<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>genç &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/genc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 30 Nov 2021 07:10:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>genç &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Erbakan Olacağım!&#8221; Demişti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/erbakan-olacagim-demisti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/erbakan-olacagim-demisti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Nov 2021 07:10:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[Hedef]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17921</guid>

					<description><![CDATA[Trafik kazasında kaybettiğimiz merhum gençlerimizi bugün Fatih Camisinden rabbimizin rahmetine yolcu ettik… Gençlerden biri; &#8220;İTÜ’de okuyorum ama uçak mühendisi olmak için değil, Erbakan olmak için&#8221; demişti… Dünyevi rütbe, makam veya mevki istemiyordu… Erbakan olmak…! En büyük fikri Türkiye&#8217;de adil ekonomik düzen kurmaktı. Böylece Büyük Türkiye kurulacak, bu da yeni adil bir dünya demekti. Meğerse bu müthiş fikir, bakış veya yaşam biçimi sahipsiz değilmiş… Gençler onu sahiplenmişler… O halde endişeye mahal yok! Merhum genç, talebe değil de merhum Erbakan hocamız gibi siyaset adamlarının hocası olmaya talipti… Ümmetin derdiyle dertliydi… Hedefe bakar mısınız! 83 milyonluk ülkede birçok dünyevi başarı elde etmiş teknik ve siyaset adamı varken O uçak mühendisi olarak, Erbakan’ın teknik adam olmak yönünü değil de, siyaset yoluyla ümmetin dertleriyle ilgilenmesini örnek almıştı. Bu yüzden gençler, kısacık ömürlerine bir insanın normal ömrüne sığdırmayacağı kadar iyilikleri sığdırmışlardı. Sanki yoğunlaşmış bir programı icra etmiş de bitirmiş gibiydiler… Aynı davanın gençlerini birbirlerine sarılıp ağlarken görmek duygulandırdı beni de… Erbakan olmak isteyen fakat ömrü buna yetmeyen bir gencin ardından ağlamaktaydılar… Allah hepsine rahmet eylesin… Erbakan olmak isteyenlerin sayısını artırsın!]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Trafik kazasında kaybettiğimiz merhum gençlerimizi bugün Fatih Camisinden rabbimizin rahmetine yolcu ettik…</p>



<p>Gençlerden biri; &#8220;İTÜ’de okuyorum ama uçak mühendisi olmak için değil, Erbakan olmak için&#8221; demişti… Dünyevi rütbe, makam veya mevki istemiyordu…</p>



<p>Erbakan olmak…! En büyük fikri Türkiye&#8217;de adil ekonomik düzen kurmaktı. Böylece Büyük Türkiye kurulacak, bu da yeni adil bir dünya demekti. Meğerse bu müthiş fikir, bakış veya yaşam biçimi sahipsiz değilmiş… Gençler onu sahiplenmişler… O halde endişeye mahal yok!</p>



<p>Merhum genç, talebe değil de merhum Erbakan hocamız gibi siyaset adamlarının hocası olmaya talipti… Ümmetin derdiyle dertliydi… Hedefe bakar mısınız!</p>



<p>83 milyonluk ülkede birçok dünyevi başarı elde etmiş teknik ve siyaset adamı varken O uçak mühendisi olarak, Erbakan’ın teknik adam olmak yönünü değil de, siyaset yoluyla ümmetin dertleriyle ilgilenmesini örnek almıştı.</p>



<p>Bu yüzden gençler, kısacık ömürlerine bir insanın normal ömrüne sığdırmayacağı kadar iyilikleri sığdırmışlardı. Sanki yoğunlaşmış bir programı icra etmiş de bitirmiş gibiydiler…</p>



<p>Aynı davanın gençlerini birbirlerine sarılıp ağlarken görmek duygulandırdı beni de…</p>



<p>Erbakan olmak isteyen fakat ömrü buna yetmeyen bir gencin ardından ağlamaktaydılar…</p>



<p>Allah hepsine rahmet eylesin…</p>



<p>Erbakan olmak isteyenlerin sayısını artırsın!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/erbakan-olacagim-demisti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençleri Anlamak</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/gencleri-anlamak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/gencleri-anlamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Oct 2021 14:11:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17737</guid>

					<description><![CDATA[Çoğu zaman genç arkadaşlarımızla konuşmalarımızda Bizim Zamanımızda! Diye başlayan ifadeler kullanırız. Bazen ise daha ileri giderek Ben Senin Yaşındayken! Şunu yapardım! Tarzı her insana antipatik gelen sözler sarf ederiz. Sanki bizler hiç ergen veya genç olmamışız gibi beylik ifadelerde ısrarcı oluruz. Çoğu zaman ebeveynlerin gençlerle iletişim engelleri yaşamasında en büyük sebepte bu nedenle kaynaklanır. Empati ve hoşgörüden yoksun anne-babaların gençlerle çatışmaları kaçınılmaz bir sondur. İletişim kazası da diyebileceğimiz bu sorunların çözümü için tabiri caiz ise yeniden Amerika’yı Keşfetmenin Alemi Yok! Geleneksel çocuk yetiştirme yöntemlerinin yanı sıra yeni bakış açıları oluşturmak kaçınılmaz olmuştur. Her şeyden önce dikkatle dinleyip anlamak ve uygun bir lisanla cevap vermek birçok iletişim kazasını ve dolayısıyla sorunu henüz ortaya çıkmadan sonlandırmak demektir. Buna Zamana ve Mekana uyum sağlamak diyebiliriz. Tüm zamanlara ve mekanlara indirilmiş bir inanç zaten bunu gerektirir. Özellikle 15-30 yaş arasında ki gençlerin aile içerisinde yaşamış olduğu çatışmaların temelinde yine bu yanlış iletişim yöntemi yatar. Gündelik hayatın meşgalesi çoğu zaman gözümüzün önündeki çocuklarımızı görmemize engel oluşturur. Sizin başınızı koymak için aldığınız evin ve yine ayağınızı yerden kesmek için satın aldığınız arabanın kaygısı çocuğunuzun sosyal ve psikolojik gelişiminden asla önde gelmemelidir. Çocuklarımızı çok odalı evlerde hapsedip yüreğinizin tek odasını boş bırakmak en büyük kaybınız olacaktır. Son &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Çoğu zaman genç arkadaşlarımızla konuşmalarımızda <strong>Bizim Zamanımızda!</strong> Diye başlayan ifadeler kullanırız. Bazen ise daha ileri giderek <strong>Ben Senin Yaşındayken!</strong> Şunu yapardım! Tarzı her insana antipatik gelen sözler sarf ederiz.</p>



