<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hak &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/hak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2021 14:35:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>hak &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Adil Ölçü Önemlidir!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/adil-olcu-onemlidir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/adil-olcu-onemlidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2021 14:35:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16968</guid>

					<description><![CDATA[Son günlerde Ak Parti milletvekili Özlem Zengin ile Ayasofya Camii İmamı Muhammed Boynukalın hoca arasında meydana gelen tartışmada ne yazık ki her yerde olduğu gibi taraf olmamız bekleniyor… Oysa üçüncü bir yol daha vardır o da orta yol, mutedil duruş…Bu da, ne Muhammed hoca ne de milletvekili Özlem Zengin&#8217;in yanı… İslam Fıkıh hocası olan Muhammed hocadan beklediğimiz İstanbul Sözleşmesinin yerine Kuran ve sünnete dayalı ilkeleri bugünkü toplumun anlayabileceği, faydalı görebileceği, kolaylıkla kabul edebileceği ve hayatına uygulayabileceği nakil-akıl dengesinde yorumlayarak akla yatkın yerli alternatif ilkeler ortaya koymaktır. Bunu başarabilirsek İstanbul Sözleşmesi kendiliğinden ortadan kalkmaz mı? Ortada büyük bir sorun olduğu muhakkaktır. O da kadınlar öldürülüyor, mağdur ediliyor, çocuklarından kopuyor veya koparılıyor, aileler dağılıyor…Buna karşılık olarak da kadını aşırı derecede koruma titizliği de bazen eşine karşı çok büyük bir zulme dönüşüyor çoğu zaman da bu yolla kadın çok daha fazla tehlikeye atılmış oluyor. O halde sorun sadece teorik değildir. Elimizde sorunu bir hamlede halledecek bir sihirli değnek de yoktur. Evlilikle ilgili yaşanan tüm sorunları sadece İstanbul sözleşmesine bağlamak ve sorunu sosyolojik, psikolojik, ekonomik, siyasi ve ahlaki yönleriyle görmemek bizleri yeni çözüm önerilerine götürmez. Nitekim dindar olduğunu sandığımız çok büyük bir kitle yanlış sözlerine rağmen milletvekili Özlem Zengin&#8217;e hak vermiştir…Bu durum sonuçtur sebep &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son günlerde Ak Parti milletvekili Özlem Zengin ile Ayasofya Camii İmamı Muhammed Boynukalın hoca arasında meydana gelen tartışmada ne yazık ki her yerde olduğu gibi taraf olmamız bekleniyor…</p>



<p>Oysa üçüncü bir yol daha vardır o da orta yol, mutedil duruş…Bu da, ne Muhammed hoca ne de milletvekili Özlem Zengin&#8217;in yanı…</p>



<p>İslam Fıkıh hocası olan Muhammed hocadan beklediğimiz İstanbul Sözleşmesinin yerine Kuran ve sünnete dayalı ilkeleri bugünkü toplumun anlayabileceği, faydalı görebileceği, kolaylıkla kabul edebileceği ve hayatına uygulayabileceği nakil-akıl dengesinde yorumlayarak akla yatkın yerli alternatif ilkeler ortaya koymaktır. Bunu başarabilirsek İstanbul Sözleşmesi kendiliğinden ortadan kalkmaz mı?</p>



<p>Ortada büyük bir sorun olduğu muhakkaktır. O da kadınlar öldürülüyor, mağdur ediliyor, çocuklarından kopuyor veya koparılıyor, aileler dağılıyor…Buna karşılık olarak da kadını aşırı derecede koruma titizliği de bazen eşine karşı çok büyük bir zulme dönüşüyor çoğu zaman da bu yolla kadın çok daha fazla tehlikeye atılmış oluyor.</p>



<p>O halde sorun sadece teorik değildir. Elimizde sorunu bir hamlede halledecek bir sihirli değnek de yoktur. Evlilikle ilgili yaşanan tüm sorunları sadece İstanbul sözleşmesine bağlamak ve sorunu sosyolojik, psikolojik, ekonomik, siyasi ve ahlaki yönleriyle görmemek bizleri yeni çözüm önerilerine götürmez. Nitekim dindar olduğunu sandığımız çok büyük bir kitle yanlış sözlerine rağmen milletvekili Özlem Zengin&#8217;e hak vermiştir…Bu durum sonuçtur sebep değil. Bu sonuç nasıl meydana gelmiştir sorusunu sorup neyi ihmal ettiğimizi konuşmaz ve de sorumluları belirleyemezsek boş olarak konuşmaya devam ederiz.</p>



<p>Muhammed hocanın yanında olanlar da büyük oranda uygulamada yanlış olarak gördükleri hususları onun üzerinden eleştiri imkanı buluyorlar. Muhalefetlerini dile getirip psikolojik bakımdan rahatlıyorlar. Şikayetlerini onun üzerinden dile getiriyorlar. Olsun öyle de olur, faydası olmasa bile zararı da yoktur! Hoca, sosyal medyada takipçi sayısını artırır ve bu yolla daha da tanınır hale gelir…</p>



<p>Madem ki ilgi alanı olarak Muhammed hoca siyaset ve de toplumsal sorunlarla ilgili olmak istiyor o halde işe en zordan başlamamalıdır. Ölçü ise haram ve helal ölçüleridir…Laiklik uygulaması gibi kanun değişikliği gerektirmeyecek, gereksiz tartışmaya neden olmayacak ve hemen uygulanabilecek olan kolay işlerden işe başlamalıdır. Parti ayırımı yapmaksızın, adam kayırmanın, adaletsiz davranmanın, yolsuzluk yapmanın, zinanın, içki içmenin, rüşvet almanın, kul hakkına riayetin, kamu malını israf etmenin somut örnekleri üzerinden idari ve toplumsal kötülükleri anlatmalıdır…</p>



