<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hz. Musa &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/hz-musa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 29 Jun 2022 14:02:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Hz. Musa &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kötülükle/Günahla Mücadelede Tek Yöntem Dayatılamaz -Musa ve Harun Nebi Örnekleri-</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kotulukle-gunahla-mucadelede-tek-yontem-dayatilamaz-musa-ve-harun-nebi-ornekleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kotulukle-gunahla-mucadelede-tek-yontem-dayatilamaz-musa-ve-harun-nebi-ornekleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jun 2022 12:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Harun]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Musa]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[kötülük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18319</guid>

					<description><![CDATA[Hikmet[li davranış]&#160; en çok müminlere yakışır, çünkü onlar [kitap ve hikmet verilen] nebi-resulleri takip ederler, en azından bunun iddiasını güderler. O halde dinin günah olarak nitelediği kötülüklerle mücadele konusunda da onları örnek almalıdırlar, bunu yaptıkları takdirde tek tip mücadele yönteminin bulunmadığını, yöntemlerin şartlara ve muhataplara göre değişebileceğini, fıtratlara bağlı olarak yöntemlerin de farklılaşabileceğini görürler. Bunun en somut örneğini Musa ve Harun nebide görüyoruz, şöyle ki; Musa ve Harun [as], ikisi de Allah’ın kitap ve hikmet verdiği nebilerdendir [6/89,90;20/94; 37/114-117],&#160; ikisi de bize örnek gösterilmiş ve örnek alabilelim diye kıssa edilmiş. Gördüğümüz şu ki,&#160; bu iki nebi tanık oldukları bir olaya farklı tepkiler veriyorlar, yani fıtratlarına bağlı olarak mücadele yöntemleri de farklı oluyor. İkisi de kötülükle mücadele ediyor [ki asıl olan budur] ama yöntemleri farklı oluyor. Üstelik bu durum en büyük günah için[4/116], Allah’ın asla bağışlamayacağım dediği yegâne günah olan şirk için böyle oluyor. Ama Allah her iki nebinin de mücadelesini, yaklaşımını bize naklediyor, birini kıssa edip diğerini gizlemiyor. Neden? Çünkü tüm insanlar gibi bu iki nebi de farklı fıtratlara sahipler,&#160; fıtratlarına göre hareket ediyorlar ve Allah da bunu [bu farklılığı] caiz görüyor da ondan, bir nebinin yöntemini haklı/doğru, diğerini hatalı ilan etmiyor, ikisini de naklediyor. Musa daha duygusal, heyecanlı ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hikmet[li davranış]&nbsp; en çok müminlere yakışır, çünkü onlar [kitap ve hikmet verilen] nebi-resulleri takip ederler, en azından bunun iddiasını güderler. O halde dinin günah olarak nitelediği kötülüklerle mücadele konusunda da onları örnek almalıdırlar, bunu yaptıkları takdirde tek tip mücadele yönteminin bulunmadığını, yöntemlerin şartlara ve muhataplara göre değişebileceğini, fıtratlara bağlı olarak yöntemlerin de farklılaşabileceğini görürler.</p>



<p>Bunun en somut örneğini Musa ve Harun nebide görüyoruz, şöyle ki;</p>



<p>Musa ve Harun [as], ikisi de Allah’ın kitap ve hikmet verdiği nebilerdendir [6/89,90;20/94; 37/114-117],&nbsp; ikisi de bize örnek gösterilmiş ve örnek alabilelim diye kıssa edilmiş.</p>



<p>Gördüğümüz şu ki,&nbsp; bu iki nebi tanık oldukları bir olaya farklı tepkiler veriyorlar, yani fıtratlarına bağlı olarak mücadele yöntemleri de farklı oluyor.</p>



<p>İkisi de kötülükle mücadele ediyor [ki asıl olan budur] ama yöntemleri farklı oluyor. Üstelik bu durum en büyük günah için[4/116], Allah’ın asla bağışlamayacağım dediği yegâne günah olan şirk için böyle oluyor.</p>