<p>Sanki bizler hiç ergen veya genç olmamışız gibi beylik ifadelerde ısrarcı oluruz. Çoğu zaman ebeveynlerin gençlerle iletişim engelleri yaşamasında en büyük sebepte bu nedenle kaynaklanır. Empati ve hoşgörüden yoksun anne-babaların gençlerle çatışmaları kaçınılmaz bir sondur.</p>



<p>İletişim kazası da diyebileceğimiz bu sorunların çözümü için tabiri caiz ise yeniden Amerika’yı Keşfetmenin Alemi Yok! Geleneksel çocuk yetiştirme yöntemlerinin yanı sıra yeni bakış açıları oluşturmak kaçınılmaz olmuştur.</p>



<p>Her şeyden önce dikkatle dinleyip anlamak ve uygun bir lisanla cevap vermek birçok iletişim kazasını ve dolayısıyla sorunu henüz ortaya çıkmadan sonlandırmak demektir. Buna Zamana ve Mekana uyum sağlamak diyebiliriz.</p>



<p><strong>Tüm zamanlara ve mekanlara indirilmiş bir inanç zaten bunu gerektirir. Özellikle 15-30 yaş arasında ki gençlerin aile içerisinde yaşamış olduğu çatışmaların temelinde yine bu yanlış iletişim yöntemi yatar.</strong> Gündelik hayatın meşgalesi çoğu zaman gözümüzün önündeki çocuklarımızı görmemize engel oluşturur.</p>



<p>Sizin başınızı koymak için aldığınız evin ve yine ayağınızı yerden kesmek için satın aldığınız arabanın kaygısı çocuğunuzun sosyal ve psikolojik gelişiminden asla önde gelmemelidir. Çocuklarımızı çok odalı evlerde hapsedip yüreğinizin tek odasını boş bırakmak en büyük kaybınız olacaktır.</p>



<p>Son yıllarda geleceğimiz olan gençlerle ilgili tek ağızdan çıkmış gibi yazılan eleştiri yüklü yazılar ne denli yanlış yolda olduğumuzun başka bir ispatı diyebiliriz. Zaman her şeyin ilacı olduğu gibi bu konuda da bizlere gerekli cevabı günü gelince verecektir.</p>



<p>Ancak aklını kullanan aileler bu noktada gençleri dinlemek ve anlamak suretiyle geleceklerini teminat altına almaktadırlar. Çocuğu sadece Akademik Başarılar için bir yarış atı olarak görmek en büyük yanlışlardan birisi olacaktır.</p>



<p>Yine çocuklarını sadece maddi imkanlarla donatmak ve Pragmatik bir düşünceyle yetiştirmek çok daha büyük bir hata olur. <strong>Dünyevi nimetlerle tatmin olmayı alışkanlık haline getiren genç bireylerin bir süre sonra birer evcil ev insanı olması kaçınılmazdır.</strong></p>



<p>Affınıza sığınarak bu ifadeyi kullandım. Ancak bu ifade yapılan yanlış yetiştirme yönteminin ne denli yanlış olduğunu anlatmak için gerkiyordu. İşte tamda böyle bir ortamda genç beyinlerin sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemeleri pek mümkün olmuyor.</p>



<p><strong>Bu sistemle yetiştirilen gençler sürekli isteyen ve elde ettiklerini adeta dipsiz bir kuyu misali yutan canavarlara dönüşüyorlar.</strong> Maddi anlamda Varlık ve Yokluk kavramından yoksun bırakılan gençler aileler tarafından şefkat ve merhamet gibi insani özelliklerden de mahrum ve mahsun kalıyorlar.</p>



<p><strong>Tıpkı zayıf düşen vücuda hastalığın kolay girdiği gibi Psikolojik manada zayıflayan bünye Kötü Alışkanlıklara karşı zafiyet yaşıyor. Ve her geçen zaman gözlerinizin önünde gün be gün eriyip giden çocuklar görüyoruz.</strong></p>



<p>Çocuklarımızın konforu için harcadığımız zamanı onların duygusal gelişim dönemi olan ergenlik ve gençlik zamanı içerisinde kullanmanın önemini maalesef her şeyi yitirdikten sonra fark ediyoruz.</p>



<p>Sahipsiz yetişen bu nesil hayatın akışı içerisinde madde bağımlılığı başta olmak üzere birçok açıdan yıpranıyor. Ummadık suçlarla ve ahlaki çöküntülerle yüz yüze geliyorlar. Belki bu konuştuklarım birçoğunuzu karamsarlığa itmiş olabilir.</p>



<p>Ancak bizler bu konuda naçizane topluma karşı sorumluluk sahipleri olarak Önleyici Rehberlik görevimizi yerine getiriyoruz. Çözüm için harekete geçmekte hızlı olmalısınız.</p>



<p><strong>Aile toplumu ayakta tutan en güçlü Kale’dir. Bu Kale içeriden yıkılmadan dışarıdan işgal edilemez. Bu nedenle Çocukların mutlak surette Manevi Gelişimlerini tamamlamaları noktasında gerek Aile içinde gerekse Kurumsal anlamda eğitim almalarını ihmal etmemelisiniz.</strong></p>



<p>Yine Aile İçi Eğitim dediğimiz konularda Kıssadan Hisse Hikayelerle Çocuklarınızın Selam Dini olan İslam ile tanışmalarını ve yaşam tarzı haline getirmelerine katkıda bulunabilirsiniz. Çünkü hiçbir anne ve baba çocuğunun uyuşturucu veya fuhuş sapkınlığı batağına girmesinden memnun olmaz.</p>



<p>Bu nedenle bu hayati önem arz eden konuda gerek sivil toplum örgütleri gerekse kamu kurum ve kuruluşları bu konuda en kısa sürede bir araya gelerek çözüm yöntemleri noktasında bir eylem planı hazırlamalıdırlar.</p>



<p><strong>Selam ve dua ile…</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/gencleri-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanca Yaşamanın Ön Koşulu, Nesil Emniyetidir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/insanca-yasamanin-on-kosulu-nesil-emniyetidir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/insanca-yasamanin-on-kosulu-nesil-emniyetidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2021 11:28:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[Nesil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17427</guid>

