<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Güney Kore &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/guney-kore/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 20 May 2020 07:45:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Güney Kore &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hesap Zamanı, Güney Kore</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hesap-zamani-guney-kore/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hesap-zamani-guney-kore/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Hakan ÇAKICI]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2020 07:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Kore]]></category>
		<category><![CDATA[şok doktrini]]></category>
		<category><![CDATA[Şok tedavisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14500</guid>

					<description><![CDATA[1990&#8217;larda herkes &#8220;Asya Kaplanları&#8221; mucizesinden söz ediyordu. Bunlar müthiş bir hızla gelişen muhteşem ekonomilerdi. Sınırlarını hiç bir kısıtlama olmadan küreselleşmeye sonuna kadar açmışlardı. İçlerinde en görkemlileri olan Güney Kore yabancıların toprak edinmelerini ve ulusal şirketleri satın almalarını yasaklayan korumacı kanunlara sahipti. Üstelik Kore, enerji ve taşımacılık gibi sektörleri kamunun elinde tutuyor, kendi ekonomisini korumak için ABD, Japonya ve Avrupa&#8217;dan pek çok lüks tüketim ürününün ithalini de engelliyordu. Kore&#8217;nin Daewoo, Kia, Hyundai, Samsung, Ssang-Yong ve LG gibi firmaları göz kamaştırırken bir taraftan da iştah kabartıyordu. 1997&#8217;de küresel çete Güney Kore&#8217;ye çökmeye karar verdiğinde Kore&#8217;nin yapacak pek bir şeyi yoktu. Koreliler devletlerine yüzüklerini, kolyelerini, bileziklerini, maaşlarını bağışladılar. Tam 200 ton gibi dünya altın fiyatını etkileyecek miktarda altın toplamalarına rağmen, Kore, sadece 1 haftada dibe vurdu. On binlerce işletme kapısına kilit vurdu. Bu bir intihar dalgasına yol açtı: Hane halkı hep birlikte intihar ettikleri için baba, katil sayılıp, diğerlerinin kaydı cinayet diye düşülmesine rağmen sadece bir yılda intihar oranı %50 artmıştı.(1998) Garip bir şekilde Asya&#8217;yı kriz vurur vurmaz teamüllere aykırı bir şekilde tefeciler(yatırımcılar) ortak açıklama yaptılar: &#8220;Asya&#8217;ya yardım etmeyin!&#8221; Açıklamayı artık 80&#8217;li yaşlarda olan Şok Doktrini&#8217;nin mucidi Milton Friedman bizzat CNN Televizyonundan yaptı: Herhangi bir tür kurtarmaya razı olmadığını ve piyasanın kendisini düzeltmeye &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1990&#8217;larda herkes &#8220;Asya Kaplanları&#8221; mucizesinden söz ediyordu. Bunlar müthiş bir hızla gelişen muhteşem ekonomilerdi. Sınırlarını hiç bir kısıtlama olmadan küreselleşmeye sonuna kadar açmışlardı.</p>



<p>İçlerinde en görkemlileri olan Güney Kore yabancıların toprak edinmelerini ve ulusal şirketleri satın almalarını yasaklayan korumacı kanunlara sahipti. Üstelik Kore, enerji ve taşımacılık gibi sektörleri kamunun elinde tutuyor, kendi ekonomisini korumak için ABD, Japonya ve Avrupa&#8217;dan pek çok lüks tüketim ürününün ithalini de engelliyordu. Kore&#8217;nin Daewoo, Kia, Hyundai, Samsung, Ssang-Yong ve LG gibi firmaları göz kamaştırırken bir taraftan da iştah kabartıyordu.</p>



<p>1997&#8217;de küresel çete Güney Kore&#8217;ye çökmeye karar verdiğinde Kore&#8217;nin yapacak pek bir şeyi yoktu. Koreliler devletlerine yüzüklerini, kolyelerini, bileziklerini, maaşlarını bağışladılar. Tam 200 ton gibi dünya altın fiyatını etkileyecek miktarda altın toplamalarına rağmen, Kore, sadece 1 haftada dibe vurdu.</p>



<p>On binlerce işletme kapısına kilit vurdu. Bu bir intihar dalgasına yol açtı: Hane halkı hep birlikte intihar ettikleri için baba, katil sayılıp, diğerlerinin kaydı cinayet diye düşülmesine rağmen sadece bir yılda intihar oranı %50 artmıştı.(1998)</p>



<p>Garip bir şekilde Asya&#8217;yı kriz vurur vurmaz teamüllere aykırı bir şekilde tefeciler(yatırımcılar) ortak açıklama yaptılar: &#8220;<em>Asya&#8217;ya yardım etmeyin</em>!&#8221;</p>



<p>Açıklamayı artık 80&#8217;li yaşlarda olan Şok Doktrini&#8217;nin mucidi Milton Friedman bizzat CNN Televizyonundan yaptı: Herhangi bir tür kurtarmaya razı olmadığını ve piyasanın kendisini düzeltmeye bırakılması gerektiğini söyledi. Yani, &#8220;<em>Bırakın batsınlar</em>&#8221; diyordu.</p>



