<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İhanet &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/ihanet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Jul 2021 15:34:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>İhanet &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tehlike Geçti mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tehlike-gecti-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tehlike-gecti-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2021 15:34:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[İhanet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17490</guid>

					<description><![CDATA[Hiç şüphesiz 15 Temmuz hain darbe girişiminin unutulması, milletimiz için büyük felaket olur! Unutmamak ise çeşitli etkinliklerle onu yılda bir kez de hatırlamak değildir… Aksine her an teyakkuzda olmak ve devletimizin işleyişinde her gün adalet kuralarıyla benzeri bir tehlike daha yaşanmasına engel olmaktır. Ne yazık ki bu büyük tehlike devlet kurumlarımız içinde yaşanmıştır. Onu, cadde ve sokaklarda aramak bizleri doğru adrese götürmez…Çünkü yüzük, kaybolduğu yerde aranır! Söz konusu vatan olunca sözlerimize kimse alınmasın… Suya sabuna dokunmayalım derken kelimelerimizi seçmek, edebi cümleler kurmak mecburiyetimiz de yoktur! Yaşadıklarımızdan canımız fena yanmıştır. Canı yanan birinden şarkı söylemesi, gülmesi, eğlenmesi beklenemez! Mağdur olmuş kişi, kendisini çukura sürükleyen hatayı bir kez daha gördüğünde kızar, küser, küplere biner…Bu tepki de gayet doğaldır. Fetöcülük veya bir başka adıyla paralel yapı, reddetsek de bir dünya görüşüdür…Devlet içinde idarenin Anayasamıza ve kanunlarımıza göre yürütülmesi yerine, idarecinin kendisinin veya mensubu olduğu yapının beklentilerine ve maslahatına göre düzenlemeye çalışmasıdır. Bu yönüyle bakılırsa bitti mi bu tehlike? Bugün, devlet kurumlarının çoğunda kadrolar, hedeflenen başarılı hizmete göre mi atanıyor, yoksa başarı olmasa da hizmetin ortaya çıkardığı maddi ve manevi imkanların paylaşılmasına göre mi? Hangi sivil toplum kuruluşuna mensup idarecinin, mücbir sebep olmadıkça diğerinin nitelikli adamını göreve getirdiği görülmüştür veya kendi yapısına mensup olmayan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hiç şüphesiz 15 Temmuz hain darbe girişiminin unutulması, milletimiz için büyük felaket olur! Unutmamak ise çeşitli etkinliklerle onu yılda bir kez de hatırlamak değildir… Aksine her an teyakkuzda olmak ve devletimizin işleyişinde her gün adalet kuralarıyla benzeri bir tehlike daha yaşanmasına engel olmaktır. Ne yazık ki bu büyük tehlike devlet kurumlarımız içinde yaşanmıştır. Onu, cadde ve sokaklarda aramak bizleri doğru adrese götürmez…Çünkü yüzük, kaybolduğu yerde aranır!</p>



<p>Söz konusu vatan olunca sözlerimize kimse alınmasın… Suya sabuna dokunmayalım derken kelimelerimizi seçmek, edebi cümleler kurmak mecburiyetimiz de yoktur! Yaşadıklarımızdan canımız fena yanmıştır. Canı yanan birinden şarkı söylemesi, gülmesi, eğlenmesi beklenemez! Mağdur olmuş kişi, kendisini çukura sürükleyen hatayı bir kez daha gördüğünde kızar, küser, küplere biner…Bu tepki de gayet doğaldır.</p>



<p>Fetöcülük veya bir başka adıyla paralel yapı, reddetsek de bir dünya görüşüdür…Devlet içinde idarenin Anayasamıza ve kanunlarımıza göre yürütülmesi yerine, idarecinin kendisinin veya mensubu olduğu yapının beklentilerine ve maslahatına göre düzenlemeye çalışmasıdır. Bu yönüyle bakılırsa bitti mi bu tehlike?</p>



