerine cevap vermek için, Diyanet İşleri Başkanlığı ve ilahiyat fakültelerinin ıslah edilip geliştirilmelerine önem vermeleri, dinî olmaktan önce millî bir görevdir.</p>



<p>(Kur&#8217;an&#8217;a Göre Araştırmalar II kitabından alıntı)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/huseyin-atay-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hüseyin Atay Hocamızın Ardından</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/huseyin-atay-hocamizin-ardindan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/huseyin-atay-hocamizin-ardindan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Sep 2023 06:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Alim]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Atay]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18862</guid>

					<description><![CDATA[Hüseyin ATAY hocamız, merhum hocam Bekir TOPALOĞLU (Allah gani gani rahmet eylesin) ve Şerafettin GÖLCÜK (Rabbim hayırlı ve sağlıklı ömür versin) hocalarımızla birlikte Cumhuriyet dönemi 1950 sonrası İlahiyat Fakültelerinde Kelam İlmini şekillenmesinde büyük gayretleri, emekleri ve katkıları olmuş bir şahsiyettir. Hocamızı Kelam Koordinasyon Toplantılarında tanıdım. Epeyce hatıralarını dinleme fırsatım oldu. Rize-Güneyce’den ailenin göçü, İstanbul’a gelişi, babasının görevli olduğu Beyazıt Camii günleri, Osmanlı bakıyyesi merhum Ali Haydar Efendi’den ders alması, merhum Emin SARAÇ Hocayla ders arkadaşlığı, Bağdat tahsil hayatı… Anlattıkları benim için bulunmaz hazine gibiydi. Hüseyin Atay hocamızı kısaca nasıl anlatırsınız deseniz? Cevabım şöyle olur: Kendi bildiği ve düşündüğü şekliyle İslam’ı yaşayan adamdı. Yeni düşünceler söyledi ama şov yapmadı, karşı mahalleye geçip kendi mahallesini taşlamadı, eleştirilerini içerden yaptı ve içerde kalmaya özen gösterdi, kendi bildiği yolda, düşündüğü şekilde yürüdü, emr-i hak vaki oldu ahirete yürüdü. Rabbim rahmetiyle muamele etsin, mekânı cennet olsun… * Bendeniz ANA HATLARIYLA KELAM TARİHİ kitabımda Cumhuriyet Dönemi Kelam düşüncesini anlatırken hocanın görüşlerine de yer vermiştim. Orada yazılanların kısa bir özetini buraya alıyorum: HÜSEYİN ATAY’IN KISA DÜŞÜNCE DÜNYASI Hüseyin Atay, Türkiye’de Kur’an’a Dönüş anlayış ve yaklaşımının başlatıcısıdır. Ona göre İslam düşüncesinde yenilik gerçekleştirecek yeni bir hamle ancak Kur’an’a dönüşle mümkün olur. Şu kadar var ki, onun Kur’an’a dönüş &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hüseyin ATAY hocamız, merhum hocam Bekir TOPALOĞLU (Allah gani gani rahmet eylesin) ve Şerafettin GÖLCÜK (Rabbim hayırlı ve sağlıklı ömür versin) hocalarımızla birlikte Cumhuriyet dönemi 1950 sonrası İlahiyat Fakültelerinde Kelam İlmini şekillenmesinde büyük gayretleri, emekleri ve katkıları olmuş bir şahsiyettir.</p>



<p>Hocamızı Kelam Koordinasyon Toplantılarında tanıdım. Epeyce hatıralarını dinleme fırsatım oldu. Rize-Güneyce’den ailenin göçü, İstanbul’a gelişi, babasının görevli olduğu Beyazıt Camii günleri, Osmanlı bakıyyesi merhum Ali Haydar Efendi’den ders alması, merhum Emin SARAÇ Hocayla ders arkadaşlığı, Bağdat tahsil hayatı…</p>



