<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hz. Muhammed &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/hz-muhammed/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 03 Jan 2022 08:27:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>hz. Muhammed &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hz. Peygamber ve Dinin Anlaşılması</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hz-peygamber-ve-dinin-anlasilmasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hz-peygamber-ve-dinin-anlasilmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Jan 2022 08:27:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17993</guid>

					<description><![CDATA[İlahî dinleri diğer dinlerden ayıran aşkın tanrı, ahiret ve melek inancı gibi bazı temel ölçütler vardır. Bunların yanı sıra Şehbenderzâde Ahmed Hilmi’nin deyimiyle tarihî şart yani dinin tarihteki gerçekliğinin belgesi demek olan peygamberlik, diğer bir ayırt edici özelliktir. Peygamberliği bu kadar önemli kılan, hak dinlerin ilahî bilgiye dayanması, bu bilginin de ancak peygamberlik kurumu vasıtasıyla bilinir olmasıdır. Zaten Kur’an’da peygamber kıssalarının ve indirilen kitapların sıkça ve genişçe anlatılmasının hikmeti de bu olsa gerektir. Tevrat, İncil ve Zebur gibi bilinen üç kitabın yanı sıra Hz. İbrahim’e verilen sahifelerden bahsedilmesi ve Kur’an’ın bunları tasdik eden bir kitap olarak geldiğinin belirtilmesi, ilahî bildirimlerin bir birini takip ettiğinin ve aralarında tutarlılığın bulunduğunun/bulunması gerektiğinin delilidir. “De ki: Ben peygamberler arasında benzeri olmayan biri değilim yani ilk defa peygamber olarak gelen ve ilk defa kitap getiren değilim. Öte dünyada bana ve size ne gibi bir muamelede bulunulacağını da bilemem. Ben sadece vahiyle bana bildirilene tabi olurum. Ben ancak ve ancak bir uyarıcıyım.” (Ahkâf 46/9) ayeti Hz. Peygamber’in (sav) Hz. Âdem’den başlayan ve kendisine kadar kesintisiz gelen peygamberler zincirinin son halkası olduğunu ifade eder. “O, peygamberlerin sonuncusudur” (Ahzâb 33/40) ayeti de bu hakikatin tasdik ve tespitidir. Bu çerçeveden olmak üzere, oryantalistlerin Hz Peygamber ve İslam tarihi hakkında &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İlahî dinleri diğer dinlerden ayıran <em>aşkın tanrı, ahiret ve melek</em> inancı gibi bazı temel ölçütler vardır. Bunların yanı sıra Şehbenderzâde Ahmed Hilmi’nin deyimiyle <em>tarihî şart</em> yani dinin tarihteki gerçekliğinin belgesi demek olan peygamberlik, diğer bir ayırt edici özelliktir. Peygamberliği bu kadar önemli kılan, hak dinlerin ilahî bilgiye dayanması, bu bilginin de ancak peygamberlik kurumu vasıtasıyla bilinir olmasıdır. Zaten Kur’an’da peygamber kıssalarının ve indirilen kitapların sıkça ve genişçe anlatılmasının hikmeti de bu olsa gerektir. Tevrat, İncil ve Zebur gibi bilinen üç kitabın yanı sıra Hz. İbrahim’e verilen sahifelerden bahsedilmesi ve Kur’an’ın bunları tasdik eden bir kitap olarak geldiğinin belirtilmesi, ilahî bildirimlerin bir birini takip ettiğinin ve aralarında tutarlılığın bulunduğunun/bulunması gerektiğinin delilidir. “De ki: Ben peygamberler arasında benzeri olmayan biri değilim yani ilk defa peygamber olarak gelen ve ilk defa kitap getiren değilim. Öte dünyada bana ve size ne gibi bir muamelede bulunulacağını da bilemem. Ben sadece vahiyle bana bildirilene tabi olurum. Ben ancak ve ancak bir uyarıcıyım.” (Ahkâf 46/9) ayeti Hz. Peygamber’in (sav) Hz. Âdem’den başlayan ve kendisine kadar kesintisiz gelen peygamberler zincirinin son halkası olduğunu ifade eder. “O, peygamberlerin sonuncusudur” (Ahzâb 33/40) ayeti de bu hakikatin tasdik ve tespitidir.</p>



<p>Bu çerçeveden olmak üzere, oryantalistlerin Hz Peygamber ve İslam tarihi hakkında ileri sürdükleri iddialara cevap vermek amacıyla kaleme aldığı <em>Büyük İslam Tarihi</em> adlı kitabının ‘Önsöz’ünde Abdurrahim Zapsu şu kanaatini dile getirir: “Ahir zaman peygamberi bulunan Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselamın şahsiyeti tebellür etmedikçe İslam dini hakkında bir kanaat elde edilemez”. Batılı bir araştırmacı olan Karen Amstrong, <em>Muhammad A Biography of the Prophet</em> adlı kitabında batılılara, eski önyargılarından vazgeçmeleri çağrısı yaptıktan sonra, İslam’ın doğru anlaşılması için ‘Muhammed’ (sav) figüründen başlanması gerektiği görüşünü dile getirir.</p>



<p>Demek ki Hz. Peygamber (sav) dini bilmenin ve öğrenmenin temel ve yegâne kaynağıdır. O’nun yok sayılması, göz ardı edilmesi veya paranteze alınması, din diye bir yapıdan bahsetme imkânını ortadan kaldırır. Ayrıca Hz. Peygamber’in (sav) kelime-i şehadette geçen kul (abd) ve elçi (rasûl) sıfatlarını birbirinden ayırmak veya sadece birine indirgenmek, abartılı yüceltme veya kutsama sonucu hayalî bir varlığa dönüştürmek, İslam açısından kabul edilebilir değildir ve bu tür yaklaşımların öncelikle dine zarar verdiği açıktır.</p>



<p>Bu durumda peygamberliği, bir anlamda dinin mihveri olarak nitelemek de mümkündür. Çünkü din peygamberlerden öğrenilmektedir. Bu hakikatin farkında olan âlimlerimiz, peygamberlik kurumunun korunması için azamî gayret göstermişler; başta Hz. Muhammed Mustafa (sav) olmak üzere peygamberlerin kişiliklerine ve kimliklerine zarar verecek tanım, tasvir ve yakıştırmalardan uzak durulması hususunda uyarılarda bulunmuşlar; bu tür faaliyet yürütenlerin ileri sürdükleri delilleri (şüpheler) geçersiz kılmak için de, yazdıkları yüzlerce kitabı bugüne miras bırakmışlardır.</p>



<p>Bakıldığında dünün müşriklerinden bugünün İslam düşmanlarına kadar hepsinin Hz. Peygamber’i hedef almaları, itibarsızlaştırmak için her türlü iftiraya başvurmaları, ellerindeki tüm araçları bunun için kullanmaları peygamberliğin dindeki yerinin ne kadar önemli olduğunu göstermeye yeter. Dünün müşriklerinin küçük düşürücü istihzaları neyse bugünün densizlerinin karikatür veya espri adı altında ortaya koydukları seviyesizlik de aynı şeydir. Bazı nasipsizlerin O’nun getirdiği hakikati “ortaçağ zihniyeti” diyerek küçümsemelerini, kendilerinin ortaçağın ötesindeki sapkınlıkları sahiplenmelerini ört bas etmenin telaşı olarak değerlendirmek gerekir.</p>



