<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>idlib &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/idlib/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 Nov 2019 18:31:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>idlib &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Batı Başkentlerinin Işıkları Sabaha Kadar Sönmedi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bati-baskentlerinin-isiklari-sabaha-kadar-sonmedi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bati-baskentlerinin-isiklari-sabaha-kadar-sonmedi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aynur Bayram]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 18:31:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Pınarı]]></category>
		<category><![CDATA[DEAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[idlib]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin Dalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12933</guid>

					<description><![CDATA[Emekli Albay Savunma Strateji ve Güvenlik Uzmanı Yusuf ALABARDA: “Türkiye kendisine yönelik terör eylemleri devam ettiği takdirde, 30. kilometrede elini kolunu bağlayıp oturmayacak. Bu noktada Rusya ile varılan Adana mutabakatı özellikle gündeme getiriliyor. Bu ne demek? Türkiye, Suriye içerisinde 31. kilometrede de 40. kilometrede kendisine tehdit oluşturabilecek terör örgütleriyle Suriye coğrafyası içerisinde askeri anlamda terörle mücadele konseptini yürütebilecek.” Barış Pınarı Harekâtı, başladığı andan itibaren Suriye özeli ve Ortadoğu genelinde taşlar yerinden oynadı. Küresel bir nizamı hedefleyenler bile kendi içinde olmak üzere şaşkındı. Neydi bu harekâtın amacı? Türkiye neyi hedefledi, ne elde etti? Harekâtın başladığı andan itibaren sınırın dibinde gelişmeleri takip eden Emekli Albay Savunma Strateji ve Güvenlik Uzmanı Yusuf Alabarda ile Barış Pınarı Harekâtı’nı, sonrasındaki gelişmeleri konuştuk. 9 Ekim’de başlayan Barış Pınarı Harekâtı bölgede birçok dengeyi değiştirdi. Resulayn ve Tel Abyad’daki terör örgütü işgali sonlandırıldı. Ayrıca bu iki kent arasında bulunan kırsal bölgede ve buradaki yerleşim alanları da çok kısa bir sürede temizlendi, M-4 karayoluna inildi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin harekât planlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Silahlı Kuvvetler özelinde konuyu değerlendirmek gerekirse, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, çukur terörü dediğimiz olaylarda, Afrin’ deki Zeytin Dalı Harekâtı, onun öncesinde Fırat Kalkanı Harekâtı ve en sonunda da Barış Pınarı Harekâtıyla meskûn mahal ve terörle mücadele konusunda bölgedeki &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Emekli Albay Savunma Strateji ve Güvenlik Uzmanı Yusuf ALABARDA:</strong></p>
<p><strong>“Türkiye kendisine yönelik terör eylemleri devam ettiği takdirde, 30. kilometrede elini kolunu bağlayıp oturmayacak. Bu noktada Rusya ile varılan Adana mutabakatı özellikle gündeme getiriliyor. Bu ne demek? Türkiye, Suriye içerisinde 31. kilometrede de 40. kilometrede kendisine tehdit oluşturabilecek terör örgütleriyle Suriye coğrafyası içerisinde askeri anlamda terörle mücadele konseptini yürütebilecek.”</strong></p>
<p class="p1">Barış Pınarı Harekâtı, başladığı andan itibaren Suriye özeli ve Ortadoğu genelinde taşlar yerinden oynadı. Küresel bir nizamı hedefleyenler bile kendi içinde olmak üzere şaşkındı. Neydi bu harekâtın amacı? Türkiye neyi hedefledi, ne elde etti? Harekâtın başladığı andan itibaren sınırın dibinde gelişmeleri takip eden Emekli Albay Savunma Strateji ve Güvenlik Uzmanı Yusuf Alabarda ile Barış Pınarı Harekâtı’nı, sonrasındaki gelişmeleri konuştuk.</p>
<p class="p1"><b>9 Ekim’de başlayan Barış Pınarı Harekâtı bölgede birçok dengeyi değiştirdi. Resulayn ve Tel Abyad’daki terör örgütü işgali sonlandırıldı. Ayrıca bu iki kent arasında bulunan kırsal bölgede ve buradaki yerleşim alanları da çok kısa bir sürede temizlendi, M-4 karayoluna inildi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin harekât planlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p class="p1">Silahlı Kuvvetler özelinde konuyu değerlendirmek gerekirse, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, çukur terörü dediğimiz olaylarda, Afrin’ deki Zeytin Dalı Harekâtı, onun öncesinde Fırat Kalkanı Harekâtı ve en sonunda da Barış Pınarı Harekâtıyla meskûn mahal ve terörle mücadele konusunda bölgedeki en etkin ve verimlilik esasına göre çalışan silahlı güç haline geldiğini değerlendiriyorum. Özellikle meskûn mahalde muharebe ve terörle mücadelede çok yoğun teknoloji kullanımı, bunun yanında profesyonel erbaş ve erlerden oluşan yapısı TSK’nın bölgede nasıl bir söz sahipliği yaptığı konusunda bence bütün dünya tarafından yakinen izlendi. Tüm bunlara rağmen öngörüm oydu ki, TSK’nın 450 kilometrenin üzerindeki bir cepheye sahip Fırat’ın doğusuna bir harekât yapmayacağı, yaptığı takdirde bunda başarılı olamayacağı, çünkü bunun Afrin’ deki Zeytin Dalı Harekâtı ile Fırat Kalkanı Harekâtı’nın çok daha fazlasına tekabül eden bir bölgeyi ihtiva ettiğiydi. Fakat bu beklentiler TSK’nın kendi içerisinde bir sıklet merkezi tesis edip Tel Abyad-Resulayn arasında bu sıklet merkezi üzerinden ele alması ve bu bölgede de çok başarılı bir iç güvenlik harekâtı ve gayri nizami harp unsurlarına yönelik olarak terörle mücadele harekâtı gerçekleştirip başarılı olmaya başladığımızda öngörüm odur ki; Batı başkentlerinin ışıkları sabaha kadar sönmedi.</p>
<p class="p2"><b>SON YILLARDAKİ<br />
EN BAŞARILI OPERASYON</b></p>
<p class="p1">Yaklaşık 7 gün gibi kısa sürede alan kontrol altına alındı. Yani bölgenin tamamının her bir zerresinin teröristlerden temizlenmesini kastetmiyorum, alan kontrolü anlamında 7 gün içerisinde bölgenin ele geçirilmesi Silahlı Kuvvetleri’n son yıllarda yaptığı en başarılı operasyonlardan biriydi. Özellikle bu harekât öncesinde bölgeye yapılan yığınakların da harekât boyunca devam eden çok karmaşık yapıdaki bir harekât tarzının kullanılması ve müşterek harekâtın icra edilmesi Silahlı Kuvvetlerine bu başarıyı getirdi.</p>
<p class="p1"><b>Müşterek harekât nedir?</b></p>
<p class="p1">Müşterek harekât dediğimiz; geride topçu birlikleri, TSK ile birlikte sahaya inen Suriye Milli Ordusu, Özel Kuvvetler Komutanlığımız gibi gayri nizami harp ve terörle mücadelede uzman birimler, zırhlı personel taşıyıcılarının ve tankların içine bindirilmiş zırhlı birlikler, yukarıda da Hava Kuvvetlerine bağlı unsurlar ile insansız hava araçları ve silahlı insansız hava araçlarımız. Bütün bu unsurların tek bir şekilde, tek bir elden kontrol edilmesi ve harekât merkezinin hem bölgede, hem de Ankara’da Genelkurmay Karargahı’nda tahsis edilmiş olması ve bunların hepsinin müthiş bir senkronizasyon içerisinde harekata devam etmesi bence diplomasinin dışında, uluslararası ilişkilerin dışında ayrıca askeri analistler tarafından analiz edilmesi gereken bir husustur. Ayrıca bu harekâtların lojistik desteğinin sağlanması, bölgenin içerisine sürekli olarak akaryakıt, yiyecek, içecek her türden ikmal, malzeme ve mühimmat sevkiyatının da yapılması Silahlı Kuvvetlerin harekât boyutuna aynı zamanda da lojistik faktörlerin ne kadar etkin bir şekilde eklemlendiğinin en güzel göstergesi oldu.</p>
<p class="p1">7 günün sonunda malum olduğu üzere Batı özellikle kendi eliyle besleyip büyütmüş olduğu organizasyonun tamamen elden çıkmasına mani olmak maksadıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne Amerika Birleşik Devletleri aracılığıyla 120 saat, daha sonra da Rusya Federasyonu’yla 150 saatlik bir bekleme moduna geçme ile ilgili bir mutabakat yaptılar. Bu mutabakat sonucunda Silahlı Kuvvetler karşısında dayanma gücünün olmadığını anlayan terör örgütü unsurlarının sair ekseriyetinin bölgeyi boşalttığını, başta özel askeri firma temsilcisi yabancı terörist savaşçılar başta olmak üzere bölgeyi boşalttıklarını, bölgede kalan bir takım terör unsurlarının hali hazırda Amerika Birleşik Devletleri’nin vermiş olduğu silah ve mühimmatlarla Mehmetçiği şehit etmeye bir süre daha maalesef istemeyerek de olsa dilimiz bunu söylemek istemiyor devam edebileceklerini değerlendiriyorum. Ama bunların artık bir tehdit unsuru oluşturacağını zannetmiyorum.</p>
<p class="p1"><b>Sizce Türkiye Barış Pınarı harekâtı ile Batı’ya ABD’ye meydan mı okudu?</b></p>
<p class="p1">Bu suali onların ağzıyla cevaplamak lazım.<span class="Apple-converted-space">  </span>Aksi takdirde belki bizi okuyanlar bir retorik, bir hamaset ile söylediğimizi düşünebilir. Bununla ilgili 3 kişiye baktığımızda sonucu anlayabiliriz. Pentagon’un başındaki Savunma Bakanı Mark Esper, Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ve<span class="Apple-converted-space">  </span>ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun söylemiş oldukları… Bunlara baktığımızda Türkiye’nin meydan okuyup okumadığını, ne yapıp ne yapmadığını, çok rahatlıkla anlayabiliyoruz. Esper; “Türkiye Cumhuriyeti Devleti bizden bu bölgeye müdahil olmak noktasında herhangi bir ricada bulunmadı. Sadece bu bölgeye müdahil olacaklarını söyleyip, bizden askerlerimizi çekmemizi istediler. Biz de buna mecbur kalıp askerlerimizi çektik” diyor. Diğer bir husus ise yine Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey kongrede, Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın önderlik ettiği ekip ile birlikte yapılan mülakatta “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Amerika Birleşik Devletleri’nden izin istemediğini, Amerika Birleşik Devletleri’ne ‘harekâta başlayacağını dolayısıyla Amerika’nın askerlerini çekmesi gerektiğini’ söyledi. Biz de bu duruma yapılan istişare sonucunda karşılık olarak askerlerimizi 30 kilometre güneyine çekmek zorunda kaldık” dedi.</p>
<p class="p2"><b>POMPEO’NUN<br />
AÇIKLAMALARINDAKİ AYRINTI</b></p>
<p class="p1">Bir diğer husus ise Amerikan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo.<span class="Apple-converted-space">  </span>O da diyor ki; “Bundan sonra yapacağımız diplomatik ilişkilerde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kendi planları doğrultusunda harekât icra edebilme kapasitesinin önüne geçmek için adımlarımız olacak.” Yani yapılan bu harekât o kadar rahatsız etmiş ki Türkiye’nin elindeki kapasiteyi bir dahaki sefere bu şekilde kullanamaması için dizayn yapacaklarını söylüyor.</p>
<p class="p1">Şimdi bu sözleri dikkate aldığımızda Türkiye’nin bu noktada Amerika Birleşik Devletleri’nden izin almadığını, kendisine biçilen bu terör devleti ile Türkiye’yi boğma projesine asla rıza gösterilmeyeceğini bu anlamda zaten binlerce yıl içerisinde barındırmış olduğu o devlet geleneği, son zamanlarda da biraz önceki bölümde izah etmiş olduğum gibi geliştirdiği kapasite, teknoloji birikimiyle birlikte kendisine rağmen bu bölgede bir oyuna müsaade etmeyeceğini gösteren bir harekâttı bu. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri’nden izin alıp almadığı hususunda Amerikalıların ağzından bu şekilde izah edebiliriz.</p>
