<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hurafe &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/hurafe/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 14 Apr 2022 13:15:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>hurafe &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Akıl Mühürlenirse, Hurafecilik Kol Gezer (Müslüman Aklının Mühürlenmesi-4)</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/akil-muhurlenirse-hurafecilik-kol-gezer-musluman-aklinin-muhurlenmesi-4/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/akil-muhurlenirse-hurafecilik-kol-gezer-musluman-aklinin-muhurlenmesi-4/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Apr 2022 13:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[batıl]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[hurafe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18206</guid>

					<description><![CDATA[Daha önceki üç makalemizde Müslüman dünyasının, geri kalmasının sebepleri üzerinde durmuştuk. Bugünkü makalemizde de “Müslüman aklının mühürlenmesi ile nelerin kaybedildiği” ile ilgi sebepler ve örnekler üzerinde durmaya devam edeceğiz. Müslüman dünyasında aklın mühürlenmesinin nedenlerini araştırdığımızda, nedenlerin başında, aklın hakikati bulabilme kabiliyeti ve gücünün olmadığına olan inancı görürüz. “Akıl hakikati bulamaz” diyenler, onun yerine rivayetlere, rüyalara, kerametlere ve efsanelere yöneldiler. Evet, Abbasilerin bir döneminde teoloji, felsefe ve fen bilimleri zirve yaparken, zamanla önderlerin makam ve servette yarışmaları, ulemanın, seleflerini geçemeyeceği anlayışı, Moğollar’ın zulüm ve baskıları gibi sebeplerden dolayı halk, mistik eğilimlere yöneldi. Bu durum, mezhepçiliğin ve tasavvufi hareketlerin güçlenerek gelişmesini sağladı. Şimdi tekrar soralım: Abbasilerin bir döneminde teoloji ve bilimde zirveye ulaşan Müslümanlar, neden bu gelişmeyi sürdüremediler; alimler mi yetişmedi? Hayır, Müslüman coğrafyasında pek çok alim yetişti; ancak “aklı kullanma ve özgürce düşünme” yöntemiyle çalışıp bilim üretemediler. Gazali ve onun gibi düşünen alimler, düşünceyi harekete geçiren felsefeyi terk ederek ahlak ve tasavvuf ilimleriyle meşgul oldular. Önemli bir kısmı da önceki ulemayı geçecek gücü ve inancı kendilerinde bulamadılar. Önceki ulemanın yazdıklarıyla, haşiyelerle meşgul oldular. Unutulmamalıdır ki insan aklı, tarihsel, toplumsal ve kültürel bağlam içinde çalışır ve gelişir. Selçuklular (Türklerin Müslüman olduktan sonra kurdukları en büyük hanedanlardan biri, 1040-1308) döneminde İbni Sina, İbnü’l &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Daha önceki üç makalemizde Müslüman dünyasının, geri kalmasının sebepleri üzerinde durmuştuk. Bugünkü makalemizde de “Müslüman aklının mühürlenmesi ile nelerin kaybedildiği” ile ilgi sebepler ve örnekler üzerinde durmaya devam edeceğiz.</p>



<p>Müslüman dünyasında aklın mühürlenmesinin nedenlerini araştırdığımızda, nedenlerin başında, aklın hakikati bulabilme kabiliyeti ve gücünün olmadığına olan inancı görürüz. “Akıl hakikati bulamaz” diyenler, onun yerine rivayetlere, rüyalara, kerametlere ve efsanelere yöneldiler.</p>



<p>Evet, Abbasilerin bir döneminde teoloji, felsefe ve fen bilimleri zirve yaparken, zamanla önderlerin makam ve servette yarışmaları, ulemanın, seleflerini geçemeyeceği anlayışı, Moğollar’ın zulüm ve baskıları gibi sebeplerden dolayı halk, mistik eğilimlere yöneldi. Bu durum, mezhepçiliğin ve tasavvufi hareketlerin güçlenerek gelişmesini sağladı.</p>