<p>Sonuç olarak İslam’ın anlaşılması, gerçek kimliğiyle Hz. Peygamber’in anlaşılmasına bağlıdır. Bugün O’nunla doğrudan temas kuramayacağımıza göre, ölçümüz O’nun söz, fiil ve onayının ifadesi olan <em>sünnet-i seniyye</em> ve öğrencileri olan sahabilerinin ittifak ettikleri hususular yani <em>icmâdır</em>.</p>



<p>Bununla birlikte tarihî şahsiyetlerin zamanın ilerlemesine paralel olarak taraftarlarının veya karşıtlarının zihin dünyalarında farklı tasavvurlar şeklinde ortaya çıkacağı, diğer bir deyişle, tarihî şahsiyeti herkesin kendisine göre bir ‘model’ haline getireceği de yadsınamaz bir gerçektir. Mezhepler bu gerçeğin tarihî ve somut örnekleridir. Ancak bu, <em>aslı</em> tamamen dönüştürmek yani tahrif etmek noktasına götürülmemelidir. Zira bir tarihî şahsiyetin ‘gerçek tarihi kimliği’ ile bağlarının tamamen koparılması veya aslına aykırı bir şekilde dönüştürülmesi, yok sayılması veya hayalî bir varlığa indirgenmesi anlamına gelir.</p>



<p>Bize düşen, Hz. Peygamber hakkında zihinlerde oluşmuş asılsız tortuların gerisindeki gerçek peygamber tasavvurunu keşfetme ve temel kaynaklarda tasvir edildiği şekliyle zihinlerde her daim makes bulmasını sağlama gayreti ve titizliği içerisinde olmaktır. </p>



<p>“De ki: Ben sadece sizin gibi bir insanım. Şu var ki bana ilahınızın ancak bir ilah olduğu vahiyle bildirilmekte. Artık her kim Rabbine kavuşmayı bekliyorsa doğru, güzel ve faydalı işler yapsın ve ibadetinde hiçbir şeyi Rabbine ortak koşmasın.” (Kehf 18/110).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hz-peygamber-ve-dinin-anlasilmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz. Peygamber&#8217;in Hz. Zeynep ile Evliliğine Niçin Takılıyorlar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hz-peygamberin-hz-zeynep-ile-evliligine-nicin-takiliyorlar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hz-peygamberin-hz-zeynep-ile-evliligine-nicin-takiliyorlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2021 12:58:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[hz. Muhammed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16598</guid>

					<description><![CDATA[-Hocam, Ahzab 37. ayette geçen Hz. Peygamber’le Hz. Zeyneb’in evliliğine takılıyor bazıları. Zeynep kimdir ve olayın aslı nedir?-Evet, ilginç bir takıntı. İlginç olduğu kadar da şaşırtıcı. Efendim, Hz. Peygamber’in ailesinde iki Zeynep var. Biri kızı diğeri eşi. Kızı Zeyneb’in de hayatı çile dolu. Uzun süre hicret edemedi. Kocası izin vermedi, Mekke’de mahsur kaldı. Hicret yolunda saldırıya uğradı ve yaralandı. Otuz bir yaşında vefat etti. Gerçi cahiliye dönemi kadınlarının hepsinin hayatı çileliydi. Ne hakları vardı ne değerleri. Babalarından kalan mala bile mirasçı olamazlardı. Daha kötüsü miras malı gibi görülürlerdi. İslam geldi de haklarında ciddi düzelmeler oldu. Bugünden o güne bakanlar anakronizm türü hikayeler yazıyorlar. -Hocam eş olan Zeynep demiştik.-Ona geldik da. Cahş’ın kızı Zeynep. Rahmet Peygamberinin halakızı. Büyüyüp evlilik çağına geldiğinde Hz. Peygamber, kölelikten azat edip evlatlık edindiği ve yanında yetiştirdiği Zeyd’le evlendirmiş onu. Ancak yapılan evlilik yürümemiş. Zeyd’in dediği yürümeme nedeni: “Zeyneb’in kendisini küçümsemesi”. Anlaşılan eşler arasında anlaşma ve ünsiyet sağlanamamış, uyumsuzluk giderilememiş. Peygamberimiz Zeyd’in boşanma gerekçesini yeterli görmemiş olacak ki, evliliğin devamında ısrar etmiş. Her şeyi bilen Yüce Allah, bu evliliğin bu şartlarda yürümeyeceğini ve Zeyneb’in boşanma sonrası kendisiyle evleneceğini haber vermiş. Yani yürümeyecek evlilikte ısrar etmemesi gerektiğini bildirmiş. Neticede Zeyd’le Zeynep boşanmış. Belli bir zaman geçtikten sonra Hz. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>-Hocam, Ahzab 37. ayette geçen Hz. Peygamber’le Hz. Zeyneb’in evliliğine takılıyor bazıları. Zeynep kimdir ve olayın aslı nedir?<br>-Evet, ilginç bir takıntı. İlginç olduğu kadar da şaşırtıcı. Efendim, Hz. Peygamber’in ailesinde iki Zeynep var. Biri kızı diğeri eşi. Kızı Zeyneb’in de hayatı çile dolu. Uzun süre hicret edemedi. Kocası izin vermedi, Mekke’de mahsur kaldı. Hicret yolunda saldırıya uğradı ve yaralandı. Otuz bir yaşında vefat etti. Gerçi cahiliye dönemi kadınlarının hepsinin hayatı çileliydi. Ne hakları vardı ne değerleri. Babalarından kalan mala bile mirasçı olamazlardı. Daha kötüsü miras malı gibi görülürlerdi. İslam geldi de haklarında ciddi düzelmeler oldu. Bugünden o güne bakanlar anakronizm türü hikayeler yazıyorlar.</p>



<p>-Hocam eş olan Zeynep demiştik.<br>-Ona geldik da. Cahş’ın kızı Zeynep. Rahmet Peygamberinin halakızı. Büyüyüp evlilik çağına geldiğinde Hz. Peygamber, kölelikten azat edip evlatlık edindiği ve yanında yetiştirdiği Zeyd’le evlendirmiş onu. Ancak yapılan evlilik yürümemiş. Zeyd’in dediği yürümeme nedeni: “Zeyneb’in kendisini küçümsemesi”. Anlaşılan eşler arasında anlaşma ve ünsiyet sağlanamamış, uyumsuzluk giderilememiş. Peygamberimiz Zeyd’in boşanma gerekçesini yeterli görmemiş olacak ki, evliliğin devamında ısrar etmiş. Her şeyi bilen Yüce Allah, bu evliliğin bu şartlarda yürümeyeceğini ve Zeyneb’in boşanma sonrası kendisiyle evleneceğini haber vermiş. Yani yürümeyecek evlilikte ısrar etmemesi gerektiğini bildirmiş. Neticede Zeyd’le Zeynep boşanmış. Belli bir zaman geçtikten sonra Hz. Peygamber’in teklifine Zeyneb olumlu cevap vermiş ve evlenmişler.</p>