<p>Ama Allah her iki nebinin de mücadelesini, yaklaşımını bize naklediyor, birini kıssa edip diğerini gizlemiyor. Neden? Çünkü tüm insanlar gibi bu iki nebi de farklı fıtratlara sahipler,&nbsp; fıtratlarına göre hareket ediyorlar ve Allah da bunu [bu farklılığı] caiz görüyor da ondan, bir nebinin yöntemini haklı/doğru, diğerini hatalı ilan etmiyor, ikisini de naklediyor.</p>



<p>Musa daha duygusal, heyecanlı ve sabırsız (18/71-78;20/92-94), Harun ise daha kontrollü ve soğukkanlı (20/92-94).</p>



<p>Musa fiziksel olarak daha güçlü, tepkisel ve ön planda (20/40,28/15), Harun ise geri planda ama söz ve belagat ustası (26/13;28/34).</p>



<p>Musa fiziksel olarak daha güçlü olmasına rağmen Firavun’a giderken korkuyor ve Harun’un da yanında olmasını istiyor (28/34), çünkü muhtemelen orada daha soğukkanlı ve kontrollü olan Harun’a, onun belagatine ve temkinine ihtiyacı olacak, onu düşünüyor.</p>



<p>Nitekim Rabbimiz de onları Firavun’a gönderirken ‘Ona yumuşak/güzel konuşun’ diyor (20/44).</p>



<p>Adeta Musa’ya ‘sinirlenme, heyecanlanma, sakin ol…!’ mesajını veriyor ve ‘Harun gibi davran!’ diyor [Allahu a&#8217;lem].</p>



<p>Ama buna rağmen Musa ön planda, çünkü yanına gittiklerinde Firavun ‘Ey Musa! Sizin Rabbiniz kim?’ diyor, yani Musa’yı muhatap alıyor (20/49).</p>



<p>Bu iki Nebi arasında fıtratlarından kaynaklanan davranış farkını en briz biçimde şirkle mücadelelerinde görüyoruz; Mesela Harun Samiri’nin şirkine [buzağıdan heykel yapmasına] karşı daha temkinli davranırken (bu heykele açıktan bir müdahalede bulunmazken), Musa bu olaya karşı açıktan tepki gösteriyor (20/92-94). Hatta –tabiri caizse- onu hırpalıyor. Kuşkusuz ikisi de şirkle mücadele ediyor, buna şüphe yok ama Musa Harun’un tavrını yanlış buluyor ve onu ‘emre itaatsizlik (isyan)’ ile suçluyor (20/93).</p>



<p>Ama Allah, özellikle şirk konusunda en ufak bir sürçmede nebilerini hemen ikaz ederken, Harun nebiyi herhangi bir yerde ikaz etmiyor [9/113,114]. Demek ki o da şirkle mücadelesini yapmış ama bunu kendi fıtratına uygun bir şekilde yapmıştır (20/90,91), bunun aksi düşünülemez.</p>



<p>Kısaca Rabbimiz -aynı günaha karşı farklı tepkiler veren- bu iki Nebiyi de bize kıssa ediyor, ‘Musa’nın haklı, Harun’un haksız olduğunu’ bildiren veya ‘Harun’un şirke müsamaha gösterdiğini ima eden’ herhangi bir beyanda bulunmuyor.</p>



<p>Demek ki Musa ve Harun örneğinde olduğu gibi başta şirk olmak üzere zina ve eşcinsellik gibi pek çok güncel günahla mücadele ederken de farklı yöntemler tercih edilebilir. Tek tip yöntem dayatmak ve hikmete aykırı davranışlarda bulunmak doğru değildir.</p>



<p>O halde yapılması gereken şey tek tipten oluşan bir mücadele yöntemini dayatmak değil, şartlara ve muhataplara göre geliştirilen hikmetli yöntemlerle hareket etmektir…</p>



