<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hakaret &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/hakaret/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Feb 2023 11:25:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>hakaret &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kur’an’dan Kaçanlar ve Onu Yakanlar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kurandan-kacanlar-ve-onu-yakanlar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kurandan-kacanlar-ve-onu-yakanlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2023 11:25:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[hakaret]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18652</guid>

					<description><![CDATA[Tarih boyunca inkârcıların Kur’an karşısında akıl dışı, çoğu kin ve nefretten kaynaklı duygusal yaklaşımları ve davranışları olmuştur. Bunlar Kur’an’dan kaçma, Kur’an’ı yok etme veya yok sayma, Kur’an’ı değiştirme talebi ve son numara Kur’an’ı yakma veya yırtma… Öyle görünüyor ki bu akıl dışılık, hakikate karşı körlük ve sağırlık ile kin ve nefret devam ettiği sürece bu tür olaylarla daha çok karşılaşacağız. Olanlara bakınca dünkü inkârcılarla bugünküler arasında çok fark olmadığı görülüyor. Hatta çağdaş kindarlar eskilerini aratacak düzeyde bir barbarlık ve vandallık içindeler, ırkçılıklarını Kur’an’ı yakmaya ve yırtmaya kadar vardırmış durumdalar. Çünkü bunların insanlık derdi olmadığı gibi değer ve kutsal algıları da yok olmuş. Kendilerini aşağıların aşağısına çekmişler, dibe vurmuşlar ve yaratılmışların en şerlisi olmayı tercih etmişler. İnsanlıktan tamamen sıyrılmışlar, kin ve nefret sarmalına dönüşmüşler. Bunların kapıldıkları hastalığın tedavisi yok. Çünkü ne hastalığı ne de tedaviyi kabul ediyorlar. “İnkârcıların bazıları öyle duruma gelmiştir ki, onları uyarman veya uyarmaman fark etmez. Onlar asla iman edecek değildirler. Kendilerini getirdikleri durum itibariyle Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş, gözlerine perde çekmiştir.” (Bakara 2/6-7) Çünkü onlar “Bizi çağırdığın şeylere karşı kalplerimiz kapalıdır, kulaklarımızda da tıkaç var; bir de seninle bizim aramızda perde bulunmaktadır. Sen yapacağını yap, biz de yapacağımızı yapacağız, diyorlar.” (Fussilet 41/5) Kur’an’da bu tiplerin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tarih boyunca inkârcıların Kur’an karşısında akıl dışı, çoğu kin ve nefretten kaynaklı duygusal yaklaşımları ve davranışları olmuştur. Bunlar Kur’an’dan kaçma, Kur’an’ı yok etme veya yok sayma, Kur’an’ı değiştirme talebi ve son numara Kur’an’ı yakma veya yırtma… Öyle görünüyor ki bu akıl dışılık, hakikate karşı körlük ve sağırlık ile kin ve nefret devam ettiği sürece bu tür olaylarla daha çok karşılaşacağız.</p>



<p>Olanlara bakınca dünkü inkârcılarla bugünküler arasında çok fark olmadığı görülüyor. Hatta çağdaş kindarlar eskilerini aratacak düzeyde bir barbarlık ve vandallık içindeler, ırkçılıklarını Kur’an’ı yakmaya ve yırtmaya kadar vardırmış durumdalar. Çünkü bunların insanlık derdi olmadığı gibi değer ve kutsal algıları da yok olmuş. Kendilerini aşağıların aşağısına çekmişler, dibe vurmuşlar ve yaratılmışların en şerlisi olmayı tercih etmişler. İnsanlıktan tamamen sıyrılmışlar, kin ve nefret sarmalına dönüşmüşler. Bunların kapıldıkları hastalığın tedavisi yok. Çünkü ne hastalığı ne de tedaviyi kabul ediyorlar. “İnkârcıların bazıları öyle duruma gelmiştir ki, onları uyarman veya uyarmaman fark etmez. Onlar asla iman edecek değildirler. Kendilerini getirdikleri durum itibariyle Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş, gözlerine perde çekmiştir.” (Bakara 2/6-7) Çünkü onlar “Bizi çağırdığın şeylere karşı kalplerimiz kapalıdır, kulaklarımızda da tıkaç var; bir de seninle bizim aramızda perde bulunmaktadır. Sen yapacağını yap, biz de yapacağımızı yapacağız, diyorlar.” (Fussilet 41/5)</p>



<p>Kur’an’da bu tiplerin çarpıcı tasvirleri bulunmaktadır. Halleri adeta umutsuz vaka olarak nitelenmektedir. Ancak Yüce Allah rahmeti gereği yaşadıkları sürece yine de tövbe kapısını bunlara açık tutar. Bizim de bunlara küçük de olsa bir açıklık bırakmamız rahîm ve rahmân olan Allah’ın kulu olmamızın bir gereğidir. Onlar ne kadar zulmetseler de Yüce Allah yine de onlara adil muamelede bulunacaktır. “Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ama insanlar kendilerine zulmederler.” (Yunus 10/44). Onlar için adalet terazisi ve adaletin gereğinin yerine geleceği yer hazırdır (bk. Bakara 2/24; Âl-i İmrân 3/131).</p>