<p>-Evlatlığın boşanmış hanımıyla evlenilir mi?<br>-Ben de bir soru sorayım: Bir insanın çocuğu, başkasının evladı sayılabilir mi? Benim çocuğum olacak, bir başkası bunu alıp kendi çocuğu yapacak? Bu hak ve adalet mi? Nitekim Ahzab Sûresi 5. ayette “İnsanları gerçek babalarının ismiyle çağırın. Allah katında en adaletlisi budur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır.” Öyleyse bir çocuk ancak gerçek biyolojik anne-babasına nispet edilebilir. Yine aynı Surenin 40. ayetinde “Muhammed sizden hiçbir erkeğin babası değildir, o sadece Allah’ın elçisidir ve peygamberlerin sonuncusudur.” Bu ayette, Hz. Peygamber’in Zeyd’in babası olmadığı açıkça ifade edilmekte. Bu ayetten çıkarılacak genel hüküm şudur: Bir kişinin çocuğu başkasına nispet edilemez ve yine hiç kimse başkasının çocuğuna babalık iddiasında bulunamaz. İşte bu şekilde evlatlık kurumu kaldırılmak suretiyle Hz. Peygamber’le Zeyd arasındaki evlatlık ilişkisi sonlandırılmış oldu. Sonuçta Zeyd gerçek babasına nispet edildi. Zeyd’in gerçek biyolojik babası Hârise idi. Bu gelişme sonucunda Hârise’nin oğlu Zeyd diye anıldı. Ama din kardeşliği ve dostluk baki kaldı. Bu durumda Hz. Peygamber’in Zeyd’in boşanmış eşiyle evlenmesinde dinen ve hukuken hiçbir engel kalmamış oldu. Kaldı ki aynı ayette yer alan “Evlatlıklarının evlilik ilişkisinin bittiği eşleriyle evlenmeleri hususunda müminlere bir zorluk olmasın diye seni o kadınla evlendirdik” ifadesi, bu evlilik kararının tamamıyla Yüce Allah’a ait olduğunu göstermekte. Demek ki bu evliliğin hikmeti, konulan ilahi hükmün Hz. Peygamber üzerinden uygulanmasıdır. Ayrıca bu uygulama, sadece Hz. Peygamber’e ve o döneme özel ve özgü değil, tüm zamanlar ve bütün Müslümanları kapsayacak genişliktedir. Bunun anlamı, bu hüküm o gün geçerli olduğu gibi bugün de geçerlidir.</p>



<p>-Halakızıyla evlilik. Bir de ona gönlü düşmüş deniyor.<br>-Hz. Zeyneb’in halakızı olması evliliğe engel değil. Böylesi evlilik sadece İslam’da değil, bütün hukuk sistemlerinde geçerli. Hz. Peygamber’in gönlünün düşmesine gelince, maalesef bazı eski kaynaklarımızda bu konu yer almakta. Onlar bu gönül meselesini ayette geçen “Allah’ın açıklayacağı şeyi içinde gizliyordun” ifadesinden çıkarmışlar. Gizlediği şeyin Zeyneb’e olan sevgisi olduğunu ileri sürmüşler. Hatta daha ileri gidip bunu asılsız olan Hz. Davud’un askerlerinden biri olan Uriya’nın karısıyla evlenmesi hikâyesine benzetmişler. Hz. Davud hakkındaki bu hikayenin uydurma olduğu bir peygambere yakışmayan nitelik taşıdığı âlimlerimizin çoğu tarafından söylenir ve itibar edilmemesi gerektiği vurgulanır. Bu olay, Matta İncil’nin başındaki şecere kısmında “Davud, Uriya’nın karısından doğan Süleyman’ın babasıydı.” diye ifade edilmiş. Hikayenin tamamı, Kitab-ı Mukaddes’te II. Samuel’de (ab 11-12) anlatılmaktadır. İlgilenenler oraya bakabilir. Üzüntüyle belirtmek gerekir ki, bu olay oralardan nakledilmek suretiyle bazı tefsirlerimizde de yer bulmuştur. Hz. Zeynep olayının ona benzetilmesi ise hakikaten daha vahim bir durumdur.</p>



<p>-Hz. Peygamber’in gönlünün düşmesi doğru değil o zaman?<br>Tabi ki, değil! Zaten bu bilgiler, sahih olmayan haberler ve yorumlara dayanıyor. İmam Matüridî gibi müfessirler bu haber ve yorumları doğru bulmuyorlar ve reddediyorlar. Kaldı ki, Zeynep Hz. Peygamber’in bilmediği ve görmediği bir kız değildi. Halasının kızıydı. Hz. Zeyneb’in güzelliği Zeyd’le evlendikten sonra da ortaya çıkmadı. Denildiği gibi bir gönül işi olsaydı, Peygamberimiz baştan kendisine nikahlardı onu. Zeyneb validemizin “Allah beni Hz. Peygamber’le evlendirdi” sözü de bu evliliğin gönül düşmesiyle değil, Yüce Allah’ın izni ve iradesiyle gerçekleştiğini göstermekte.</p>



<p>-Peki, Hz. Peygamber’in gizlediği neydi?<br>Hz. Peygamber’in gizlediği şey, yukarıda geçen Yüce Allah’ın kendisine haber verdiği “Zeyneb’in boşanacağı ve kendisiyle evleneceği” bilgisi. Çünkü cahiliye Arapları evlatlıklarının boşanmış eşleriyle evlenmeyi yasak sayıyorlardı. Her ne kadar evlatlık kaldırılmış olsa da, zihinlerdeki tabu, tam olarak yıkılamamıştı. Hz. Peygamber, müşriklerin ve münafıkların bu evlilik üzerinden fitne çıkarmalarından endişe duyduğundan bu bilgiyi gizlemeyi tercih etmiş. Yüce Allah ise, bu cahiliye tabusunun yıkılması için açıklamasını istemiş.</p>



