<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hacı arıcı &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/haci-arici/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 06 Aug 2019 06:11:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>hacı arıcı &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çocuklar Kurbandan Korkmasın</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cocuklar-kurbandan-korkmasin/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cocuklar-kurbandan-korkmasin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Aug 2019 06:11:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hacı arıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12083</guid>

					<description><![CDATA[ Çocuklarımız yarının Müslümanları ve geleceğimizin teminatıdır. Onları Müslüman birer birey olarak yetiştirmek hepimizin hayali ve görevidir. ‘Ağaç yaşken eğilir.’ atasözümüzü unutmamalıyız. O halde en önemli ibadetlerimizden olan kurban kesmeyi, yarının Müslümanları olan çocuklarımıza nasıl anlatabiliriz? Çocuklara kurban kesmeyi, korkutmadan nasıl sevdirebiliriz? diye düşünmek gerekir.          Şöyle ki;         1.Kurban Kesmenin Önemini Anlatmak         Çocuklara Kurban Bayramı’nı anlatmak için öncelikle kurban kesmenin önemini anlatmalıyız. Kurban kesmenin ne kadar önemli bir ibadet olduğunu, kurbanın yardımlaşma olduğunu, kurbanın teslimiyet olduğunu yaşına uygun olarak ona anlatmalıyız. Kurbanın sadece et yemek olmadığını küçük yaşta anlamasını sağlamalıyız. Aynı zamanda kurban ibadetini neden yaptığımızı Hz. İbrahim’in ve Hz. İsmail’in yaptığı fedakarlıkları, onların Cenab-ı Allah’a olan teslimiyetlerini uygun yaşa geldiği zaman çocuklarımıza anlatmalıyız. Kurban Bayramı’nda kestiğimiz hayvanların bizler için değil, Allah rızası için kesildiğini onun etlerinin değil sevabının bizlere kaldığını anlatmalıyız. Bu etin sadece bizim değil fakir insanların, muhtaç insanların da olduğunu onlarında hakkının olduğunu onlara anlatmalıyız.        2.Yaşına Dikkat Etmeliyiz        Çocuklara kurban ibadetini anlatmak için uygun yaşa gelmesini beklemek çok önemli. Akıllara şöyle bir soru gelebilir: Çocuklara kurban kesimi izletilmeli mi? Uzmanlar tarafından yapılan araştırmalara göre çocuklara Kurban Bayramı’nı anlatmak için 5 yaş önemlidir. Ancak her çocuğun ruh yapısının aynı olmadığını ve bazı çocukların daha hassas &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"> Çocuklarımız yarının Müslümanları ve geleceğimizin teminatıdır. Onları Müslüman birer birey olarak yetiştirmek hepimizin hayali ve görevidir. ‘Ağaç yaşken eğilir.’ atasözümüzü unutmamalıyız. O halde en önemli ibadetlerimizden olan kurban kesmeyi, yarının Müslümanları olan çocuklarımıza nasıl anlatabiliriz? Çocuklara kurban kesmeyi, korkutmadan nasıl sevdirebiliriz? diye düşünmek gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">         Şöyle ki;</p>
<p style="font-weight: 400;">        1.Kurban Kesmenin Önemini Anlatmak</p>
<p style="font-weight: 400;">        Çocuklara Kurban Bayramı’nı anlatmak için öncelikle kurban kesmenin önemini anlatmalıyız. Kurban kesmenin ne kadar önemli bir ibadet olduğunu, kurbanın yardımlaşma olduğunu, kurbanın teslimiyet olduğunu yaşına uygun olarak ona anlatmalıyız. Kurbanın sadece et yemek olmadığını küçük yaşta anlamasını sağlamalıyız. Aynı zamanda kurban ibadetini neden yaptığımızı Hz. İbrahim’in ve Hz. İsmail’in yaptığı fedakarlıkları, onların Cenab-ı Allah’a olan teslimiyetlerini uygun yaşa geldiği zaman çocuklarımıza anlatmalıyız. Kurban Bayramı’nda kestiğimiz hayvanların bizler için değil, Allah rızası için kesildiğini onun etlerinin değil sevabının bizlere kaldığını anlatmalıyız. Bu etin sadece bizim değil fakir insanların, muhtaç insanların da olduğunu onlarında hakkının olduğunu onlara anlatmalıyız.</p>
<p style="font-weight: 400;">       2.Yaşına Dikkat Etmeliyiz</p>
<p style="font-weight: 400;">       Çocuklara kurban ibadetini anlatmak için uygun yaşa gelmesini beklemek çok önemli. Akıllara şöyle bir soru gelebilir: Çocuklara kurban kesimi izletilmeli mi? Uzmanlar tarafından yapılan araştırmalara göre çocuklara Kurban Bayramı’nı anlatmak için 5 yaş önemlidir. Ancak her çocuğun ruh yapısının aynı olmadığını ve bazı çocukların daha hassas yapıda oldukları konusunda da uzmanlar uyarı yapıyorlar. Çocuğumuzun nasıl bir ruh hali içinde olduğunu en iyi bilecek kişiler yine bizler yani anne ve babası olacaktır. Tabi bu demektir ki çocuğumuza kurban ibadetinin önemini anlatmak için bekleyeceğiz.</p>
<p style="font-weight: 400;">       3.Kurban Kesimini İzletmek</p>
<p style="font-weight: 400;">        Çocuklara kurban kesimini izletmek bazen kurban kesmenin önemini anlatmaya ve kurban ibadetini anlatmaya yetecek yeterliliğe sahiptir. Peki ama çocuğumuza kurban kesimini hangi yaşta izletmek gereklidir. Kurban kesme sırasında okunan teşrik tekbirleri kurban kesiminin sadece hayvan kesmekten ibaret olmadığını açıkça gösteren bir delildir. Teşrik tekbirleri kurbanı ibadet yapan bir olgudur. Ancak kurban kesimini izletmek uzmanlar tarafından beş yaşından önce kesinlikle tavsiye edilmeyen bir olaydır. Zira kurban kesimi sırasında ortaya çıkan kan çocuğumuzun gelişimi için zararlı olacaktır. Bu nedenle uygun yaşı beklemek en doğru adım olacaktır. Yine de uygun yaşa gelince çocuğumuza kurban kesimini izletmek önemlidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">        4.Kurban Bayramı’nı Heyecanla Beklemesini Sağlamalıyız.</p>
<p style="font-weight: 400;">        Çocuğumuzun bayramı heyecanla beklemesini sağlayın. Çocuklara ‘Kurban Bayramı’nı nasıl anlatmalıyız?’ sorusundan önce çocuğumuzun Kurban Bayramı’nı heyecanla beklemesini sağlayın.   Öyle ki; yıl içinde size sürekli Kurban Bayramı ne zaman gelecek diye, sorsun. Sizde sabırla ona Kurban Bayramı’nı ve Kurban Bayramının geleceği zamanı anlatırken kurban ibadetini de araya sıkıştırarak anlatın. Kurban kesmenin Allah rızası için yapıldığını, ona her fırsatta söylemek için kendisin fırsat yaratsın sizlere.</p>
<p style="font-weight: 400;">          Değerli Anne ve Babalar,</p>
