<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Halime KÖKCE &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/halime-kokce/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 31 Oct 2019 10:59:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Halime KÖKCE &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Darbecilerin Cumhuriyetçi diye geçindiği tuhaf ülkem…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/darbecilerin-cumhuriyetci-diye-gecindigi-tuhaf-ulkem/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/darbecilerin-cumhuriyetci-diye-gecindigi-tuhaf-ulkem/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Oct 2019 10:59:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[Halime KÖKCE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12870</guid>

					<description><![CDATA[Cumhuriyet rejimi demokrasinin tatbiki açısından en elverişli rejim. Halkın kendi yöneticilerini kendi özgür iradesiyle seçtiği bu rejim kuşkusuz hepimiz için en önemli değerlerden. Nitekim 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, hem devlet erkanı hem de vatandaşlar tarafından türlü etkinliklerle kutlandı. Fakat Cumhuriyet rejiminin askeri darbelerle kesintiye uğradığı dönemleri de yaşadık. En son 15 Temmuz 2016&#8217;da TSK&#8217;ya sızmış FETÖ&#8217;cülerin tertip ettiği darbe, destansı millet direnişiyle alt edildi de Cumhuriyet bir kez daha kesintiye uğramaktan kurtuldu. Anayasa&#8217;nın askıya alındığı, millet iradesinin askerin kontrolüne geçtiği darbe dönemlerinin ülkeye maliyet hep çok büyük oldu. *** Darbe mekaniği işletilirken ülke önce kutuplaştırılır, kardeş kardeşe düşürülür, sosyolojik fay hatları harekete geçirilir ve nihayet darbe için uygun ortam hazır olduğunda düğmeye basılırdı. Cumhuriyet rejiminin askıya alındığı darbeler dolayısıyla Türkiye kendi sorunları siyaset yoluyla çözebilecek ehliyete kavuşamaz, bu yetersizlik de mütemadiyen askerin elinin siyasetin üzerinde olması için mazeret sayılırdı. Bir şeyleri değiştirmeye niyetli siyasetçiler de zaten kefeniyle bu yola girmek zorundaydı. Çünkü ülkenin, cumhuriyetin anlamına uygun olarak çok partili rejime geçildikten sonra seçilmiş olan ilk başbakanı &#8220;Cumhuriyet elden gitmesin&#8221; diye idam edilmişti. *** Böyle böyle halkın kendi kendini idare etmesinin aracı olan Cumhuriyet&#8217;i, ülkenin birlik ve dirliğinin değil ayrıştırmanın, kutuplaştırmanın, düşmanlaştırmanın aracı haline getirdik. Cumhuriyetimizi Anadolu&#8217;yu düşman işgalinden kurtaran ayağı çarıklı, başı yazmalı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet rejimi demokrasinin tatbiki açısından en elverişli rejim. Halkın kendi yöneticilerini kendi özgür iradesiyle seçtiği bu rejim kuşkusuz hepimiz için en önemli değerlerden. Nitekim 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, hem devlet erkanı hem de vatandaşlar tarafından türlü etkinliklerle kutlandı.</p>
<p>Fakat Cumhuriyet rejiminin askeri darbelerle kesintiye uğradığı dönemleri de yaşadık. <strong>En son 15 Temmuz 2016&#8217;da TSK&#8217;ya sızmış FETÖ&#8217;cülerin tertip ettiği darbe, destansı millet direnişiyle alt edildi de Cumhuriyet bir kez daha kesintiye uğramaktan kurtuldu.</strong></p>
<p>Anayasa&#8217;nın askıya alındığı, millet iradesinin askerin kontrolüne geçtiği darbe dönemlerinin ülkeye maliyet hep çok büyük oldu.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Darbe mekaniği işletilirken ülke önce kutuplaştırılır, kardeş kardeşe düşürülür, sosyolojik fay hatları harekete geçirilir ve nihayet darbe için uygun ortam hazır olduğunda düğmeye basılırdı. Cumhuriyet rejiminin askıya alındığı darbeler dolayısıyla Türkiye kendi sorunları siyaset yoluyla çözebilecek ehliyete kavuşamaz, bu yetersizlik de mütemadiyen askerin elinin siyasetin üzerinde olması için mazeret sayılırdı. <strong>Bir şeyleri değiştirmeye niyetli siyasetçiler de zaten kefeniyle bu yola girmek zorundaydı. Çünkü ülkenin, cumhuriyetin anlamına uygun olarak çok partili rejime geçildikten sonra seçilmiş olan ilk başbakanı &#8220;Cumhuriyet elden gitmesin&#8221; diye idam edilmişti.</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Böyle böyle halkın kendi kendini idare etmesinin aracı olan Cumhuriyet&#8217;i, ülkenin birlik ve dirliğinin değil ayrıştırmanın, kutuplaştırmanın, düşmanlaştırmanın aracı haline getirdik. <strong>Cumhuriyetimizi Anadolu&#8217;yu düşman işgalinden kurtaran ayağı çarıklı, başı yazmalı kadınların erkeklerin değil de “Edirne&#8217;ye Enver gireceğine Bulgar girsin” diyen zihniyetin belledik. Bir yaşam tarzı Cumhuriyetine çevirdik ülkeyi.</strong></p>
<p><strong>Koskoca Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun 600 yıllık köklü tarihinden güç almak, sırtımızı o tecrübeye yaslamak yerine Cumhuriyeti ilan ettiğimiz 1923&#8217;ü, Türkiye devletinin kuruluş tarihine çevirdik.</strong> Köksüz, özgüvensiz, Batı hayranı, kendi insanına yabancı, dahası onu aşağılayan bir “Cumhuriyet nesli” yetiştirdik. Ve ne yazık ki bu prototipin en ağır basan vasfı Batıcılığı. Ülkesi adına tek değerli gördüğü şey Batı&#8217;yı taklit etmek.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Önceki gün sözde bu ülkenin sanatçısı, aydını sayılan bazı kimselerin sosyal medyadan yaptığı paylaşımlar, bir arpa boyu yol alamadığımızı da gösterdi. Hala aynı dışlayıcı, düşmanca söylem. Hala aynı gardırop cumhuriyetçiliği. Cumhurun ekseriyetine karşı aşağılayıcı bir bakış. <strong>Başı açık, saçı sarı Dilek İmamoğlu&#8217;nu “İşte tam bir Cumhuriyet kadını” diye takdim etmenin sakilliğine, seviyesizliğine, görgüsüzlüğüne mi yanasın yoksa neredeyse 100 yaşına basacak olan Cumhuriyete dair bitmeyen güvensizliğe mi?</strong></p>
<p>Daha beteri; bu yılki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının “düşman işgalinden kurtuluş” olarak nitelenmesi. <strong>Belediye başkanlıklarını CHP adayları kazanınca, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını “Ankara ve İstanbul&#8217;un düşman işgalinden kurtuluşu” olarak resmetmeye çalışan bir kıt akıllılık, pespayelik, rezillik, gavurluk&#8230;</strong> Ne derseniz olur da beni derin bir acıma duygusu kapladı. İnsanın içine böyle bir nefret otağ kurmuşsa o artık nasıl mutlu olsun ki? Kim sever ki böylesi nefret dolu bir nefsi&#8230;</p>
<p>Sosyal medyadaki trollerden bahsetmiyorum. Bu ülkenin yetiştirdiği kamusal işler yapan insanlar bunlar.</p>
<p><strong>Bu kadar nefret dolu bir kalbin, sağlıklı bir zihinle yan yana olması mümkün değil.</strong> Nefret varsa akıl yoktur, nefret varsa zeka dumura uğrar, nefret varsa iyi niyet kaybolur, nefret kaplamışsa her yanınızı esirisiniz artık onun.</p>
<p><strong>Yüreğinde nefret olanların aklına uymamak en doğrusu. Bu ülke hepimizin. Atsak atılmaz, satsak satılmaz bu nefret yüklü hamallarla paylaşacağız ülkemizi. Allah ıslah etsin onları&#8230;</strong></p>
<p>Halime Kökçe/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/darbecilerin-cumhuriyetci-diye-gecindigi-tuhaf-ulkem/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Rojava devrimi&#8217; sizlere ömür!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/rojava-devrimi-sizlere-omur/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/rojava-devrimi-sizlere-omur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 07:47:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Halime KÖKCE]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12813</guid>

