<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hilafet &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/hilafet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Nov 2020 07:22:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>hilafet &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hilafet Misyonu Cumhuriyete Yüklenmiştir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hilafet-misyonu-cumhuriyete-yuklenmistir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hilafet-misyonu-cumhuriyete-yuklenmistir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Nov 2020 07:22:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16195</guid>

					<description><![CDATA[Uğradığımız kültür erozyonu, istismar ve devam eden saldırılar inancımızın güzel gördüğü kimi kurum ve deyimleri adeta öcüye çevirdi. Mesela&#160;Mücadele Suresinin 22. Ayetinde&#160;Allah’ın kendilerinden hoşnut olduğu ve ahirette kurtulmuşlar topluluğu olarak tarif edilen, Allah taraftarı anlamındaki&#160;Hizbullah&#160;deyimini Lübnan’da siyasi ve askeri kanadı olan Şii bir partiye isim olarak verildiği için kullanamıyoruz. Oysa&#160;Hizbullah Kur’ânî&#160;biri deyimdir ve güzel bir deyimdir. İslamî&#160;deyimlerin siyasi ve ticari faaliyetlere isim olarak verilmesi maalesef çoğu kez İslam aleyhine kullanılan deyimler haline gelebiliyor. Çünkü o siyasi ya da ticari faaliyet bütün Müslümanları kuşatmadığı zaman ya da kötü örnek olduğu zaman kullandığı İslami deyime zarar vermiş oluyor. Bir başka misal. Peygamberimizin mühründe Muhammed Allah’ın elçisidir anlamında&#160;‘Muhammedurresululah’&#160;ibaresi vardır.&#160;Allah&#160;lafzı en üstte,&#160;Resul&#160;kelimesi ortada,&#160;Muhammed&#160;kelimesi de en altta istiflenmiştir. Peygamberimizin mührü&#160;güzel ve anlamlı bir tablodur&#160;ama bu istifi emperyalizme hizmet eden bir terör örgütü kendisine bayrak olarak kullanmaktadır. Müslümanlar terörist damgası yememek için bu güzel tabloya sahip çıkmaktan korkuyorlar. Aynı şekilde bazı terör örgütleriمحمد رسول الله لا اله الا الله&#160;kelime-i tevhidini bayrak olarak kullandığı için kelime-i tevhid de bazen soruşturma gerekçesi olabiliyor. Nitekim geçenlerde bir ilin valisi sosyal medyada bir bekçinin kelime-i tevhid istifini kullanıp üzerine de&#160;hilafet&#160;yazdığı için şüphelenip soruşturma açmış. Ben o valinin&#160;‘Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed onun elçisidir.’&#160;anlamındaki kelime-i tevhide karşı olduğunu düşünmüyorum. Kelime-i tevhidi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Uğradığımız kültür erozyonu, istismar ve devam eden saldırılar inancımızın güzel gördüğü kimi kurum ve deyimleri adeta öcüye çevirdi.</p>



<p>Mesela&nbsp;<strong>Mücadele Suresinin 22. Ayetinde</strong>&nbsp;Allah’ın kendilerinden hoşnut olduğu ve ahirette kurtulmuşlar topluluğu olarak tarif edilen, Allah taraftarı anlamındaki&nbsp;<strong>Hizbullah</strong>&nbsp;deyimini Lübnan’da siyasi ve askeri kanadı olan Şii bir partiye isim olarak verildiği için kullanamıyoruz.</p>



<p>Oysa&nbsp;<strong>Hizbullah Kur’ânî</strong>&nbsp;biri deyimdir ve güzel bir deyimdir.</p>



<p><strong>İslamî&nbsp;</strong>deyimlerin siyasi ve ticari faaliyetlere isim olarak verilmesi maalesef çoğu kez İslam aleyhine kullanılan deyimler haline gelebiliyor. Çünkü o siyasi ya da ticari faaliyet bütün Müslümanları kuşatmadığı zaman ya da kötü örnek olduğu zaman kullandığı İslami deyime zarar vermiş oluyor.</p>



