<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gençlik &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/genclik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 07 Aug 2026 14:17:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Gençlik &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Üniversite Putuna Daha Ne Kadar Tapacağız?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/universite-putuna-daha-ne-kadar-tapacagiz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/universite-putuna-daha-ne-kadar-tapacagiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adil GÜLMEZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Aug 2026 14:17:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20210</guid>

					<description><![CDATA[Dün işten eve dönerken, ara sıra alışveriş yaptığım seyyar meyve satıcısına uğradım. Gün boyu güneşin altında çalışmaktan yüzünden adeta bulgur tanesi gibi terler akıyordu. Meyveleri tartarken birden içini dökmeye başladı. &#8220;Hocam,&#8221; dedi, &#8220;Kızım dört yıldır üniversite sınavına giriyor. İlla tıp okuyacağım diye tutturdu. Hemşirelik geliyor ama kabul etmiyor. Şimdi de Sırbistan&#8217;a gidip tıp okuyacakmış. Bana bir akıl ver. Ben bunun parasını nasıl bulacağım? Hem kızımı hiç bilmediğim bir ülkeye nasıl göndereceğim?&#8221; Bir süre sustum. Çünkü verecek cevabım yoktu. Aslında sorun ne kızındaydı ne de çaresizlik içinde çözüm arayan babasında. Sorun, yıllardır hepimize ezberletilen tek cümledeydi: &#8220;Mutlaka üniversite okuyacaksın.&#8221; Kim söyledi bunu? Neye göre söyledi? Üniversite okumayan insan başarısız mı? Sanatkârlar, teknisyenler, ustalar, girişimciler, çiftçiler, yazılımcılar, aşçılar, tasarımcılar, üreticiler&#8230; Bunların hepsi başarısız insanlar mı? Bugün milyonlarca genç, kendi yeteneğini keşfetmek yerine ailesinin hayalini yaşamaya çalışıyor. Kimi mühendis olmak istemediği hâlde mühendislik okuyor, kimi öğretmenliği sevmiyor ama puanı yettiği için kayıt yaptırıyor, kimi sağlık sektörüne ilgisi olmadığı hâlde &#8220;garanti meslek&#8221; denilerek hemşireliğe yönlendiriliyor. Sonra ne oluyor? Diplomalı ama mutsuz insanlar ordusu&#8230; Çalıştığı işi sevmeyen milyonlar&#8230; Hayatı boyunca pazartesiyi lanetleyen çalışanlar&#8230; Biz buna eğitim diyoruz. Oysa bu, insan kaynağını yanlış kullanmanın en sistematik biçimidir. Üniversite sınavı denilen şey aslında bir bilgi yarışından çok &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dün işten eve dönerken, ara sıra alışveriş yaptığım seyyar meyve satıcısına uğradım. Gün boyu güneşin altında çalışmaktan yüzünden adeta bulgur tanesi gibi terler akıyordu. Meyveleri tartarken birden içini dökmeye başladı.</p>
<p>&#8220;Hocam,&#8221; dedi, &#8220;Kızım dört yıldır üniversite sınavına giriyor. İlla tıp okuyacağım diye tutturdu. Hemşirelik geliyor ama kabul etmiyor. Şimdi de Sırbistan&#8217;a gidip tıp okuyacakmış. Bana bir akıl ver. Ben bunun parasını nasıl bulacağım? Hem kızımı hiç bilmediğim bir ülkeye nasıl göndereceğim?&#8221;</p>
<p>Bir süre sustum.</p>
<p>Çünkü verecek cevabım yoktu.</p>
<p>Aslında sorun ne kızındaydı ne de çaresizlik içinde çözüm arayan babasında.</p>
<p>Sorun, yıllardır hepimize ezberletilen tek cümledeydi:</p>
<p><strong>&#8220;Mutlaka üniversite okuyacaksın.&#8221;</strong></p>
<p>Kim söyledi bunu?</p>
<p>Neye göre söyledi?</p>
<p>Üniversite okumayan insan başarısız mı?</p>
<p>Sanatkârlar, teknisyenler, ustalar, girişimciler, çiftçiler, yazılımcılar, aşçılar, tasarımcılar, üreticiler&#8230; Bunların hepsi başarısız insanlar mı?</p>
<p>Bugün milyonlarca genç, kendi yeteneğini keşfetmek yerine ailesinin hayalini yaşamaya çalışıyor. Kimi mühendis olmak istemediği hâlde mühendislik okuyor, kimi öğretmenliği sevmiyor ama puanı yettiği için kayıt yaptırıyor, kimi sağlık sektörüne ilgisi olmadığı hâlde &#8220;garanti meslek&#8221; denilerek hemşireliğe yönlendiriliyor.</p>
<p>Sonra ne oluyor?</p>
<p>Diplomalı ama mutsuz insanlar ordusu&#8230;</p>
<p>Çalıştığı işi sevmeyen milyonlar&#8230;</p>
<p>Hayatı boyunca pazartesiyi lanetleyen çalışanlar&#8230;</p>
<p>Biz buna eğitim diyoruz.</p>
<p>Oysa bu, insan kaynağını yanlış kullanmanın en sistematik biçimidir.</p>
<p>Üniversite sınavı denilen şey aslında bir bilgi yarışından çok bir eleme mekanizmasıdır. Birkaç saatlik sınavın sonucuyla gençlerin hayatına yön veriliyor. Kazananların önemli bir kısmı ise gerçekten istediği bölüme değil, puanının yettiği yere gidiyor.</p>
<p>Neden?</p>
<p>Çünkü toplumun gözünde asıl amaç meslek sahibi olmak değil, &#8220;bir üniversite kazanmış olmak.&#8221;</p>
<p>İşte asıl hastalık burada başlıyor.</p>
<p>Belki de artık ezberleri bozmanın zamanı geldi.</p>
<p>Benim önerim radikal ama tartışılmaya değer.</p>
<p>Üniversiteye giriş sınavları kaldırılsın.</p>
<p>İsteyen istediği üniversiteye ve istediği bölüme kayıt yaptırabilsin.</p>
<p>Asıl eleme kapıda değil, içeride yapılsın.</p>
<p>Çalışan, üreten, gerekli başarıyı gösteren eğitimine devam etsin ve mezun olsun.</p>
<p>Başaramayan ise &#8220;Bu alan bana göre değilmiş.&#8221; diyerek başka bir yola yönelsin.</p>
<p>Hayatın kendisi zaten en büyük sınav değil mi?</p>
<p>Gerçek başarı, sınava girebilmekte değil; başladığın yolu tamamlayabilmektedir.</p>
<p>Bugün üniversite kapısında yüz binlerce genci eliyoruz. Belki de yapmamız gereken, kapıları açıp insanlara fırsat vermek; ardından emeği, disiplini ve başarıyı esas almaktır.</p>
<p>Belki o zaman dört yıldır sınav peşinde koşan gençler de, güneşin altında alın teri dökerken kızının geleceğini düşünen babalar da biraz olsun nefes alabilir.</p>
<p>Asıl soru şu:</p>
<p><strong>Biz gerçekten gençleri mi eğitiyoruz, yoksa onları tek tip bir başarı kalıbına mı mahkûm ediyoruz?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/universite-putuna-daha-ne-kadar-tapacagiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlik Niçin İslam’a Mesafelidir? -Enes Kara ve Benzer Durumlar Üzerine-</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/genclik-nicin-islama-mesafelidir-enes-kara-ve-benzer-durumlar-uzerine/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/genclik-nicin-islama-mesafelidir-enes-kara-ve-benzer-durumlar-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jan 2022 09:24:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18036</guid>

					<description><![CDATA[Son zamanlarda tartışılan konulardan biri de gençlerin ateizm, deizm, agnostisizm gibi felsefi akımları benimseyerek İslam dinine karşı mesafeli olmalarıdır. Konunun temel nedenleri üzerinde durmadan önce, gençlerin nasıl bir kimliğe sahip olduklarını belirtmek gerekir. Bilindiği gibi gençlik, dinamizmi, yeniliği, değişimi, bilimi, araştırmayı,&#160; sorgulamayı, tartışmayı, aykırılığı, özgürlüğü seven bir kesimdir. Günümüz bilim ve teknoloji çağında telefon, internet, video benzeri araçlarla her türlü bilgiye kolayca ulaşabilmektedirler. Bilim-kurgu, sanat, edebiyat, felsefe, spor, film, müzik, bilişim, kişisel gelişim ve mizah türü eserler onların ilgisini daha çok çekmektedir. Zaman zaman gençlerle ilgi yapılan araştırmalarda, gençlerin kimlikleri itibariyle bir savrulma içerisinde oldukları, dinî ve ahlaki değerlerden uzaklaştıkları rahatlıkla görülmektedir.&#160; Bazılarının kendilerini ateist, bazılarının deist, bazılarının agnostik, bazılarının nihilist, bazılarının hedonist olarak tanımladığı görülmektedir. Evet, yapılan araştırmalarda, bir kısım gençlerin İslam’a karşı tavır aldıkları, karşıt söylemlerde bulunduğu, Tanrı ve ahiret inancını ret ettiği, ölümden sonra bir hayatı kabul etmedikleri görülmektedir. Onlara göre hayatın amacı haz ve mutluluktur ve bu dünyadan ibarettir. Gençler, sahip oldukları psikolojik, sosyolojik, politik ve felsefi nedenlerle geleneksel dini ret etmekte, onun yerine aklı, bilimi, özgürlüğü esas almaktadırlar. Bilgi kaynakları sadece gözlem, deney ve rasyonel düşüncedir. Onlara göre algılanabilenler dışında fizik ötesi varlıklar yoktur. “Vahiy, test edilemediği için bilgi kaynağı olarak görülemez. Dinler mitolojik döneme &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son zamanlarda tartışılan konulardan biri de gençlerin ateizm, deizm, agnostisizm gibi felsefi akımları benimseyerek İslam dinine karşı mesafeli olmalarıdır. Konunun temel nedenleri üzerinde durmadan önce, gençlerin nasıl bir kimliğe sahip olduklarını belirtmek gerekir.</p>



<p>Bilindiği gibi gençlik, dinamizmi, yeniliği, değişimi, bilimi, araştırmayı,&nbsp; sorgulamayı, tartışmayı, aykırılığı, özgürlüğü seven bir kesimdir. Günümüz bilim ve teknoloji çağında telefon, internet, video benzeri araçlarla her türlü bilgiye kolayca ulaşabilmektedirler. Bilim-kurgu, sanat, edebiyat, felsefe, spor, film, müzik, bilişim, kişisel gelişim ve mizah türü eserler onların ilgisini daha çok çekmektedir.</p>



<p>Zaman zaman gençlerle ilgi yapılan araştırmalarda, gençlerin kimlikleri itibariyle bir savrulma içerisinde oldukları, dinî ve ahlaki değerlerden uzaklaştıkları rahatlıkla görülmektedir.&nbsp; Bazılarının kendilerini ateist, bazılarının deist, bazılarının agnostik, bazılarının nihilist, bazılarının hedonist olarak tanımladığı görülmektedir.</p>



<p>Evet, yapılan araştırmalarda, bir kısım gençlerin İslam’a karşı tavır aldıkları, karşıt söylemlerde bulunduğu, Tanrı ve ahiret inancını ret ettiği, ölümden sonra bir hayatı kabul etmedikleri görülmektedir. Onlara göre hayatın amacı haz ve mutluluktur ve bu dünyadan ibarettir.</p>



<p>Gençler, sahip oldukları psikolojik, sosyolojik, politik ve felsefi nedenlerle geleneksel dini ret etmekte, onun yerine aklı, bilimi, özgürlüğü esas almaktadırlar. Bilgi kaynakları sadece gözlem, deney ve rasyonel düşüncedir. Onlara göre algılanabilenler dışında fizik ötesi varlıklar yoktur. “Vahiy, test edilemediği için bilgi kaynağı olarak görülemez. Dinler mitolojik döneme ait birer inançtır. Modern dönemde insanın tüm ihtiyaçlarını bilim karşılamakta, o da yeterli ve geçerli tek unsurdur” demektedirler.</p>



<p>Gençlerin İslam dinine karşı mesafeli olmalarının temel nedenlerinin başında okudukları kaynaklar ve edindikleri arkadaşlıklar gelmektedir. Bugün gençlerin inanç dünyasını ve hayatlarını etkileyen temel faktör, internet aracıdır. Gençlerin, internet ve basılı yayınlarla başlayan okumaları, araştırma, sorgulama ve eğilimleri, zamanla onları farklı inanışlara götürmektedir.</p>



<p>Diğer taraftan, çağın hızla ilerleyen ve sürekli değişen dinamikleri karşısında gençlere “din” olarak sunulan bilgilerin önemli kısmı, vahye ve akla aykırı, hurafelerden ve mitolojiden oluşan hikayelerdir. Bu yanlış din öğretisinin yanı sıra, bir de dindarların yasakçı tutumları, adaletsizlikleri, ahlaki sorunları ve dini istismarları, maalesef topluma kaos, istikrarsızlık ve zulüm getirmiş; ayrıca ateizm ve deizm gibi din karşıtlığı inanışların yayılmasına zemin hazırlamıştır. Vahiy, akıl, hikmet ve basiret merkeze alınmayınca, gençler dinden fersah fersah uzaklaşmaya başlamıştır.</p>



<p>Bir kısım medyanın, sahte Müslümanların sahte inanışlarını, hak ve adalet konusunda hassas olmamalarını, kadına karşı yanlış tutumlarını, şiddet ve terörden yana olduklarını dile getirerek hayatlarını örnek olarak sunması, gençlerin zihinlerini bulandırmakta, sonra da gerçek din olan İslam’dan da soğutmaktadır.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Evet, gençlere İslam dini doğru anlatılmazsa, vahiyden kopuk, israiliyat, hurafe, keşif, keramet, rüya gibi mitolojilere dayandırılmış batıl bir din anlatılırsa, gençler haklı olarak o batıl dine karşı çıkacak, bu tarz bir din anlayışını akıl dışı, özgürlüğü kısıtlayıcı, baskıcı, sıkıcı ve çağ dışı (geleneksel) bularak ret edeceklerdir.</p>



<p>Günümüzde İslam dininin (vahyin), çağın akıl ve bilimiyle okunup yorumlanması, din dilinin ve dini düşüncenin güncellenmesi kaçınılmazdır. Artık, asırlar önceki akıl ve konjonktürle yapılan yorumlar, güncel karşılığı olmayan basmakalıp fetvalar, dar kalıplara sıkıştırılan ezberler, rüya yorumları, akıl dışı hikayeler ve hurafe dolu anlatımların gençler tarafından kabul görmesi beklenemez.</p>



<p>İslam dini (vahiy), mutlak anlamda insanlığa huzur ve mutluluk sunmaktadır. Dolayısıyla, İslam’ı gençlere doğru anlatma zarureti vardır. Maalesef her gün ekranlarda boy gösteren “hoca kisveli” hikayecilerin anlattıkları, dünya genelinde Müslümanların pek iç açıcı olmayan sosyo-ekonomik durumları, Müslümanların terör eylemleriyle ilişkilendirmeleri, cemaat ve mezhep kavgaları, öteki ile ilişkileri, kadın algısı gibi durumlar, gençleri başka izimlere sevk etmiştir.</p>



<p>Dini merkeze alan cemaatlerin, hak, adalet ve ahlak gibi değerlere yeterince önem vermemeleri, söyledikleriyle yaşadıkları uyumlu olmaması, kendilerinden olamayanlara tekfir edip hayat hakkı tanımamaları, gizlilik içerisinde hareket etmeleri, gençleri dini sorgulamaya götürmüştür.</p>