<p>Bugün, devlet kurumlarının çoğunda kadrolar, hedeflenen başarılı hizmete göre mi atanıyor, yoksa başarı olmasa da hizmetin ortaya çıkardığı maddi ve manevi imkanların paylaşılmasına göre mi? Hangi sivil toplum kuruluşuna mensup idarecinin, mücbir sebep olmadıkça diğerinin nitelikli adamını göreve getirdiği görülmüştür veya kendi yapısına mensup olmayan idarecinin haksız da olsa görevden alınmasına itiraz etmiştir? Var mı örneği? Bu konuda yaşanan tüm sorunlar bu tehlikenin varlığına işaret etmiyor mu? Görmezden mi gelelim yaşananları, şahit olunanları? Ya da birileri küser diye üç maymunu oynayıp ahmakça mı davranalım?</p>



<p>Bu işin şakası yok! Kimse darılmasın…! İnandıklarımızı söylemeye ve tehlikeye işaret etmeye devam edeceğiz…</p>



<p>Çünkü, millet olarak içine sürüklendiğimiz ateş çukurundan can havliyle dışarı fırladık…Reisi de, dünyada eşi benzeri görülmeyecek şekilde aynı ateş çukurundan el birliğiyle milletimiz çıkarmıştır. Ateşi söndürme girişiminde Reisin aktif görev alması da milletimizin onu ateş çukurundan kurtarması sonrasındadır…Önce milletimiz topyekûn hareket etmeyi başardı sonra da hep birlikte kurtuluş! Bu sıralamayı asla unutmayalım…</p>



<p>Sonrasında bekledik ki; milletimizi bombalayana kadar yazılarıyla, konuşmalarıyla, eylemleriyle FETÖ’yü öven, koruyan ne kadar siyasetçi, idareci, yönetici, yazar, çizer, televizyoncu sözde düşünür varsa hepsi en azından bir adım geriye çekilsinler. Çünkü FETÖ, şeytani sistemini bu zavallıların destekleriyle kurmuştu. Geri çekildiler mi? Hayır! Aksine, yürüttüğü görevin hakkını bile vermeyen kişiye birkaç görev daha birden yüklenmiştir… Çok üzücü…!</p>



<p>Pişman oldum, anlayamadım, bilemedim diyenler kaldıkları yerden işlerine ve görevlerine daha da yukarı makam ve mevkilere terfi ederek devam ettiler. Peki bugün bu kişiler, benzeri yeni bir sorunu nasıl öngörebilir ve fark edebilirler? Bu durumda nasıl huzur içinde olabiliriz, uyuyabiliriz?</p>



<p>Ve yine bekledik ki; milletimize ait uçaklarla milletimiz bombalanmadan çok öncesinde, Fetöcülerin günün birinde milletimizi bombalayabilecekleri öngörüsünde bulunan ve bu uğurda mücadele veren, bedelini de maddi ve manevi şekilde ağır ödeyenler de ehliyet ve liyakat şartını taşımaları halinde bir adım öne çıkarılsınlar. Çıkarıldılar mı? Hayır! Aksine daha da etkisiz hale getirildiler.</p>



<p>FETÖ’yü basiretiyle, ferasetiyle çok öncesinden öngörenlerle, öngöremeyip sonrasında pişman olanlar arasında gizli bir mücadele de hissedilmektedir. Parmak sayısına göre işler yürüdüğü için, hata edip pişman olanların sayısı, hata etmeyenlerin sayısından fazla olduğu için yerlerini de bir şekilde korumayı başarmışlardır. Bu yüzden güç ve kuvvet, halen daha önce hata edip sonra da pişman olanların ellerindedir.</p>



<p>Cumhurbaşkanımızı pişman olanlardan saymıyorum. Nedenine gelince, o günkü siyasi şartlar gereği FETÖ’süz yürümek neredeyse mümkün değildi. Merhum Necmettin Erbakan hocamızın başına gelenler bunun en iyi kanıtıdır. Tehlikeyi ilk günden beri Cumhurbaşkanımız biliyordu. Halledilmesi gereken bir tehlike olduğunu da… Cumhurbaşkanımızın kendisine bakışını, FETÖ elebaşı F. Gülen Alman televizyonunda da bu şekilde anlatmıştır.</p>