<p>Şimdi tekrar soralım: Abbasilerin bir döneminde teoloji ve bilimde zirveye ulaşan Müslümanlar, neden bu gelişmeyi sürdüremediler; alimler mi yetişmedi?</p>



<p>Hayır, Müslüman coğrafyasında pek çok alim yetişti; ancak “aklı kullanma ve özgürce düşünme” yöntemiyle çalışıp bilim üretemediler. Gazali ve onun gibi düşünen alimler, düşünceyi harekete geçiren felsefeyi terk ederek ahlak ve tasavvuf ilimleriyle meşgul oldular. Önemli bir kısmı da önceki ulemayı geçecek gücü ve inancı kendilerinde bulamadılar. Önceki ulemanın yazdıklarıyla, haşiyelerle meşgul oldular. Unutulmamalıdır ki insan aklı, tarihsel, toplumsal ve kültürel bağlam içinde çalışır ve gelişir.</p>



<p>Selçuklular (Türklerin Müslüman olduktan sonra kurdukları en büyük hanedanlardan biri, 1040-1308) döneminde İbni Sina, İbnü’l Heysem, Şehristani,&nbsp; Zemahşeri, İbni Rüşd gibi birkaç alim/bilim adamı aklı kullanmaya önem vermişse de onlar da Ehl-i Sünnet paradigmasına sahip devlet tarafından desteklenmediği için teolojiyi ve bilimi daha ileriye taşıyamadılar.</p>



<p>Hakeza, altı yüz yıllık Osmanlılar döneminde de Ali Kuşçu, Uluğ Bey, Akşemsettin, Mimar Sinan, Piri Reis, Katip Çelebi, Mirim Çelebi gibi birkaç bilim adamı yetişmişse de epistemolojik anlamda ne onları geçebilecek bilim adamları yetiştirildi ne de dünyaya örnek olacak bir medeniyet inşa edildi. Müslümanlar, sufi, sünni ve şii paradigmanın dışına maalesef çıkamadılar.</p>



<p>Avrupa’nın, 16. Yüzyılda engizisyonlara son verip reform hareketleri başlatmış olması, bizim ulemanın dikkatini çekmedi ve enterese etmedi. Kendi içindeki engizisyonları sorgulamadı. Geleneksel çerçevenin dışına çıkıp, kendi kadim köklerindeki eser ve fikirleri gündemlerine alamadılar. Avrupa’da olduğu gibi Müslüman dünyasında ciddi bir reform yapmaları gerekirken, yapmadılar; zira akıl karşıtı olan Hanbeli, Eş’ari, selefi ve tasavvufi paradigma (Ortodoks ulema takımı) buna izin vermedi.</p>



<p>Avrupa; bilim ve teknolojide ilerlerken, elektrik, uçak, araba, tren demir yolları inşa ederken, Osmanlı’da devlet ve din adamları hurafe ve batıl inançlara inanmaya devam ettiler. Büyücülük ve falcılık gibi işlerle uğraşanlar, siyasal ve dini otoritelerin desteğini alarak toplumda sözde ‘’otorite’’ haline gelmeyi başardılar.</p>



<p>Osmanlı devleti ve uleması, “elektrik, uçaklar demir yolları, arabalar nerden geliyor; kim, nasıl buldu; neden biz üretemiyoruz” gibi soruları kendilerine sormadılar; sorgulamaya gitmediler. Geri kalmışlığı genellikle dinden, inançtan, ibadetten uzaklaştıklarına bağladılar. “İslam dinini yaşamadıkları için Allah Müslümanları cezalandırdı” sonucuna gittiler. Kurtuluşun, Hanbeli ve Eşari, selefi inancına (köktenciliğe) bağlanmak, Sünni düşünceye sarılmak ve halifeliği yeniden getirmekle mümkün olacağını savundular.</p>