<p>Özellikle Gülen cemaatinin, dini ve kendilerine güvenenleri istismar etmesi, örgütsel bir yapı/cemaat inşa ederek devlet içinde haksız kadrolaşması ve nihayetinde silahlı bir darbe girişiminde bulunması, dine ve dolayısıyla cemaatlere karşı güvensizlik meydana getirmiş ve gençlerin dinden uzaklaşmalarına neden olmuştur.</p>



<p>Yine “dindar, muhafazakar” olduğunu söyleyen iktidarların ve/ya siyasi partilerin, adalet ve liyakat konusunda güven vermemesi de gençlerin dinden uzaklaştırmalarına sebep olmuştur.</p>



<p>Diğer taraftan, bu modern/sekuler ve tüketim çağında yoğun iş temposunun insanı makineleştirmiş olması, daha çok kazanma hırsı, bireyselleşme temayülü, rahata düşkünlük, cinsel içerikli yayınların yaygınlaşması, nikahsız ilişkilerin özendirilmesi, ensest ilişkilerin sıradanlaştırılması ve modern kent yaşamının dinamikleri, gençleri dini düşünceye karşı olumsuz etkilemiştir.</p>



<p>Peki, İslam diniyle sorunları olan gençlere karşı ne yapılmalıdır?</p>



<p>Öncelikle sorunlu olan gençlerin sorularını ve sorunlarını iyi anlamak lazımdır. Gençleri batıl izimlere/inanışlara götüren (yukarıda bahsettiğimiz) sebepleri masaya yatırmakla işe başlamak gerekir.</p>



<p>Her şeyden önce, onların psikolojik ve sosyolojik yapısını ve eğilimlerini dikkate alarak, Kur’an aydınlığında yetiştirmek zorundayız; zira bütün batıl ve hastalıklı inanç ve izimlerin ilacı Allah’ın ayetleridir. İnsanları en iyi tanıyan Allah, insanların nasıl yaşaması gerektiği hususunda talimatname (Kur’an) göndermiştir. İşte o talimatname doğru anlaşılıp doğru anlatılırsa, insanların batıla kayması kolay olmayacaktır. Bunun için de öncelikle eğitimcilerin Kur’an eğitiminden geçmesi gerekir.</p>



<p>Ateizme ilgi duyan gençler bilmelidirler ki her eserin nasıl ki bir ustası varsa –kendiliğinden meydana gelmiyorsa- kainattaki bütün varlıkların da bir ustası/yapanı vardır. Bunu görmezlikten gelmek, kendini inkar etmektir.</p>



<p>Yine bilmelidirler ki bir ülke, bir şehir, bir mahalle, bir okul, bir ev nasıl sahipsiz olamıyorsa, koca kainat da sahipsiz olamaz. Nasıl ki düzenli ve sistemli çalışan her müessesenin başında bir yönetici varsa, kainattaki düzenin/sistemin de bir yöneticisi vardır. Bu durum gün gibi aşikardır ve hiçbir sağlıklı akıl inkar edemez.&nbsp;</p>



<p>DEİZM’e ilgi duyan gençler bilmelidirler ki nasıl ki her müessesenin sağlıklı işlemesi için kanun ve yönetmeliklere ihtiyaç varsa ve o müessesede görevli olanlar da o kanun ve yönetmeliklere karşı sorumlu olmak zorundalarsa, Kainattaki sitemin ve sosyal hayatın sağlıklı işlemesi için de kainat sahibinin kanun ve talimatnameleri (dini) vardır ve bu kanun ve talimatlardan bütün insanlar sorumludur. Bunu görmezlikten gelmek, akıl tutulmasıdır.</p>



<p>Örnekleri daha fazla uzatmadan belirtmek isterim ki “gençlerin inanç sorunu” yanlış eğitim ve öğretimden kaynaklanmaktadır. Köklü bir çözümü için, devlet önce Kur’an aydınlığında, akıl ve bilim ışığında eğitimciler yetiştirmelidir. Bu eğitimcilerin yetiştirdiği gençlerin batıl inanışlara sapması kolay olmayacaktır; zira bir eğitimci olan Resulullah as, insanlara Allah’ın ayetlerini tebliğ ettiğinde, ona yaşlı insanlardan ziyade öncelikle gençler kulak vermiş ve ona inanmışlardı.</p>



<p>Öyle ise, gençlerin “dindar” olması isteniyorsa, başta devlet yetkilileri olmak üzere her insan, sorumluluğunu yerine getirmelidir. Haşhaş ekmişseniz, pirinç bekleyemezsiniz.</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/genclik-nicin-islama-mesafelidir-enes-kara-ve-benzer-durumlar-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençliği Neden Kaybediyoruz?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/gencligi-neden-kaybediyoruz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/gencligi-neden-kaybediyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet BELENKUYU]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2021 09:45:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17665</guid>

					<description><![CDATA[Önce yazıyı kaleme almamıza neden olan habere bakalım: AİLESİNDEN 3 KİŞİYİ ÖLDÜREN 14 YAŞINDAKİ ÇOCUĞUN İFADESİ ORTAYA ÇIKTI! Ordu&#8217;da fındık toplama tartışması sonrası annesi, anneannesi ve abisini öldüren babasını da ağır yaralayan 14 yaşındaki F.Y. ifadesinde; &#8220;Bu yıl ortaokulu yeni bitirdim, liseye gideceğim. Ailem tarafından uzun zamandır psikolojik baskıya uğruyorum. Bu baskıda şiddet yok ancak özellikle annem bana sürekli kötü davranıyor. Beni sevmediğini düşünüyorum. Bu benim içimde bir kin biriktirmeme sebep oldu. Babam yıllık izne ayrıldı. Fındık için Korgan&#8217;a geldik. Ben Korgan&#8217;ı pek sevmiyorum. Fındık toplamayı da sevmiyorum. Ailemin baskısıyla bahçede çalışıyorum. Geçen 3 günde ailemle fındık toplamaya yardım ettik. Olay günü yine fındık toplama işi vardı, bu nedenle tartışma yaşandı.&#8221; dedi. (1) Peki olaydan ne anlamalıyız ve çözüm yolu ne olabilir? Öncelikle konu memleketimize has değildir. Avrupa ve Amerika&#8217;da da benzer ergen/delikanlı dönemi cinayetlere rastlanmaktadır. Fakat bugünden sonra bu cinayetlerin ülkemizde ve dünya genelinde artması muhtemeledir. Bu cümlem sizi ümitsizliğe itmesin ama durum tespiti ve gerçeğin görülmesi bakımından önemli. Nereden bu sonuca vardın hocam? Yeni nesilde bizim &#8220;Allah korkusu&#8221; olarak bildiğimiz ve buna bağlı bir dizi değer eksikliği var ve bunu biz aldık ellerinden. Bunun yerine koyduğunuz hümanizm, doğa, tabiat, insan, hayvan sevgisi vs. hiçbiri bunun sağladığı katkıyı insanlığa &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><a>Önce yazıyı kaleme almamıza neden olan habere bakalım:</a></p>



<p>AİLESİNDEN 3 KİŞİYİ ÖLDÜREN 14 YAŞINDAKİ ÇOCUĞUN İFADESİ ORTAYA ÇIKTI!</p>



<p>Ordu&#8217;da fındık toplama tartışması sonrası annesi, anneannesi ve abisini öldüren babasını da ağır yaralayan 14 yaşındaki F.Y. ifadesinde; &#8220;Bu yıl ortaokulu yeni bitirdim, liseye gideceğim. Ailem tarafından uzun zamandır psikolojik baskıya uğruyorum. Bu baskıda şiddet yok ancak özellikle annem bana sürekli kötü davranıyor. Beni sevmediğini düşünüyorum. Bu benim içimde bir kin biriktirmeme sebep oldu. Babam yıllık izne ayrıldı. Fındık için Korgan&#8217;a geldik. Ben Korgan&#8217;ı pek sevmiyorum. Fındık toplamayı da sevmiyorum. Ailemin baskısıyla bahçede çalışıyorum. Geçen 3 günde ailemle fındık toplamaya yardım ettik. Olay günü yine fındık toplama işi vardı, bu nedenle tartışma yaşandı.&#8221; dedi. (1)</p>



<p>Peki olaydan ne anlamalıyız ve çözüm yolu ne olabilir?</p>



<p>Öncelikle konu memleketimize has değildir. Avrupa ve Amerika&#8217;da da benzer ergen/delikanlı dönemi cinayetlere rastlanmaktadır. Fakat bugünden sonra bu cinayetlerin ülkemizde ve dünya genelinde artması muhtemeledir. Bu cümlem sizi ümitsizliğe itmesin ama durum tespiti ve gerçeğin görülmesi bakımından önemli. Nereden bu sonuca vardın hocam?</p>



<p>Yeni nesilde bizim &#8220;Allah korkusu&#8221; olarak bildiğimiz ve buna bağlı bir dizi değer eksikliği var ve bunu biz aldık ellerinden.</p>



<p>Bunun yerine koyduğunuz hümanizm, doğa, tabiat, insan, hayvan sevgisi vs. hiçbiri bunun sağladığı katkıyı insanlığa sağlamayacaktır. Bu tezimi gerekirse uzun uzun savunabilirim. Ana konu bu ama konu uzamasının diye yeteri kadar açacağım.</p>



<p><a>Şimdi konunun özeti çocuğun ifadesinde:</a></p>



<ul class="wp-block-list"><li>Köyünü (geleneksel hayat tarzını, ailesini) sevmiyor.</li><li>İş buyurulmasını sevmiyor.</li><li>Annesini sevmiyor.</li><li>Ailesinin yardım isteğini &#8220;baskı&#8221; olarak görüyor.</li></ul>



<p>Tipik ergen/delikanlı davranışları. Bunlar eskiden de vardı ve şimdi de var. Fakat eskiden kanı kaynamış, delikanlı der, bir miktar hoşgörü ilemeseleyi hallederdik. Yalnız günümüzde durum farklı. Gençler ailesinin her davranışını kabullenmesini istiyor.</p>



<p><a>Bunun birkaç sebebi var:</a></p>



<ol class="wp-block-list" type="1"><li>Geleneksel tanımlamalar değişti, çocuk, genç, yetişkin.</li><li>İmkanlar ve konfor seviyesi arttı ve aile de en fazla konfor çocuklara sağlandı.</li><li>Çocuklar ve gençler dünya üzerindeki konforlu hayat örneklerine çok kolay ulaşmaya ve şahit olmaya başladılar.</li><li>Yasalar çocukları koruma amacındayken onları dokunulmaz yaptı.</li></ol>



<p><a>Şimdi bu maddeleri açalım:</a></p>



<p>Şimdi mükellef olma / sorumluluk yaşı dine ve yasalara göre farklılık arzediyor. Bu ne demek?</p>



<p>İslam da bir çocuk mümeyyiz/ayırt edebilir bir yaşa gelince görev bilinci başlar. Mümeyyiz başka mükellef başka. Yani ne zaman iyiyi ve kötüyü ayırt etti, ona görev ve sorumluluk verilmelidir. Bu 3 yaşta olabilir, 5 yaşta olabilir. Fakat çocuktur, ceza bakımından hoş görülmelidir. Bu alışma dönemidir. &#8220;7 yaşında namaza alıştırın.&#8221; Bu demek, yoksa namazlarından sorumlu ve cezası olacak demek değil.</p>



<p>Ama dinen &#8220;buluğ çağı&#8221; dediğimiz ergenliğe adım atar atmaz, artık o birey dine göre sorumluluk bakımından yetişkin gibi görülecek ve yaptıklarının karşılığını alacaktır. Artık bu kişi Allah&#8217;a ve onun saygı duymamızı istediği diğer kullara/hayvanlara/bitkiler/tabiata karşı kul hakkı çerçevesinde davranacak, ayrıca dinini belirlediği ana/baba, akraba, komşu haklarına uygun davranacaktır.</p>



<p>Şimdi sen bu çerçeveden çıkıp 18 yaşını bekler ve ona sorumluk yüklemezsen, 14-15 yaşına gelir cinayet işler ve ona çocuk muamelesi yaparsan, askerden gelsin de iş kursun dersen o tembellik ve rahatlıkla 25-30 una kadar aileye yük olarak kalmaya devam eder, evlenmez daha nice sorunlar açar başına.</p>



<p>Bizim çocukluğumuzda, köyde eli iş tutan çocuk ailenin geçimine de yokluğuna da ortaktı. Herkes &#8220;gücü yettiğince&#8221; çalışırdı. Biz de ailemize karşı ne eziklik hisseder, ne de saygısızlık ederdik. Çünkü işi anlardık, nasıl güçlüklerle hayatın kazanıldığını bilir, imkanları olsa bize neleri vermek istediklerini bilir, alınana razı olurduk.</p>



<p>Şimdi çocuklar ve gençler ailenin geçimine değil sadece konforuna ortak oldukları için, konforları azalınca şımarıp, azgınlaşıp ailelerine karşı geliyorlar. Bu da ileri aşamada, örnekte olduğu gibi cinayete kadar gidebiliyor, gidecektir.</p>



<p>Mevcut medya ve arkadaş çevresi sürekli dünyadaki zengin ve müreffeh hayatı gençlerin gözlerine soktuğundan bu tür yazılar gençleri sıkıyor. &#8220;Sizin zamanınızdan bize ne? Bize bunları anlatmayı kesin!&#8221; türü konuşmalara şahit oluyorsunuz. Geçen yıl maske takmayan ve sokağa çıkan ihtiyarlarla ilgili haberlerde görülen gençlerin öfkesi aslında diğer alanlarda da var ve ihtiyarlara karşı kin sosyal medya tarafından körükleniyor.</p>



<p>Aslında işin siyasi ve dünyanın hakim güçlerini ilgilendiren tarafları da var ama o konu da ana konudan uzaklaşmamıza nende olacağından fazla girmeyelim.</p>



<p>Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, geçlerin yetiştirilmesinde aile çocuğa maddi konfor sağlayamadığı gibi, bilgi konusunda da yetersiz kalıyor. Hatta şu an okullar yetersiz kalıyor. İnternet üzerinden din, ahlâk, aile ve geleneksel yapılara yapılan saldırıları ailenin tek başına karşılaması hemen hemen imkansız.</p>



<p>Bu ancak aynı fikir ve düşünceye sahip yapıların toplumsal ve internet ortamında örgütlenmesi ve en iyi çözüm yollarını üretmesi ile mümkün olabilir. Gençler artık tarihi kahramanlar, efsaneler ve masallar yerine güncel örnekler arıyor. Ya da tarihi kahramanları güncel kılıklarla en iyi sunanlar bir adım önde.</p>



<p>Batının geçmiş tecrübeleri, kölelik, çocuk işçiliği ve çocuk istismarı konuları onları bir tür katı önlemler almaya itti. Ancak bu tedbirler bu gün gençlerin yetişmesini ve hayata katılmasını ileri yaşlara erteliyor ve gençlerin kendine güvensizliğine neden oluyor.</p>



<p>Bırakalım başkasının yanında çırak olarak çalışmayı, eskiden tarım işçisi olarak tarlasında yahut kendi işyerinde çalışan genç ve çocuklar bile artık küçük arazilerin işlenmemesi, hayvancılığın şekil değiştirmesi vb nedenlerle çocuklar ve gençler askerliğe kadar hayattan kopuk yaşıyorlar. Kanunlar kişinin yatığı işe göre değil yaşa göre ücret belirliyor ve belli yaşın altındakilere çalışma izni vermiyor. Bu hem çocukların hayata katılmasını ve çocukların ailenin geçimine katkısını engelliyor, hem de ailedeki yetişkinler özellikle anne babanın yükünü artırıyor. Bu nedenle ebeveyn çocuklarına vakit ayıramıyor ve onunla ilgilenemiyor ve sorunlarını çözemiyor.</p>



<p>Sonra da çocuklar dokunulmaz bir hale geliyor, yaptığı sorgulanamaz oluyor. Oysa dinimize göre bütün bireylerin bir konumu, çocuk, kardeş, anne, baba, eş herkesin birbirine karşı sorumlulukları vardır. Bunların birinden sorumluluğu kaldırırsan diğerine zulüm edersin.</p>