<p>Çözüm mü istiyor musunuz?</p>



<p>FETÖ konusunda hata hakkını hiç kullanmamış ve bu nedenle de hiç pişman olmamış olanlar. Haydi iş başına!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tehlike-gecti-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bol İhanet Soslu TV Dizileri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bol-ihanet-soslu-tv-dizileri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bol-ihanet-soslu-tv-dizileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 May 2021 07:57:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İhanet]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17294</guid>

					<description><![CDATA[Pandeminin bana olan en büyük etkisi dizikolik yapması oldu.Kitap oku, face e gir, bir şeyler yaz, ev işlerine takıl, &#8216;geçmiyor günler geçmiyor&#8217;. Akşamları da dizilere takılıyorum.Gerçi aynı sahneleri tekrar tekrar gösteriyor, bolca reklam enjekte ediyor, bir sürü saçmalık barındırıyor ama olsun. Oyalıyor işte.Fakat dikkatimi çeken bir husus var. İhanet. Özellikle tarihi dizilerde boca ihanet var. Hiç ummadığınız karakterler birden &#8216;hain&#8217; kesiliyor. Hainler nadim oluyor. Sonra tekrar ihanet ediyor. Devletin düşmanlarıyla işbirliğine gidiyor. Bütün bunları sırf kişisel menfaat ya da iktidar hırsı yüzünden ya da şantaja uğradıklarında yapıyorlar.Dün akşam Uyanış Büyük Selçuklu izledim. Sulta&#8217;nın kardeşi hain, ikinci veziri hain, dahası hatunu hain. Bunlar iktidar mücadelesi uğruna devletin en azılı düşmanlarıyla bile gözlerini kırpmadan işbirliği yapıyor, insana özgü &#8216;temiz&#8217; hasletleri ayaklar altına alıp çiğniyor. Bakıyorum tarihte böyle mi olmuş; pek alakası yok. Dizide İsmâilîlerle işbirliği yapan Tacülmülk, Nizamülmülk bunlar tarafından suikasta uğrayınca onun yerine getirilmiş. Bir hain nasıl olur da bu kadar itibar sahibi olabilir? Elbette diziler, önü sonu dizidir, tarihe uyumlu olmak zorunda değildir. Ama kale boş diye arkanı dönüp de şut atmak da olmuyor.Fakat buna rağmen ben iktidar mücadelesinde ihanetin bolca olduğunu düşünen biriyim. Günümüzde de yok mu bu. Döviz ve pandemi vakaları yükseldikçe zil çalıp oynayacak bir sürü şirazesinden &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Pandeminin bana olan en büyük etkisi dizikolik yapması oldu.<br>Kitap oku, face e gir, bir şeyler yaz, ev işlerine takıl, &#8216;geçmiyor günler geçmiyor&#8217;.</p>



<p><br>Akşamları da dizilere takılıyorum.<br>Gerçi aynı sahneleri tekrar tekrar gösteriyor, bolca reklam enjekte ediyor, bir sürü saçmalık barındırıyor ama olsun. Oyalıyor işte.<br>Fakat dikkatimi çeken bir husus var. İhanet.</p>



<p><br>Özellikle tarihi dizilerde boca ihanet var. Hiç ummadığınız karakterler birden &#8216;hain&#8217; kesiliyor. Hainler nadim oluyor. Sonra tekrar ihanet ediyor. Devletin düşmanlarıyla işbirliğine gidiyor. Bütün bunları sırf kişisel menfaat ya da iktidar hırsı yüzünden ya da şantaja uğradıklarında yapıyorlar.<br>Dün akşam Uyanış Büyük Selçuklu izledim. Sulta&#8217;nın kardeşi hain, ikinci veziri hain, dahası hatunu hain. Bunlar iktidar mücadelesi uğruna devletin en azılı düşmanlarıyla bile gözlerini kırpmadan işbirliği yapıyor, insana özgü &#8216;temiz&#8217; hasletleri ayaklar altına alıp çiğniyor.</p>



<p><br>Bakıyorum tarihte böyle mi olmuş; pek alakası yok. Dizide İsmâilîlerle işbirliği yapan Tacülmülk, Nizamülmülk bunlar tarafından suikasta uğrayınca onun yerine getirilmiş. Bir hain nasıl olur da bu kadar itibar sahibi olabilir?</p>