					<description><![CDATA[İnsanların, şeref ve haysiyetleriyle yaşayabilmeleri için yaratılıştan kendilerine verilen haklarına sahip çıkmaları gerekir. Bu haklar özetle can (sağlıklı yaşama), mal (kazanç, iş), din (inanç, ibadet), akıl (sağlıklı düşünme) ve nesil (insanca kalma) özgürlüğü ve emniyetidir. Allah, bu temel hakların korunmasını insanlara tevdi etmiştir. Başta devlet olmak üzere toplum, aile ve her birey bu haklara sahip çıkmalıdır. Bilindiği gibi Allah, insan haklarına büyük önem vermektedir. İnsanlar, “insanca” yaşasınlar diye Kur’an indirmiş, elçiler göndermiş ve evreni hizmetlerine vermiştir. Ardından, insanlara taşıyabileceği yükümlülükler verilmiştir. Toplum bu yükümlülüklerini yerine getirdiği takdirde barış, güven ve huzur içinde yaşayacaktır.Bu makalemizde insanın temel haklarından biri olan “nesil emniyeti” üzerinde durmaya çalışacağız. Nesil; döl, soy, nesep, zürriyet, sülale, kuşak ve insan demektir.Nesil; çocuk, birey, aile, toplum, ümmet ve millet demektir. Nesil emniyeti de bütün bunların yani “insanın” izzet ve şerefinin, namus ve haysiyetinin korunması, yaratılışına uygun yaşamlarının sağlanmasıdır. Nesil; aynı zamanda fıtrat/yaratılış amacına ve düzene uymak demektir. Yani, yaratılış kanunlarına uygun bir şekilde doğmak, yaşamak ve kıyamete kadar insan yaşamının kutsiyetini korumaktır.Fıtrat/hilkat bozulursa nesil bozulmuş olur; nesil bozulursa fıtrat/hilkat bozulmuş olur; zira bunlar, Allah tarafından iç içe konulmuş hayati esaslardır. M. Akif, nesillerin bekasının önemini şu beytinde ne kadar güzel ifade eder!“Hilkat ne kar arar, ne zarar; bekayı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsanların, şeref ve haysiyetleriyle yaşayabilmeleri için yaratılıştan kendilerine verilen haklarına sahip çıkmaları gerekir. Bu haklar özetle can (sağlıklı yaşama), mal (kazanç, iş), din (inanç, ibadet), akıl (sağlıklı düşünme) ve nesil (insanca kalma) özgürlüğü ve emniyetidir. Allah, bu temel hakların korunmasını insanlara tevdi etmiştir. Başta devlet olmak üzere toplum, aile ve her birey bu haklara sahip çıkmalıdır.</p>



<p>Bilindiği gibi Allah, insan haklarına büyük önem vermektedir. İnsanlar, “insanca” yaşasınlar diye Kur’an indirmiş, elçiler göndermiş ve evreni hizmetlerine vermiştir. Ardından, insanlara taşıyabileceği yükümlülükler verilmiştir. Toplum bu yükümlülüklerini yerine getirdiği takdirde barış, güven ve huzur içinde yaşayacaktır.<br>Bu makalemizde insanın temel haklarından biri olan “nesil emniyeti” üzerinde durmaya çalışacağız.</p>



<p>Nesil; döl, soy, nesep, zürriyet, sülale, kuşak ve insan demektir.<br>Nesil; çocuk, birey, aile, toplum, ümmet ve millet demektir. Nesil emniyeti de bütün bunların yani “insanın” izzet ve şerefinin, namus ve haysiyetinin korunması, yaratılışına uygun yaşamlarının sağlanmasıdır.</p>



<p>Nesil; aynı zamanda fıtrat/yaratılış amacına ve düzene uymak demektir. Yani, yaratılış kanunlarına uygun bir şekilde doğmak, yaşamak ve kıyamete kadar insan yaşamının kutsiyetini korumaktır.<br>Fıtrat/hilkat bozulursa nesil bozulmuş olur; nesil bozulursa fıtrat/hilkat bozulmuş olur; zira bunlar, Allah tarafından iç içe konulmuş hayati esaslardır. M. Akif, nesillerin bekasının önemini şu beytinde ne kadar güzel ifade eder!<br>“Hilkat ne kar arar, ne zarar; bekayı nesle bakar hep, bekayı nesli sorar.”</p>



<p>Nesil emniyetini korumak sadece ailenin omuzlarına yüklenecek bir yük olmamakla beraber, birinci derecede aileye düşmektedir; zira Yüce Kur’an Müminlere, “kendinizi ve ehlinizi (ailenizi) ateşten koruyun” diyerek, bireylerin haklarının korunmasını aileye tevdi etmiştir. Aziz Nebi’miz de bu konuda sorumluluk taşıyanları uyarırken, “hepiniz çobansınız, hepiniz sürünüzden mesulsünüz” demektedir. Dolayısıyla aile büyüklerine büyük sorumluluklar yüklenmektedir.</p>



<p>Ailelerin, çocuklarına iyi bir din eğitimi aldırmaları ve İslam ahlakına göre yetiştirmeleri dinen zorunludur. İslam ahlakı, çocukların yetiştirilmesinde su ve hava kadar önemlidir; asla ihmale gelmez. İhmal edildiği takdirde çocuk cahiliye mikrobu kapar, oradan da topluma sirayet eder ve top yekun toplumu bozar. 0 Halde çocukları önemsemek ve İslam ahlak ve terbiyesine göre yetiştirmek gerekir ki sağlıklı nesiller yetiştirilmiş olsun; aksi takdirde sürekli birbirimizi suçlayıp dururuz.</p>



<p>Allah, hiçbir şeyi ve hiç kimseyi amaçsız ve sorumsuz yaratmamıştır. Her yaratılanın bir amacı ve bir görevi vardır. İnsan olarak bizlerin de görev ve sorumlulukları vardır. Bir anlamda çoban ve sürü konumundayız. Hem yönetiyoruz, hem de yönetiliyoruz. Yani hem eğitim veriyoruz, hem de eğitiliyoruz. İnsan başta kendisinden, sonra ailesinden ve sonra da toplumdan sorumludur. Bu sorumluluklar yüce Yaratıcı tarafından kendisine “emanet” edilmiştir. Dolayısıyla nesil emniyeti üzerinde durmaya çalışırken, asıl üzerinde durulması gereken husus, “eminlik ve güven” olmalıdır.</p>



<p>Emniyet; korku ve endişelerden uzak, güvenlik ve huzur içerisinde yaşamaktır. Emniyet içerisinde yaşayabilmek için “emanetlere” sahip çıkmak gerekir. Emanet de bir kimseye muhafaza edilmesi için bırakılan bir mal/eşya olduğu gibi, insanın başta akıl ve sağlığı olmak üzere namus ve şerefi, ailesi, sorumlu olduğu diğer toplum bireyleri, kendisine tevdi edilmiş görevi de emanet kapsamındadır. Allah’ın insanlara bıraktığı emanetler olduğu gibi, insanın insana bıraktığı emanetler de olmaktadır. Nesil de bir emanettir. Bu emanet öylesine önemlidir ki onun korunmasını Allah insanlara emanet etmiştir. dolayısıyla insanlar gözleri gibi bu emanete sahip çıkmalıdırlar.</p>