<p>Bu tiplerden bazıları Kur’an’a karşı akla uygun bir gerekçe ortaya koyamadıkları için kaçmayı tercih ederler. Bunu ya inatlarından ya da kibirlerinden yaparlar. “Böyle birine âyetlerimiz okunduğunda sanki kulaklarında ağırlık varmış da işitemiyormuş gibi büyüklük taslayarak sırt çevirir” (Lokman 31/7). Çünkü onların ne Allah’a ne Hz. Peygamber’e ne de Kur’an’a tahammülleri vardır. “Kur’an’da tek olan Rabbini andığın vakit, nefretle arkalarını dönüp savuşurlar” (İsrâ 17/46).</p>



<p>Bu tipler “Allah’ın içlerinden seçtiği bir kuluna vahiyde bulunmasına” şaşırırlar da; taştan, tunçtan, ağaçtan yaptıkları putlara tapınmaya hiç şaşırmazlar. Dürüstlük abidesi Hz. Peygamber’e yönelik iftiraları tutmayınca “büyücü” yakıştırmasına sarılırlar (bk. Yunus 10/2). Onlara Hz. Peygamber’in şöyle cevap vermesi bildirilmiştir: Ey müşrikler! “Allah öyle dileseydi ne ben Kur’an’ı size okuyabilirdim ne de siz onu anlayabilirdiniz. Hâlbuki ben Kur’an nazil olmadan önce aranızda uzun bir süre yaşamıştım. Siz aklınızı kullanıp düşünmez misiniz?” (Yunus 10/16). Şayet bunlar akıllarını kullansalardı, Hz. Peygamber’in kırk yaşına kadar Kur’an veya benzeri bir şeyden bahsetmediğini yani kendiliğinden uyduracak biri olmadığını anlarlardı. Ama onlar bildikleri halde gerçeği saptırmaktan kaçınmamışlardır. İşte bu gibilerin sonlarını Yüce Allah şöyle beyan eder: “Bizim karşımıza çıkmayacaklarını zannedenler, dünya hayatıyla yetinip rahat ve refah içinde olanlar ve ayetlerimize sırtlarını dönenler var ya, onların yeri hak ettikleri cehennemdir.” (Yunus 10/7-8)</p>



<p>Bu tiplerin bazıları da Kur’an’ı değiştirme talebinde bulunmuşlardır. Dün bunu müşrikler yapıyordu, bugün vehimlerini gerçek zannedenler, kendilerini dev aynasında görenler, her şeye ayar çekme hevesine kapılanlar yapıyor. Nitekim kendini medeni zanneden bir devlet başkanı çıkıp “Kur’an’dan bazı ayetleri çıkarın” teklifinde bulunmuştu. “Onlara açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman, huzurumuza gelmeyeceklerini zannedenler “Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir” derler. Onlara de ki: “Onu kendiliğimden değiştirmeye hak ve yetkim yoktur, ben ancak bana vahiyle bildirilene uyarım. Eğer Rabbime itaatsizlik edersem şüphesiz dehşetli bir günün azabından korkarım.” (Yunus 10/15).</p>



<p>Kendilerini medeni ve çağdaş zanneden vandallar bu dünyanın yegâne olduğunu ve rahatlarının ebedi olacağını zannediyorlar. “Kendilerine dokunan bir darlıktan sonra bolluk ve rahatlık zevkini tattırdığımız zaman bir de bakarsın ki ayetlerimiz hakkında planlar kuruyorlar. Onlara de ki: Allah’ın planı daha sonuç alıcıdır ve kurduğunuz tuzaklarınızı elçilerimiz kaydetmektedirler” (Yunus 10/21). “Ey İnsanlar! Bu azgınlığınız aleyhinizedir. Şimdilik geçici dünyanın zevkini biraz sürün bakalım. Sonra döner bize gelirsiniz. Biz de bütün bu yapıp ettiklerinizi size tek tek haber veririz” (Yunus 10/ 23).</p>



<p>Bunlar “İsterler ki Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürüversinler; ama inkârcılar hoşlanmasalar da Allah nurunu muhakkak tamamlayacaktır” (Saf 61/8). Bu Vandallar ve “Müşrikler hoşlanmasa da, dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur” (Saf 61/9). Öyleyse endişeye mahal yok. Kulağını, gözünü ve gönlünü hakikate açan, aklını kullanan herkese Kur’an’ı okumaya, hak dini anlatmaya, yaşamaya ve yaşatmaya devam. &nbsp;“Buna rağmen yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter, O’ndan başka ilah yoktur, ben yalnız O’na güvenip dayanırım. O, her şeyin ve herkesin üstünde büyük gücün sahibidir” (Tevbe 9/129).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kurandan-kacanlar-ve-onu-yakanlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küçük Sedef</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kucuk-sedef/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kucuk-sedef/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jan 2022 07:10:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[hakaret]]></category>
		<category><![CDATA[Sedef Kabaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18046</guid>