<p>Yani bazen Musa gibi bazen Harun gibi davranmaktır, çünkü ikisi de Nebevi yöntemdir, ikisi de caizdir.</p>



<p>Günümüz koşullarında sizce hangi nebevi yaklaşım daha hikmetli olur? Musa gibi tepkisel ve fiziksel müdahalelere dayalı bir yaklaşım mı yoksa Harun gibi söz ve belagate dayalı bir yaklaşım mı?&nbsp;</p>



<p>Kitap ve hikmet…</p>



<p>Akıl, bilim ve hikmet…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kotulukle-gunahla-mucadelede-tek-yontem-dayatilamaz-musa-ve-harun-nebi-ornekleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an&#8217;daki Bu Kıssayı Hiç Duymuş Muydunuz?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kurandaki-bu-kissayi-hic-duymus-muydunuz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kurandaki-bu-kissayi-hic-duymus-muydunuz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Soner DUMAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2020 08:16:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Musa]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15067</guid>

					<description><![CDATA[Cenab-ı Hak, Hz. Musa zamanında Yahudiler Mısır’dan çıktıktan sonra onları mukaddes topraklara yerleştirmek ister. (Bu toprakların Filistin, Şam veya Ürdün olduğu yönünde farklı görüşler vardır.) Ancak bunun için Yahudilerin o topraklarda bulunanlarla mücadeleye hazır olması gerekir. Hz. Musa, kavmi içinden on iki temsilci seçerek keşif yapmak üzere bu topraklara gönderir. Keşif için gidenler oralarda güçlü, kuvvetli, zorba insanların yaşadığını görerek ürkerler. Durumu gelip Hz. Musa’ya bildirirler. Hz. Musa, bu bilgiyi halka yaymamalarını, aksi takdirde halkın şevk ve cesaretinin kırılacağını belirtir. Buna rağmen iki kişi dışında diğerleri bu bilgiyi halka yayarlar. Bunun üzerine halk, o topraklarda bulunanlarla savaşmaktan korkar. Hz. Musa’nın bütün emir ve teşviklerine rağmen savaştan geri dururlar. Bunun üzerine Hz. Musa Allah’a “bu kavimle aramızı aç” diye dua eder. Sonunda o topraklar o Yahudilere kırk yıl haram kılınır ve Yahudiler kırk yıl boyunca çöllerde kalmak zorunda kalır. Şimdi bu kıssanın ana hatlarını Mâide Sûresinden takip edelim: Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Allah&#8217;ın size (lütfettiği) nimetini hatırlayın; zira O, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Alemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi.Ey kavmim ! Allah&#8217;ın size (vatan olarak) yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.Onlar şu cevabı verdiler: Ey Musa! Orada zorba bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Cenab-ı Hak, Hz. Musa zamanında Yahudiler Mısır’dan çıktıktan sonra onları mukaddes topraklara yerleştirmek ister. (Bu toprakların Filistin, Şam veya Ürdün olduğu yönünde farklı görüşler vardır.) Ancak bunun için Yahudilerin o topraklarda bulunanlarla mücadeleye hazır olması gerekir. Hz. Musa, kavmi içinden on iki temsilci seçerek keşif yapmak üzere bu topraklara gönderir. Keşif için gidenler oralarda güçlü, kuvvetli, zorba insanların yaşadığını görerek ürkerler. Durumu gelip Hz. Musa’ya bildirirler. Hz. Musa, bu bilgiyi halka yaymamalarını, aksi takdirde halkın şevk ve cesaretinin kırılacağını belirtir. Buna rağmen iki kişi dışında diğerleri bu bilgiyi halka yayarlar. Bunun üzerine halk, o topraklarda bulunanlarla savaşmaktan korkar. Hz. Musa’nın bütün emir ve teşviklerine rağmen savaştan geri dururlar. Bunun üzerine Hz. Musa Allah’a “bu kavimle aramızı aç” diye dua eder. Sonunda o topraklar o Yahudilere kırk yıl haram kılınır ve Yahudiler kırk yıl boyunca çöllerde kalmak zorunda kalır.</p>