<p style="font-weight: 400;">‘Çocuklara Kurban Bayramı’nı nasıl anlatmalıyız?’ sorusunu kendinize sormak yerine, eyleme geçin ve yukarıdaki tavsiyelere uymaya özen gösterin. Unutmayınız ki; kurban ibadeti Allah rızası için yapılan bir ibadettir.</p>
<p style="font-weight: 400;">          Şimdiden Kurban Bayramınızı kutlarım. Selam ve dua ile&#8230;</p>
<p>Hacı Arıcı</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cocuklar-kurbandan-korkmasin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Robotik İbadet</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/robotik-ibadet/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/robotik-ibadet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jul 2019 07:57:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hacı arıcı]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11978</guid>

					<description><![CDATA[Düşünmek lazım;  insan hele de  İslam kimliğini taşıyanlar olarak ne kadar bilinçliyiz? Tüm ibadet ve taatlerin  vecibeleri,  insana  sunulmuşken, aklı selim olan her insan, üzerine düşen vazifeleri hakkıyla yapabiliyor mu? Malumdur ki; her  ibadet,  bir hassasiyet gerektirir. Bilinçli insan, bilinçli müslüman  olmak ise  ancak akıl sahiplerinin işidir. Yapılan  işin hakkını vermek ise ancak İslam’ın idrakine varmış kişilerin işidir. Oysa şimdi  dünyaya tamah, zihnin  en büyük meşgalesi olmuş durumda. Sözüm ona; ruhun değil bedenin diyeti gibi&#8230; Namazlar ayarlanmış robotun eğilip kalkması gibi&#8230; Nasıl ki;  yediğimiz  içtiğimiz nimetlerin özü bozuldu  ve bedenler hasta olduysa;  ibadetler de bilinçsiz yapıldıkça maneviyatın tadı tuzu kalmadı. Robotik ibadet aldı yürüdü. Hülasa; DÜNYAYA FAZLA MEYLETTİK MANEVİYATI DA HUZURU DA KAYBETTİK. Bakınız; Birgün Halife Hârûn Reşîd, bir Ramazan günü Behlül&#8217;e, akşam namazında camiye gitmesini ve namaza gelen herkesi iftara davet etmesini söyledi. Akşam oldu, namaz kılındı. Namazdan sonra Behlül, beş on  kişilik bir grupla çıka geldi. Hârûn Reşîd şaşırdı: “Akşam camiye bu kadar insan mı geldi?” Behlül cevap verdi: “Siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara çağır dediniz. Namazdan sonra cami kapısında durdum, çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu sordum. Doğrusunu yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen bu kadarmış.” diye &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Düşünmek lazım;  insan hele de  İslam kimliğini taşıyanlar olarak ne kadar bilinçliyiz?</p>
<p>Tüm ibadet ve taatlerin  vecibeleri,  insana  sunulmuşken, aklı selim olan her insan, üzerine düşen vazifeleri hakkıyla yapabiliyor mu?</p>
<p>Malumdur ki; her  ibadet,  bir hassasiyet gerektirir. Bilinçli insan, bilinçli müslüman  olmak ise  ancak akıl sahiplerinin işidir. Yapılan  işin hakkını vermek ise ancak İslam’ın idrakine varmış kişilerin işidir.</p>
<p>Oysa şimdi  dünyaya tamah, zihnin  en büyük meşgalesi olmuş durumda. Sözüm ona; ruhun değil bedenin diyeti gibi&#8230; Namazlar ayarlanmış robotun eğilip kalkması gibi&#8230; Nasıl ki;  yediğimiz  içtiğimiz nimetlerin özü bozuldu  ve bedenler hasta olduysa;  ibadetler de bilinçsiz yapıldıkça maneviyatın tadı tuzu kalmadı. Robotik ibadet aldı yürüdü.</p>
<p>Hülasa;</p>
<p>DÜNYAYA FAZLA MEYLETTİK MANEVİYATI DA HUZURU DA KAYBETTİK.</p>
<p>Bakınız;</p>
<p>Birgün Halife Hârûn Reşîd, bir Ramazan günü Behlül&#8217;e, akşam namazında camiye gitmesini ve namaza gelen herkesi iftara davet etmesini söyledi. Akşam oldu, namaz kılındı. Namazdan sonra Behlül, beş on  kişilik bir grupla çıka geldi.</p>
<p>Hârûn Reşîd şaşırdı:</p>
<p>“Akşam camiye bu kadar insan mı geldi?”</p>
<p>Behlül cevap verdi:</p>
<p>“Siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara çağır dediniz. Namazdan sonra cami kapısında durdum, çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu sordum. Doğrusunu yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen bu kadarmış.” diye cevap verdi.</p>
<p>Allah bizleri İslamı hakkıyla yaşayan ve ibadetlerini hakkıyla ifa eden kullarından eylesin.</p>
<p>Selam ve dua ile&#8230;</p>
<p>Hacı Arıcı</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/robotik-ibadet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Farkı Farketmek</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/farki-farketmek/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/farki-farketmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jul 2019 14:02:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hacı arıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11737</guid>

					<description><![CDATA[En&#8217;am Suresi, 103. ayet: “Gözler O&#8217;nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır.”Buyurur yaratan. Araştırma için bir araya gelen fizikçi, kimyager, matematikçi ve tarihçi açık bir arazide araştırma yapmaktadır. Aniden bastıran yağmurdan korunmak için bir köylünün barınağına sığınırlar. Köylü bir şeyler ikram edebilmek için dışarıya çıkar. İçerideki herkesin bir şey dikkatini çeker. Soba yerden 1 metre yüksekte ve altında taş kalıplar bulunmaktadır. Fizikçi hemen yorum yapar. &#8220;Adam sobayı yükselterek konveksiyon akımını güçlendirmiş ve odanın daha çabuk ısınmasını sağlamıştır. &#8221; Matematikçi buna itiraz edip, &#8220;Hayır! Adam sobayı odanın tam merkezine koyarak her tarafın eşit ısınmasını sağlamıştır. &#8221; Kimyacı ise &#8220;Bu mümkün değil! Adam sobayı yükselterek hem daha çabuk yakılmasını sağlamış hem de aktivasyon enerjisini düşürmüştür. &#8221; Tarihçinin yorumu ise daha farklıdır. &#8220;Adam ilkel benlikten kalan ateşe tapma biçimini modernize ederek onu yükseltmekle saygısını göstermiştir. &#8221; Tartışmalar sürerken köylü içeriye girer. Dayanamaz ve köylüye neden sobanın yüksekte olduğunu sorarlar. Gelen cevap çok basittir. &#8220;Boru yetmedi ağam!&#8221; Herkes aynı yere bakar ama herkes farklı görür. Herkesin farklı görüşüne,düşüncesine,fikrine,inancına saygılı olmak;insan olmanın özelliğinden ve güzelliğindendir. İşte”Farkı farketmek”budur.. Dua selam. Hacı Arıcı]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>En&#8217;am Suresi, 103. ayet: “Gözler O&#8217;nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır.”Buyurur yaratan.</p>