					<description><![CDATA[PKK, 1978&#8217;de kurulduktan sonra ilk şiddet eylemlerini Kürtlere karşı yaptı. Kürtleri haraca bağlayarak, devletten yana olmaları halinde bunun bedelini ödeteceklerini söyleyerek bölgede hakimiyet kurmaktı amacı. Devletin güvenlik güçlerini hedef alan eylemleri bundan sonra geldi. Böylece Kürt halkı iki ateş arasında kaldı. PKK köyleri basıyor, ardından jandarma, PKK&#8217;lılara yardım ediyorsunuz diye köyün erkelerini toplayıp götürüyordu. Bu denge içinde PKK, kendine yaşam alanı buluyor, giderek her köye, her haneye sızıyor ve Kürt halkını istese de istemese de kendi kirli davasına bulaştırmayı başarıyordu. *** Bir terör örgütünün teşkili elbette sadece kendine insan kaynağı temin ederek olmaz. Korku salmak, şiddet eylemleri gerçekleştirmek için silaha ihtiyacı vardır; bunun için de finans kaynağına. PKK böylece bölgede faaliyet gösteren tüm istihbarat örgütlerinin ilgi odağı haline geldi, kendini bunların kullanımına açtı. Kuruluş amacını Kürt halkının bağımsızlığı olarak ilan eden örgüte, Kürtleri insan yerine koymayan Suriye rejimi kamp kurma ve üstlenme imkanı verdi. Çünkü Türkiye&#8217;ye karşı PKK&#8217;yı topraklarında ağırlamak işine geliyordu. İran, kendi Kürt bölgesinde silahlı bir terör örgütü konuşlanmasına rağmen yine Türkiye&#8217;ye karşı ama en çok da Irak&#8217;a karşı bu örgütü kullandı. Sonuç ise Irak&#8217;ta Kürt halkı Halepçe gibi dünyada eşine az rastlanır bir katliama uğradı. Kürtlere o vakit kucak açan yine Türkiye oldu. *** PKK 80&#8217;lerde, 90&#8217;larda ve 2000&#8217;den &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>PKK, 1978&#8217;de kurulduktan sonra ilk şiddet eylemlerini Kürtlere karşı yaptı. Kürtleri haraca bağlayarak, devletten yana olmaları halinde bunun bedelini ödeteceklerini söyleyerek bölgede hakimiyet kurmaktı amacı. Devletin güvenlik güçlerini hedef alan eylemleri bundan sonra geldi. Böylece Kürt halkı iki ateş arasında kaldı. PKK köyleri basıyor, ardından jandarma, PKK&#8217;lılara yardım ediyorsunuz diye köyün erkelerini toplayıp götürüyordu. Bu denge içinde PKK, kendine yaşam alanı buluyor, giderek her köye, her haneye sızıyor ve Kürt halkını istese de istemese de kendi kirli davasına bulaştırmayı başarıyordu.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Bir terör örgütünün teşkili elbette sadece kendine insan kaynağı temin ederek olmaz. Korku salmak, şiddet eylemleri gerçekleştirmek için silaha ihtiyacı vardır; bunun için de finans kaynağına. PKK böylece bölgede faaliyet gösteren tüm istihbarat örgütlerinin ilgi odağı haline geldi, kendini bunların kullanımına açtı. Kuruluş amacını Kürt halkının bağımsızlığı olarak ilan eden örgüte, <strong>Kürtleri insan yerine koymayan Suriye rejimi kamp kurma ve üstlenme imkanı verdi. Çünkü Türkiye&#8217;ye karşı PKK&#8217;yı topraklarında ağırlamak işine geliyordu.</strong> <strong>İran, kendi Kürt bölgesinde silahlı bir terör örgütü konuşlanmasına rağmen yine Türkiye&#8217;ye karşı ama en çok da Irak&#8217;a karşı bu örgütü kullandı. Sonuç ise Irak&#8217;ta Kürt halkı Halepçe gibi dünyada eşine az rastlanır bir katliama uğradı. Kürtlere o vakit kucak açan yine Türkiye oldu.</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>PKK 80&#8217;lerde, 90&#8217;larda ve 2000&#8217;den sonra farklı taktikler geliştirdi. Bu değişikliğin sebebi hem uluslararası konjonktürü hem de Türkiye içindeki güç dengelerini kullanabilmek içindi. Öcalan ve örgütün söylemi, önceleri katı bir din karşıtlığı içeriyordu. Fakat PKK&#8217;yı takip eden siyasi partiler silsilesiyle birlikte bu biraz kırıldı. 90&#8217;larda Hizbullah&#8217;ın sahada etkin olmaya başlaması da bunda etkili oldu. Siyasi partilerin PKK&#8217;nın toplumsallaşmasına hizmet edebilmesi için dine karşı söylemini yumuşatması gerekiyordu. <strong>Öcalan yakalandıktan ve AK Parti iktidara geldikten sonra ise örgütün en çok kullandığı kavram demokrasi oldu. Hem artık Rusya&#8217;nın yörüngesinden çıkmış ve yüzünü Batı&#8217;ya dönmüş bir örgüt olarak kendine liberal bir jargon oluşturması gerekiyordu.</strong> Bir kaç anarşist yazarın kitaplarından devşirerek ortaya koyduğu <strong>feminist-ekolojik-demokratik yönetim</strong>, Suriye iç savaşıyla sıkça duymaya başladığımız <strong>kanton, demokratik özerklik ve öz yönetim</strong> gibi terör örgütünün yeni hedefleriyle de uyumluydu. <strong>Kendini Batı&#8217;ya beğendirecek bu yeni söylem, amacına ulaştı. Tüm Batılı ülkelerin terör örgütü listesinde olmasına rağmen bu tarihten sonra Avrupa örgütün en önemli siyasi meşruiyet kaynağı haline geldi.</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Bu süreç, aynı zamanda PKK&#8217;nın Kemalist laikliği keşfettiği, AK Parti&#8217;ye karşı Türkiye&#8217;nin &#8220;ilerici unsurlarıyla&#8221; işbirliği yapabileceğini ilan ettiği dönem oldu. CHP ve PKK&#8217;nın siyasi kolu olan partiler arasındaki ittifak ve &#8220;Rojava devrimi&#8221; hayallerinin ABD tarafından desteklendiği vasat işte böyle kuruldu.</strong></p>
<p>Şimdi ne mi oluyor? PKK&#8217;lılar, ABD askeri araçlarını taşlıyor; kullanılıp atılan mevsimlik sevgili gibi&#8230;</p>
<p>Anlayacağınız &#8220;Rojava devrimi&#8221; sizlere ömür.</p>
<p>PKK, Kürtlerin hayrına bir şey isteyemez. <strong>Kürtlerin vatanı da devleti de var zaten. İstedikleri şey kendilerine siyasi egemenlik sahası oluşturmak. Onu da Türkiye var oldukça başaramayacaklar.</strong></p>
<p>Halime Kökçe/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/rojava-devrimi-sizlere-omur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kılıçdaroğlu Babacan&#8217;ı mı gözüne kestirdi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kilicdaroglu-babacani-mi-gozune-kestirdi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kilicdaroglu-babacani-mi-gozune-kestirdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Sep 2019 06:42:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ali babacan]]></category>
		<category><![CDATA[Halime KÖKCE]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Kılıçdaroğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12517</guid>

					<description><![CDATA[Evvelki gün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Parti Meclisi&#8217;ne hitap ederken &#8220;Londra&#8217;daki bir avuç tefeci&#8221; diye bir tabir kullandı. Kulak misafiri olduğum konuşmaya dikkat kesildim o dakikadan sonra. Baktım meğer Yeni Şafak gazetesinin “82 milyon faizciye çalışıyor” manşetini diline dolamış. Gazeteye teşekkür ediyor, gerçekleri yazdığı için. Diyor ki Kılıçdaroğlu; bu iktidar Türkiye&#8217;yi Londra&#8217;daki bir avuç tefeciye faiz ödeyen bir duruma getirdi. Bugün 2 sene öncesine göre markette filesini çok daha zorlanarak dolduran ve bundan şikayet eden herhangi bir vatandaşa dahi sorsanız bunun rol çalmak olduğunu söyler. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#8217;dan defalarca duyduğu “faiz lobisi” lafını hatırlar ve “Ne oldu Kemal beye, Tayyip Erdoğan&#8217;a mı özendi yoksa” der. *** Sanki bu ülkede Gezi kalkışması hiç yaşanmamış, tam da IMF&#8217;ye borcumuzun son taksitini ödediğimiz, ekonomik verilerin pozitif yönde tepe yaptığı bir dönemde sokak olaylarıyla ülke istikrasızlaştırılmaya çalışılmamış, o günden bu yana memlekette FETÖ&#8217;sü bir taraftan PKK&#8217;sı, DEAŞ&#8217;ı diğer taraftan saldırı üstüne saldırı düzenlememiş, içeriden ve dışarıdan ekonomi silahıyla tehdit edilmemiş gibi ve tüm bunlara karşı savaş açmış bir iktidar yokmuş gibi “Londra&#8217;daki bir avuç tefeci” falan diyor. *** Kendisinin defalarca yabancı yatırımcıya açıkça “Türkiye&#8217;ye gelmeyin” dediğini de unutmayalım. Dolar kurunun ekonomimizi daralttığı bir evrede, Türkiye düşmanı Batılı medya ve siyasetçilerin mütemadiyen Türkiye &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Evvelki gün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Parti Meclisi&#8217;ne hitap ederken &#8220;Londra&#8217;daki bir avuç tefeci&#8221; diye bir tabir kullandı. Kulak misafiri olduğum konuşmaya dikkat kesildim o dakikadan sonra. Baktım meğer Yeni Şafak gazetesinin “82 milyon faizciye çalışıyor” manşetini diline dolamış. Gazeteye teşekkür ediyor, gerçekleri yazdığı için. Diyor ki Kılıçdaroğlu; bu iktidar Türkiye&#8217;yi Londra&#8217;daki bir avuç tefeciye faiz ödeyen bir duruma getirdi. Bugün 2 sene öncesine göre markette filesini çok daha zorlanarak dolduran ve bundan şikayet eden herhangi bir vatandaşa dahi sorsanız bunun rol çalmak olduğunu söyler. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#8217;dan defalarca duyduğu “faiz lobisi” lafını hatırlar ve “Ne oldu Kemal beye, Tayyip Erdoğan&#8217;a mı özendi yoksa” der.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Sanki bu ülkede Gezi kalkışması hiç yaşanmamış, tam da IMF&#8217;ye borcumuzun son taksitini ödediğimiz, ekonomik verilerin pozitif yönde tepe yaptığı bir dönemde sokak olaylarıyla ülke istikrasızlaştırılmaya çalışılmamış, o günden bu yana memlekette FETÖ&#8217;sü bir taraftan PKK&#8217;sı, DEAŞ&#8217;ı diğer taraftan saldırı üstüne saldırı düzenlememiş, içeriden ve dışarıdan ekonomi silahıyla tehdit edilmemiş gibi ve tüm bunlara karşı savaş açmış bir iktidar yokmuş gibi “Londra&#8217;daki bir avuç tefeci” falan diyor.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Kendisinin defalarca yabancı yatırımcıya açıkça “Türkiye&#8217;ye gelmeyin” dediğini de unutmayalım. Dolar kurunun ekonomimizi daralttığı bir evrede, Türkiye düşmanı Batılı medya ve siyasetçilerin mütemadiyen Türkiye aleyhine propaganda yaptığı, terör örgütlerinin ülkede güvenlik sorunu oluşturarak turizm gelirlerini aşağı çektiği bir dönemde Kemal Kılıçdaroğlu yabancı bir yayın organına “Türkiye&#8217;de halihazırda hiç kimse için güvenlik garantisi olmadığını söylüyorum: Ne canınız ne de mal ve mülkünüz için” diyebilmiştir.</p>
<p>Bu kişi “Londra&#8217;daki bir avuç tefeciye faiz ödüyoruz” diyerek &#8216;hesap uzmanlığını&#8217; konuşturmakta, günlük-aylık-senelik faiz hesapları yaparak aklı sıra rakamlar kullanmakta ve böylece objektif verilerle konuşuyorum algısı oluşturmaya çalışmaktadır.</p>
<p>Gerçekler ise bambaşkadır.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Bir kere Türkiye 90&#8217;lı yıllarla kıyaslandığında ekonomisi kat be kat büyümüş bir ülkedir. Doğru olan günlük, aylık ödeme tutarlarını değil oranları paylaşmaktır. Devletin vergi gelirlerinin yarısı faiz ödemelerine gidiyordu. Bu oran 2001&#8217;de yüzde 103&#8217;e kadar çıkmıştı. AK Parti iktidarından sonra faiz ödemesi en düşük seviyelere, yüzde 11&#8217;e kadar düşmüştür. Yakın zamanda kur kriziyle birlikte yüzde 16&#8217;ya çıkmış olsa da ekonomi yönetiminin aldığı tedbirler sayesinde yeniden düşmeye başlamıştır.</p>
<p>Belki bu vasatta sorulabilecek olan Merkez Bankası&#8217;nın neden faiz indirimi yapmadığı olabilir. Ki o soruyu da malum o değil Cumhurbaşkanı Erdoğan sormaktadır. Üstelik her sorduğunda Kılıçdaroğlu ve ekibi tarafından “Merkez Bankası&#8217;nın bağımsızlığına zarar vermekle” suçlanmaktadır. Oysa davul siyasetin boynundadır ve Cumhurbaşkanı, siyasi hayatını Türkiye&#8217;nin bağımsızlaşmasına adamıştır. Bunun yolunun da faiz lobisi ile mücadeleden geçtiğini düşünmektedir.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin darbeler, ekonomik krizler ve IMF&#8217;ye borçlandırılmak suretiyle boyunduruk altına alınması sürecini defalarca yaşandık. Bu sefer farklı olsun diye bu millet canını dişine takmış durumda. Muhalefet partisi bu ülke için iyi bir şey yapmak istiyorsa şayet “Londra&#8217;daki tefeciler” deyip iktidarı suçlayıcı bir dil kullanacağına ekonomik ve siyasi bağımsızlık konularında “tek Türkiye” görüntüsü verilmesini sağlayabilir.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Kılıçdaroğlu&#8217;nun faizcilere sataşmaya başlaması, Ali Babacan&#8217;ın kuracağı sinyalini verdiği partiye karşı erken pozisyon almak için olabilir mi? Zira iktidara yönelttiği eleştiriler bugünkü AK Parti ile uyuşmuyor. Daha çok Babacan ekolünü muhatap alan eleştiriler gibi duruyor. Babacan da şu haliyle daha çok CHP kitlesine hitap ediyor.</p>
<p>Halime Kökçe/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kilicdaroglu-babacani-mi-gozune-kestirdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meydan Okumalar ve Savunmalar ve Savrulmalar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/meydan-okumalar-ve-savunmalar-ve-savrulmalar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/meydan-okumalar-ve-savunmalar-ve-savrulmalar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jul 2019 06:23:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Halime KÖKCE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11864</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye&#8217;nin Rusya&#8217;dan S400 Hava Savunma Sistemi alması ve Doğu Akdeniz&#8217;de tüm tehditlere rağmen sondaj çalışmalarına devam etmesi ABD ve AB ülkelerini feci halde rahatsız etmiş durumda. Doğu Akdeniz&#8217;deki faaliyetlerimiz dolayısıyla ABD Temsilciler Meclisi&#8217;nde Güney Kıbrıs Rum Kesimine yönelik silah ambargosunun kaldırılması gündeme alındı. S400 alımına misilleme olarak parasını ödediğimiz F 35&#8217;lerin satışının iptali ve başka bazı ambargolar için bastıran kongre üyeleri var. ABD cephesi böyle&#8230; Hafta başı, AB ülkeleri dışişleri bakanlarının katılımıyla Brüksel&#8217;de yapılan Dış İlişkiler Konseyi toplantısında da &#8220;Türkiye&#8217;nin Doğu Akdeniz&#8217;de hidrokarbon faaliyetlerini sürdürmesi halinde alınacak bir takım yaptırım kararları&#8221; gündeme geldi. Türkiye pek tabii, bu beyanları hiçbir surette ciddiye almadığını ve sondaj faaliyetlerine hukuki haklılığı çerçevesinde devam edeceğini tekrar etti. Buna gelişmelere Suriye&#8217;nin kuzeyinde Türkiye hilafına eylemlerde bulunan terörist yapıya verilmek istenen  statüyü de eklediğimizde Türkiye&#8217;nin an itibariyle nasıl bir meydan okuma ile mücadele ettiğini anlamak mümkün olur sanıyorum. **** Buraya nasıl geldiğimiz bahsi için 2012&#8217;den sonra yaşadıklarımıza tekrar tekrar dönüp bakmak lazım. 15 Temmuz gibi bir saldırıyı bastırabilmiş olmamız hem bundan sonraki saldırılar için güç veriyor hem de saldırıların bitmeyeceğini gösteriyor. Bugün işte böyle bir kavşaktayız ve Türkiye bütün meydan okumalara karşı haklılık diplomasisi yürütüyor; yani küresel güçlerin bölgedeki menfaatlerini maksimize etme çabalarını kendi gücü nispetinde ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin Rusya&#8217;dan S400 Hava Savunma Sistemi alması ve Doğu Akdeniz&#8217;de tüm tehditlere rağmen sondaj çalışmalarına devam etmesi ABD ve AB ülkelerini feci halde rahatsız etmiş durumda. Doğu Akdeniz&#8217;deki faaliyetlerimiz dolayısıyla ABD Temsilciler Meclisi&#8217;nde Güney Kıbrıs Rum Kesimine yönelik silah ambargosunun kaldırılması gündeme alındı. S400 alımına misilleme olarak parasını ödediğimiz F 35&#8217;lerin satışının iptali ve başka bazı ambargolar için bastıran kongre üyeleri var. ABD cephesi böyle&#8230;</p>
<p>Hafta başı, AB ülkeleri dışişleri bakanlarının katılımıyla Brüksel&#8217;de yapılan Dış İlişkiler Konseyi toplantısında da &#8220;Türkiye&#8217;nin Doğu Akdeniz&#8217;de hidrokarbon faaliyetlerini sürdürmesi halinde alınacak bir takım yaptırım kararları&#8221; gündeme geldi. Türkiye pek tabii, bu beyanları hiçbir surette ciddiye almadığını ve sondaj faaliyetlerine hukuki haklılığı çerçevesinde devam edeceğini tekrar etti.</p>