					<description><![CDATA[Sedef Kabaş hiç kuşkum yok tipik bir FETÖcü. Üye midir değil midir onu söylemiyorum. Söylemleri, yaptıkları ve bunlarla oluşturduğu etki ile bu FETÖcü (daha doğrusu CIA yöntemi) oyunun bir parçası. Küçük Sedef boyundan büyük laflar ediyor. Kırıta kırıta &#8216;hadi büyük baş diyeyim bari&#8217; deyip kenardan dolanmaya çalışıyor. Neden kıvırıyor böyle? Çünkü ne b..k yediğinin farkında. Ne yediyse ağzının kenarlarına bulaşmış. Sırıtıyor. Gözaltına alınmış ekip otosundan iniyor ellerini arkasına bağlıyor. Böylece &#8216;hevlemeye&#8217; hazır finolara aport veriyor. Onlar da &#8216;ters kelepçe&#8217; diye oturdukları yerden zıplıyorlar. Sedef&#8217;in başı büyük değildir. O küçük başlıdır. Onun büyükbaşı Fetullah&#8217;tır. Bir de sağındaki solundaki orta başlılar ondan daha büyük başlıdır. Sedef onların arasında küçükbaştır. Sesi duyulmuyor diye aralarından o küçücük başını uzatıp melemeye çalışıyor. Biraz garip melemesi lazım ki sesi duyulsun. O da öyle yapıyor. Melemekle tıslamak arası bir ses çıkarabiliyor ancak. O meleyince sesi yankı buluyor. Diğer bütün küçük, büyük, orta başlılar hep bir ağızdan melemeye, mulamaya başlıyor; &#8216;Gazeteci gözaltına alındı, basın özgürlüğü, fikir özgürlüğü&#8230;&#8217; Tamam; iyi de, bu büyükbaşın saraya girmesi çıkması nasıl bir &#8216;fikir&#8217; oluyor?&#160; Sonrasında &#8216;saraydan&#8217; &#8216;büyükbaş&#8217; sesi çıkmayıp da&#160; Sedef ve onun gibilerine karşı bir kükreme gelince neden sorun oluyor? O fikirse bu da zikir değil mi? Akıl alır gibi gelmiyor ama &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sedef Kabaş hiç kuşkum yok tipik bir FETÖcü. Üye midir değil midir onu söylemiyorum. Söylemleri, yaptıkları ve bunlarla oluşturduğu etki ile bu FETÖcü (daha doğrusu CIA yöntemi) oyunun bir parçası.</p>



<p>Küçük Sedef boyundan büyük laflar ediyor. Kırıta kırıta &#8216;hadi büyük baş diyeyim bari&#8217; deyip kenardan dolanmaya çalışıyor. Neden kıvırıyor böyle? Çünkü ne b..k yediğinin farkında. Ne yediyse ağzının kenarlarına bulaşmış. Sırıtıyor. Gözaltına alınmış ekip otosundan iniyor ellerini arkasına bağlıyor. Böylece &#8216;hevlemeye&#8217; hazır finolara aport veriyor. Onlar da &#8216;ters kelepçe&#8217; diye oturdukları yerden zıplıyorlar.</p>



<p>Sedef&#8217;in başı büyük değildir. O küçük başlıdır. Onun büyükbaşı Fetullah&#8217;tır. Bir de sağındaki solundaki orta başlılar ondan daha büyük başlıdır. Sedef onların arasında küçükbaştır. Sesi duyulmuyor diye aralarından o küçücük başını uzatıp melemeye çalışıyor. Biraz garip melemesi lazım ki sesi duyulsun. O da öyle yapıyor. Melemekle tıslamak arası bir ses çıkarabiliyor ancak. O meleyince sesi yankı buluyor. Diğer bütün küçük, büyük, orta başlılar hep bir ağızdan melemeye, mulamaya başlıyor; &#8216;Gazeteci gözaltına alındı, basın özgürlüğü, fikir özgürlüğü&#8230;&#8217;</p>



<p>Tamam; iyi de, bu büyükbaşın saraya girmesi çıkması nasıl bir &#8216;fikir&#8217; oluyor?&nbsp; Sonrasında &#8216;saraydan&#8217; &#8216;büyükbaş&#8217; sesi çıkmayıp da&nbsp; Sedef ve onun gibilerine karşı bir kükreme gelince neden sorun oluyor? O fikirse bu da zikir değil mi?</p>



<p>Akıl alır gibi gelmiyor ama olanın aklı, neler döndüğünü anlıyor. Başı küçük Sedef, o küçücük başıyla bir provokasyon tezgahlıyor sonra da mağduru oynuyor. Fikir beyan etmiş de buna tahammül edilmemiş, kendisinin üstüne &#8216;haksız&#8217; yere gelinmiş gibi yapıyor. Şaşırdık mı? Tabi ki şaşırtıcı değil çünkü bunu hep yapıyorlar. Toplumun olmadık yerlerine dokunup tahrik etmeyi bir iş becerdik sayıyorlar. Ellerinden gelen budur. Hayrına bir iş düşündükleri söyledikleri yok. Çünkü dağarcıkları bunlarla değil, &#8216;küçüklük&#8217; yapabilme malzemeleri ile dolu.</p>