<p>Araştırma için bir araya gelen fizikçi, kimyager, matematikçi ve tarihçi açık bir arazide araştırma yapmaktadır.</p>
<p>Aniden bastıran yağmurdan korunmak için bir köylünün barınağına sığınırlar. Köylü bir şeyler ikram edebilmek için dışarıya çıkar.</p>
<p>İçerideki herkesin bir şey dikkatini çeker. Soba yerden 1 metre yüksekte ve altında taş kalıplar bulunmaktadır.</p>
<p>Fizikçi hemen yorum yapar. &#8220;Adam sobayı yükselterek konveksiyon akımını güçlendirmiş ve odanın daha çabuk ısınmasını sağlamıştır.</p>
<p>&#8221; Matematikçi buna itiraz edip, &#8220;Hayır! Adam sobayı odanın tam merkezine koyarak her tarafın eşit ısınmasını sağlamıştır.</p>
<p>&#8221; Kimyacı ise &#8220;Bu mümkün değil! Adam sobayı yükselterek hem daha çabuk yakılmasını sağlamış hem de aktivasyon enerjisini düşürmüştür.</p>
<p>&#8221; Tarihçinin yorumu ise daha farklıdır. &#8220;Adam ilkel benlikten kalan ateşe tapma biçimini modernize ederek onu yükseltmekle saygısını göstermiştir.</p>
<p>&#8221; Tartışmalar sürerken köylü içeriye girer. Dayanamaz ve köylüye neden sobanın yüksekte olduğunu sorarlar. Gelen cevap çok basittir.</p>
<p>&#8220;Boru yetmedi ağam!&#8221;</p>
<p>Herkes aynı yere bakar ama herkes farklı görür.</p>
<p>Herkesin farklı görüşüne,düşüncesine,fikrine,inancına saygılı olmak;insan olmanın özelliğinden ve güzelliğindendir.</p>
<p>İşte”Farkı farketmek”budur..</p>
<p>Dua selam.</p>
<p>Hacı Arıcı</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/farki-farketmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asla Dost Olunmaz</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/asla-dost-olunmaz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/asla-dost-olunmaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jun 2019 13:05:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[hacı arıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11560</guid>

					<description><![CDATA[Allah ile dost olanlar,şeytanın düşmanı olmuştur. Bunun en güzel örneği Hz.İbrahim as dır. Şeytan ve şeytanlaşmış insanlar yeryüzünde bütün kötülüklerin anasıdır.Hz.İbrahim bunu bildiği için ailesine bildirdi.Şeytan vazifesini yapmaya geldiğinde şeytana ilk taşı  atanlar;eşi Hacer,oğlu İsmail ile birlikte Hz. İbrahim as oldu..Girme aramıza yıkma aile birliğimizi,bozma Allah ile dostluğumuzu diye..Yüce Allah cc Kuran’da sadece bir isimden dost olarak bahseder. O da Hz İbrahim As dır. Hz İbrahim As da insan olmanın özellikleri ve güzellikleri ile birlikte teslimiyet, sadakat doğruluk,dostluk vardır. Hz. İbrahim’deki bu Vasıf’lar;Allah’a yakın şeytana uzak oluşundandır. Peki kimleri dost edinmeyelim?. Her türlü yalanı mübah görüp, yağcılık yalakalık yapanları, Başkasına hoş görünmek için yalana tevessül edenleri, Doğru söylediğine inandırmak için sürekli yemin edenleri, Laf getirip götürenleri, Sürekli dedikodu yapanları, Başkasını kötüleyip kendini temize çıkaranları, Hayırlı faydalı işlere engel olanları, Çok günah işleyen günah işlemeyi alışkanlık haline getirenleri, bozgunculuk yapanları, Ahlaksız ve geçimsiz saldırganları Kaba,nezaketen uzak olanları, Kötülük işleyip duranlara, Etrafına kötü davrananları, Para pul ve çocuklarıyla övünenleri, Sahip olduğu makam ile adam yerine konulanları, Mal mülk para ile şımaranları, Kendini üstün görenleri, Bizleri kandırdıklarını sananları, Bu nemenem mahluk müsveddelerinden sakınmalıyız. Arkadaş olmamalıyız. Mesafeli olmalı vede Onları asla dost edinmemeliyiz. Çünkü bu vasıfta olanlarla dost olunmaz.. Her zaman güzel dostlarla karşılaşmak dileğiyle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah ile dost olanlar,şeytanın düşmanı olmuştur. Bunun en güzel örneği Hz.İbrahim as dır. Şeytan ve şeytanlaşmış insanlar yeryüzünde bütün kötülüklerin anasıdır.Hz.İbrahim bunu bildiği için ailesine bildirdi.Şeytan vazifesini yapmaya geldiğinde şeytana ilk taşı  atanlar;eşi Hacer,oğlu İsmail ile birlikte Hz. İbrahim as oldu..Girme aramıza yıkma aile birliğimizi,bozma Allah ile dostluğumuzu diye..Yüce Allah cc Kuran’da sadece bir isimden dost olarak bahseder.</p>
<p>O da Hz İbrahim As dır. Hz İbrahim As da insan olmanın özellikleri ve güzellikleri ile birlikte teslimiyet, sadakat doğruluk,dostluk vardır. Hz. İbrahim’deki bu Vasıf’lar;Allah’a yakın şeytana uzak oluşundandır.</p>
<p>Peki kimleri dost edinmeyelim?.</p>
<p>Her türlü yalanı mübah görüp, yağcılık yalakalık yapanları,</p>
<p>Başkasına hoş görünmek için yalana tevessül edenleri,</p>
<p>Doğru söylediğine inandırmak için sürekli yemin edenleri,</p>
<p>Laf getirip götürenleri,</p>
<p>Sürekli dedikodu yapanları,</p>
<p>Başkasını kötüleyip kendini temize çıkaranları,</p>
<p>Hayırlı faydalı işlere engel olanları,</p>
<p>Çok günah işleyen günah işlemeyi alışkanlık haline getirenleri, bozgunculuk yapanları,</p>
<p>Ahlaksız ve geçimsiz saldırganları</p>
<p>Kaba,nezaketen uzak olanları,</p>
<p>Kötülük işleyip duranlara,</p>
<p>Etrafına kötü davrananları,</p>
<p>Para pul ve çocuklarıyla övünenleri,</p>
<p>Sahip olduğu makam ile adam yerine konulanları,</p>
<p>Mal mülk para ile şımaranları,</p>
<p>Kendini üstün görenleri,</p>
<p>Bizleri kandırdıklarını sananları,</p>
<p>Bu nemenem mahluk müsveddelerinden sakınmalıyız.</p>
<p>Arkadaş olmamalıyız.</p>
<p>Mesafeli olmalı vede Onları asla dost edinmemeliyiz. Çünkü bu vasıfta olanlarla dost olunmaz..</p>
<p>Her zaman güzel dostlarla karşılaşmak dileğiyle siz gönül dostlarımı saygıyla muhabbetle selamlıyorum..</p>
<p>Hacı Arıcı</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/asla-dost-olunmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lazım Olanları Terkettik</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/lazim-olanlari-terkettik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/lazim-olanlari-terkettik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Jun 2019 09:03:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hacı arıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11440</guid>