<p>Buna gelişmelere Suriye&#8217;nin kuzeyinde Türkiye hilafına eylemlerde bulunan terörist yapıya verilmek istenen  statüyü de eklediğimizde Türkiye&#8217;nin an itibariyle nasıl bir meydan okuma ile mücadele ettiğini anlamak mümkün olur sanıyorum.</p>
<p><strong>****</strong></p>
<p>Buraya nasıl geldiğimiz bahsi için 2012&#8217;den sonra yaşadıklarımıza tekrar tekrar dönüp bakmak lazım. 15 Temmuz gibi bir saldırıyı bastırabilmiş olmamız hem bundan sonraki saldırılar için güç veriyor hem de saldırıların bitmeyeceğini gösteriyor. Bugün işte böyle bir kavşaktayız ve Türkiye bütün meydan okumalara karşı haklılık diplomasisi yürütüyor; yani küresel güçlerin bölgedeki menfaatlerini maksimize etme çabalarını kendi gücü nispetinde ve uluslararası hukukun verdiği hakları sonuna kadar kullanarak denge politikasıyla karşılamaya çalışıyor.</p>
<p>Arap Baharı&#8217;nın yerinden oynattığı taşların yeniden dizaynı ile birlikte bölgede sahnelenmeye başlanan oyundan önce Türkiye, Libya ve Mısır ile münhasır ekonomik bölge ilan etme noktasında olduğumuz hatırlanırsa bu sürecin bize nasıl bir fatura çıkarttığı daha iyi anlaşılacaktır. İsrail&#8217;in güvenliğinin ve yayılmacılığının merkeze alındığı bir Ortadoğu dizaynına Türkiye&#8217;nin taraf olamayacağı da ortada. Ama yine de bu denklemde Türkiye hala en önemli oyuncu. En sıkıştığımız yer belki de elimizin en güçlü olduğu yerdir. Bu fotoğrafın Türkiye için bir dış politika sahası olarak görülemeyeceği de ortada. Bu yüzden başta S400 olmak üzere Türkiye&#8217;nin bölgesindeki hamlelerinin ulusal güvenliği ile doğrudan alakalı meseleler olarak algılanması elzem.</p>
<p><strong>****</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan&#8217;ın hafta sonu basınla yaptığı görüşmenin içeriğini de bu konu oluşturuyordu. &#8220;Ne Rusya S400 satacak, ne Türkiye alacak&#8221; diyerek Türkiye&#8217;yi dışarıda, hükümeti içeride itibarsızlaştırmaya çalışanlar S400&#8217;lerin sevkiyatı başladığından beri sus pus. ABD&#8217;de Kongre ve Temsilciler Meclisi nezdinde Türkiye karşıtı lobi yapanların kimler olduğu da malum. Mesele S400&#8217;ler ya da diğer konularda içerideki siyasi ihtilafların ötesinde, milletçe güçlü ve tek ses olabilmektir. Kaçırılmış fırsatlar, yanlış atılmış adımlar olabilir, lakin ekonomide dahi &#8216;devletçi&#8217; politikaların öne çıkmaya başladığı, uluslararası hukukun ve kurumların çok kolayca göz ardı edilebildiği ve küresel ve bölgesel nizamda güç dengelerinin yenilendiği bir dönemeçte Türkiye&#8217;nin en çok ihtiyaç duyduğu şey kararlılığını aşındıracak ve güvenlik kaygılarını siyasi mülahazalara indirgeyecek sulandırıcı yaklaşımları bertaraf edebilmektir.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin muarızlarının, içeride muhalefeti mütemadiyen tahkim etmesi boşuna değildir. S400 ve Doğu Akdeniz konusu da farklı değil ancak en kolay görülebilecek olan, AK Parti ve Erdoğan karşısındaki muhalefetin ABD tarafından siyasal özerklik verilmek istenen PYD yapılanmasını desteklemeye meyyal olduğu gerçeğidir. &#8220;PYD&#8217;nin terör örgütü olmadığı&#8221; beyanı, &#8220;PYD biz vurmaz ki&#8221; açıklamaları ve CHP&#8217;nin giderek PKK&#8217;nın takdirini kazanan bir yapıya evrilmesi, Türkiye&#8217;nin nelere mani olduğunu ve muhalefete biçilen misyonu çok iyi özetliyor.</p>
<p>Halime Kökçe/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/meydan-okumalar-ve-savunmalar-ve-savrulmalar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8221;Fazla da Geç Kalmayın&#8221;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/fazla-da-gec-kalmayin/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/fazla-da-gec-kalmayin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jul 2019 06:50:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ali babacan]]></category>
		<category><![CDATA[Halime KÖKCE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11788</guid>

					<description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan Srebrenitsa soykırımının yıldönümü ve Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci Zirvesi vesilesiyle gerçekleştirdiği Bosna Hersek ziyareti dönüşünde gazetecilerle bir sohbet gerçekleştirdi. Ali Babacan&#8217;ın istifa mektubu sorulunca, dün gazetelerde okuduğunuz açıklıkta konuştu. Okuyunca ifadelerini sert bulanlar için söyleyeyim, daha çok sitem vardı Cumhurbaşkanı&#8217;nın söylerinde. Özellikle Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan&#8217;a idi sitemi. Çünkü 2002&#8217;den bu yana üç isim de Tayyip beyin siyasi liderliği ve ön açması ile Ak Parti&#8217;de ve hükümette en etkili makamlarda görev almış kişiler. Ali Babacan ilk andan itibaren kesintisiz bakanlık görevi icra etti ve belki de o görevlere ondan daha genç yaşta getirilen kimse olmadı. Türkiye&#8217;nin ekonomik anlamda büyüdüğü, kişi başına düşen milli gelirin arttığı dönemin olumlu algısı Babacan&#8217;a bir başarı kariyeri sağladı. Bu başarı, Babacan&#8217;ın hüneri miydi yoksa Türkiye&#8217;nin siyasi ve ekonomik olarak sıkıştırılmadığı, sıcak paranın piyasaları coşturduğu bir dönemde bakanlık yapmasıyla mı ilgiliydi diye kimse sormadı. *****  Abdullah Gül de AK Parti iktidarı döneminde başbakanlık, dışişleri bakanlığı ve cumhurbaşkanlığı yaptı. Her biri için ön açan kişi Erdoğan&#8217;dı. 367 krizinde, parti kapatma davasında, 27 Nisan e-Muhtırasında Erdoğan risk almasaydı muhtemelen Abdullah Gül 11. Cumhurbaşkanımız olamayacak, o koltuğa &#8220;Sözde değil özde cumhurbaşkanı&#8221; tarifine uygun biri getirilecekti. *****  Ahmet Davutoğlu, Başbakanlığı döneminde Tayyip Erdoğan&#8217;ın dış politika &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan Srebrenitsa soykırımının yıldönümü ve Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci Zirvesi vesilesiyle gerçekleştirdiği Bosna Hersek ziyareti dönüşünde gazetecilerle bir sohbet gerçekleştirdi. Ali Babacan&#8217;ın istifa mektubu sorulunca, dün gazetelerde okuduğunuz açıklıkta konuştu. Okuyunca ifadelerini sert bulanlar için söyleyeyim, daha çok sitem vardı Cumhurbaşkanı&#8217;nın söylerinde. Özellikle Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan&#8217;a idi sitemi. Çünkü 2002&#8217;den bu yana üç isim de Tayyip beyin siyasi liderliği ve ön açması ile Ak Parti&#8217;de ve hükümette en etkili makamlarda görev almış kişiler. Ali Babacan ilk andan itibaren kesintisiz bakanlık görevi icra etti ve belki de o görevlere ondan daha genç yaşta getirilen kimse olmadı. Türkiye&#8217;nin ekonomik anlamda büyüdüğü, kişi başına düşen milli gelirin arttığı dönemin olumlu algısı Babacan&#8217;a bir başarı kariyeri sağladı. Bu başarı, Babacan&#8217;ın hüneri miydi yoksa Türkiye&#8217;nin siyasi ve ekonomik olarak sıkıştırılmadığı, sıcak paranın piyasaları coşturduğu bir dönemde bakanlık yapmasıyla mı ilgiliydi diye kimse sormadı.</p>
<p><strong>***** </strong></p>
<p>Abdullah Gül de AK Parti iktidarı döneminde başbakanlık, dışişleri bakanlığı ve cumhurbaşkanlığı yaptı. Her biri için ön açan kişi Erdoğan&#8217;dı. 367 krizinde, parti kapatma davasında, 27 Nisan e-Muhtırasında Erdoğan risk almasaydı muhtemelen Abdullah Gül 11. Cumhurbaşkanımız olamayacak, o koltuğa &#8220;Sözde değil özde cumhurbaşkanı&#8221; tarifine uygun biri getirilecekti.</p>
<p><strong>***** </strong></p>
<p>Ahmet Davutoğlu, Başbakanlığı döneminde Tayyip Erdoğan&#8217;ın dış politika aklı olarak biliniyordu. Uzun süre danışman olarak sonra da bizzat dışişleri bakanı olarak Türk dış politikasına yöne verdi. Özellikle Ortadoğu ve Suriye politikası onun eseri olarak hayata geçti. Başbakanlığı döneminden Erdoğan&#8217;ın beklediği şey, sistem değişikliğine geçmek için gerekli uyum içinde çalışabilmekti. Davutoğlu ise genel başkan ve başbakan olarak hem Ak Parti teşkilatında Erdoğan&#8217;ın gücünü zayıflatacak şekilde tasarrufta bulundu hem de başbakanlık görevi sırasında uyumlu çalışma hassasiyeti göstermedi. Yaşananlar en azından Erdoğan cephesinden böyle okundu. Nitekim çok kısa sürede &#8220;çift başlılık sorunu&#8221; yaşanmaya başlandı.</p>