<p>Özet olarak, bütün eğitim, kültür, iş hayatı ve yasal mevzuat yukarıdaki tehlike ve faydalar dikkate alınarak yeniden düzenlenmediği sürece bu sorunlar olacaktır ve maalesef çok canlar yanacaktır.</p>



<p>(1)<a href="https://www.star.com.tr/yasam/ailesinden-3-kisiyi-olduren-14-yasindaki-cocugun-ifadesi-ortaya-cikti-haber-1649518"> https://www.star.com.tr/vasam/ailesinden-3-kisivi-olduren-14-vasindaki-cocugun-ifadesi-ortava-cikti-</a> <a href="https://www.star.com.tr/yasam/ailesinden-3-kisiyi-olduren-14-yasindaki-cocugun-ifadesi-ortaya-cikti-haber-1649518">haber-1649518</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/gencligi-neden-kaybediyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pandemi Sonrası Gençler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/pandemi-sonrasi-gencler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/pandemi-sonrasi-gencler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jun 2021 08:12:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17420</guid>

					<description><![CDATA[Yaklaşık olarak bir buçuk senedir süren Pandemi nedeniyle toplumun geneli Maddi ve Manevi anlamda çok yıprandı. Alınan bir takım sosyoekonomik önlemler faydalı olmakla birlikte pansuman etkisinden öteye gidemedi diyebiliriz. Bizler Maddi kayıpların zaman içerisinde telafisinin mümkün olduğunu pekâlâ biliyoruz. Ancak bu süreçte en büyük manevi sorunu ve kaybı memleketimizin geleceği gençler yaşadı. Bu durumdan bihaber olanlar için böylesi bir yazıyı kaleme aldım diyebilirim. Özellikle son dönem her fırsatta Z Kuşağı ile ilgili olarak olumsuz ifadeler kullanan Ebeveynlerin ve Yöneticilerin dikkatini çekmek istiyorum. Pandemi Dönemi sosyalleşmeden uzak âdeta evde hapis hayatı yaşayan bu gençlerimizle ilgili bir takım acil önlemler alınarak hayata geçirilmelidir. Bugün normal zamanlarda dahi bireyin en çok ihtiyaç duyduğu konuların başında Danışmanlık ve Gelecek Planlaması gelir. Bugün bu nedenle her bir gencimizin acil anlamda bir Danışmanlığa ve Gelecek Planlamasına ihtiyaç duyduğu inkar edilemez bir gerçektir. Bir taraftan gençlerin Akademik ve Mesleki Eğitim kayıpları telafi edilirken diğer taraftan Psikolojik ve Manevi Danışmanlık almaları Pandemi Travmasını hafif atlatmalarına muhakkak ciddi katkıda bulunacaktır. Sağlıklı nesillerin yetişmesi için Devletimizin tüm kademeleri ile harekete geçmesi Sosyal Devlet olmanın bir gereğidir. Boş geçen derslerin telafisi kadar boş geçen günlerin duygu dünyalarında yaratmış olduğu tahribatı onarmak noktasında Devletin en az 3 kurumunun; Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yaklaşık olarak bir buçuk senedir süren Pandemi nedeniyle toplumun geneli Maddi ve Manevi anlamda çok yıprandı. Alınan bir takım sosyoekonomik önlemler faydalı olmakla birlikte pansuman etkisinden öteye gidemedi diyebiliriz. Bizler Maddi kayıpların zaman içerisinde telafisinin mümkün olduğunu pekâlâ biliyoruz.</p>



<p>Ancak bu süreçte en büyük manevi sorunu ve kaybı memleketimizin geleceği gençler yaşadı. Bu durumdan bihaber olanlar için böylesi bir yazıyı kaleme aldım diyebilirim.</p>



<p>Özellikle son dönem her fırsatta Z Kuşağı ile ilgili olarak olumsuz ifadeler kullanan Ebeveynlerin ve Yöneticilerin dikkatini çekmek istiyorum. Pandemi Dönemi sosyalleşmeden uzak âdeta evde hapis hayatı yaşayan bu gençlerimizle ilgili bir takım acil önlemler alınarak hayata geçirilmelidir.</p>



<p>Bugün normal zamanlarda dahi bireyin en çok ihtiyaç duyduğu konuların başında Danışmanlık ve Gelecek Planlaması gelir. Bugün bu nedenle her bir gencimizin acil anlamda bir Danışmanlığa ve Gelecek Planlamasına ihtiyaç duyduğu inkar edilemez bir gerçektir.</p>



<p>Bir taraftan gençlerin Akademik ve Mesleki Eğitim kayıpları telafi edilirken diğer taraftan Psikolojik ve Manevi Danışmanlık almaları Pandemi Travmasını hafif atlatmalarına muhakkak ciddi katkıda bulunacaktır. Sağlıklı nesillerin yetişmesi için Devletimizin tüm kademeleri ile harekete geçmesi Sosyal Devlet olmanın bir gereğidir.</p>



<p>Boş geçen derslerin telafisi kadar boş geçen günlerin duygu dünyalarında yaratmış olduğu tahribatı onarmak noktasında Devletin en az 3 kurumunun; Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik Ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın ortak hareket etmesi sorunun çözümü noktasında makul bir yaklaşım olacaktır.</p>



<p>En basitinden, toplumsal anlamda Doğal bir Afet sonrası dahi&nbsp; yaşanan travmanın telafisi günler hatta aylar alabiliyorken, Pandemi’nin Psikolojik etkilerini yabana atmamak toplum psikolojisinin selameti açısından hayati önem taşımaktadır.</p>



<p>Özellikle Üniversite Gençliğinin ivedi bir şekilde gruplar halinde eğitim ve öğretim programları kapsamında rehabilite edilmesi yine çok ama çok önemli bir konudur. Sadece ders kaybı değil Staj ve Mesleki tecrübelerden uzaklaşmış olma durumunun telafisi dahi, kaybolan özgüvenlerinin tamiri açısından büyük önem taşımaktadır.</p>



<p>Bu hususta yine son yıllarda toplumsal manada sahada ciddi çalışmalar yapmakta olan Sivil Toplum Kuruluşları elini taşın altına koymaktan çekinmemelidir. Sorunun çözümü için yapılacak Çalıştay ve Sempozyumlara Üniversitelerin, Yerel Yönetimlerin ve Kamu Kurumlarının yanı sıra Sivil Toplum Kuruluşlarının da mutlaka dahil olması gerekmektedir.</p>



<p>Bu nedenle sürekli isyan etmek ve şikayetçi olmak gençlerimize hiçbir katkı sağlamayacağı gibi demoralize olmalarına neden olacaktır. Özellikle Eğitim Camiasının değerli mensuplarına bu noktada büyük sorumluluk düşmektedir. Gençler ile ilgili olarak tüm detaylar hesaplanmalı toplumun tamamını bu sürece dahil etmek için özel bir çaba gösterilmelidir.</p>



<p>Bir beden misali toplum olarak topyekün bir mücadele ile kayıp ve hasarları telafi etmekle yetinmeyip geleceğe yönelik sağlam temeller oluşturmak asli hedefimiz olmalıdır.</p>



<p>Son dönemin kısır ve manasız magazin kokan gündemleri yerini, ülkemizin geleceği olan gençlerin gerçek sorunlarının çözüm alternatiflerine bırakmalıdır.</p>



<p>Bu nedenle her bireyin (Anne ve Babanın) kendi evinin önünü süpürmekle yani kendi çocuklarıyla işe başlaması yine yerinde bir davranış olacaktır.</p>



<p>Selâm ve dua ile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/pandemi-sonrasi-gencler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pandemide Genç Olmak</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/pandemide-genc-olmak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/pandemide-genc-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Apr 2021 10:04:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17154</guid>

					<description><![CDATA[Yaklaşık olarak bir yılı aşkındır süren Covid19 Salgını sürecinde toplum olarak birçok konuda sorun yaşamakla beraber en çok psikolojik anlamda kırılmalar ve yıpranmalar hafızalarımızda yer tuttu diyebiliriz. Uzun yıllar Ergenler ve Gençler üzerinde çalışmalar yaptığım için bu süreçte benimde nazarı dikkatimi yine Ergen ve Genç kardeşlerimizin yaşamış oldukları sorunlar yeni çalışmalarıma ışık tuttu diyebilirim. Özellikle Aile İçi İletişim konusunda çok ama çok ciddi çalışmalar yapılması gerektiği bu noktada bizler için önemli bir uyarı oluşmasına katkıda bulundu. Öyle ki sadece gençler değil anneler ve babalar içinde durum pek farklı değildi. Ancak gençlerin bu geçiş döneminde evlere adeta hapis kalması doğal olarak Gençler Konusuna ağırlık vermemizde etkili oldu. Geleneksel yapısı itibariyle Türk Toplumunda Ergenlik ve Gençlik Döneminde Mahrem Eğitimler diyebileceğimiz konular çoğunlukla Sokak diye tabir ettiğimiz yakın çevredeki akranlar veya gençlerin seviyesine inebilen büyük abilerden veya ablalardan öğrenilir. Cinsellik kavramının ve konuşulmasının hala tabu olarak var olduğu gerçeği bu durumun ne denli geçerliliğini koruduğunu bizlere gayet iyi anlatmaktadır. Özellikle mahrem konularda öğrenmenin karşısında ki en büyük engel Ayıp ve Günah ifadeleriyle oluşturulmuş duvarlardır. Geçmişte mahrem bilgilere sadece pornografi içeren bir takım basım ve yayın organlarından ulaşan sağlıksız yönlendirilen bir kuşağın bu konuda evlatlarını sağlıklı yönlendirmesini beklemek komik kaçar tabi. Günümüzde kitlesel iletişimin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yaklaşık olarak bir yılı aşkındır süren Covid19 Salgını sürecinde toplum olarak birçok konuda sorun yaşamakla beraber en çok psikolojik anlamda kırılmalar ve yıpranmalar hafızalarımızda yer tuttu diyebiliriz.</p>



<p>Uzun yıllar Ergenler ve Gençler üzerinde çalışmalar yaptığım için bu süreçte benimde nazarı dikkatimi yine Ergen ve Genç kardeşlerimizin yaşamış oldukları sorunlar yeni çalışmalarıma ışık tuttu diyebilirim.</p>



<p>Özellikle Aile İçi İletişim konusunda çok ama çok ciddi çalışmalar yapılması gerektiği bu noktada bizler için önemli bir uyarı oluşmasına katkıda bulundu. Öyle ki sadece gençler değil anneler ve babalar içinde durum pek farklı değildi. Ancak gençlerin bu geçiş döneminde evlere adeta hapis kalması doğal olarak Gençler Konusuna ağırlık vermemizde etkili oldu.</p>



<p>Geleneksel yapısı itibariyle Türk Toplumunda Ergenlik ve Gençlik Döneminde Mahrem Eğitimler diyebileceğimiz konular çoğunlukla Sokak diye tabir ettiğimiz yakın çevredeki akranlar veya gençlerin seviyesine inebilen büyük abilerden veya ablalardan öğrenilir.</p>



<p>Cinsellik kavramının ve konuşulmasının hala tabu olarak var olduğu gerçeği bu durumun ne denli geçerliliğini koruduğunu bizlere gayet iyi anlatmaktadır. Özellikle mahrem konularda öğrenmenin karşısında ki en büyük engel <strong>Ayıp ve Günah </strong>ifadeleriyle oluşturulmuş duvarlardır.</p>



<p>Geçmişte mahrem bilgilere sadece pornografi içeren bir takım basım ve yayın organlarından ulaşan sağlıksız yönlendirilen bir kuşağın bu konuda evlatlarını sağlıklı yönlendirmesini beklemek komik kaçar tabi.</p>



<p>Günümüzde kitlesel iletişimin yaygınlaşmasına ve her türlü bilgi ve belge alışverişinin bu denli gelişmesine rağmen okullarda hala <strong>Sağlıklı Cinsellik</strong> adı altında ders verilmemesi hususunun üzerinde konuşulması ve tartışılması gereken önemli bir durum olduğunu düşünüyorum.</p>



<p>Bizim Kuşak ya da diğer ismi ile X Kuşağı, yakın tarihte <strong>Milli Güvenlik</strong> adı altında verilen bir ders aldılar. Bu dersin özelliği sadece erkek öğrencilerin sorumlu tutulması idi. Yani bu ders saatinde kız öğrenciler sınıfta bulunmazlardı.</p>



<p>Sağlıklı Cinsellik konusunda da tıpkı benzer şekilde Kız ve Erkek öğrencilerin ayrı gruplar halinde kendi hemcinsleri eğiticilerle böylesi bir program kapsamında Sağlıklı Cinsellik dersi adı altında bilgilendirilmeleri gençlerimizin ve dolayısı ile toplumun menfaatine olacaktır.</p>



<p>Bu eksiklik özellik nedeniyle sapkın ve marjinal grupların fırsata çevirmelerine neden oluyor. Keza Tabiat boşluğu kabul etmiyor. Sizin doğruları konuşmaya çekindiğiniz çocuğunuz ile sapkın gruplar doğrudan temas kurabiliyor.</p>



<p>Milli Eğitim ve Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı uhdesinde böyle bir eğitim verilirse, son yıllarda Sapkınlık derecesinde her yeni gün farklı ahlaksızlıklara damga vuran ve Toplumsal Ahlaki Yapımızı ifsat etme yolunda mücadele veren dış kaynaklı örgütlere karşı önemli bir tedbir almış olacağız.</p>



<p>Geçmişte aile içinde konuşulması dahi sakıncalı mahremiyet içeren kelimelerin ve kavramların bugün rahatlıkla konuşulması ortada ciddi bir sorun olduğunun önemli göstergesidir. Gençlerimizin edep sınırlarını zorlaması muhakkak hepinizi rahatsız etmektedir.</p>



<p>Türk Toplumunun en değerli yapı taşı olan Aile Yapısı her daim yerli ve yabancı düşmanların en büyük hedefi olmuştur. <strong>Çünkü deyim yerinde ise Aile Yapısı bu toplumun ayakta kalan Son Kalesi olma özelliği taşımaktadır.</strong></p>



<p>Bu durumu çok iyi etüt etmiş olan düşmanlar Ağacı içten Kemiren bir Kurt misali bizi ancak içeriden yıkabileceklerini çok iyi biliyorlardı. Bu nedenle başta Sanatsal ve Kültürel faaliyetler olmak üzere birçok kanalı kullanmak suretiyle saldırmaktan çekinmiyorlar.</p>



<p>Özellikle son yıllarda LGBT ve benzeri sapkın yapıların doğrudan toplumu yani Aile Yapısını hedef alan sokak eylemleri bizlerin bu konuda ne denli dikkatli olmasını ve önlemler alması gerektiğini göstermektedir.</p>



<p>İstisnalar hariç Aile Kalesi dört bir cepheden kuşatılmış durumdadır. Başta televizyonlar ve sosyal medya kanalları olmak üzere gençlerimizi doğrudan olumsuz manada yönlendirmektedir. <strong>Bu sözde yapımlar Ahlak adına hiçbir kural ve değer içermeyen çöplük diyebileceğimiz sözde sanat eserleridir.</strong></p>



<p>Her türlü şiddeti ve sapkınlığı normal gösteren senaryolar genç beyinlerin zehirlenmesine neden olmaktadır. Genç Birey büyük ailesinde haram ve günah gibi kavramlar ile tanışmamış ise o vakit yapılan yanlışların sayısı da her geçen gün artmaktadır.</p>



<p>Anne ve Baba öldüren evlatlar artık bir adım ileri giderek Ninelerini ve Dedelerini öldürür duruma gelmişlerdir. Bu konuda amacım kesinlikle içinizi karartmak değil aksine önleyici bir takım tedbirler sayesinde İmanlı ve İhlaslı bir nesil yetiştirebilmek adına gayret göstermektir.</p>