<p>İlahiyat hocalarını, diyanet camiasını ona sahip çıkmaya zorlamayı da haksızlık görürüm. Geçmişte bu ülkede İhsan Şenocak ve Nureddin Yıldız hoca efendilere yapılanlara İslam Fıkhı hocası olarak Muhammed Boynukalın hocanın tepkisi ne olmuştur? Önce onlara dini tebliğ noktasında kendisine yardımcı olacak şekilde desteği gerekmez mi? Ayasofya camii imam hatipliği gücünü burada istifadeye sunmaz mı?</p>



<p>Ayasofya camii İmamı olmak çok büyük bir güç ve avantajdır. Ya olmayanlar ne yapsınlar? Tahammül edilmesi çok zor yeni bedeller mi ödesinler!</p>



<p>Bu şartlar oluşuncaya kadar mutedil ve tarafısız olmaya devam!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/adil-olcu-onemlidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şahitlik (Şehitlik), Hak ve Adaletin Gerçekleşmesi İçindir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sahitlik-sehitlik-hak-ve-adaletin-gerceklesmesi-icindir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sahitlik-sehitlik-hak-ve-adaletin-gerceklesmesi-icindir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2021 16:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[Şehitlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16895</guid>

					<description><![CDATA[“Ey müminler! Kendinizin, ana-babanızın ve akrabalarınızın aleyhinde bile olsa, Allah için hakka şahitlik ederek adaletli davranın. Haklarında şahitlik ettiğiniz kimseler ister zengin, ister fakir olsunlar, Allah kendilerine herkesten daha yakındır. O halde nefsinizin arzusuna uyarak doğruluktan sapmayınız. Eğer kaypaklık eder, ya da şahitlik yapmaktan kaçınırsanız, kuşku yok ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa suresi, 135) Mutlak şahit, her şeyi bilen ve gören Allah’tır. Allah’ın gerçek tanık olduğuna, yarattığı bütün varlıklar düzen ve intizamlarıyla şahitlik etmektedir. Her şey O’nun eseridir. O’nun gücünün tecellisidir. Evet, her şey Allah’ın zatına ve vahdaniyetine tanıktır. İşte bu hakikatten hareketle bilinmelidir ki Allah’ın bildirdikleri/ayetleri de haktır ve gerçektir. Dolayısıyla O’na iman edenler, O’nun ayetleri ışığında hareket etmeli ve hayatını ona göre düzenlemelidir. Resullerin gönderiliş amaçlarından en önemlisi şahit olmalarıdır. Risalet makamı, bir nevi toplumsal şahitlik kurumudur. Şahitlik, Resullerin temel görevlerinden biridir. Tüm Resuller, kendi toplumlarına şahitlik yapmaktadırlar. “Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit tuttuğumuz zaman halleri nice olacak!” (Nisa, 41) diye buyuran Allah, Resulleri konuşturarak, toplumların lehinde aleyhinde tanıklık yapmalarına imkan sağlayacaktır. Görülen odur ki hesap gününde şahitlerle gerçek bir yüzleşme olacak ve herkes dile gelerek hakkı ifade edecektir. Ahiretteki hesaplaşmada hiç kimse şahitlikten kaçamayacaktır. “O gün hesaplaşma başladığında, kulakları, gözleri ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Ey müminler! Kendinizin, ana-babanızın ve akrabalarınızın aleyhinde bile olsa, Allah için hakka şahitlik ederek adaletli davranın. Haklarında şahitlik ettiğiniz kimseler ister zengin, ister fakir olsunlar, Allah kendilerine herkesten daha yakındır. O halde nefsinizin arzusuna uyarak doğruluktan sapmayınız. Eğer kaypaklık eder, ya da şahitlik yapmaktan kaçınırsanız, kuşku yok ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa suresi, 135)</p>



<p>Mutlak şahit, her şeyi bilen ve gören Allah’tır. Allah’ın gerçek tanık olduğuna, yarattığı bütün varlıklar düzen ve intizamlarıyla şahitlik etmektedir. Her şey O’nun eseridir. O’nun gücünün tecellisidir. Evet, her şey Allah’ın zatına ve vahdaniyetine tanıktır. İşte bu hakikatten hareketle bilinmelidir ki Allah’ın bildirdikleri/ayetleri de haktır ve gerçektir. Dolayısıyla O’na iman edenler, O’nun ayetleri ışığında hareket etmeli ve hayatını ona göre düzenlemelidir.</p>



<p>Resullerin gönderiliş amaçlarından en önemlisi şahit olmalarıdır. Risalet makamı, bir nevi toplumsal şahitlik kurumudur. Şahitlik, Resullerin temel görevlerinden biridir. Tüm Resuller, kendi toplumlarına şahitlik yapmaktadırlar. “Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit tuttuğumuz zaman halleri nice olacak!” (Nisa, 41) diye buyuran Allah, Resulleri konuşturarak, toplumların lehinde aleyhinde tanıklık yapmalarına imkan sağlayacaktır. Görülen odur ki hesap gününde şahitlerle gerçek bir yüzleşme olacak ve herkes dile gelerek hakkı ifade edecektir.</p>