<p>Bir başka misal.</p>



<p>Peygamberimizin mühründe Muhammed Allah’ın elçisidir anlamında&nbsp;<strong>‘Muhammedurresululah’</strong>&nbsp;ibaresi vardır.&nbsp;<strong>Allah</strong>&nbsp;lafzı en üstte,&nbsp;<strong>Resul</strong>&nbsp;kelimesi ortada,&nbsp;<strong>Muhammed</strong>&nbsp;kelimesi de en altta istiflenmiştir.</p>



<p>Peygamberimizin mührü&nbsp;<strong>güzel ve anlamlı bir tablodur</strong>&nbsp;ama bu istifi emperyalizme hizmet eden bir terör örgütü kendisine bayrak olarak kullanmaktadır.</p>



<p>Müslümanlar terörist damgası yememek için bu güzel tabloya sahip çıkmaktan korkuyorlar.</p>



<p>Aynı şekilde bazı terör örgütleri<strong>محمد رسول الله لا اله الا الله</strong>&nbsp;kelime-i tevhidini bayrak olarak kullandığı için kelime-i tevhid de bazen soruşturma gerekçesi olabiliyor.</p>



<p>Nitekim geçenlerde bir ilin valisi sosyal medyada bir bekçinin kelime-i tevhid istifini kullanıp üzerine de&nbsp;<strong>hilafet&nbsp;</strong>yazdığı için şüphelenip soruşturma açmış.</p>



<p>Ben o valinin&nbsp;<strong>‘Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed onun elçisidir.’</strong>&nbsp;anlamındaki kelime-i tevhide karşı olduğunu düşünmüyorum. Kelime-i tevhidi kendine bayrak edinen terör örgütüne mensubiyetinden kuşkulandığı için işlem yaptığı hüsnü zannında bulunmak istiyorum ama yaptığı açıklama da buna mani oluyor!</p>



<p><strong>Hilafe</strong>t kurumu/kelimesi için de aynı kargaşa söz konusudur.</p>



<p>İnsanın yeryüzünde Allah’ın halifesi olduğu Kur’anî gerçeğini bir kenara bırakarak kurumdan bahsedelim.</p>



<p>Ecdadımız Müslüman olduktan sonra&nbsp;<strong>İslam birliğini temsil eden hilafete</strong>&nbsp;sadık kalmışlar ve 4 asır boyunca da hilafet görevini bizzat üstlenmişlerdir.</p>



<p>Hilafet görevi&nbsp;<strong>Hz. Ebu Bekir’den Abdulmecid’e</strong>&nbsp;kadar zaman zaman zayıflasa da isimden ibaret kalmış olsa da&nbsp;<strong>İslam birliğinin simgesi</strong>&nbsp;olmuştur. Adı itibariyle de misyonu itibariyle de&nbsp;<strong>hilafet</strong>&nbsp;kötü ya da zararlı bir şey değil tam tersine&nbsp;<strong>güzel, saygın ve ulvi bir kurumdur</strong>.</p>



<p>Hilafete bağlılık yeminiyle milletin güvenini kazanıp milli mücadeleyi yürüten peşinden de&nbsp;<strong>cumhuriyeti kuran irade</strong>&nbsp;bile hilafeti kaldırırken kötü ve yaramaz bir kurum olduğu için kaldırmamıştır. Aksine İstanbul’daki halifenin güçsüz olduğu ve görevi olan dini hükümleri uygulamaktan aciz olduğu için halifelik makamını kaldırmış<strong>&nbsp;halifenin görevini meclise vermiştir</strong>. Meclisin görevlerini konu edinen 1924 anayasasının 26 maddesinin ilk fıkrası&nbsp;<strong>‘Ahkamı şer’iyyeyi tenfiz.’</strong>&nbsp;yani şeriat hükümlerini uygulamak şeklindedir.</p>



<p>Evet, halifeliği kaldıran kanun da hilafeti değil hilafet makamını kaldırmıştır. Çünkü cumhuriyetin fabrika ayarlarını belirleyen 1924 anayasası hilafet görevini meclise yüklemiştir.</p>



<p><strong>3 Mart 1924 tarihli 431</strong>&nbsp;numaralı hilafetin ilgası hakkındaki kanunun birinci maddesi aynen şöyledir:&nbsp;<strong>”Halife hal edilmiştir. Hilâfet, Hükümet ve Cumhuriyet mâna ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan hilâfet makamı mülgadır</strong>.”</p>