<p>Morgan Stanley Bankasının piyasa stratejisti Jay Pelosky Los Angeles&#8217;teki konferansta konu hakkında &#8220;<em>Bizim Asya için ihtiyaç duydu</em><em>ğ</em><em>umuz </em><em>ş</em><em>ey, daha fazla kötü haber&#8230; </em><em>Ş</em><em>irketlerin kapand</em><em>ı</em><em>ğ</em><em>ı</em><em>n</em><em>ı</em><em> ve mal varl</em><em>ı</em><em>klar</em><em>ı</em><em>n</em><em>ı</em><em>n sat</em><em>ı</em><em>ld</em><em>ı</em><em>ğ</em><em>ı</em><em>n</em><em>ı</em><em> g</em><em>ö</em><em>rmek isterim&#8230; Varl</em><em>ı</em><em>k sat</em><em>ı</em><em>ş</em><em>ı</em><em> </em><em>ç</em><em>ok zor, sahipleri </em><em>ç</em><em>ok zorlanmad</em><em>ı</em><em>k</em><em>ç</em><em>a satmaya raz</em><em>ı</em><em> olmuyorlar. Onlar</em><em>ı</em><em> satmaya raz</em><em>ı</em><em> edecek haberlere ihtiyac</em><em>ı</em><em>m</em><em>ı</em><em>z var&#8221; </em>diyordu.</p>



<p>Wahington D.C.&#8217;deki, Cato Enstitüsü&#8217;nde çalışan Pinochet&#8217;in yıldız bakanı Jose Pinera ise krizi coşkuyla selamlıyor ve &#8220;<em>Hesap Vakti Geldi</em>&#8221; diyordu.</p>



<p>Kore 2 ay sonra IMF&#8217;le anlaştı.<br>Samsung paramparça edilip parçalar halinde satıldı. Şirketin ağır sanayi bölümünü VOLVO kaparken, SC Jonson and Son şirketi, eczacılık bölümünü, General Elektric elektrik bölümünü aldı.<br>Kriz öncesinin 6 milyar dolarlık bir otomobil devi olan Daewoo sadece 400 milyon dolara General Motora gitti.<br>Coca-Cola, Kore&#8217;nin en büyük su ve şişeleme şirketini sadece bir daire fiyatına yarım milyon dolara satın aldı.<br>General Elektric, buzdolabı imalatçısı LG&#8217;nin hâkim hisessini,<br>İngiliz Powergen, en büyük elektrik ve gaz şirketi LG Energy&#8217;i<br>Solomon Smith Barney, en büyük tekstil firmasını,<br>JP MORGAN da KİA Motors&#8217;un hisselerini satın aldı.</p>



<p>Çok ilginç olan bu satışlarda aracılık eden Salomon Smith Barney&#8217;s International Advisory Board&#8217;ın başkanının eski ABD Savunma Bakanı Donald Ramsfeld olmasıydı. Diğer ABD&#8217;li eski Başkan yardımcısı Dick Cheney de aynı firmanın yönetim kurulunda idi.</p>



<p>Satışlarda bir başka danışmanlık hizmeti veren Carlyle Group&#8217;un başkanının da ABD&#8217;li eski dışişleri bakanı James Baker olması büyük bir tesadüftü. Şirketin üyeleri arasında eski İngiliz Başbakanı John Major&#8217;dan eski ABD başkanı Bay Bush&#8217;a kadar nice bakan, başbakan vardı. Carlyle Group kendisi için Ssang-Yong&#8217;ı hedef seçti. Ve Güney Kore&#8217;nin en büyük bankasının hissedarı oldu.</p>



<p>Felaket Kapitalizmi Güney Kore&#8217;yi de yutmuştu.</p>



<p><strong>Endonezya</strong></p>



<p>Endonezya 2. Dünya Savaşından beri Sukarno tarafından yönetiliyordu. Sukarno Endonezya ekonomisini koruyup zenginlikleri yeniden dağıtarak, çok uluslu şirketlerin temsilcisi IMF ve Dünya Bankasını bir tarafa atarak egemenleri kızdırmıştı.</p>