<p>Ahiretteki hesaplaşmada hiç kimse şahitlikten kaçamayacaktır. “O gün hesaplaşma başladığında, kulakları, gözleri ve tenleri dile gelip yaptıklarına şahitlik ederek bir bir anlatacaklardır. (Fussilet, 20)<br>Teknolojinin zirveye ulaştığı günümüzde gözlerin, kulakların ve derilerin nasıl tanıklık edeceğini çok iyi anlıyoruz. Bugün, her tarafa yerleştirilen kameraların hüneriyle yaşananları bütün çıplaklığı ile görebilmekteyiz. Dolayısıyla suçlular, yaşananları inkar etmeye kalksalar da kameralar her şeyi gözler önüne sermektedir. Allah da bu dünyada, melekler (Kiramen katibin) aracılığıyla yerleştirdiği kameralar ile bütün yaşananları –ahiret günü hiç kimseye haksızlık etmeden- net bir şekilde ortaya koyacaktır.</p>



<p>Evet, Allah’ın melekleri (kameraları) bütün konuştuklarımızı ve yaptıklarımızı kayda almaktadır. Günü geldiğinde tümü bizlere izletilecektir. Ellerimizin, dillerimizin, gözlerimizin, hülasa bütün bedenimizin yaptıkları net olarak ortaya çıkacaktır. Adeta her biri ayrı ayrı dile gelerek şahitlik yapacaktır. Hiçbir şey görüntüsüz kalmayacaktır, kaybolmayacaktır. İşte bu temsili olayı Allah, peygamberler aracığıyla bizlere açıkça bildirmektedir. İşte Yasin suresinde vurgulanmak istenen şahitlik de budur: “O gün ağızlarına mühür vururuz. Bize onların elleri konuşur, ayakları yaptıklarına şahitlik eder.” (Yasin, 65).</p>



<p>İman etmek, esasen şahit olmak demektir. Müminler Allah’ın varlığı ve birliğine şahit oldukları gibi, insanlığa, hayata ve yaşanan olaylara da şahitlik etmelidirler. Müminler, inançlarıyla, güzel ahlak ve salih amelleriyle insanlara tanıklık yapmalıdırlar. İnsanlara örnek ve model olacak şekilde şahit olmalıdırlar. Yani, iyi insanlar için lehte, kötü insanlar için aleyhte hak üzere tanıklık yapmakla mükelleftirler.</p>



<p>Müminler, -imanlarının gereği olarak- karanlıkta kalmış olayların gün yüzüne çıkması için tanıklık etmek zorundadırlar. Diğer bir ifadeyle hak ve gerçeklere, işlerin adaletle yürümesine ve zulmün ortadan kalkmasına Allah için tanıklık etmekle yükümlüdürler. Dolayısıyla hiçbir müminin şahitlikten kaçma, geri durma hakkı yoktur. Şahitlik için davet edildiklerinde mutlaka gitmeleri ve doğru şahitlikte bulunmaları zorunludur. Yalancı yere şahitlik yapanların büyük bir günah işlediklerini de belirtmek gerekir; zira bu dünyada hak ve adaletin yerini bulması, hiç kimsenin zulüm görmemesi için doğru şahitlikte bulunmak, Allah ve kul hakkıdır. Bu Hakkı bütün müminlerin dikkate almaları vaciptir.</p>



<p>Başta verdiğimiz ayette de görüldüğü gibi, müminlere çok önemli bir görevler yüklenmiştir. Kim olursa olsun, insanlar arasında adaletle hükmetme ve Allah için şahitlik yapma emanet ve görevi müminlerin omuzlarına yüklenmiştir. Evet, hiçbir müminin, bu görevi ve emaneti savsaklama hakkı yoktur. Haklarında şahitlik yaptıkları kimseler, anne-baba, yakın-uzak akrabalar, zengin-fakir kim olursa olsun, adaletten asla taviz vermemeleri gerekir. Müminler bu bilinç ve inançla hareket etmelidirler.</p>



<p>Evet, hak, adalet ve şahitlik söz konusu olduğunda inanan-inanmayan, az dindar-çok dindar, dost-düşman, zengin-fakir, yakın akraba-uzak akraba ayırımı yapılamaz. Hiç kimsenin çıkarı için adalet ve şahitlikten vazgeçilemez. Hiçbir koşul ve zaman için bu emanete ihanet edilemez. Onun için her türlü istek ve arzulardan, çıkar ve eğilimlerden uzak durarak adalete bağlı kalmak ve Allah için şahitlik etmek yüce Rabbimizin en ali emridir.</p>



<p>“Adaleti yerine getirme” emrinin hemen ardından “Allah için şahitlik yapma” görevi son derece anlamlıdır. Yeryüzünde zulmü ve azgınlığı engelleme, Müslüman olsun veya olmasın, bütün insanlar arasında her hak sahibinin hakkını verme, toplumun bütün kesimlerinde adaleti sağlama ancak bu emanete sıkı sıkıya bağlı kalmak ve Allah için şahitlik yapmakla mümkün olacaktır.</p>



<p>Esasen var olmak, şahit olmaktır. Bütün varlıklara ve var olan olaylara tanık olmaktır. İnananlar, hayatı Kur’an perspektifinden okuyarak müşahede ederler. Kur’an-ı doğru okuyan kimse, hayatı doğru anlar ve doğru müşahede eder. Müşahede etmek; sadece bakmak, görmek, seyretmek değildir; aksine şahit olmaktır. Yani inançla, sorumluluk bilinciyle olup bitenlere Allah için tanık olmaktır. Gerekirse malını ve canını Allah yolunda feda ederek zulme karşı şahitliği sürdürmektir.</p>