<p>Yüce Kur’an, “emanetlerinize ve ahitlerinize sahip çıkın” diyerek emanetlere büyük önem vermektedir. Muhammed as da toplum içindeki güvenirliliğinden dolayı “Muhammedül emin” sıfatını kazanmış ve emanete sahip çıkmayanlara münafıklık sıfatını uygun görmüştür.</p>



<p>Emanet, güven demektir. Bir insan emanetine ne ölçüde sahip çıkarsa o ölçüde emindir, güvenilirdir. Yani güvenilir olması demek, hem kendisine bırakılan emanetlere hiçbir zarar vermeden sağlam bir şekilde sahip çıkması ve istendiği zamanda iade etmesi, hem de insanın aklına, gözüne, kulağına, diline, eline beline sahip çıkarak doğru ve hayra uygun kullanmasıdır; zira bütün bunlar da Allah tarafından doğru ve amacına uygun kullanmak üzere emanet edilmiştir. Emaneti korumak farzdır. Bu farziyete binaen “Emaneti korumayanın imanı, ahdinde durmayanın dini yoktur” ifadesi kayıtlara geçmiştir.</p>



<p>Yüce Kur’an emanetlerin önemine vurgu yaparken şöyle buyurmaktadır: “Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklemekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab,72)</p>



<p>Emanetin (sorumluluğun), insandan daha güçlü ve dayanıklı olan gök, yer ve dağlara teklif edilmesi, onun ne kadar ağır ve önemli olduğunu belirtmek içindir. Esasen insan bu emaneti taşıyabilecek yetenek, güç ve kabiliyete sahiptir. Eğer öyle olmasaydı, haşa, Allah insana haksızlık etmiş olurdu. Tabi ki Allah, insanlara haksızlık etmez; ancak insanlar görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyerek kendilerine haksızlık etmektedirler. Bu da cahilce hareket etmelerinden kaynaklanmaktadır.</p>



<p>Kur’an, “Müfsitler, fırsat buldu mu yeryüzünde ortalığı fesada verir, ekinleri tahrip eder ve nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez” (Bakara, 205) buyurarak, nesli korumayanların bozguncu olduğunu, işleri fesada götürdüğünü belirtmektedir.</p>



<p>Nesil emniyetine sahip çıkmanın yollarından biri, kadın ve erkeğin iffetini ve namusunu korumasıdır. Namus ve iffetin korunması demek, kadın ve erkeğin Kur’an ölçülerine göre hareket etmesi demektir. Nur suresinde nesli bozan adımlara dikkat çekilmiş ve bunlardan uzak durulması istenmiştir.</p>



<p>İslam dini, nesil emniyeti konusunda titiz davranarak nikahı çok önemser ve süt kardeşliğinden evlat edinmeye kadar her konuda hükümler koyar. Bu hükümlere uyulmadığı takdirde akıbetin kötü olacağı haber verir.</p>



<p>Çağımızda tıbbi gelişmelerle ortaya çıkan tüp bebek gibi nesli ilgilendirecek konularda son derece hassas olmak zorundayız. Çocuk sahibi olmak elbette arzu edilir; ancak bunu meşru yollarla kazanmak gerekir. Bazı peygamberlerin bile çocuk sahibi olamadıklarını göz önüne getirerek takdire boyun eğmek gerekir. Yapılacak şey, neslin sağlıklı yaşamasına zarar vermeden meşru tedavi yollarına başvurmaktır.</p>



<p>Bilinmelidir ki İslam öğretileri dışında bir hayat, Kur’an’ın ifadesiyle cahiliyedir; zira cahiliye, İslam dışı sistem, inanç, ahlak kuralları, düşünce ve yaşantı biçimidir. Cahiliye eski çağlara veya belli dönemlere ait bir sistem değildir. İnsanlar Allah’tan uzak yaşadığı sürece cahiliye devam etmiş olacaktır. Cahiliye Resulullah as’dan önce var olduğu gibi, bugün de modern bir şekilde hayatiyetini sürdürmektedir. Cahiliye bugün genç kızları, kadınları reklamlara, ticarete, her türlü ihtiraslara peşkeş çekmektedir.</p>



<p>Fuhşun yaygın olduğu günümüzde Müslüman ailelere büyük görevler düşmektedir. Namus, şeref ve iffetiyle yaşamak, çoluk çocuğunu İslam ahlakıyla yetiştirmek oldukça zorlaşmıştır. Müslümanlar ateş çukurunun kenarında yaşayacak hale gelmişlerdir. Televizyon, internet ve benzeri görüntüler adeta evlerimizi ve işyerlerimizi istila etmiştir. Bu görüntülerin büyük bir kısmı maalesef Müslüman aile yapısını da ifsat etmektedir, nesilleri bozmaktadır. Bunlara başta devlet ricalinin ve sivil toplum kuruluşlarının müdahale etmesi ve alternatif programlar hazırlamaları kendilerine düşen hayati bir yükümlülüktür.<br>Müslüman ailelerinin bireyleri de ifsat edici programlara karşı önlem almaları ve aile fertlerini bu ifsat edici programlara karşı duyarlı hale getirmeleri elzemdir. Aksi takdirde bu gemide olan iyi kötü bütün insanlar izzetini kaybederek -tarihteki örnekleri gibi- yok olup gideceklerdir.</p>



<p>“Nihayet onların ardından öyle bir nesil geldi ki bunlar salatı/ibadeti bıraktılar, nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden, gelecekte sapıklıklarının cezasını çekeceklerdir.” (Meryem, 59)</p>



<p>Mümin olduğunu iddia edenler, nesli korumaya yönelik Allah’ın hükümlerine riayet etmek, iffet ve namusa leke getirecek her türlü düşünce ve davranışlardan kaçınmak zorundadırlar. Batı’dan veya Doğu’dan gelsin, her türlü aile ve nesil emniyetini bozucu düşünce ve hareketlere karşı mücadele vermek zorundadırlar.</p>



<p>Müminler, aile mefhumuna, dolayısıyla nikah akdine önem vermelidirler. Resmiyet kazanmayan hiçbir nikah ve birliktelikten yana olmamalıdırlar. Nikahı önemsiz görerek veya namusa göz dikerek kızları ve kadınları iffetsizliğe yönlendirmeye çalışan kimselerle sürekli mücadele halinde olmalıdırlar.</p>