<p>ABD ve İngiltere Sukarno&#8217;nun yönetimine son vermeye kararlıydılar ve CIA harekete geçti. Ülkeye yığınla silah ve sahra telsizi sokuldu. General Suharto liderliğinde bir askeri darbe ile Sukarno indirilirken CIA, Sukarno&#8217;nun eline 4-5 bin kişilik bir ölüm listesi vermişti. Katliamlar genelde genç öğrencilerin elleri ile işleniyordu. Bir muhabir bu işten zevk duyduğunu gizlemeden şöyle yazıyordu &#8220;<em>İ</em><em>zleyicileri selamlad</em><em>ı</em><em>lar, palalar</em><em>ı</em><em>n</em><em>ı</em><em> bellerine soktular, sopalarını omuzlarına astılar ve görevlerine çıktılar.&#8221;</em><br>Bir ay içinde öldürülen insan 500.000&#8217;i geçmişti. Doğu Java &#8216;da &#8220;<em>küçük ırmak ve derelerin cesetlerle dolup ta</em><em>ş</em><em>t</em><em>ı</em><em>ğ</em><em>ı</em><em>, baz</em><em>ı</em><em> yerlerde </em><em>ı</em><em>rmak ta</em><em>ş</em><em>ı</em><em>mac</em><em>ı</em><em>l</em><em>ı</em><em>ğ</em><em>ı</em><em>n</em><em>ı</em><em>n sekteye u</em><em>ğ</em><em>rad</em><em>ı</em><em>ğ</em><em>ı</em><em> rapor edildi.&#8221;</em> Halk dehşete düşürülmüş ŞOKA sokulmuştu.</p>



<p>Sukarno&#8217;nun devrilme sürecinde öğrencileri finanse eden Ford&#8217;du. Ekonomi &#8220;ŞOK Doktrininin&#8221; beyni Berkeley Mafyası ya da Chicago Boys denen ekibe devredilmişti.</p>



<p>Başkan Nixon&#8217;un &#8220;<em>Güney Asya bölgesindeki en büyük ödül</em>&#8221; diye tanımladığı Endonezya&#8217;nın, egemen şirketlerin maden ve petrol zenginliklerinin %100&#8217;üne sahip olmasına imkân tanıyan yasalar ve vergi muafiyetleri kısa sürede çıkarıldı. Sadece iki yıl içerisinde Endonezya&#8217;nın doğal zenginlikleri (bakır, nikel, sert ağaç, kauçuk ve petrol) dünyanın en büyük madencilik ve enerji şirketleri arasında paylaşıldı. </p>



<p>Devam Edecek…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hesap-zamani-guney-kore/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güney Kor&#8217;de En Çok İzlenen 10 Film</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/guney-korde-en-cok-izlenen-10-film/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/guney-korde-en-cok-izlenen-10-film/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Jun 2019 11:43:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Kore]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11165</guid>