<p>Bilindiği gibi, Kur’an’da “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz; bilakis onlar diridirler…” ayeti, zulüm ve azgınlığı, terör ve eşkıyalığı, inançlar ve ibadetler önündeki baskıları kaldırmak için canını ortaya koyan şehitlerden söz etmektedir. O şehitler, canlarını cennet karşılığında Allah’a satan inançlı kimselerdir. Onlar, canlarıyla bedel ödeyerek şahitlik yaptılar.</p>



<p>“Allah yolunda ölenler” temsili olarak dile gelerek derler ki “biz şahitlik yapıyoruz, siz de şahitlik ediniz ki biz, vahyin özgürce insanlara ulaşması, her türlü zulüm ve baskıların kaldırılması, insanların hür iradeleriyle tercihlerini yapması ve şereflice yaşamaları için canlarımızı Allah’a emanet ederek tanıklık yapıyoruz.”</p>



<p>Risalet döneminde hak ve adalet için kimileri canlarını, kimileri de mallarını ortaya koyarak şahitlikte bulundular. Bugün de dünya üzerinde hak ve adaletin tesisi için binlerce Müslüman, Allah yolunda (insanca yaşamak için) canıyla ve malıyla cihad ederek şahit/şehit olmaya devam etmektedir.</p>



<p>Sonuç olarak belirtelim ki şahit ve şehit olmanın temel amacı, hakkın ve adaletin sağlanmasıdır. Allah’ın hakkı, kulların hakkı, hayvanların hakkı, bitkilerin hakkı, evrenin hakkı vs. ancak şahit/şehit olmakla korunur. Günümüzün teknolojisi ile bilgilerin elektronik ortamda kayda geçmesi insan yükünü azaltmış olsa da “şahsi” tanıklık hiçbir zaman ortadan kalkmayacaktır. İnsanlar var olduğu sürece, Allah için (hakkın gerçekleşmesi için) tanıklığa olan ihtiyaç devam edecektir.</p>



<p>Allah yolunda (hak ve adalet için) canlarını ve mallarını kaybederek şahit/şehit olanlara ne mutlu! Tümünün mekanları cennetler olsun…</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sahitlik-sehitlik-hak-ve-adaletin-gerceklesmesi-icindir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çok Olmak Hakk veya Haklı Olmak Sebebi Değildir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cok-olmak-hakk-veya-hakli-olmak-sebebi-degildir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cok-olmak-hakk-veya-hakli-olmak-sebebi-degildir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2021 16:36:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Çoğunluk]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16892</guid>

					<description><![CDATA[Temel&#8217;in meşhur bir fıkrası vardır. Temel otoyolda ters yöne girer. Temel&#8217;i gören trafik polisi, sürücüleri uyarmak için radyodan anons yapar: &#8220;Dikkat ters yönde ilerleyen bir araç var.&#8221; Bu anonsu duyan Temel bağırır: &#8220;Ne bir tanesi hepsi hepsi…&#8221; der! Bu fıkrada Temel girdiği yolda tek başına olmasına rağmen kendisinin hatalı olduğunu anlamadığına vurgu yapılır…Ama bu hep böyle olmaz…. Bazen de bundan çok daha sorunlu olanı olur. Aynı anda bir çok kişi ters yönden otoyola girer hızla ilerler, karşıdan gelen tek kişi doğru istikamettedir ama tek başına olduğu için onun yanlış istikamette olduğunu sanırlar veya işlerine geldiğinden öyle görmek isterler.. Tek başına olan kişi araçların içine baktığında direksiyonda oturan şahsiyetlerin kılık kıyafetlerinden kendisi de tereddüt edebilir. Polis gelinceye kadar ters yönden gelen sayıca çok kişiler kendilerini haklı görürler, tek olan kişi de &#8220;acaba ben mi ters yöndeydim?&#8221; diyerek tereddüt yaşayabilir. Bazen insan davasında haklı olduğu halde tek başına bırakılabilir. Sayıca çok olanlar da, kalabalık ve de çeşitli olmalarını hak nedeni görüp onu koro halinde haksız ilan edebilirler. Dış görüntüleriyle güvenilir görüntü veren kalabalık, tek başına kalan kişiyi haklı olup olmadığı noktasında tereddüde de itebilirler. Böyle bir algı oluşturabilirler… Bu durumda tek başına kalan haklı kişi bir türlü sesini duyuracak biri asla bulamaz. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Temel&#8217;in meşhur bir fıkrası vardır. Temel otoyolda ters yöne girer. Temel&#8217;i gören trafik polisi, sürücüleri uyarmak için radyodan anons yapar: &#8220;Dikkat ters yönde ilerleyen bir araç var.&#8221; Bu anonsu duyan Temel bağırır: &#8220;Ne bir tanesi hepsi hepsi…&#8221; der!</p>



<p>Bu fıkrada Temel girdiği yolda tek başına olmasına rağmen kendisinin hatalı olduğunu anlamadığına vurgu yapılır…Ama bu hep böyle olmaz….</p>