<p>-Öyleyse bu evliliğin nedeni çok başka?<br>Ünlü müfessir Fahreddîn Razî’nin dediği gibi burada ciddi ve zorlu bir hukukî uygulamanın hayata geçirilmesi sürece var. Cahiliye döneminden kalma bir tabunun daha yıkılması. Tabuların yıkılması çok kolay değil. Nitekim kadınlara miras hakkı tanındığında, bırakın müşrikleri, bazı Müslüman erkekler bile “ata binemeyen, silah kullanamayan, ailesini koruyamayan kadınlara neden miras verilecekmiş?” şeklinde itiraz etmişler. Toplumsal değişimleri gerçekleştirmek ve zihinlerdeki tabuları yıkmak, işte bu kadar zor. Baksanıza günümüzde boşanmış kadınlara! Boşanmak suretiyle bütün hukukî bağları kesilmiş olmasına rağmen bazı zorba eski eşler, peşlerini bırakmamakta, hareket alanlarını daraltmakta, evliliklerine mani olmakta, olamadıklarında da biçare kadınları sokak ortasında öldürebilmekteler. O kadar kanun çıkarılmasına ve toplumsal baskı oluşturulmasına rağmen maalesef bu cinayetlerin önüne geçilememekte. İşte bu evlilikle İslam, iki tabuyu yıkmıştır: Birincisi, bir çocuk ancak biyolojik anne-babasına nispet edilebilir. Dolayısıyla İslam’da evlatlık kurumu yoktur, olanlar da geçersizdir yani hükümsüzdür. İkincisi boşanmış kadın helal olmak kaydıyla kendi iradesiyle hareket etme hakkına sahiptir. İstediği kişiyle evlenebilir veya evlenmez. Nitekim Hz. Peygamber’in Zeyneb’le evliliği, iki tarafın da irade ve rızasıyla gerçekleşmiştir. Hz. Zeyneb’in eski eşi Hz. Zeyd de bugünkü zorba kocalar gibi davranmamıştır.</p>



<p>-Hz. Peygamber Allah’tan gelen bilgiyi gizleyebilir mi?<br>Asla gizleyemez. Gizlese bile, Allah ortaya çıkartır. Çünkü peygamberler, gelen ilahî bilgiyi olduğu gibi açıklamakla yükümlüdürler. Nitekim Hz. Aişe: “Eğer Hz. Peygamber Kur’an’dan bir şey gizlemek isteseydi, bu ayeti gizlerdi” demiş. O yüzden bu ayet, Hz. Peygamber’in Kur’an’ı kendisinin yazmadığının, Allah kelamı olduğunun en açık delili sayılmış. Kaldı ki Hz. Peygamber’in gizlediği söylenen şey, vacip bir emir değil, mubah cinsinden bir bilgidir. Bu gizleme tıpkı düğün sırasında yemek yenilip toplantı bittiği ve herkes dağıldığı halde, bıktıracak ve eziyet verecek şekilde evde oturmayı sürdüren bir kaç kişiyi Hz. Peygamber’in hayâsından dolayı uyaramamasına benzer. İçinden onların kalkıp gitmelerini istiyor ama bunu bir türlü açıktan söyleyemiyor. Bunları biz nereden biliyoruz? Yüce Allah Kur’an’da açıklıyor. Nitekim bu türden hal ve hareketler hemen hepimizin bir şekilde başına gelmiştir. Hayatta birçok nezaketsizliklerle karşılaşıyoruz ama her zaman söyleyemiyoruz. İşte Hz. Peygamber’in düğün sırasında nezaketsiz davranan kişileri uyaramaması neyse Hz. Zeynep’le ilgili bilgiyi söyleyememesi odur. Ama Yüce Allah indirdiği ayet-i kerimeyle tüm zamanlar için geçerli olan sosyal nezaket kurallarını hatırlatmış ve bu tür gereksiz uzatılan, huzursuzluk veren, hatta ev halkına eziyete dönüşen ziyaretlerin ve ev oturmalarının yanlışlığını bildirmiştir (bk. Ahzâb 33/53). Bunu bildiren Yüce Allah, Hz. Zeyneb’le ilgili olayı da bildirmiştir. Peygamberimiz de bu konuyla ilgili gelen ayetleri olduğu gibi insanlara ulaştırmış ve gereğini yapmıştır.</p>



<p>-Hz. Peygamber için zor bir durum. Ancak O’nun endişe etmesi kafama takıldı.<br>-Bilmek gerekir ki, Hz. Peygamber sadece Kur’an’ı getiren değil, aynı zamanda açıklayan ve uygulayandır. Bu uygulamaya, O’nun sünnet-i seniyyesi diyoruz. Peygamberlik, zorlu bir görev. Her babayiğidin harcı değil. Dindeki her uygulama O’nun üzerinden ve O örnek kılınarak uygulanmakta. Çünkü Hz. Peygamber ümmetinin önderi ve örneğidir. Öte yandan peygamberler de insan. Çekinme ve korku gibi insanî özelliklerin onlarda da bulunması gayet doğal. Bunlar yeme, içme ve evlenme gibi insanî özellikler ve aynı zamanda peygamberler için caiz olan hususlardır. Nitekim Hz. Musa, Yüce Allah ile ilk görüşmesinde yere attığı asa yılana dönüşünce korkmuştur. (Tâhâ 20/20-21). Yine Hz. Musa’yı Yüce Allah, Firavuna gönderdiğinde korktuğunu ifade etmiştir. (Şuara 26/14) Aynı şekilde Hz. Harun, Hz. Musa’ya “Yahudilerin arasına ayrılık soktun diyeceğinden korktum” demiştir (Tâhâ 20/94). Müfessirlerimizden Yusuf es-Safedî’nin dediği gibi, peygamberler ilahî mesajı bildirmek ve dinî emirleri uygulamak hususunda asla korkmazlar. Ne müşrikten ne de kâfirden çekinirler; ne zorbalara ne de alay edenlere aldırış ederler. Çünkü bunlar peygamberler için mutlaka yerine getirilmesi gereken vacip görevlerdir. Görevi veren de her şeyin sahibi ve hükümranı Yüce Allah’dır. Ama her insan gibi peygamberler da eve hırsız girmesinden, insanların saldırmasından, depremden, yılandan, çıyandan korkabilirler. Böylesi haller, onların peygamberliklerine de zarar vermez. Çünkü bunlar, peygamberler hakkında caiz olan özelliklerdir.</p>



<p>-Demek ki İslam’ın emirlerini ilk yaşayan yani uygulayan Hz. Peygamber.<br>-Zaten hak dinin ölçüsü budur. Önce dini getirenin ona uyması ve onu uygulaması gerekir. Eskilerin dediği “ilmiyle amil olmak” tam da budur. Bunun anlamı, sözü ile özünün bir olması, söylediği ile davranışının tutarlılık göstermesidir. Bu hal çok değerlidir ve öncelikle ümmeti için önder ve örnek olan peygamberin üzerinde görülmelidir. İşte tam da bu nedenle, getirdikleri emir ve yasakları önce peygamberlerin kendileri uygularlar. Eğer özel durum varsa bu açıkça belirtilir ve bildirilir. Bu yüzden İslam’da din adamı halk ayrımı yoktur. Bir âlim dinden ne karar sorumluysa halk da o kadar sorumludur. Âlimlerin fazladan sorumlulukları bildiklerini öğretme ve söylediklerine önce kendilerinin uyması gereğidir. Söylediğine uymayan âlim, örnek alınmaz; örnek alan kişi de kendi sorumluluğunu o âlimin üzerine atıp kurtulamaz.</p>