					<description><![CDATA[(Sıralamada ölçüt olarak bilet sayısı dolayısıyla gişelerde kayıtlı izleyici sayısı dikkate alınmıştır.) &#160; The Admiral: Roaring Currents &#8211; 2014       (명량 / Myeongryang) Yönetmen: Kim Han-min Oyuncular: Choi Min-sik, Ryu Seung-ryong, Cho Jin-woong Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=7PBIHkKi0wM   Sayısız ödül almış ve birçok ödüle aday gösterilmiş olan film, bir tarihsel savaş filmi. Tarihte yaşanmış bir deniz savaşını öykülüyor. Savaş, 1597’de küçük bir Kore gücüyle büyük bir Japon donanması arasında gerçekleşiyor ve bu güç orantısızlığına karşın, Kore’nin zaferiyle sonuçlanıyor.  Bir Kore milliyetçiliği filmi. Tek adam yüceltiliyor, sanki askerlerin zafere hiçbir katkıları yokmuş gibi… Kuşkusuz, liderlerin etkisini önemsiz görmemeli; ama bireyci bir tarih yazımına dayanan bir sinemacılık, tarihselliğini yitirip fantastik süper kahraman sinemacılığına dönüşme riski taşıyor. &#160; Extreme Job &#8211; 2019  (극한직업 / Geukan Jigeop) Yönetmen: Lee Byeong-heon            Ryu Oyuncular: Seung-ryong, Lee Hanee, Jin Seon-kyu, Lee Dong-hwi, Gong Myung Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=l9Hu3Xocc-g   Vurdulu-kırdılı bir güldürü. Sivil polisler (dedektifler) uyuşturucu çetesini ortaya çıkarmak için tavuk lokantası açarlar, olaylar gelişir. &#160; Along With the Gods: The Two Worlds &#8211; 2017 (신과함께-죄와 벌 / Sin gwa Hamkke &#8211; Joe wa Beol)  Yönetmen: Kim Yong-hwa Oyuncular: Ha Jung-woo, Cha Tae-hyun, Joo Ji-hoon, Kim Hyang-gi Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=sD7dmu-IWNw   Bir ağ çizgi-filmine (webtoon) dayanan fantastik drama. Başkişi, ömründe &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>(Sıralamada ölçüt olarak bilet sayısı dolayısıyla gişelerde kayıtlı izleyici sayısı dikkate alınmıştır.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>The Admiral: Roaring Currents &#8211; 2014       (명량 / Myeongryang)</strong></p>
<p>Yönetmen: Kim Han-min</p>
<p>Oyuncular: Choi Min-sik, Ryu Seung-ryong, Cho Jin-woong</p>
<p><strong>Tanıtım Videosu: </strong><a href="https://www.youtube.com/watch?v=7PBIHkKi0wM">https://www.youtube.com/watch?v=7PBIHkKi0wM</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Sayısız ödül almış ve birçok ödüle aday gösterilmiş olan film, bir tarihsel savaş filmi. Tarihte yaşanmış bir deniz savaşını öykülüyor. Savaş, 1597’de küçük bir Kore gücüyle büyük bir Japon donanması arasında gerçekleşiyor ve bu güç orantısızlığına karşın, Kore’nin zaferiyle sonuçlanıyor.  Bir Kore milliyetçiliği filmi. Tek adam yüceltiliyor, sanki askerlerin zafere hiçbir katkıları yokmuş gibi… Kuşkusuz, liderlerin etkisini önemsiz görmemeli; ama bireyci bir tarih yazımına dayanan bir sinemacılık, tarihselliğini yitirip fantastik süper kahraman sinemacılığına dönüşme riski taşıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Extreme Job &#8211; 2019  (극한직업 / Geukan Jigeop)</strong></p>
<p>Yönetmen: Lee Byeong-heon            Ryu</p>
<p>Oyuncular: Seung-ryong, Lee Hanee, Jin Seon-kyu, Lee Dong-hwi, Gong Myung</p>
<p><strong>Tanıtım Videosu: </strong><a href="https://www.youtube.com/watch?v=l9Hu3Xocc-g">https://www.youtube.com/watch?v=l9Hu3Xocc-g</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Vurdulu-kırdılı bir güldürü. Sivil polisler (dedektifler) uyuşturucu çetesini ortaya çıkarmak için tavuk lokantası açarlar, olaylar gelişir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Along With the Gods: The Two Worlds &#8211; 2017 (신과함께-죄와 벌 / Sin gwa Hamkke &#8211; Joe wa Beol)  </strong></p>
<p>Yönetmen: Kim Yong-hwa</p>
<p>Oyuncular: Ha Jung-woo, Cha Tae-hyun, Joo Ji-hoon, Kim Hyang-gi</p>
<p><strong>Tanıtım Videosu: </strong><a href="https://www.youtube.com/watch?v=sD7dmu-IWNw">https://www.youtube.com/watch?v=sD7dmu-IWNw</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bir ağ çizgi-filmine (webtoon) dayanan fantastik drama. Başkişi, ömründe yaptıklarının hesabını öbür dünyada verecektir. 7 suçlama için 7 farklı duruşma yapılacaktır. Mitoloji ve fantastik öğeler ağırlıklı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ode to My Father &#8211; 2014     (국제시장 / Gukjesijang ) </strong></p>