<p>Bugün itibariyle Abdullah Gül ve Ali Babacan&#8217;ın AK Parti ile üyelik bağları bulunmamaktadır. Her üçü aynı zamanda iki farklı cepheden AK Parti ile yollarını ayırıp başka yol tutacaklarının işaretini vermiş bulunuyor.</p>
<p><strong>***** </strong></p>
<p>Babacan, Abdullah Gül ile birlikte hareket edeceğe, Davutoğlu ise tek başına takılacağa benziyor. Erdoğan&#8217;ın siyasi liderliği ile sorun yaşayan kişilerin birbirinin siyasi liderliğini kabul etmesi pek olası gözükmüyor zaten.</p>
<p>Ayrıca Gül ve Davutoğlu&#8217;nun yurt dışı temaslarının da farklı olduğu söyleniyor. AK Parti geleneğinden gelen siyasetçilerin bugün hala dış bağlantıları üzerinden konuşuluyor olması da ayrıca üzüntü verici. Özellikle 2013&#8217;ten sonra atlatılan badireler, çekilen ceremelere rağmen ülke adına bağımsız bir politikanın savunucusu olamamak ve Türkiye&#8217;ye yön vermeye çalışan dışarlıklı aktörlere göre pozisyon almak bir muhalefet çok da iç açıcı olmasa gerek.</p>
<p><strong>***** </strong></p>
<p>Erdoğan, Babacan&#8217;a &#8220;Parti mi kuruyorsunuz?&#8221; diye sormuş. &#8220;Henüz düşünmediklerini ama bir platform olarak çalıştıklarını&#8221; söyleyince Erdoğan haklı olarak &#8220;Fazla da geç kalmayın&#8221; demiş.</p>
<p>Siyaset açıklık ister. Demokrasinin de ilk şartıdır şeffaflık. Eli kulağında olduğu anlaşılan bu oluşumlarla ilgili haliyle merak edilen en temel soru nasıl bir siyaset inşa etmek niyetinde oldukları. İyi Parti&#8217;nin MHP&#8217;ye yaptığını AK Parti&#8217;ye yapmak ve bu sayede AK Parti&#8217;nin gövdesini aşındırarak karşıdaki bloğa tuğla taşımak üzere mi yola çıkıyorlar? Bunun vebalini yüklenecekler mi, izleyip göreceğiz.</p>
<p>Halime Kökçe/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/fazla-da-gec-kalmayin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Herkes Kendine Yakışanı Yapıyor</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/herkes-kendine-yakisani-yapiyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/herkes-kendine-yakisani-yapiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2019 10:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Halime KÖKCE]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Kılıçdaroğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9989</guid>

					<description><![CDATA[CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun Ankara Çubuk&#8217;ta katıldığı şehit cenazesinde, şehidin bir yakını tarafından yumruklanması, olayın kendisini aşan boyutta etki ve ehemmiyete ulaştı. Bir kere hep birlikte Kılıçdaroğlu&#8217;nun başına gelen bu tatsız olayı kınadık. &#8220;Şiddetle&#8221; kınamayanlar linç edildi. Terör örgütü PKK tarafından öldürülen şehidimizin acılı yakınlarına terörist bile denildi. Bu arada güvenlik birimleri şehit yakınını kelepçeleyerek göz altına aldı. Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun emniyet birimlerine haber vermeden, üstelik aile kabul etmemesine rağmen şehit cenazesine katıldığını dile getirmek ise saldırıya destek olarak lanse edildi. Hele de Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP&#8217;nin son yıllarda PKK/YPG&#8217;ye toleranslı tutumundan söz açmak, hedef göstermek ve saldırıya tahrik etmek suçu kapsamında değerlendirildi. *** Bu satırları yazmış olmaktan dolayı aynı muameleyi görme ihtimalim var, farkındayım. Bu baskıdan kurtulmak adına değil ama elbette ki Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;na yapılanı ben de asla doğru bulmuyorum. Tıpkı Kılıçdaroğlu&#8217;nun partisini terör örgütlerinin söylemlerinin meşrulaştırıcısı haline getirmesini doğru bulmadığım gibi. Siyasette nefret dilinin hakim hale gelmesine azami katkı vermesini kabul etmediğim gibi. Siyaseti rekabet olmaktan çıkartan ve PKK ve FETÖ&#8217;yü sevindiren bir araç olarak kullanmasının Türkiye&#8217;ye barış değil huzursuzluk getirdiğini düşündüğüm gibi&#8230; Tabii ki herkes kendine yakışanı yapar, yapmaya da devam edecek. Ama kimsenin şehit yakınlarının &#8216;demokratik olmayan&#8217; tepkisi üzerinden Sivas, Madımak hatırlatması yapıp ülkeyi erken seçime &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun Ankara Çubuk&#8217;ta katıldığı şehit cenazesinde, şehidin bir yakını tarafından yumruklanması, olayın kendisini aşan boyutta etki ve ehemmiyete ulaştı. Bir kere hep birlikte Kılıçdaroğlu&#8217;nun başına gelen bu tatsız olayı kınadık. &#8220;Şiddetle&#8221; kınamayanlar linç edildi. Terör örgütü PKK tarafından öldürülen şehidimizin acılı yakınlarına terörist bile denildi. Bu arada güvenlik birimleri şehit yakınını kelepçeleyerek göz altına aldı. Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun emniyet birimlerine haber vermeden, üstelik aile kabul etmemesine rağmen şehit cenazesine katıldığını dile getirmek ise saldırıya destek olarak lanse edildi. Hele de Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP&#8217;nin son yıllarda PKK/YPG&#8217;ye toleranslı tutumundan söz açmak, hedef göstermek ve saldırıya tahrik etmek suçu kapsamında değerlendirildi.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Bu satırları yazmış olmaktan dolayı aynı muameleyi görme ihtimalim var, farkındayım. Bu baskıdan kurtulmak adına değil ama elbette ki Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;na yapılanı ben de asla doğru bulmuyorum. Tıpkı Kılıçdaroğlu&#8217;nun partisini terör örgütlerinin söylemlerinin meşrulaştırıcısı haline getirmesini doğru bulmadığım gibi. Siyasette nefret dilinin hakim hale gelmesine azami katkı vermesini kabul etmediğim gibi. Siyaseti rekabet olmaktan çıkartan ve PKK ve FETÖ&#8217;yü sevindiren bir araç olarak kullanmasının Türkiye&#8217;ye barış değil huzursuzluk getirdiğini düşündüğüm gibi&#8230;</p>
<p>Tabii ki herkes kendine yakışanı yapar, yapmaya da devam edecek. Ama kimsenin şehit yakınlarının &#8216;demokratik olmayan&#8217; tepkisi üzerinden Sivas, Madımak hatırlatması yapıp ülkeyi erken seçime taşıyacak bir kaos ortamına çekmeye hakkı yok.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Vatandaş tarafından saldırıya uğrayan ilk siyasetçi Kılıçdaroğlu da değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibi Hopa&#8217;da Kılıçdaroğlu&#8217;nun alnından öptüğü &#8220;devrimci eylemciler&#8221; tarafından taşlı sopalı saldırıya uğramıştı. Kendileri saldırıyı kınamak bir yana &#8220;Rüzgar eken fırtına biçer&#8221; demeyi tercih etmişti. Bekir Bozdağ, Kılıçdaroğlu&#8217;nun da katıldığı Hacı Bektaş-ı Veli&#8217;yi anma etkinliklerinde yumruklu saldıra uğramıştı, tıpkı Kılıçdaroğlu&#8217;nun başına gelen gibi. Kendisi de aynı etkinlikte olmasına rağmen ağzını açıp tek kelime etmedi CHP Genel Başkanı. Enerji Bakanı sıfatıyla Kayseri&#8217;de katıldığı bir şehit cenazesinde Taner Yıldız yumruklu saldırıya uğramış ve AK Parti camiası şehide hürmetten hiç yaygara etmemişti.</p>
<p>Üstelik tüm bu olaylar olurken hükümet PKK&#8217;ya silah bıraktırmaya, PKK sorununu kökten çözecek adımlar atmaya çabalıyordu. CHP&#8217;nin başını çektiği muhalefetin tavrı ise o günlerde halkı çözüme ikna etmek değil bilakis kışkırtmaktı. Bugün Kılıçdaroğlu&#8217;na yapılan saldırı üzerinden hükümetin istifa etmesi gerektiğini savunanlar, o gün saldırganların başını okşuyor, aslansınız kaplansınız diyordu.</p>