<p>Öyle ya biz seferden sorumluyuz. Takdir muhakkak Rabbimize aittir. <strong>Aile içerisinde Anne ve Baba muhabbetinden mahrum kalan gençlerden çok fazla bir şey bekleyemeyiz.</strong> Ailede öncelikle Karı ve Koca birbirine muhabbetle bakmalıdır.</p>



<p>Dünyevi sebepler nedeniyle gereksiz bir gerginlik yaşayan anne ve baba çocuklarına muhabbet ile yaklaşamaz. Her konuda olduğu gibi yine rol model Aile yani Anneler ve Babalardır. Ailenin Saadeti ve geleceği oturduğunuz evden, bindiğiniz arabadan daha kıymetlidir!</p>



<p>İçerisinde bulunduğumuz Mübarek Ramazan Ayı Ailede muhabbetin başlatılması için iyi bir fırsat olabilir. Eşler öncelikle birbirinin daha sonra ise çocuklarının duygusal halinden anlamalı <strong>Empati </strong>kurmalıdırlar.</p>



<p>Rabbim cümlemizin Aile Muhabbetlerini arttırsın inşallah.</p>



<p>Selam ve dua ile…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/pandemide-genc-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüm Çabalar Daha İyi Bir Gençlik ve Gelecek İçin Olmalıdır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tum-cabalar-daha-iyi-bir-genclik-ve-gelecek-icin-olmalidir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tum-cabalar-daha-iyi-bir-genclik-ve-gelecek-icin-olmalidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2020 08:17:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15722</guid>

					<description><![CDATA[Geçen gün 18-29 yaşa arası gençler üzerinde yapılmış bir anket çalışmasına baktım. Bu anket sonuçlarından yola çıkarak bu haftaki yazımı gençler ve onları yetiştiren yetişkinlere ayırdım.Önce anketten birkaç sonuç vererek konuya girmek istiyorum. Yetişkinlerin kendilerini anlayıp anlamadığı konusunda düşüncesi sorulan gençlerin yüze 42,5’i “bizi anlamıyorlar” cevabını verirken, yüzde 38,8’i ise az anlıyorlar cevabını verdiler. Gençlerin sadece yüzde 9,4’ü yetişkinlerin kendilerini anladığını söylüyor. Dolayısıyla Gençlerin yüzde 90&#8217;nına yakını büyüklerin kendilerini anlamadığını düşünmektedir.“Türkiye’deki siyasi partilerden herhangi birinin gençlerin sorunlarını çözme konusunda yeterli politikalar üretebildiğini düşünüyor musunuz” Sorusuna, gençlerin yüzde 77,9’u’ “hayır hiçbir parti yeterli politika üretmiyor, sadece üretiyormuş gibi görünüyor” cevabını verdi.“Bu ülkeyi yönetiyor olsanız öncelikle çözeceğiniz sorun ne olurdu” sorusuna gençlerin 46,7’si gibi büyük bir oran “işsizlik/istihdam” sorunu cevabını verirken, yüzde 8,8 “hayat pahalılığı”, yüzde 7,6’sı ise “adalet” cevabını verdi.“Sizce Türkiye’de işe girebilmek için liyakat mi daha etkili yoksa torpil mi” sorusuna, yüzde 77. 6’sı torpilin liyakatten daha etkili olduğu yönünde cevap verdiler.“Eğitim veya iş amaçlı bir başka ülkede geçici süreli yaşama fırsatı tanınsa yurt dışına gitmek ister misiniz” sorusuna gençlerin yüzde 76,2’si ‘evet kesinlikle giderim’ cevabını verirken, yüzde 14’ü ise ‘Evet ama ülkemde aynı şartları bulursam gitmem’ cevabını verdi.Kalıcı olarak bir başka ülkenin vatandaşlığı verildiğinde ‘evet terk eder giderim’ diyenlerin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><br>Geçen gün 18-29 yaşa arası gençler üzerinde yapılmış bir anket çalışmasına baktım. Bu anket sonuçlarından yola çıkarak bu haftaki yazımı gençler ve onları yetiştiren yetişkinlere ayırdım.<br>Önce anketten birkaç sonuç vererek konuya girmek istiyorum.</p>



<ol class="wp-block-list"><li>Yetişkinlerin kendilerini anlayıp anlamadığı konusunda düşüncesi sorulan gençlerin yüze 42,5’i “bizi anlamıyorlar” cevabını verirken, yüzde 38,8’i ise az anlıyorlar cevabını verdiler. Gençlerin sadece yüzde 9,4’ü yetişkinlerin kendilerini anladığını söylüyor. Dolayısıyla Gençlerin yüzde 90&#8217;nına yakını büyüklerin kendilerini anlamadığını düşünmektedir.</li><li>“Türkiye’deki siyasi partilerden herhangi birinin gençlerin sorunlarını çözme konusunda yeterli politikalar üretebildiğini düşünüyor musunuz” Sorusuna, gençlerin yüzde 77,9’u’ “hayır hiçbir parti yeterli politika üretmiyor, sadece üretiyormuş gibi görünüyor” cevabını verdi.</li><li>“Bu ülkeyi yönetiyor olsanız öncelikle çözeceğiniz sorun ne olurdu” sorusuna gençlerin 46,7’si gibi büyük bir oran “işsizlik/istihdam” sorunu cevabını verirken, yüzde 8,8 “hayat pahalılığı”, yüzde 7,6’sı ise “adalet” cevabını verdi.</li><li>“Sizce Türkiye’de işe girebilmek için liyakat mi daha etkili yoksa torpil mi” sorusuna, yüzde 77. 6’sı torpilin liyakatten daha etkili olduğu yönünde cevap verdiler.</li><li>“Eğitim veya iş amaçlı bir başka ülkede geçici süreli yaşama fırsatı tanınsa yurt dışına gitmek ister misiniz” sorusuna gençlerin yüzde 76,2’si ‘evet kesinlikle giderim’ cevabını verirken, yüzde 14’ü ise ‘Evet ama ülkemde aynı şartları bulursam gitmem’ cevabını verdi.<br>Kalıcı olarak bir başka ülkenin vatandaşlığı verildiğinde ‘evet terk eder giderim’ diyenlerin oranı yüzde 64 olurken, sadece yüzde 14’ü ‘ülkemde kalırım&#8217; cevabını verdi.</li><li>“Hangi ülkede yaşamak istersiniz” sorusuna yüzde 43 ile Avrupa ülkeleri başı çekerken, yüzde 39,8 ile ABD/Kanada yüzde 14,8 ile de İskandinav ülkeleri takip ediyor.</li><li>“Neden başka bir ülkede yaşamak istersiniz” sorusuna ise gençlerin yüzde 59’ü ‘daha iyi bir gelecek’ cevabını verirken, yüzde 14,6’sı ‘Daha huzurlu hayat’ yüzde 6’sı ‘adalet/eşitlik’ ve yüzde 20,4’ü ise ‘diğerleri’ cevabını verdi. Dolayısıyla daha iyi bir gelecek için gençler yurt dışını istemektedirler.</li></ol>



<p>Anketteki bu yedi sorunun cevabına baktığımızda gençlerin –çoğunluğunun- bugünkü Türkiye’den memnun olmadıkları görülmektedir. (İlgililere duyurulur.)</p>



<p>İlk anket cevabında, gençlerin yüzde 90&#8217;nına yakınını, “büyüklerin kendilerini anlamadığını” düşünmektedir. Gerçeği söylemek gerekirse, tarih boyunca –genellikle- gençler yetişkinleri, yetişkinler de sürekli gençleri eleştirip/kötüleyip durmuşlardır. Bugün de böyle, yarın da hep böyle olacaktır. Kadınların sürekli erkekleri, erkeklerin de kadınları eleştirdikleri gibi (istisnalar bir tarafa).</p>



<p>Gençleri analiz ederken -taraf tutmadan- mümkün olduğunca realiteye uygun analiz yapmak zorundayız.<br>Yetişkinleri dinlediğimizde –genellikle- gençlerin yoldan çıktıklarını, neslin bozulduğunu ve ahlak diye bir mefhumun kalmadığını dile getirmektedirler.<br>Gençleri dinlediğimizde de “yetişkinlerin kendilerini anlamadıklarını, her şeylerine karıştıklarını, geri kaldıklarını ve gençliklerinin bizden daha kötü olduğunu dile getirmektedirler.</p>



<p>Bana sorarsanız iki tarafında haklı olduğu noktalar vardır. Son 25 yılda yetişen gençlere baktığımızda, başta kız-erkek ilişkileri olmak üzere pek çok alanda ahlak/edep kurallarına uymadıklarını görürüz. Gençlerin önemli bir kısmı Müslüman toplumun aile yapısını dejenere ettiklerine şahit olmaktayız.</p>



<p>Büyüklerin verdiği öğütleri dinlemediklerini, başına buyruk hareket ettiklerini, büyüklerinin tavsiyelerinden ziyade, ellerindeki telefonların mesajlarına uyduklarını görürüz.<br>Evet, gençleri yönlendiren, yetiştiren ve eğiten ellerindeki telefonlardır. O telefonlar, onların hem anası, hem babası ve hem de okullarıdır. Onları bu “telefon okulları” yetiştirmektedir. Artık, ana-babalar, öğretmenler ve diğer büyükler değil, elektronik cihazlar onları yönetiyor, yetiştiriyor ve şekillendiriyor. Bu elektronik cihazlar onların hayatları olmuştur. Sosyal olmayan medya, onların mektebi, onların en iyi arkadaşı olmuştur. Bunları dikkate almadan gençleri tanıyamayız.</p>



<p>Eskiden gençler büyüklerinin (dedelerinin, ninelerinin) elleri altında, onlardan öğrendikleri hikayelerle, öğütlerle ve edeple yetişirlerdi. Şimdiki gençlik o öğütlerden bir hayli uzaklaşmış durumdadır. Artık o tarihlere ve o geleneğe gitmek oldukça zordur. Dolayısıyla geçmiş yıllardaki örfümüzü, gelenek ve göreneklerimizi esas alarak gençleri değerlendirirsek, “iyi bir not” alamayacaklarını belirtmek isterim.</p>



<p>Bana göre gençlerin en önemli eksiklikleri, büyüklerinin tecrübe ve deneyimlerinden yeterince yararlanmak yerine, telefon ve sıkça beraber oldukları “tecrübesiz” arkadaşlara uymalarıdır. Büyüklerin tecrübe ve deneyimlerinden yararlanmaktan kaçındıkları için hayatı hep tozpembe görmekte, çoğu zaman aldanmakta, zaman ve değer kaybına uğramaktadırlar.</p>



<p>Hayatın zorluklarını yaşamadıkları ve alın terinin ne kadar kıymetli olduğunu bilmedikleri için, babalarının gecelere belki de sabahlara kadar çalışıp kazandığı parayı içleri sızlamadan çarçur edebiliyorlar. Annelerinin, onların iyiliklerini ve geleceklerini düşünüp çırpınmalarını ellerinin tersi ile itebiliyor ve saygısızlığı sürdürebiliyorlar.</p>



<p>Doğrusunu söylemek gerekirse, hayatımızdan ve gidişattan memnun değilsek, kabahati sadece bir tarafta değil, hepimizde aramak zorundayız. Hepimizin eksik ve yanlış tarafları vardır. Çoğu konularda (hak, adalet, para, çıkar, şöhret, özenti, savurganlık gibi) hepimiz savruluyoruz; dik duramıyoruz. İnandığımız ve olduğumuz gibi görünemiyoruz; yamuluyoruz. Değilse, herkes nefsinde murakebesini yapsın!</p>



<p>Anketin diğer yanıtlarına baktığımızda gençlerin, işsizlik/istihdam sorunu, hayat pahalılığı, adaletsizlik, özgürlük, liyakatsizlik ve torpil gibi sorunların olduğunu, çözümü için hiçbir siyasi partinin yeterince politikalar üretmediğini ve dolayısıyla –yüzde doksan gibi bir çoğunluğun- yurt dışına gitmek istediklerini görmekteyiz.</p>



<p>Evet, Türkiye bu konularda bugün iyi durumda değil ise sebebi bugünkü gençler değil, dünün gençleri, bugünün yetişkinlerdir; zira günümüzün gençleri daha vazifeyi devralmadılar. Gençler yetişkinlerin hazırladığı yasalara, yönetmeliklere, plan programlara, eğitim müfredatına, çeşitli tv programlarına, dizi ve filmlere, kitap ve dergilere göre yetişmektedirler. Eğer yasalar, yönetmelikler, müfredatlar, tv programları, dizi ve filmler İslam/insan tabiatına uygun hazırlanıp uygulanabilseydi, kaybımız çok daha az olacaktı; zira ağaç yaş iken şekil alır.</p>



<p>Onun için gençlerden şikayetçi olan yetişkinler, önce kendilerine düşeni yapsınlar. Bilsinler ki armut dibine düşer. Elbette gençlerle ilgili endişeler taşımak zorundayız; zira gençlerimiz istikbalimizdir. Sancağı devralacak ve emaneti koruyacak olan onlardır; ancak şikayetçi olanlar, gençlere yönelik sorumluluklarını yerine getirebildiler mi? Getirdiler ise, niçin gençler (ankette görüldüğü gibi) başka ülkelere gitmek isterler? Diğer ülkelerdeki imkanlar burada olmuş olsaydı, memleketlerini terk ederler miydi?</p>



<p>Bütün olumsuzluklara rağmen -hakkı teslim etmek adına- belirtmek isterim ki her konuda olduğu gibi gençlik konusunda da toptancı olmak doğru değildir. Kötü yetişen gençlerin yanı sıra çok iyi yetişen gençlerimiz de vardır. Geçmiş yıllarla kıyasladığımızda -daha çok- dinini diyanetini sahih kaynaklardan öğrenmeye çalışan, imkanlarını başkalarıyla paylaşmaya önem veren, bilimsel çalışmalar yaparak geleceği inşa eden, adalet ve hukuk konusunda taviz vermeyen, siyasetçileri ve yönetenleri akıllıca eleştiren, hatta yol gösteren, akıl ve mantık dışı uygulamalardan rahatsız olan bir gençliğin yetiştiğini de söyleyebiliriz.</p>



<p>Bütün çaba ve gayretler daha iyi bir gençlik ve daha iyi bir gelecek (dünya ve ahiret) için olmalıdır. Dilerim başta anket olmak üzere, yapılan diğer değerlendirmelerden yetişkinler (siyasetçiler, yöneticiler, öğretmenler, ana-babalar vs.) gerekli dersi çıkararak gençlerimize/geleceğimize sahip çıkarlar.</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tum-cabalar-daha-iyi-bir-genclik-ve-gelecek-icin-olmalidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En büyük kavga &#8216;gençlik&#8217; üzerine</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/en-buyuk-kavga-genclik-uzerine/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/en-buyuk-kavga-genclik-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Jan 2020 07:41:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13471</guid>