<p class="p1"><b>Harekât süresince Türkiye’ye yönelik çok yoğun bir psikolojik savaş yürütüldü, baskı yapıldı. Bu baskının harekâtın başarısı görüldükçe artması da dikkat çekiciydi. Hatta karşıt kutupta yer aldığı bilinen ülkeler bile dozu farklı olsa da harekâta benzer tepkiler verdi. Bunu nasıl okumak lazım?</b></p>
<p class="p1">Harekâta yönelik bir okuma yapılabilir. Bir de tarihsel perspektiften bir okuma yapılabilir. Tarihsel perspektiften okuma yapıldığında Avrupa’nın Türkiye ve bu bölge söz konusu olduğunda, birlikte hareket etmesi ilk defa görülmüş bir husus değil. Bunu Haçlı Seferleri’nden günümüze, şartlar kendileri açısından namüsait seyrettiğinde, bir araya gelmekte asla sıkıntı çekmediklerini gördük. Afrin’deki terör unsurlarına yönelik gerçekleştirdiğimiz Zeytin Dalı Harekâtı’nda da aynısını yaşamıştık.</p>
<p class="p1">Şimdi gelmiş olduğumuz noktada Barış Pınarı Harekâtı’nda aynısını yaşıyoruz. Dolayısıyla özelde Avrupa’nın genelde Batı dünyasının bu şekilde bir davranış geliştirmesine şaşmamak lazım. Sadece onların bu tepkileri üzerine her türden kendimizle ilgili geliştirilmiş olunan senaryoya evet der isek asıl ona şaşmak lazım. Batının ben bu anlamdaki tepkilerinin bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gelmiş olduğu ekonomik, askeri ve dünya üzerindeki bir anlamda siyasi anlamda geliştirmiş olduğu siyasetle bir şekilde dengelendiğini açıkçası düşünüyorum.</p>
<p class="p1">Batı bu anlamda burada tepki gösterdi diye Türkiye Cumhuriyeti Devleti harekâttan hiçbir şekilde vazgeçmedi, vazgeçmeyecek de bundan sonra. Ama bu tepkileri ortaya koyanların Rakka’da, Felluce’de, Ninova bölgesinde, Musul’da, Irak coğrafyasında, Hadifa kasabasında, Afganistan coğrafyasında neler yaptıklarını adeta bir Moğol ordusu gibi binlerce yıllık Babil uygarlığı dâhil olmak üzere yerle yeksan ettiklerini, buralardaki müzelerde tarihi değeri olan eserleri bile evlerine götürmekte sakınca görmediklerini Rakka’da 4 binin üzerinde Şii’nin çoluk &#8211; çocuk ve kadın demeden toprağın içerisine terörle mücadele diye gömüldüğünü Birleşmiş Milletler kendi raporlarında yazıyor.</p>
<p class="p1">Sadece bizim söylememiz değil. Rakka’nın DEAŞ terör örgütünden ele geçirilmesinden sonraki görüntülerle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Tel Abyad, Rasulayn hattına yapmış olduğu bu harekâttan sonraki görüntüler karşılaştırılırsa kuşkusuz ne demek istediğim çok daha anlaşılabilir. Rakka ve Tel Abyad üzerindeki harekât sonlandırıldıktan hemen iki gün sonra Tel Abyat’ta berberlerden kasaplara, bakkal dükkânlarından tüm esnafına birçok işyerinin açılarak hayatın seri bir şekilde başlamış olması da bunun en güzel örneğidir. Ama unutmayalım ki İran destekli milisler ile Esed’in Şebbihaları’ nın Halep de yapmış olduğu katliam sonrası aradan geçen 2 küsur yıldan bu yana Halep’ de yaşam hala başlamadı.</p>
<p class="p1">Rakka’nın şehir denecek hali kalmadı. Tekrardan ayağa kaldırılması çok uzun yıllar sürecek ama Türkiye’nin harekât yaptığı bölgelerde Azez’de, Cerablus’ta,El -Bab’da, Afrin şehir merkezinde ve Rasulayn ile Tel Abyat’ da harekatların hemen sonrasında hızlı bir iyileşmeye gidilerek şehirdeki hayati fonksiyonların ivedilikle yerine getirildiği ve bugün rejimin kontrol ettiği noktalarda birçok şeyin açtığı sıkıntı çekilirken, Türkiye’nin kontrolü altındaki bölgelerde okullardan hastanelere hayatın dolu bir şekilde aktığını hep birlikte biliyoruz.</p>
<p class="p1">Keza Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Suriye coğrafyasında kurulacağı belirtilen 3 adet yeni üniversitenin gelecekteki Suriye’ye katkıları olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütçeleri ile açılacak olan bu üniversiteler Türkiye’nin olaya nasıl baktığının en önemli göstergelerinden bir tanesidir. Dolayısıyla bu noktayı nazardan okuduğumuzda o yapılan eleştirilerin kendimize olan güvenimiz, savaş ahlakımız ve savaş ahlakı ile geçmiş çok derin bir tarihsel derinliğimiz olduğunu biliyoruz. Batı’dan öğrenebilecek çok fazla sözümüzün olmadığını da söylemek isterim.</p>
<p class="p1"><b>Büyük resmi anlattınız. Peki biz dünyaya kendimizi anlatabildik mi ya da nasıl anlatabiliriz?</b></p>
<p class="p1">Kendimizi dünyayı anlatma noktasında şartlı olarak manipülatif olarak dünyayı yanlış bilgi ile donatma noktasında yeminli olanlara kendimizi anlatma konusunda çok şansımızın olmadığını düşünüyorum.</p>
<p class="p1">Çünkü zaten onların amacı bilgiyi manipüle ederek kafaları karıştırmak ama hem Avrupa’da, hem dünyada bir de ne oluyor diye hüsnüniyetle dinlemek isteyen önemli bir kitlenin olduğunu düşünüyorum. Batı’nın da tek bir Batı olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla bunlara kendimizi daha iyi anlatma noktasında eksiklerimizin olduğunu da görüyorum.</p>
<p class="p1">Bunların başında da harekât başladığı günden bu yana Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin faal bir şekilde varlığına devam eden üniversitelerin ki yüzün üzerinde uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümü var bunların her birinden 10 öğretim üyesi bir şekilde sosyal medya ve akademik yazılarla harekâta destek verir mi diye yapmış olduğum taramada maalesef akademiden bu noktada çok fazla destek gelmediğini, entelektüellerimizin bu noktada yeterli katkıyı sunamadıklarını gördüm.</p>
<p class="p1">Bir taraftan Türkiye’nin terörle mücadelesi devam ederken batının YPG ve PYD’yi terör örgütü olarak tanımlama noktasında çatlak ses çıkararak Türkiye’nin harekâtını boşa çıkartacak, Mehmetçiğin daha fazla kanının akmasına sebebiyet verecek açıklamalar varken ve bunlarla ilgili mücadelemizin yeterli olmadığını, Türkiye’de ana muhalefet düzeyinde dahi bu konuların Batı’yla aynı paralelde ele alınıyor olması bizim en büyük sıkıntımız.</p>
<p class="p1">Ben ne Amerika Birleşik Devletleri’nde ne de Batıda terörle mücadele konusunda kendi ülkeleri Türkiye kadar bile terörün bir şekilde kurbanı olmasa dahi terörle mücadele söz konusu olduğunda nasıl yek ve sert bir ses verdiklerini, nasıl herkesin bir araya geldiğini bizzat Batı’da yaşamış bir insan olarak canlı şahidiyim ama söz konusu Türkiye olduğunda bir taraftan Batı, bir de içimizde PKK-YPG- PYD’yi bir terör örgütü olarak tanımlama noktasında ortaya atılan sıkıntılı ifadeler var.</p>
<p class="p1">Bu olay bana sorarsanız kendimizi anlatamamamızdaki en önemli sıkıntılı ayaklarından bir tanesi. Diğer önemli husus ise bizim bu anlamda daha kapsamlı orta ve uzun vadeye yayılmış bir stratejik planımızın ve aklımızın oluşması gerekiyor. Maalesef bu noktada da büyük mesafeler kat edilmesine rağmen düşünce kuruluşlarından üniversitelere yayın ve neşriyat yapan medya organlarımıza kadar farklı dillerde sesimizi duyulabilecek bir etkinliğin içerisinde olmadığımızı görüyorum. Hiç kuşkusuz gayreti çabaları olan TRT World ekranı güzel şeyler yapma noktasında gayretkeş ama bunun da yeterli olmadığını düşünüyorum.<span class="Apple-converted-space">  </span>Özellikle Türkiye’nin Almanya’da üç buçuk milyonun üzerinde bir vatandaşının yaşadığı düşünülürse Avrupa üzerinde 3,5 milyon bunun ekseriyeti Almanya’da yaşıyor. TRT Word’ün Almanya’da Almanca yayın yapan servisinin daha bu ay hizmete giriyor olması bu işlerde ne kadar geç kaldığımızın en güzel göstergesi.</p>
<p class="p1">Çözüm olarak belki üniversitelerin ister vakıf üniversitesi, ister devlet üniversitesi olsun daha üretken olmaya zorlanması bu anlamda yazılmış olunan akademik yayınlarının sosyal medya üzerinden de yayılması ve akademi içerisinde bulunan kişilerin savaşın farklı bir boyutu haline gelen sosyal medyada daha organize bir şekilde karşılık verecek şekilde bir etkileşim içerisine girecek motivasyona tabi kılınması bu sorunun çözümünde önemli bir katkı sunacaktır diye düşünüyorum.</p>
<p class="p1"><b>Önce 17 Ekim’de ABD ile ardından 22 Ekim’de Rusya ile biri 13 diğeri 10 maddeden oluşan mutabakat gerçekleştirdik. Harekâtın bütünü ve bu mutabakatlar çerçevesinde Türkiye harekâtta neyi hedefliyordu neyi aldı?</b></p>
<p class="p1">Bunu şu boyuttan değerlendirmeliyiz; Cumhurbaşkanı’nın iki yıldan bu yana söylemi vardı. “Fırat’ın doğusunda bize tehdit oluşturacak hiçbir terör örgütünü barındırmayacağız.”</p>
<p class="p1">Bununla da yetinmedi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bir harita çıkarttı ve o haritada 30 kilometrelik sınırlarımız boyunca bulunan hattı, terör örgütü unsurlarından arındırma, ikincisi olarak da bu bölgeyi adeta bir barış koridoruna çevirerek Türkiye’deki sığınmacıların bir bölümünün buraya yerleştirilmesi şeklinde iki siyasi bir hedef koydu.</p>
<p class="p1">Bu iki siyasi hedefe diploması alanında bir çare bulunamayınca da askeri bir harekâta girişildi. Bu askeri harekâtın başarılı olması sonucunda hem Amerika, hem de Rusya’yla terör örgütü mensuplarının belirlenmiş olunan Fırat’ın doğusuna tekabül eden Irak sınırına kadar dayanan bölgeden 30 kilometre aşağıya çekilmesi taahhüt edildi. Bu taahhüt doğrultusunda Tel Abyad- Rasulayn<span class="Apple-converted-space">  </span>arası Amerika ile varılan mutabakat ile Rusya ile varılan mutabakat kapsamında ki süre şu an için çalışıyor. Fırat’ın doğusu dediğimiz Irak sınırıyla Fırat nehri arasında ve buna ilaveten de Mümbiç ile Tel Rifat’ı da dahil edecek şekilde terör örgütü unsurunun kalmaması isteniyor.</p>
<p class="p1">Eğer bu mutabakat masada planlandığı gibi sahada da karşılığı olursa ki Amerika Birleşik Devletleri ile yapılan mutabakat çerçevesinde Resulayn ve Tel Abyad arasında yaklaşık bine yakın teröristin bölgeden kendilerine gösterilen yol üzerinden bölgeyi boşalttığı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da teyit edildi. Bu husus diğer bölgelerde de sağlanırsa Aynel-Arap’ta, Münbiç’te, Malikiye’de, El- Basri’ye de bu bölgelerde sağlanırsa o zaman Türkiye siyasi anlamda koymuş olduğu hedefine kısmen de askeri gücü ile ama daha çok masadaki başarısıyla ulaşmış sayılacaktır. İkinci hedef olan sığınmacıların bu bölgeye yerleştirilmesi ile ilgili hususta önümüzdeki süreçte en hararetli konularından biri olmaya devam edecektir diye düşünüyorum.</p>
<p class="p2"><b>TÜRKİYE GEREKİRSE 40 KM’DE<br />
TERÖRLE MÜCADELE EDECEKTİR</b></p>
<p class="p1"><b>Yapılan mutabakatlarda YPG’nin<span class="Apple-converted-space">  </span>Fırat’ın doğusunda 30 km altında varlığını sürdürmesi riskine dikkat çekiliyor. Örgütün varlığını sürdürmesi, gelecekte Türkiye açısından terör tehdidinin devam edeceği anlamına mı geliyor?</b></p>