<p>Ekrem İmamoğlu&#8217;nun yanında eş başkan gibi dolaşan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Bekir Bozdağ saldırıya uğradıktan sonra şu pespaye tweeti atmıştı: &#8220;Bozdağ&#8217;a yapılan saldırı dış mı, iç mi? Mihrak açısından yani. Kınayacağım da kimi kınayacağımı bileyim. Tutun Fas&#8217;a kaçmasın bu arada.&#8221;</p>
<p>Şehitlik makamını alaya alan ve PKK&#8217;ya karşı yapılan operasyonlarda Türkiye&#8217;yi eleştiren biri kendisi. &#8216;Yeni CHP&#8217;nin parlayan yıldızı aynı zamanda&#8230;. Ekrem İmamoğlu&#8217;na Yasin okutup, kapalı kapılar ardında PKK dahil tüm radikal sol örgütlerle ittifakı kotaran kişi&#8230;</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Tuhaf zamanlardayız, vesselam.</p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu şehit cenazesinde bir şehit yakınının saldırısına uğradı diye Kılıçdaroğlu&#8217;na müttefiklerinin PKK ile olan bağını hatırlatamayacak mıyız yani? &#8220;Ey Kılıçdaroğlu saldırıdan sonra koşa koşa sana geçmiş olsuna gelenler, resmi hesaplarından Diyarbakır&#8217;da 6&#8217;sı çocuk 7 kişiyi katleden terörist Erdal Sağlam için &#8216;Dokunamadığınız, göremediğiniz açlık grevi yapan binlerce direnişçiden biri&#8230;&#8217; diyerek empati çağrısı yapılıyor, haberin var mı?&#8221; diye soramayacak mıyız?</p>
<p>Halime Kökçe/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/herkes-kendine-yakisani-yapiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarımızı Katil Bilgisayar Oyunlarından Koruyabilir Miyiz?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cocuklarimizi-katil-bilgisayar-oyunlarindan-koruyabilir-miyiz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cocuklarimizi-katil-bilgisayar-oyunlarindan-koruyabilir-miyiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Mar 2019 11:45:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[Halime KÖKCE]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9128</guid>

					<description><![CDATA[Mavi Balina&#8217;dan sonra şimdi de Momo&#8217;yu konuşuyoruz. Tüm anne babalar tedirgin; ya bizim de çocuğumuz bu oyunu oynuyorsa, bir gün zombileşip intihara kalkarsa, anne babasını öldürecek kadar hipnoz edilirse diye&#8230; Dünya nereye doğru gidiyor böyle? Bu oyunları yazanların, piyasaya sürenlerin amacı ne olabilir? Sadece para kazanmak mı? Uyuşturucu tacirleri gibi bunların da tek amacı ölüm üzerinden para kazanmak mı? Para kazanmanın bin türlü hileli hurdalı ve daha kolay yolu varken sebep sadece bu değildir herhalde. Bilgisayar oyunları artık çok ciddi bir güvenlik sorunu haline gelmiş durumda. Hani herkesin doğru tespit ettiği gibi bugün Momo, yarın Bobo&#8230; Sorunu çözmek için sadece yasaklamak, erişimine engel koymak yetmeyecek belli ki. Bu dünyayı yönetenlerin asıl motivasyonu ortaya çıkarmak lazım. Ve çocukların aklına girip kendine zarar verdirebilen gücün biz farketmeden daha neler yapabildiğini de düşünmek gerek beraberinde. En vahim sonuç ortaya çıkınca ayağa kalkıyoruz, aman Allah&#8217;ım başımıza bu da mı gelecekti, diyoruz ama aslında o vakte kadar neler neler gelmiş oluyor. Çok hızlıca bir araştırma yapın, çocuğu bilgisayar oyunu oynamayan var mı? Yok değil mi? O kadar normal ki bu artık, sorun olarak dahi görülmüyor. Anne-babalar evde, misafirlikte sohbette iken çocuklar tabletleriyle baş başa. Oradaki dünyaları, kendi gerçekliklerinden çok daha cazip. Tek taraflı yayın yapan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mavi Balina&#8217;dan sonra şimdi de Momo&#8217;yu konuşuyoruz. Tüm anne babalar tedirgin; ya bizim de çocuğumuz bu oyunu oynuyorsa, bir gün zombileşip intihara kalkarsa, anne babasını öldürecek kadar hipnoz edilirse diye&#8230; Dünya nereye doğru gidiyor böyle? Bu oyunları yazanların, piyasaya sürenlerin amacı ne olabilir? Sadece para kazanmak mı? Uyuşturucu tacirleri gibi bunların da tek amacı ölüm üzerinden para kazanmak mı? Para kazanmanın bin türlü hileli hurdalı ve daha kolay yolu varken sebep sadece bu değildir herhalde.</p>
<p>Bilgisayar oyunları artık çok ciddi bir güvenlik sorunu haline gelmiş durumda. Hani herkesin doğru tespit ettiği gibi bugün Momo, yarın Bobo&#8230; Sorunu çözmek için sadece yasaklamak, erişimine engel koymak yetmeyecek belli ki. Bu dünyayı yönetenlerin asıl motivasyonu ortaya çıkarmak lazım. Ve çocukların aklına girip kendine zarar verdirebilen gücün biz farketmeden daha neler yapabildiğini de düşünmek gerek beraberinde. En vahim sonuç ortaya çıkınca ayağa kalkıyoruz, aman Allah&#8217;ım başımıza bu da mı gelecekti, diyoruz ama aslında o vakte kadar neler neler gelmiş oluyor.</p>
<p>Çok hızlıca bir araştırma yapın, çocuğu bilgisayar oyunu oynamayan var mı? Yok değil mi? O kadar normal ki bu artık, sorun olarak dahi görülmüyor. Anne-babalar evde, misafirlikte sohbette iken çocuklar tabletleriyle baş başa. Oradaki dünyaları, kendi gerçekliklerinden çok daha cazip. Tek taraflı yayın yapan &#8220;televizyon çağından&#8221; farklı olarak interaktif bir ortam sunuyor. Online oyunlar sayesinde tabletine gömülen çocuklar &#8220;ebeveynlerine ayak bağı olmadıkları&#8221; o süre zarfında her şeyin mubah olduğu bir akımın tesirine çoktan girmiş oluyorlar. İçine doğduğu aile ve toplumun değerlerinin çok uzağında bir yaşam tarzına özeniyorlar. Hele de aile biraz baskıcı ise çocuk, online oyunlardan edindiği Koreli arkadaşları yardımıyla evini, ülkesini terk etme planları yapmaya başlıyor.</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p>Verdiğim misal laf olsun diye değil. Bu oyunların envai çeşidi var ve sadece çocuklarımızın aklını başından alıp intihara sürüklemiyorlar, onları ailelerine, toplumlarına da yabancılaştırıyorlar. Bu ve benzeri oyunlar sayesinde evini terk eden gençler hakkında daha henüz bir istatistik yapılmış değil. Yetkililer, tek başına Güney Kore&#8217;ye giden genç kızların sayısına erişebilirlerse ne demek istediğim anlaşılacaktır. Bunların ne kadarı, ailelerinin rızasını almadan, hatta hiç haber dahi vermeden gidiyor.</p>
<p>Kore çılgınlığı sadece BTS denilen cinsiyetsiz pop ikonları ile sınırlı değil. BTS ve Pabci gibi online oyunlar üzerinden Korelilerle irtibatta olup soluğu Seul&#8217;de alan çok gencimiz var maalesef. Neden Kore? Bu da ayrıca araştırılması gereken bir soru.</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p>Suçlu çocuklar mı, peki? Konunun vahametiyle yüzleşmek istemiyorsak onları suçlayabiliriz tabii&#8230;</p>
<p>Bu konuda devlete, ailelere, öğretmenlere düşen çok fazla görev var. Ama önce konunun boyutlarını kavramak, vahametinin farkına varmak gerekiyor.</p>
<p>Büyük büyük laflar edip başkalarına ödev vermek yerine herkes önce kendisi ne yapabilir, buna odaklanmalı. Ebeveyn olarak bizler nasıl bir koruma tedbiri alabiliriz? Bir kere internet erişiminin temiz olduğundan emin olmamız gerekir. Yani güçlü filtrelerimiz olmalı.</p>
<p>Çocuklarımızı, küçücük parmaklarıyla tablet ekranında sörf yapmayı öğrenmeden önce ya bir spor ya da sanat dalına yönlendirmeliyiz. Bu çok önemli. Spor ve sanatı çocuklarımızın hayatına teknolojiden önde sokmaz isek şayet, hastalık nüksettikten sonra bunlar da işe yaramayacaktır.</p>
<p>Hayatında yoğun olarak spor ya da sanatla meşgul olan çocuk ve gençlerin internet bağımlılığı çok daha düşük.</p>
<p>Halime Kökçe/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cocuklarimizi-katil-bilgisayar-oyunlarindan-koruyabilir-miyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İttifak Tamam, Türkiye Seçime Hazır 2019 Erken mi Geliyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ittifak-tamam-turkiye-secime-hazir-2019-erken-mi-geliyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ittifak-tamam-turkiye-secime-hazir-2019-erken-mi-geliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halime Kökce]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2018 21:56:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[2018 Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[2019 Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[Halime KÖKCE]]></category>