					<description><![CDATA[Günlük siyasal çekişmeleri bir tarafa bırakacak olursak; bugün aslında en büyük kavga gençleri kimin etkileyeceği üzerine yapılıyor. Mevcut seçmen sayısına 2023’te 5 milyon daha yeni seçmen eklenecek. Tüm seçmenler içinde yüzde 25 gibi bir orana karşılık gelen gençlik, aslında belirleyici bir öneme sahip. Ser verip sır verilmese de 2023 seçim hesapları aslında gençlik üzerine yapılıyor. Gençlik, daha şimdiden kuşatma altına alınmış durumda. Abdülhamid’in devrilme hikayesini hatırlayalım; Batıcı fikirlerle kuşattıkları, etki altına aldıkları gençleri, kendi devletini, yani Osmanlı’yı yıkmak için harekete geçirmişlerdi. Bugün de gençlik, yine yüz yıl önce olduğu gibi Batılı yaşam tarzı ve değerlerin etkisi altında kuşatma altına alınmış durumda. Gençleri abartılı bir şekilde, yere göğe sığdıramayan, öven kesimlerin amacı aslında bu kitleyi yine devlete karşı kullanmak. “Şöyle zeki”, “böyle zeki” dedikleri gençlerden beklentileri ise çok farklı. Abdülhamid Han, Osmanlı’nın dağılmasını ve yağmalanmasını engelleyen bir liderdi. Kara propaganda makinesi o kadar çok çalıştı ki, gençler, Batı’nın Osmanlı’yı yağmalama niyetlerini uzun süre göremedi, Abdülhamid’i ise “zorba” ve “Kızılsultan” olarak bildiler. Abdülhamid’in ardından önce Balkanlar, sonra bütün Osmanlı gitti. Böyleyken bile hâlâ nasıl bir gafletin içine düştüklerini fark edemediler. Batı sistemi, gençliği yine etkilemeyi başarırsa yüz yıl önceki gibi, bu kez de dirilen, ayağa kalkan yeni Türkiye’yi durduracak ve birkaç parçaya daha bölerek büyük bir darbe indirme &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="row shaperin1alt1">
<div class="newsdetailwrap">
<div class="imagewrapper">
<div class="texts">
<p>Günlük siyasal çekişmeleri bir tarafa bırakacak olursak; bugün aslında en büyük kavga gençleri kimin etkileyeceği üzerine yapılıyor. Mevcut seçmen sayısına 2023’te 5 milyon daha yeni seçmen eklenecek. Tüm seçmenler içinde yüzde 25 gibi bir orana karşılık gelen gençlik, aslında belirleyici bir öneme sahip.</p>
<p>Ser verip sır verilmese de 2023 seçim hesapları aslında gençlik üzerine yapılıyor. Gençlik, daha şimdiden kuşatma altına alınmış durumda. Abdülhamid’in devrilme hikayesini hatırlayalım; Batıcı fikirlerle kuşattıkları, etki altına aldıkları gençleri, kendi devletini, yani Osmanlı’yı yıkmak için harekete geçirmişlerdi.</p>
<p>Bugün de gençlik, yine yüz yıl önce olduğu gibi Batılı yaşam tarzı ve değerlerin etkisi altında kuşatma altına alınmış durumda. Gençleri abartılı bir şekilde, yere göğe sığdıramayan, öven kesimlerin amacı aslında bu kitleyi yine devlete karşı kullanmak. <strong>“Şöyle zeki”, “böyle zeki”</strong> dedikleri gençlerden beklentileri ise çok farklı. Abdülhamid Han, Osmanlı’nın dağılmasını ve yağmalanmasını engelleyen bir liderdi. Kara propaganda makinesi o kadar çok çalıştı ki, gençler, Batı’nın Osmanlı’yı yağmalama niyetlerini uzun süre göremedi, Abdülhamid’i ise <strong>“zorba”</strong> ve <strong>“Kızılsultan”</strong> olarak bildiler. Abdülhamid’in ardından önce Balkanlar, sonra bütün Osmanlı gitti. Böyleyken bile hâlâ nasıl bir gafletin içine düştüklerini fark edemediler.</p>
<p>Batı sistemi, gençliği yine etkilemeyi başarırsa yüz yıl önceki gibi, bu kez de dirilen, ayağa kalkan yeni Türkiye’yi durduracak ve birkaç parçaya daha bölerek büyük bir darbe indirme zevkini tadacak.</p>
<p>Bunun için çoktan harekete geçmiş durumdalar. Dört bir yandan gençliği etkilemeye çalışıyorlar. Gençliğin olduğu bütün mecralara giriyorlar, amaçları gençliği Erdoğan’a karşı kışkırtmak. İktidar partisi bunun ne kadar farkında ve tedbirlerini almaya çalışıyor, bilinmez; ama <strong>‘bilmek’, ‘farkında olmak’</strong> bile tek başına zaten yeterli değil.</p>
<p>Muhalefet, gençlere yalandan da olsa bir <strong>“demokrasi” </strong>ideali sunuyor. İmamoğlu ve İstanbul seçimleri buna iyi örnek. İmamoğlu Batılı değerlerin etkisi altındaki gençliğin bütün yüzeyselliğini yansıtıyor. Tutarlılık desen yok, derinlik desen yok, dürüstlük samimiyet desen yok, ahlak, edep, vicdan desen hiç yok; ikiyüzlü, riyakar, gizli ajanda sahibi, Batılı devletlerin etkisi altında bir tipoloji var karşımızda.</p>
<p>Ak Parti’nin gençleri kazanmak için yapması gereken çok şey var. Ama ilk olarak 15 Temmuz’a bakması gerekiyor. Türkiye’de gençlik, 15 Temmuz’da yeniden doğdu. Çığırından çıkarılan, yozlaşmış, terör örgütlerinin kullanımına elverişli, kendi devletine ve milletine karşı şartlandırılan gençliğe karşı devletinin ve milletinin yanında destan yazan 15 Temmuz gençliği var. Ya bu ruha yer açılacak ve yeni devlet bu ruh üzerinde yükselecek ya da Batı’nın bir kez daha galip gelmesi ve her şeyi mahvetmesi izlenecek.</p>
<p>Kurtuluş Tayiz/Akşam</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/en-buyuk-kavga-genclik-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çuvaldızı Kendimize İğneyi Gençlere Batıralım</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cuvaldizi-kendimize-igneyi-genclere-batiralim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cuvaldizi-kendimize-igneyi-genclere-batiralim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Jun 2019 12:54:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11504</guid>

					<description><![CDATA[GENÇLİK BİZİM ESERİMİZ. PEKİ BİZ KİMİZ? Ben 21 yaşında bir Üniversite öğrencisiyim. Yazılarınızı fırsat buldukça okuyorum. Yazılarınızda sık sık “Gençlik nereye gidiyor?” türünden yakınmalarınız oluyor? Gençlik derken herhâlde lise ve üniversite öğrencilerini kastediyorsunuz. Bu durumda ben de nereye gittiğini çok merak ettiğiniz o grubun bir üyesiyim. Madem bu ülkede yaşayan insanları gençler ve yetişkinler olarak ikiye ayırdınız, ben de siz yetişkinlere bazı sorular sormak istiyorum. Bir köşe yazarı olarak gençlerin nereye gittiğinden çok, yetişkinlerin nerede durduğuyla ilgilenmeniz gerekmiyor mu? Ülkenin başını belaya sokan olayların başaktörleri genelde gençler mi, yoksa yetişkinler mi? Bu ülkede yüz binlerce öğrenci tek bir soru fazla yapabilmek için dirsek çürütürken, birileri sınav sorularını ve sorularla birlikte gençlerin hayallerini çaldı ve geleceğimizi çürüttü. Bu soruları çalanlar lise öğrencileri miydi? 15 Temmuz’u planlayanlar kaçıncı sınıfa gidiyordu? Milletin yüzüne baka baka yalan söyleyen siyasetçiler hangi üniversitede okuyor? Sanatçı kimliğiyle her türlü ahlaksızlığı yapanlar ergen mi? Din adamı sıfatıyla ekranlara çıkıp inancıma ve değerlerime küfredenler kaç yaşında? Sinemada 7 yaş üstüne uygun olarak işaretlenmiş filmde bel üstüne çıkamayan yapımcılar kaç doğumlu? Lütfen artık gençliğe laf söylemeyi bırakın da yetişkinlere bakın ve “Sizler bu ülkenin geleceğisiniz!” gibi klişe sloganlardan vazgeçin. Çünkü sizler bu ülkenin bugünüsünüz. Siz yaşadığınız günü bile kurtaramazken, yarınları &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>GENÇLİK BİZİM ESERİMİZ.<br />
PEKİ BİZ KİMİZ?</p>
<p>Ben 21 yaşında bir<br />
Üniversite öğrencisiyim.<br />
Yazılarınızı fırsat buldukça okuyorum.<br />
Yazılarınızda sık sık “Gençlik nereye gidiyor?” türünden yakınmalarınız oluyor? Gençlik derken herhâlde lise ve üniversite öğrencilerini kastediyorsunuz. Bu durumda ben de nereye gittiğini çok merak ettiğiniz o grubun bir üyesiyim.<br />
Madem bu ülkede yaşayan insanları gençler ve yetişkinler olarak ikiye ayırdınız, ben de siz yetişkinlere bazı sorular sormak istiyorum.<br />
Bir köşe yazarı olarak gençlerin nereye gittiğinden çok, yetişkinlerin nerede durduğuyla ilgilenmeniz gerekmiyor mu?<br />
Ülkenin başını belaya sokan olayların başaktörleri genelde gençler mi, yoksa yetişkinler mi?<br />
Bu ülkede yüz binlerce öğrenci tek bir soru fazla yapabilmek için dirsek çürütürken, birileri sınav sorularını ve sorularla birlikte gençlerin hayallerini çaldı ve geleceğimizi çürüttü. Bu soruları çalanlar lise öğrencileri miydi?<br />
15 Temmuz’u planlayanlar kaçıncı sınıfa gidiyordu?<br />
Milletin yüzüne baka baka yalan söyleyen siyasetçiler hangi üniversitede okuyor?<br />
Sanatçı kimliğiyle her türlü ahlaksızlığı yapanlar ergen mi?<br />
Din adamı sıfatıyla ekranlara çıkıp inancıma ve değerlerime küfredenler kaç yaşında?<br />
Sinemada 7 yaş üstüne uygun olarak işaretlenmiş filmde bel üstüne çıkamayan yapımcılar kaç doğumlu?<br />
Lütfen artık gençliğe laf söylemeyi bırakın da yetişkinlere bakın ve “Sizler bu ülkenin geleceğisiniz!” gibi klişe sloganlardan vazgeçin.<br />
Çünkü sizler bu ülkenin bugünüsünüz. Siz yaşadığınız günü bile kurtaramazken, yarınları kurtarma işini niçin bize ihale ediyorsunuz?<br />
Kimin elinin kimin cebinde belli olmadığı, çarpık ilişkilerle dolu dizilere reyting rekoru kırdıran sizlersiniz. Kan damlayan, şiddet kusan senaryoları siz yazdırıyorsunuz.<br />
Evlilik gibi kutsal bir müesseseyi, evlilik programlarında virane bir gecekonduya dönüştüren yine sizsiniz.<br />
Youtube fenomenlerini seyrediyoruz diye ağlaşıyorsunuz. Ama o fenomenlere film çektirip parayı götüren sizlersiniz.<br />
Siz gece kulüplerinde kavga eden futbolcuları el üstünde tutarken, okul koridorlarında kavga eden öğrencileri disipline gönderemezsiniz.<br />
Bir yandan her türlü rezilliği özgürlük olarak sunan, cinsiyetsiz bir toplum özlemiyle yanıp tutuşan yazarların kitaplarını okurken, bir yandan ailenin öneminden bahsedemezsiniz.<br />
Yetişkinler para hırsıyla sürekli inşaat yaparak şehri betona boğarken, gençlerden geleceği inşa etmelerini bekleyemezsiniz.<br />
Alttan bir sürü dersiniz var, bize üst perdeden ahlak dersi veriyorsunuz!<br />
Size bir şey söyleyeyim mi? Yeni nesil pırıl pırıl. Hiçbir sıkıntı yok. Asıl sıkıntı, yeni nesle eski nesilleri unutturan yetişkinlerde.<br />
Son iki yılda kaç tane Türk filmi çekilmiş ve bunlardan kaç tanesi Osmanlıyı anlatıyor, bir bakın. Kitapçıların çok satanlar rafındaki kitaplardan kaç tanesi gençlere ecdadını sevdirmek için yazılmış acaba?<br />
Siz dedelerinizin emanetine sahip çıksaydınız, biz de yarınları emanet olarak kabul ederdik belki. Ama şu durumda hiç emanet alacak durumumuz yok! Kusura bakmayın!<br />
Geçmişini unutturduğunuz bir nesle, gelecekten ödev veremezsiniz!<br />
Bu yüzden aranızda, “Yeni nesil şöyle, yeni nesil böyle!” diye konuşup durmayı bırakın!<br />
“Senin yaşında Fatih İstanbul’u fethetmişti!” diyerek demagoji de yapmayın! Evet, 21 yaşındayım. Ama Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta değilim.<br />
Çünkü benim babam II. Murad değil, hocam da Akşemseddin değil.<br />
Zaten İstanbul da artık Fatih’in fethettiği İstanbul değil.<br />
Kalın sağlıcakla&#8230;<br />
Çelebi</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cuvaldizi-kendimize-igneyi-genclere-batiralim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyolog Doç. Dr. Ömer Miraç YAMAN Yörünge&#8217;ye Konuştu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sosyolog-doc-dr-omer-mirac-yaman-yorungeye-konustu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sosyolog-doc-dr-omer-mirac-yaman-yorungeye-konustu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hande YÜCEL]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2018 21:50:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Hande Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[Mayıs 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Miraç Yaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1972</guid>