					<description><![CDATA[Hz. Peygamber (sav)’in (sav) Mekke ve Medine yılları… Şiddetli kıtlık ve pahalılığın Müslümanları etkilediği günler… Sıkıntıların insanları sarstığı o süreçte günler geçmesine rağmen ticaret kervanlarının da hâlâ Medine’ye gelmediği bir dönem… İşte bu zor günlerden bir gün, Mescid-i Nebevi’de Cuma namazı için ashabı ile birlikte ayakta hutbe okumak ile meşgul… Tam o sırada bir ticaret kervanı Medine’ye ulaşıyor. Kervanın Medine’ye girişi develerin boynundaki çıngırak sesinden ve karşılayanların def ve çalgı sesinden anlaşılıyor. Günlerdir yoklukla sarsılan bu insanlar kervana doğru harekete geçiyorlar. Öyle ki; Cuma namazı için mescitte bulunanlar da kervanın geldiği tarafa yönelip, sıkıntılarını sonlandırmak istiyorlar. Hutbe okumakta olan Rasulullah (sav)’in yanında sadece on iki kişiden başka kimse kalmıyor ve şu ayet nazil oluyor: ‘’Onlar bir ticaret ve eğlenti gördükleri zaman, seni ayakta terk ederek oraya yöneldiler. De ki: Allah’ın katında olan, eğlentiden ve ticaretten daha hayırlıdır ve Allah rızık verenlerden en hayırlısıdır.’’ (Cuma,11) Bunun üzerine Rasululllah (sav) buyurdu: ‘’Nefsim kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, sizden bir kişi kalmayacak derecede hepiniz terk edip gitmiş olsaydınız, vadide üzerinize ateş akardı.’’ İşte insanoğlunun dünya sıkıntıları ile sınavı…  Resulullah (sav)’in dizinin dibindeki ashabı nasıl etkilemiş? Artık siz bu duruma zaafiyet mi, acziyet mi, bir anlık gaflet mi dersiniz, bilmiyorum. Hz. Peygamber &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Peygamber (sav)’in (sav) Mekke ve Medine yılları… Şiddetli kıtlık ve pahalılığın Müslümanları etkilediği günler… Sıkıntıların insanları sarstığı o süreçte günler geçmesine rağmen ticaret kervanlarının da hâlâ Medine’ye gelmediği bir dönem… İşte bu zor günlerden bir gün, Mescid-i Nebevi’de Cuma namazı için ashabı ile birlikte ayakta hutbe okumak ile meşgul…</p>
<p>Tam o sırada bir ticaret kervanı Medine’ye ulaşıyor. Kervanın Medine’ye girişi develerin boynundaki çıngırak sesinden ve karşılayanların def ve çalgı sesinden anlaşılıyor.</p>
<p>Günlerdir yoklukla sarsılan bu insanlar kervana doğru harekete geçiyorlar. Öyle ki; Cuma namazı için mescitte bulunanlar da kervanın geldiği tarafa yönelip, sıkıntılarını sonlandırmak istiyorlar. Hutbe okumakta olan Rasulullah (sav)’in yanında sadece on iki kişiden başka kimse kalmıyor ve şu ayet nazil oluyor: ‘’Onlar bir ticaret ve eğlenti gördükleri zaman, seni ayakta terk ederek oraya yöneldiler. De ki: Allah’ın katında olan, eğlentiden ve ticaretten daha hayırlıdır ve Allah rızık verenlerden en hayırlısıdır.’’ (Cuma,11)</p>
<p>Bunun üzerine Rasululllah (sav) buyurdu: ‘’Nefsim kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, sizden bir kişi kalmayacak derecede hepiniz terk edip gitmiş olsaydınız, vadide üzerinize ateş akardı.’’</p>
<p>İşte insanoğlunun dünya sıkıntıları ile sınavı…  Resulullah (sav)’in dizinin dibindeki ashabı nasıl etkilemiş?</p>
<p>Artık siz bu duruma zaafiyet mi, acziyet mi, bir anlık gaflet mi dersiniz, bilmiyorum.</p>
<p>Hz. Peygamber (sav)’i ayakta bırakıp kervana doğru seğirtenler… Geçim kaygısı ile çözülenler… Ve Allah’ın kitabına konu olan bu kare acaba bugün bize nasıl bir mesaj veriyor?</p>
<p>Saffı, seferi, siperi, sahayı terk etmek… Sonuç nereye varır?</p>
<p>Uhud Savaşı’nda da okçular tepesine konuşlandırılan askerlerini Efendimiz(sav),  tembihlememiş miydi? ‘’Yırtıcı kuşların cesetlerimizi parçaladığını görseniz bile benden ikinci bir emir gelmeden bu tepeyi terk etmeyeceksiniz.’’</p>
<p>Bu nebevi uyarıya rağmen savaşın başında gelen galibiyet ve ganimet görüntüsü nöbetteki okçuların ayaklarını kaydırdı; mevziiyi terk ettiler ve ganimete meylettiler.  Savaşın seyri değişti, fatura ağır oldu. Ganimeti göreve tercih edenler, sorumluluk alanını terk edenler…</p>
<p>Zorlu Tebük seferini terk edenler ne diyordu?  ‘’Bu sıcakta sefere çıkmayın dediler. De ki: cehennemin ateşi daha sıcaktır. Keşke bilselerdi.’’(Tevbe,81)</p>
<p>Seferden kopanların savunma refleksi.</p>
<p>Bu terk edişler  sadece son ümmetin sınavı değil, insanlık tarihine baktığımızda tüm sınavların en çetin sınavı.</p>
<p>Israiloğulları zoru ve zorbaları görünce nasıl korktular ve Hz. Musa (as)’ ı terk ettiler.  Dediler ki: “Ey Musa! Onlar (zorbalar) orada bulundukça, biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, onlarla savaşın, biz burada oturacağız.’’ (Maide,24)</p>
<p>İyi gün dostları, zor günde terk ettiler. Hatta daha ötesine Rabbimiz dikkat çekiyor, balık sahibi Yunus (as)’ı gündemimize taşıyor: ‘’Zunnun’u da (Yunus’u da) an. O öfkeli bir hâlde terk edip gitmişti. Bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet karanlıklar içinde: ‘’Senden başka hiç bir İlâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum.’’ diye niyaz etti.’’(Enbiya,87)</p>
<p>“Daveti reddeden topluma tepki, terk etmek mi olmalıydı?.” hatırlatmasında bulunuyor.</p>
<p>Ninova’ya kahretmek, terk etmek çözüm değil. Çare tekrardan Ninovalarımıza dönmektir.Hem de Yunusça bir nedametle.</p>
<p>Şimdi bu sunulan örnekler üzerinden kendi terklerimizi ve tembelliklerimizi sorgulamak gerekmiyor mu? Terklerimiz tehlike arz etmiyor mu? Siperi, seferi, saffı, sahayı kimlere terk ettik? Kendimizi sadece salon ve sohbetle nasıl sınırlayabiliriz? Hatta sahadan çekilerek seyirci localarında yorum yapmakla yetinebilir miyiz? Eve, işe ve de içine kapanarak hangi kapıları aşabiliriz? Yüreklere nasıl yürüyebiliriz?</p>
<p>Düne kadar okul önlerinde bir öğrenciyi davaya kazandırmak için nöbet tutan, bizler değil miydik? Hem de tüm engellere ve engellemelere rağmen…</p>
<p>Bugün engeller kalktı; ancak biz yokuz. Aynı okulların önlerinde çete ve mafyalar nöbet tutuyor. Hayat boşluk kabul etmiyor.</p>
<p>Bilmiyorum, fetret günlerinde miyiz yoksa gaflet mi üstümüze çöktü? Bize sirayet eden ataleti, arzuların egemenliğini, anlamsızlığı ve amaçsızlığı nasıl aşacağız? Acaba hangi teklifler veya tehditler bizi terke sürüklüyor, çizgimizi zorluyor, duruşumuzu zedeliyor?  Piyasa bizi nasıl etkiliyor? Popüler kültür nereye çekiyor? Profan yaşam dayatması değerlerimizi ve duyarlıklarımızı nasıl etkiliyor?</p>