<p>Yönetmen: Yoon Je-kyoon</p>
<p>Oyuncular: Hwang Jung-min, Yunjin Kim, Oh Dal-su</p>
<p><strong>Tanıtım Videosu: </strong><a href="https://www.youtube.com/watch?v=A2sD18Xw7bE">https://www.youtube.com/watch?v=A2sD18Xw7bE</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bir toplumsal tarih filmi. Bir yurttaşın gözünden Güney Kore’de 1950’ler ve sonrası. Filmin bir bölümü, başkişinin maden işçisi olarak çalışmak üzere gittiği Almanya’da geçiyor. Daha sonra başkişi, para kazanmak için bu kez Vietnam-Amerikan Savaşı’na katılır. Orada gerillalar tarafından vurulur, topal kalır. Elbette filmin bu bölümü, Amerikalı-Koreli bakış açısıyla, tek taraflı olarak anlatılmaktadır. Bir Korelinin Vietnam-Amerikan Savaşı’nda ne işi olduğunun sorgulaması yapılmaz. 1980’lerde ise Kuzey’den akrabalarla yeniden kavuşma izleği öne çıkar. Film çeşitli yorumcular tarafından, Güney Kore’nin askeri diktatörlük dönemini mutlu bir dönem gibi gösterip idealleştirmekle eleştiriliyor. Güney Kore 60’lı, 70’li yıllar boyunca askeri cunta altında inim inim inlemişti. Film, bunu yok sayıyor. Yönetmen ise bunu bilinçli olarak yaptığını söyleyerek “özrü kabahatinden büyük” bir noktaya savruluyor. Filmi artık hayatta olmayan annesi ve babası anısına çektiğini, bu nedenle filmdeki anne-babaya kendi anne-babasının adını verdiğini söylüyor. Filmin çok izlenmesi, genel olarak, kuşak filmi niteliğine ve pazarlamacılığa bağlanıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Veteran &#8211; 2015          (베테랑 / Beterang )           </strong></p>
<p>Yönetmen: Ryoo Seung-wan</p>
<p>Oyuncular: Hwang Jung-min, Yoo Ah-in, Yoo Hae-jin, Oh Dal-su</p>
<p><strong>Tanıtım Videosu: </strong><a href="https://www.youtube.com/watch?v=MBj0HOLVQt8">https://www.youtube.com/watch?v=MBj0HOLVQt8</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Vurdulu kırdılı güldürü. Maddi kaynakları sayesinde adaletten kaçan zengin bir suçlunun peşinde dedektif başkişimiz var. Film, zenginlere yönelik sınıfsal tepkinin bir yansıması olarak yorumlanmaya açık; ayrıca filmin çok-izlenirliğinin ardındaki etmenlerden biri de bu olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>The Thieves &#8211; 2012   (도둑들 / Dodukdeul)</strong></p>
<p>Yönetmen: Choi Dong-hoon</p>
<p>Oyuncular: Kim Yoon-seok, Lee Jung-jae, Kim Hye-soo, Jun Ji-hyun</p>
<p><strong>Tanıtım Videosu:</strong> <a href="https://www.youtube.com/watch?v=28qTsiPhYCI">https://www.youtube.com/watch?v=28qTsiPhYCI</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Vurdulu-kırdılı, ölümlü bir soygun filmi. Birtakım oluşturulur; hedef, elmastır. Üyelerin Güney Koreli olmalarına karşın çoğunlukla Avrupalı adları kullanmaları dikkat çekici. Film, Ocean’s serisi ve benzeri soygun filmlerine fazlasıyla benziyor. Bu açıdan, bu filmi, özgün bir yapım saymak oldukça zor. Daha çok bir taklit, suyunun suyu&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Miracle in Cell No. 7 &#8211; 2013 (7번방의 선물 / 7beonbangui Seonmul)</strong></p>
<p>Yönetmen: Lee Hwan-kyung</p>
<p>Oyuncular: Ryu Seung-ryong, Kal So-won, Park Shin-hye, Oh Dal-su</p>
<p><strong>Tanıtım Videosu: </strong><a href="https://www.youtube.com/watch?v=rAsBlmSIksk">https://www.youtube.com/watch?v=rAsBlmSIksk</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Çoğunlukla hapiste geçen bir güldürü ve aile dramı. Zihinsel engelli bir adam haksız yere suçlanıp hapse atılır. Zekâ yaşı 6’dır. Hapistekiler onu çok severler ve onun en büyük dileğini gerçekleştirmek için ellerinden geleni yaparlar: Küçük kızını görmesini sağlamak… Güldürü olarak ilerleyen film, hüzünlü bitirişiyle izleyiciyi şaşırtıyor. Ayrıca film, adalet sisteminin bozukluğuna ilişkin bir taşlama olarak değerlendirilmeye açık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Assassination &#8211; 2015 (암살 / Amsal)</strong></p>