					<description><![CDATA[Sosyolog Doç. Dr. Ömer Miraç YAMAN Yörünge’ye Konuştu&#8230; “Bir Gençlik Sorunu Değil, Bir Ebeveynlik Sorunu Var” Bir gençlik sorunu var mı diye sorduklarında bana, hayır diyorum, bir ebeveyn sorunu var. Bir anne-baba sorunu var. Bir gençlik sorunundan bahsedemeyiz sadece, en azından bahsetmemiz için önce kesinlikle anne babalık sorununu masaya yatırmamız gerekiyor. Önce bunu konuşmamız gerekiyor. Son dönemde gündemde olan gençlik tartışmaları üzerine bu alandaki en yetkin isimlerden olan Sosyolog Ömer Miraç Yaman ile görüştük. Doç. Dr. Ömer Miraç Yaman gençliğe yönelik çalışmaları ile tanınıyor. Kıyıda kalan, ötelenen “Apaçi Gençlik” üzerine yaptığı ve kitaplaştırdığı doktora tezi, madde bağımlısı gençler ile yürüttüğü çalışmalar, hazırladığı Türkiye Gençlik Çalışmaları Bibliyografyası (1923-2010) ile gençliği tüm yönleriyle kuşatan ender isimlerden biri. Türkiye’de gençliğin hep sorunlarla birlikte ele alındığını biliyoruz. Gerçi bu durum sadece Türkiye’ye ve günümüze mahsus bir olgu değil. Çünkü antik dönemlerde de neslin bozulduğundan şikâyet eden, gençlerin sorunlarından bahseden metinler var. Gençlik dönemi öteden beri hep sorunlarla anıla gelen bir dönem mi? Gençliği sürekli sorunlu bir alan olarak ele almamızın nedeni nedir, bu kuşak çatışmasının bir neticesi mi? Bu soru kapsamında onlarca sebep sıralanabilir onlarca cevap verilebilir. 2500-3000 sene önceki metinlere bakıldığında da gerek Batıda gerek Doğuda, gençlik ve genç denildiğinde aşağı yukarı bugün &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyolog Doç. Dr. Ömer Miraç YAMAN Yörünge’ye Konuştu&#8230;<br />
<strong> “Bir Gençlik Sorunu Değil, Bir Ebeveynlik Sorunu Var”</strong></p>
<p><strong>Bir gençlik sorunu var mı diye sorduklarında bana, hayır diyorum, bir ebeveyn sorunu var. Bir anne-baba sorunu var. Bir gençlik sorunundan bahsedemeyiz sadece, en azından bahsetmemiz için önce kesinlikle anne babalık sorununu masaya yatırmamız gerekiyor. Önce bunu konuşmamız gerekiyor.</strong></p>
<p><em>Son dönemde gündemde olan gençlik tartışmaları üzerine bu alandaki en yetkin isimlerden olan Sosyolog Ömer Miraç Yaman ile görüştük. Doç. Dr. Ömer Miraç Yaman gençliğe yönelik çalışmaları ile tanınıyor. Kıyıda kalan, ötelenen “Apaçi Gençlik” üzerine yaptığı ve kitaplaştırdığı doktora tezi, madde bağımlısı gençler ile yürüttüğü çalışmalar, hazırladığı Türkiye Gençlik Çalışmaları Bibliyografyası (1923-2010) ile gençliği tüm yönleriyle kuşatan ender isimlerden biri.</em></p>
<p><strong>Türkiye’de gençliğin hep sorunlarla birlikte ele alındığını biliyoruz. Gerçi bu durum sadece Türkiye’ye ve günümüze mahsus bir olgu değil. Çünkü antik dönemlerde de neslin bozulduğundan şikâyet eden, gençlerin sorunlarından bahseden metinler var. Gençlik dönemi öteden beri hep sorunlarla anıla gelen bir dönem mi? Gençliği sürekli sorunlu bir alan olarak ele almamızın nedeni nedir, bu kuşak çatışmasının bir neticesi mi?</strong></p>
<p>Bu soru kapsamında onlarca sebep sıralanabilir onlarca cevap verilebilir. 2500-3000 sene önceki metinlere bakıldığında da gerek Batıda gerek Doğuda, gençlik ve genç denildiğinde aşağı yukarı bugün yetişkinlerin kurduğu cümlelerin benzerleri kuruluyor. Gençler umursamaz, duyarsız, geleneklere saygısız türünden tespitler var. Bugünse gençlere dair yapılan çalışmalara ve düşüncelere genel olarak baktığımızda aslında şöyle bir şey var: Hangi entelektüel zeminden beslenirse beslensin her fikri hareket veya her ideolojik düşünce genci bir misyon taşıyıcısı olarak görüyor. Bu topraklarda yıllarca gerek sağ gerek sol, gerek İslami gerek lâik, Atatürkçü camiada hep böyle görüldü. İdeal yüklenen bir gençlik var. Zaten bu toprakların 1923’te tekrar bir devlet olarak kuruluşunda ilk metinlerden biri Ey Türk Gençliği’dir. Bir misyon, bir ideal yükleme, sürekli kıvamda tutulması beklenen ve istenen bir gençlik algısı var. 100 yıllık modern Türkiye tarihinin de, bütün siyasal iktidarların da birtakım vesilelerle sürekli gündeme getirdiği, şekillendirmeye çalıştığı ya da idealize ettiği bir şey gençlik. En mikro ölçekte, yerelde bir derneğin, vakfın ya da bir gönüllülük çalışmasının merkezinde de yine aynı şekilde bir gençlik “efsanesi” ve bir gençlik olgusu sürekli gündemde. Özellikle kritik olarak gençlerin değiştiği ya da hikâyelerinin biraz garipleştiğini düşünen kanaatlerin ben maalesef gençlerle bu topraklardaki dilin kopmasına bağlıyorum. Son 15-20 yıldan beri çok daha fazla dillendiriliyor bu. Her ideolojik bakış açısının dillendirdiği şey gençlerde bir gariplik olduğu yönünde: evde bir garipler, okulda bir garipler, sokakta bir garipler. Fakat toplamda Türkiye’de gençlerle çalışan, “gençlik için ama gençliğe rağmen” olmayan, doğrudan gençlerle çalışan, onlarla birlikte yol yürüyen ne kadar çalışma var diye dönüp baktığımızda hâlihazırda çok fazla çalışmanın olmadığını görüyoruz. Gençler için yapılan bazı çalışmalar olduğunu kabul ediyoruz ama buradaki hikâyenin büyük oranda bir şekillendirme, bir biçim verme yani genci bir malzeme, bir hamur, bir tuğla gibi görmekten hareketle yapıldığına tanık olunuyor. Ve bu da maalesef bugün tartıştığımız “gençleri anlayamıyoruz, dillerini anlayamıyoruz, onların hikâyesini anlayamıyoruz, hayat felsefelerini çözemiyoruz” gibi bir takım ahlanmaların vahlanmaların ya da eleştirilerin gün yüzüne çıkmasına zemin hazırlıyor. Türkiye’deki gençlik çalışmalarına baktığımızda bunların önemli bir kısmında gençleri anlamaktan ziyade o gençleri tanımlamaya dair bir çabanın olduğunu görüyoruz. Pür olarak genci anlamak, bugünkü durumunu analiz etmek, yönlendirmeden ve bir kalıba koymadan sadece görebilmek, samimi bir görüşle bakabilmek noktasında gençlik çalışmalarının Türkiye’de hala çok zayıf olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>Aileler artık çocuklarının ne kadar dürüst ve ahlaklı olduğundan çok sınavlardaki başarılarını, yani bir anlamda bu dünyada ne kadar iyi bir yere geleceklerini ön plana çıkarıyorlar. Gençlerin dünyevileştiğini söylerken problemin kaynağını biraz da ailelerde aramamız gerekmez mi?</strong></p>
<p>Çocuklar anne babalarının dualarıdır ve niyetleridir. Allah Teala evladı bir emanet olarak eve gönderir, bir kadın ile bir erkeğe gönderir ve gönderirken amacı da ‘Ben bu kulumu niye yarattığımı bilmiyorum ey anne babası, siz onun rotasını bulun’ değildir. ‘Ben bu kulumu neden yarattığını biliyorum, onun bir hikâyesi var bu dünyada. Size gönderiyorum çünkü bu bir hayvan değil, bitki değil, bir çiçek değil bir insan yani eşref-i mahlukat. Size onu kurcalayın, ayarlarını bozun ya da değiştirin diye de göndermiyorum.’ Lakin anne babalar evlatlarını adeta malları zannediyorlar. Bu aslında dünyanın en büyük imtihanlarından biri. Kuran-ı Kerim’de evlat imtihanı olarak geçen imtihanın ne olduğunu aslında biz anlayamıyoruz. Evlat bizim malımız değil bir emanet. Bu emaneti incitmediğimiz, kırmadığınız, dökmediğimiz, ayarlarını bozmadığımız ve aslına geri teslim edebildiğimiz oranda evlat, anne babanın cenneti oluyor. Tabii aksi takdirde cehennemi de olabilir. Anne babanın duası ve niyeti olan evlat, sadece dünyevi başarılarına odaklanılan bir emanet olmamalı. İyi bir okul okuması, mühendis, doktor, avukat yani toplumun gözle görülür ve başarılı olarak addettiği meslek gruplarından birine sahip olması, bir yuva kurması, mümkünse bir evi ve arabası olması anne babaların bu dünyada evlatları için yeter gördükleri standartlara karşılık geliyor.</p>
<p>Peki toplamda hikaye nedir? Biz hayatı ve çocuğu böyle görüyorsak o çocuk nasıl bizim cennetimiz olacak, nasıl cennet biletimiz haline dönüşecek?</p>
<p>Evladı hakkındaki tasavvuru böyle olan bir anne babadan tabii ki bu ve buna benzer bir evladın çıkması çok normal, abes bir durum yok ortada. Anne babalar bana çok soruyor doğru dua nedir, ben nasıl dua edeyim evladım için diye. Ben hep aynı şeyi söylüyorum onlara; evladınız eğer doktor olsun, mühendis olsun duası yapıyorsanız yanlış dua yapıyorsunuz. Ama doğru dua, bu zor bir dua üstelik; Yarabbi sen bu evladı gönderdin ve ben senin neden gönderdiğini bilmiyorum, hikayesi nedir bilmiyorum, zaten ben kendi hikayemi de, bu dünyadaki karşılığımın ne olduğunu da çözebilmiş değilim. Sen bana nasip et, lütfet ki ben bu evladıma, bu emanetine senin gönderdiğin hedef doğrultusunda katkı sunabileyim, yardımcı olabileyim, destekleyebileyim, istediğim yere çekiştirmeyeyim, kulağını bacağını bir taraflara çekiştirip sürüklemeye çalışmayayım. Sen bana bu konuda yardım et. Şeytan bu konuda beni kışkırttığında da ben onu incitip kırmayayım. İşte bu kritik dua. Biz mal olarak bakmıyorsak evlada, o evlat mal olmadığını gösteriyor zaten hayatı boyunca. Niyetimiz neyse evlat o niyet üzere yürüyor. Ben her hafta çok fazla anne babayla, evlatla konuşuyorum ve evlatların önemli bir kısmının anne babalarının niyetleri tarafından “vurulduğunu” görüyorum maalesef. Anne babalarının niyetlerinin esiri olduğunu, anne babalarının niyetlerinin bedellerini ödediklerini görüyorum. Bu yüzden bir gençlik sorunu var mı diye sorduklarında bana, hayır diyorum, bir ebeveyn sorunu var. Bir anne-baba sorunu var. Bir gençlik sorunundan bahsedemeyiz sadece, en azından bahsetmemiz için önce kesinlikle anne babalık sorununu masaya yatırmamız gerekiyor. Önce bunu konuşmamız gerekiyor.</p>
<p><strong>Toplumda dindarlığın kötü temsili de gençlerin dindarlık algısında olumsuz bir etkiye sahip mi? Geçmişte dindarlık toplumun bir kesiminde özellikle medyada cahillikle ve geri kalmışlıkla ilişkilendiriliyordu. Böyle bir temsil gençlere aksini ispatlama azmi veriyordu. Ama günümüzde dindar kesimlerde görülen bazı yanlış tutumların, gençlerin din algısını olumsuz yönde etkilediği söyleniyor. Gençler bugün neden geçmişteki gibi değerlerini savunmak yerine değerlerinden taviz vermeyi seçiyorlar?</strong></p>
<p>Burada çift taraflı bir yanılsamanın içindeyiz. Güncel gençlik tartışmalarının dinle ilişkilileri tartışırken çift taraflı bir yanılsama yaşıyoruz. Birincisi, özellikle vurgulayarak, altını çizerek ifade ediyorum ki gençler hakkında yorum yapanların gençlik üzerine hiçbir çalışmaları yok. Bir elektrik mühendisi düşünün, inşaat mühendisliği hakkında konuşuyor Bu durumda ne deriz, hangi cümleyi kurarız? Önce edep deriz değil mi? Şu anda medyada gençliği tartışanların, yorum yapanların % 95’i gençlerle çalışmıyor. Genç diye bildiği evde iki tane oğlu var veya bir tane kızı var üç tane de yeğeni var bu, onlarla da zaten görüşmüyor, çok yoğun herkes. Ama utanıp sıkılmadan herkes ahkâm kesiyor; gençler şuraya gidiyor, dinden uzaklaşıyor, oradan oraya savruluyor vs. Genel gidişatın rotasını çizenlerin malzemesi olmaktan başka bir şeye yaramadığını düşünüyorum bu tartışmaların. Bundan 12 sene önce memlekette bir misyonerlik tartışması vardı biliyorsunuz. Ortalık yıkıldı gitti gençler misyoner mi oluyor, Hıristiyanlığa, Yahudiliğe mi geçiyor diye. Kimse Hıristiyan ya da Yahudi olmadı memlekette. Sonrasında şeytana tapanlar konuşuldu, satanizm dendi. Şimdi yine aynı şeyi tartışıyoruz gençler deist mi oluyor, ateist mi oluyor, nereye gidiyor bu gençler niye bunlar dinden kaçıyor? Ben haftada en az 2000 tane liseli ya da üniversiteli gençle oturup kalkıyorum ve bu coğrafyanın her yerinde oturup kalkıyorum. Karşımda deist, dinsiz, garip varlıklar, insanlar görmüyorum. Tıpkı bizim gibi hayata bakan, tıpkı bizim gibi refleksleri farklı çalışan insanlar var karşımızda. Şunu konuşabiliriz; gençlerin dine bakışında endişeli bir hal var mı, olabilir mi? Olabilir ama bu da çok normal bir şey.</p>
<p><strong>Gençlerin bu endişeli bakışlarında FETÖ ihanetinin payı var mı?</strong></p>