<p>-Mesele gerçekten çok boyutluymuş.<br>-Doğrudur, ama meselenin aslı ve özeti budur. Kaynaklardan edindiğimiz ve öğrendiğimiz bilgi bundan ibarettir. Tabi ki, her işin en doğrusunu ve gerçeğini bilen sadece Yüce Allah’tır.<br>*<br>Not: Buradaki bilgiler için aşağıdaki tefsirlerin Ahzab Sûresi 37. ayetinin yorumlarına bakılabilir:<br>Matüridî, Te’vilâtü’l-Kur’ân, nşr. komisyon, İstanbul 2006, Mizan Yayınları.<br>Zemahşerî, el-Keşşâf, nşr. Muhammed Said Muhammed, Kahire ts. Daru’t-Tevfikiyye.<br>Farheddin er-Razî, et-Tefsîru’l-Kebîr, İhyau’t-Turasi’l-Arabî.<br>Safedî, Keşfü’l-esrâr ve hetkü’l-estâr, nşr. Bahattin Dartma, TDV İsam Yayınları, İstanbul 2019.<br>Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul ts. Eser Neşriyat.<br>Komisyon, Kur’an Yolu, DİB Yayınları, Ankara 2007.<br>Muhammed Hamidullah, “Zeynep bint Cahş”, DİA, İstanbul 2013, XXXXIV, 357-358.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hz-peygamberin-hz-zeynep-ile-evliligine-nicin-takiliyorlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz. Peygamber&#8217;in Gayb Bilgisi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hz-peygamberin-gayb-bilgisi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hz-peygamberin-gayb-bilgisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2020 11:12:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Gayb]]></category>
		<category><![CDATA[hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16042</guid>

					<description><![CDATA[Aslında mesele usul meselesidir. Hz. Peygamber&#8217;in -az veya çok- gaybden haber verdiği konusunda ümmetin alimleri arasında icma vardır. Bu icmanın dayanağı elbette Kur&#8217;an ve hadislerdir. Bunun karşısında bugün salt Kur&#8217;an&#8217;dan delil getirilmekte ve Hz. Peygamber Kur&#8217;an dışında ğaybı bilmez denilmektedir. Aşağıda ayetleri zikredecegim. Ama öncelikle şunu sormalıyız: Nasıl davranacağız? Salt ayetleri esas alıp Kur&#8217;an ve sünnete dayanan icmayı mi reddedeceğiz yoksa icmayı esas alıp Kur&#8217;andaki ilgili ayetlerin zahirini te&#8217;vil mi edeceğiz? Onun için mesele usul meselesidir. Ve akl-i selim yukaridaki soruya &#8220;elbette icma esas alınacaktır&#8221; şeklinde cevap verecektir. O zaman ilgili ayetleri nasıl anlayacağız? De ki: &#8220;Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyarım.&#8221; De ki: &#8220;Hiç kör ile gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?&#8221; (Enam, 50) Ayet acik aslında. Hz. Peygamber ancak vahye uyar. Allah ne haber verirse onu bilir. Allah&#8217;ın haber verdikleri de elbette Kur&#8217;an&#8217;da sınırlı değildir. Nasıl sınırlı olsun ki?! Bu ayeti &#8220;mutlak&#8221; alırsak Hz. Peygamber&#8217;in Kur&#8217;an&#8217;ı da bilmemesi gerekirdi. Zira Kur&#8217;an da gaybdir. Ancak Kur&#8217;an&#8217;ın ona gaybden geldiğine iman ediyoruz. Bu durumda &#8220;Kur&#8217;an hariç&#8221; diyoruz. O zaman bu ayeti anlarken bir parantezle şöyle diyoruz: &#8220;Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Aslında mesele usul meselesidir. Hz. Peygamber&#8217;in -az veya çok- gaybden haber verdiği konusunda ümmetin alimleri arasında icma vardır. Bu icmanın dayanağı elbette Kur&#8217;an ve hadislerdir. Bunun karşısında bugün salt Kur&#8217;an&#8217;dan delil getirilmekte ve Hz. Peygamber Kur&#8217;an dışında ğaybı bilmez denilmektedir. Aşağıda ayetleri zikredecegim. Ama öncelikle şunu sormalıyız:</p>



<p>Nasıl davranacağız? Salt ayetleri esas alıp Kur&#8217;an ve sünnete dayanan icmayı mi reddedeceğiz yoksa icmayı esas alıp Kur&#8217;andaki ilgili ayetlerin zahirini te&#8217;vil mi edeceğiz? Onun için mesele usul meselesidir. Ve akl-i selim yukaridaki soruya &#8220;elbette icma esas alınacaktır&#8221; şeklinde cevap verecektir. O zaman ilgili ayetleri nasıl anlayacağız?</p>



<ol class="wp-block-list"><li>De ki: &#8220;Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyarım.&#8221; De ki: &#8220;Hiç kör ile gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?&#8221; (Enam, 50)</li></ol>



<p>Ayet acik aslında. Hz. Peygamber ancak vahye uyar. Allah ne haber verirse onu bilir. Allah&#8217;ın haber verdikleri de elbette Kur&#8217;an&#8217;da sınırlı değildir. Nasıl sınırlı olsun ki?! Bu ayeti &#8220;mutlak&#8221; alırsak Hz. Peygamber&#8217;in Kur&#8217;an&#8217;ı da bilmemesi gerekirdi. Zira Kur&#8217;an da gaybdir. Ancak Kur&#8217;an&#8217;ın ona gaybden geldiğine iman ediyoruz. Bu durumda &#8220;Kur&#8217;an hariç&#8221; diyoruz. O zaman bu ayeti anlarken bir parantezle şöyle diyoruz: &#8220;Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben (kendiliğimden) gaybı da bilmem.&#8221; Mesele bu kadar basittir.</p>



<ol class="wp-block-list" start="2"><li>&#8220;De ki: Ben kendim için, Allah’ın dilediği dışında ne bir fayda elde edebilirim ne de zarardan kurtulabilirim. Eğer gaybı biliyor olsaydım elbette bundan çok faydalanırdım, başıma kötülük de gelmezdi. Ben yalnızca inanan kimseler için uyarıcı ve müjdeleyiciyim.&#8221; (Araf, 188)</li></ol>



<p>Burada yapacağımız şey aynidir: &#8220;Eğer (kendiliğimden)gaybı biliyor olsaydım elbette bundan çok faydalanırdım.&#8221;</p>



<ol class="wp-block-list" start="3"><li>&#8220;De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim; benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem; ben ancak bana vahyolunana uymaktayım; ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.&#8221; (Ahkaf, 9)</li></ol>



<p>Burada da yapacağımız şey aynidir: &#8220;Benim ve sizin başınıza gelecekleri (kendiliğimden) bilmem.&#8221;</p>



<ol class="wp-block-list" start="4"><li>Bir de Hz. Aişe&#8217;nin şu sözü delil getirilmektedir: &#8220;Kim Peygamberin ğaybı bildigini söylerse ona lftira atmış olur.&#8221; (Buhari)</li></ol>



<p>Bunu anlamak da çok kolaydır. Şöyle ki: &#8220;Kim (kendiliğinden) Peygamberin ğaybı bildigini söylerse…&#8221;</p>