<p>Son zamanlarda kimi televizyon programlarında teşhir edilen nikah dışı birliktelikler, nesli bozmakta ve aile mefhumunu ayaklar altına almaktadır. Televizyondaki bu tür programların amacı ne olursa olsun, nikahsızlığı, hayasızlığı, iffetsizliği teşhir edip sıradanlaştırdığı için, kutsal olan Müslüman aile yapısına açık bir tehdit oluşturmaktadır. Devlet ricali, acilen ailenin kutsiyetini muhafaza edecek kanunlar çıkartıp bu hayasızlığa köklü bir çözüm getirmezlerse, büyük bir vebal altında kalacaklarını unutmamalıdırlar; zira bu hayasızlık, zamanla tüm topluma sirayet edecek ve çepeçevre kuşatacaktır.</p>



<p>Daha yarım asır önce, evli ve artı çocuk sahibi bir kadını kabul eden bir erkek (veya tersi), asla toplum içerisinde dolaşamazdı; ama günümüz medyası, her türlü rezaleti görselleştirerek sıradanlaştırdı ve herkesi bu rezalete seyirci hale getirdi. Bu rezaleti yok etmek ve bir daha görmemek için, ilgili devlet ricalini göreve çağırıyoruz. Devlet ricali bu hayasızlığı ortadan kaldırmazlarsa, her türlü hayasızlığın ve ortaya çıkan kavgaların, ölümlerin baş sorumlu olacaklardır.</p>



<p>Hülasa, nesli ve dolayısıyla insanlığı korumak istiyorsak yüce yaratıcının öğretileriyle hareket etmek zorundayız; zira İslam hükümlerinin olmadığı yerde izzetli ve şerefli yaşamak zordur. İnsan hakları, demokrasi, barış, özgürlük, hümanizm gibi içi boşaltılmış sloganlarla bir yere varılamaz. İçi boşaltılmış bu kavramları dillerinden düşürmeyenlerin, adaletsizliği, adalet boyasıyla nasıl boyayarak yutturmaya çalıştıklarını, güçsüz kalanlara nasıl zulmettiklerini ve yeryüzünü nasıl ifsat ettiklerini bütün dünya izlemektedir.</p>



<p>Konuyu İbrahim as’ın Kur’an’da geçen şu duasıyla tamamlayalım:<br>&#8220;Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et; zira, tövbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.&#8221; (Bakara 128)</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/insanca-yasamanin-on-kosulu-nesil-emniyetidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerimize Neyi Öğretmeyi Unuttuk?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/genclerimize-neyi-ogretmeyi-unuttuk/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/genclerimize-neyi-ogretmeyi-unuttuk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat PADAK]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2021 08:55:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16929</guid>

					<description><![CDATA[Her gencin yakalandığı aşkı biz öğretmedik. Hâlbuki belki de aşkı da öğretmeli idik namazı öğretiğimiz gibi… Ama biz öğretmedik, başkaları kendi aşklarını öğretti. Aşk romanlarını yazmadık, başkaları yazdı aşk romanlarını. Mahremiyeti, ergenliği, ergenlik sorunlarını, cinselliği, aile cinselliğini öğretmedik. Tabi, öğrenmedik de… Biz öğretmedikçe televizyon öğretti, internet öğretti. Gençlerimiz cinselliği merdiven altı öğrendiler. Kur&#8217;an öyle ki, cinselliği hayatın bir parçası gibi anlatır. Ama bizler o ayetleri bile hızlıca okuyup geçtik… Cinselliği anlatan hadisleri atlayıp atlayıp geçtik. Zira bizim için önemli olan, kefalet ve vekalet bahisleriydi… Aşk edebiyatı yazarlarına ihtiyacımız var. Cinsellik uzmanı Müslüman tabiplere ihtiyacımız var. Ergenlik, ergenlik sorunları, evlilik, evlilik hayatı gibi konularda uzman hocalarımıza ihtiyacımız var… Müslüman kadın ve kadın sağlığı konusunda İslami internet sitelerine ihtiyacımız var. Bu konuda Arap aleminden çok fazla gerideyiz.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Her gencin yakalandığı aşkı biz öğretmedik. Hâlbuki belki de aşkı da öğretmeli idik namazı öğretiğimiz gibi… Ama biz öğretmedik, başkaları kendi aşklarını öğretti. Aşk romanlarını yazmadık, başkaları yazdı aşk romanlarını.</p>



<p>Mahremiyeti, ergenliği, ergenlik sorunlarını, cinselliği, aile cinselliğini öğretmedik. Tabi, öğrenmedik de… Biz öğretmedikçe televizyon öğretti, internet öğretti. Gençlerimiz cinselliği merdiven altı öğrendiler.</p>



<p>Kur&#8217;an öyle ki, cinselliği hayatın bir parçası gibi anlatır. Ama bizler o ayetleri bile hızlıca okuyup geçtik… Cinselliği anlatan hadisleri atlayıp atlayıp geçtik. Zira bizim için önemli olan, kefalet ve vekalet bahisleriydi…</p>



<p>Aşk edebiyatı yazarlarına ihtiyacımız var. Cinsellik uzmanı Müslüman tabiplere ihtiyacımız var. Ergenlik, ergenlik sorunları, evlilik, evlilik hayatı gibi konularda uzman hocalarımıza ihtiyacımız var…</p>



<p>Müslüman kadın ve kadın sağlığı konusunda İslami internet sitelerine ihtiyacımız var. Bu konuda Arap aleminden çok fazla gerideyiz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/genclerimize-neyi-ogretmeyi-unuttuk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Olmadan Dindar Genç Olmak</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/insan-olmadan-dindar-genc-olmak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/insan-olmadan-dindar-genc-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammet Altaytaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Oct 2018 21:10:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[dindar]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[insan olmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=3546</guid>