<p>Yönetmen: Choi Dong-hoon</p>
<p>Oyuncular: Jun Ji-hyun, Lee Jung-jae, Ha Jung-woo</p>
<p><strong>Tanıtım Videosu: </strong><a href="https://www.youtube.com/watch?v=Hsy-Jto7x2g">https://www.youtube.com/watch?v=Hsy-Jto7x2g</a></p>
<p>(Aynı adlı diğer film için bkz.: <a href="https://www.youtube.com/watch?v=CKFtNsQ78oI">https://www.youtube.com/watch?v=CKFtNsQ78oI</a>  )</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Japon sömürgeciliğine karşı Güney Koreli bağımsızlık savaşçılarını konu alan film. Çin’de bir Japon generale suikast düzenlemeyi planlarlar. Tetiği kadın bir suikastçı çekecektir. Olayların büyük bir bölümü 1933’te geçiyor. Aile draması da var içinde, ikiz kız kardeşler var. Saf değiştiren ajanlar&#8230; Film, Korelerin bölünmesinden öncesini konu alıyor. Koreliler tek millet. Bağımsızlık sonrasında, Güney’de Japon işbirlikçisi Korelilerin ceza almaması, hatta devlet katlarında yükselmesi konusuna girilmesi iyi olmuş. Güney’de bunlar olurken, Kuzey’de buna izin verilmedi. Öte yandan, işbirlikçilerin bu durumu, kanıt ve tanık olmamasından kaynaklanıyor gibi yanlış bir imge oluşturulmuş. Oysa Güney Kore’de birçok Japon işbirlikçisine özellikle dokunulmadı, en başta da burjuvaziye. Bir benzeri 2. Paylaşım Savaşı sonrası Almanyası’nda olmuştu. Almanya’da o dönem neredeyse herkes Nazi. Nazi olmayanlar, öldürülmüş, sürülmüş, hapsedilmiş ya da kaçmış. Böyle olunca Batı Almanya’nın kuruluşunda birçok kilit görevde yine Naziler var. Hele Batı Almanya ordusu, Nazi subay kaynıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Masquerade &#8211; 2012   (광해, 왕이 된 남자          / Gwanghae: Wang-i Doen Namja)</strong></p>
<p>Yönetmen: Choo Chang-min</p>
<p>Oyuncular: Lee Byung-hun, Ryu Seung-ryong, Han Hyo-joo</p>
<p><strong>Tanıtım Videosu: </strong><a href="https://www.youtube.com/watch?v=1TnfM5XWOtI">https://www.youtube.com/watch?v=1TnfM5XWOtI</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Kore tarihinden bir kralın öyküsü. Kral, suikast tehlikesine karşı, kendine benzer birini buldurur. Bu, bir soytarıdır. Kralın korktuğu başına geldiğinde, zehirlendiğinde, onun yerine soytarıyı geçirirler. Emekçi halkın içinden çıkmış olan soytarı kral (kral görünümlü soytarı), ülkeyi çok daha iyi yönetir. Herkesin sevgisini kazanır. Fakat kimi saraylılar bundan hoşnut değildir. Kralın sırrını öğrenirler ve sonunda asıl kralı yeniden tahta oturturlar. Film, alttan alta otoriter yönetimleri eleştirmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Along with the Gods: The Last 49 Days &#8211; 2018     (신과함께-인과 연 / Sin-gwa-hamkke &#8211; Ingwa Yeon)         </strong></p>
<p>Yönetmen: Kim Yong-hwa</p>
<p>Oyuncular: Ha Jung-woo, Joo Ji-hoon, Kim Hyang-gi, Ma Dong-seok, Kim Dong-wook</p>
<p><strong>Tanıtım Videosu: </strong><a href="https://www.youtube.com/watch?v=IfzZYija-wM">https://www.youtube.com/watch?v=IfzZYija-wM</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Önceki filmin devamı. Yine Azrail (tırpanlılar) anlatısı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ulaş Başar GEZGİN </strong></p>
<p><strong>ulasbasar@gmail.com</strong></p>
<p><strong>Twitter: ProfUlas</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/guney-korde-en-cok-izlenen-10-film/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>El Lokması Yiyerek Buraya Kadar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/el-lokmasi-yiyerek-buraya-kadar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/el-lokmasi-yiyerek-buraya-kadar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İyidiker]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2019 11:06:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Kore]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi Programı]]></category>
		<category><![CDATA[Uzakdoğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10147</guid>