<p>Şimdi bu kıssanın ana hatlarını Mâide Sûresinden takip edelim:</p>



<ol class="wp-block-list" start="20"><li>Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Allah&#8217;ın size (lütfettiği) nimetini hatırlayın; zira O, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Alemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi.</li><li>Ey kavmim ! Allah&#8217;ın size (vatan olarak) yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.</li><li>Onlar şu cevabı verdiler: Ey Musa! Orada zorba bir toplum var; onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.</li><li>Korkanların içinden Allah&#8217;ın kendilerine lütufda bulunduğu iki kişi şöyle dedi: Onların üzerine kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. Eğer müminler iseniz ancak Allah&#8217;a güvenin.</li><li>[Yahudiler:] &#8220;Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde, sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız&#8221; dediler.</li><li>Musa: &#8220;Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hakim olamıyorum; bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır&#8221; dedi.</li><li>Allah, &#8220;Öyleyse orası (arz-ı mukaddes) onlara kırk yıl yasaklanmıştır; (bu müddet içinde) yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Artık sen, yoldan çıkmış toplum için üzülme&#8221; dedi.</li></ol>



<p>Bu kıssada öyle derin mesajlar yüklü ki… Ancak biz, en bâriz olan dört tanesine kısaca temas edelim.</p>



<ol class="wp-block-list"><li>İman ediyorsan Allah’a ve peygamberine saygılı ol:</li></ol>



<p>Hakkıyla iman edenler Cenab-ı Hakk’a ve onun peygamberine karşı saygısızlık anlamına gelecek şeylerden uzak durmalıdır. Bu kıssada, Peygamberine “sen ve Rabbin gidip savaşın, biz burada oturacağız” diyen ve Peygamberine hitap ederken “Ey Musa!” diye sıradan bir insana hitap eder gibi üslup kullanan Yahudilerin Cenab-ı Hakk’a ve onun peygamberlerine ne kadar saygısız davrandıklarını görüyoruz. Rabbimiz bu kıssa üzerinden tüm zamanların insanlarına da bir ders veriyor.</p>



<p>Bir Hz. Musa&#8217;nın ashabına bakın, bir de Allah Resûlü Hz. Muhammed Mustafa&#8217;nın (s.a.v.) ashabına. Bedir savaşı öncesinde Allah Resûlü, ashabı ile savaş konusunda istişare yaptı. Medine&#8217;den savaş yapmak için değil, Ebu Süfyan komutasındaki kervanı basmak için ayrılmışlardı. Ama kervanın kurtulduğu, buna karşılık 1000 kişilik bir ordunun geldiği haber alınınca Allah Resûlü savaş yapıp yapmama fikrini ashabına sordu. Ashab-ı kiram adına konuşan Mikdad ona şöyle dedi: &#8220;Ya Resûlallah, bize denize dal desen seninle birlikte denize dalarız. Hiçbirimiz de geri kalmaz. Biz sana Musa&#8217;nın kavminin dediği gibi demeyiz. Biz sana deriz ki Sen ve Rabbin savaşın, biz de seninle birlikte savaşacağız deriz.&#8221; (Buharî)</p>



<p>Bugün ise İslam ümmeti içinden de Cenab-ı Hakk’a ve Allah Resûlü’ne (s.a.v.) saygıda kusur edenler bundan ibret almalı, yaptıkları davranışın daha önce Yahudiler tarafından yapılanın benzeri olduğunu fark etmelidirler.</p>