<p>Sedef şimdi yargıç karşısına çıkacak &#8216;ben cumhurbaşkanına hakaret niyetiyle söylemedim, bu bir halk deyişi&#8217; diye kıvıracak. Küçük başının içindeki küçük beynine fısıldananları tekrarlayarak o &#8216;büyük&#8217; dibini kurtarmaya çalışacak. Eğer yargıdan paçayı sıyırmayı başarırsa bu sefer de bu yaptığını kullanarak bulunduğu küçük ağıldan içinde büyük başlıların olduğunu sandığı başka bir mekana terfi etmeyi düşlüyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kucuk-sedef/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vekil Mikrofon Şehvetine Kapılınca</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/vekil-mikrofon-sehvetine-kapilinca/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/vekil-mikrofon-sehvetine-kapilinca/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2020 10:37:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[hakaret]]></category>
		<category><![CDATA[ordu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16308</guid>

					<description><![CDATA[Başkan Erdoğan’ın Türkiye lehine attığı her adımdan rahatsız olan ana muhalefet lideri Katar ile yapılan anlaşmalardan da haliyle rahatsızlık duymaktadır. Bu rahatsızlığını dile getirirken&#160;asılsız iddiaları&#160;gerçekmiş gibi söylemekten çekinmemesi ister istemez&#160;mensuplarını da etkiliyor&#160;ve aynı iddialar ağızlarda pelesenk haline geliyor. Lideri ‘tank palet fabrikası Katarlılara satıldı’ der de yeni kuşak vekili&#160;‘ordu satıldı’&#160;demez mi?! Dedi, hem de canlı yayında dedi. Ordunun satıldığı iddiası tabii ki büyük tepki aldı. O&#160;genç milletvekili&#160;mikrofonun şehvetine kapılarak sarf ettiği bu sözden dolayı özür dilemesi gerekirken lüzumsuz bir inatlaşmayla te’vile kalkıştı. Oysa ‘maksadını aşan bir cümle oldu özür dilerim’&#160;deseydi mesele orada kapanırdı. Tabii bu maksadını aşan cümleyi kurduran iddia Tank Palet Fabrikasının satılma iddiasıydı. Bu iddiaya çok cevap verildi ama son kez bir daha gerçekleri yazmanın faydalı olacağını düşünerek konuyu özetlemek istiyorum. 1-Tank Palet Fabrikası&#160;Erbakan&#160;hocanın&#160;ağır sanayi&#160;hamlesinin bir ürünü olarak Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin çeşitli ihtiyaçlarını karşılaması için1975 yılında Sakarya’nın Arifiye ilçesinde kurulmuştur. 2- Tank Palet Fabrikası, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kullanılan&#160;kara taşıtlarının bakımı, onarımı, modifiye edilmesi,&#160;tank motoru üretilmesi,&#160;tank paleti,&#160;gece görüş dürbünü,&#160;fırtına obüsü gibi tank malzemelerinin üretilmesi işini yapar. 3-CHP Genel başkanının iddia ettiği gibi 20 milyar dolar değerinde değildir. Türkiye’de bu değerde bir şirket yoktur. 3-Tank Palet Fabrikası satılmamıştır.&#160;Mülkiyeti TC Milli Savunma Bakanlığındadır. 4-Yapılan işlem satış değildir.&#160;Fabrikanın işletme hakkı 25 yıl süre ile Katar &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Başkan Erdoğan’ın</strong> Türkiye lehine attığı her adımdan rahatsız olan <strong>ana muhalefet lideri</strong> <strong>Katar</strong> ile yapılan anlaşmalardan da haliyle rahatsızlık duymaktadır.</p>



<p>Bu rahatsızlığını dile getirirken&nbsp;<strong>asılsız iddiaları</strong>&nbsp;gerçekmiş gibi söylemekten çekinmemesi ister istemez&nbsp;<strong>mensuplarını da etkiliyor</strong>&nbsp;ve aynı iddialar ağızlarda pelesenk haline geliyor.</p>



<p>Lideri ‘tank palet fabrikası Katarlılara satıldı’ der de yeni kuşak vekili&nbsp;<strong>‘ordu satıldı’</strong>&nbsp;demez mi?!</p>



<p>Dedi, hem de canlı yayında dedi.</p>



<p>Ordunun satıldığı iddiası tabii ki büyük tepki aldı. O&nbsp;<strong>genç milletvekili</strong>&nbsp;mikrofonun şehvetine kapılarak sarf ettiği bu sözden dolayı özür dilemesi gerekirken lüzumsuz bir inatlaşmayla te’vile kalkıştı. Oysa ‘<strong>maksadını aşan bir cümle oldu özür dilerim’</strong>&nbsp;deseydi mesele orada kapanırdı.</p>