					<description><![CDATA[İmam hatip, ilahiyat nesli ve dindar gençlik üzerine bunca edebiyat yapıyoruz ama çağımızdaki asıl meseleyi gözden kaçırıyoruz galiba! Hakikatli genç/insan olmadan dindar genç/insan olmak ne kadar mümkündür acaba? Veya modernliğin sadece bizlerin inanç ve fikir dünyamızı değil, daha kökten insanî fıtratımızı tahrif ettiğinin ne kadar farkındayız mesela? Modern dünyada genç olmanın meseleleri gündem olunca ilk akla gelen, geleneğimizdeki bazı klasik eserlerden, Müslüman mütefekkirlerden hareketle bir nasihatname kaleme almak, bunu tarihimizden misallerle süslemek ve akabinde de aynı gençlere modern dünyanın verili makamlarını ideal olarak göstermek. Bu minval üzere bir yazı kaleme alırsam tekrara düşeceğim hissine kapıldım. Zira bunun o kadar çok misali vardı ve gençler bu sözleri o kadar çok dinlemişti ki içimden bir ses, “bu yazıdan birkaç cümle okuyan genç ‘tamam tamam biliyoruz’ diyerek sayfayı çevirir” diye fısıldadı. O zaman “ne yazmalıyım” derken daha önce okumuş olduğum modern dönemde kaleme alınmış Batılı fikir adamlarının birkaç eserine tekrar göz attım. Önce şunu düşündüm; imam hatip, ilahiyat nesli ve dindar gençlik üzerine bunca edebiyat yapıyoruz ama çağımızdaki asıl meseleyi gözden kaçırıyoruz galiba! Hakikatli genç/insan olmadan dindar genç/insan olmak ne kadar mümkündür acaba? Veya modernliğin sadece bizlerin inanç ve fikir dünyamızı değil, daha kökten insanî fıtratımızı tahrif ettiğinin ne kadar farkındayız mesela? Bu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İmam hatip, ilahiyat nesli ve dindar gençlik üzerine bunca edebiyat yapıyoruz ama çağımızdaki asıl meseleyi gözden kaçırıyoruz galiba! Hakikatli genç/insan olmadan dindar genç/insan olmak ne kadar mümkündür acaba? Veya modernliğin sadece bizlerin inanç ve fikir dünyamızı değil, daha kökten insanî fıtratımızı tahrif ettiğinin ne kadar farkındayız mesela?</strong></p>
<p>Modern dünyada genç olmanın meseleleri gündem olunca ilk akla gelen, geleneğimizdeki bazı klasik eserlerden, Müslüman mütefekkirlerden hareketle bir nasihatname kaleme almak, bunu tarihimizden misallerle süslemek ve akabinde de aynı gençlere modern dünyanın verili makamlarını ideal olarak göstermek. Bu minval üzere bir yazı kaleme alırsam tekrara düşeceğim hissine kapıldım. Zira bunun o kadar çok misali vardı ve gençler bu sözleri o kadar çok dinlemişti ki içimden bir ses, “bu yazıdan birkaç cümle okuyan genç ‘tamam tamam biliyoruz’ diyerek sayfayı çevirir” diye fısıldadı. O zaman “ne yazmalıyım” derken daha önce okumuş olduğum modern dönemde kaleme alınmış Batılı fikir adamlarının birkaç eserine tekrar göz attım. Önce şunu düşündüm; imam hatip, ilahiyat nesli ve dindar gençlik üzerine bunca edebiyat yapıyoruz ama çağımızdaki asıl meseleyi gözden kaçırıyoruz galiba! Hakikatli genç/insan olmadan dindar genç/insan olmak ne kadar mümkündür acaba? Veya modernliğin sadece bizlerin inanç ve fikir dünyamızı değil, daha kökten insanî fıtratımızı tahrif ettiğinin ne kadar farkındayız mesela? Bu bağlamda şair Thomas Stearns Eliot’ın şu ifadeleri dikkate değer: “Çağımızın derdi Tanrı ve insan hakkında atalarımızın inandıkları şeylere inanmamak değil sadece ama Tanrı ve insan konusunda onlar gibi hissedememektir…” Zira modern dönemde biz, yalnız dinimizi/inancımızı değil inanma organlarımızı ve dindarlık kabiliyetimizi de tahrife uğratıyor veya kaybediyoruz.</p>
<p><strong>“Gerçek Yaşam”</strong></p>
<p>Müslüman olmamız hasebiyle hakikatin hem Kitabî hem de tarihi tecrübesinin varisiyiz. Hâlihazırda bu miras sebebiyle sahip olduğumuz eşsiz nimete rağmen bu istikamette karşımıza çıkan, sahih bir insan/Müslüman hayatının tehditlerini teşhis ve tedavi konusunda yetersiz kalıyoruz. Zira insana ve tabiata ne’ttiğini ve etmekte olduğunu fark edecek kadar modernliği tanımıyoruz. Bu sebeple yaşadığımız hayatla itikat ve ideallerimiz arasında sıhhatli bağlar kurmakta zorlanıyoruz. Doğrusu şahsen, modernliğin tuzaklarına dair fark ettiklerimin çoğunu yine bu batıl kültürü üretenler arasından çıkan cins kafalar vesilesiyle fark ettiğimi itiraf etmeliyim. Dolayısıyla dindar gençlikten evvel hakiki bir gençlik hayatının modern dönemdeki imkân ve tehditlerinden bahsederken aklıma gelen birkaç Batılı isim ve onların eserlerine müracaat edeceğim. Bu isimlerden biri, Fransız düşünür, akademisyen ve aktivist Alain Badiou ve onun Türkçeye <em>Gerçek Yaşam</em> ismiyle tercüme edilen eseri. Düşüncelerini, gençleri yoldan çıkarma suçlamasıyla idam edilen Sokrates’ten hareketle dile getiren yazar, hakikatli bir genç hayatını tehdit eden başlıca iki husustan bahseder:</p>
<p>Bu tehditlerden ilki, geçmişi ve geleceği veya kendi ifademizle söyleyecek olursak “nereden geldiğini ve nereye gitmekte olduğunu” hesaba katmadan günübirlik, anlık bir hayata, bedeni hazlara, geçici bir aşk serüvenine, oyun ve eğlenceye duyulan tutkudur. Elbette bir gencin hayatında bahsi geçen unsurların yeri bütünüyle inkâr edilemez fakat bütün bunlar hayatın hâkim unsuru haline geldiğinde istikbal silikleşir, hayat muğlaklaşır ve nihayetinde varılacak menzil anlamsızlık ve amaçsızlıktan, bunalımdan ve nihilizmden başkası olmayacaktır. Bu durumda hayat dediğimiz şey parça parça yaşanmışlıkların, bazen çok iyi bazen de berbat anların toplamı olan tecrübelerin anlamsız ve bütünlükten mahrum bir toplamı olacaktır. Pek tabii ki şu halde hakikatli bir yaşamdan bahsedilemez. Platon’un da ifade ettiği gibi böyle darmadağın bir yaşam, sahih bir hayat fikrini parçalar. Bu durum ise bir nevi ölümdür