<p><br>Elbette diziler, önü sonu dizidir, tarihe uyumlu olmak zorunda değildir. Ama kale boş diye arkanı dönüp de şut atmak da olmuyor.<br>Fakat buna rağmen ben iktidar mücadelesinde ihanetin bolca olduğunu düşünen biriyim. Günümüzde de yok mu bu. Döviz ve pandemi vakaları yükseldikçe zil çalıp oynayacak bir sürü şirazesinden çıkmış var. Biden&#8217;a biat etmeye hazırlar var.</p>



<p><br>Ta Muhteşem Yüzyıl&#8217;dan bu yana izlediğim dizilerde o kadar çok ihanet izledim ki, bunların %10 u gerçek olsa bizim tarihimiz ne kadar çok ihanet görmüş diyorum.</p>



<p><br>Buna bakınca günümüzde de bu yola sapanları mazur göresim geliyor. Hainlerin görevi ihanet etmek. Devletini milletini düşünenlerinki ise hem buna karşı, hem de ülkeyi tehdit eden düşmanlara karşı mücadele etmek. Bu ikisi etle tırnak gibi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bol-ihanet-soslu-tv-dizileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Başka Açıdan Vatana ve Millete İhanet Suçu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bir-baska-acidan-vatana-ve-millete-ihanet-sucu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bir-baska-acidan-vatana-ve-millete-ihanet-sucu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Jan 2021 07:06:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İhanet]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16521</guid>

					<description><![CDATA[Kur’an-ı Kerim’e ve İslâm’ın, sübutu ve delaleti kesin hükümlerinden birine inkârcı yaklaşım, dinin halkalarından birisini koparmaktır. Bu konuyla ilgili örnekleri çoğaltmak mümkün olmakla beraber en net örneklerden birisi Yüce Allah’ın şu buyruğudur: “Allah’ı ve peygamberini inkâr edenler, (Allah’a inanıp peygambere inanmamakla) Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler ve ‘Biz (peygamberlerin) bazısına inanır, bazısını da inkâr ederiz.’ diyerek imanla inkâr arasında bir yol tutmak isterler. İşte bu kimseler gerçek kâfirlerdir. Biz, kâfirlere rezil ve perişan edici bir azap hazırladık.”[1] Ayetten anlaşılan; Allah’a ve Resulü’ne iman, imanın rükünlerindendir. Allah’ın(c.c.) gönderdiği peygamberler arasında iman bakımından ayrım yapan küfre girer. Herhangi bir kimse Allah’a (c.c.) nasıl inanıyorsa, daha önceki peygamberlere ve kendi zamanına ve toplumuna gönderilen peygambere de iman etmek zorundadır. Eğer iman etmiyorsa imanın rükünlerinden birini inkâr ettiği için hidayetle olan tüm bağlarını koparmış olur. Bu nazik durumu Hz. Peygamber şu hadisinde açıklığa kavuşturmuştur: “Allah’a yemin ederim ki bu (davet) ümmetinden ister Yahudi ister Hıristiyan olsun; kim benim peygamberliğimi duyar da benim kendisiyle gönderilmiş olduğum şeye (dinî emir ve yasaklara; şeriatın tamamına bütüncül olarak) iman etmezse kesinlikle cehennemlik olur.”[2] Hadis-i şerifteki “الذي” ism-i mevsulü Hz. Peygamberin getirdiği dinî emirlerin tamamını kapsar. Bu nedenle, değil peygamberi, getirdiği dinî hükümlerden birisini inkârın dinin tamamını inkâr &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kur’an-ı Kerim’e ve İslâm’ın, sübutu ve delaleti kesin hükümlerinden birine inkârcı yaklaşım, dinin halkalarından birisini koparmaktır. Bu konuyla ilgili örnekleri çoğaltmak mümkün olmakla beraber en net örneklerden birisi Yüce Allah’ın şu buyruğudur: “Allah’ı ve peygamberini inkâr edenler, (Allah’a inanıp peygambere inanmamakla) Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler ve ‘Biz (peygamberlerin) bazısına inanır, bazısını da inkâr ederiz.’ diyerek imanla inkâr arasında bir yol tutmak isterler. İşte bu kimseler gerçek kâfirlerdir. Biz, kâfirlere rezil ve perişan edici bir azap hazırladık.”[1] Ayetten anlaşılan; Allah’a ve Resulü’ne iman, imanın rükünlerindendir. Allah’ın(c.c.) gönderdiği peygamberler arasında iman bakımından ayrım yapan küfre girer.</p>