<p>Unutmamak lâzım; terk edersek terk ediliriz tanınmaz hale geliriz. Terk edişleri hazırlayan bireyselleşmeleri, bencilleşmeleri, dünyevileşmeleri, ayrışmaları, çatışmaları görmezlikten gelebilir miyiz?</p>
<p>Dünya metaına, hayatın hazlarına meylettikçe; zihnen, ruhen, kalben birbirimizden koptuk. Değerlerimize uzak düştük. Yalnızlaştık… Yabancılaştık…</p>
<p>Şayet iyiliği gereğince emretmez isek, kötülüğü yeterince engelleyemezsek bir gün gelir dualarımızda kabul olmaz.</p>
<p>Güzel başlangıçların devamını getirebilmek için sebat etmek, direnmek durumundayız… Aksi takdirde terk edenler tükeniyor…</p>
<p>Kur’an’la temasımızı gözden geçirmek mecburiyetindeyiz. Yoksa yarın nebevi itaba maruz kalırız: ‘’Peygamber (sav) der ki: “Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’an’ı büsbütün terk ettiler.’’ (Furkan,30) Kur-an’ı mehcur bırakanlar mahcup oluyorm.Zikri terk edersek, bu bizim zevalimiz olmaz mı?</p>
<p>Emaneti kime terk edebiliriz? Ahdü misakı nasıl unutabiliriz? Kitap okumayı, ders halkalarını terk edersek nasıl ayakta kalabiliriz?</p>
<p>Camiyi, cemaati terk etmenin acı sonuçları ile yüzleşiyoruz. Korkuyorum bir gün gelir, insanlarımız namazı da terk etmeye başlarsa bu iş nereye varır? Efendimiz (sav) buyurmuyor mu? ‘’Muhakkak ki, kişi ile şirk ve küfür arasında namazın terki vardır.’’ (Müslim) Bu ümmet namazı da terk etmeye başlarsa artık kıyamet kapıda demektir.</p>
<p>Peki, kardeşlerimizi kendi kaderlerine terk edebilir miyiz? Mazlum coğrafyalarımızı sessizliğe terk edersek bunun vebalini kaldıramayız; bunun hesabını veremeyiz. Bize bel bağlayanlara hayâl kırıklıkları yaşatamayız.</p>
<p>Bu satırları kimseyi suçlamak için değil, kendimizi sorgulamak için yazıyorum  Yeni başlangıçlar için bir çare olmasını diliyorum. Kabuğumuzu kırmak, Ninovalarımıza da yeniden dönmek durumundayız.</p>
<p>Ruh, ten kafesini terk etmeden, terklerimize tevbe etmemiz gerekiyor. Tembelliklerimizi terk etmemiz gerekiyor.</p>
<p>Temenni değil teşebbüs günlerindeyiz. Terk değil teşvik anlarındayız.</p>
<p>Rasulullah (sav) vahyin iniş sürecinde yaşadığı fetret döneminden dolayı tedirgindi. ‘Yoksa Rabbim beni terk mi etti?’ Allah onu teselli ediyordu. “Rabbin seni terk etmedi, sana darılamadı da.’’ (Duha,3) Yeter ki  Allah, bizi terk etmesin, gerisi ne gam! Biz Allah’ı terk etmezsek, Allah bizi terk etmez.</p>
<p>Hacı Arıcı</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/lazim-olanlari-terkettik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acısı Olan Unutmaz</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/acisi-olan-unutmaz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/acisi-olan-unutmaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Jun 2019 11:51:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hacı arıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11422</guid>

					<description><![CDATA[Sizin hiç yolunuz yılana düştü mü? Bu soruyu okurken, yüzünüzdeki tuhaf bakışları görür gibiyim. İlk ben sordum, siz beni boş verin. Burada bir gülen yüz emojisi var bilin. Evet! Zamanın birinde, bir oduncu ormanda odun keserken çalı arasında bir yılana rastlamış. Elindeki baltayı kaldırıp yılanın başını vurmak üzereyken bir an göz göze gelmiş. Yaradan’a olan aşkı -yılan bile olsa- yaratılana yansımış ve yılana vurmaya kıyamamış. Yılan da duygulanmış ve dile gelmiş. ”Ey insanoğlu, sen bana kıyamadın, bende sana iyilik edeceğim” demiş. Bir kör kuyuya dalmış ve kaybolmuş. Biraz sonra ağzında bir altın lira ile dönmüş ve” Bundan böyle ömür boyu sana her gün bir altın lira vereceğim!” demiş. Oduncu altını bozdurmuş ve evinde o gün şenlik olmuş. Ailesi dahil hiç kimseye olanı biteni anlatmamış. Herkes sadece oduncunun çok çalıştığı için durumunun düzeldiğini zannetmiş. Oduncu yıllar boyu her gün o kör kuyunun başına gitmiş, yılan ile buluşmuş ve altınını almış. Bir gün oduncu ağır hastalanmış. Kuyunun başına gidemez olmuş. Birkaç gün geçince bolluğa alışmış evinde darlık başlamış. Oduncu oğlunu yanına çağırmış ve yılanın sırrını anlatmış.” Kör kuyunun başına git ve oğlum olduğunu söyle; yılan sana altın verecek!” demiş. Oğlu inanmamış ama gitmiş. Yılan önce saklanmış, sonra ortaya çıkmış. Onun oduncunun oğlu olduğuna &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Sizin hiç yolunuz yılana düştü mü?</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu soruyu okurken, yüzünüzdeki tuhaf bakışları görür gibiyim. İlk ben sordum, siz beni boş verin. Burada bir gülen yüz emojisi var bilin.</p>
<p style="font-weight: 400;">Evet!</p>
<p style="font-weight: 400;">Zamanın birinde, bir oduncu ormanda odun keserken çalı arasında bir yılana rastlamış. Elindeki baltayı kaldırıp yılanın başını vurmak üzereyken bir an göz göze gelmiş. Yaradan’a olan aşkı -yılan bile olsa- yaratılana yansımış ve yılana vurmaya kıyamamış. Yılan da duygulanmış ve dile gelmiş.</p>
<p style="font-weight: 400;">”Ey insanoğlu, sen bana kıyamadın, bende sana iyilik edeceğim” demiş.<br />
Bir kör kuyuya dalmış ve kaybolmuş. Biraz sonra ağzında bir altın lira ile dönmüş ve” Bundan böyle ömür boyu sana her gün bir altın lira vereceğim!” demiş.</p>
<p style="font-weight: 400;">Oduncu altını bozdurmuş ve evinde o gün şenlik olmuş. Ailesi dahil hiç kimseye olanı biteni anlatmamış. Herkes sadece oduncunun çok çalıştığı için durumunun düzeldiğini zannetmiş. Oduncu yıllar boyu her gün o kör kuyunun başına gitmiş, yılan ile buluşmuş ve altınını almış.</p>
<p>Bir gün oduncu ağır hastalanmış. Kuyunun başına gidemez olmuş. Birkaç gün geçince bolluğa alışmış evinde darlık başlamış. Oduncu oğlunu yanına çağırmış ve yılanın sırrını anlatmış.” Kör kuyunun başına git ve oğlum olduğunu söyle; yılan sana altın verecek!” demiş.</p>
<p>Oğlu inanmamış ama gitmiş. Yılan önce saklanmış, sonra ortaya çıkmış. Onun oduncunun oğlu olduğuna iyice kanaat getirince de kuyuya inip bir altın getirmiş. Oğlan önce inanmadığı hikâyenin gerçek olduğunu görünce hırsa kapılmış,” Kim bilir daha ne kadar altın var kuyunun içinde!” diye düşünmüş.</p>