aslında. Öyleyse yapılması gereken genç hayatında mündemiç olan bu ölümcül kuvvenin görmezden gelinmesi veya inkârı değil, farkına varılması ve aşılmasıdır. Badiou’ya göre, hakikî bir genç hayatının önündeki ikinci tehdit ise görünürde ilkinin tersine benzemektedir: Başarı tutkusu, zenginlik, güçlü ve güvence altına alınmış bir gelecek, kariyer ülküsünün ön plana alındığı projelendirilmiş bir yaşamdır. Bu anlayışta, anlık yaşamdaki kendini tüketip harcama yerine, mevcut toplamsal düzende kendine iyi ve güvenli bir yer temin etme, geleceğini garanti altına alma fikri hâkimdir. Şu halde yaşam kariyer, makam, mevki ve ekonomik güvenceye sahip olmak için uygulanacak yöntemlerin, çalışmaların ve kurnazlıkların toplamına dönüşür. Bunun bedeli ise yürüklükte olan düzeni yeterince sorgulamaksızın ona itaat etmek, onun işleyişine omuz vererek edindiğin yer karşılığında varoluş sıhhatini feda ederek düzeni tahkim etmek olacaktır. Daha anaokulundan itibaren bir proje olarak eğitime tabi tutularak, titizlikle seçilmiş iyi okullarda, planlanmış bir geleceği gerçekleştirmek üzere yaşanan bir hayattır bahsettiğimiz. Bu yolda teşvik ve rehbere ihtiyaç duyulduğunda müracaat edilecek mürşitler, yaşam/eğitim koçları ve kişisel gelişim uzmanlarıdır. Nihayetinde yüksek siyasi bürokratik makam ve mevkiler, yönetim kurulları, finans kurumları, uluslararası şirketler, mühendislik firmalarında vs. yer edinmiş ve iyi bir kariyer ve gelire kavuşmuşsanız, kendinizi gerçekleştirmiş başarılı insanlardan sayılırsınız. Badiou, gençlikte insanların genellikle bazen birbiriyle geçişen, bazen zıtlaşan bu iki tarz yönelimin tuzağına düştükleri kanaatindedir. Bunlar bir bakıma hayatı mahvetme ve inşa etme tutkusu gibi görünmektedir. Fakat nihayetinde her ikisi de genci sahte bir yaşama mahkûm etmektedir. Nihayetinde kişi ya nihilizmin sahillerine savrulur ya da yürürlükte olan sistemin kölesi olur. Demek ki hazza dayalı günübirlik bir yaşam gibi zıttı görünen temelde başarı ve kariyere odaklanmış bir yaşam fikri de hakiki bir gençlik hayatının tuzaklarıdır.</p>
<p>Günümüzde yerkürenin hemen her köşesinde her geçen gün etkinliğini biraz daha tahkim eden ve hayatımızı sahteliğe mahkûm eden modern kültürün 16. ve 17. yüzyıllardan başlayan en az dört beş yüzyıllık bir tarihi güzergâhı vardır. Batı’da Rönesans, Reform ile başlayan Aydınlanma Felsefesi, Fransız İhtilâli ve Sanayi Devrimi ile devam eden ve nihayetinde modernlik dediğimiz süreçte belki de tarihte ilk defa insan, kendisini aşan her türlü akıl ve tabiatüstü dini/manevî otoriteyi, haddi-hududu reddetmiş, merkezde insanın olduğu (antroposentrik) bir anlayış türetmiştir. İnsan kendisini, hakikatin ölçüsü kılarak deyim yerindeyse adeta bir tanrı olarak vehmetmiştir. İşte bu süreçte şekillenen modern hayatın ve kültürün felsefi/itikadî temeli “varlık maddeden ibarettir manası yok, insan bedenden ibarettir ruhu yok; hayat dünyadan ibarettir, ahireti yok” şeklinde özetlenebilir. Böylece varlık maddeye, insan bedene, hayat dünyaya indirgenince, dünya hayatı bedenî/nefsanî/şehevî arzuların tatmin yerinden ibaret bir tüketim ve eğlence sahasına dönüşecektir. Günümüzde modern kültürün felsefi/itikadi temeli görmezden gelinerek sonuçlarını, mesela Batı’nın kendi dini, itikadi ve tarihi tecrübesinin hasılası olan kültürü, bütün insanlığın ortak değerleri olarak sorgulamadan adeta kutsuyor ve gençlerimize, insanlarımıza bir ideal olarak takdim ediyoruz. Diğer yandan da ideal olarak gördüğümüz bu kültür, pek tabiî olarak gençlerimizin zihniyetini ve hayat felsefesini/tarzını, kendi beslendiği felsefi temelleri doğrultusunda dönüştürünce de hayrete düşüyoruz. Dindar gençlik idealimizi dillendirirken sonuçta deistik ve seküler bir yaşam tarzının yükselişine şahit olabiliyoruz.</p>
<p><strong>“Gerçek Olmayan Gerçeklikler”</strong></p>
<p>Bahsi geçen felsefi zemin üzerine kurulu modern kültürün insana verdiği şekli Frank Furedi, Schopenhauer’a atıfla “zihinsel ihtiyaçları olmayan insan” olarak tasvir eder. Bilhassa kapitalizm kolayca “oyun ve eğlence”ye dönüştürülebilen iletişim teknolojileri vasıtasıyla modern kültürün, sınır tanımadan yeryüzündeki hemen bütün toplumları kendi hakiki gelenek ve kültürlerinden kopararak sanal bir hayata mahkûm ettiği günümüzde, bu tasviri yadırgamıyoruz. Zira modern insanın hayatı, “gerçek olmayan gerçekliklerle” işgal edilmiştir. Yegâne faal unsurun duyu organları ve bedeni hazların olduğu bayağı bir hayattan bahsediyoruz.</p>
<p>Bu sebeple modern hayat bir yandan gençleri sınırsız gençliğe veya ergenliğe mahkûm ederek onların âkıl-baliğ olmalarına mani olurken diğer yandan da yetişkinleri çocuklaştırıyor. Kişisel gelişim uzmanlarından çoğu zaman işittiğimiz bir laf vardır: “İçinizdeki çocuğu öldürmeyin!” Hâlbuki yetişkin olmak için yapmamız gereken tam da budur, çocukça avuntuları aşmak. Badiou yetişkinlerin çocuklaştırılmasını ve gençlerin yetişkinliğine mani olunmasını kapitalist pazar düzeni ile de irtibatlandırır. Zira çağdaş düzen, mutluluk vaadiyle mümkün olduğunca çok eşya satın almaya teşvik eder ve bu duyguyu alabildiğine canlı tutmak için pek çok araç geliştirmiştir. Peki, ne satın alınacak? Hoşumuza giden ve var oluşumuz yerine sahip olduklarımızla başkalarına kendimizi göstereceğimiz kocaman oyuncaklar: Yeni ve pahalı arabalar, marka ayakkabılar, kocaman televizyonlar, akıllı telefonlar, lüks evler, tatiller&#8230; Bu manada gençle ergen arasında bir mahiyet farkı kalmamaktadır. Yetişkin yalnızca daha kocaman oyuncaklar satın alabilme imkânıyla ergenlerden ayrılır. Gençler ise bir yandan yetişkinlerin kendilerine temin ettiği oyuncaklarla eğlenip hayatlarını tüketmek suretiyle diğer yandan da daha kocaman oyuncakları elde edebilecekleri bir gelecek hayali ve idealiyle hayatlarını tüketmektedirler.</p>