<p>Bazen de bundan çok daha sorunlu olanı olur. Aynı anda bir çok kişi ters yönden otoyola girer hızla ilerler, karşıdan gelen tek kişi doğru istikamettedir ama tek başına olduğu için onun yanlış istikamette olduğunu sanırlar veya işlerine geldiğinden öyle görmek isterler.. Tek başına olan kişi araçların içine baktığında direksiyonda oturan şahsiyetlerin kılık kıyafetlerinden kendisi de tereddüt edebilir. Polis gelinceye kadar ters yönden gelen sayıca çok kişiler kendilerini haklı görürler, tek olan kişi de &#8220;acaba ben mi ters yöndeydim?&#8221; diyerek tereddüt yaşayabilir.</p>



<p>Bazen insan davasında haklı olduğu halde tek başına bırakılabilir. Sayıca çok olanlar da, kalabalık ve de çeşitli olmalarını hak nedeni görüp onu koro halinde haksız ilan edebilirler. Dış görüntüleriyle güvenilir görüntü veren kalabalık, tek başına kalan kişiyi haklı olup olmadığı noktasında tereddüde de itebilirler. Böyle bir algı oluşturabilirler…</p>



<p>Bu durumda tek başına kalan haklı kişi bir türlü sesini duyuracak biri asla bulamaz. Çünkü ihtilafa düştüğü topluluk üyeleri, saygın o gruptan, bu yapıdan, veya o fırkadandırlar. Sanki onlar insani duygularından arınmış melekleşmiş muamelesi de görürler. Onlar bir araya gelmekle günahlarından arınmış sanılırlar. Gerçekte durum hiçte öyle değildir.</p>



<p>Çoğu zaman &#8220;ümmetim hata üzerinde ittifak etmez&#8221; hadisi şerifini de çok sayıda olmaları nedeniyle kendilerine koruma kalkanı yaparlar. Sayıca çok olmalarına bu hadisi şerif üzerinden masumiyet sağlarlar. Kutsal olduklarını sanırlar ve öyle de kabul görmelerini isterler.</p>



<p>Oysa bir de bakarsınız ki böyle bir yapı, idare, düzen sahipleri bırakın sadece hatada ittifak etmeyi bir de zulmetmede ittifak ederler. Kimileri fiilen zulmü yaparak kimileri de buna sessiz kalarak ittifakı tamamlarlar. Bu durumda basiret ve feraset iyice körelir…Doğrular üzerinde değil de yanlışlar üzerinde, güzel işler de değil de çirkin işler de, faydalı işler değil de zararlı işler de kolayca ittifak ederler. Bunları da vatan millet Sakarya anlayışıyla pazarlamak isterler.</p>



<p>Bundan sonra bir de bakarsınız ki işlerinde neredeyse her şey iyi değil de kötüdür artık…Çok oldukları için, tek tek olarak adil olanları, doğru olanları, sorgulayanları , adil olanları, haram helal hassasiyeti taşıyanları düşman belirler ve ittifakla cezalandırma kararları alırlar…Zulümde ittifakları ise içinden geldikleri yapılar, gruplar nedeniyle de perdelenir. Kimseye de bunu anlatamazsınız.</p>



<p>Aldıkları kararların haklı olduğunu sayıca çok olmalarıyla, dindar ve dava eri olduklarını iddia etmeleriyle, o yapı veya bu grubun mensubu olmalarıyla izah ederek kendilerine, kutsaliyet ve de meşruiyet kazandırmaya çalışırlar. Nereye kadar…?</p>



<p>Mahkeme-i Kübra&#8217;ya kadar…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cok-olmak-hakk-veya-hakli-olmak-sebebi-degildir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah’ın Hakkını Korumak, Yaratılanların Hakkını Korumakla Mümkün Olacaktır; O da İlahi/Adil Sistemi Ayakta Tutmakla Ancak Sağlanır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/allahin-hakkini-korumak-yaratilanlarin-hakkini-korumakla-mumkun-olacaktir-o-da-ilahi-adil-sistemi-ayakta-tutmakla-ancak-saglanir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/allahin-hakkini-korumak-yaratilanlarin-hakkini-korumakla-mumkun-olacaktir-o-da-ilahi-adil-sistemi-ayakta-tutmakla-ancak-saglanir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2020 07:25:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16456</guid>

					<description><![CDATA[“Ey İnsanlar! Biz size hakikati bildirdik; ancak çoğunuz hakikatten hoşlanmadınız. Yoksa hakikatin ne olması gerektiğine siz mi karar veriyorsunuz? Hayır, ona karar veren biziz.” (Zuhruf 78) Tarih boyunca yüzde yüz ittifakla kabul edilir ki insan sorumlu/vazifeli bir varlıktır. Niçin? Çünkü yaratan Allah, insanı bir takım kabiliyet ve yeteneklerle donatarak evreni ona teslim etmiştir. Peki, insan kime karşı sorumludur? İnsan, kainatı ayakta tutan “HAK”ka karşı sorumludur. Hak kimdir, nedir? Hak; var olan gerçeklik, varlığı kesin olan doğrular demektir. Allah haktır; çünkü uluhiyet ve rububiyet vasıflarına sahip olan tek varlıktır. Evet Allah, inkarı mümkün olmayan gerçek varlıktır; Kur’an kitabında kendisinin “hak” olduğunu açıkça belirtmiştir. (başkaları Tanrı da diyebilir) “Allah mutlak hakikattir. Onun dışında yalvarıp yakardıklarınız ise, aslı astarı olmayan düzmece varlıklardır. Allah, eşi ve benzeri olmayan tek yüce ve büyük varlıktır.” (Hac 62) Allah’ın kendisi hak/gerçek olduğu gibi, O’nun kainata yerleştirdiği sistem/düzen (sünnetullah) de haktır, gerçektir. Yine O’nun kitabı ve O’ndan gelen bütün söz ve eylemler de gerçeğe mutabık ve hak olarak Kur’an’da yerini almıştır. Kur’an’da yaklaşık 250’ye yakın ayetlerde “hak” kelimesi geçmekte ve daha çok batılın zıddı, gerçeğe uygun söz ve haber, doğru bilgi ve doğru yol, doğru hüküm ve doğru inanç ve adalet anlamında kullanılmaktadır. Hak kavramı üç kategoride ele &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Ey İnsanlar! Biz size hakikati bildirdik; ancak çoğunuz hakikatten hoşlanmadınız. Yoksa hakikatin ne olması gerektiğine siz mi karar veriyorsunuz? Hayır, ona karar veren biziz.” (Zuhruf 78)</p>