<p>Herhangi bir kimse Allah’a (c.c.) nasıl inanıyorsa, daha önceki peygamberlere ve kendi zamanına ve toplumuna gönderilen peygambere de iman etmek zorundadır. Eğer iman etmiyorsa imanın rükünlerinden birini inkâr ettiği için hidayetle olan tüm bağlarını koparmış olur. Bu nazik durumu Hz. Peygamber şu hadisinde açıklığa kavuşturmuştur: “Allah’a yemin ederim ki bu (davet) ümmetinden ister Yahudi ister Hıristiyan olsun; kim benim peygamberliğimi duyar da benim kendisiyle gönderilmiş olduğum şeye (dinî emir ve yasaklara; şeriatın tamamına bütüncül olarak) iman etmezse kesinlikle cehennemlik olur.”[2] Hadis-i şerifteki “الذي” ism-i mevsulü Hz. Peygamberin getirdiği dinî emirlerin tamamını kapsar. Bu nedenle, değil peygamberi, getirdiği dinî hükümlerden birisini inkârın dinin tamamını inkâr olacağına vurgu yapar. Bu hadis ve yukarıdaki ayet; ‘ Allah’a iman ettikten sonra Hz. Muhammed’e inanılmasa da insan ahirette kurtulacaktır’ diyenlere çok önemli ve kesin bir cevaptır.</p>



<p>Konuyla ilgili Kur’an ve sünnette onlarca örnek de vardır. Çünkü bu batıl söylemin arkasındaki kilise ve misyonerlerin asıl amacı; İslâm’ı muharref ve batıl dinlerin seviyesine indirmek ya da bu batıl dinleri İslâm’ın seviyesine çıkarmak suretiyle dinleri eşitlemektir. Hakikatin mutlak değil de izafi olduğuna vurgu yaparak muharref dinlerin de doğru olduklarını dillendirmektir. Bütün bunları organize eden papalığın gayesi, her insanı potansiyel Hristiyan kabul ederek dünyayı Hristiyanlaştırma; özelde de Türk çocuklarını “gâvurlaştırma” faaliyetidir. Bilerek bu çalışmalara iştirak etmek itikadi ve siyasi bir sapkınlıktır. Sözde cehalet ise böyle ciddi bir konuda mazeret değildir.</p>



<p>Varlığını dini ile devam ettiren bir milletin çocuklarına Hristiyanlık dâhil bütün batıl dinlerin propagandasını yapmak veya toplumu sekülerleştirmeye çalışmak vatanın ve milletin bekasına karşı işlenmiş en ağır suçtur. Milli güvenliğe tecavüzdür. Bu çalışmaları yapanların, işledikleri ağır suç nedeniyle vatana ihanet suçundan yargılanmaları gerekir.</p>



<p>[1] Nisa, 4/150-151<br>[2]Müslim,1, İman, 70, Had. no: 153, c. I, s. 134.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bir-baska-acidan-vatana-ve-millete-ihanet-sucu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İhanet Böyle Bir Şeydir!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ihanet-boyle-bir-seydir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ihanet-boyle-bir-seydir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jun 2019 06:10:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kekeç]]></category>
		<category><![CDATA[İhanet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11514</guid>