		<category><![CDATA[İttifak]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Nisan 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1846</guid>

					<description><![CDATA[Yeni sistemin bu ilk seçimiyle ilgili yaklaşımımız, sandık skoruyla değil, ülkeyi bir an evvel yeni sistemin kurumlarıyla tanıştırmak, dünya sisteminin içine girdiği bunalımı fırsata çevirmek ve kendi fay hatlarını narmış, millet iradesini devlet iradesiyle buluşturmuş ve sosyolojik farklılıkların siyasallaşmasının önüne geçmiş bir Türkiye inşa etmek olmalı. 2019 Ne Kadar Yakın Ne Kadar Uzak? 16 Nisan 2017’deki cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş referandumuna giderken zikretmeye başladık bu tarihi. Referandumdan sonraki ilk seçim Kasım 2019’da gerçekleşecek ve bu vakte kadar yeni sistemin gereği olan uyum yasaları çıkartılacak dedik. Uyum yasalarının bir kısmı Meclis’ten geçti. Halkın ilk kez cumhurbaşkanını doğrudan seçtiği 10 Ağustos 2014’ten itibaren zaten fiili olarak uygulanmaya başlanan yeni sistem, halk nezdinde de kabul gördü. Bunda, 2013’teki Gezi Parkı olaylarıyla başlayan ve 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine kadar geçen sürede Erdoğan’ın gösterdiği güçlü liderliğin etkisi büyük oldu. Bu arada, AK Parti ve MHP arasında referandumda temelleri atılan ittifak, yasal zemine kavuşturuldu. Tüm bunlar olurken bir taraftan da erken seçim lafı hep edilegeldi. Ne zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sorulsa hiçbir tereddüde mahal vermeyecek şekilde erken seçimin söz konusu olmadığını, Ak Parti’nin çok önemli bir gerekçe oluşmadığı müddetçe seçimi erkene almak gibi bir yaklaşımının olmadığını tekrar etti. (Hatırlatalım: iki kere vaktinden önce seçim yapıldı; birincisi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeni sistemin bu ilk seçimiyle ilgili yaklaşımımız, sandık skoruyla değil, ülkeyi bir an evvel yeni sistemin kurumlarıyla tanıştırmak, dünya sisteminin içine girdiği bunalımı fırsata çevirmek ve kendi fay hatlarını narmış, millet iradesini devlet iradesiyle buluşturmuş ve sosyolojik farklılıkların siyasallaşmasının önüne geçmiş bir Türkiye inşa etmek olmalı.</strong></p>
<p><strong>2019 Ne Kadar Yakın Ne Kadar Uzak?</strong></p>
<p>16 Nisan 2017’deki cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş referandumuna giderken zikretmeye başladık bu tarihi. Referandumdan sonraki ilk seçim Kasım 2019’da gerçekleşecek ve bu vakte kadar yeni sistemin gereği olan uyum yasaları çıkartılacak dedik. Uyum yasalarının bir kısmı Meclis’ten geçti. Halkın ilk kez cumhurbaşkanını doğrudan seçtiği 10 Ağustos 2014’ten itibaren zaten fiili olarak uygulanmaya başlanan yeni sistem, halk nezdinde de kabul gördü. Bunda, 2013’teki Gezi Parkı olaylarıyla başlayan ve 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine kadar geçen sürede Erdoğan’ın gösterdiği güçlü liderliğin etkisi büyük oldu.</p>
<p>Bu arada, AK Parti ve MHP arasında referandumda temelleri atılan ittifak, yasal zemine kavuşturuldu. Tüm bunlar olurken bir taraftan da erken seçim lafı hep edilegeldi. Ne zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sorulsa hiçbir tereddüde mahal vermeyecek şekilde erken seçimin söz konusu olmadığını, Ak Parti’nin çok önemli bir gerekçe oluşmadığı müddetçe seçimi erkene almak gibi bir yaklaşımının olmadığını tekrar etti. (Hatırlatalım: iki kere vaktinden önce seçim yapıldı; birincisi CHP’nin Meclis’in seçtiği Cumhurbaşkanını beğenmeyip toplanma yeter sayısı üzerinden 367 icadı çıkartması ve Meclis’in kararını Anayasa Mahkemesi’ne götürmesi sonrası gerçekleşti. İkincisi ise 7 Haziran 2015 seçimleri neticesinde AK Parti tek başına hükümet kuracak sandalye sayısına ulaşamayınca ve partiler koalisyon hükümeti kuracak uzlaşıyı yakalayamayınca gerçekleşti. Bu erken seçimden ziyade literatüre de geçtiği haliyle bir “tekrar seçim” oldu.)</p>
<p>Bu net ifadelere rağmen erken seçim söylentilerinin sona ermemesi ise bir yönüyle muhalefetin bu söylenti üzerinden nabız yoklaması, bir yönüyle de seçime hazır olmadığı izlenimini izale etme girişimi olarak yorumlandı. Ama en çok da MHP’nin erken seçimi isteyebileceği, aralarında bir ittifak olduğundan Erdoğan’ın da Bahçeli’nin bu talebini geri çevirmeyeceği ifade edildi. MHP’nin erken seçim istemesi bir bakıma anlaşılır. Çünkü Fırat Kalkanı ile başlayan, Zeytin Dalı Harekatı ile devam eden askeri başarıların yarattığı olumlu havanın sandıkta kendisine de yarayacağını düşünüyor olabilir. Zira operasyonlara amasız, fakatsız çok güçlü bir destek verdi. Konu ile ilgili CHP’ye yönelttiği eleştiriler zaman zaman Ak Parti’nin eleştirilerinin de önüne geçti.<br />
MHP’den belli bir kamuoyu oluşturarak ayrılan, Bahçeli ve ekibine zarar vereceği, seçimde barajı geçip MHP’nin oylarını eriteceği düşünülen İyi Parti’nin baştaki rüzgârını kaybetmesi ve AK Parti ile ittifakının MHP’den İyi Parti’ye kayışların önüne geçeceği tahminleri de MHP’yi erken seçime heveslendirmiş olabilecek etkenlerden. Bunlar erken seçimi MHP açısından istenilir kılan gerekçeler.</p>
<p><strong>Kim İsterse Erken Seçim Olur?</strong></p>
<p>Ak Parti’de durum ne peki? Ak Parti’nin erken seçimi istediğine dair güçlü karineler belki yok ama istememesi için de bir sebep yok. Belki de erken seçimin gündemden düşmemesinin gerekçesi bu. Ve tabii Ak Parti istemezse ya da razı olmazsa erken seçime gidilemeyeceği gerçeği de ortada. Hatta bir görüşe göre AK Parti Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimini yerel seçimlerin önüne almayı tercih bile edebilir. Bunun sebebi olarak da partinin Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir risk görmediği, milletvekili seçiminde çoğunluğu kaybetme endişesi taşımadığı ama belediyelerle ilgili bu kadar rahat hissetmediği gösteriliyor ve bu yüzden Ak Parti’nin yerel seçimleri, cumhurbaşkanlığı seçiminin gerisine atmayı tercih edebileceği dile getiriliyor.</p>
<p>2018 Meclis’teki dört parti için de kongre yılı. CHP, HDP ve MHP kongre süreçlerini tamamladı. Ak Parti ise sonbaharda olağan genel kongresini yapacak. İlçe ve il teşkilatlarındaki bu hareketlilik ve kongre süreçleri de partileri seçime ısındırmaya başladı. AK Parti ve MHP açısından seçime dair belirsizliğin olmaması, Cumhurbaşkanı adayının zaten en başından beri Erdoğan olarak netleşmesi, seçim ittifakı yasasının Meclis’ten geçmesiyle o konudaki belirsizliğin de ortadan kalkmış olması, her iki partide seçime hazır bir görüntü ortaya çıkartıyor. Bugün seçime karar verilse başları ağrımaz bir rahatlık içindeler.</p>
<p>CHP ve HDP için durum o kadar iç açıcı değil. Seçimden kaçıyor görüntüsü vermemek adına CHP zaman zaman AK Parti’yi erken seçime davet dahi ediyor. Bu konuda Ak Parti’nin bir istisna olduğunu söyleyebiliriz, çünkü hem seçime dair yerleşik bir özgüvene sahip hem de başta da belirttiğimiz gibi seçimlerin zamanında yapılmasını, siyasi istikrarın bir gereği olarak iktidara geldiğinden beri savunuyor.</p>
<p><strong>İttifakların Partilere ve Seçmen Davranışlarına Etkisi</strong></p>
<p>Seçim tartışmasının en önemli ayağını, kurulan ve kurulması muhtemel ittifaklar oluşturuyor. Zira ittifaklar hem sonucu belirleyecek önemde hem de tümden siyaset yapma biçimine, kültürüne dair yeni davranış biçimleri gelişmesine sebep olacak nitelikte.</p>