<p class="p1">Bu konu ile mücvir muhit kavramını kullanmak istiyorum.<span class="Apple-converted-space">  </span>Tabi ki Türkiye kendisine yönelik terör eylemleri devam ettiği takdirde, 30. kilometrede elini kolunu bağlayıp oturmayacak. Bu noktada Rusya ile varılan Adana mutabakatı özellikle gündeme getiriliyor. Bu ne demek? Türkiye, Suriye içerisinde 31. kilometrede de 40. kilometrede kendisine tehdit oluşturabilecek terör örgütleriyle Suriye coğrafyası içerisinde askeri anlamda terörle mücadele konseptini yürütebilecek.<span class="Apple-converted-space">  </span>Dolayısıyla bu şekilde olaya bakmak lazım ama derseniz ki; PYD ve YPG 30 kilometrede değil 300 kilometrede de bulunmasın! Bu da sizin masadaki ve sahadaki gücünüz ile alakalı. Ben Türkiye’nin 200- 300 kilometre güneye inerek terörist kovalamak gibi bir siyasi ve askeri bir hedefinin olmadığını düşünüyorum. Doğrusunun da şu an olduğu gibi kendi sınırları içerisinde tehdit edecek bir yapının kendi sınırlarından 30-40 kilometre uzaklaştırılmasının ve daha sonra da bu noktalardan gelebilecek terör saldırıları olursa bunun da Adana mutabakatı çerçevesinde arkasından koşulmasının en doğru şu an için kullanılabilecek bir seçenek olduğunu düşünüyorum.</p>
<p class="p1"><b>ŞAM İLE TEKRAR ESKİSİ GİBİ OLMAZ</b></p>
<p class="p1"><b>Adana Anlaşmasını vurguladınız bu durum Şam ile diyaloğun yolunu mu açıyor? </b></p>
<p class="p1">Adana mutabakatını uygulama noktasında Şam’ın yüzünün olmadığını düşünüyorum. Şam ile diyalog noktasında zaten bürokrasi bazında bir diyaloğun olduğunu hep birlikte biliyoruz. Özellikle de istihbarat paylaşımı başta olmak üzere ama ben şartlar ne olursa olsun anayasa komitesi çalışması devam ederken ve Suriye’de anayasa komitesi çerçevesinde yeni bir Suriye hedefi ortada dururken sanki hiçbir şey olmamış gibi birilerinin istediği şekilde Şam yönetimiyle tekrar geçmişte olduğu gibi sarmaş dolaş bir görüntü verileceğini zannetmiyorum. Çünkü hiç kimse unutmasın ki Şam rejimi eli kanlı bir rejimdir. 6 milyon vatandaşını başka ülkelere sürmüştür. Milyona yakınını da bizzat kimyasal bombalarla katletmiştir. Şu an için yeni oluşturulacak anayasa komitesi çerçevesindeki Suriye projesi ortaya çıkana kadar da Şam’da mevcudiyetini sürdüren bu rejim ile hiçbir şekilde irtibat kurulmaması anlamına gelmez. Dolayısıyla ben Rusya Federasyonu’nda varılan mutabakat ile Şam rejiminin şu anki hükümet tarafından her konuda muhatap alarak elinin sıkılacağı ve onlarla çok güzel görüntüler verileceği bir dönemden çok, terörle mücadele başta olmak üzere bazı hususlarda Rusya’nın orkestra şefliğinde bir koordine içerisinde bulunulma ihtimalini yüksek görüyorum.</p>
<p class="p1"><b>Rusya ile varılan mutabakat sonucu Rusya, Fırat’ın doğusuna geçmiş oldu. Rusya’yı kazançlı saymak mümkün mü, bu durumun oluşturabileceği riskler var mı?</b></p>
<p class="p1">Suriye coğrafyasında Türkiye tek başına oyun kurucu değil. Dolayısıyla bölgeye kimin girip kimin çıkacağına Türkiye tek başına karar vermiyor. Dolayısıyla bir güç maksimizasyonu yapabilecek durumda değiliz. Hattı zatında Rusya da, Amerika Birleşik Devletleri de bu durumda tek başına değil. Dolayısıyla Rusya’nın güney sınırlarımız boyunca Türk askerleri ile birlikte devriye gezmesi sınırlarımıza bir şekilde komşu oluyor gibi gözükmesi çok da sıkıntılı bir husus değil. Bu bölgede kontrol edilmesi ve rasyonel karar mekanizmaları olmayan PKK – YPG, uluslararası istihbarat örgütlerinin adeta taşeronu haline gelmiş DEAŞ gibi terör örgütlerinin bulunmasındansa, o toprakları Rusya Federasyonu gibi rasyonel bir devlet aklının kontrol ediyor olması bizim açımızdan çok sakıncalı bir tutum değil.<span class="Apple-converted-space">  </span>Bunun sebebi de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Suriye coğrafyasındaki aktörlerin kimin olacağı ya da kimin olmayacağı noktasında tek başına dizayn etme gücünün ve kapasitesinin olmamasından kaynaklandığını ama bu aynı kapasite eksikliğinin Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin; Rusya… Amerika Birleşik Devletleri Suriye coğrafyasına izinsiz gelmiş bir devlettir ama Amerika Birleşik Devletleri’ni oradan çıkartıp atma noktasında yetersizdir.</p>
<p class="p1">Amerika Birleşik Devletleri için Rusya’nın bu bölgede olması istenilen bir husus değildir ama Rusya, Hmeymim başta olmak üzere birçok üs konusunda Suriye rejiminden taviz almış, bölgede etkinliğini arttırmış bir devlettir. Aynı şey Türkiye Cumhuriyeti Devleti için de geçerlidir.<span class="Apple-converted-space">  </span>Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’nin Suriye coğrafyasında Afrin’den Irak sınırına kadar olan bir bölgeyi kontrol etmesini istememektedir. PKK’nın Suriye kolu olan YPG’ ye bu denli etkin tedbirler almasını istememektedir ama Türkiye’nin bu noktada ortaya koymuş oldu iradeye de engel olamamaktadır.<span class="Apple-converted-space">  </span>Denkleme bu noktadan baktığınızda o eleştirilerin çok fazla bir anlamının olmadığını düşünüyorum.</p>
<p class="p2"><b>İRAN TÜRKİYE’NİN BÜTÜNLEŞTİRİCİ SİYASETİNİ TEHLİKELİ BULUYOR</b></p>
<p class="p1"><b>Bölgede bir diğer önemli aktör Astana sürecindeki garantör üç ülkeden de biri olan İran. İran’ın Barış Pınarı Harekâtı’na yönelik olumsuz bir tutum takındığı görüldü. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda İran Cumhurbaşkanı Ruhani’ye yönelik sitemi oldu. İran neden rahatsız oldu harekâttan?</b></p>
<p class="p1">İran Türkiye’nin Suriye coğrafyasında anayasa komitesi gibi çok kritik bir sürece girildiğinde daha fazla alan kazanması ve etkinlik kazanmasını istemiyor aynı zamanda Barış Pınarı Harekâtı’nda da Türkiye’nin rolünün İran’ın Tahran’dan Beyrut’a kadar giden yol üzerinde bu faaliyetlerini rahatsız edebilecek bir boyutunun olduğunu düşünüyor. Asli siyaseti Türkiye’yi, Suriye’yi, Irak’ı kendi içlerinde manipüle etmek.</p>
<p class="p1">Bir diğer boyutu da İran kendi siyaseti ve stratejisi açısından mücadeleyi kendi coğrafyasında vermek yerine, Yemen’de, Lübnan’da, Irak’ta, Suriye’de ve hatta mümkün olsa Türkiye’nin içerisinde vermeyi tercih edebilecek bir devlet. Bu anlamdaki siyasetinden hiçbir şekilde vazgeçmiyor. Yeri geldiğinde İran’ın içerisindeki PKK unsurlarını himaye etmekten asla geri durmuyor. Yeri geldiğinde alan sosyolojisi asla İran’ın mezhepsel anlamda bir girişimde bulunmasına müsaade etmese de Suriye coğrafyasında da adeta Irak coğrafyasında olduğu gibi rahat hareket etmek istiyor. Irak coğrafyasında malumunuz olduğu üzere Şiilerin çoğunlukta olduğu bir coğrafya olmasına rağmen Suriye coğrafyasında Nusayrilerin ve Alevilerin yüzdelerine bakıldığında İran’a bu coğrafyada çok rahat hareket etme imkânı sağlamamasına rağmen Afganistan’dan Tacikistan’a kadar mezhepsel temelli ve demografiyi değiştirecek yabancı terörist savaşçıları bu bölgeye taşıyıp Halep’te etkinlik kurmak istiyor Fişhabur kapısında etkinlik kurmak istiyor. Farklı diğer noktalarda etkinlik kurmak istiyor. Türkiye’nin bu noktada ki bütünleştirici siyasetini de kendisi için büyük bir tehdit olarak görüyor. Tipik Fars’i siyaseti ile yani bir taraftan bir eliyle sırtınızı okşarken öbür tarafta da diğer eliyle de farklı noktada farklı pazarlıklar içerisine girebiliyor. Cumhurbaşkanı bu noktada İran’a yönelik olarak çok net açıklamalar yaptı. İran bu tavrını bu bölgede bu şekilde sürdürmeye devam ettiği takdirde kendisi için sıkıntı haline gelen ambargolar konusunda Türkiye’nin uzattığı rahatlatıcı elin kendisine uzanmayacağını da sanırım anlamış olmalı.</p>
<p class="p1"><b>İran’la Türkiye karşı karşıya gelir mi? </b></p>
<p class="p1">İran’ın kendisine ait bir gücü yok. Kendini terörleştiren milisleri aracılığıyla bu coğrafyalarda mücadelesini sürdürüyor. Dolayısıyla İran ile Türkiye’nin ben zaten Suriye coğrafyasında farklı zamanlarda karşı karşıya kaldığını, İdlip’te, Afrin Harekâtı’nda, Barış Pınarı Harekâtı’nda gördüğümüzü söyleyebilirim ama İran’a ait unsurların bizzat kendi kara gücüyle Suriye’ye vasıl olacak bir kara bağlantısı malum üzere yok yine milisleri aracılığıyla söylemiş olduğunuz vardır.</p>
<p class="p1">Hattı zatında bu risk olmaktan çıkıp zaman zaman pratiğe de dökülmüştür. Ancak İran’ın, milisleri aracılığıyla biraz önce saymış olduğum çok dominant bir terörle mücadele unsuru olan Suriye coğrafyasının en etkili gücü olan Türkiye’yi karşısına alabilecek bir gücünün olmadığını da bilmemiz gerek.</p>
<p class="p1"><b>Harekat sonrasında bir teröristin parlatıldığını da görüyoruz. Amerikalıların “Mazlum Kobani” adını taktıkları Şahin Cilo kod adlı Ferhat Abdi Şahin… Bakıyoruz bizim medyada bile “Mazlum Kobani” diye ismi zikrediliyor. Amerikalıların hedefi ne?</b></p>
<p class="p1">Amerika Birleşik Devletleri, Şahin Cilo kod adlı terörist üzerinden PKK’dan farklılaştırdığı bir yapı ortaya çıkartmak istiyor. PKK’nın giymiş olduğu üniformamsı o yapı dahi Şahin Cilo namlı teröristin üzerinde farklılaşıyor ve kendisine bir general payesi yakıştırılıyor. Bununla ilgili yapılmak istenilen bu 30 kilometrenin dışındaki alanda terörist olmadığı ve adıyla müsemma bir görüntü çizmeye çalıştıkları masum ve mazlum bir halkın önderliğini yapan kişi imajı çizilmek isteniyor.</p>
<p class="p1">Dolayısıyla mazlum isminin seçilmesi de dahil olmak üzere bir subliminal mesaj yöntemi olarak kullanıldığını düşünüyorum. Fakat Mazlum Kobani denilen Şahin Cilo kod adlı ve birçok takma adı bulunan teröristin Türkiye ve Afrin saldırısı dâhil olmak üzere birçok saldırıda PKK’lı olarak kırmızı bültenle arandığını ve Türkiye’nin Suriye coğrafyası da dahil olmak üzere bulduğu ilk yerde etkisiz hale getirme noktasında kararlı olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri, YPG konusunda sınırlarımız boyunca 30 bin tır dolusu silahı bir şekilde taşımama noktasında kendisine yapılan ikazları nasıl dikkate almayarak bu noktada devam ettiyse, bu ismi verilen teröristi koruma ısrarı devam edecektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendisi açısından terörist eylemler yaptığından hiçbir şekilde şüphe bulunmayan bu şahsı tıpkı diğer kırmızı bültenle aranan ve Kandil Dağı’nda ve farklı coğrafyalarda bulunan ve etkisiz hale getirilen teröristleri nasıl imha ettiyse onu da imha etmekten imtina etmeyeceğini kısa bir zaman içerisinde hepimiz hep birlikte şahitlik edeceğiz.</p>
<p class="p2"><b>RUSYA, PYD OLUŞUMUNU<br />
ABD’YE TERK ETMEK İSTEMİYOR</b></p>