					<description><![CDATA[Seçim bitti&#8230; İçinde “seçmen davranışı”, “İmamoğlu niçin kazandı?”, “AK Parti nerede hata yaptı?” ifadelerinin geçtiği değerlendirmeler de, tedricen azalacak ve etkisini kaybedecek&#8230; Gerçek gündemimize dönmenin zamanıdır&#8230; Ha, “muhalefet cephesi”, İstanbul’u kazanmış olmanın sevincini ve zafer sarhoşluğunu bir süre daha yaşayacaktır; anlaşılabilir bir durum bu&#8230; Bir süre böyle devam etsinler. Ama yine de (neresinden bakarsak bakalım), ağır bir gündem bizi bekliyor. Muhalefet cephesi ne düşünüyor? S-400’den F-35’e, Doğu Akdeniz’den Suriye&#8216;ye, FETÖ&#8216;den PKK&#8216;ya çok sayıda problemle boğuşuyoruz. İstanbul adayları İmamoğlu, bu konulardaki bilgisizliğini ya da aldırışsızlığını sergileyen bir-iki zayıf açıklama yapmış, sanki bunlar Türkiye’nin meseleleri değilmiş havası uyandırmıştı ama muhalefet cephesinin ne düşündüğü, bu problemlere nasıl katkı sunacağı merak konusudur&#8230; Bunu, ikide bir “davranışları” masaya yatırılan seçmen de merak ediyor&#8230; Seçmen her zaman kazandırmaz. Bazen de kaybettirir. Dolayısıyla muhalefetin “gerçek gündemimiz” konusunda ne düşündüğü önem arz ediyor. Bugünkü başlığımız şu olsun: Nasıl oldu da ya da ne değişti de Amerika’yla bu noktaya geldik? Bir diğer ifadeyle, müttefikimiz ve stratejik ortağımız Amerika bize niçin bu kadar kızgın? Sadece Amerika değil&#8230; “Bileşenleri” de kızgın. Bu “bileşenler”in içine, kendilerine “Türk solu” adını veren emperyalist uşaklarını da dahil edebiliriz. Hatırlayalım&#8230; Rahip Brunson krizinde, Amerika’dan gelen yaptırım kararını bazı solcu arkadaşlarımız “Gol” diye alkışlamışlardı. Bir darbe olsaydı ya da tahayyüllerindeki ekonomik kriz gerçekleşseydi, huzura ereceklerdi. Kambersiz düğün olur mu? “Yaptırım” kararını sevinçle karşılayan odaklardan biri de HDP’ydi&#8230; Meclis’te bulunan partiler, mahut kararı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Seçim bitti&#8230; İçinde <strong>“seçmen davranışı”, “İmamoğlu niçin kazandı?”, “AK Parti nerede hata yaptı?”</strong> ifadelerinin geçtiği değerlendirmeler de, tedricen azalacak ve etkisini kaybedecek&#8230;</p>
<p>Gerçek gündemimize dönmenin zamanıdır&#8230;</p>
<p>Ha, <strong>“muhalefet cephesi”</strong>, İstanbul’u kazanmış olmanın sevincini ve zafer sarhoşluğunu bir süre daha yaşayacaktır; anlaşılabilir bir durum bu&#8230; Bir süre böyle devam etsinler. Ama yine de <em>(neresinden bakarsak bakalım)</em>, ağır bir gündem bizi bekliyor.</p>
<p>Muhalefet cephesi ne düşünüyor?</p>
<p><strong>S-400</strong>’den <strong>F-35</strong>’e, <strong>Doğu Akdeniz</strong>’den <strong>Suriye</strong>&#8216;ye, <strong>FETÖ</strong>&#8216;den <strong>PKK</strong>&#8216;ya çok sayıda problemle boğuşuyoruz.</p>
<p>İstanbul adayları İmamoğlu, bu konulardaki bilgisizliğini ya da aldırışsızlığını sergileyen bir-iki zayıf açıklama yapmış, sanki bunlar Türkiye’nin meseleleri değilmiş havası uyandırmıştı ama muhalefet cephesinin ne düşündüğü, bu problemlere nasıl katkı sunacağı merak konusudur&#8230;</p>
<p>Bunu, ikide bir <strong>“davranışları”</strong> masaya yatırılan seçmen de merak ediyor&#8230;</p>
<p>Seçmen her zaman kazandırmaz.</p>
<p>Bazen de kaybettirir.</p>
<p>Dolayısıyla muhalefetin <strong>“gerçek gündemimiz”</strong> konusunda ne düşündüğü önem arz ediyor.</p>