<p>Evet, akıl karşıtı Ortodoks gelenekçilere göre yeryüzünde bütün adaletsizlikler, bilim ve teknik insanı yetiştirmek ve evrensel hukuku sağlamakla değil, selefi köklere geri dönmekle, İslamcılık ideolojisini yaymakla, halifeliği geri getirmekle ancak son bulur. Onların ekseriyeti, çağımızın İşidçileri gibi inanmakta, kendi gibi inanmayanları tekfir etmekte, tekfir ettiklerine karşı savaşmayı, her türlü terör, katliam ve cinayetleri de meşru görmektedirler.</p>



<p>Müslüman dünyasında akıl gereği gibi kullanılmayınca geri kalmışlık kaçınılmaz oldu. Bugünkü teknoloji dünya dışındaki gezegenleri incelerken, kimi ulema halen ayetlere dayanarak dünyanın düz olduğunu ve güneşin etrafında dönmediğini savunarak kitaplar yazmaktadır.</p>



<p>1984 yılında Pakistan&#8217;da “hava durumu, hesaplanabilir bir durum değildir. Allah havayı yaratır ve istediğinde yağmuru yağdırır” denilerek, hava durumu haberleri yayından kaldırılmıştır.</p>



<p>Kimi bölgelerde, “bütün doğal felaketler Allah’ın cezalandırmasıdır, dolayısıyla doğal felaket sigortası yapmak haramdır” denilmektedir. Hatta “eceli geldiğinde insanlar ölür; emniyet kemerine gerek yoktur” diyecek kadar akıldan mahrum insanlar bile vardır.</p>



<p>Pakistan’da Taliban’ın kontrolündeki bölgelerde çocuk felci aşıları “ecel gelirse, önünde kimse duramaz. Bu aşılar ecele müdahaledir” diyen ulema (!) tarafından haram kılınmıştır. Bu gün bile sakal tıraşı yapan kuaförler cezalandırılmaktadır.</p>



<p>Arap basınında, 2005 yılında 90 bin kişinin öldüğü Pakistan depreminde, “Müslümanlar günahkar oldukları için” Allah tarafından cezalandırıldı denilmiştir. Diğer taraftan, petrol zengini Müslüman ülkeler için de şöyle denilmiştir: “Müslümanlar doğru yolda oldukları için petrol zengini olmuşlardır.”</p>



<p>Yine, 2004 yılında Suudi bir yetkili televizyonda, “noelde zinacılar ve kafirler küfre daldıkları için Allah onları tusunami ile kahretti” ve&nbsp; “Karina kasırgasını, Allah Amerika’yı cezalandırmak için gönderdi” demiştir.</p>



<p>Mısırda fetva meclislerinde halen yetişkinlerin emzirilmesinin günah olup olmadığı tartışılmaktadır. Nebi as’ın, idrarını ve terini içmenin helal, hatta şifa olduğu belirtilmektedir.</p>



<p>Müslümanların önemli bir kısmı -akıl ve bilimle hareket etmeyince- komplo teorilerine inanmakta ve kültürlerinin bir parçası haline getirmektedir. Mesela, Yahudileri sürekli düşman olarak görenler, “Yahudiler, gıda maddelerine kanser şırıngalayıp Müslümanlara satmaktadır” diyebilmektedirler.</p>



<p>“Saddam değil, onun dublörü asıldı” veya “Kovid 19 pandemi diye bir hastalık yoktur; var olan hastalık, sıradan gripten başka bir şey değildir” gibi komplo teorileriyle maalesef toplumun akletmesinin ve sağlıklı düşünmesinin önüne geçilebilmektedir.</p>



<p>Aklın ilkeleriyle hareket edilmeyince, Allah’ın, dünyada da görülebileceği, Nebi as tarafından mirac esnasında görüldüğü, Muhammd as’ın kabrinde hayatta olduğu, zaman zaman çıkıp ziyaretlerde bulunduğu, ruhun hiçbir zaman ölmediği” gibi tezler ileri sürülebilmektedir.</p>