<p class="p1">Rusya’nın tavrının ise Amerika’dan biraz daha farklı olduğunu düşünüyorum. Çünkü Rusya PYD bir terör örgütü olarak kabul etmiyor, aynı zamanda da hiçbir şekilde PKK – PYD -YPG oluşumunu tek başına Amerika Birleşik Devletleri’nin eline terk etmek istemiyor. Dolayısıyla da Şahin Cilo lakaplı terörist ile Rusya Savunma Bakanlığı yetkilileri arasında basına servis edilen görüntü aslında, 30 kilometreye biz sizi bir şekilde iteklemek, Türkiye’nin taleplerine boyun eğmek durumunda kalıyoruz ama unutmayın ki biz sizi tanıyoruz, tanımlıyoruz. Bu anlamda yeri geldiğinde sizinle telekonferans yapıyoruz anlamında verilen bir mesaj olarak okumak lazım.</p>
<p class="p1">Ben YPG ve PKK’nın Suriye coğrafyasında bu vakitten sonra 30 kilometrenin güneyine indiklerinde petrol sahalarının bekçiliğini yapma noktasında Amerika Birleşik Devletleri tarafından gönlünün okşandığını da düşünüyorum.</p>
<p class="p1">Bu noktada tekrardan eskiden olduğu gibi bir terör devleti yaratma noktasında Rakka ve Deyr Ez Zor hattında çok fazla şanslarının olmadığını alan sosyolojisinin YPG’ye bu noktada destek verecek bir demografiye sahip olmadığını söyleyebilirim.</p>
<p class="p1"><b>PARÇALI BİR SURİYE YARATILACAK</b></p>
<p class="p1"><b>Suriye’de yeni bir anayasa süreci başlıyor. Bu süreçle ilgili öngörüleriniz nedir? </b></p>
<p class="p1">Anayasa süreci sona erdiğinde Suriyelilerin kendi yönetimlerini kendilerinin belirleyeceği bir rejimi, bir düzeni, bir devleti hiçbir şekilde kavuşamayacaklarını düşünüyorum. Bu noktada akıl hocalarının Irak’ta, Lübnan’da Bosna Hersek’te kurguladığı düzen akılda tutulduğunda Suriye’deki rejimin de farklı etnisiteler, farklı mezhepler, farklı inanç grupları arasında bölünerek adeta bölünmüş ve bir Suriye’ye imza atılacağını, bunun destekçisinin başta İsrail olacağını düşünüyorum.</p>
<p class="p1">Suriye bu anayasa komitesi ile birlikte Mısır’da Muhammed Mursi’nin iktidara gelmesi ile ilgili yaşanan sürecin bir benzerinin bir şekilde Suriye’de kurgulamak isteyeceklerini dolayısıyla da şartlar ne olursa olsun halk kime oy verirse versin Cumhurbaşkanının bir mezhepten olduğu, Başbakanın farklı bir mezhepten olduğu, silahlı kuvvetlerinin komutanının farklı bir etnisiteden olduğu parçalı bir Suriye yaratılacaktır.</p>
<p class="p2"><b>BAĞDADİ’NİN ÖLDÜRÜLMESİ<br />
SORUNU ÇÖZMEYECEKTİR</b></p>
<p class="p1"><b>Terör örgütü DEAŞ’ın başındaki Bağdadi’nin öldürüldüğü iddiaları ortaya çıktı. Bu iddialar doğru ise DEAŞ’ın başına sizce kim geçer, DEAŞ terör örgütüne yeni bir misyon mu yükleniyor? </b></p>
<p class="p1">Pentegon’un basın muhabirleri aracılığıyla bu iddia ortaya atıldı. Trump’ın açıklamaları farklı bir noktaya tekabül ediyor. Şunu söylemek gerekiyor; Amerika Birleşik Devletleri’nin DEAŞ elebaşını öldürdüğünü iddia etmesi, iddia diyorum çünkü elimizde ne Usame Bin Ladin ile ilgili ne de Bağdadi ile ilgili bir bilgi yok. Amerika yine aynı taktiği kullanarak Bağdadi’nin etkisiz hale getirildiğini öldürüldüğünü başkan ağzıyla duyurdu. Bütün dünyanın bu söylenilen her şeye adeta haşa iman edercesine inanması isteniyor.</p>
<p class="p1">Bağdadi öldürülmüş olsa da olmasa da bizim açımızdan çok kayda değer bir husus değil. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri’nin soğuk savaş sonrasında en önemli projesi, terör örgütleri vasıtasıyla yaratıcı kaos dediğimiz kaos düzeninin; Çin’den Orta Asya’ya, Orta Asya coğrafyasından Kafkasya’ya, Kafkasya’dan Ortadoğu’ya ve Afrika içlerine kadar bir siyaset güdüyor.</p>
<p class="p1">Dolayısıyla Bağdadi’nin öldürülmüş olması sorunu çözmeyecektir. Bölgede istihbarat örgütleri tarafından Amerika Birleşik Devletleri ve Batı’nın ihtiyaçları doğrultusunda zaten sosyolojisi alanda hazır olan radikalleşmiş unsurlar etrafında farklı isimlerle, farklı terör örgütleri yaratma noktasında bir sıkıntılarının olmayacağını ön görebilirim.</p>
<p class="p1">Bu noktada yalnız bu coğrafyanın insanın da başta Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmak üzere bir bilinç oluştu ve bu bilinç doğrultusunda artık Deaş denilen terör örgütü diğer terör örgütü vasıtasıyla neler oluyor noktasında manipülatif düşünmeye itilmediğini ve olaya sorgulayıcı bakış açısı geliştirilerek Amerika Birleşik Devletleri’nin terörle bir dizayn, bir finansal düzenleme yaptığı noktasında herkesin kafasının çok berrak olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Bağdadi’nin öldürülmesi Trump’ın seçim kampanyası açısından önemli bir noktaya tekabül edebilir ama Ortadoğu coğrafyasında özellikle Türkiye siyaseti açısından çok bir değerinin olmadığını düşünüyorum.</p>
<p class="p1">Çünkü Türkiye bu noktada kendisi için oynanan oyunu görmüştür. Bu noktadan sonra ister adına DEAŞ deyin ister başka isim koyun! Türkiye terörle kendisinin kuşatılmasına ve Batı medyasında da bir şekilde terörle irtibatlı gibi gösterilen zırva açıklamalara tavrını çok net bir şekilde ortaya koymuştur.</p>
<p class="p1"><b>İDLİB’İ ISITACAKLAR</b></p>
<p class="p1"><b>DEAŞ elebaşının öldürüldüğü iddiası doğruysa bu İdlib’e yapılacak bir operasyonun habercisi mi?</b></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu olay İdlib’te olsa da olmasa da ben İdlib’in ısıtılması noktasında asla tereddüt etmeyeceklerini, İdlib’ i bir şekilde ısıtmak isteyeceklerini düşünüyorum. İdlib’ten de Türkiye’ye yönelik olarak bir düzensiz göç hareketi olduğu takdirde, Fırat’ın doğusundaki sorunu halletmiş ve gücünü farklı noktalara tevkif etme noktasında eli daha da rahatlamış bir Türkiye’nin İdlib noktasında olup bitenlere seyirci kalmayacağını, sınırları içerisinde 3-4 milyon daha Suriyeliyi daha kabul etmeyeceğini söyleyebilirim</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bati-baskentlerinin-isiklari-sabaha-kadar-sonmedi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdlib’de Gerginliği Azaltma Çabaları: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya Ziyareti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/idlibde-gerginligi-azaltma-cabalari-cumhurbaskani-erdoganin-rusya-ziyareti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/idlibde-gerginligi-azaltma-cabalari-cumhurbaskani-erdoganin-rusya-ziyareti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Aug 2019 08:06:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[idlib]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12258</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 27 Ağustos 2019 Salı günü Rusya’yı ziyaret edeceği duyuruldu. Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin hemen ardından bu ziyaretin açıklanması, iki ülke arasındaki görüşme trafiğini uluslararası gündemin en önemli başlıklarından biri haline getirdi. Liderlerin Soçi Mutabakatı’nın işleyişinde yaşanan sorunlar nedeniyle bir araya geleceği öğrenildi. Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), iki liderin Moskova’da gerçekleştireceği görüşmenin ne anlama geldiğini ve zirveden çıkabilecek olası sonuçları değerlendirmek üzere alanında önde gelen uzman ve akademisyenlerin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır. Prof. Dr. Giray Saynur DERMAN (ANKASAM Avrasya Danışmanı) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İdlib’de Türk askerlerine gerçekleşen saldırıların ardından Rusya’ya gittiğini vurgulayan Prof. Dr. Giray Saynur Derman, “Rusya, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) bir yakınlaşma sürecinde olmasından rahatsızlık duymaktadır. Çünkü Türkiye ile ABD arasındaki uzlaşı, ABD’nin hava sahası kontrolünde Türkiye’yle birlikte hareket edeceği anlamına gelmektedir.” ifadelerini kullandı. Yaşanan gelişmelerin Astana Ruhu’na zarar verebileceğini söyleyen Derman, “Ankara ile Moskova arasındaki ilişkiler böyle devam ederse, Türkiye Esad yönetimini vurabilir. İdlib’de yaşananlar, durumun bıçak sırtı olduğunun göstergesidir.” dedi. Derman, “24-26 Ağustos 2019 tarihlerinde Fransa’da gerçekleşen ve dünyanın en büyük yedi ekonomisini oluşturan ülkeleri bir araya getiren G7 Zirvesi’nde, ABD ve Türkiye’nin anlaşmaya vardığı konuşulmuştur. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 27 Ağustos 2019 Salı günü Rusya’yı ziyaret edeceği duyuruldu. Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin hemen ardından bu ziyaretin açıklanması, iki ülke arasındaki görüşme trafiğini uluslararası gündemin en önemli başlıklarından biri haline getirdi. Liderlerin Soçi Mutabakatı’nın işleyişinde yaşanan sorunlar nedeniyle bir araya geleceği öğrenildi.</p>
<p>Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), iki liderin Moskova’da gerçekleştireceği görüşmenin ne anlama geldiğini ve zirveden çıkabilecek olası sonuçları değerlendirmek üzere alanında önde gelen uzman ve akademisyenlerin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.</p>
<h4><strong>Prof. Dr. Giray Saynur DERMAN (ANKASAM Avrasya Danışmanı)</strong></h4>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-thumbnail wp-image-10563 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/09/giray-saynur-150x150.jpg" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" srcset="https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/09/giray-saynur-150x150.jpg 150w, https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/09/giray-saynur-300x300.jpg 300w, https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/09/giray-saynur-421x420.jpg 421w, https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/09/giray-saynur.jpg 513w" alt="" width="150" height="150" data-attachment-id="10563" data-permalink="https://ankasam.org/tahran-zirvesi-sonrasinda-turkiye-rusya-iliskileri-nasil-bir-gelecek/giray-saynur/" data-orig-file="https://ankasam.org/wp-content/uploads/2018/09/giray-saynur.jpg" data-orig-size="513,512" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="giray saynur" data-image-description="" data-medium-file="https://ankasam.org/wp-content/uploads/2018/09/giray-saynur-300x300.jpg" data-large-file="https://ankasam.org/wp-content/uploads/2018/09/giray-saynur.jpg" data-lazy-loaded="1" />Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İdlib’de Türk askerlerine gerçekleşen saldırıların ardından Rusya’ya gittiğini vurgulayan Prof. Dr. Giray Saynur Derman, “Rusya, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) bir yakınlaşma sürecinde olmasından rahatsızlık duymaktadır. Çünkü Türkiye ile ABD arasındaki uzlaşı, ABD’nin hava sahası kontrolünde Türkiye’yle birlikte hareket edeceği anlamına gelmektedir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yaşanan gelişmelerin Astana Ruhu’na zarar verebileceğini söyleyen Derman, “Ankara ile Moskova arasındaki ilişkiler böyle devam ederse, Türkiye Esad yönetimini vurabilir. İdlib’de yaşananlar, durumun bıçak sırtı olduğunun göstergesidir.” dedi.</p>
<p>Derman, “24-26 Ağustos 2019 tarihlerinde Fransa’da gerçekleşen ve dünyanın en büyük yedi ekonomisini oluşturan ülkeleri bir araya getiren G7 Zirvesi’nde, ABD ve Türkiye’nin anlaşmaya vardığı konuşulmuştur. Ancak bu anlaşmanın içeriğine dair detaylar bilinmemektedir.” diyerek Ankara ile Washington hattındaki yakınlaşmanın ayrıntılarının bilinmediğine dikkat çekti.</p>