<p>Bugünkü başlığımız şu olsun:</p>
<p>Nasıl oldu da ya da ne değişti de Amerika’yla bu noktaya geldik?</p>
<p>Bir diğer ifadeyle, müttefikimiz ve stratejik ortağımız Amerika bize niçin bu kadar kızgın?</p>
<p>Sadece Amerika değil&#8230; <strong>“Bileşenleri”</strong> de kızgın.</p>
<p>Bu <strong>“bileşenler”</strong>in içine, kendilerine <strong>“Türk solu”</strong> adını veren emperyalist uşaklarını da dahil edebiliriz.</p>
<p>Hatırlayalım&#8230;</p>
<p>Rahip <strong>Brunson</strong> krizinde, Amerika’dan gelen yaptırım kararını bazı solcu arkadaşlarımız <strong>“Gol”</strong> diye alkışlamışlardı.</p>
<p>Bir darbe olsaydı ya da tahayyüllerindeki ekonomik kriz gerçekleşseydi, huzura ereceklerdi.</p>
<p>Kambersiz düğün olur mu? <strong>“Yaptırım”</strong> kararını sevinçle karşılayan odaklardan biri de <strong>HDP</strong>’ydi&#8230; Meclis’te bulunan partiler, mahut kararı bir bildiriyle kınadılar ama HDP katılmadı.</p>
<p>Ülkelerinin yanında olacaklarına dair Meclis’te <strong>“namusları ve şerefleri” </strong>üzerine yemin edenler, yeminlerinin gereğini yerine getirmediler.</p>
<p>Bunlar da <strong>“solcu”</strong> geçiniyor. Yani <strong>“Kürt solu”</strong>nun mümtaz temsilcileri&#8230; Aralarına aldıkları güya antiemperyalist çakallarla birlikte Amerika’nın yaptırım kararını alkışladılar ve bu ihaneti namuslarıyla bağdaştırdılar&#8230;</p>
<p>Kendilerine <strong>“sosyalist”</strong> süsü veren dangalaklar <strong>27 Mayıs</strong>’la övünürler, bu darbeyi <strong>“devrim”</strong>sayarlar (<em>bu darbenin <strong>“devrim”</strong> olduğuna ilişkin Anayasa Mahkemesi’nden karar çıkartmışlıkları bile vardır)</em>, darbecilerin yaptığı anayasayı <strong>“gelmiş geçmiş en özgürlükçü anayasa”</strong> kabul ederler ama 27 Mayıs’ın en sofistike tarafından kotarılmış bir Amerikan darbesi olduğunu hatırlarına getirmezler. Üstelik Menderes’i Amerikancılıkla suçlarlar&#8230;</p>
<p>Sadece 27 Mayıs mı?</p>
<p><strong>12 Mart</strong> da bir Amerikan darbesiydi.</p>
<p><strong>12 Eylül</strong> zaten bir Amerikan darbesiydi.</p>
<p>Bu konuda tartışma yok&#8230;</p>
<p><strong>28 Şubat</strong> ha keza&#8230;</p>
<p>Fakat kendilerine <strong>“anti-emperyalist”</strong> süsü veren solcularımız, 28 Şubat’ın <strong>“irtica karşıtı”</strong> bir hareket olduğunu ve tamamen “<strong>yerli malzemeyle”</strong> kotarıldığını zannediyor. Daha doğrusu, bu şekilde <strong>“pazarlıyor&#8230;”</strong></p>
<p>Bu darbede aparat olarak da, <strong>“yiğidim aslanım”</strong> çığırışları eşliğinde kitleleri meydana toplayıp gaza getiren bazı detone sesli türkücüler kullanıldı.</p>
<p>Müttefikimiz ve stratejik ortağımız Amerika bize çok kızgın&#8230;</p>
<p>Bunu anlıyoruz&#8230;</p>
<p>İlk kez bir darbeyi tamama erdiremediler&#8230;</p>
<p>İlk kez bir darbede aparatlarıyla birlikte suçüstü yakalandılar&#8230;</p>
<p>İlk kez hesap verme mevkiine itildiler&#8230;</p>
<p>Bunu anlıyoruz da, <strong>“Amerika S-400 konusunda bizi sıkıştırsın da, gidişleri daha çabuk olsun”</strong> diyen anti-emperyalist solcularımızı anlamıyoruz, ihanetlerini tevil etmekte güçlük çekiyoruz!</p>
<p>Ahmet Kekeç/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ihanet-boyle-bir-seydir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