<p>Hırsla yılanı öldürmek için bir hamle yapmış, ıskalamış ama yılanın kuyruğunu koparmış. Yılan da can havliyle dönüp oğlanı sokmuş ve öldürmüş. Akşam yaklaşıp da oğlu gelmeyince oduncu iyice endişelenmiş. Hasta yatağından sürünerek bile olsa kalkmış. Kuyunun başına gitmiş ki oğlu cansız yatıyor. Yılan da o anda görünmüş; kuyruğu yok ve kanlar içinde. Oduncu durumu anlamış ve çok üzülmüş. Canının parçası oğlu yerde cansız, yıllardır velinimeti olan yılanda yaralı…</p>
<p style="font-weight: 400;">” Hatalı olan oğlum olmalı!” demiş ve yılandan özür dilemiş.” Tekrar dost olalım!” demiş.</p>
<p>Yılan ise acı acı gülümsemiş:</p>
<p>”Çok isterdim ama sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız!” demiş.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hülasa; yılan yılan olalı eğriliğine rağmen,  doğru bir laf söylemiş. Yılandan vefa ummak; kasaptan baklava istemeye benzer.</p>
<p style="font-weight: 400;">       Yolunuza yılan çıkmasın, çıkarsa da kanmayın. Kalın sağlıcakla&#8230;</p>
<p>Hacı Arıcı</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/acisi-olan-unutmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıymetini Baba Olduğumda Anladım</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kiymetini-baba-oldugumda-anladim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kiymetini-baba-oldugumda-anladim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jun 2019 08:28:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Babalar Günü]]></category>
		<category><![CDATA[hacı arıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11282</guid>

					<description><![CDATA[Her kelimeye açıklama ihtiyacı doğabilir;  her cümleyi şerh edinebilirsin; lakin “Baba” kelimesine açıklama gerekmez.. Aklına gelen her güçlü şey, o kelimenin derinliğindedir. Şefkat,merhamet,korumak, kollamak,sığınak,gölgelik&#8230; Cenab-ı Allah’ın izni başta olmak üzere, dünyaya gelişimizin yegâne müsebbibi “baba”, O bir kamettir yüreğimizde. Yürek eğer Beyti Hüda olmasaydı, sadece “baba” o haneyi doldururdu belki de. Gidince kıymetleri anlaşılıyor. Hani bir dua vardı: Allah dost olduktan sonra bütün dünya düşman olsa ne kıymeti var. Baba için bir şey söyleyeceksem şunu derim: Babam sağ olsaydı, gider onun gölgesine otururdum; ‘Gerisi bana ne!’ derdim. Babam ve hüzün&#8230; Hüzün denizinin parlayan yüzü. Varlığı, abide duruşlu babam. Her zaman mazlumu kollayan gözü, hikmetle  ileriyi görürdü babam. Kendisine bu kim dendiğinde kız ise “kerimem”, erkek ise “mahdumum” derdi. Hatta mahdumun senden yakışıklı denediğinde; gururlanarak “O, babasının oğlu.” derdi babam. Kıymetini baba olduğumda, en çok da öldüğünde anladım. Varlığın, var oluşumun nedeniydi; yokluğun, her gün hüzünüm oldu. Mekanın cennet olsun babacığım.. Hacı Arıcı]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her kelimeye açıklama ihtiyacı doğabilir;  her cümleyi şerh edinebilirsin; lakin “Baba” kelimesine açıklama gerekmez.. Aklına gelen her güçlü şey, o kelimenin derinliğindedir.</p>
<p>Şefkat,merhamet,korumak, kollamak,sığınak,gölgelik&#8230;</p>
<p>Cenab-ı Allah’ın izni başta olmak üzere, dünyaya gelişimizin yegâne müsebbibi “baba”,</p>
<p>O bir kamettir yüreğimizde. Yürek eğer Beyti Hüda olmasaydı, sadece “baba” o haneyi doldururdu belki de.</p>
<p>Gidince kıymetleri anlaşılıyor. Hani bir dua vardı: Allah dost olduktan sonra bütün dünya düşman olsa ne kıymeti var. Baba için bir şey söyleyeceksem şunu derim: Babam sağ olsaydı, gider onun gölgesine otururdum; ‘Gerisi bana ne!’ derdim.</p>
<p>Babam ve hüzün&#8230;</p>
<p>Hüzün denizinin parlayan yüzü.</p>
<p>Varlığı, abide duruşlu babam.</p>
<p>Her zaman mazlumu kollayan gözü, hikmetle  ileriyi görürdü babam.</p>
<p>Kendisine bu kim dendiğinde kız ise “kerimem”, erkek ise “mahdumum” derdi. Hatta mahdumun senden yakışıklı denediğinde; gururlanarak “O, babasının oğlu.” derdi babam.</p>
<p>Kıymetini baba olduğumda, en çok da öldüğünde anladım. Varlığın, var oluşumun nedeniydi; yokluğun, her gün hüzünüm oldu.</p>
<p>Mekanın cennet olsun babacığım..</p>
<p>Hacı Arıcı</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kiymetini-baba-oldugumda-anladim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beş Vakitlik Ömür</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bes-vakitlik-omur/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bes-vakitlik-omur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jun 2019 13:25:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hacı arıcı]]></category>
		<category><![CDATA[namaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11193</guid>

					<description><![CDATA[Nasıl da geçiyor zaman! Her geçen gün biraz daha eksiliyor ömür heybemizden. Ne çabuk geçiyor zaman. Geriye ise yapmadıklarımızın, yapamadıklarımızın pişmanlığı kalıyor. Bir film şeridi gibi gözümüzün önüne seriliyor yaşadıklarımız ve yaşamadıklarımıza olan israfımız. Nasıl da unuttuk  dünyanın geçici, ahretin ise ebedi olduğunu.  Ömür dediğin beş vakitlik  namaz misali. Vakit sabah! Sabah namazı ile başlar gün. Hem Efendimiz (SAV) buyurmuş ya “Sabah namazını kılan kimse Allah`ın himayesindedir.” (Müslim, Mesâcid 261-262) diye.  Ve insan yeni doğduğun an gibidir sabah. Saf temiz berrak. Nasıl da korunur, belenir tıpkı bir bebek misali… Vakit öğlen! Çocukluğun vermiş olduğu o masumiyet ve saflık, terk etmemiştir henüz seni. Güneşin sıcaklığı yaksa da bedeni, Rahman`ın huzurda serinler anca insan bedeni. Gençliğin tadıdır öğlen vakti. Ne deli çağdır değil mi? İlmin, ihlasın  insana en çok yakıştığı vakittir öğlen vakti. Vakit ikindi! Günün tam da ortası; işlerin yoğun, işlerin telaşı sarar insanı.  Bakara 238`de: “…Ve orta namaza dikkat edin!” buyuruyor Yaradan. Tefsir âlimlerinin bazılarının rivayetlerine göre ise“orta namaz” ikindi namazıdır. Yani dünyaya ara verip ‘huzurda` huzur bulma vaktidir. Ne çok benziyor gençlik dönemlerine değil mi? İnsanın kendini en çok muhafaza etmesi gereken zaman dilimi. Rabbini iyi tanıyıp yoluna hizmetle iştigal etmesi gereken evre. Belki de sen bu vakitte; ömrünün &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nasıl da geçiyor zaman!</p>