<p>Değerli arkadaşlar, mesele bu kadar basittir. Allah, rüya yoluyla bazı kullarına, hem de sıradan kullarina, öyle velilerine değil, kader sırrından bazı gayb bilgilerini koklatacak ama Peygambere gelince &#8220;hayır, olmaz, mümkün değil&#8221; diyeceğiz! Olacak şey midir? Ha! Diyeceksiniz ki, bu kapıyı açarsak istismar edilir. Şu dünyada Kur&#8217;an dahil istismar edilmeyen hiç bir şey yoktur. O halde sadece dikkatli olmalıyız diyebiliriz. İstismarı mutlaklaştirirsak mevhum bir endişeye dönüşür. Oysa hakikat varken vehmin hiç bir değeri olamaz. Selam ile.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hz-peygamberin-gayb-bilgisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kara Gün Dostu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kara-gun-dostu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kara-gun-dostu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 May 2019 07:44:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[hz. Muhammed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10408</guid>

					<description><![CDATA[Bir dosta incitmeden nasıl yardım edilir? İşte bunun Peygamberimizin sünnetinden çok güzel bir örneği. Cabir bin Abdullah’ın babası Uhut Savaşı’nda ilk şehit olan sahabiydi. Geride yüklü bir borç ve bakıma muhtaç dokuz kız evlat bırakmıştı. Bu nedenle Hazreti Cabir, genç yaşta büyük bir yükün altına girmişti. Hem babasından kalan borçları ödemek hem de dokuz kız kardeşe bakmak kolay değildi. Maddi sıkıntılar çekiyordu.      Bir askeri sefer dönüşüydü. Peygamber Efendimiz ve Hazreti Cabir bin Abdullah yan yana ilerliyorlardı. Peygamberimiz Cabir’in zor günler geçirdiğini biliyordu. İslam Ordusunun önünde bir taraftan hızla develerini koşturuyorlar diğer taraftan da sohbet ediyorlardı. Yeni evlenen Hazreti Cabir’in evliliği ve kız kardeşleri de sohbet konusu oldu. Tatlı sohbet eşliğinde gecenin karanlığına gömüldüler. Medine’ye yaklaştıklarında Peygamber Efendimiz Hazreti Cabir’e,      — Devenden memnun musun, diye sordu. Hazreti Cabir,      — Memnunum, dedi.      Peygamberimiz beklenmedik bir teklifle,      — Bana satar mısın, buyurdu.      Bu deve ailesinin tek geçim kaynağıydı. Ancak Allah Resulü’ne nasıl hayır diyebilirdi? Hiç tereddüt etmeden,      — Satmak olur mu ey Allah’ın Resulü! Alın, size hediyem olsun, dedi.      — Kabul etmem. Sat onu bana, buyurdu Allah Resulü.      Baktı ki Peygamberimiz hediye olarak almama konusunda kararlı,      — &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir dosta incitmeden nasıl yardım edilir? İşte bunun Peygamberimizin sünnetinden çok güzel bir örneği.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cabir bin Abdullah’ın babası Uhut Savaşı’nda ilk şehit olan sahabiydi. Geride yüklü bir borç ve bakıma muhtaç dokuz kız evlat bırakmıştı. Bu nedenle Hazreti Cabir, genç yaşta büyük bir yükün altına girmişti. Hem babasından kalan borçları ödemek hem de dokuz kız kardeşe bakmak kolay değildi. Maddi sıkıntılar çekiyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">     Bir askeri sefer dönüşüydü. Peygamber Efendimiz ve Hazreti Cabir bin Abdullah yan yana ilerliyorlardı. Peygamberimiz Cabir’in zor günler geçirdiğini biliyordu. İslam Ordusunun önünde bir taraftan hızla develerini koşturuyorlar diğer taraftan da sohbet ediyorlardı. Yeni evlenen Hazreti Cabir’in evliliği ve kız kardeşleri de sohbet konusu oldu. Tatlı sohbet eşliğinde gecenin karanlığına gömüldüler. Medine’ye yaklaştıklarında Peygamber Efendimiz Hazreti Cabir’e,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>     — Devenden memnun musun,</em> diye sordu. Hazreti Cabir,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>     — Memnunum,</em> dedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">     Peygamberimiz beklenmedik bir teklifle,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>     — Bana satar mısın,</em> buyurdu.</p>
<p style="font-weight: 400;">     Bu deve ailesinin tek geçim kaynağıydı. Ancak Allah Resulü’ne nasıl hayır diyebilirdi? Hiç tereddüt etmeden,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>     — Satmak olur mu ey Allah’ın Resulü! Alın, size hediyem olsun</em>, dedi.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>     — Kabul etmem. Sat onu bana,</em> buyurdu Allah Resulü.</p>
<p style="font-weight: 400;">     Baktı ki Peygamberimiz hediye olarak almama konusunda kararlı,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>     — Peki, bir fiyat verin o halde,</em> dedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">     İşte bundan sonra neşeli, neşeli olduğu kadar da sıkı bir pazarlık başladı:</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>     — Onu bir dirheme alırım.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>     — Olmaz. O zaman beni zarara uğratmış olursunuz ey Allah’ın Resulü.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>     — O halde iki dirhem olsun.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>     — Olmaz.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>     — Dört dirhem?</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>     — Olmaz.</em></p>
<p style="font-weight: 400;">     Cabir bin Abdullah olmaz dedikçe Peygamberimiz artırdı. Fiyat dört yüz dirheme dayandı. Hazreti Cabir,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>     — Bir adama dört yüz dirhem değerinde altın borcum var. Size deveyi dört yüz dirheme satayım. Razı mısınız,</em> teklifinde bulundu. Efendimiz,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>     — Evet,</em> cevabını verdi.</p>
<p style="font-weight: 400;">     Hazreti Cabir ayrıca Medine’ye kadar binmeyi, deveyi orada teslim etmeyi şart koştu. Buna karşılık Peygamber Efendimiz de deveyi teslim aldıktan sonra ödeme yapmayı şart koştu. Bu şartlar üzere anlaştılar.</p>
<p style="font-weight: 400;">     Evlerine ulaştıktan sonra o sabah Mescid-i Nebi’de buluştular. Peygamberimiz deveyi teslim aldı. Ancak Hazreti Cabir’e dört yüz dirhem vermedi.  Dört yüz dirhemden çok daha fazlasını verdi. Sonra, devenin yularını Hazreti Cabir’in eline tutuşturdu.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>     — Haydi, deveyi de al ücretini de. İkisi de senindir</em>, buyurarak deveyi ona hediye etti. [1]</p>
<p style="font-weight: 400;">     Musa Mert</p>
<p style="font-weight: 400;">     Diyanet Çocuk Dergisi, Mayıs 2019, sayfa: 2, 3.</p>
<p>[1] Buhari, Cihat 49, 113, Büyu’ 16, 34, İstikraz 1, 7, 18, Şürut 4 Vekâlet 8, Mesacid 59 Mezalim 26, Hibe 23, Nikah 10, 121, Nafakat 12, Daavat 53; Müslim, Radâ’, 57; Müsakât, 109; Müslim, Müsakat 109, Salatu’l-Müsafirin 69, Rada 54, 59; Ebu Davud, Ticarat 71; Tirmizi, Nikah 13; Nesai, Büyu 30, 77; İbnu Mace, Ticarat 29; İbn Sad, IV, 384, 390; İbn Hişam, III, 215-217.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kara-gun-dostu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aydınlanmanın Peygamber’i</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/aydinlanmanin-peygamberi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/aydinlanmanin-peygamberi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Apr 2019 09:18:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9781</guid>