<p>Yani halifelik makamını kaldıran irade hilafeti karalamamış kötülememiş aksine misyonunu cumhuriyete yüklemiştir.</p>



<p>Tabii tek parti döneminde cumhuriyetin fabrika ayarları olan 1924 anayasası peyderpey değiştirilmiş, tek parti baskısıyla cumhuriyet fabrika ayarlarından uzaklaştırılmış ve hilafet dâhil din ile alakalı her kuruma karşı&nbsp;<strong>laiklik bahanesiyle</strong>&nbsp;bir yasak ve karalama dönemi başlamıştır.</p>



<p>Tek partinin millete sormadan dayatma ile şekillendirdiği yeni rejim hilafeti de yasaklar arasına koymuştur. Hatta siyasi partiler yasasına hilafetle ilgili özel madde konmuştur.</p>



<p>86. Maddede siyasi partiler&nbsp;<strong>‘halifeliğin yeniden kurulması amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyetlerde bulunamazlar</strong>.’ düzenlemesi yapılmıştır.</p>



<p>Dolayısıyla da tek parti döneminin İslami kurumlara karşı takındığı tavırlardan biri de hilafete karşı takınılan tavırdır ve bugün hilafet kurumu sanki zararlı ve kötü bir kurummuş gibi lanse edilmektedir.</p>



<p>Oysa hilafet kurumu Hz. Ebu Bekir’den bu yana&nbsp;<strong>saygın ve ulvi bir kurumdur</strong>. İslam birliğini temsil ettiğine inanan&nbsp;<strong>hiçbir Müslüman hilafete karşı saygısızlık</strong>&nbsp;etmez.</p>



<p>Ama ülkemizde maalesef birileri İslam düşmanlığını hilafet üzerinden yürütmek gibi sinsi bir yol izlemektedir.</p>



<p>Devletin&nbsp;<strong>laiklik</strong>&nbsp;yapısına sığınmak da anlamsızdır. Çünkü&nbsp;<strong>Ortodoksların</strong>&nbsp;dini lideri olan&nbsp;<strong>Patrik</strong>&nbsp;ve patrikliğin merkezi olan&nbsp;<strong>Patrikhane</strong>, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindedir. Hilafete karşı çıkanların patrikhanenin resmi bir dini kurum olarak faaliyet göstermesine de karşı çıkmaları gerekir. Çıkmıyorlar çünkü algı çarpık bir algıdır.</p>



<p>Katoliklerin dini lideri olarak<strong>&nbsp;Roma’da Papa</strong>&nbsp;vardır, saygındır. Ortodoksların dini lideri olarak&nbsp;<strong>İstanbul’da Patrik</strong>&nbsp;vardır ve saygındır.</p>



<p>Ama İslam dünyasının dini lideri yoktur ve gündeme gelmesi bile tartışma konusudur.</p>



<p>Evet, Türkiye’de siyasi partiler hilafet konusunu konuşamazlar, tartışamazlar ve gündemlerine bile alamazlar. Çünkü Siyasi Partiler kanunu 86. Madde gereğince yasaktır.</p>



<p>Siyasiler tartışamazlar ama öyle bir algı oluşmuştur ki kanaat önderleri ve akademisyenler de tartışamazlar! Çünkü ağzını açan herkese karşı hemen bir saldırı kampanyası başlar!</p>



<p>Tamam, tartışılmasın ama İslam birliğinin simgesi olan hilafet kurumuna da en az patrikliğe ve papalığa gösterilen saygı kadar saygı gösterilmesi gerekmez mi?</p>



<p>Ne demişti özeleştiri yapan&nbsp;<strong>Atatürk</strong>:</p>



<p>“<strong>Laikiz dedik</strong>, dinle ilişiğimizi devlet olarak kestik.&nbsp;<strong>Cumhuriyetiz dedik,</strong>&nbsp;rejimimizi tehlikeye düşürmemek için&nbsp;<strong>saltanat devrini kötüledik</strong>, kazanılmış büyük zaferleri bile birkaç satırla geçiştirmeye başladık.&nbsp;<strong>Latin harflerini aldık,</strong>&nbsp;yeni kuşakları binlerce yıllık geçmişinin hazinesinden yoksun bıraktık.”<em>(Atatürk&#8217;ün Fikir kaynakları, Milliyet, 15 Kasım 1974)</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hilafet-misyonu-cumhuriyete-yuklenmistir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eleştirel Duruş ve Analiz</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/elestirel-durus-ve-analiz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/elestirel-durus-ve-analiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Apr 2019 08:06:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge Haber]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9571</guid>