<p>Tabii bu maksadını aşan cümleyi kurduran iddia Tank Palet Fabrikasının satılma iddiasıydı. Bu iddiaya çok cevap verildi ama son kez bir daha gerçekleri yazmanın faydalı olacağını düşünerek konuyu özetlemek istiyorum.</p>



<p>1-Tank Palet Fabrikası&nbsp;<strong>Erbakan</strong>&nbsp;hocanın&nbsp;<strong>ağır sanayi</strong>&nbsp;hamlesinin bir ürünü olarak Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin çeşitli ihtiyaçlarını karşılaması için1975 yılında Sakarya’nın Arifiye ilçesinde kurulmuştur.</p>



<p>2- Tank Palet Fabrikası, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kullanılan<strong>&nbsp;kara taşıtlarının bakımı</strong>, onarımı, modifiye edilmesi,&nbsp;<strong>tank motoru üretilmesi,</strong>&nbsp;tank paleti,&nbsp;<strong>gece görüş dürbünü,&nbsp;</strong>fırtına obüsü gibi tank malzemelerinin üretilmesi işini yapar.</p>



<p>3-CHP Genel başkanının iddia ettiği gibi 20 milyar dolar değerinde değildir. Türkiye’de bu değerde bir şirket yoktur.</p>



<p>3-<strong>Tank Palet Fabrikası satılmamıştır.</strong>&nbsp;Mülkiyeti TC Milli Savunma Bakanlığındadır.</p>



<p>4-Yapılan işlem satış değildir.&nbsp;<strong>Fabrikanın işletme hakkı 25 yıl süre ile Katar ortaklı BMC&#8217;ye verilmiştir.</strong></p>



<p>5- Fabrikayla ilgili her türlü&nbsp;<strong>denetim yetkisi Milli Savunma Bakanlığı&#8217;na</strong>&nbsp;aittir.</p>



<p>6-İşlem gizli kararname ile yapılmamıştır. İşlem<strong>14 Mayıs 2019 tarihli 1105 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla&nbsp;</strong>gerçekleşmiştir. Kararın içeriğine ilişkin tüm bilgiler de kamuoyuyla paylaşılmıştır.</p>



<p>Bu işlemin yapılmasından maksat da&nbsp;<strong>ülke kaynaklarının savunma sanayiinde etkin ve verimli</strong>&nbsp;kullanılmasının sağlanması, fabrikada mevcut&nbsp;<strong>atıl kapasitenin en aza indirilmesi,</strong>&nbsp;fabrika işletme&nbsp;<strong>verimliliğinin artırılması</strong>, yeni iş/üretim imkânları oluşturulması ve<strong>&nbsp;ihracatın artırılması doğrultusunda MSB kontrolünde yatırımlar yapılması,</strong>&nbsp;özel sektörün iş yapma hızından ve yüksek teknolojiye erişim imkânlarından faydalanılmasıdır.</p>



<p>Özetle, fabrika Türkiye’dedir, satılmamıştır, mülkiyet ve denetimi Milli Savunma Bakanlığındadır. Sadece işletme hakkı 25 yıllığına BMC’ye verilmiştir.</p>



<p><strong>Katar’</strong>ın BMC’deki ortaklığının ne ülkemize ne ordumuza zerre kadar olumsuz etkisi yoktur, aksine devletimizin kontrolünde&nbsp;<strong>katkısı vardır.</strong></p>



<p>Şimdi bu fabrika ve fabrikanın sahibi olan ordumuz satılmış mı oluyor?</p>



<p>Allah akıl versin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/vekil-mikrofon-sehvetine-kapilinca/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Perinçek’i Dine Hakaret Ettiren İlahiyatçı Muhabirler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/perinceki-dine-hakaret-ettiren-ilahiyatci-muhabirler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/perinceki-dine-hakaret-ettiren-ilahiyatci-muhabirler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2020 07:55:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hakaret]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiyat]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15213</guid>