<p>Aklın ilkeleriyle hareket edilmeyince, uyduruk kabir hayatı, ahiretin asli inançları arasına sokulur; evliya zan edilen kimi insanların kabirleri rahatlıkla ziyaretgah haline getirilir ve onlarla tevessülde bulunularak yardım istenir! Gece gündüz televizyonlarda din anlatan bir şahıs dün şöyle diyordu: “Siz Resulullah’a salavat gönderin, o, salavatınıza anında karşılık verir ve hemen faydasını görmeye başlarsınız!”</p>



<p>Hülasa, akıl devre dışı bırakılıp mühürlenince, bilim ve teknoloji alanında ilerleme sağlanamayacağı gibi, ilahiyat alanında da hurafeler kol gezer ve gençleri ikna edecek bir dil, yöntem ve fıkıh geliştirilemez. İnsanlar, entelektüel anlamda kendi özgür iradeleriyle düşünemez, sorgulayamaz, araştıramaz, kendilerini geliştiremezler. Sadece mevcut geleneğe, muhafazakarlığa, taklitçiliğe, mezhepçiliğe, hurafeciliğe teslim olurlar ki bu teslimiyetle, ortaya çıkan sorunların asla çözülemeyeceği unutulmamalıdır. (Kay. İsl. Ansk. ve Robert Reilly) </p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/akil-muhurlenirse-hurafecilik-kol-gezer-musluman-aklinin-muhurlenmesi-4/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mitoloji ile Kuşatılmış Din, Allah’ın Dini Olabilir Mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mitoloji-ile-kusatilmis-din-allahin-dini-olabilir-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mitoloji-ile-kusatilmis-din-allahin-dini-olabilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Mar 2022 12:50:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[hurafe]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18144</guid>

					<description><![CDATA[“Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, onlar: “Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeylere uyarız” derler. Peki, ya ataları aklının kullanmayan ve doğru yolu bulamayan kimseler ise&#8230; (ne olacak halleri?) (2/170) Mit; insanlık tarihinden itibaren kuşaktan kuşağa yayılan, ancak gerçekte doğru olmayan tanrılar, kahramanlıklar, masallar, öyküler, efsaneler ve kültürel değerlerin adıdır. Mitler üzerinde yapılan çalışmalara da mitoloji denir. Kutsallaştırılıp dinleştirilen her bir mit, aynı zamanda doğaüstü gücü ve etkisi olduğuna inanılan fetiştir, birer puttur. Erken çağlardan itibaren her toplumun kendine özgü kültürleri, yaşam tarzı ve mitleri vardır. 610 yılında başlayan İslami hareket, zamanla pek çok toplumun dikkatini çekti ve Müslüman olmalarını sağladı. Müslüman olan toplumlar, genellikle kültürlerini, yaşam tarzlarını ve mitlerini de İslama taşıdılar. Böylece kısa zamanda İslam dini, yabancı/batıl mitolojinin etkisine girdi ve zamanla özünü ve saflığını kaybederek karma bir din haline getirildi. Müslüman olmuş toplulukların, bütünüyle kendi kültürlerini terk etmeleri elbette beklenemez; ancak İslamın akidesine, ahlak ve ibadet yapısına aykırı olan her türlü mitolojinin terk edilmesi zorunludur. İslama aykırı olan mitolojinin İslamın boyasıyla boyanıp dinleştirilmesi asla kabul edilemez. Bu makalede akideye taalluk eden mitoloji üzerinde duracağız. İbadet ve diğer konulardaki mitolojiyi başka bir yazıda ele alacağız. Mitoloji örneklerine geçmeden önce belirtmek isterim ki Kur’an’ın indiği toplum, atalarından devraldıkları mitolojiye sahipti. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, onlar: “Hayır! Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeylere uyarız” derler. Peki, ya ataları aklının kullanmayan ve doğru yolu bulamayan kimseler ise&#8230; (ne olacak halleri?) (2/170)</p>