<p>AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu ve BBP’nin de sonradan katıldığı Cumhur İttifakı lehte-aleyhte pek çok tartışmaya yol açtı. Evvela dile getirilen eleştiri, MHP ile ittifakın AK Parti’nin Kürt seçmenini küstüreceği şeklindeydi. İlk bakışta yerinde gibi gözüken bu tespit kamuoyu anketleriyle doğrulanmadı. Dahası bu yaklaşım, bir endişeden ziyade Kürtlerin tamamını PKK’nın yedeğinde siyaset yapan HDP seçmeni olarak görmek gibi bir yanlışı yansıtıyordu. Ve daha da ilginci 7 Haziran seçimlerinden sonra AK Parti’nin tek başına hükümet kuramaması üzerine HDP’li siyasetçiler, “Yeter ki AK Parti ve Erdoğan devre dışı kalsın MHP ile dahi koalisyon kurarız.” dediler. Hülasa bu endişeyi dile getirenler samimiyse “HDP’nin MHP ile koalisyon ortağı olmaya yanaştığı bir yerde AK Parti’nin MHP ile ittifak kurması neden Kürtleri küstürsün?” sorusuna cevap vermeli. Kaldı ki MHP, PKK terörünün en fazla can yaktığı dönemde dahi son derece titiz bir dil kullanmış, Kürtlerle terörün bir tutulmasına şiddetle karşı çıkmıştır.</p>
<p>Ayrıca HDP’nin (BDP) Gezi Parkı kalkışmasından itibaren CHP ile yaşadığı flört, (kalpaklı Mustafa Kemal bayraklarıyla Abdullah Öcalan’ın yan yana sallandığı mitinglerde yahut bazı milletvekillerinin HDP’lileri aratmayan açıklamalarında görüleceği üzere) ortada dururken Kürt seçmenin siyasi iradesi üzerinden endişe beyan etmek, iyi niyetten ziyade siyasi algı çalışması gibi durmaktadır.</p>
<p><strong>İttifaktan Hangi Parti Daha Kârlı Çıkar?</strong></p>
<p>Bir başka tartışma konusu da ittifaktan hangi partinin kârlı çıkacağı hakkında. Cumhurbaşkanlığı seçiminden ziyade milletvekili seçimiyle ilgili bir soru bu. Daha önceki tecrübeler, ittifakların büyük değil küçük partiye yaradığını gösteriyor. Her seçmen kendi partisine oy atabileceği ve nasılsa hükümet kurmak milletvekili sayısıyla ilişkili olmayacağı için seçmenin Cumhur İttifakı altındaki küçük partilere gitme eğilimi gösterebileceği ifade ediliyor. Bu denklemde AK Parti’nin orta Anadolu’da MHP lehine oy kaybetmesi söz konusu olabilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oyunun, partisinin önünde olduğu gerçeği de destekliyor bu olasılığı.</p>
<p>Kurulup kurulamayacağı henüz belli olmayan muhalefet kanadındaki ittifak senaryolarına gelince: Cumhur İttifakı’nın hali hazırda şekillenmiş olması, bu ittifakın adayının da Cumhurbaşkanı Erdoğan olarak çoktandır belli olması, üzerine bir de erken seçim ihtimalinin bir türlü gündemden düşmemesi muhalefet kanadını baskı altına almış durumda. Muhalefet kanadının ortada henüz bir Cumhurbaşkanı adayı bile yok. Üstelik “Aday çok da netleştiremiyoruz.” gibi bir durum da söz konusu değil. Kılıçdaroğlu “Cumhurbaşkanı adayımız kazanacağından kuşku duymadığımız bir isim olacak.” diyerek kendisinin aday namzedi dahi olamadığını belirtti. Ekmelettin İhsanoğlu travmasından sonra yeni bir “çatı aday” formülünü CHP seçmenine kabul ettirmek de zor görünüyor. Ayrıca Kemal Kılıçdaroğlu’nun temenni ettiği gibi referandumdaki hayır bloğunun Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan karşında yine blok oluşturacağı tezi, hükümet seçimi ve referandum dinamiklerini tanıyanlarca imkânsız bulunuyor.</p>
<p>Oy oranı çok az ve henüz oyu tespit edilemeyen Saadet Partisi ve İyi Parti’nin ittifak denklemlerinde ne yana düşecekleri de az çok belli oldu. Saadet Partisi ideolojik bir parti olarak “Onmasam da ölmem nasılsa” diye düşünüp şimdilik “kilit parti” güzellemelerine tav olmayı tercih ediyor. İyi Parti ise başlangıçta arkasına aldığı rüzgârı erken kaybetti. Yine de muhalefet cenahında Cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklamış tek kişi İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener. Akşener’in Bahçeli’den çok CHP seçmeninden oy alabileceği konuşuluyor.</p>
<p>İttifakın toplam oyunun yüzde 10’u geçmesi halinde ittifaka katılan partilerin tek başlarına yüzde 10’u geçmeleri beklenmeksizin oy oranlarınca vekil çıkarabilecek olmaları bu iki partinin ittifak yapabilme ihtimalini akla getiriyor. Ancak MHP’nin AK Parti ile ittifakı, seçmeninin İyi Parti’ye kayma ihtimalini ortadan kaldırdı. Saadet tabanı ise partilerini Cumhur İttifakı içinde görmek istiyor. Bu durumda iki partinin birlikte barajı geçmesi ihtimal dışı duruyor.</p>
<p><strong>İttifakların Siyaset Kültürüne Etkisi</strong></p>
<p>2019, sıradan bir seçim tarihi olmanın ötesinde anlamlar taşıyor. Partilerin seçim ittifakları yapmaları da yine bu çerçevede önemli ancak Türkiye için daha büyük bir anlamı olduğunu teslim etmek gerekir. Bir kere sistem değişikliğinin anayasalaşmasından sonra yapılacak ilk seçimden söz ediyoruz. Teknik gibi gözüken bu detayın arkasında aslında Türkiye’nin son dört-beş yılda geçirdiği değişim ve verdiği mücadelenin etkisi var. Bir anlamda Türkiye’nin iddialarını devam ettirip ettiremeyeceğinin de oylanacağı bir tarih olacağı gözüyle bakılıyor 2019’a.<br />
Küresel aktörlerin çoğaldığı, tek kutuplu dünyanın çok kutupluya döndüğü, bölgemizde ise hala bir büyük güç yoksunluğunun yaşandığı ve bunun yol açtığı bir kaosun hüküm sürdüğü bu dönemde Türkiye aktörleşme istidadı gösterdi. Tam da bu yüzden terör örgütleri aracılığıyla bölgesel ve küresel kimi aktörlerin saldırısına uğradı.</p>
<p>Erken seçim tartışmasının doğrudan bununla ilgisi yok gibi görülebilir ancak Fırat Kalkanı ve ardından gelen Zeytin Dalı Operasyonu’nun başarıyla sonuçlanması, vatandaşın milli duygularının ve özgüveninin artışına vesile oldu. Bu durum, erken seçimi bir seçenek olmanın ötesine taşıyor. ABD’nin bölgesel hesaplarındaki belirsizlik, PKK’yı desteklemekten geri durmayacağının anlaşılması, Avrupa ülkelerinin, terörle mücadelesinde Türkiye ile empati kurmak şöyle dursun terör örgütlerine arka çıkmaya devam etmesi, bölgesel aktörlerin sorunlarını kendi aralarında çözmekten hala çok uzak olması, ABD’nin İran’ı çevreleme politikasının yol açabileceği yeni sorun alanları ve olası çatışmalar Türkiye’nin 2019’u beklemeden cumhurbaşkanlığı sisteminin imkânlarıyla donatılmış bir liderliğe ihtiyacını gündeme getiriyor.</p>
<p>Bir erken seçim her ne kadar yeni sistemin süre tahdidi getirmesi dolayısıyla kazanılmış iktidar döneminden az ya da çok feragat etmek anlamına gelse de önümüzdeki beş yıllık yeniden yapılanma dönemini garanti edecek yüksek bir oy oranı ve meşruiyetiyle yeniden iktidar kurmaya ihtiyacı var Türkiye’nin.</p>
<p>Daha açık ifade etmek gerekirse, Türkiye’nin Erdoğan’ın liderliğini riske atma lüksü yok.</p>
<p>Erken seçim, muhalefetin saikleri ne olursa olsun Türkiye’nin menfaatleri çerçevesinde tartışılmalı ve devletin yeniden yapılandırılması, kamu kurumlarının erken ve hızlı çalışması, insan kaynaklarının etkinleştirilmesi ve revize edilmesi anlamında gündeme alınmalıdır.</p>
<p>Yoksa hali hazırda 2019’da olsa farklı, 2018’de olsa farklı bir seçim sonucuyla karşılaşacağımıza dair bir ihtimal ya da öngörü söz konusu değil. Yeni sistemin bu ilk seçimiyle ilgili yaklaşımımız, sandık skoruyla değil, ülkeyi bir an evvel yeni sistemin kurumlarıyla tanıştırmak, dünya sisteminin içine girdiği bunalımı fırsata çevirmek ve kendi fay hatlarını onarmış, millet iradesini devlet iradesiyle buluşturmuş ve sosyolojik farklılıkların siyasallaşmasının önüne geçmiş bir Türkiye inşa etmek olmalı.</p>
<p>Beka meselesini çözmek dediğimizde anlaşılması gereken sadece coğrafi olarak parçalanma ihtimalini bertaraf etmek değil sosyolojik farklıkların ideolojikleşmesini önleyecek bir siyasal kültür de oluşturabilmektir. Erken ya da vaktinde, yeni sistemin ilk seçimi ile yapmayı amaçladığımız şey bu olmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ittifak-tamam-turkiye-secime-hazir-2019-erken-mi-geliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