<ol class="wp-block-list" start="2"><li>Kader iki yönlüdür:</li></ol>



<p>Allah, mukaddes toprakları Yahudilere yazdığını, onlar için takdir ettiğini belirttiği halde Yahudilerin burayı ele geçirmek için cihad etmelerini farz kılmıştı. Burada kaderin sırrını görüyoruz. Cenab-ı Hak bir şeyi takdir ve tayin eder ancak mutlaka kulun da burada emek ve çabasına yer vardır. Kaderin bir ucu Allah’ın takdirine, diğer ucu kulun gayretine bağlanmıştır. Allah takdir etmediyse kulun gayreti neticeyi değiştirmez. Allah takdir etmiş olsa bile kul bu takdiri elde etmek için gayret göstermiyorsa Allah da takdirinden onları mahrum eder. Yahudiler için takdir edilmiş olan mukaddes topraklar, orası için cihad etmekten kaçınan topluluğa haram kılındı ve onlar ceza olarak kırk yıl çölde kaldılar. Takdir kendilerine ulaşmadı.</p>



<p>Öyleyse her mümin, kendisi için takdir edilen uğrunda gayret göstermesi gerektiğini bilmelidir. Mesela bütün canlıların rızkını Rabbimiz takdir etmiştir, ancak aynı Rabbimiz bizden rızkımızın peşinden koşmamızı defaatle emretmiştir. Hal böyle iken &#8220;nasıl olsa rızkımı Rabbim takdir etmiş, ben de bir köşede oturup rızkımı bekleyeyim&#8221; dersek o zaman kader ve tevekkülün manasını ıskalamış oluruz.</p>



<ol class="wp-block-list" start="3"><li>Sen üzerine düşeni yap, ondan sonra Allah’tan iste</li></ol>



<p>Cenab-ı Hak, müminlerin başarılı olabilmelerini bir takım kurallara bağlamıştır. Bu kurallara uymayan müminler hayatta başarılı olamazlar. Müminler kendilerine düşeni yapmaları gerekirken kenarda oturup işi Allah’tan beklemeleri doğru olmaz. Rabbimiz İslam ümmetinin başarılı olmasını “Allah’ın dinine yardım etmek için gayret gösterme”ye bağlamış ve “Siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve [küffar karşısında] ayaklarınızı sabit kılar” (Muhammed, 7) buyurmuştur. Günümüzde İslam toprakları tarumar olurken, Müslümanlar öldürülürken bütün müminlerin olan bitene seyirci kalıp, kenarda oturup bütün bunlara Allah’ın müdahale etmesini istemeleri, tam bir benzerlik şeklinde olmasa bile bir ölçüde Yahudilerin Hz. Musa’ya “sen ve Rabbin savaşın, biz burada oturacağız” demelerine benzemektedir.</p>



<p>Bir konuda dua edecek olan müminin o konuda elinden geleni yapmış olması gerekir. Bunu yapmadan, gayret göstermeden doğrudan Allah’tan istemek tevekküle aykırıdır. Tevekkül, sebeplere sarılmayı ama sonucu Allah’tan bilmeyi gerektirir.</p>



<ol class="wp-block-list" start="4"><li>Güçlü olan değil Hakkın yanında olan galip gelir.</li></ol>



<p>Mümin iman etmeli ki düşman ne kadar güçlü kuvvetli olursa olsun eğer Allah müminlere yardım ederse onlara galip olabilecek olan yoktur. Ancak Allah&#8217;ın yardım ve desteği olmadan güç ve kuvvet hiçbir işe yaramaz. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurur:</p>



<p>&#8220;Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Müminler ancak Allah&#8217;a güvenip dayanmalıdırlar.&#8221; (Âl-i İmran, 160)</p>



<p>Tarih boyunca nice az topluluklar, Allah&#8217;ın izin ve yardımıyla büyük toplulukları yenmiştir.</p>



<p>&#8220;Nice az sayıda bir birlik Allah&#8217;ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir, &#8221; (Bakara, 249)</p>



<p>Öyleyse kuvvet çokta değil Hak&#8217;tadır.</p>



<p>Rabbimiz bu kıssayı hakkıyla anlayıp gereğini hayatına yansıtanlardan eylesin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kurandaki-bu-kissayi-hic-duymus-muydunuz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