<p>Mit; insanlık tarihinden itibaren kuşaktan kuşağa yayılan, ancak gerçekte doğru olmayan tanrılar, kahramanlıklar, masallar, öyküler, efsaneler ve kültürel değerlerin adıdır. Mitler üzerinde yapılan çalışmalara da mitoloji denir. Kutsallaştırılıp dinleştirilen her bir mit, aynı zamanda doğaüstü gücü ve etkisi olduğuna inanılan fetiştir, birer puttur.</p>



<p>Erken çağlardan itibaren her toplumun kendine özgü kültürleri, yaşam tarzı ve mitleri vardır. 610 yılında başlayan İslami hareket, zamanla pek çok toplumun dikkatini çekti ve Müslüman olmalarını sağladı. Müslüman olan toplumlar, genellikle kültürlerini, yaşam tarzlarını ve mitlerini de İslama taşıdılar. Böylece kısa zamanda İslam dini, yabancı/batıl mitolojinin etkisine girdi ve zamanla özünü ve saflığını kaybederek karma bir din haline getirildi.</p>



<p>Müslüman olmuş toplulukların, bütünüyle kendi kültürlerini terk etmeleri elbette beklenemez; ancak İslamın akidesine, ahlak ve ibadet yapısına aykırı olan her türlü mitolojinin terk edilmesi zorunludur. İslama aykırı olan mitolojinin İslamın boyasıyla boyanıp dinleştirilmesi asla kabul edilemez.</p>



<p>Bu makalede akideye taalluk eden mitoloji üzerinde duracağız. İbadet ve diğer konulardaki mitolojiyi başka bir yazıda ele alacağız.</p>



<p>Mitoloji örneklerine geçmeden önce belirtmek isterim ki Kur’an’ın indiği toplum, atalarından devraldıkları mitolojiye sahipti. Dolayısıyla Kur’an, muhataplarının anladığı bir dille inmiş ve o çağın aklına hitap etmiştir. Binaaenaleyh her çağın Müslümanı, Kur’an’ı kendi diliyle ve aklıyla okumakla mükelleftir. Kur’an’ı 21. Asrın dili, aklı ve bilimi ile okumadığımız takdirde, ne cin ve şeytan tasavvurunu, ne dabbe ve yecüc-mecüc efsanesini, ne kölelik-cariyelik statüsünü, ne kıssa ve mesel hikayelerini, ne de ayetleri/mucizeleri doğru anlayamayız.</p>



<p>Şimdi, İslama mal edilmiş ve İslamın akidesini bozmuş olan o mitolojiden ve fetişten örnekler vererek konuya açıklık getirelim.</p>



<p>1. Kur’an’ı maksadı dışında okumak:</p>



<p>Tarih boyunca, farklı kültürlerin ve mitolojilerin etkisinde kalanlar, Kur’an’ı maksadı ve gereği gibi okumayarak falcılık, büyücülük, nazarcılık, muskacılık malzemesi olarak kullandılar. Sadece onunla yetinmeyip ölülere meze yapıp, ruhlara hediye olarak gönderdiler ve sonuçta Kur’an’ı yarı mitolojik bir kitaba dönüştürdüler.</p>



<p>2. Muhammed as’ı beşer olmaktan çıkartmak:</p>



<p>Kur’an, Muhammed as’ı beşer olarak tanıtmasına rağmen, mitolojinin etkisinde kalanlar, uydurma rivayetlerle onu yarı ilah derecesine çıkardılar.</p>