<p>Evet, olayın bu yüzü neredeyse hiç tartışılmadı. Şu an 15-20 yaşında olan bir genç açısından bakalım meseleye: Türkiye’de İslam âlimi olarak gördüğü bir kişinin iki yıl önce Türkiye’nin en büyük haini olduğu tescillendi. Bu durumda ne düşünür bir genç? Çok basit bir şey düşünür: bu âlim miydi, hain miydi? Bu dinin göstergeleri nasıl, din adamları nasıl adamlar? Bunu düşünmekte haksız mı, bu soruyu sormakta haksız mı? Kanaatimce hayır değil. Biz doğrusunu anlatabiliriz, yönlendirebiliriz ama bu soruları sorduğu için gençleri kınayamayız. Yaşadığımız travma ufak bir travma değil, çok büyük bir travma yaşıyor bu topraklar dinin görünen yüzleri üzerinden. Bu travma yetmiyor gibi işi dini tartışmak değil dini anlatmak olanlar din tartışması yapıyorlar. Bir İslam âliminin amacı dini tartışmak değildir, dini anlatmaktır hatta bence anlatmak da değildir dini yaşamaktır. Anlatmak bunun çok az bir kısmında vardır aslında. Dini anne babasından gördüğü kadarıyla kandille, Ramazanla sınırlı olan bir genç, dinin hayatımızdan zaten biraz “ötelendiği” ya da –“mış” gibi yapıldığı bir zamanda dini anlatacak kişilerin din tartıştığını gördüğünde dine karşı endişelerinin olması çok anlaşılabilir bir durumdur. Abes bir durum yok fakat bu gençlerin deist olduğu anlamına gelmiyor, ateist olmuyorlar, böyle bir hikâye yok.</p>
<p><strong>Deizm tartışmalarının abartıldığını söyleyebilir miyiz o halde?</strong></p>
<p>Abartı bile değil çünkü bunun bir gerçekliği yok. Gençleri anlamıyorlar. Ergenlik dönemi iniş çıkış dönemidir, rol model arayışı dönemidir. 15 yıl önceki ergenlerde bu dönemin tezahürü başka bir şekilde çıkar, mesela heavy metal olarak çıkar bugün başka bir şekilde çıkar. Bir dönem hatırlarsanız satanizm efsanesi verildi bu topraklarda, 2 tane kedi kesen genç görüldü ve gençler satanist mi oluyor diye veryansın edilmeye başlandı. Tartışmaların farkında mısınız: misyonerlik, satanizm, deizm. Peki bunların gerçeklik payı var mı? Bu sorunun cevabını bulmak çok basit. Ortaokullarda, liselerde öğrencilere değil din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerine sorsak size bir yıl içinde ben deist oldum diye kaç öğrenci geldi diye, bunun cevabını hemen alırız. Bu yöntemle bir cevap alıp gerçeklikleri konuşmak yerine spekülasyonla konuşuyoruz çünkü medyada bir haber malzemesi değeri var. Bir yandan tabii bunun siyasete bakan tarafı da var. 5-6 yıl önce Cumhurbaşkanının dindar bir nesil yetiştireceğiz açıklaması hatırlatılarak deizm meselesini kurcalayan bir siyasal kanal da var. Ben her yıl deist olduğunu söyleyen onlarca öğrenci ile tanışıyorum ama bu yüz binler içinde onlar, daha iyi verisi olan varsa bunu konuşmaya hazırım. Ama tekrar söylüyorum, gençlik adına ahkâm kesenler gençlerle oturup kalkmıyorlar, gençlerle ders yapmıyorlar, ortaokulluyu, liseliyi, üniversiteliyi tanımıyorlar. Ben tespitlerinin yanlış olduğunu ve hatta durumun tam tersi olduğunu söylüyorum: Gençlerin gürül gürül dine aktığı bir dönemden geçiyoruz. Ama aynı zamanda dini temsillerimizin patır patır döküldüğü de bir dönem. Gençler gürül gürül akmak istiyorlar fakat önüne örnek, temsil, model ve onları kendi “çantasına” atmak istemeyen, kendi “elemanı” yapmak istemeyen, kendi “kurşun askeri” yapmak istemeyen cemaat, tarikat, dernek, vakıf bulmakta oldukça zorlanıyorlar.</p>
<p><strong>Peki daha önce misyonerlik, satanizm bugün ise deizm tartışmalarının piyasaya sürülme nedeni nedir?</strong></p>
<p>Türkiye’de gençlik üzerine bazı operasyonlar yürütülüyor. Ben bunu siyasal tarihten bağımsız okumanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Türkiye demografisine baktığımızda yaşlanmaya başlayan bir ülke olmasına rağmen Türkiye hala çok genç ve dinamik bir ülke. Genç akışı da devam ediyor. Suriye’den gelenlerin de %70’i genç. Genç işgücü çok kuvvetli burada. Gençler üzerinde sadece bahsettiğimiz satanizm, deizm gibi fikri operasyonlar düzenlenmiyor. Özellikle son 10 yılda dikkat çeken madde bağımlılığı operasyonu var. Türkiye’de devletin açıkladığı resmi rakama göre uyuşturucu bağımlılığı oranı %3, bu aşağı yukarı 3 milyon bağımlıya karşılık geliyor. Ben madde bağımlıları ile çalışan biri olarak oranın bundan daha yüksek olduğunu birkaç milyon daha fazla olduğunu düşünüyorum. Bahsettiğimiz birkaç milyon bağımlının önemli bir kısmı da genç. Türkiye’deki siyasal kırılmaların, asker ve polis gücünün zayıfladığı dönemlerde madde girişi olmuştur Türkiye’ye. Örneğin bonzai büyük oranda gezi hadiselerinin olduğu zamanda giriş yapmıştır bu topraklara. Benzer şekilde 15 Temmuz 2016’da bir başka madde girişi yapıldı: koreks. Niye, çünkü bir toprak siyasal açıdan ve ekonomik güç olarak zayıfladığında, askeri ve polis gücü zayıfladığında büyük teröristler buraya giriş yapıyorlar. Bu ülkede hala Türkiye’nin kültürel kodlarına hiç de uymayan pek çok vakıf, dernek çok kuvvetli bazı Avrupa devletleri tarafından destekleniyor ve bunlar da çeşitli projeler gerçekleştiriyor gençlik üzerine. Bu entelektüel anlamda da bağımlılık anlamında da kültür alanında da böyle. Bu çok normal, bunu beklememek saflık olur zaten. Çünkü Türkiye, hem İslam dünyası için hem bu coğrafya için kilit bir bölge. Buranın gencinin dokusunu tabii ki bozmak isteyecekler, gereksiz gündemlerle oyalamak isteyecekler. Yürütülen pek çok tartışmanın altında başka bir şey yatıyor. Son örneğe bakalım; geçtiğimiz 6 ayda yapıldığı kadar reklamı hiç yapılmadı ateizm ve deizmin. Bana sorarsanız bu çok zekice bir yöntem. Çünkü genç ne yapıyor? Bu deizm neymiş diyor ve hemen internete girip bakıyor. Deizm gibi çok kavramsal ve felsefi bir şeyi bir gencin gündemine nasıl sokarsınız? Satanizm de aynı şekilde gündemleştirildi, herkes satanizm öğrenmedi mi bu topraklarda? Maalesef biz de buna su taşıyoruz bu konuyu tartışarak, gündemde tutarak. Halbuki bunu tartışmaya gerek yok. Çünkü bence Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar gençlerde dindarlaşma var. Bunu savunmak için söylemiyorum. Fakat biz meseleyi nasıl bakarsak öyle görüyoruz.</p>
<p><strong>Bu meseleye nasıl bakmalı, gençlere nasıl ulaşmalıyız?</strong></p>
<p>Bu topraklarda din adına konuşanların (bu dernek, vakıf ya da hoca olabilir) tebliği ve davet dili, insanlarla iletişim kurma dili maalesef tabirimi mazur görünüz “ter” kokuyor. İnsanlar kaçıyorlar bizim üslubumuzdan, kaçıyorlar ve rahatsız oluyorlar, bizim kurduğumuz cümlelerden rahatsız oluyorlar. Allah’ın ayetlerini ve Peygamber aleyhisselamın hadislerini onları terbiye etmek için bir malzemeymiş, onları dövmek için bir sopaymış gibi lanse etmemizden rahatsız oluyorlar ve haksız da değiller üstüne üstlük. Bana bir genç deistim ya da ateistim diye geldiğinde ben ona kollarımı açıyorum. Hayatında neleri sorguladığını, ne yaşadığını, ebeveyninden neler gördüğünü, nasıl bir travması olduğunu anlamaya çalışıyorum. Bu noktada yanlış tanımlamalar, yanlış yorumlamalar yapıyor ve maalesef yanlış çözümler sunuyoruz. İslami camia içerisinde gençlerle ilgilenenler kendilerini yenileyemedikleri için 1980-90 model öngörülerle baktıkları için gençler onlara göre dünyevi, garip yerlere savrulmuş durumda. Bu tamamen bir yanılsama. Dışarıda gürül gürül bu toprakların dilinden, dininden, kültüründen gurur duyan, bu topraklarda mutlu olan ve yaşamak isteyen fakat bunu nasıl yapacağını bilmeyen ve yönlendirmeler konusunda eksik olan milyonlarca genç var. Yanlış yerden bakarak yanlış yorumlama yaptığımızı düşünüyorum, eksik ve hatalı baktığımızı düşünüyorum.</p>
<p><strong>Ergenlik/gençlik, insanın inancını arama ve netleştirme/derinleştirme çabası içinde olduğu bir dönem.Bu hassas dönemde gençlerin en çok kafasını karıştıran ne oluyor?</strong></p>
<p>Peygamber aleyhisselam çocuklara din eğitiminin 10 yaşa kadar verilmesi gerektiğini söylüyor. Pedagoji de bunu destekliyor, insanın öngörüsünün, dünyasının, zihninin, kültürel çerçevesinin belirlendiği yaş sınırlarıdır bunlar. Biz ise o yaşa kadar yatırım yapmıyoruz, sonra şekillenmiş bir çocuğa yön vermeye çalışıyoruz. Kızımıza mesela “başını kapatmalısın” diyoruz ama sebebini izah etmiyoruz. Ergenliğe girmiş oğlumuza “namaz kılmalısın” diyoruz ama neden, ne için kimin için namaz kıldığını izah etmiyoruz. Ya da çok yetersiz izahlar yapıyoruz. Peygamber aleyhisselam çocukluktan itibaren adım adım din eğitimi verilmesi gerektiğini söylerken biz çok geç bir dönemde adeta çocuğun şekillenmesi bittikten sonra din adına bir şeyler söylüyoruz ve bu, gençleri dinden soğutmaktan, dinden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Kritik hatamız bu. Bana birçok anne baba geliyor evladım namaz kılmıyor ne yapalım diye. Yapacak hiçbir şey yok diyorum, şaşırıyorlar hiçbir şey yapmayayım mı, uyarmayayım mı, kızmayayım mı diye soruyorlar. Yapacakları tek şey dua etmek. Çocuğu namaz kılsın diye değil ama önce tövbe etmeleri lazım. Sen yedi yaşına kadar çocuğunu eğittin mi, onun sınavına, dersine hazırlanırkenki iştiyakınla, heyecan ve motivasyonla namazını takip ettin mi? Onu incitmeden, kırmadan, bir kere ağzından kem söz çıkmadan bu durumu onunla konuştun mu? Sevdirdin, muhabbet ettirdin mi? Yok. O zaman anne babayı tövbe bekliyor. Çocuğun namaz kılmıyorsa bir anne baba olarak sorumlu sensin. Nuh aleyhisselamın oğlu da kılmadı ama 950 yıl boyunca peşini bırakmadı Nuh Aleyhisselam ve bir kere kem söz söylemedi evladına. Anne babalık böyle bir şey. Biz ise ikinci hatasında, beşinci yanlışında çocuğu defterden siliyoruz, onuncu hatasında evden kovuyoruz ya da evlatlıktan ret ediyoruz. Bu kadar nasipsiz anne babalığa rağmen bence bu gençler çok iyiler.</p>
<p><strong>Gençlik ve bağımlılık denildiğinde eskiden bazı zararlı alışkanlıklar akla gelirdi. Şimdi ise yeni bağımlılık türlerinden bahsediliyor. Özellikle bilgisayar, internet ve sosyal medya bağımlılıkları. Bunlara bağımlılık demek abartılı mı? Sadece gençlere has bir bağımlılık olarak yaklaşmak doğru mu?</strong></p>
<p>Bir şeye bağımlılık demek için uluslararası standartlar var. DSM 5’te kısmen bir bağımlılık olarak tanımlanmaya başlandı internet, sosyal medya bağımlılığı vs. Ama hala bu konuda araştırmalar ve çalışmalar devam ediyor. Bulgular bize şunu gösteriyor; bir madde bağımlısı, bonzai bağımlısı ile internette 8 saat gezen bir gencin bağımlılık göstergelerini ölçerken beynin aynı yerini absorbe ettiği görülüyor. Dolayısıyla bunun bir bağımlılık bileşeni oluşturduğu üzerine bir öngörü belirtiliyor. Bunun adına bağımlılık demesek bile uyuşturucu maddede, sosyal medya ya da kumar bağımlılığı bunların hepsi bu dünyadayken bu dünyanın dışına çıkma arayışının bir kurtarıcısı olarak gençler ya da yetişkinler tarafından kullanılıyor. Burada yetişkinlerin altını ısrarla çiziyorum; çünkü bana sorarsanız en az gençler kadar yetişkinler de bağımlı şu anda. Anne babalar gelip çocuğun elinden telefonu nasıl alacağız diye soruyorlar, ben de asıl sizin elinizden nasıl alacağız diye soruyorum onlara. Bu aslında insanın boşluk sorunu; içimiz boşaldı ve içimizi doldurmaya çalışıyoruz, bunun araçlarını üretiyoruz. Ama bunu çocuk da, genç de yetişkin de hepimiz yapıyoruz. Sokakta oynayacak alanı olmayan, evde annesi ya da babası tarafından ilgilenilmeyen, bir şey yapma imkânı bulamayan bir genç doğal olarak soruyor, internete dalmayayım, dizi izlemeyeyim de ne yapayım? Bana bir şey söyleyin onu yapayım. Bu sorunun cevabını doğru vermemiz gerekiyor. Bu cevabı üretmeden kurduğumuz her cümle ahlamaktan vahlamaktan ya da bana sorarsanız büyük bir zulümden başka bir şey değil. Ebeveyn olarak hikâyeyi önce biz değiştireceğiz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sosyolog-doc-dr-omer-mirac-yaman-yorungeye-konustu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençler ve Deizm Tehlikesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/gencler-ve-deizm-tehlikesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/gencler-ve-deizm-tehlikesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lütfi Bergen]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2018 21:40:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Deizm]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Bergen]]></category>
		<category><![CDATA[Mayıs 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Tehlike]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1965</guid>