<p>Geçen yüzyılda biri 1931’de Aldous Huxley (<em>Cesur Yeni Dünya</em>) diğeri 1949’da George Orwell (<em>Bindokuzyüzseksendört</em>) tarafından geleceğin dünyasına dair iki ütopik roman yazıldı. Bugün geldiğimiz noktada her iki romanın da modern kültürün geleceğiyle alakalı öngörülerinin isabetine dair güçlü işaretler, birçok felsefi, siyasi, dini çalışmada bu eserlere atıflarda bulunulmasına ve bunların çokça konuşulmasına vesile olmaktadır. Her iki yazarın kehanetleri, yöntemleri bakımından birbirinden ayrılsa da sonuçları itibarıyla birleşiyordu. Orwell, “Büyük Birader” (Big Brother) ile sembolize ettiği siyasi otorite, Huxley ise “Ford” olarak sembolize ettiği sermaye adına insanların hakikatlerinden koparılarak nesneleştirileceğini, adeta köleleştirileceğini öne sürmüştü. Yine her iki yazara göre de bu süreçte cehalet bilgi, savaş barış, tutsaklık özgürlükmüş gibi benimsetilecek, kimliklerinden ve tarihlerinden mahrum bırakılan insanlara varoluşsal kaygıları unutturulacak ve böylece deyim yerindeyse insanın akıl-baliğ olmasına mani olunacaktı.</p>
<p>Ancak bu sonuca ulaşmak için iki yazarın öngördüğü yöntemler birbirinden farklıydı. Meselâ, Orwell’e göre insanlar, dışarıdan ağır bir siyasi baskı, zulüm ve kontrol mekanizması aracılığıyla boyun eğdirileceklerdir. Huxley’e göre ise siyasi baskıyı temsil eden “Big Brother”e gerek kalmayacak; zira insanlar süreç içinde, düşünme yeteneklerini dumûra uğratan, kendilerini esir eden teknolojilerden hoşlanmaya ve bu kültürü yüceltmeye başlayacaklardır. Bu sürecin en büyük tehdidi kitaplardı, bu sebeple insanın kitapla irtibatının koparılması ve deyim yerindeyse ayağının yerden kesilmesi gerekiyordu. Orwell kitapların yasaklanmasından korkarken Huxley insanlarda kitap okuma ihtiyacının varoluşsal kaynağı kurutulacağından, insanların zaten kitaba ihtiyaç duymayacağını öngörüyordu. Zira televizyon, bilgisayar gibi iletişim teknolojileri kitabı yasaklamaz, ona karşı gelmez ama sadece onun yerini alır. Yine Orwell insanın bilgisiz bırakılacağından, hakikatin gizleneceğinden endişe ederken, Huxley bilgi yağmuru altında şaşırmış ve pasifleşmiş insanın, umursamazlık ummanında boğulacağı öngörüsünde bulunuyordu. Zira iletişim aygıtları bizim bilgi elde etme imkânımızı kısıtlamaz tam aksine genişletir. Ancak mana ve zeminden yoksun bilgi furyası da en az cahillik kadar, hatta sahibine vehmettiği kibir sebebiyle cahillikten daha büyük bir sorundur.</p>
<p><strong>“Çözüm Nedir?”</strong></p>
<p>Çağımızda kitlelerin arz ettiği manzara, Huxley’i ziyadesiyle haklı çıkarmışa benziyor. Öyle görünüyor ki bugün kitlelerin arz ettiği manzara, insanı sermayeye köle eden Huxley’in yöntemini akla getirmekle birlikte, onun yönteminin etkisiz ve yetersiz kaldığı müstesna kişiler ve durumlar söz konusu olduğunda sermayenin hedefleri doğrultusunda Orwell’in büroktatik baskı yöntemi devreye sokularak hedeflenen sonuca doğru yol alınmaktadır. Müslüman bir millet olarak bizler, siyasi baskı ve müdahalelere yani Orwell’ci bürokrasiye karşı öyle ya da böyle bir varlık gösterebildik fakat yücelttiğimiz Huxley’ci teknokrasiye adeta gönüllü olarak teslim olduk. Bunun temel sebebi, teknolojinin ya da teknopolinin mahiyetini, modern değerlerin ve kültürün itikadî, tarihî, ideolojik ve zihnî temellerini teşhis etmekteki zaafımızdır. Elbette bu minval üzere daha birçok şey yazılabilir. “Peki, çözüm nedir?” dediğinizi duyar gibiyim. Derdimizi doğru teşhis etmenin tedavinin yarısından ziyadesi olduğu kanaatindeyim. Hâlihazırda aynıyla eski hale dönüş de muhal görünüyor. Yaşadığımız modern vasatı dikkate alarak hakikatli genç/insan olmanın yeni formlarını bulmak zorundayız. Bunun için hem insanı hem tarihi mirasımızı hem de yaşadığımız dünyayı iyi tanımak zorundayız.</p>
<p>Şu da sorulabilir; Müslüman olduktan sonra hakikatli genç/insan olmanın ne önemi var? Bilakis Müslüman olduktan sonra hakikatli genç/insan olmanın daha da önemli olduğu kanaatindeyim. Zira dinimizde hakikatli insan -buna insanı kâmil de denilebilir- olmanın bir ifadesi olan ihsan, en yüksek mertebedir. Hatta gencin veya insanın hakikatli olmasının ancak Müslüman olmakla mümkün olabileceğine kaniyim. Öte yandan hakikatli insan olmadan hakikatli Müslüman olunamayacağı da aşikârdır. Biz bugün sanki bir taraftan hakikatli insan olmanın önündeki engelleri terviç ve tahkim ederken diğer yandan da dindar gençlik beklentisi içinde olmak gibi bir paradoksu yaşıyoruz.</p>
<p style="font-size: 0.8em;"><strong>Kaynakça</strong><br />
Alain Badiou, Gerçek Yaşam, Geçliği Yoldan Çıkarmaya Yönelik Bir Çağrı, çev. Işık Ergüden, İstanbul: 2017.<br />
Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya, çev. Ümit Tosun, İstanbul 2000.<br />
Eliot, T. S., “Şiirin sosyal görevi”, Edebiyat Üzerine Düşünceler, çev. S. Kantarcıoğlu, Ankara: 1990.<br />
Frank Furedi, Nereye Gitti Bu Entellektüeller, çev. Erkan Koca, Ankara: 2010.<br />
George Orwell, Bindokuzyüzseksendört, çev. Haldun Derin, Ankara 1985.<br />
Neil Postman, Teknopoli, çev. Mustafa Emre Yılmaz, İstanbul: 2006.<br />
Neil Postman, Televizyon Öldüren Eğlence, trc. Osman Akınhay, İstanbul: 2010.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/insan-olmadan-dindar-genc-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