<p>Tarih boyunca yüzde yüz ittifakla kabul edilir ki insan sorumlu/vazifeli bir varlıktır. Niçin? Çünkü yaratan Allah, insanı bir takım kabiliyet ve yeteneklerle donatarak evreni ona teslim etmiştir.</p>



<p>Peki, insan kime karşı sorumludur?</p>



<p>İnsan, kainatı ayakta tutan “HAK”ka karşı sorumludur.</p>



<p>Hak kimdir, nedir? Hak; var olan gerçeklik, varlığı kesin olan doğrular demektir. Allah haktır; çünkü uluhiyet ve rububiyet vasıflarına sahip olan tek varlıktır. Evet Allah, inkarı mümkün olmayan gerçek varlıktır; Kur’an kitabında kendisinin “hak” olduğunu açıkça belirtmiştir. (başkaları Tanrı da diyebilir)</p>



<p>“Allah mutlak hakikattir. Onun dışında yalvarıp yakardıklarınız ise, aslı astarı olmayan düzmece varlıklardır. Allah, eşi ve benzeri olmayan tek yüce ve büyük varlıktır.” (Hac 62)</p>



<p>Allah’ın kendisi hak/gerçek olduğu gibi, O’nun kainata yerleştirdiği sistem/düzen (sünnetullah) de haktır, gerçektir. Yine O’nun kitabı ve O’ndan gelen bütün söz ve eylemler de gerçeğe mutabık ve hak olarak Kur’an’da yerini almıştır.</p>



<p>Kur’an’da yaklaşık 250’ye yakın ayetlerde “hak” kelimesi geçmekte ve daha çok batılın zıddı, gerçeğe uygun söz ve haber, doğru bilgi ve doğru yol, doğru hüküm ve doğru inanç ve adalet anlamında kullanılmaktadır.</p>



<p>Hak kavramı üç kategoride ele alınır:</p>



<p>Birincisi, “varolma” anlamındaki hak; Allah vardır ve hakikattir. Yarattığı her varlık doğuştan varolmakla özgürce yaşama hakkına sahiptir.</p>



<p>İkincisi, “emek vererek kazanma” anlamındaki hak; her insanın çalışarak kazandığı, kendi hakkıdır.</p>



<p>Üçüncüsü de başkalarının üzerimizdeki hakkı; Ana-baba başta olmak üzere, yoksullar dahil diğer insanların ve diğer yaratıkların hakkıdır.</p>



<p>Hak kavramının çoğulu olan hukuk ise, iki anlamda kullanılmaktadır: Birincisi, “dinin ortaya koyduğu haklar (şeriat)” olarak kullanılırken, diğeri de din şartı olmaksızın, “toplum hayatını düzene koyan beşeri kurallar bütünü” olarak tanımlanmaktadır.</p>



<p>Allah’ın “hak” vasfına sahip olması, hem kainatın tek sahibi olması ve hem de uluhiyet ve rububiyette ortağının olmaması demektir. Yani, kainatta mutlak güç ve tasarruf sahibi, her şeye egemen olan, tek otorite, bütün mahlukatı yedirip içiren, terbiye edip yetiştiren, öldüren, tekrar dirilten ve hesaba çeken gerçek “hak” sadece O’dur.</p>



<p>Allah’ı gereği gibi –Kur’an’da vasfedildiği şekilde- tanımamak ve hakkını teslim etmemek şirktir ve dolayısıyla en büyük zulümdür (Lokman 13) ve dolayısıyla bağışlanmayan günahlardan sayılmıştır. (Nisa 48, 116)</p>



<p>Allah’a ortak edilen varlıklar ister insanlar, ister melekler, ister cinler, ister resuller ve isterse diğer varlıklar olsun fark etmez; şirk koşan kimse -hangi niyetle olursa olsun- Allah’ın hukukunu çiğnediği (sistemini deldiği) haddini aşıp nankörlük ettiği için müşriktir, hakikate aykırı davrandığı için kafirdir.</p>



<p>Esasen “Allah hakkı”, bir mahluka/şahsa ait olan hak gibi düşünülmemelidir. O’nun kimseye ihtiyacı yoktur. Hiç kimse O’nun ontolojik varlığına asla dokunamaz, zarar veremez. Dolayısıyla Allah’ın hakkı demek, tüm mahlukatın özgürce yaşamaları için öngördüğü haklar demektir. Dolayısıyla yaratılmışlardan birinin hakkının çiğnenmiş olması, aynı zamanda Allah’ın hakkının çiğnenmiş olacağını bilmemiz lazım.</p>