<p>Anlattıkları benim için bulunmaz hazine gibiydi.</p>



<p>Hüseyin Atay hocamızı kısaca nasıl anlatırsınız deseniz? Cevabım şöyle olur:</p>



<p>Kendi bildiği ve düşündüğü şekliyle İslam’ı yaşayan adamdı. Yeni düşünceler söyledi ama şov yapmadı, karşı mahalleye geçip kendi mahallesini taşlamadı, eleştirilerini içerden yaptı ve içerde kalmaya özen gösterdi, kendi bildiği yolda, düşündüğü şekilde yürüdü, emr-i hak vaki oldu ahirete yürüdü. Rabbim rahmetiyle muamele etsin, mekânı cennet olsun…</p>



<p>*</p>



<p>Bendeniz ANA HATLARIYLA KELAM TARİHİ kitabımda Cumhuriyet Dönemi Kelam düşüncesini anlatırken hocanın görüşlerine de yer vermiştim.</p>



<p>Orada yazılanların kısa bir özetini buraya alıyorum:</p>



<p>HÜSEYİN ATAY’IN KISA DÜŞÜNCE DÜNYASI</p>



<p>Hüseyin Atay, Türkiye’de Kur’an’a Dönüş anlayış ve yaklaşımının başlatıcısıdır. Ona göre İslam düşüncesinde yenilik gerçekleştirecek yeni bir hamle ancak Kur’an’a dönüşle mümkün olur. Şu kadar var ki, onun Kur’an’a dönüş veya Kur’an’a başvurma anlayışı Haricîlerin ve son dönem selefîlerin anlayışından oldukça farklıdır. Zira onun Kur’an’a dönüş anlayışını sahip olduğu felsefi birikimi belirlemektedir. Sahip olduğu felsefî birikimin etkisiyle Hüseyin Atay, Fazlurrahman’ın yaptığı ve sürdürdüğü gibi, aklı ve çağın gereklerini öne çıkarır. Ona göre aklın anlamak ve bağımsız hüküm koymak şeklinde iki işlevi/görevi vardır. Birincisi normal olarak her insanda vardır ancak ikincinin meydana gelebilmesi için çaba ve gayret gösterilmesi gerekir.</p>



<p>Atay, bütünüyle modern de değildir, aksine kendine özgü muhafazakar bir çizgisi vardır. Çünkü o İslamî geleneğin bir parçası olduğunu asla inkar etmez ve kendisini ondan tamamen bağımsız kılmaz. Ona göre kişi geleneğin bir parçası olmalı ama aynı zamanda gelenekten bir kopuş yaşamayı da göze almalıdır. Örnekle anlatmak gerekirse kişi bir aileye yani anne-babaya aidiyetini korur ama aynı zamanda evlenerek onlardan kopar ve yeni bir aile kurar. Onun muhafazakarlığı geçmişi kurgulamak değil, geçmişe bakarak anı kurgulamaktır. Böylelikle hem geçmişle olan bağ korunmuş hem de geleceğe yönelik adım atılmış olur.</p>



<p>Kelam’a bakışı veya kelam ilmine getirdiği yenilik yukarıdaki düşünceleri doğrultusunda Kur’an Kelamı kavramıdır. Bütün kelamcılara önerisi bir Kur’an Kelamı yazılmasıdır. Ona göre Kur’an’dan birkaç ayeti alıntılayarak kelam yapma iddiasında olmak doğru değildir. Zira kelam Kur’an’da başlar ve Kur’an, aynı zamanda bir kelam kitabıdır.</p>



<p>Çalışmalarını hem kelam hem de İslam felsefesi alanında yoğunlaştıran Atay, Kur’an’a Göre İman Esasları adlı doktora teziyle kelam ilminde yeni bir çığır açmaya çalıştı.</p>