<p>Son olarak Derman, “Rusya, Esad yönetimini ısrarla desteklemektedir. İdlib konusunda Türkiye’yle aynı görüşte değildir. Oysa İdlib Meselesi’nin çözümü, Türkiye’nin bölgesel güvenliğini doğrudan etkilemektedir. Ayrıca bu bölgedeki operasyonlar neticesinde yeni bir göç hareketinin oluşması da ihtimal dahilindedir. İdlib’deki 9. Askeri Gözlem Noktası’ndaki askerlerin durumu da önemli bir konudur. Dolayısıyla tüm bu yaşananlar değerlendirildiğinde, Astana Süreci’nin geleceğinin belirsiz olduğunu görmekteyiz.” cümlelerini kurdu.</p>
<h4><strong>Timur AKHMETOV (Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi-Araştırmacı)</strong></h4>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-thumbnail wp-image-10567 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/09/timur-akmetov-150x150.jpg" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" srcset="https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/09/timur-akmetov-150x150.jpg 150w, https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/09/timur-akmetov-300x300.jpg 300w, https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/09/timur-akmetov-421x420.jpg 421w, https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/09/timur-akmetov.jpg 513w" alt="" width="150" height="150" data-attachment-id="10567" data-permalink="https://ankasam.org/tahran-zirvesi-sonrasinda-turkiye-rusya-iliskileri-nasil-bir-gelecek/timur-akmetov/" data-orig-file="https://ankasam.org/wp-content/uploads/2018/09/timur-akmetov.jpg" data-orig-size="513,512" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="timur akmetov" data-image-description="" data-medium-file="https://ankasam.org/wp-content/uploads/2018/09/timur-akmetov-300x300.jpg" data-large-file="https://ankasam.org/wp-content/uploads/2018/09/timur-akmetov.jpg" data-lazy-loaded="1" />Erdoğan’ın Rusya’ya gerçekleştireceği ziyaretin devletler arası ilişkilerde liderlerin yurt dışı ziyaretlerinin ne kadar önemli olduğuna işaret ettiğini ifade eden Timur Akhmetov, “Unutulmamalıdır ki, Soçi Mutabakatı da Erdoğan’ın ziyareti esnasında yapılmıştı. Bu mutabakat kapsamında Türkiye’ye belli yetkiler verilmişti. Taraflar arasında muhalif güçlerin mevcut terör örgütlerinden ayrılmasının zamanı belirlenmişti.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Zirvenin güvenlik meselelerine odaklanacağının altını çizen Akhmetov, “Günümüzde İdlib’deki sorunun temelinde, Rusya tarafından Türkiye’nin ulusal çıkarlarının anlaşılamaması yatmaktadır. Gerçekleşecek bu ziyarette ise bu durum değişebilir. Çünkü Rus yetkililer, Türk tarafının güvenlik endişelerini ciddiye alıp; politik meselelerden ziyade askeri meselelere odaklanacak gibi bir görüntü var.” dedi.</p>
<h4><strong>Halil AKINCI (Emekli Büyükelçi)</strong></h4>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-thumbnail wp-image-11182 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/11/Halil-Ak%C4%B1nc%C4%B1-150x150.png" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" srcset="https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/11/Halil-Akıncı-150x150.png 150w, https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/11/Halil-Akıncı-300x300.png 300w, https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/11/Halil-Akıncı-420x420.png 420w, https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/11/Halil-Akıncı.png 512w" alt="" width="150" height="150" data-attachment-id="11182" data-permalink="https://ankasam.org/turk-akimi-projesi-ve-putinin-turkiye-ziyareti-yeni-bir-jeopolitik-hat-insasi-mi/halil-akinci/" data-orig-file="https://ankasam.org/wp-content/uploads/2018/11/Halil-Akıncı.png" data-orig-size="512,512" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="Halil Akıncı" data-image-description="" data-medium-file="https://ankasam.org/wp-content/uploads/2018/11/Halil-Akıncı-300x300.png" data-large-file="https://ankasam.org/wp-content/uploads/2018/11/Halil-Akıncı.png" data-lazy-loaded="1" />Rusya ve İran’ın Suriye’yi yalnız bırakmayacağını belirten Emekli Büyükelçi Halil Akıncı, “İki ülke de ABD’nin bölgedeki varlığından rahatsızdır. Gerçekleşecek ziyarette Cumhurbaşkanı Erdoğan’a söylenecek şey de ABD’yle anlaşmaktan vazgeçmesi ve İdlib’i rejim güçlerine bırakması olacaktır. Unutulmamalıdır ki bahsi geçen uzunluktaki bir güvenli bölge, daha önce Irak’ta denenmiş ve bölge, bir anda Kürtlerin; dolayısıyla ABD’nin kontrolüne girmişti. Daha sonrasında da bu örgütler Suriye’ye geçmiş ve ABD’nin bölge politikasının iyi niyetli olmadığı anlaşılmıştır. Yani Türkiye ve ABD, NATO’da müttefik olabilirler; fakat Suriye’deki çıkarlarımızın ABD’yle örtüşmediği açıktır.” yorumunu yaptı.</p>
<p>Suriye’de çıkarlarımızın örtüştüğü tek otoritenin Esad rejimi olduğunu ifade eden Akıncı, “Türkiye, başlangıçta yaptığı hatayı bir şekilde temizlemelidir. Çünkü Suriye’nin parçalanmasını ne Türkiye ne de Esad istemektedir. Esad da ne ABD’yi ne Rusya’yı ne de İran’ı istemektedir. Ancak Türkiye’yle anlaşamadığı sürece, onlara ihtiyacı olacaktır. Kısacası stratejik çıkarlarımız ortaktır. Türkiye, Suriye politikasında 180 derecelik bir dönüş yapmadığı takdirde, çözüm mümkün değildir. Çünkü Esad rejimi, giderek zafere yaklaşmaktadır. Erdoğan-Putin görüşmesinde de Rusya tarafı önümüze bu konuları sunacaktır.</p>
<p>Putin’in mevcut durumdan gayet memnun olduğunu belirten Akıncı, “Türkiye’ye S-400’leri satarak hem ABD’yle aramızı açtı hem de ülkesi hiçbir şey kaybetmedi. Bundan dolayı Putin de Türkiye’ye Esad rejimiyle anlaşmayı diretecektir. Türkiye’nin mevcut konjonktürde başka çaresi bulunmamaktadır. Belki birkaç taviz alabilirsek bizim yararımıza olacaktır.” şeklinde açıkladı.</p>
<h4><strong>Cenk BAŞLAMIŞ (Gazeteci)</strong></h4>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-thumbnail wp-image-11183 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/11/Cenk-Ba%C5%9Flam%C4%B1%C5%9F-150x150.png" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" srcset="https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/11/Cenk-Başlamış-150x150.png 150w, https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/11/Cenk-Başlamış-300x300.png 300w, https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/11/Cenk-Başlamış-420x420.png 420w, https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2018/11/Cenk-Başlamış.png 512w" alt="" width="150" height="150" data-attachment-id="11183" data-permalink="https://ankasam.org/turk-akimi-projesi-ve-putinin-turkiye-ziyareti-yeni-bir-jeopolitik-hat-insasi-mi/cenk-baslamis/" data-orig-file="https://ankasam.org/wp-content/uploads/2018/11/Cenk-Başlamış.png" data-orig-size="512,512" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="Cenk Başlamış" data-image-description="" data-medium-file="https://ankasam.org/wp-content/uploads/2018/11/Cenk-Başlamış-300x300.png" data-large-file="https://ankasam.org/wp-content/uploads/2018/11/Cenk-Başlamış.png" data-lazy-loaded="1" />Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 27 Ağustos 2019 Salı günü Moskova’da yapılacak görüşmenin “sürpriz” olarak nitelendirilebileceğini belirten Gazeteci Cenk Başlamış, “Öncesinde planlanmayan görüşmenin Suriye’deki son gelişmelerle bağlantılı olarak gerçekleşeceği düşünülmektedir. Bir yandan Rusya destekli Suriye Ordusu birliklerinin muhaliflerin “son kalesi” olan İdlib’e yönelik saldırılarını artması ve stratejik açıdan önemli noktaları ele geçirmesi; diğer yandan da Türkiye’nin Morik’te bulunan 9 Numaralı Gözlem Noktası’nın kuşatılması, görüşme kararının alınmasına sebebiyet vermiştir. Elbette Türkiye ile ABD’nin Fırat’ın doğusunda bir güvenli bölge oluşturulmak için adımlar atması da iki liderin bir araya gelme kararında etkili olmuştur.” yorumunu yaptı.</p>
<p>İdlib konusunda Suriye lideri Beşar Esad’ın da ısrarıyla Rusların giderek sabırsızlandığını söyleyen Başlamış, “Esad rejimi, İdlib’i mutlaka ele geçirmek istiyor. Bu yüzden de İdlib’e kapsamlı bir operasyon düzenlenmesi an meselesiyken; Moskova ile Ankara, Türkiye’nin devreye girmesi sonucunda 17 Eylül 2018 tarihinde bölgenin silahlardan arındırılması için bir mutabakat imzalamıştı. Bir ay içinde uygulanması planlanan anlaşmanın imzalanmasının üzerinden yaklaşık bir yıl geçmiş, fakat belirtilen hedeflere varılamamıştır.” dedi.</p>
<p>Başlamış, “S-400 Hava Savunma Sistemleri’nin alımının ardından Rusya ve Türkiye’nin uzun vadeli bir işbirliğine gidebileceğini düşünenler bulunsa da Suriye Krizi aracılığıyla bu ortaklığın geçici nitelik taşıdığını gösteren işaretler ortaya çıkmıştır. Öte yandan Moskova’da gerçekleşecek olan zirveden sürpriz sonuçların çıkması da mümkündür. Zira Erdoğan, temasları sırasında MAKS-2019 Uluslararası Havacılık Fuarı’nı ziyaret edecek. Hatırlanacağı gibi Rus yetkililer, S-400’lerin ardından Türkiye’ye SU-35 savaş uçaklarını satmak istediklerini belirtmişlerdi.” diyerek zirvenin yeni alışverişlere vesile olabileceğini söyledi.</p>
<h4><strong>Prof. Dr. Ömer Göksel İŞYAR (Uludağ Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)</strong></h4>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-thumbnail wp-image-24062 jetpack-lazy-image jetpack-lazy-image--handled" src="https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/08/%C3%B6mer-i%C5%9Fyar-150x150.jpg" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" srcset="https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/08/ömer-işyar-150x150.jpg 150w, https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/08/ömer-işyar-300x300.jpg 300w, https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/08/ömer-işyar-420x420.jpg 420w, https://3aqgax41dped10r2ji33sc1q-wpengine.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2019/08/ömer-işyar.jpg 512w" alt="" width="150" height="150" data-attachment-id="24062" data-permalink="https://ankasam.org/idlibde-gerginligi-azaltma-cabalari-cumhurbaskani-erdoganin-rusya-ziyareti/omer-isyar/" data-orig-file="https://ankasam.org/wp-content/uploads/2019/08/ömer-işyar.jpg" data-orig-size="512,512" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="ömer işyar" data-image-description="" data-medium-file="https://ankasam.org/wp-content/uploads/2019/08/ömer-işyar-300x300.jpg" data-large-file="https://ankasam.org/wp-content/uploads/2019/08/ömer-işyar.jpg" data-lazy-loaded="1" />Astana Süreci kapsamında Türkiye, Rusya ve İran üçlüsünün gerçekleştirdiği toplantıların bir yenisinin Eylül ayı içerisinde İstanbul’da yapılmasının planlandığını hatırlatan Prof. Dr. Ömer Göksel İşyar, “Ağustos ayında yapılması düşünülen toplantı, yoğun gündemden dolayı ertelenmişti. Bu sebeple de Erdoğan ve Putin’in 27 Ağustos 2019 tarihinde; yani Eylül ayındaki üçlü zirveden önce, Moskova’da gerçekleştireceği bu toplantının ana gündem maddesini İdlib Meselesi’nin oluşturması beklenmektedir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye ile Rusya arasındaki münasebetlerin sadece Suriye özelinde değerlendirilmemesi gerektiğini dile getiren İşyar, “Kırım Sorunu da iki ülke arasındaki mühim konulardan biridir. Ağustos ayı içerisinde gerçekleşen Ukrayna ziyaretinde Erdoğan, Türkiye’nin Kırım’ın ilhakını tanımadığını belirtmişti. Erdoğan’ın açıklamalarına Rusya’dan milletvekilleri düzeyinde çeşitli tepkiler gelmiş; fakat olay gündemde fazla yer almamıştı. Çünkü iki ülke arasında stratejik ortaklık durumu tesis edilmeye çalışılmaktadır. Bu stratejik ortaklığın en önemli sınavı olarak da karşımıza Suriye Krizi çıkmaktadır.” dedi.</p>