					<description><![CDATA[Batı’da Hz. Peygamber’i ‘Avrupa aydınlanmasının antik kahramanı’ olarak nitelendirenlerin onu Müslüman dünyadan daha iyi anladıkları tartışma götürmez: Hz. Muhammed – aydınlanmanın peygamberi. Hz. Peygamber’in akıl dışı tek bir hareketi dahi gösterilemez, bilakis, daima rasyonel hareket etmiştir, attığı her adım, yaptığı her iş hesap kitap üzeredir ve ilkeseldir. Aklı-bilmeyi öne çıkarmıştır, nitekim iman, bilgi temellidir, bilmekle alakalıdır, bilenlerle bilmeyenler bir olmaz, onu taşlayanlar bilmezler, bilgi sahibi olunmayan bir şey hakkında tartışmamak lazımdır, yakin sağlam, güvenilir bilgidir, bilginin olmadığı yerde ilim yoktur, zan ve heva vardır… O, önce devesini sağlam kazığa bağladı, sonra dua etti, ruhbanlığı silip attı, geleneği süzdü, çerini çöpünü temizledi, kabileciliği, kavmiyetçiliği bitirdi, putları kırdı, ayrıcalıkları ortadan kaldırdı, hukuku hâkim kıldı, kendi kızının dahi elini kesmekten kaçınmayacak bir anlayışla insanlar arasında hukuki eşitliği tam olarak sağladı. İşleri şûrâ ile yürüttü -ki bu son derece dikkate değerdir, zira vahye muhatap olmuş, bir anlayışa göre Allah’ın her konuda her şeyi söyleyip bildirdiği bir insan işini şûrâ ile gördü-, adam kayırmadı, emaneti/işi ehline verdi. Bütün bunları Atina’da, Roma’da, İstanbul’da ya da Medayin’de değil, 7. yüzyıl Arap yarımadasında yaptı. Aydınlanma aklını kullanma cesareti ise, o, aydınlanmanın peygamberidir. Hz. Peygamber’in öğretisi, hikmeti yitik malı olarak gören, bilginin ve ilmin peşinden koşan, derin düşünce ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batı’da Hz. Peygamber’i ‘Avrupa aydınlanmasının antik kahramanı’ olarak nitelendirenlerin onu Müslüman dünyadan daha iyi anladıkları tartışma götürmez: Hz. Muhammed – aydınlanmanın peygamberi.<span id="more-4313"></span></p>
<p>Hz. Peygamber’in akıl dışı tek bir hareketi dahi gösterilemez, bilakis, daima rasyonel hareket etmiştir, attığı her adım, yaptığı her iş hesap kitap üzeredir ve ilkeseldir. Aklı-bilmeyi öne çıkarmıştır, nitekim iman, bilgi temellidir, bilmekle alakalıdır, bilenlerle bilmeyenler bir olmaz, onu taşlayanlar bilmezler, bilgi sahibi olunmayan bir şey hakkında tartışmamak lazımdır, yakin sağlam, güvenilir bilgidir, bilginin olmadığı yerde ilim yoktur, zan ve heva vardır…</p>
<p>O, önce devesini sağlam kazığa bağladı, sonra dua etti, ruhbanlığı silip attı, geleneği süzdü, çerini çöpünü temizledi, kabileciliği, kavmiyetçiliği bitirdi, putları kırdı, ayrıcalıkları ortadan kaldırdı, hukuku hâkim kıldı, kendi kızının dahi elini kesmekten kaçınmayacak bir anlayışla insanlar arasında hukuki eşitliği tam olarak sağladı. İşleri şûrâ ile yürüttü -ki bu son derece dikkate değerdir, zira vahye muhatap olmuş, bir anlayışa göre Allah’ın her konuda her şeyi söyleyip bildirdiği bir insan işini şûrâ ile gördü-, adam kayırmadı, emaneti/işi ehline verdi. Bütün bunları Atina’da, Roma’da, İstanbul’da ya da Medayin’de değil, 7. yüzyıl Arap yarımadasında yaptı. Aydınlanma aklını kullanma cesareti ise, o, aydınlanmanın peygamberidir.</p>
<p>Hz. Peygamber’in öğretisi, hikmeti yitik malı olarak gören, bilginin ve ilmin peşinden koşan, derin düşünce ve kavrayış sahibi mü’minler var etmiş, İslam’ın varlığa ilişkin getirdiği bakış açısı, Müslümanları akla ve bilime yönlendirmiştir. Bir bütün olarak varlık, Allah’ın varlığının ve birliğinin delilidir, okunması, incelenmesi, araştırılması, bilgisinin elde edilmesi/bilgisine vakıf olunması gerekir. Buradan hareketle Müslümanlar, ilimleri tevhid eden bir yaklaşımla, dini ilimlerle akli ya da tabii olarak nitelendirilen felsefe, mantık, tıp, hendese, geometri, matematik, astronomi, kimya, biyoloji gibi ilimlerin tek bir çatı altında tahsil edildiği medreseler kurdular. Bu medreselerde hezarfen olarak nitelendirilen -Batılıların polimat dedikleri- çok yönlü insanlar yetişti. Müslüman dünya, felsefi ve bilimsel düşünce aşamasına geçtiğinde Batı’da insanlar Kilise’nin baskısı altında eziliyordu. Özetle tarihteki yükselişimiz bedavaya olmadı.</p>
<p>Her ne kadar üzeri örtülmeye çalışılsa da Batı’da Hz. Peygamber’in etkisi muazzamdır. Meseleyi idrak eden bir kısım Batılı düşünür, Hz. Peygamber’i ruhban karşıtı, İslam’ı pür tek-tanrıcılık, Kur’an’ı ise Tanrı’ya yakın rasyonel bir söylem olarak nitelendirirken, işler tersine dönmüş, bu sefer de Müslüman dünya ruhbanlık, dinbazlık, yobazlık peşine düşmüş, aklı ve bilimi hedef tahtasına oturtan anlayış kültürü, düşünceyi ve bilimi çökertmiştir. Oysa İslamiyet, Batı’nın Kilise baskısı altında ezildiği dönemde o günün modernliğini temsil ediyordu. Nitekim birçok Batılı düşünür, eserlerinde İslamiyet’i ve Hz. Peygamber’i bu açıdan ele alıp değerlendirmiştir. Özellikle bir kısım Aydınlanmacı düşünürler, Kilise karşısında akli ilkelerle örtüşen bir din olarak İslamiyet’i, aklı ön plana çıkarıp, bâtıl inanışları-hurafeleri silip süpüren, hak-adalet timsali bir peygamber olarak Hz. Peygamber’i örnek göstermişlerdir. Bu düşünürlerden biri olan Alman filozof Lessing’e (öl. 1781) göre, Muhammedi Kanun (Gesetz), en katı akıl kurallarıyla bile çelişmemektedir.