					<description><![CDATA[İnsan, hayatına vahiyle anlam verip Hz. Peygamber’i örnek almadıktan ve İslâm’ı hayatının ayrıntılarına hâkim kılmadıktan sonra, otobüse binerken, ayakkabısını giyerken, uyurken veya darda kaldığında besmele çekip dindarlık doyumuna ulaşmasının hiçbir anlamı yokur. Gayr-i müslim gibi yaşayıp Müslüman gibi istiaze etmenin pratik bir karşılığı olamaz. Tevhidin bütün boyutlarını yaşayışında göstermeyen bir kimsenin din anlayışı hastalıklıdır. Şirkin içerisinde kalıp Müslümanca ritüeller kullanmak kimseye bir şey kazandırmaz. İslâm bir bütündür. Özellikle tercih noktasında hiçbir dünya görüşüyle sentez edilemez. Bunun da şartı Allah Teâlâ’nın ulûhiyet ve rububiyetini iyi bilip bu bilgi ışığında hayatı anlamlandırmaktan geçer. Müşrikler tarihin hiçbir döneminde Allah’ı(c.c.) hakkıyla bilip anlayamamışlardır.[1] Şöyle denilebilir; Allah (c.c.) hakkında yanlış bilgilenme veya cehalet, şirki ortaya çıkarmıştır. Bu durumu düzeltmek için yüce Yüce Allah kendi katından kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Kitapların ve peygamberlerin gönderiliş amacı insana Allah’ı(c.c.) öğretebilmek ve O’nu işlevsel olarak tanıtmaktır. Allah Teâlâ hakkında gerekli bilgiyi öğrenmeyen ve yanlışlarını veraset usulü devam ettiren Mekke müşrikleri, putlar edinerek onları Allah’a (c.c.) yaklaştıran aracı varlıklar sayıp ibadet etmişlerdir.[2] Putların ahirette kendilerine şefaatçi/yardımcı olacaklarına inanmışlardır.[3] Bu sapkın düşünceleri daha da ilerleten şirk ehli, Allah’a(c.c.) oğullar ve kızlar isnat etmişlerdir.[4] Hatta meleklere cinsiyet atfedip onları Allah’ın kızları olarak görmüşlerdir.[5]Ayrıca, Allah’ı(c.c.) hiçbir zaman işlevsel bir ilah olarak kabul etmemişlerdir. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsan, hayatına vahiyle anlam verip Hz. Peygamber’i örnek almadıktan ve İslâm’ı hayatının ayrıntılarına hâkim kılmadıktan sonra, otobüse binerken, ayakkabısını giyerken, uyurken veya darda kaldığında besmele çekip dindarlık doyumuna ulaşmasının hiçbir anlamı yokur. Gayr-i müslim gibi yaşayıp Müslüman gibi istiaze etmenin pratik bir karşılığı olamaz. Tevhidin bütün boyutlarını yaşayışında göstermeyen bir kimsenin din anlayışı hastalıklıdır. Şirkin içerisinde kalıp Müslümanca ritüeller kullanmak kimseye bir şey kazandırmaz. İslâm bir bütündür. Özellikle tercih noktasında hiçbir dünya görüşüyle sentez edilemez. Bunun da şartı Allah Teâlâ’nın ulûhiyet ve rububiyetini iyi bilip bu bilgi ışığında hayatı anlamlandırmaktan geçer.</p>



<p>Müşrikler tarihin hiçbir döneminde Allah’ı(c.c.) hakkıyla bilip anlayamamışlardır.[1] Şöyle denilebilir; Allah (c.c.) hakkında yanlış bilgilenme veya cehalet, şirki ortaya çıkarmıştır. Bu durumu düzeltmek için yüce Yüce Allah kendi katından kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Kitapların ve peygamberlerin gönderiliş amacı insana Allah’ı(c.c.) öğretebilmek ve O’nu işlevsel olarak tanıtmaktır. Allah Teâlâ hakkında gerekli bilgiyi öğrenmeyen ve yanlışlarını veraset usulü devam ettiren Mekke müşrikleri, putlar edinerek onları Allah’a (c.c.) yaklaştıran aracı varlıklar sayıp ibadet etmişlerdir.[2] Putların ahirette kendilerine şefaatçi/yardımcı olacaklarına inanmışlardır.[3] Bu sapkın düşünceleri daha da ilerleten şirk ehli, Allah’a(c.c.) oğullar ve kızlar isnat etmişlerdir.[4] Hatta meleklere cinsiyet atfedip onları Allah’ın kızları olarak görmüşlerdir.[5]Ayrıca, Allah’ı(c.c.) hiçbir zaman işlevsel bir ilah olarak kabul etmemişlerdir. Müşriklerin tanrı anlayışları pragmatiktir. Hayatlarının akışı iyi gittiğinde tanrı inançlarını korumuşlar, işler kötü gidince de inançlarında sarsıntılar yaşamışlardır. Kur’an bu şekildeki bir ilah anlayışını ilginç bir benzetmeyle Müslümanlara açıklamış ve müşrikler gibi bir inançtan uzak durmalarını öğütlemiştir: “وَمِنَ النَّاسِ مَن يَعْبُدُ اللَّهَ عَلَى حَرْفٍ فَإِنْ أَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَأَنَّ بِهِ وَإِنْ أَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انقَلَبَ عَلَى وَجْهِهِ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةَ ذَلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ” “Allah’a, sanki bir yar kenarındaymış gibi tereddütlü, iman ile küfür sınırında kulluk ve ibadet eden insanlar da var. Kendilerine bir hayır dokunursa, buna pek memnun olurlar. Eğer musibete uğrarlarsa, çehreleri değişir, dinden yüz çevirirler. Onlar dünyalarını da, ahiretlerini, ebedî yurtlarını da kaybetmiştir. İşte kıyas kabul etmeyecek zarar, kayıp budur.”[6] Bu ayet Mekke müşriklerinin tavırlarını hem sergilemekte hem de hayatın gidişatı konusunda Allah Teâlâ ile pazarlık yapmanın yanlışlığına değinmektedir. Allah Teâlâ’ya ve dine karşı pragmatik bakış dün olduğu gibi bugün de vardır. Elbette böyle bir bakışın temelinde marifetullah hususundaki yanlışlar vardır. Bu nedenle Kur’an’ın birinci ve en önemli konusu Yüce Allah’ı hakkıyla tanıtmaktır.</p>