<p>Olayların birbiriyle bağlantılı değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden İşyar, “Türkiye, etrafındaki sorunlarla ilgili olarak çok taraflı bir politika izlemektedir. Bu yüzden de Rusya’yla İdlib konusunda bir tıkanmışlık yaşamaktadır. Bu tıkanmadan en çok yararlanacak ülke ise ABD’dir. Rusya, Esad rejimine olan desteğinin devam edeceğini açıklamıştır. Dolayısıyla bir açmazın olduğu görülmektedir. Gelinen noktada, Türkiye sınırlarına doğru yeni bir göç dalgası oluşabilir. Henüz bir kriz yoktur; lakin krizin eli kulağındadır.” yorumunu yaptı.</p>
<p>İki ülkenin garantörlüğüne rağmen bölgede bir türlü ateşkesin sağlanmadığını ifade eden İşyar, “Söz konusu mesele, Türkiye’nin sınırlarının güvenliğiyle ilişkilidir. Rusya’nın da bu durumu anlayışla karşılaması gerekmektedir. Dolayısıyla Türkiye, bu konuda çok daha hassas davranmaya çalışmaktadır. İdlib Sorunu’nun çözümü için Rusya’yla masaya oturmamız gerekmektedir. Tıpkı Fırat’ın doğusunda ABD’yle masaya oturduğumuz gibi. Ancak çeşitli Türk makamlarından yapılan açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, Türkiye’nin Münbiç’tekine benzer bir oyalama sürecine tahammülü kalmamıştır. Erdoğan’ın gerçekleşeceği ziyaret ise bir “bekle-gör” durumunun bulunduğuna işaret etmektedir. Aynı zamanda bu ziyaret, Türkiye, Rusya ve İran’ın devlet başkanlarının katılımıyla gerçekleştirilecek üçlü zirvenin hazırlığı olarak da yorumlanabilir. Ayrıca Erdoğan-Putin görüşmesinde, Suriye’de kalıcı barışın sağlanması için yürütülen anayasa çalışmaları da ele alınacaktır.” açıklamasında bulundu.</p>
<p>ankasam.org</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/idlibde-gerginligi-azaltma-cabalari-cumhurbaskani-erdoganin-rusya-ziyareti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdlip Amerikancı İslamcılardan (HTŞ) Temizleniyor!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/idlip-amerikanci-islamcilardan-hts-temizleniyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/idlip-amerikanci-islamcilardan-hts-temizleniyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Nov 2018 12:11:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[HTŞ]]></category>
		<category><![CDATA[idlib]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[YPG]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4272</guid>

					<description><![CDATA[Amerikalılar Türk ordusunun Suriye&#8217;de Fırat&#8217;ın doğusunda &#8216;kapsamlı ve etkili&#8217; bir operasyonunu engellemeye çalışıyor. Bir yandan PKK/YPG’ye çantada keklik muamelesi yapıyorlar diğer taraftan da Türk kamuoyunu sözde yumuşatacak göstermelik kararlarla gözümüzü boyama çabasındalar. Neden göstermelik diyorum? Çünkü ABD Dışişleri Bakanlığı PKK’yı; 1997 yılında Göçmenlik ve Uyruk Kanunu’nun 219’uncu bölümü uyarınca yabancı terör örgütü olarak kabul etmiş, PKK, 2001 yılında da 13224 sayılı ABD Başkanlık Kararnamesi uyarınca Küresel Terör Unsurları listesine alınmıştı. Yanisi şu, sığır çobanları teröristlerin yakalanması için 21 yıl süresince kıllarını dahi kıpırdatmadılar, ne zaman Türk Devleti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından &#8220;Suriye&#8217;de Fırat&#8217;ın doğusunda &#8216;kapsamlı ve etkili&#8217; bir operasyonun hazırlıkları tamamlandı&#8221;  açıklamasını yaptı, işte o zaman yumurtanın kapının ağzına geldiğini anladılar ve Kandildeki terörist başlarının yakalanması için ödül koydular. Amiyane tabirle hem nalına vuruyorlar hem mıhına. Adamlara çamur falan atmıyorum. Bizzat Pentagon Sözcüsü Sean Robertson hem Türkiye hem de YPG’nin öncülük ettiği DSG’yle temas halinde olduklarını söylüyor. ABD’nin PKK yöneticilerinin yerini bildirenlere para ödülü vereceğini ilan etmesi bir illüzyon ve Türk kamuoyu bunun farkında. Yahu bunlar ne “Zati Sungur” ne sihirbaz &#8220;Mandrake&#8221;. Hesaplarına göre yaptıkları “Al Takke Ver Külah” Hani anlatılır ya; vaktiyle gençten bir derviş, bir tekkeye mürid olmuş. Tekkenin gediklileri, bu yeni gelen dervişi önce bir güzel tembihlemişler: “-Burada kızmak yoktur. Ne denirse eyvallah vardır. Sabırlı olacaksın. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amerikalılar Türk ordusunun Suriye&#8217;de Fırat&#8217;ın doğusunda &#8216;kapsamlı ve etkili&#8217; bir operasyonunu engellemeye çalışıyor. Bir yandan PKK/YPG’ye çantada keklik muamelesi yapıyorlar diğer taraftan da Türk kamuoyunu sözde yumuşatacak göstermelik kararlarla gözümüzü boyama çabasındalar. Neden göstermelik diyorum? Çünkü ABD Dışişleri Bakanlığı PKK’yı; 1997 yılında Göçmenlik ve Uyruk Kanunu’nun 219’uncu bölümü uyarınca yabancı terör örgütü olarak kabul etmiş, PKK, 2001 yılında da 13224 sayılı ABD Başkanlık Kararnamesi uyarınca Küresel Terör Unsurları listesine alınmıştı.</p>
<p>Yanisi şu, sığır çobanları teröristlerin yakalanması için 21 yıl süresince kıllarını dahi kıpırdatmadılar, ne zaman Türk Devleti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından &#8220;Suriye&#8217;de Fırat&#8217;ın doğusunda &#8216;kapsamlı ve etkili&#8217; bir operasyonun hazırlıkları tamamlandı&#8221;  açıklamasını yaptı, işte o zaman yumurtanın kapının ağzına geldiğini anladılar ve Kandildeki terörist başlarının yakalanması için ödül koydular. Amiyane tabirle hem nalına vuruyorlar hem mıhına. Adamlara çamur falan atmıyorum. Bizzat Pentagon Sözcüsü Sean Robertson hem Türkiye hem de YPG’nin öncülük ettiği DSG’yle temas halinde olduklarını söylüyor. ABD’nin PKK yöneticilerinin yerini bildirenlere para ödülü vereceğini ilan etmesi bir illüzyon ve Türk kamuoyu bunun farkında. Yahu bunlar ne “Zati Sungur” ne sihirbaz &#8220;Mandrake&#8221;. Hesaplarına göre yaptıkları “Al Takke Ver Külah”</p>
<p>Hani anlatılır ya; vaktiyle gençten bir derviş, bir tekkeye mürid olmuş. Tekkenin gediklileri, bu yeni gelen dervişi önce bir güzel tembihlemişler: “-Burada kızmak yoktur. Ne denirse eyvallah vardır. Sabırlı olacaksın. Boynun eğik olacak, miden çok dolmayacak…” Tekkedekiler, dervişe bir hırka, bir takke, bir de tesbih vermişler. Üzerinde bulunan eski elbiselerini ve kafasındaki yağlı külahı da çıkartıp almışlar. Bir süre sonra, dervişin canı burnuna gelmiş. Bakmış olacak gibi değil. Bu müridliğe ne sabır dayanır ne can. Yüklükten eski elbiselerini ve külâhını almış. Kendisine verilen hırkayı, tesbihi ve takkeyi de geri koymuş. Kapıdan çıkarken de şöyle seslenmiş: “-Baba erenler, sizi Allah mübarek etsin. Verdim takkenizi aldım külahımı, ben gidiyorum.</p>
<p>Amerikalılar Türkiye&#8217;yle ilişkilerde meydana gelen pürüzleri bir şekilde gidermeye çalışıyor. Ağzımıza bir parmak bal çalıyorlar, karşılığında Türk sahasında oynamak ve dolayısıyla uzlaşma şansını arttırmak istiyorlar. Ancak bu tür girişimler veya Türk yetkililerin Amerikalılarla uzlaşır görüntülerinin İran ve Rusya kadar Suriye kanadını da rahatsız ettiği ortada. Nitekim Suriyeli General Hasan Ahmed Hasan’ın, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın, Fırat Nehri&#8217;nin doğusundaki Kürt güçlere karşı operasyon başlatabilecekleri yönündeki açıklaması hakkında Rusya&#8217;dan yanıt beklediklerini, Amerikan tarafıyla anlaşmamış olsa Erdoğan&#8217;ın bu tip bir açıklama yapamayacağına inandığını söylemesi, Rusların duygularına tercüman olduğunu gösteriyor. Anlayacağınız Suriyeli General Hasan Ahmed Hasan’ın suflörü Ruslar. Akıllı deliye söyletirmiş diye boşuna dememişler! Geçtiğimiz hafta Suriye devlet başkanı Beşar Esad’ın Halep’teki temaslarına bakıldığında ne demek istediğim daha net anlaşılır. PKK/YPG/DSG için “yedi kocalı Hürmüz” benzetmesi boşuna yapılmıyor.</p>
<p>Amerikalılar; Türk Silahlı Kuvvetlerinin bölgede bulunan unsurlarını İdlip’te tutarak Türk ordusunun Suriye&#8217;de Fırat&#8217;ın doğusunda &#8216;kapsamlı ve etkili&#8217; bir operasyonunu engelleme çabasında. Ancak bu şekilde PKK/YPG/DSG güçlerini koruyabileceklerini düşünüyor olmalılar. Lakin korkunun ecele faydası yok. Bu amaçla daha bu yıl terör listesine dahil ettikleri HTŞ’yi ayakta tutmak için, silah ve mühimmat desteği sağladıkları istihbarat raporlarında yer alıyor. Hatay’ın hemen güneyindeki sınır komşusu İdlib, stratejik bir mevzi ve Suriye’de iç savaşın başlangıcından beri Hatay, Afrin, Halep, Lazkiye arasında önemli konumda. Suriye’de muhalefetin son ve en önemli kalelerinden biri  olan İdlib’in tamamen terör örgütlerinden arındırılması Amerikalıların işine gelmiyor. Çünkü bölgeye yerleşebilmeleri, terör gruplarıyla çatıştıkları imajını verebilmelerine bağlı. İşte bu nedenle teröristlere ihtiyaçları var, onları besliyorlar. Türkiye’nin kontrolü altındaki İdlib’te el-Kaide’nin Suriye kolu Nusra’nın (HTŞ) İdlib’de diğer grupları tasfiye ederek hakimiyet kazanmasına ortam hazırladılar, destek sundular.</p>
<p>Şimdi de Heyet Tahrir Eş Şam’ın HTŞ  tank ve otomatik tüfeklerin yanı sıra ağır ve hafif silahların da kullanıldığı elit kuvvetler tarafından gerçekleştirilen askeri eğitim tatbikatı düzenlemesine ön ayak oluyorlar. Eğer aradan geçen süreye rağmen İdlib’te bu terör unsurları silah bırakmadıysa bilin ki bu işin arkasında Amerikalılar var ve bu teröristlerin kulağına “-sakın silah bırakmayın, teslim olmayın” diye fısıldıyorlar. Ruslarda durumun farkında. Rusya Dışişleri Bakanlığı, İdlib ‘deki tampon bölge anlaşmasını baltalamak adına cihat yanlısı savaşçıları suçladı. Dışişleri bakanlığı sözcüsü Maria Zakharova, “İdlib’de hala Rusya ile Türkiye arasında mutabakata varılan anlaşmaya uymayan HTŞ üyeleri var” dedi. 31 Ekim’de, Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konashinkov, Türkiye’nin 17 Eylül’de Soçi’de kurulan İdlib anlaşmasına ilişkin tüm sorumluluklarını yerine getirmediğini söyledi. İstedikleri kadar tatbikat, gövde gösterisi yapsınlar, sonuç belli akıbet malum. Türkiye yavaş ama temiz iş yapıyor. Zaman geçince daha net görülecektir. Türkiye’ye meydan okuyan ABD güdümlü teröristlere anladıkları dilden cevap verenlerde çıkıyor. Nasıl mı? Heyet Tahrir Eş Şam’ın HTŞ özel kuvvetler kanadının iki kıdemli üyesi İdlib’in batısında bilinmeyen failler tarafından öldürüldü. Muhalif aktivistlere göre, iki HTŞ savaşçısı Batı İdlib’deki Janoudiyah-Cisruş Şuğur yolunda seyahat ederken bilinmeyen failler tarafından öldürüldü. İki HTŞ üyesinin, Rejim Ordusuna karşı çeşitli bölgelerde savaştığı belirtildi. Saldırının sorumluluğunu üstlenen olmadı. Kurşun adrese teslim!</p>