					<description><![CDATA[Uzakdoğu’nun dinamizmini inkâr etmek mümkün değil ama Güney Kore’nin ekonomi alanındaki mucizevi başarısının tamamını da bu dinamizmle açıklamak mümkün mü acaba? Başka hangi ülkenin halkının yarısı yarım yüzyılda din değiştirmiş? Güney Kore örneğine bakınca “Demek ki ruhunu satan bedenini kurtarıyormuş” demekten alıkoyamıyor kendini insan. Konuya bir hikâye ile gireyim. Oldukça varlıklı bir adamın çocuğu gündüz vakti kaybolur. İlk arama gayretleri sonuç vermez ve canı yanan baba “Çocuğumu akşama kadar bulana 100 altın vereceğim” der. Birisi, başka hiç kimsenin görmediği bir yerde çocuğu bulur ama “Ne diye 100 altına razı olayım ki? Bu alçak babanın canı biraz daha yanarsa 100 altın olur 200 altın” diye düşünür ve çocuğu babaya teslim etmek yerine kendi evine götürür, yedirir-içirir, temiz bir yatağa da yatırır. Çocuğu bulan adam sabahı iple çekmektedir. Ne diye? Adam “Çocuğumu bulana 200 altın” desin diye. Lakin çocuğun babası sessizdir. Çocuğu bulan adam, daha fazla dayanamaz ve güvendiği birini “Şöyle çaktırmadan bir sor bakalım, bu adam çocuğunu bulana ne verecekmiş, öğren” diye sıkıca tembihleyerek çocuğun babasına gönderir. Çocuğun babasının cevabını tahmin etmek gerçekten imkânsızdır. “Bu çocuğu bulana artık hiçbir şey vermem. Bu çocuk bana dün akşama kadar lazımdı. Artık kursağına el lokması girmiştir, bu çocuktan hayır çıkmaz.” “Demek ki  Ruhunu Satan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzakdoğu’nun dinamizmini inkâr etmek mümkün değil ama Güney Kore’nin ekonomi alanındaki mucizevi başarısının tamamını da bu dinamizmle açıklamak mümkün mü acaba? Başka hangi ülkenin halkının yarısı yarım yüzyılda din değiştirmiş? Güney Kore örneğine bakınca “Demek ki ruhunu satan bedenini kurtarıyormuş” demekten alıkoyamıyor kendini insan.</strong></p>
<p>Konuya bir hikâye ile gireyim. Oldukça varlıklı bir adamın çocuğu gündüz vakti kaybolur. İlk arama gayretleri sonuç vermez ve canı yanan baba “Çocuğumu akşama kadar bulana 100 altın vereceğim” der. Birisi, başka hiç kimsenin görmediği bir yerde çocuğu bulur ama “Ne diye 100 altına razı olayım ki? Bu alçak babanın canı biraz daha yanarsa 100 altın olur 200 altın” diye düşünür ve çocuğu babaya teslim etmek yerine kendi evine götürür, yedirir-içirir, temiz bir yatağa da yatırır.</p>
<p>Çocuğu bulan adam sabahı iple çekmektedir. Ne diye? Adam “Çocuğumu bulana 200 altın” desin diye. Lakin çocuğun babası sessizdir. Çocuğu bulan adam, daha fazla dayanamaz ve güvendiği birini “Şöyle çaktırmadan bir sor bakalım, bu adam çocuğunu bulana ne verecekmiş, öğren” diye sıkıca tembihleyerek çocuğun babasına gönderir. Çocuğun babasının cevabını tahmin etmek gerçekten imkânsızdır. “Bu çocuğu bulana artık hiçbir şey vermem. Bu çocuk bana dün akşama kadar lazımdı. Artık kursağına el lokması girmiştir, bu çocuktan hayır çıkmaz.”</p>
<p><strong>“Demek ki  Ruhunu Satan Bedenini Kurtarıyormuş”</strong></p>
<p>Uzakdoğu’nun dinamizmini inkâr etmek mümkün değil ama Güney Kore’nin ekonomi alanındaki mucizevi başarısının tamamını da bu dinamizmle açıklamak mümkün mü acaba? Başka hangi ülkenin halkının yarısı yarım yüzyılda din değiştirmiş? Güney Kore örneğine bakınca “Demek ki ruhunu satan bedenini kurtarıyormuş” demekten alıkoyamıyor kendini insan. Ruha zaten hiç inanmayıp bedene inanan aramızdaki ruhsuzlar da “Her şeyimizle onlardan (Batılı) olalım da onlar da kendilerden olduğumuz için bizi kendi seviyelerine çıkarsınlar” derken hakikaten de “kendilerince haklılar.”</p>
<p>Gelelim Türkiye’ye&#8230; “Nemiz kaldı kaybetmediğimiz ki?” diye ne kadar hayıflanırsak hayıflanalım, biz hâlâ onlardan biri olmadık. Bu sebeple de Kore derecesinde de himaye görmedik. Himaye şöyle dursun, ara sıra birileri tarafından istikrarsızlığa sürüklendiğimiz için de kendi gücümüzle varabileceğimiz yerlere de varamadık.</p>
<p>1930’lardaki Birinci Sanayi Programı’nda yer alan Sümerbank ve Etibank gibi kuruluşlar eliyle yaptığımız tekstil ve maden sanayi tesislerini bile Batılı müttefiklerimizin yardımıyla değil de hasmımız Rusya yardımıyla gerçekleştirmedik mi?</p>
<p>İskenderun Demir-Çelik Tesislerini ve Seydişehir Alüminyum Tesislerini de Rusların yardımıyla kurmadık mı? Neden o zaman Rusya tarafında yer almadık da yalvar-yakar NATO’ya girdik?</p>
<p>İlk sanayi hamlelerimizi Rusya’nın yardımıyla yapsak bile bunun tartışılacak bir tarafı yok. Son 150-200 yıldır Rusya yakın düşman, Batı da uzak düşmandır. Çaresiz kalan bir devletin yakın düşmana karşı uzaktakine sığınması kadar tabii bir şey olamaz elbette.</p>
<p>İkinci Dünya Harbi’nden hemen sonra Rusya’nın bizden toprak talebi de eklenince yalvar-yakar NATO’ya girişimizin sorgulanacak bir tarafı kalmaz. NATO’ya girince birçok alanda elimizi verince kolumuzu da kaptırdık ve en kötüsü de çocuklarımızın pek çoğuna el lokması yedirmek zorunda kaldık.</p>
<p>Hangimiz ABD tarafından bağışlanan süt tozundan yapılan sütü okullarda içmedik ki? Üstelik buna hiç ihtiyacımız olmadığı ve çocukların da birçoğunun içtiklerinde kustuğu halde. Hatta daha sonra Cumhurbaşkanı olacak olan bir Genelkurmay Başkanımızın “Donumuzu bile Amerika veriyor” dediği rivayet olunmaktadır.</p>