<p>Salih Nebi’nin devesinin, Süleyman Nebi’nin karıncasının, haksız yere kesilen ağaçların, sahip çıkılmayan ve hakkı ödenmeyen tüm mazlum insanların hakkı Allah’ın hakkıdır. Yani “kamu malı” ve “kul hakkı” dediğimiz bütün haklar, Allah hakkıdır ve Allah bu hakların korunup korunmadığını mutlaka soracaktır.</p>



<p>Allah, yarattığı varlıklar için kainatta “sünnetullah” denilen adil bir sistem yerleştirmiştir. Bu adil sistemle her varlık, kendisine tanıtılan hakla özgürce yaşayarak hayatını sürdürür. Hak ve adalet üzere inşa edilen bu ilahi sistemin ayakta kalmasının sorumluluğunu insana yüklemiştir. Dolayısıyla her insan, sorumlu olduğu alanlarda Allah’ın adil düzenini korumakla yükümlüdür.</p>



<p>İlahi adil düzeni korumak demek, Allah’ın ve dolayısıyla tüm varlıkların hakkını savunmak ve sahip çıkmak demektir. Varlıklardan birinin zulme uğraması demek, ilahi adil sistemin yara alması demektir. Onun içindir ki Allah, “hakkı ayakta tutun/çiğnetmeyin” ikazında bulunarak sistemin/düzenin korunmasını istemiştir.</p>



<p>Kainatı büyük bir gemiye benzetelim. Okyanusta seyir halinde olan geminin bir şekilde yara alıp su çekmeye başlaması ve gereken müdahalenin yapılmaması, zamanla tümden batması demektir. İşte ilahi sistem de böyledir. Hak üzere inşa edilmiş bu sistemin hak ve adalet kodlarını delmeye başlarsanız, hakkı ayakta tutmaya çalışmazsanız, adalet yerine zulüm hakim olur ve hesabı da çok ağır olacaktır.</p>



<p>Özetle belirtmek isterim ki “Allah hakkını korumak” demek, Allah’ın kainata yerleştirdiği adil sistemini korumak demektir. Bu adil sistemin korunması da tüm mahlukatın haklarını korumakla, salihat ve hasenat işlemekle ancak mümkün olacaktır.</p>



<p>Unutmayalım! Yaratılanların haklarını koruduğumuz ölçüde Allah’ın hakkını korumuş olacağız; zira yaratılanların hakkı, Allah’ın hakkıdır. Onun için salatımız, duamız, orucumuz, haccımız dahil olmak üzere tüm ibadetlerimiz adil sistemi/düzeni –dolayısıyla hakkı- ayakta tutuğu ölçüde değerlidir; değilse, spor, perhiz, seyahatten başka bir işe yaramaz.</p>



<p>“Allah için” denilse de esasen her bir ibadet, diğer varlıklara karşı duyarlı olmak içindir; zira hiç bir ibadetin/ritüelin, fiilen/hakikatte Allah’a bir faydası yoktur. Faydası, diğer varlıkları düşünüp yardım etmemize, ilahi/adil sistemi ayakta tutmamıza ve dolayısıyla kendi şahsiyetimize/ahlakımıza olacaktır.</p>



<p>Onun için tüm hayatımızın gayesi, ilahi/adil sistemi ayakta tutarak Allah’ın hakkını ödemek olmalıdır. Allah’ın insanlardan istediği hak/kulluk budur. Aksi takdirde “ibadetli” görünsek bile, zalim olmaktan kurtulamayız.</p>



<p>“Ahirette hesap vermeyi düşünmeyen, yetim ve yoksulun hakkını vermeyen, küçücük bir yardımı bile esirgeyen, ibadetlerini ciddiye almayıp dindarlık gösterisi yapanlara yazıklar olsun” (Maun suresi)</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/allahin-hakkini-korumak-yaratilanlarin-hakkini-korumakla-mumkun-olacaktir-o-da-ilahi-adil-sistemi-ayakta-tutmakla-ancak-saglanir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emeğini Koruyamayan İmanını da Koruyamaz</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/emegini-koruyamayan-imanini-da-koruyamaz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/emegini-koruyamayan-imanini-da-koruyamaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Sep 2020 14:40:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Emek]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[hırsızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15655</guid>