<p>Ömür Çelikdönmez<br />
Twitter: @oc32oc32</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/idlip-amerikanci-islamcilardan-hts-temizleniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soçi’deki Mutabakat İdlib Dosyasını Kapattı mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/socideki-mutabakat-idlib-dosyasini-kapatti-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/socideki-mutabakat-idlib-dosyasini-kapatti-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürkan Zengin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Sep 2018 22:30:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[idlib]]></category>
		<category><![CDATA[soçi]]></category>
		<category><![CDATA[soçi mutabakat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2803</guid>

					<description><![CDATA[Rusya’nın hamlesi, onun küresel düzeydeki hesaplarıyla doğrudan ilgili. Bölgesel düzeyde bir hamle yaparak küresel düzeyde bir etki yaratıyor. Elbette bunu, kendi bölgesel çıkarlarını zedelemeden yapıyor. Nitekim Putin, Soçi’de, Türkiye’ye bu şekilde alan açarken ne izlediği politikadan geri adım atmış ne de elindeki bir karttan vazgeçmiştir. Türkiye’ye verdiği tek şey ‘zaman’dır. Önce bir saha gerçeğini kabul etmek durumundayız. Rusya’nın, İdlib’i önünde sonunda Suriye rejim güçlerine teslim etme hedefinden vazgeçmeyeceği gayet açıktır. Geciktirilebilir –ki Soçi’de olan budur– ama tümden rafa kaldırılması bölgenin, Rusya için önemi sebebiyle ihtimal dışı bir durumdan bahsediyoruz. Hal böyle olunca sanki İdlib sorunu nihâi bir şekilde çözülmüş gibi yazılar yazarak kendimizi ve halkı yanıltmayalım. Jeopolitiğin konuları, işin içine ‘yâranlık ve düşmanlık’ hissiyatı katılarak anlatılamaz. Bu satırları, Soçi’deki geçici İdlib mutabakatının da bu duygusallık zemininde yazılara ve konuşmalara konu olması sebebiyle vurgulama ihtiyacı duyduk. Serinkanlı bir değerlendirme, Soçi’den çıkan iki temel gerçeği bize gösteriyor: Birincisi, İdlib mutabakatı Türk diplomasisinin son yıllarda elde ettiği en önemli başarılardan biridir. Bu noktada Türkiye’nin, Tahran Zirvesi’nde bütün dünyanın gözleri önünde sergilediği net tavır ve ardından Soçi’de elde ettiği sonuç, İdlib’deki milyonlarca insana derin bir nefes aldırmış, belki binlerce insanın hayatını –en azından şimdilik– kurtarmıştır. Bir an durup tabloyu gözleriniz önüne getirin. Üç milyon &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Rusya’nın hamlesi, onun küresel düzeydeki hesaplarıyla doğrudan ilgili. Bölgesel düzeyde bir hamle yaparak küresel düzeyde bir etki yaratıyor. Elbette bunu, kendi bölgesel çıkarlarını zedelemeden yapıyor. Nitekim Putin, Soçi’de, Türkiye’ye bu şekilde alan açarken ne izlediği politikadan geri adım atmış ne de elindeki bir karttan vazgeçmiştir. Türkiye’ye verdiği tek şey ‘zaman’dır.</strong></p>
<p>Önce bir saha gerçeğini kabul etmek durumundayız. Rusya’nın, İdlib’i önünde sonunda Suriye rejim güçlerine teslim etme hedefinden vazgeçmeyeceği gayet açıktır. Geciktirilebilir –ki Soçi’de olan budur– ama tümden rafa kaldırılması bölgenin, Rusya için önemi sebebiyle ihtimal dışı bir durumdan bahsediyoruz. Hal böyle olunca sanki İdlib sorunu nihâi bir şekilde çözülmüş gibi yazılar yazarak kendimizi ve halkı yanıltmayalım. Jeopolitiğin konuları, işin içine ‘yâranlık ve düşmanlık’ hissiyatı katılarak anlatılamaz. Bu satırları, Soçi’deki geçici İdlib mutabakatının da bu duygusallık zemininde yazılara ve konuşmalara konu olması sebebiyle vurgulama ihtiyacı duyduk.</p>
<p>Serinkanlı bir değerlendirme, Soçi’den çıkan iki temel gerçeği bize gösteriyor: Birincisi, İdlib mutabakatı Türk diplomasisinin son yıllarda elde ettiği en önemli başarılardan biridir. Bu noktada Türkiye’nin, Tahran Zirvesi’nde bütün dünyanın gözleri önünde sergilediği net tavır ve ardından Soçi’de elde ettiği sonuç, İdlib’deki milyonlarca insana derin bir nefes aldırmış, belki binlerce insanın hayatını –en azından şimdilik– kurtarmıştır. Bir an durup tabloyu gözleriniz önüne getirin. Üç milyon insanın yaşadığı, çocukların okullara gittiği, üniversitelerin açık olduğu, hayatın bir şekilde devam ettiği bir şehirden bahsediyoruz. Bu insanlar daha önce Halep’te, Rakka’da, Hums’ta yaşananları, o şehirlerin nasıl harabe haline gelecek şekilde toplu imha saldırılarına mâruz kaldığını görmüştü. Hem Amerika’nın hem Rusya’nın hem Suriye rejiminin dünyanın gözleri önünde silahlı silahsız olduğuna bakmadan, kadın-erkek, çoluk çocuk demeden, kışla, okul hastane ayrımı yapmadan halı bombardımanlarıyla, varil bombalarıyla ve sıkıştığı yerlerde kimyasal silah kullanarak on binlerce insanı nasıl katlettiğini biliyordu.</p>
<p>Şimdi İdlib’de insanlar, kendilerinin de aynı kaderi paylaşmak üzere olduklarını görüyor, yürekleri ağızlarında bekliyorlardı. Böylesine bir bekleyiş içinde şehrin insanlarını, oradaki ana-babaları, çocukları, onların hâletiruhiyesini bir düşünün. Rusya’nın, Suriye rejiminin ‘vuracağız, yok edeceğiz’ şeklindeki açıklamalarından sonra ve bilhassa Tahran Zirvesi’nde Türkiye’nin, ateşkes çağrısının sonuçsuz kalmasıyla bu insanların artık hiçbir umudu kalmamıştı. Ölümü bekliyorlardı. Türkiye’nin, Soçi’den çıkarttığı karar, işte bu sebeple ‘hayata dönüş’ anlamına geliyordu ve bu mutabakatın sağlanması, insanlık adına da hayati önemdeydi. İdlib, Türkiye sayesinde en azından bir süre daha bombardıman altına alınmayacaktı. Burada bir parantez açarak belirtelim ki Türkiye, Arap Baharı’nın başından beri bütün coğrafyalarda insan odaklı bir politika izlemiştir. Türkiye içindeki entelijansiyanın kahir ekseriyeti, bunu görmek istemese de bölge insanları en son İdlib’de de görüldüğü üzere bunun farkındadır. Soçi mutabakatından sonra İdlib’de yaşayan sivil insanlarla röportajlar yapıldı, hepsi de Türkiye’den minnet ve şükran duygularıyla bahsediyorlardı. Türkiye, daha önce de bombardıman altında kalan bölgelerde insanların oradan çıkartılıp daha güvenli bölgelere ve esasen İdlib’e nakledilmelerinde büyük rol oynamıştı. Tarih, bu memleketin daha Amerika’nın, Irak’ı işgali öncesinden başlayarak bu işgalleri, katliamları, iç savaşları engelleyebilmek için harcadığı samimi gayreti yazacaktır.</p>
<p><strong>Masada Açık Duran Dosya</strong></p>
<p>Yaranlık-düşmanlık tuzağına düşmeden söylenebilecek ikinci gerçek, Soçi’deki mutabakata rağmen İdlib dosyasının henüz kapanmamış olduğudur. İdlib’de yaşayan insanlar, geçici olarak rahat bir nefes aldı, o kadar. Bu mutabakat, birtakım açık gizli temaslar için Türkiye’ye zaman kazandırdı ama tehlike bütünüyle ortadan kalkmış değil. Nitekim Rusya’nın, Soçi’de, Türkiye’ye mesajı açıktır: ‘Madem kendine güveniyorsun, buradaki silahlı örgütleri çıkartacağına inanıyorsun, peki git oradaki silahlı unsurları ikna et.’ Bu yazdıklarımız, Soçi mutabakatı için kaba bir özet gibi görünse de işin esası budur. Velhasıl öyle kimilerinin yazdığı gibi ‘emperyal senaryolara karşı kazanılmış bir zafer’ falan yok ortada. Keşke öyle olsaydı, kazanılan önemli bir mevzidir, bir zafer değil. Türk güvenlik ve istihbarat birimleri şimdi, ‘mission impossible’ yani erişilmesi neredeyse imkânsız bir hedef için kimin elinin kimin cebinde olduğu bilinmeyen bir alanda yeni katliamları engellemek, yeni ve devâsa bir göç dalgasına meydan vermemek için gayret gösterecek. İdlib içinde ve çevresinde can korkusu yaşayan yüz binler, milyonlar var, aynı şekilde Reyhanlı’nın karşısında Suriye tarafında hem de hemen birkaç yüz metre ilerisinde neredeyse bir buçuk milyon insan da son beş yıldır canını kurtarmak için ‘kendilerini Türkiye’ye atmaya hazır’ bekliyor. Bundan sonrası için Allah, Türkiye’nin ve İdliblilerin yardımcısı olsun demek icap eder.</p>
<p><strong>Putin’in Stratejik Hesapları</strong></p>
<p>İdlib ve çevresi, Rusya için birkaç açıdan önemli. Burası bir taraftan Lazkiye’ye (Rejimin Akdeniz’e açıldığı yer) bir taraftan Tartus’a (Rusya’nın deniz üssünün bulunduğu yer) ve Lazkiye’nin güney doğusundaki Rusya’nın kullanımına tahsis edilen hava üssü Hmeymim’e çok yakın bir noktada. Rusya, bu kritik sahalara bu kadar yakın bir coğrafyada silahlı muhaliflerin bulunmasını istemiyor. Ayrıca İdlib, rejimin ülke içindeki hâkimiyetini bütünüyle sağlayabilmesi için son derece önemli olan ana güzergâhları birbirine bağlayan bir konumda. Ülkenin artık harabeye dönmüş olsa da en büyük ikinci kenti Halep’i, Akdeniz kıyısındaki Lazkiye’ye bağlayan M4 yolu, İdbil’den geçiyor. Aynı şekilde başkent Şam ile Halep bağlantısı da İdlib üzerinden kuruluyor. Bu yollar üzerinde rejimin tam hâkimiyeti yok. (Türkiye ile Rusya arasında varılan mutabakatta bu yolların da yeniden ulaşıma açılması da var.) Kaldı ki İdlib yedi yıldır süren Suriye İç Savaşı’ndaki kimisi radikal kimisi Türkiye’ye müzâhir ılımlı muhalif unsurların çekildiği son ‘cep’. Buranın da rejimin eline geçmesiyle Rusya ve Suriye rejimi dünyaya, ‘İsyanı tamamen bastırdım, ülkenin tamamında kontrolü sağladım’ diyebilecek. Bütün bu sebeplerle Rusya, oradaki silahlı muhalefeti ‘bitirmekten’, İdlib ve çevresini rejime teslim etme hedefinden vazgeçmeyecektir.</p>
<p><strong>Rusya’nın Soçi’de Hesabı Neydi?</strong></p>
<p>Tahran Zirvesi’nde İran ile birlikte hareket eden, İdlib’e saldırı kararında ısrar eden Rusya, bir-iki hafta içinde neden karar değiştirip Türkiye’ye istediğini verdi? ‘Terörist yuvası’ diye gördüğü İdlib’e saldırıdan ‘şimdilik’ vazgeçip Türkiye’ye alan açmasının sebebi nedir? Bize göre Rusya’nın bu hamlesi, onun küresel düzeydeki hesaplarıyla doğrudan ilgili. Rusya bir ‘büyük devlet’ olarak önündeki dosyalara, küresel rekabet perspektifini kaybetmeden bakmaya alışık.</p>
<p>NATO üyesi Türkiye’yi, kendisine daha da yaklaştıracak –ki bu Amerika’dan uzaklaştıracak demektir. <strong>Bölgesel düzeyde bir hamle yaparak küresel düzeyde bir etki yaratıyor. Elbette bunu, kendi bölgesel çıkarlarını zedelemeden yapıyor. Nitekim Putin, Soçi’de, Türkiye’ye bu şekilde alan açarken ne izlediği politikadan geri adım atmış ne de elindeki bir karttan vazgeçmiştir. Türkiye’ye verdiği tek şey ‘zaman’dır.</strong> Öte yandan Rusya’nın bu hamlesi, uluslararası kamuoyuna, Türk- Rus mutabakatı şeklinde yansımış ve büyük yankı uyandırmıştır. Amerika, İdlib’e askeri müdahale yapılmasına açıkça karşı çıkmıştı ama Rusya’yı durdurmaya güçleri yetmemişti. Ruslar saldırıyı ‘şimdilik’ de olsa durdurma tavizini Türklere verdi. Bunun bir anlamı olsa gerek. Rus stratejik mantığı ve diplomasi geleneğinde bırakın bir şey almadan bir şey vermeyi, daha çok şey almadan bir şey vermek de yoktur. Soçi’de olan da budur.</p>