<p>Hayatı tevhidi bir çizgiden anlamlandıran Kur’an-ı Kerim, şirkin monoteist, düalist ve politeist biçimlerine savaş açmıştır. Müslümanları şirke karşı teyakkuz hâlinde tutmuştur. Şirkin en büyük zulüm ve küfür olduğuna atıfta bulunmuştur.[7] İmanın şirkle sentez edilemeyeceğini beyan edip böyle bir inanç biçiminin küfür olduğuna vurgular yapmıştır.[8] Yüce Allah’ın insana yakınlığına sık sıkdeğinmiştir. Özellikle ayet sonlarındaki kalıp ifadeler insanın sürekli ilahi denetim altında olduğunu beyan etmektedir. Bu bağlamda unutulmamalı ki Yüce Allah tarafından denetlendiği bilinciyle hareket eden bir kişi Allah’a yakınlık hissini ruhunda canlı tutarak hayatını aşkın bir şekilde anlamlandırır. “Her nerede olurlarsa olsunlar Allah’ın kendileriyle beraber olduğunu”[9]kavrayan Müslümanlar, Allah Teâlâ ile kurulan velayet/dostluk sayesinde yaratan ve emreden Rablerine karşı mutlak itaat içerisinde hayatlarını devam ettirirler. İlahi iradenin buyrukları dışında hareket etmezler. Tevhidi bir inanca sahip olmak, her an Allah Teâlâ ile olan irtbatı canlı tutmakla bir değer kazanır. Birçok ilahı rab olarak kabul eden politeist anlayış ise, beraberinde ruhi sıkıntıları da getiren çoğulcu bir inanış şeklidir. Çok ilahlılık dediğimiz politeizmi sadece putçuluk şeklinde anlamak, kavramın anlam alanını daraltmak demektir. Klasik putçulukla politeizmi birbirine karıştıran kişiler çok tanrıcılığı doyasıya yaşarken kendilerini yine de çok ilahlı bir insan olarak görmemektedirler. Hatta bu tip adamlar halkı Müslüman ülkelerde kendilerinin en iyi Müslüman olduklarını bile iddia ederler. Onların bu yanlış anlayışlarının nedeni, Kur’an-ı Kerim’deki ‘rab’ ve ‘ilah’ kavramlarının anlamlarını işlevsel şekilde bilmemekten kaynaklanmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in nüzul sürecinde bile rabbimiz, Kendisinin varlığını bilen fakat fonksiyonel anlamda kabul etmeyen kişilere karşı, zatını “Rab” ismiyle tanıtmıştır. Bugünün modern putçuluğunun Müslümanlar arasında yayılmasının nedeni de Allah Teâlâ’yı gereği gibi tanıyamamaktan kaynaklanmaktadır. Allah’ı gereği üzere tanıyan insanlardan ne pozitivist, ne deist ne de ateist çıkar. İşte bu tanıyamayış insanların farklı batıl dinlere yönelmelerine sebep olduğu gibi, sağ ve sol düşüncenin farklı siyasi biçimlerine iman etmeye de sebep olmuştur. Birilerinin bu ülkede tevhidin esasını vahye uygun şekilde işlemeyişi ve şirke düşen kişileri Müslüman gibi göstermesi şirki daha da kökleştirmiştir. Hakikati söyleyen insanları bazı durumlarda “tekfir” hastalığı ile izah etmek de şirkin yerleşmesine sebep olan başka bir durumdur. İrtidat eden veya mutlak şirke düşen birisine kâfir olduğu hatırlatılmaz ise hidayete dönüş nasıl olacaktır? İdeolojilerin İslâm’ın karşısındaki uydurma dinler olduğunu kim söyleyecektir? Batılı bakış açısıyla İslâm’ı ve Müslümanları değerlendiren ekran uleması(!) reyting ve sempatizan kaybı endişesiyle itikadi konulara ciddiyetle eğilmemektedir. Resulullah’ın örnekliğinde kâmil Müslümanın ölçüleri ümmete verilmemektedir. Çünkü primlerini dünya sistemine, onun yükselen değerlerine övgü ve Müslümanları uyutma dili üzerinden elde etmektedirler.</p>