<p>Her geçen gün biraz daha eksiliyor ömür heybemizden. Ne çabuk geçiyor zaman. Geriye ise yapmadıklarımızın, yapamadıklarımızın pişmanlığı kalıyor. Bir film şeridi gibi gözümüzün önüne seriliyor yaşadıklarımız ve yaşamadıklarımıza olan israfımız. Nasıl da unuttuk  dünyanın geçici, ahretin ise ebedi olduğunu.</p>
<p><strong> Ömür dediğin beş vakitlik  namaz misali.</strong></p>
<p><strong>Vakit sabah!</strong></p>
<p>Sabah namazı ile başlar gün. Hem Efendimiz (SAV) buyurmuş ya “Sabah namazını kılan kimse Allah`ın himayesindedir.” (Müslim, Mesâcid 261-262) diye.  Ve insan yeni doğduğun an gibidir sabah. Saf temiz berrak. Nasıl da korunur, belenir tıpkı bir bebek misali…</p>
<p><strong>Vakit öğlen!</strong></p>
<p>Çocukluğun vermiş olduğu o masumiyet ve saflık, terk etmemiştir henüz seni. Güneşin sıcaklığı yaksa da bedeni, Rahman`ın huzurda serinler anca insan bedeni. Gençliğin tadıdır öğlen vakti. Ne deli çağdır değil mi? İlmin, ihlasın  insana en çok yakıştığı vakittir öğlen vakti.</p>
<p><strong>Vakit ikindi</strong>!</p>
<p>Günün tam da ortası; işlerin yoğun, işlerin telaşı sarar insanı.  Bakara 238`de: “…Ve orta namaza dikkat edin!” buyuruyor Yaradan. Tefsir âlimlerinin bazılarının rivayetlerine göre ise“orta namaz” ikindi namazıdır. Yani dünyaya ara verip ‘huzurda` huzur bulma vaktidir.</p>
<p>Ne çok benziyor gençlik dönemlerine değil mi? İnsanın kendini en çok muhafaza etmesi gereken zaman dilimi. Rabbini iyi tanıyıp yoluna hizmetle iştigal etmesi gereken evre.</p>
<p>Belki de sen bu vakitte; ömrünün en kıymetli döneminde, ebedi düşmanların olan şeytan ve nefesine yenik düştün. Bunun senin sonun olduğunu bilmeden, hep sonralara erteledin. Sence de ömrünün en güzel dönemi olan gençliğini, Allah`ın razı olduğu amellerle geçirseydin, daha da bereketlenmez miydi? Kim bilir?</p>
<p><strong>       Vakit akşam!</strong></p>
<p>Yeryüzü güneşin kızıllığından sıyrıldı. Acele etmen gerekiyor. Vakit geçerken ömür de hızla ilerliyor. Gençken yaptıklarının pişmanlığı ile kavruluyorsun, huzursuzsun bunun da farkındasın değil mi? Bir dönüş, bir çıkış yolu arıyorsun. Fakat bir yandan da ‘yaşlanınca kılarım yaparım diyorsun. Karanlığa yaşlılığa girme vakti…Vakit akşam vakti.</p>
<p><strong>      Vakit yatsı!</strong></p>
<p>Gün içerisinde son kez huzura durmanın vaktidir: Yatsı. Evet, bitti gün. Karanlık hâkim artık. Nasıl ki günün sonuna ulaşıldıysa, ömrün de sonuna ulaşıyor insan. Bak işte ertelediğin yaştasın. Yapmaya çalışıyorsun ama sen de farkındasın ki; yaptıkların tam manası ile kapatamıyor ömürdeki eksikliği. Ve hiç bir şey vaktinde yapmak kadar güzel olmuyor. Farkındasın değil mi? Gün bitti, tıpkı ömür gibi.</p>
<p>Peki şimdi sen günün hangi vaktindesin? Rabbimiz hepimize “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk et”(Hicr /99) ayeti celilesinin gölgesinde yaşamayı nasip etsin… (Âmin)</p>
<p>Hacı Arıcı</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bes-vakitlik-omur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Son On Günü ve Kadir Gecesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/son-on-gunu-ve-kadir-gecesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/son-on-gunu-ve-kadir-gecesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 May 2019 07:41:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hacı arıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Gecesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10763</guid>

					<description><![CDATA[Ramazanın son on günü içine girmiş bulunmaktayız. Allah’ın rahmet, bereket ve mağfiretinin müminlerin üzerine  sağnak sağnak yağdığı kutlu zaman dilimlerindeyiz. Efendimiz (S.A.V), “Ramazan; evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtulma ayıdır.” buyuruyor. Bu mübarek bereket ayının sonlarına yaklaşsak da çok özel fırsatlarımız var hele ki son on günde. Bugünlerde af ve mağfiret kapıları sonuna kadar açık…  Manen temizlenmek için bir fırsat niteliğinde bir on gün… Ramazan ayının son on günü için Peygamber Efendimiz (S.A.V)  “Ramazan’a hürmet eden, Ramazan ayında gayret eden kulların cehennemden azat olma zamanı.” diye ifade ediyor. Ramazan’ın son on günü mü’min için tam fırsat; bunu çok iyi değerlendirmek gerekiyor. Kur’an-ı Kerim’de, Fecr Sûresi’nin ikinci ayetinde Ramazan ayının son on gecesi üzerine yemin ediliyor. Eğer Yüce Allah bir şeye yeminle başlıyorsa, onun değerli ve önemli olduğunun ispatıdır. Efendimiz (S.A.V) son on güne ayrı önem verirdi. Hz. Aişe Validemiz ’in rivayet ettiğine göre Peygamberimiz, -Ramazanda diğer aylardan daha çok ibadet ederdi. -Son on günde ise ibadetlerini biraz daha artırır, -Gecelerini ihya eder, -Ailesini de geceyi ihya etmeleri için uyandırırdı. -Mescid-i Nebevide itikâfa girerdi. -Hayır ve hasenat adına bu günlerde daha cömert olurdu. -Son on gününü her yönüyle değerlendirirdi. -Bir de Efendimiz (S.A.V) Hz. Aişe validemize bugünlerde sıkça &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazanın son on günü içine girmiş bulunmaktayız. Allah’ın rahmet, bereket ve mağfiretinin müminlerin üzerine  sağnak sağnak yağdığı kutlu zaman dilimlerindeyiz.</p>
<p>Efendimiz (S.A.V), “Ramazan; evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtulma ayıdır.” buyuruyor. Bu mübarek bereket ayının sonlarına yaklaşsak da çok özel fırsatlarımız var hele ki son on günde. Bugünlerde af ve mağfiret kapıları sonuna kadar açık…  Manen temizlenmek için bir fırsat niteliğinde bir on gün…</p>
<p>Ramazan ayının son on günü için Peygamber Efendimiz (S.A.V)  “Ramazan’a hürmet eden, Ramazan ayında gayret eden kulların cehennemden azat olma zamanı.” diye ifade ediyor.</p>
<p>Ramazan’ın son on günü mü’min için tam fırsat; bunu çok iyi değerlendirmek gerekiyor. Kur’an-ı Kerim’de, Fecr Sûresi’nin ikinci ayetinde Ramazan ayının son on gecesi üzerine yemin ediliyor. Eğer Yüce Allah bir şeye yeminle başlıyorsa, onun değerli ve önemli olduğunun ispatıdır.</p>
<p>Efendimiz (S.A.V) son on güne ayrı önem verirdi. Hz. Aişe Validemiz ’in rivayet ettiğine göre Peygamberimiz,</p>
<p>-Ramazanda diğer aylardan daha çok ibadet ederdi.</p>
<p>-Son on günde ise ibadetlerini biraz daha artırır,</p>