					<description><![CDATA[Deizm, günümüzde “küresel dünya dini” olarak ortaya çıkmakta ve yaygınlaştırılmak istenmektedir. Bu yeni dinin etkisinin kırılması, ilmî izahların yapılması ve örnek şahsiyetlerin çalışmaları ile sağlanacaktır. Deistler, “Tek Yaratan-Tanrı” fikrini kabul etmekte, fakat onun dinî/içtimaî/iktisadî/siyasi kültür ve kurumlarını reddetmektedir. Bazı sivil toplum kuruluşlarının yaptığı bir çalıştayda gençlerin “Ateizm”den etkilenmedikleri fakat “Deizm”e kaydıklarına dair tespitler dile getirildi (2018). Muhafazakâr kesimde bazı tanınmış öğretim görevlilerinin “Başörtülü ateist öğrencilerim var!” şeklindeki beyanları da medyada yer buldu. Deizm “yaratan Tanrı” fikrini kabul etmekle beraber, bu yaratanın peygamber, din, kitap gönderdiği inancını reddetmektedir. Ancak farklı deist ekoller olduğu, bunların “Kâinatı yaratıp ona hareket veren bir Tanrı’nın varlığı”na inandıkları söylenebilecektir. Gençlerin deizme yönelmesinin pek çok gerekçesi bulunmaktadır. Bu gerekçeler aşağıdaki gibi tasnif edilebilir: İbn Haldun’un Hadarîleşme Perspektifiyle Deizm İbn Haldun’a göre kır hayatı (bedevilik), yiğitlik, cesaret, bağlılık gibi erdemler bakımından yerleşik hayat yaşayanlara (hadarîlik) göre üstünlükleri içinde barındıran bir asabiyet toplumu durumudur. Bedevî cemiyetler ilk, basit ve zaruri ihtiyaç maddelerini, gelişmekte ve kalkınmakta olan cemiyetler hacî ve lüzumlu ihtiyaç maddelerini, gelişmiş ve kalkınmış cemiyetler kemâlî ve lüks ihtiyaç maddelerini tüketirler. İbn Haldun’a göre hadâret, refahtaki çeşitlilik, mükemmellik ve sanatlara (hünerlere ve fenlere) düşkünlük, yemekler, elbiseler, binalar, mefruşat, kap-kacak ve sair ev ahvalinde kibarlık ve lüks getirir. Refah &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Deizm, günümüzde “küresel dünya dini” olarak ortaya çıkmakta ve yaygınlaştırılmak istenmektedir. Bu yeni dinin etkisinin kırılması, ilmî izahların yapılması ve örnek şahsiyetlerin çalışmaları ile sağlanacaktır. Deistler, “Tek Yaratan-Tanrı” fikrini kabul etmekte, fakat onun dinî/içtimaî/iktisadî/siyasi kültür ve kurumlarını reddetmektedir.</strong></p>
<p>Bazı sivil toplum kuruluşlarının yaptığı bir çalıştayda gençlerin “Ateizm”den etkilenmedikleri fakat “Deizm”e kaydıklarına dair tespitler dile getirildi (2018). Muhafazakâr kesimde bazı tanınmış öğretim görevlilerinin “Başörtülü ateist öğrencilerim var!” şeklindeki beyanları da medyada yer buldu. Deizm “yaratan Tanrı” fikrini kabul etmekle beraber, bu yaratanın peygamber, din, kitap gönderdiği inancını reddetmektedir. Ancak farklı deist ekoller olduğu, bunların “Kâinatı yaratıp ona hareket veren bir Tanrı’nın varlığı”na inandıkları söylenebilecektir. Gençlerin deizme yönelmesinin pek çok gerekçesi bulunmaktadır. Bu gerekçeler aşağıdaki gibi tasnif edilebilir:</p>
<p><strong>İbn Haldun’un Hadarîleşme Perspektifiyle Deizm</strong></p>
<p>İbn Haldun’a göre kır hayatı (bedevilik), yiğitlik, cesaret, bağlılık gibi erdemler bakımından yerleşik hayat yaşayanlara (hadarîlik) göre üstünlükleri içinde barındıran bir asabiyet toplumu durumudur. Bedevî cemiyetler ilk, basit ve zaruri ihtiyaç maddelerini, gelişmekte ve kalkınmakta olan cemiyetler hacî ve lüzumlu ihtiyaç maddelerini, gelişmiş ve kalkınmış cemiyetler kemâlî ve lüks ihtiyaç maddelerini tüketirler. İbn Haldun’a göre hadâret, refahtaki çeşitlilik, mükemmellik ve sanatlara (hünerlere ve fenlere) düşkünlük, yemekler, elbiseler, binalar, mefruşat, kap-kacak ve sair ev ahvalinde kibarlık ve lüks getirir. Refah neticesi ortaya çıkan adet ve itiyatların gerektirdiği, lakin kazancın karşılayamadığı birçok ihtiyaçlar ve külfetler, ortaya çıkar. Bu suretle insanın din ve dünya itibariyle düşüncesi ve huzuru bozulur, saadeti kaybolur, tatmin edilemez olur. Şehirdeki hadârette görülen çeşitlenmeler, (muhtelif sanatlar ve iş kolları) sebebiyle şehir halkının masrafları büyür. İbn Haldun’un “asabiyet” teorisi gereği toplumu birbirine bağlayan değerler hadarîleşmeyle çözülür. Lüks ihtiyaçların çözücü tesirleri yüzünden ihtişam ve sefahat büyür, dinî değerler aşınır. İbn Haldun’un kırsal hayattan kentsel topluma geçiş sırasında işlediğini iddia ettiği “sosyal kanun perspektifi” Türkiye’nin kentleşme süreci kapsamında bir açıklama şeması verir.</p>
<p><strong>Tönnies’in “Cemiyet” ve Simmel’in “Metropol” Perpektifiyle Deizm</strong></p>
<p>Her iki sosyolog da Batı’da kentleşme sürecini toplumun eski değerlerinden uzaklaşması meselesi olarak ele almıştır. Tönnies’in vurguları “Cemaat/Gemeinschaft ve Cemiyet/Gesellschaft” kavramlarına dayanır. Tönnies, cemaatlerde (kırsal toplumlarda: köy-kasaba) “doğal irade”nin, cemiyetlerde (kentlerde) ise “rasyonel irade”nin karakteristik olduğunu belirtmektedir. Cemaatler (kırsal toplumlar) doğuştan gelen (Tanrı tarafından ilahi olarak dağıtılan) statülerle hayat bulmaktadır. Bu toplumlarda toplumsal hareketlilik sınırlıdır. Mekânsal paylaşım aynı sülalelerin elindedir. Aile ve kilise, toplumsal kontrol mekanizmalarını oluşturur. Sosyal hayat aile ve dinî kurumlar tarafından belirlenen kesin değerler ve ahlak kuralları tarafından düzenlenir. Kentleşme bu merkezî değer üreticilerini tasfiye eder ve “cemaat-köy/kasaba” yapısını kırarak toplumu “cemiyet”e dönüştürür. Cemiyet içindeki bireyler artık birbirleriyle yakın, doğal ve duygusal bir ilişki içinde değildir. Simmel’in Metropol ve Zihinsel Yaşam makalesinde dile getirdiği hususlar da benzeri vurgulara sahiptir. Metropol öncesi toplumsallıklar (kasaba-taşra) düzenli ve alışıldık seyir izler, düzenli ve alışıldık karşıtlıklar sergiler. Oysa temposuyla ve çoğulluğuyla kent, zihinsel yaşamın duyusal kurumları açısından, kasaba ve kır yaşantısıyla derin bir karşıtlık oluşturur. Metropol, farklılıklara bağımlı bir mahlûk olarak insanı taşra hayatının gerektirdiğinden daha çok bilinçliliğe mecbur eder. Taşrada hayat ve zihinsel imgelerin ritmi daha yavaş, alışılmış ve düzenli şekilde akar. Burada ilişkiler ruhun bilinçsiz katmanlarına yerleşmişlerdir, kesintisiz alışkanlıkların düzenli ritmine tabidir. Metropol tipi insan, dış ortamdaki onu köklerinden koparacak tehditkâr akıntılara ve uyumsuzluklara karşı kendisini koruyacak bir organ geliştirir. Tepkilerini kalbiyle değil kafasıyla verir. Metropol “Para ekonomisi”nin merkezidir. Metropoldeki ekonomik mübadelenin çoğulluğu ve yoğunluğu mübadele araçlarına, taşradaki ticaretin imkân vermeyeceği bir önem kazandırır. Taşrada üretim, malı sipariş eden müşteri için yapılır, yani üretici ile tüketici birbirini tanımaktadır. Oysa metropol, neredeyse bütünüyle piyasa için yapılan üretimle, yani üreticinin fiili görüş alanına asla şahsen girmeyen tamamen yabancı alıcılar için yapılan üretimle örgütlenmiştir. Metropolü hükmü altına alan para ekonomisi, “hane içi” üretimini ve doğrudan mal takasını ortadan kaldırır. Böylece metropolde 1) Kalbiyle değil hesapçı yaklaşımıyla entelektüalist zihniyet egemen olur. 2) Para ekonomisi sosyal ilişkilerde belirleyici hale gelir. Gerek Tönnies’in gerek Simmel’in bu analizleri kentleşme sürecinde dinî değerlerde gevşemeye ve ilişkilere “Tanrı’yı-dini” dahil etmemeyi irade eden bir sosyal hayata işaret eder. Sosyologların bu analizleri Türkiye’de kentleşme sürecinin İslâmî hayata etkisini anlamak bakımından elverişlidir.</p>
<p><strong>Küresel Kültür Perspektifiyle Deizm</strong></p>
<p>Deizm’in yaygınlaşmasının bir diğer gerekçesi bütün dünyaya aynı anda tek merkezden yayılan kültürdür. Beatles’in (John Lennon) “Imagine” şarkısında “Imagine theres no heaven/Cennetin olmadığını hayal et/No hell below us/Altımızda cehennem yok”; Rem’in kitleleri etkileyen şarkısında “Losing my religion/İnancımı kaybederken” gibi sözleri deist/ateist düşüncenin bütün dünyada popüler kültür üzerinden yayıldığını kanıtlamaktadır. MAK Danışmanlık Araştırma kuruluşunun, 2017’de yayınladığı “Türkiye’de toplumun dine ve dini değerlere bakışı” başlıklı araştırmasında “Allah’ın varlığına, birliğine, bizi yaratıp yaşattığına inanıyor musunuz?” şeklindeki soruya, katılanların yüzde 86’sı “evet, Allah’ın varlığına, birliğine, bizi yaratıp yaşattığına inanıyorum” derken; yüzde 6’lık bir kesimin “Allah’ın bizi yarattığına inanıyorum ama her şeye karıştığını düşünmüyorum” şeklinde deist bir cevap verdiği görülmektedir. Araştırmaya göre toplumun yüzde 4’ü de ateizmi kabul etmektedir. Toplamda yüzde 10’u oluşturan bu veriler karşısında şirket, “Ortaya çıkan sonuç; toplumun inanç erozyonuna karşı ivedilikle bir manevî kalkınma seferberliğine ihtiyaç olduğunu göstermektedir” yorumu yapmıştır. Aynı araştırmada “Meleklere inanıyor musunuz?” sorusuna “Hayır, gözümle görmediğim varlıklara inanmam” diyenlerin oranı yüzde 15’i buluyor. Kültürün internet, TV, sinema, pop müzik ile dünyaya yayılan mesajlarla belirlenmesi, gençliğin kendini teknolojik gelişmeye paralel olarak “dünya vatandaşlığı-kozmopolitik aidiyet” kimliğiyle tanımlaması, deist yaklaşımları beslemektedir. Özellikle yabancı dil öğrenen genç kesimde teknolojik araçlarla farklı ve yeni bilgiye ulaşma imkânının artması, İslâmî kültüre vâkıf olmama (veya değişik sebeplerle buna direnme) durumuyla birleştiğinde deizmi öne çıkarabilmektedir.</p>
<p><strong>Sekülerleşme ve Pasif Deizm Perpektifi</strong></p>
<p>Deizmin gelişmesinde bir diğer perspektif sekülerleşme tezidir. Sekülerizm, eksik bir anlamlandırmayla “dünyevileşme” olarak kavramlaştırılmaktadır. Laisizm, kiliseye ve dini kurumlara karşıt iken; sekülerizm, dindarlığın varlığını kabul etmekte ancak bütün dinlere (ve inançlara) eşit uzaklıkta durmaktadır. İnsan hakları teorisinin yasal düzenlemelerinin sekülerizmi kaçınılmaz kıldığı söylenebilecektir. İnsan hakları teorisine ait düzenlemeler inançların birini diğerine üstün ya da aşağı görmenin ayrımcılık ilkesine aykırılık olduğu hususu üzerinden gerçekleşmektedir. İşe personel alımından sivil toplum kuruluşlarına katılıma kadar hayatın tamamını kapsayacak alanlarda “inanç” meşru, ancak “inancın hayatı belirlemesi” gayrı meşru sayılmaktadır. Bu anlamda sekülerizmin “bireyci” bir inanç düzlemine izin verdiği veya “birey dindarlığı”nı onayladığı söylenebilecektir. Seküler tutumlar, din-birey ilişkisinde “ibadetsizlik” olarak ortaya çıkmaktadır. Hayatın hızı ve işleyim süreci dindarlığın pratiğe dönüşmesine fırsat vermemektedir. Dindar insanlar dahi otobüslerin, ulaşım araçlarının, makinaların “kendi doğasına uygun” olarak işletilmesini, aksama olmamasını istemektedir. Örneğin, klasik düşüncede şehrin sakinlerinin merkez (Ulu) camide namaz vaktinde toplanması esastır. Ancak modern toplumda böyle bir uygulama kentlerin yapısal özelliği nedeniyle hayatı felç edecektir. Bu iki dinamik (birey dindarlığı anlamında inanç özgürlüğü, ibadetsizlik) “pasif deizm”i ortaya çıkarmaktadır. Sekülerleşme kuramcıları, teknolojinin kullanımı arttıkça sekülerleşmenin de kaçınılmaz olduğuna işaret ederler: “Din (amel), teknolojinin doldurduğu alandan dışarıda bırakılır.” Sadece İstanbul’da yılda 20 milyona yakın koyun yendiği ifade edilmektedir. Teknoloji kullanımı nedeniyle bu hayvanların kesimleri elde bıçak tek tek kesilme şeklinde gerçekleşmemektedir. Türkiye’de yılda kaç milyon tavuk kesildiği bilgisine sahip değiliz. Bazı yazarlar İsrail’de hahamların cübbeleri ile dua okuyarak tavukları bıçak ile tek tek kestiği hususuna işaret etmektedir. Bıçağı çalıştıran butona “besmele” çekilerek basılması ile kesim otomasyon kazanmakta, amel (her boğazlama için ayrı ritüel) makinanın kontrolüne geçmektedir.</p>
<p><strong>Dindarlığın Aile, Okul ve Toplum Katmanlarında Örneklenememesi Perspektifi</strong></p>
<p>Dindarlığın aile, okul ve toplumda örneklenememesi, gençlerin zor/baskı kullanarak dini yaşamalarının istenmesi, haksızlık/zulüm/aşağılama/ayrım/kötü fiillerin “dindar kişi” tarafından eyleme dökülmesi, deizmin kaynağı olabiliyor. TÜBİTAK’ın desteğiyle Kasım 2013’te gerçekleştirilen bir araştırma sonucuna göre katılımcıların yüzde 37’si beş vakit namaz kıldığını, yüzde 89’u da her gün dua ettiğini kaydetmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nca yaptırılan 2014’te sonuçları açıklanan “Türkiye’de Dini Hayat Araştırması”nda yurt genelinde 21 bin 632 kişiye uygulanan ankette vakit namazlarını her zaman kılanların oranının yüzde 42,5 olarak belirlendiği görülmektedir. 18-24 yaş grubunda vakit namazlarını her zaman kılanların oranı yüzde 26,2 iken bu oranın 65 ve daha yukarı yaşlarda yüzde 69,9’a çıktığı da saptanmaktadır. Bu veriler, dindarlığın, gündelik hayat meşgalesinin azaldığı yaş diliminde (yaşlılıkta) ağırlık kazandığını göstermektedir. Gençliğin dindarlıkla gündelik hayat arasında bağ kurarak başarılı olmuş rol modelleri görememesi veya yanlış örnekler görmesi, şiddete maruz kalması deizmi beslemektedir.</p>
<p><strong>Söylemlerdeki Tutarsızlıklar</strong></p>
<p>Aile, okul ve toplum katmanlarında gençlerin varlık/din/Allah ile ilgili sorularına tutarsız cevaplar verilmesi de “örneklik eksikliği” problemi olarak görülmelidir. Gençler bilgiye sahip olmayı değil ona dilediklerinde ulaşmayı mümkün kılan bir donanımla yaşamaktadır. Bilgi günümüzde çoğullaşmaya uğratılmıştır. Bilim ile din arasında söylem uyuşmazlıkları deizme kapı açmaktadır.</p>
<p>Örneğin, tıp bilgisinin deneysel müktesebatında kalb öldüğünde vücut yaşayabilmektedir. Vücut, kan pompalayan bir cihaza bağlanarak yaşatılmaktadır. Beyin öldüğünde ise vücudun yaşaması imkân dışıdır. Sufî izahlarda “kalb akleder”, “kalb görür” şeklindeki izahlar gençliğin 16-17 yıl takip ettiği eğitim-öğretim müfredatında işlenen “beyin akleder; göz görür” bilgisiyle çelişmektedir. Bidatler, aklı devreden çıkaran inançlar ve hurafe din anlayışları, dine yabancılaşmanın gerekçesidir.</p>
<p><strong>Günahkâr Ama İmanlı Olma Perspektifi Açısından Deizm</strong></p>
<p>İyi-kötü, günah-sevap, hayır-şer gibi kavramlar çerçevesinde bazı yazarlar insanların “günahın imana zarar vermediği” fikrini savunur. Hatta bu teoriyi kabul edenler “Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teâlâ hazretleri sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tövbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı” şeklinde bir rivayet de nakletmektedir (Müslim, Tevbe, 9; Tirmizî, Da’avât 105.) Günahın iman üzerinde olumsuz etki yapmadığı tezi, kelâmî bir tartışma iken; konu, toplumda “günah işleme hürriyeti” anlamında ele alınarak bağlamından kopartılmıştır. Bu yaklaşım dinin hayatı belirleyiciliği konusunu esnetmekte, dinin amelsiz bir inanca dönüşmesi şeklinde algılanmasına yol açmaktadır.</p>
<p><strong>Mutezilî, Tarihselci, Köktenci ve Selefi Yorumlarda Deizm</strong></p>
<p>Kur’an’ın Kur’an ile tefsirini metodoloji olarak benimserken hadisi ve sünnetleri delil almayan, ayetleri literal anlamlarıyla yorumlayan veya parçacı-ideolojik yaklaşımlar geliştiren akımlar dinin farz ve hükümleri hakkında tartışma içindedir. Hadislerin vahye, akla, hayatın gerçeklerine uymadığı iddiası da bu ekolleri sahabe, tabiin, tebe-i tabiin tarafından temsil edilen “geleneğin inkârı”na sürüklemiştir.</p>
<p>Deistlere göre evren bir saat gibi kurulmuş, otomasyona uğratılmıştır. Bu Tanrı, insanların aralarındaki ilişkilere karışmamakta, insanlar kendi fiillerini kendileri var etmektedir. Buna göre teistler, peygamberliğe, Allah’ın din gönderdiğine, peygamberlere kitap indirdiğine inanmak anlamında “tek tanrıcı”lığı kabul ederken; deistler, “Tek Yaratan-Tanrı” fikrini kabul etmekte, fakat onun dinî/içtimaî/iktisadî/siyasi kültür ve kurumlarını reddetmektedir. Teistlerin “tek tanrıcılığı” dini savunmakta; deistlerin “tek tanrıcılığı” ise din eleştirisi getirmektedir. “Ateizm”in, hepsinden farklı olarak tanrı inancının toptan reddi olduğu söylenebilir. Deizm, günümüzde “küresel dünya dini” olarak ortaya çıkmakta ve yaygınlaştırılmak istenmektedir. Bu yeni dinin etkisinin kırılması, ilmî izahların yapılması ve örnek şahsiyetlerin çalışmaları ile sağlanacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/gencler-ve-deizm-tehlikesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