					<description><![CDATA[Burada insandan kastımız, düşünce atmosferinde yola koyulan varlık olarak öncelikle bizler ve peşi sıra tabii ki insanlığın başlangıcından bu yana akan insanlık nehrinin filozofları ve peygamberleridir. Filozofları ve peygamberleri ayrıca ifade etmek lazım zira biz, kendimizi ve çevremizi anlamak adına arayışa koyulduğumuzda yani düşünüp aklettiğimizde karşımızda bize seslenen filozof ve peygamberler görürüz. Elbette bunlardan iki taifeyi de dinleyip anlamak gerektir. Bunu yaparken onların bize vesilet’un-necat bağlamında önerdikleri -birbirinden farklı ve kimi zaman tezat oluşturan- teklif ve çözümlerin hepsini benimseyemeyeceğimize göre mutlaka eleştirel bir duruş ve analiz yapan bir zihne sahip olmak durumundayız. Dolayısıyla burada bir yol ayırımında olduğumuzu görmeliyiz. Ben kendi hesabıma, varlık ve içinde olup biteni eleştirel bakış ile yorumlamayı esas alarak peygamberlerin teklifini benimsemiş biriyim. Bu, filozofları ve felsefeyi ötelemek gerektiği anlamına gelmez şüphesiz. Zira felsefe dediğimiz şey, bünyesinde doğrusuyla yanlışıyla enva-i türlü izah ve ilkeler barındıran ciddi bir insanlık mirasıdır. Bu miras, bizim muhakememizi zenginleştirmekte ve ufkumuzu açmaktadır. Bu itibarla felsefeye sırt çevirmek doğru olmasa gerektir. Fakat bence, nihaî karar ve belirleyen, elbette peygamberlerin mesajı olmalıdır. Ben Müslümanları böylesi bir tercihi yapmış bireyler olarak kabul ediyorum. İşte bu mahalde durup düşünmek lazımdır. Genelde peygamberlerin özelde ise Hz. Muhammed’in bize ulaştırdığı mesaj nedir? Şüphesiz bu mesaj, Allah&#8217;ın her &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Burada insandan kastımız, düşünce atmosferinde yola koyulan varlık olarak öncelikle bizler ve peşi sıra tabii ki insanlığın başlangıcından bu yana akan insanlık nehrinin filozofları ve peygamberleridir. Filozofları ve peygamberleri ayrıca ifade etmek lazım zira biz, kendimizi ve çevremizi anlamak adına arayışa koyulduğumuzda yani düşünüp aklettiğimizde karşımızda bize seslenen filozof ve peygamberler görürüz. Elbette bunlardan iki taifeyi de dinleyip anlamak gerektir. Bunu yaparken onların bize vesilet’un-necat bağlamında önerdikleri -birbirinden farklı ve kimi zaman tezat oluşturan- teklif ve çözümlerin hepsini benimseyemeyeceğimize göre mutlaka eleştirel bir duruş ve analiz yapan bir zihne sahip olmak durumundayız. Dolayısıyla burada bir yol ayırımında olduğumuzu görmeliyiz.</p>
<p>Ben kendi hesabıma, varlık ve içinde olup biteni eleştirel bakış ile yorumlamayı esas alarak peygamberlerin teklifini benimsemiş biriyim. Bu, filozofları ve felsefeyi ötelemek gerektiği anlamına gelmez şüphesiz. Zira felsefe dediğimiz şey, bünyesinde doğrusuyla yanlışıyla enva-i türlü izah ve ilkeler barındıran ciddi bir insanlık mirasıdır. Bu miras, bizim muhakememizi zenginleştirmekte ve ufkumuzu açmaktadır. Bu itibarla felsefeye sırt çevirmek doğru olmasa gerektir. Fakat bence, nihaî karar ve belirleyen, elbette peygamberlerin mesajı olmalıdır. Ben Müslümanları böylesi bir tercihi yapmış bireyler olarak kabul ediyorum.</p>