(<strong>1</strong>)</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-4325" src="https://atillafikriergun.files.wordpress.com/2019/04/religion-and-science-2-1.jpg?w=640" sizes="(max-width: 342px) 100vw, 342px" srcset="https://atillafikriergun.files.wordpress.com/2019/04/religion-and-science-2-1.jpg 342w, https://atillafikriergun.files.wordpress.com/2019/04/religion-and-science-2-1.jpg?w=150 150w, https://atillafikriergun.files.wordpress.com/2019/04/religion-and-science-2-1.jpg?w=300 300w" alt="" data-attachment-id="4325" data-permalink="https://atillafikriergun.wordpress.com/2019/04/12/aydinlanmanin-peygamberi/religion-and-science-2/#main" data-orig-file="https://atillafikriergun.files.wordpress.com/2019/04/religion-and-science-2-1.jpg?w=640" data-orig-size="342,219" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="religion-and-science-2" data-image-description="" data-medium-file="https://atillafikriergun.files.wordpress.com/2019/04/religion-and-science-2-1.jpg?w=640?w=300" data-large-file="https://atillafikriergun.files.wordpress.com/2019/04/religion-and-science-2-1.jpg?w=640?w=342" />İlginçtir ki yaklaşık yüz elli yıl öncesine kadar evrim, Batı’da ‘Muhammedi (Müslüman) teori’ olarak nitelendiriliyordu. Dr. John William Draper tarafından 1875 yılında yazılan <em>History of The Conflict Between Religion and Science/Din ile Bilim Arasındaki Çatışmanın Tarihi</em> adlı kitapta (kitabın 188. sayfasında) şu ifadeler yer almaktadır: <em>“… Dini otoriteler, bu nedenle dünyanın başlangıcını belirsiz derecede uzak bir devire geri götürecek çabalara ve insanın daha aşağı formlardan evrimleşmesi ve uzun bir zaman içinde şimdiki haline kademeli gelişimi şeklindeki Muhammedi teoriye olumsuz bakmaya zorlanmaktadırlar…”</em></p>
<p>Zaman içerisinde Müslüman dünyaya hâkim olan din anlayışı, Allah’ın kelâmıyla O’nun yarattığı akıl ve kâinat arasında zıtlık ya da çatışma meydana getirdi, günümüzde de böyledir. İslam aydınlanmasının başlayacağı nokta tam da burasıdır. Allah’ın kelâmıyla O’nun yarattığı akıl ve kâinat arasında bir zıtlık ya da çatışma meydana getirilemez. Yani kelâma, kâinattan-tabiattan ya da olgudan/vakıadan kopuk yaklaşılamaz, “yorum” yoluyla kâinatın-tabiatın ya da olgunun/vakıanın aksine bir şey söyletilemez, aksi halde Müslüman dünya akıl dışı inanışların-hurafelerin kucağında debelenmeye devam eder. İslamiyet, insanın aklına hitap eder, kevni ayetlere dikkat çekerek, onu düşünmeye çağırır – vahiy ancak akılla/akli delillerle doğrulanabilir.</p>
<p>Nitekim Müslüman dünyada gelişen felsefe hareketi, vahyin ancak akılla/akli delillerle doğrulanabileceğini tafsilatlı bir biçimde ortaya koydu. Örneğin filozoflara göre, Kur’an, ölümden sonra yeniden diriliş konusundaki karşı çıkışlara dahi rasyonel cevap vermekteydi. <em>“Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi, dedi ki, çürümüş kemikleri kim diriltecek? De ki, onları ilk defa yaratmış olan diriltecek, O, her türlü yaratmayı bilir.” </em>(Ya-Sin: 78-79) Akıl, çürümüş, çözülmüş ya da dağılmış olanı bir araya getirmenin ya da toplamanın onu ilk defa yaratmaktan daha kolay olduğunu bilir (bkz. el-Kindi).</p>
<p>Müslüman dünya, 9. yüzyılda kelâmdan felsefeye geçti, yani 12 asır önce. Günümüzde ise ilahiyat felsefeye baskın çıkmaya devam etmektedir. Hâlbuki günümüz dünyasında spekülatif bilgi üretip yayan ilahiyata değil felsefeye ve bilime ihtiyacımız var. İlahiyat-felsefe gerilimi bağlamında şu kadarını söylemek gerekir ki filozofun yanında teoloğun yüzüne bile bakılmaz. Filozof bilgiyi ve bilgeliği arar, bu arayış hiç bitmez, biterse felsefe biter. Teolog ise inancı takviye eder, bir diğer ifadeyle sürekli inanç pompalar. Biri sürekli yol alırken, diğeri kesin sonuçlara sahip olduğu için kendini tekrar eder. Yani uzun bir yolculuğa mı çıkalım, yoksa yerimiz güzel oturalım mı? Müslüman dünyada öncelikle cevaplanması gereken soru ve çözülmesi gereken problem budur.</p>
<p>Genel olarak düşüncenin ilahiyata bağlı kılınması, Müslüman dünyada zihni faaliyeti öldürmüştür. Zihni faaliyetin anlamlı olabilmesi için herhangi dini bir disipline, bunun da ötesinde bir kelâma ya da metne ihtiyacı yoktur, kendisi başlı başına anlamlıdır. Nitekim henüz ortada kelâm yok iken de zihni faaliyet vardı. Zihni faaliyet olmadığı sürece kelâm/söz ya da iki kapak arasında kitap haline getirilmiş metin, ölü bir kelâm, ölü bir metin olarak kalır, her kelâm ya da metin için bu böyledir. Kaldı ki tek başına kelâm ya da metin bir işe yaramaz, zira anlamı sadece lafızda arayanlar, -Gazali’nin ifadesiyle- batıyı aradıkları halde ona sırtını dönmüş kimselere benzerler.</p>
<p>Sonuç olarak, Müslüman dünya, geçmişte sloganla, içi boş kuru duayla, buhurla/tütsüyle bir yerlere gelmediği gibi, tek başına kılıç da İslam kültür ve medeniyetinin yükselişini açıklayamaz; ilerleme ve yükseliş aydınlanmanın peygamberi Hz. Muhammed’in izinde felsefeyle, bilimle, sanatla mümkün oldu ve Batılılar bunu gördüler. Bugün elimizde bizi ümitvar kılacak somut veriler olmasa da İslam kültür ve medeniyetinin ikinci şafağı için aydınlanmanın vakti gelmiştir. Ya da tarih denen değirmen bizi de öğütür.</p>
<p><strong>Atilla Fikri Ergun</strong></p>
<p>—</p>
<p><strong>Dipnot:</strong></p>
<p><strong>1- </strong><em>Batının Hz. Muhammed Hakkındaki Düşünceleri -Lessing Örneği-</em>, Özcan Taşcı, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslâmî Araştırmalar-Journal of Islamic Research, 2016; 27 (1): s. 19. Müellif, Lessing’in <em>Rettung des Cardanus/Cardanus’un Kurtarılması</em> adlı eserinden aktarmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/aydinlanmanin-peygamberi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