<p>Kur’an-ı Kerim, birçok ilahı rab olarak kabul eden kişileri ve onların ruh hâllerini şu ayet-i kerimede kendi mükemmel üslubuyla şöyle dile getirmiştir: “ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا رَّجُلًا فِيهِ شُرَكَاء مُتَشَاكِسُونَ وَرَجُلًا سَلَمًا لِّرَجُلٍ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ “Allah bir örnek verdi: kendisi hakkında uyumsuz, geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd yalnızca Allah’adır. Hayır, onların çoğu (gerçeği) bilmiyorlar.”[10] Ayet-i kerime, bir yönüyle şirkin seküler versiyonunu gösterdiği gibi bir yönüyle de Yüce Allah’tan başka birilerini rab olarak kabullenmenin insan hayatındaki kötü izlerini temsil hâlinde bizlere sunmaktadır.<br>“Burada, bu misalle taş ve topraktan yapılmış tanrıların kast olunmadığını açıklamakta fayda mülahaza ediyoruz. İşaret edilmek istenen, insanlara birbirinden çelişkili emirler veren ve kendilerine kulluk etmeleri için, onları kendi yanlarına çekmeye çalışan canlı mabutlardır. Dolayısıyla bu misalin taş ve topraktan yapılmış putlara ıtlak edilmesi mümkün değildir. İşaret edilmek istenen mabudlardan biri, insanı tatmin etmesi için çeşitli heveslere sevk eden kendi nefsidir. Diğeri kişinin kendi ailesidir, kabilesidir, milletidir, toplumudur, din adamlarıdır, liderleridir, kanun koyucularıdır, ticari ve iktisadi güçlerdir vs. Tüm bunlar insanı kendi yanlarına çekmek ve etkileri altına almak için çırpınmakta ve çoğu zaman birbirlerine ters düşen isteklerde bulunmaktadırlar. Herhangi birinin isteği karşılanmadığında, hemen ceza vermeye kalkışırlar. Elbette her birisinin de ceza verme yöntemi farklıdır. Biri kalbe sıkıntı verirken diğeri zelil etmeye çalışır başka biri ilişkileri kesmekle tehdit ederken diğeri iflasa sürüklemekle korkutur, biri dini silah olarak kullanır, öbürü kanunlarla korkutmaya çalışır. Velhasıl insanın bu çıkmazdan kurtulabilmesi için bir tek çıkış yolu vardır. Bu da hâlisane bir kalple tevhide sarılmaktır. Yani, sadece bir tek olan Allah’a kulluk etmek ve onun dışındaki her şeyden kesilmektir.”[11] Hayatın birden çok ilahla anlamlandırılmasının haramlığını kendi harika üslubuyla bizlere anlatan Kur’an-ı Kerim, Müslümanlardan hayatlarını parçalamamalarını istemiştir. Hayatlarını parçalayanlara kitaplar göndermek suretiyle onları uyarmış ve Müslümanlardan da onların hâllerinden ders almalarını istemiştir. İstemiş ama vakıa bu isteğin karşıtı şeklinde cereyan etmiştir. Allah Teâlâ’yı hakkıyla tanımayan ve tevhidi inkâr eden ideolojik elit, siyasete hâkim olduktan sonra hayatın bütün alanlarını seküler ve pozitivist bir anlayışla yorumlayıp halka dayattıkları için Müslümanların din anlayışlarını da parçalamışlardır. Parçalanan din anlayışının birinci ana kaynağı Kur’an-ı Kerim olduğundan, ilahi kitap da böylece pratikte parçalanmıştır. Bütün bunları radikal bir yaklaşımla sorgulayıp parçalanan din anlayışını tecdit edecek kimseler de çıkmamış veya çıkanların bir kısmı da öldürülmüştür; susturulmuştur. Şimdilerde ise din ahlaki bir kurum olarak sunulmakta ve onun hayatın genişlik alanlarındaki söylemleri ya inkâr edilmekte veya tarihsel bir yaklaşımla buharlaştırılmaktadır. “Dinin iktidar ve hâkimiyet iddiası yoktur” diyen bir ilahiyatçının veya sözde bilginin haçlı gâvurundan hiçbir söylem farkı yoktur. Müşriklerin derdi, hâkimiyet iddiasındaki bir dinle hesaplaşmaktır. “Dinin iktidar talebi yoktur” dedikten sonra, din zataen işlevsiz kılınmaktadır. İnsanın tanrılaştırılmasının yolu açılmaktadır. Bazı din bilginleri bu kötü söylemi sığ bir dille gündemde tuttukları için şimdilik dünya sisteminin uçbeyleri tarafından kullanılmaktadırlar. Politeist bir hayatın çağdaş yüzünün değirmenine su taşımakla yükümlü olan bu zevat yaşanan hayatın şirk olduğuna dair en ufak bir endişe bile taşımamaktadırlar.</p>



<p>[1] Bak: Hac 22/73-74</p>



<p>[2] Bak: Zümer 39/3</p>



<p>[3] Bak: Yunus 10/18</p>



<p>[4] Bak: En’am 6/100-101; İsra 17/40</p>



<p>[5] Bak: Saffat 37/153; Zuhruf 43/15-16</p>



<p>[6] Hac 22/11</p>



<p>[7] Bak: Lokman 31/13</p>



<p>[8] Bak: Enam 6/82; Yusuf 12/106</p>



<p>[9] Hadid 57/4</p>



<p>[10] Zümer 39/29.</p>



<p>[11] Mevdudi, a.g.e, V, 104.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/perinceki-dine-hakaret-ettiren-ilahiyatci-muhabirler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