<p>İşte bu mahalde durup düşünmek lazımdır. Genelde peygamberlerin özelde ise Hz. Muhammed’in bize ulaştırdığı mesaj nedir? Şüphesiz bu mesaj, Allah&#8217;ın her açıdan birlenmesi (tevhid) ve onun (c) herhangi bir hak ve özelliğinin başka bir varlığa verilmesini (şirk) reddetmektir. Onlar, tevhidin kabulü ve şirkin reddini yaşam için bir zemin kabul etmişlerdir ki zaten İslam’ın ilkeleri bu zemin üzerinde yükselmektedir. Bu ilkeleri; güven, adalet, istişare, irade, tercih ve sevgi vs. şeklinde sıralamak pekâlâ mümkündür.</p>
<p>Nitekim özelde Muhammed aleyhisselam, genelde ise bütün peygamberler el-Emin vasıflarıyla inanmayanlar dâhil birlikte yaşadıkları ve dahası arkadaş/kardeş oldukları insanlara güven vermiş, onlara birer ahlak abidesi olduklarını göstermişlerdir. Bu bağlamda insan yaşamının din, cinsiyet, ırk ve coğrafya farkı gözetilmeden adalete dayandığını ve sadece zalimlere (hukuksuzluğa) karşı güce başvurulmasının mümkün olduğunu belirtmişlerdir.</p>
<p>Cahiliye döneminde bu çağrıya iradelerini kullanarak teslim olan insanlar, büyük bir samimiyetle insanî şahsiyetini bildikleri Hz. Muhammed’in etrafında kenetlenip Kur&#8217;an Nesli’ni oluşturdular. Kur&#8217;an Nesli’ni oluşturan bu zevat, vicdan ve insaf duygularından hareketle inanıp yaşamak adına kendilerine sunulan paradigmayı akledip irade sergileyerek kabul etmişti. Bu neslin mayasında sevgi, muhabbet, samimiyet ve edep yani kısacası erdemlilik vardı.</p>
<p>Hal böyle olmakla beraber onlar (Allah Teâla hepsinden razı olsun) da insandı ve insana özgü zaaflarla malul idiler. Nitekim bildiğimiz gibi Resulullah’ın (s) vefat edeceğini anlayan sahabeden geniş bir kitle (Ensar), diğerlerinden (Muhacir) habersiz, özel ve gizli bir toplantı düzenlemiş; halife adaylarını belirlemiş biçimde vefat haberini beklemeye koyulmuştu. Bunu haber alan Muhacir liderlerinden Hz. Ömer, Resulullah’ın dar-ı bekaya irtihalinden sonra vefat haberinin yayılmasını önleyerek -bugünün ekspresyonuyla ajanslara düşmesini önleyerek- bir an evvel Ensar’ın bulunduğu yere Hz. Ebubekir’le beraber ulaşmış ve halife seçimine müdahale etmişti.</p>
<p>Burada dönemin siyasî atmosferinde ümmetin selameti adına halifenin Kureyş’ten olması gerektiğine karar verilerek “siyasî iktidar” krizi çözüme kavuşturulmuştu. Ne var ki siyasî iktidar mücadelesi bir kez başlamıştı ve artık önünü almak o kadar da kolay olmayacaktı. Nitekim bu sebepten Cemel ve Sıffın Savaşları patlak vermişti. Hatta Harici isyanlarını ve Kerbela katliamını da bu bağlamda görmek mümkündü.</p>
<p>Bunlardan özellikle Cemel Harbi’nde çatışan taraflardan birinin başında Hz. Peygamber’in eşi Aişe ve diğerinde ise damadı Ali bulunuyordu. Gerçekten hüzün verici bu trajik durum, onların da insan olduklarını ve tıpkı bizler gibi hislerine, kanaat ve yorumlarına göre davrandıklarının ve kimi vakit ve işlerinde kendilerine yakışmayanı yapmış olduklarının ifadesi olsa gerektir. Değilse onlar kendilerini asla, “kader” denilenin önündeki yaprak olarak ne gördüler ne de görmek mümkündü. Tabii ki bizim, bugünden o güne bakarken olanları kader olarak değerlendirmemiz apayrı bir mevzudur.</p>
<p>Dr. MUSTAFA AKMAN</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/elestirel-durus-ve-analiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