<p>Dediler ki o ilk ruhtur ve kainat onun hürmetine yaratıldı. Adem henüz toprak ile çamur arasında iken o peygamberdi. Adem tövbe ederken, başını göğe kaldırdığında Allah ile beraber Muhammed ismini gördü ve Muhammed ismini aracı yaparak ancak bağışlandı. Parmağıyla ayı yardı; göklere çıktı. Ölmüş olsa bile aramızda dolaşmakta, aileleriyle görüşmekte ve tasarruflarına devam etmektedir.(!)</p>



<p>3. Şefaat inancı:</p>



<p>Kur’an, şefaat inancının müşriklere ait olduğunu bildirmesine rağmen, zamanla “hadis” adı altında bir takım rivayetlerle İslam inancına dönüştürüldü ve pek çok kimseye şefaat etme yetkisi verildi. Oysa temel ilke olarak, “şefaat sadece Allah’ın hakkıdır ve O’nun yetkileri ve tasarrufu asla kimseyle paylaşılamaz.” (39/44)</p>



<p>4. Mesih-Mehdi inancı:</p>



<p>Kur’an, her insanın ölümlü olduğunu, öldükten sonra son saatin/kıyametin kopmasına kadar geri gelemeyeceğini bildirmesine rağmen, geçmiş toplumların inançlarında zuhuru/gelmesi beklenen Mesih/İsa ve Mehdi inancı, çeşitli rivayet ve efsanelerle İslama taşınarak akideleştirildi. O günden beri halen mesih/isa ve Mehdi beklenmektedir.&nbsp;</p>



<p>5. Evliya inancı:</p>



<p>Kur’an, iman eden samimi tüm Müslümanların Allah’ın velileri olduğunu bildirmesine rağmen, geçmiş toplumların mitolojilerinden hareketle özel bir “evliya statüsü” çıkartıldı ve bu statüde olanlar, tasarruf sahibi kılındı ve Allah’ın pek çok yetkilerine de kavuşturulmuş oldular.</p>



<p>Bu inancı taşıyanlara göre, evliya istedikleri zaman istedikleri yere uçabilir, gezebilir, başkalarına yardım edebilir, müritlerini uzaktan kontrol edebilir, savaşlara müdahil olabilir, ölmüş olsalar bile mezarlarından çıkıp ailelerini ziyaret edebilir vs.(!)</p>



<p>6. Kabirde azap:</p>



<p>Kur’an, hesap gününü dirilişten sonra, yani “ahiret günü” denilen zaman ve yerde ilan etmesine rağmen, uydurma rivayetlerle Münker ve Nekir adında melekler (!) icat edilerek, “kabirdeki ölü cesetlere hesap sorulur ve azap edilir” inancını getirdiler. Bu yetmezmiş gibi bir de ardından “telkin” denilen kopya muamelesi icat ettiler. Kopya veren hoca ölü cesede, “Rabbim Allah’tır, dinim İslam’dır, nebim Muhammed’dir, kitabım Kur’an’dır” demesini isteyerek, telkinde bulunur. Oysaki Allah, “sen kabirdekilere işittiremezsin” buyurmuştu.</p>



<p>7. Kader inancı:</p>



<p>Kur’an, kaderi Allah’ın ilim, irade ve kudretiyle kainata verilen düzen/yasa olduğunu bildirmesine rağmen, uydurma rivayetlerle insanın sorumluluğunu ortadan kaldıran ve elini kolunu bağlayan bir günah keçisine dönüştürüldü. Böylece Nebimizin biricik torunu Hüseyin ve beraberindeki 72 kişiyi katledenlerin bir suçu olmayacak; zira “bu katliam, Allah’ın onlar için yazmış olduğu bir kaderdir” denilecekti. (!) Zaten yanlış kader inancında fatura her zaman Allah’a çıkartılır.</p>