<p>-Gecelerini ihya eder,</p>
<p>-Ailesini de geceyi ihya etmeleri için uyandırırdı.</p>
<p>-Mescid-i Nebevide itikâfa girerdi.</p>
<p>-Hayır ve hasenat adına bu günlerde daha cömert olurdu.</p>
<p>-Son on gününü her yönüyle değerlendirirdi.</p>
<p>-Bir de Efendimiz (S.A.V) Hz. Aişe validemize bugünlerde sıkça okumasını tavsiye ettiği duayı hatırlatıyor: Allahümme inneke afüvvün tuhibbü’l-afve fa’fu annî. (Allah’ım! Sen affedicisin, cömertsin. Affetmeyi seversin. Beni de affet.)</p>
<p>Rabbim son on günü Hakkı’yla değerlendiren kullarından eylesin inşallah.</p>
<p>Peki Kadir gecesi ne zamandır? Kadir gecesini Ramazan ayının son 10 gününde mi aramalıyız? Bu konuda Peygamber Efendimiz neler buyurmuştur?</p>
<p>Kadir gecesi ne zaman?</p>
<p>Ashaptan bazıları rüyalarında Kadir gecesinin Ramazan’ın son yedi gecesinde bulunduğunu gördüler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem [sav] ,  “ Rüyalarınızın, Kadir gecesinin Ramazanın son yedi gecesinde bulunduğuna ilişkin olduğunu görüyorum. Buna göre Kadir gecesine kavuşmak isteyen, onu Ramazan’ın son yedi gecesinde arasın!” [Buhari, Teravih namazı, No:2017;, Müslim, Sıyam,No:1169.]</p>
<p>Resul-i Ekrem [sav], Ramazan ayında Kadir gecesinin faziletini elde etmek için araştırıyordu. Bir keresinde Ramazan ayının ilk on gününde itikâfa girmişti. Sonra Ramazan’ın ikinci on gününde aramış ve bu şekilde birkaç kere yapmıştı. Sonunda Kadir gecesinin Ramazan’ın son on gününde aranması konusunda karar kılmış ve son on günde araştırılmasını emretmişti.</p>
<p>Konuyla ilgili olarak Hz. Aişe’den [ra] rivayet edilen bir hadis şöyledir: “Kadir gecesini Ramazan’ın son on gününde arayın.” [Buhari, Teravih namazı, No:2017;, Müslim, Sıyam,No:1169.]</p>
<p>Buhari’nin bir rivayetinde de şöyledir: “Ramazan’ın son on gününün tek gecelerinde arayın.” Bu manada birçok hadis vardır.  Hz. Ebu Bekir [r.a] diyor ki: “Ben Resul-i Ekrem [sav]’den, Kadir gecesinin Ramazan ayının son on günü dışında her hangi bir zamanda araştırılmasına dair bir şey duymadım.       Resul-i Ekrem [sav] şöyle buyurdu: Ebu Zerr [r.a] anlatıyor “İnsanlara Kadir gecesinin ne zaman olduğunu sorardım. Bir gün Resul-i Ekrem [sav]’e dedim ki:  &#8220;Ey Allah’ın Resulü! Kadir gecesi Ramazan ayında mı yoksa başka bir ayda mı? O [sav]:</p>
<p>-Ramazan ayındadır, dedi. Ben:</p>
<p>-Kadir gecesi, nebiler hayatta iken olur, onların vefatı ile birlikte kaldırılır mı yoksa kıyamete kadar devam edecek mi?</p>
<p>-Kıyamete kadar devam edecek, cevabını verdi.</p>
<p>-Ramazan’ın hangi gecesinde, dedim. O [sav]:</p>
<p>-Onu ilk on gün ve son on günde arayın, buyurdu.</p>
<p>-Hangi on günde, diye sordum. Resul-i Ekrem [sav]:</p>
<p>-Son on günde. Bundan sonra bana bu konuyla ilgili başka soru sorma, dedi. Sonra Resul-i Ekrem [sav] konuşmaya devam etti. Ben bir boşluk bulup tekrar:</p>
<p>-Ey Allah’ın Resulü! Senin üzerindeki hakkım için söyler misin, son on günün hangisinde, dedim. Bunun üzerine Resul-i Ekrem [sav] bana o kadar sinirlendi ki, o zamana kadar bana hiçbir sohbetimizde öyle sinirlenmemişti. Sonra dedi ki:</p>
<p>-Son yedi günden birinde arayın. Bundan sonra bana daha bu konuyla ilgili soru sorma! ”[ Ahmed b. Hanbeli, Mesnet, 5/171; İbn Hıbban, Sahih,5/274; Hakim, Müstedrek,1/437.</p>
<p>Bu hadise göre Kadir gecesi, Ramazan ayının son yedi gününde olduğu anlaşılıyor.</p>
<p>“Kadir gecesini bu aydan geride kalan bu yedi günden birinde arayın!” [Mecmauz-Zevaid,3/175.]buyurdu. Bu vesileyle;</p>
<p>Kadir gecenizi tebrik ediyor, kurtuluşa  erenlerden olmanızı diliyorum.</p>
<p>Hacı Arıcı</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/son-on-gunu-ve-kadir-gecesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Gün Değil Bir Ömür Anne</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bir-gun-degil-bir-omur-anne/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bir-gun-degil-bir-omur-anne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 May 2019 07:47:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[anneler günü]]></category>
		<category><![CDATA[hacı arıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10362</guid>

					<description><![CDATA[Bugün; değil bir güne bir ömre bile sevgisi sığdırılamayacak olan annelerin günü&#8230; Cennetin ayakları altına sunulduğu, sohbetimizi muhabbetimizi en başta hakeden, yaşlılığına yetişip de ona hizmet etmediği için &#8220;Burnu yerde sürtünsün.&#8221; dedirtecek nisbette üzerimizde hakkı olan annelerin günü.. Bugün; açlıkla, ateşlerle, kanlarla can çekişen annelere, annesine hasret bırakılmış yetimlere bir başka yandığımız gün. Bugün vesilesiyle; Kutlanmayı hakeden tüm eli öpülesi annelerin&#8230; Doğmadığı halde, annelik yapan tüm yüce gönüllü insanların&#8230; Evladını yalnız büyütmek zorunda kalan baba gibi anaların&#8230; Yavrusuna hasret anaların&#8230; Ve Çocuğuna bir anne şefkatiyle sahip çıkabilen tüm güzel babaların&#8230; Bir gün için değil, bir ömre değecek değeri hakettikleri içim Anneliğini kutluyorum. Hacı Arıcı]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün; değil bir güne bir ömre bile sevgisi sığdırılamayacak olan annelerin günü&#8230;<br />
Cennetin ayakları altına sunulduğu, sohbetimizi muhabbetimizi en başta hakeden, yaşlılığına yetişip de ona hizmet etmediği için &#8220;Burnu yerde sürtünsün.&#8221; dedirtecek nisbette üzerimizde hakkı olan annelerin günü..<br />
Bugün; açlıkla, ateşlerle, kanlarla can çekişen annelere, annesine hasret bırakılmış yetimlere bir başka yandığımız gün.<br />
Bugün vesilesiyle;<br />
Kutlanmayı hakeden tüm eli öpülesi annelerin&#8230;<br />
Doğmadığı halde, annelik yapan tüm yüce gönüllü insanların&#8230;<br />
Evladını yalnız büyütmek zorunda kalan baba gibi anaların&#8230;<br />
Yavrusuna hasret anaların&#8230;<br />
Ve<br />
Çocuğuna bir anne şefkatiyle sahip çıkabilen tüm güzel babaların&#8230;<br />
Bir gün için değil, bir ömre değecek değeri hakettikleri içim<br />
Anneliğini kutluyorum.</p>
<p>Hacı Arıcı</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bir-gun-degil-bir-omur-anne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