<p>Suriye sahasında ‘en büyük müttefiki’ Amerika ile hiçbir şey yapamayan Türkiye’ye Rusya, ‘Benimle yapabileceğin şeyler var’ demiş oldu ve demekle de kalmadı. Bunu ilk defa da yapmıyor. Türkiye ile Rusya, Suriye sahasında önemli sonuçları olan ‘taktik ittifaklar’ kurabildiklerini zaman zaman gösterdi. Bunun ilk ve en önemli örneği, Türkiye’nin, Afrin’e yönelik ‘Zeytin Dalı’ harekâtıydı. Türkiye o harekâtı Rusya’nın sağladığı kolaylıklar sayesinde gerçekleştirmişti. Yedi yıllık Suriye dosyası, Amerika’nın akıl almaz stratejik körlüğü yüzünden Türkiye’yi, Rusya’nın kucağına itmesinin bir hikâyesidir. Ancak hikâye burada bitmiş değil. Ne Ankara-Washington ne de Ankara-Moskova ilişkilerinin seyrine dair hikâye bitti. Öyle görünüyor ki her iki ilişki açısından da turpun büyüğü heybede.</p>
<p><strong>Turpun Büyüğü Heybede</strong></p>
<p>‘Heybe’ derken kastettiğimiz Suriye topraklarında ‘Fırat’ın doğusu’dur. Bu alan öyle görünüyor ki hem freni boşalmış şekilde yokuş aşağı giden bir kamyonu andıran Ankara-Washington ilişkilerinin kaderini hem de Ankara-Moskova ilişkilerinde başka bir evreye geçilip geçilmeyeceğini belirleyecek. Fırat’ın doğusunda 22 ayrı noktada irili ufaklı üs veya kontrol noktaları kuran, PKK’nın Suriye kolu PYD ve onun silahlı kanadı YPG’ye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Tahran Zirvesi’ndeki ifadesiyle ‘18 bin TIR’dan fazla silah veren’, kapsamlı hava harekâtları yapabilecek veya o bölgeye yapılacak hava harekâtlarını engelleyebilecek birtakım tesisler inşa eden bir Amerika gerçeğiyle karşı karşıyayız. 2003 yılından sonraki on yılda ‘en büyük müttefikimizin’, Türkiye’nin sınır hattında yarattığı ve yol verdiği iki büyük stratejik sonuç oldu: Irak ve Suriye, devlet olma vasıflarını kaybetti. Bugün bu iki ülkenin de başkentlerinde aldığı bir kararı, ülkenin tamamında uygulatma yeteneği yoktur. Irak ve Suriye, fiili olarak toprak bütünlüklerini kaybetmiş durumdalar. Amerika’nın bölgedeki hamleleri, bu durumun daha da derinleşmesine hizmet eder nitelikte. Türkiye içinde PKK üzerinden yürütülen hendek savaşları ve ardından gelen 15 Temmuz darbe hamlesi, Amerika’nın bölgedeki hesaplarının, Irak ve Suriye ile sınırlı olmadığını herkese göstermiş olmalı. Bu noktada, Amerika’nın bölgedeki tek gerçek müttefiki İsrail’in 1948 yılında kurulduğu günden bu yana stratejik olarak kendisini en fazla güvende hissettiği dönemi yaşadığını hatırlatalım. İsrail’in en başından beri ‘tehdit’ olarak gördüğü iki Arap ülkesi fiilen tehdit olma vasfını kaybetti. (Irak’ın kuzeyinden Suriye üzerinden Akdeniz’e doğru uzanacak Amerika-İsrail çizgisindeki bir kukla Kürt Devleti’nin, İsrail için megalo idea mertebesinde olduğunu da hatırlatalım.)</p>
<p><strong>Sorular Sorular</strong></p>
<p>Amerika’nın, Suriye’nin kuzey bölgelerindeki hamleleri ortadayken Rusya’nın stratejik planlarında Fırat doğusundaki durumun nereye oturduğu önemlidir. Moskova’nın bu konudaki sessizliğini ‘öncelikler’ faktörüyle açıklamak mümkün müdür bilemeyiz. Yüz yıl önce Osmanlı sonrası Orta Doğu haritası esasen içinde Rusya’nın da bulunduğu gizli pazarlıklarla şekillendirilmişti. Şimdi o gizli anlaşmadan (1916) yüz yıl sonra bölgenin büyük bir jeopolitik deprem yaşamakta olduğu şu günlerde hangi başkentler arasında ne tür pazarlıklar yapılıyor? Rusya ve Suriye rejimi, İdlib’e hâkim olmak için gösterdikleri kararlılığı Fırat’ın doğusundaki sergiler mi? Daha açıkçası, Irak’ın kuzeyinden başlayıp Suriye toprakları üzerinden Akdeniz’e uzanacak bir Kürt koridoruna Moskova’nın gerçek vizyonu nedir? Velhasıl, Mezopotamya bölgesinde yeni bir Sykes-Picot’un devrede olup olmadığını bilmiyoruz. Türkiye’nin hesaplarını, bu ihtimali gözden uzak tutmadan yapması akıllıca olacaktır.</p>
<p>Son söz olarak şunu belirtelim: 2011 Mart ayından beri Suriye’de yaşanan süreçte, Türkiye’nin başına gelmeyen kalmadı. Açıktır ki Arap Baharı’nın Suriye ayağında, Suriye’nin kendisinden sonra en büyük bedeli ödeyen ülke Türkiye’dir. Bunun hikâyesi uzun ve ancak kitaplarda anlatılabilir ama şu kadarını söyleyelim ki Türkiye, en başından beri Suriye’de iki temel politikayı hiç yalpalamadan takip etti: Türkiye, Suriye halkının serbest seçim talebini destekledi ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü savundu. Türkiye’ye, yedi yıldır bu iki doğru, medeni ve insani politikayı gütmüş ve gütmekte oluşunun bedeli ödetiliyor. Kimler tarafından? Şam’daki diktatörlüğün kendi çıkarlarına uygun olduğunu düşündükleri için bunun devam etmesini isteyenler ve Suriye’nin birkaç ayrı parçaya bölünmesini arzulayanlar tarafından.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/socideki-mutabakat-idlib-dosyasini-kapatti-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdlib Operasyonu ve Afrin</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/idlib-operasyonu-ve-afrin/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/idlib-operasyonu-ve-afrin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bora Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Nov 2017 13:24:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[2. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[idlib]]></category>
		<category><![CDATA[Kasım 2017]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1169</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye, Rusya ve İran, Kazakistan’ın başkenti Astana’da 13-15 Eylül tarihleri arasında yürütülen görüşmelerde Suriye’nin İdlib bölgesinde dördüncü çatışmasızlık bölgesini beraber koruma konusunda anlaştı. Yapılan ortak açıklamada, İdlib ve komşusu Lazkiye, Hama ve Halep bölgelerinde devriye gezmesi için üç ülkenin kendi güçlerini göndereceği belirtildi. 12 Ekim gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri İdlib’e girerek Suriye iç savaşında yeni bir dönemin başladığını ilan etti. 24 Ağustos 2016’da başlayan Fırat Kalkanı Harekatı ile güney sınırlarını kısmen güvence altına alan Türkiye, Astana süreciyle varılan uzlaşmaya dayanarak Suriye’de ikinci bir kontrol sahası elde etti. İdlib operasyonu 9 Aralık Moskova Deklarasyonu ile başlayan Türkiye-Rusya ve İran’ın garantörlüğünde yürürlüğe giren 31 Aralık ateşkesinin bir parçası. Çatışmasız bölge ilan edilen İdlib’te sükûneti Türkiye, diğer garantörler ve sahadaki unsurlarıyla sağlayacak. İdlib operasyonunun ikinci boyutu ise doğrudan Türkiye’nin, güneyinde oluşturulmaya çalışılan PYD koridorunu tamamen saf dışı bırakacak olması ve Afrin’in nötralize edilmesi. Yani Türkiye İdlib’in kuzeyinde kurmakta olduğu sınır hattıyla, terör örgütünün Halep ve Fırat’ın doğusundaki unsurlarla bağlantısını denetim altına almış hatta kesmiş olacak. İdlip operasyonun üçüncü boyutu ise son aşamasına gelinen Suriye savaşında, müzakere masasında kimin ne kadar temsil edileceği ve pazarlık kozlarının ne olacağıyla ilgili. Türkiye’nin bölgeyi denetim altına alması, muhaliflerin buradaki varlığını sürdürmesi, Astana ve Cenevre süreçlerinde önemli bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye, Rusya ve İran, Kazakistan’ın başkenti Astana’da 13-15 Eylül tarihleri arasında yürütülen görüşmelerde Suriye’nin İdlib bölgesinde dördüncü çatışmasızlık bölgesini beraber koruma konusunda anlaştı. Yapılan ortak açıklamada, İdlib ve komşusu Lazkiye, Hama ve Halep bölgelerinde devriye gezmesi için üç ülkenin kendi güçlerini göndereceği belirtildi.</strong></p>
<p>12 Ekim gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri İdlib’e girerek Suriye iç savaşında yeni bir dönemin başladığını ilan etti. 24 Ağustos 2016’da başlayan Fırat Kalkanı Harekatı ile güney sınırlarını kısmen güvence altına alan Türkiye, Astana süreciyle varılan uzlaşmaya dayanarak Suriye’de ikinci bir kontrol sahası elde etti.</p>
<p>İdlib operasyonu 9 Aralık Moskova Deklarasyonu ile başlayan Türkiye-Rusya ve İran’ın garantörlüğünde yürürlüğe giren 31 Aralık ateşkesinin bir parçası. Çatışmasız bölge ilan edilen İdlib’te sükûneti Türkiye, diğer garantörler ve sahadaki unsurlarıyla sağlayacak.</p>
<p>İdlib operasyonunun ikinci boyutu ise doğrudan Türkiye’nin, güneyinde oluşturulmaya çalışılan PYD koridorunu tamamen saf dışı bırakacak olması ve Afrin’in nötralize edilmesi. Yani Türkiye İdlib’in kuzeyinde kurmakta olduğu sınır hattıyla, terör örgütünün Halep ve Fırat’ın doğusundaki unsurlarla bağlantısını denetim altına almış hatta kesmiş olacak.</p>
<p>İdlip operasyonun üçüncü boyutu ise son aşamasına gelinen Suriye savaşında, müzakere masasında kimin ne kadar temsil edileceği ve pazarlık kozlarının ne olacağıyla ilgili. Türkiye’nin bölgeyi denetim altına alması, muhaliflerin buradaki varlığını sürdürmesi, Astana ve Cenevre süreçlerinde önemli bir koz alacak.</p>
<p>Suriye’de savaşın sonu mu?</p>
<p>Hali hazırda 7. yılını geçirdiğimiz Suriye iç savaşında açıkta kalan üç ana sorun görülüyor. Birincisi doğuda Deyr Zor ve çevresinde denetim kimin elinde kalacak? Irak-Suriye sınırını kim kontrol edecek? Bu sorunun yanıtı büyük ölçüde Irak ve Suriye’nin gelecek 10 yıldaki kaderini belirleyecek. Sınır yeniden denetim altına alınırsa iki ülke de toprak bütünlüklerini koruyabilmek adına büyük mesafe kat edecek. Aksi takdirde aşınma devam edecek.</p>
<p>İkinci konu Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin desteğiyle ülkenin beşte birini ele geçiren terör örgütü PKK’nın Suriye’deki kolu PYD’nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri nasıl bir yol izleyecek? Bir Kürt özerk bölgesi mi kurulacak yoksa Kürtlerle Araplar arasındaki gerilim iyice su yüzüne çıkarak çatırdamalar mı olacak? Bu soru Irak’ta Kürt Bölgesel Yönetimi’nin yaşadığı bozgun ve ABD’nin sessiz kalması dolayısıyla farklı bir noktaya taşındı.</p>
<p>Üçüncü konu ise altıncı Astana toplantısında çatışmasız bölge olarak belirlenen İdlib’te nasıl bir denge kurulacak? Türkiye-Rusya ve İran’ın uzlaşısı işleyecek mi? Türkiye’nin Afrin ile ilgili hedeflerine Ruslar nasıl bir yanıt verecek?</p>
<p>Elbette bu üç konunun dışında Doğu Guta, Hama ve Humus’taki direniş cephelerinin akıbeti, Halep’in yeniden canlandırılması, siyasi çözüm arayışları gibi meseleler de var. Ancak siyaset ve diplomasi büyük ölçüde sahadaki gelişmelere göre evrilecek. Temmuz ayında El Kaide’nin devamı kabul edilen Heyet Tahrir Şam’ın İdlib’i ele geçirmesiyle ABD’nin buraya müdahale edeceği imasında bulunması İdlib’e özel bir bölüm açmayı gerektiriyor.</p>
<p><strong><em>Devamı Yörünge Dergisi 2. Sayısında (Kasım/2017)</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/idlib-operasyonu-ve-afrin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