<p><strong>Bağımlılıktan Kurtulma Tercihini Halkımız Yapmıştır</strong></p>
<p>Batı’ya bağımlı hale gelişimizin muhasebesini yaptıktan sonra bugün artık “Şimdiki aklımız olsaydı NATO’ya girer miydik?” diye soruyorsak eğer, hemen NATO’dan çıkmayı düşünmesek bile, Batı’ya bağımlılıktan azami derecede kurtulmanın yollarını da aramamız gerekir herhalde.</p>
<p>Şu anda bağımlılıktan kurtulmaya çabalayan bir iktidar var ve bu iktidarı da halkımız seçtiğine göre, bu bağımlılıktan kurtulma tercihini de halkımız yapmıştır. Bizim böyle bir tercih yaptığımızı gören Batı da bizi kapısında tekrar zebun etmek için doğrudan silahlı saldırı dışında hemen hemen her şeyi yapmaktadır zaten.</p>
<p>Bu şartlarda ekonomimizi canlı tutmak için yabancı kaynaklardan medet umamayız. Kazandığımızdan daha fazla harcama (cari açık) dönemi bitmiştir artık. Buna “El lokmasına son” da diyebiliriz. Hatta zaman, harcadığımızdan biraz daha fazla kazanarak (cari fazla) 15-20 yıl gibi bir sürede borçları tasfiye etme zamanıdır.</p>
<p>Dışarıya borcu olan firmalarımız hiç borç bulamazlarsa elbette borçlarını tasfiye işini 15-20 yıl gibi bir zamana yaymakta herhalde güçlük çekeceklerdir ama dışarıya borcu olan firmalarımız daha uzunca bir süre dışarıdan borç alabileceklerdir.</p>
<p><strong>Cayır Cayır Yanmanın Yolunu Bulmalıyız</strong></p>
<p>Yıllar süren bağımlı yapınızın bir sonucu da büyük firmaların hemen hepsinin de dışarıyla bir şekilde ilişkili olmaları gerçeğidir. Bu ilişki öyle bir ilişkidir ki dışarıdaki paydaşları, içimizdeki bağımlılarını korumaya mahkûm etmiştir.</p>
<p>Batı bizden umudunu tamamen kestiğinde içimizdeki yavrularının ölmesine de razı olabilirler belki ama Batı bizden umudunu öyle kolay kolay kesemez. Batı bizden umutlu olduğu sürece de içimizdeki yavrularını onlara tekrar tekrar borç vererek destekleyecektir. Önümüzdeki 15-20 yıl içindeki dış kaynak ihtiyacımızın karşılanması bakımından bu bağımlı yapı işimize yarayacak gibi gözükmektedir. Batı bizden umudunu tamamen kesmeyeceği için Batı’nın doğrudan bir askeri saldırısına maruz kalma riskimiz de pek fazla değildir. Batı bize, terör örgütleri yoluyla ve para oyunlarıyla zaten saldırmaktadır ve biz de bu saldırıları göğüslemeyi öğrenmek zorundayız.</p>
<p>Dış kaynak kullanmamak demek kendi yağımızla kavrulmak demektir. Hain bir saldırıda kaybettiğimiz işadamlarımızdan Üzeyir Garih bir zamanlar “Kendi yağımızla kavrulmaya kalkarsak cayır cayır yanarız” demişti. Eh, şimdi kendi yağımızla kavrulma zamanı ve cayır cayır yanmamanın da bir yolunu bulmak zorundayız. İnşallah bir yolunu da bulacağız. Ne yapacağız peki?</p>
<p>Geçim ehli bir ülke olacağız. Yani ayağımızı yorganımıza göre uzatacağız. Bu yorgan yeterince uzun olmadığı için ayağımızı epeyce toplayacağız. İyi de toplanan ayak bir süre sonra ağrır. O halde yorganı uzatmanın da bir yolunu bulacağız. Bu da daha az tüketmek ve daha fazla tasarruf ve yatırım yapmak demektir. Lakin tasarruf oranımız %15 gibi oldukça düşük bir seviyede. Bu oran bizden çok daha hızlı kalkınan Çin’de %50’lerde.</p>
<p>Bu tasarruf seviyesinde yorganımızı uzatmamız çok yavaş olur. Tasarrufları arttırmanın bir yolu, tüketimi vergilendirmek, yatırımları teşvik etmektir. Diğer yolu da daha fazla vergi almaktır. “Ya vatandaş kızar da oylarını bizden esirgerse” kaygısı ağır bastığında kolay yapılacak şeyler değildir bunlar. Tasarruflar ve yatırımlar artmasa bile yapılan yatırımlar daha verimli alanlara yapılabilirse de kalkınma hızlanabilir. O halde yatırımları betondan ziyade metale ve makineye yapacağız.</p>
<p>O zaman soralım: Bu yatırımları yapacak babayiğitler var mı? Yerli marka ile otomobil üretecek beş kadar yatırımcı bulundu ama biz onların babayiğitliklerinden hâlâ emin değiliz. Bu memlekette gerçek babayiğitler ya çıkacak, ya çıkacak!</p>
<p>Ya çıkmazsa ne olur? Üzeyir Garih’in dediği olur: Kendi yağımızla cayır cayır yanarız. “Kul sıkışmayınca Hızır erişmez” derler ya, bu sıkışıklık inşallah bize bir yol bulduracak.</p>
<p><strong>Eh O Zaman Allah Korusun</strong></p>
<p>Bir de herkesin aklına gelen bir soru var: “Ya halkımız el lokmasından mahrumiyetin sıkıntısına dayanamaz da ülkemizi bağımlı yapıya döndürecek bir kadroyu iktidar yaparsa?” Elbette, Allah mahfaza, böyle bir durumla da karşılaşabiliriz.</p>
<p>Aklıma hemen “Kendi düşen ağlamaz” lafı geldi ama hiç de öyle değil. Pişman olduğunda kendi düşen öyle bir ağlar ki hem de nasıl.</p>
<p>Halkımızın böyle bir yanılgıya düştükten sonra pişman olup yeniden daha bağımız bir yapıya taraftar olan kadroları iktidara taşıyacağından şüphe yok ama herhalde epeyce zaman kaybederiz. Böyle bir şeyin olmamasını garanti edemeyiz ama böyle bir şeyin olmaması için hiç değilse dua edebiliriz. Eh o zaman, Allah kurusun.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/el-lokmasi-yiyerek-buraya-kadar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