<p>Hüseyin Atay’ın esas etkisi/katkısı, kelamcı kimliğiyle ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin ilk kelam öğretim üyesi olması vasfıyla birçok kelamcının yetişmesindeki gayret ve emeğidir. Bu yolla geniş bir kesimi etkilediği de bir gerçektir. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi denildiğinde başta Kelam Anabilim Dalı olmak üzere bütün bilim dallarında Hüseyin Atay’ın tartışılmaz bir etkisinin bulunduğu açıktır. Onun fikrî şekillenmesinde İstanbul, Bağdat ve Amerika üçgeninin büyük etkisi vardır. Bu üç ayrı bölgeden edindiği tecrübesini başarılı bir şekilde Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne aktardığı da bir gerçektir.</p>



<p>(bk. Cağfer Karadaş, Ana Hatlarıyla Kelam Tarihi, İstanbul: Ensar Neşriyat 2021 (6. Basım), s. 268-274).</p>



<p>Hoca’nın hayatı ve düşünce dünyasını geniş olarak öğrenmek için bakınız:</p>



<p>Şaban Ali Düzgün, “HUSEYİN ATAY”, ÇAĞDAŞ İSLAM DÜŞÜNÜRLERİ, edit: Cağfer Karadaş, İstanbul: Ensar Neşriyat 2019 (5. Basım), s. 269-305.</p>



<p>17 Safer 1445 / 2 Eylül 2023</p>



<p>Cağfer KARADAŞ</p>



<p>*</p>



<p>Ek: HÜSEYİN ATAY HOCA’NIN VEFATINA TARİH</p>



<p>Hemşehrisi Mustafa KARA Hocanın merhum Atay hocanın vefatına düştüğü tarih şöyledir:</p>



<p>MEKTEPTE MEDRESEDE HOCA</p>



<p>DOĞUDA VE BATIDA HOCA</p>



<p>DÖRT MÜTEKELLİM ÇIKIP DEDİ:</p>



<p>MERHUM HÜSEYİN ATAY HOCA</p>



<p>1445</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/huseyin-atay-hocamizin-ardindan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyanın Dengesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dunyanin-dengesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dunyanin-dengesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jun 2023 13:10:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18794</guid>

					<description><![CDATA[Ünlü fakîh Debûsî’nin (ö.430/1039) dediği gibi, dünyanın dengesi dört grup ile sağlanır: Peygamberler, sahabîler, âlimler ve âmirler.  Burada asıl olan peygamberlerdir. Sahabîler onların sohbetinde yetişen ve yollarını takip eden öğrencileridir. Âlimler ise sahabeden aldıkları ilim mirasını kendi zamanlarına aktaran, uygulayan ve uyaranlardır. Âmirler, âlimler yoluyla peygamberlerden gelen mirası koruyan, kollayan ve tatbikine yardımcı olan idarecilerdir. Çünkü din dört direk üzerine kuruludur: Yakîn ilim, sâlih amel, doğru söz ve âdil idare. Kesin bilgi anlamına gelen yakîn ilim, peygamberde bulunur ve peygamberle bulunur. Çünkü bu bilgi Yüce Allah’tan alınan vahiydir. Dine uygun ve insanlığa faydalı işler anlamına gelen sâlih amel, ilmiyle âmil âlim ve sâlih kulların kesin bilgiyi hayatlarına tatbik edip, diğer insanlara da tavsiye etmeleridir. Doğru söz âlimlerin öğrettikleridir. Onların öğrettikleri de kitap ve sünnet çerçevesindedir. Âdil idare ise, adaletli yöneticilerin dünyada düzen ve dengeyi sağlamalarıdır. Adalet olmadan dengenin kurulması, düzen ve huzurun sağlanması mümkün değildir. Bunların tamamı peygamberden gelen kesin bilgiye dayanır. Peygamberin bu bilgide hatta etmesi söz konusu değildir, çünkü onlar ismet sıfatıyla ilahî korunmuşluğa mazhar olmuşlardır. Peygamber dışındaki hiç kimseye böyle bir korunmuşluk verilmemiştir. Bu yüzden her insanın anılan kesin bilgiye uygun davranış ortaya koyma noktasında telkin, teşvik ve uyarıya ihtiyacı vardır; bunun için de denetime ve eleştiriye &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ünlü fakîh Debûsî’nin (ö.430/1039) dediği gibi, dünyanın dengesi dört grup ile sağlanır: Peygamberler, sahabîler, âlimler ve âmirler.  Burada asıl olan peygamberlerdir. Sahabîler onların sohbetinde yetişen ve yollarını takip eden öğrencileridir. Âlimler ise sahabeden aldıkları ilim mirasını kendi zamanlarına aktaran, uygulayan ve uyaranlardır. Âmirler, âlimler yoluyla peygamberlerden gelen mirası koruyan, kollayan ve tatbikine yardımcı olan idarecilerdir.</p>