<p>8. Miraç inancı:</p>



<p>Kur’an, yanlış ve sahte inanç peşinde olanlardan “getirin delilinizi” diyerek kanıt istemektedir. Miraç inancını Yahudilik ve Zerdüştlükten alarak sahiplenenler, her konuda olduğu gibi, bu konuda da uydurma rivayetlere sığındılar. Halbuki Allah’a hiçbir şekilde mekan ve zaman isnat edilemez. Miraç “manevi yükseliştir” diyenler de bilmelidir ki Resulullah, zaten her vahiy alanda -manevi olarak- Allah’la görüşmekteydi, bir yerlere gitmesine gerek yoktu.</p>



<p>9. Masumiyet ve Sorgulanmazlık inancı:</p>



<p>Kur’an, hiç kimsenin masum olamayacağını, her insanın günah işleyeceğini ve ahirette sorgulanacağını bildirmesine rağmen, kimi insanlar masum ve sorgulamadan kurtulacaklarını öne sürmüşlerdir.</p>



<p>Kur’an, “elçilerden bile hesap sorulacağını” bildirdiği halde, kimi insanlar, uydurma rivayetler üzerinden sorgulanmadan cennetlik ilan edilmiştir. Kimi, “ateş, beni görene ve beni göreni görene dokunmayacaktır” rivayetine itibar ederken, kimileri de falan tarikattan olursanız, sorgusuz cennete girersiniz” demektedirler.</p>



<p>10. Nazar ve cincilik inancı:</p>



<p>Nazar da diğer inançlar gibi mitoloji üzerinden üretilen bir efsanedir. Çoğu insanların inandığı “adamı mezara, deveyi kazana” sokan bir nazar efsanesi doğru değildir. Şayet böyle bir durum olsaydı, yani adamı bir bakışta devirmiş olsaydı, katil hükmünde olurdu.</p>



<p>Yusuf suresinde, Yakup as’ın çocuklarına “ayrı kapılardan girin” tavsiyesi, “nazar değer” endişesi değil, güvenlik için söylenmiştir. Dolayısıyla nazarı engellemek için kullanılan cinler, muskalar, nazar boncuğu, kuru kafa, üfürük ve tükürük gibi malzemeler mitoloji kaynaklıdır.</p>



<p>Cincilik inancı da hakeza mitoloji üzerinden üretilmiştir. İlkel putperest toplumlarda ilk bilim adamları büyücülerdi. O zamanlar kimya yerine simya, astronomi yerine astroloji vardı. Münecimler, cinciler, büyücüler simya ve astroloji gibi asılsız kaynaklardan yararlanarak insanları aldatırlardı. Halen -İslam inancı olarak- cincilerin, büyücülerin, kahinlerin, arrafların, müneccimlerin, cin ve şeytanlarla irtibat halinde oldukları iddia edilerek, hem geçmişe, hem de geleceğe ait bilgiler verildiğine inanılmaktadır.</p>



<p>Daha onlarca örnek vermek mümkündür. Bilinmelidir ki atalarından gördüklerini, Kur’an ve akıl süzgecinden geçirmeden akideleştirip dinleştirmek, dine vurulan en büyük darbedir. İslam dini aklı önceleyen ilkeli bir dindir. Uğur, kumar, şans, talih, kader, nazar, sihir, büyü, muska, tılsım, miraç, şeffat, ruhçuluk, cincilik, mesih, mehdi gibi mitolojik inançları reddederek yerine “kişinin çabasını” ilkeleştirir. (53/39)</p>



<p>Bu ve benzer inançların, geçmiş toplumların mitolojilerinden İslama taşınmış hurafeler olduğu açıktır. Bu mitolojik hurafeler, genellikle “hadis” adı altında –rivayetlerle- dine sokulmuştur. Bu hurafeler, maalesef İslam akidesini öylesine çepeçevre kuşatmış ki temizleyip atmak oldukça zorlaşmıştır. Dolayısıyla tüm inançlarımızı yeniden Kur’an akidesiyle formatlamamız zorunlu hale gelmiştir.</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mitoloji-ile-kusatilmis-din-allahin-dini-olabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