					<description><![CDATA[İnsanın, başkasının malını çalmamadaki hassasiyetini kendi malını çaldırmamada da göstermesi gerekir. Hz. Peygamber’e adamın birisi; “Ya Resulallah! Adam gelmiş ve malımı almak/çalmak istiyor. “Ne buyurursun?” Hz. Peygamber; “malını sakın ona verme” deyince, sahabi; “Ya benimle vuruşur/savaşırsa” demiştir. Peygamber Efendimiz, bu şahsa “malını koruma uğrunda gerekirse savaşmasını” önermiş ve arkasından: Bu uğurda kendisi ölecek olursa şehit olacağını, malını gasp etmek isteyen kimse ölürse onun da cehenneme gireceğini” beyan etmiştir.[1] Bu konuda ümmetine şu önemli uyarıyı yapmıştır: “Kim malını korumu uğrunda öldürülürse şehittir.[2] Kim dini uğrunda öldürülecek olursa o da şehittir”[3] Resulullah; “Kişinin malını koruma uğrunda verdiği mücadelenin neticesinde kendisine ölümün gelmesini ‘kutlu bir ölüm’ diye nitelendirmiştir.[4] Ümmetine, şakayla da olsa insanların mallarını almamayı tavsiye etmiş ve “hiçbir Müslümanın malının diğer Müslümana gönül rızası haricinde geçmesinin helal olmadığı” [5] uyarısını yapmıştır. Hırsızlık konusunu yukarıdaki izahat çerçevesinde anlarsak karşımıza çıkan tablo, çalmak haramdır. Çalmak haram olduğu gibi çaldırmak ve emeğinin karşılığını korumamak da İslam’da yerilmiştir. Hırsızlığa razı olan, emeğe karşı en saygısız davranan kimsedir. Fakat hırsıza karşı çeşitli önlemler alarak duyarlı olan Müslüman şahsiyetlerin aynı duyarlılığı enflasyonist siyasete, kamu mallarının yağmalanmasına ve dağıtımda adaleti göstermeyen devlet yapılanmasına karşı da göstermeleri gerekir. Ülkelerindeki enflasyona, vakıflar başta olmak üzere kamu mallarının yağmalanmasına ve bu ortamı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsanın, başkasının malını çalmamadaki hassasiyetini kendi malını çaldırmamada da göstermesi gerekir. Hz. Peygamber’e adamın birisi; “Ya Resulallah! Adam gelmiş ve malımı almak/çalmak istiyor. “Ne buyurursun?” Hz. Peygamber; “malını sakın ona verme” deyince, sahabi; “Ya benimle vuruşur/savaşırsa” demiştir. Peygamber Efendimiz, bu şahsa “malını koruma uğrunda gerekirse savaşmasını” önermiş ve arkasından: Bu uğurda kendisi ölecek olursa şehit olacağını, malını gasp etmek isteyen kimse ölürse onun da cehenneme gireceğini” beyan etmiştir.[1] Bu konuda ümmetine şu önemli uyarıyı yapmıştır: “Kim malını korumu uğrunda öldürülürse şehittir.[2] Kim dini uğrunda öldürülecek olursa o da şehittir”[3] Resulullah; “Kişinin malını koruma uğrunda verdiği mücadelenin neticesinde kendisine ölümün gelmesini ‘kutlu bir ölüm’ diye nitelendirmiştir.[4] Ümmetine, şakayla da olsa insanların mallarını almamayı tavsiye etmiş ve “hiçbir Müslümanın malının diğer Müslümana gönül rızası haricinde geçmesinin helal olmadığı” [5] uyarısını yapmıştır.<br></p>



<p>Hırsızlık konusunu yukarıdaki izahat çerçevesinde anlarsak karşımıza çıkan tablo, çalmak haramdır. Çalmak haram olduğu gibi çaldırmak ve emeğinin karşılığını korumamak da İslam’da yerilmiştir. Hırsızlığa razı olan, emeğe karşı en saygısız davranan kimsedir. Fakat hırsıza karşı çeşitli önlemler alarak duyarlı olan Müslüman şahsiyetlerin aynı duyarlılığı enflasyonist siyasete, kamu mallarının yağmalanmasına ve dağıtımda adaleti göstermeyen devlet yapılanmasına karşı da göstermeleri gerekir. Ülkelerindeki enflasyona, vakıflar başta olmak üzere kamu mallarının yağmalanmasına ve bu ortamı hazırlayan ideolojik siyasete duyarsızlık maalesef tüm dünya Müslümanlarının ortak hastalığıdır. Kendi adamının zulmüne razı olan insanlar, zulme karşı ortak bilinç oluşturamazlar. Kendi hırsızına onay veren ve kayırmaya çalışan bir zihniyet iflah etmez. Eğer Müslümanların yaşadığı bölgelerdeki takip edilen iktisadi-sosyal politikalar fakiri daha fakir yapıyor ve enflasyona bağlı, paralarının bir değer kaybı oluyorsa Müslümanların hırsıza gösterdikleri teyakkuz halini bu politikaların uygulayıcılarına da göstermeleri şarttır. Buradaki hırsız birey yerine hükmi şahsiyettir. Önemli olan bir hırsızlık vakasının varlığıdır. Bu tip bir politikaya karşı olmak İmanın gereğidir. Unutulmamalı ki emeğini koruyamayanlar imanlarını da koruyamazlar. Hocalarımızın asli görevi olmasına rağmen ümmete bu konularda bilgi vermediler. Değil bilgi vermek, aksine zalim siyasaya itaati öğütlediler. Buradaki hırsız, birey yerine hükmi şahsiyettir. Önemli olan, bir hırsızlık vakasının varlığıdır. Sömürülen ve çalınan hem emek hem insan ömrüdür. Sömürünün dini ve kimliği olmaz. Kimden gelirse gelsin, Müslüman şahsiyetin sömürüye karşı durmalı ve hırsızlığın her türlüsüne savaş vermelidir. Bu çerçevede, Müslüman kimliğe sahip olan kimseler hırsızlığın her türlüsüne karşı çıkarak mazlumların, mağdurların ve ezilenlerin sesi olmalıdırlar. Örnek Müslüman olmak bunu gerektirir.</p>



<p>[1] Beyhaki, Sünen-i Kübra, Salat’ü-l Havf, h.no: 6060, c. III, s. 377.<br>[2] Ahmed, Müsned (tah: Muhammed Şakir), h.no: 1628, c. III, s. 108; Beyhakî, a.g.e, h.no: 6059, c. III, s. 377; Heysemî, Zevaid, c. VI, s. 244.<br>[3] Beyhakî, a.g.e, h.no: 6063, c. III, s. 377.<br>[4] Heysemi, a.g.e, c. VI, s. 244.<br>[5] Beyhaki,a.g.e.Gasb,had.no.11544,c.vı,s.166.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/emegini-koruyamayan-imanini-da-koruyamaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