<p>Çünkü din dört direk üzerine kuruludur: Yakîn ilim, sâlih amel, doğru söz ve âdil idare. Kesin bilgi anlamına gelen yakîn ilim, peygamberde bulunur ve peygamberle bulunur. Çünkü bu bilgi Yüce Allah’tan alınan vahiydir. Dine uygun ve insanlığa faydalı işler anlamına gelen sâlih amel, ilmiyle âmil âlim ve sâlih kulların kesin bilgiyi hayatlarına tatbik edip, diğer insanlara da tavsiye etmeleridir. Doğru söz âlimlerin öğrettikleridir. Onların öğrettikleri de kitap ve sünnet çerçevesindedir. Âdil idare ise, adaletli yöneticilerin dünyada düzen ve dengeyi sağlamalarıdır. Adalet olmadan dengenin kurulması, düzen ve huzurun sağlanması mümkün değildir.</p>



<p>Bunların tamamı peygamberden gelen kesin bilgiye dayanır. Peygamberin bu bilgide hatta etmesi söz konusu değildir, çünkü onlar ismet sıfatıyla ilahî korunmuşluğa mazhar olmuşlardır. Peygamber dışındaki hiç kimseye böyle bir korunmuşluk verilmemiştir. Bu yüzden her insanın anılan kesin bilgiye uygun davranış ortaya koyma noktasında telkin, teşvik ve uyarıya ihtiyacı vardır; bunun için de denetime ve eleştiriye açık olması gerekir.</p>



<p>Anılan denetim ve eleştiri görevini ise <em>sözün gücünü</em> ellerinde bulunduran âlimler yerine getirebilir. Zira “âlimler, peygamberlerin vârisleridir” (Tirmizî, “Kitâbü’l-ilim”, 19). Âlimin bu vârislik vasfını tezahür ettirmesi, anılan denetim ve eleştiri görevini hakkıyla yerine getirmesine bağlıdır. Ama bunun yanında âlimler de kendilerini denetim ve eleştiriye açık tutmalıdırlar. Neticede âlim de bir insandır, peygamber gibi korunmuşluk özelliği yoktur, ama sorumluluğu çok büyüktür, zira üzerine aldığı emanet çok değerlidir. Rahmet Peygamberi’nin buyurduğu gibi “Âlimler, Yüce Allah’ın kendilerine halkı emanet ettiği kimselerdir ve onlar ümmet-i Muhammed’in koruyucuları ve şahitleridirler.” (Aclunî, <em>Keşfu’l-Hafâ</em>, hadis no: 1749, 1750).</p>



<p>Demek ki <strong>âlim kişi hakikat yurdunun bekçisi, doğru yolunun yolcusu, hak davanın sözcüsüdür</strong>&#8230; </p>



<p>(Bakınız: Debûsî, <em>el-Emedü’l-Aksâ,</em> nşr. Muhammed Abdulkadir Atâ, Beyrut 1405/1985, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, s. 366-367; Cağfer Karadaş, <em>Düşünce Dünyamızı Aydınlatan 40 İslam Bilgini</em>, İstanbul: Ensar Neşriyat 2015, s. 8.)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dunyanin-dengesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
