<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gazze &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/gazze/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 22 Oct 2026 12:28:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Gazze &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ölüler Kendini Savunamaz: Gazze-Merkezli Anti-Kolonyal Direniş Paradigması</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/oluler-kendini-savunamaz-gazze-merkezli-anti-kolonyal-direnis-paradigmasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/oluler-kendini-savunamaz-gazze-merkezli-anti-kolonyal-direnis-paradigmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[E.Lâle Demirtürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2026 09:57:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20269</guid>

					<description><![CDATA[Batı/ABD merkezli beyaz üstünlüğü ve tahakkümünü konu alan ırkçılık araştırmalarımda her zaman Batı’nın çarpıttığı ve gizlediği toplumsal ve tarihsel gerçekleri, hakikati anlatmaya gayret ederken, hepimizin bildiği bir gerçeği sürekli gözlemlediğimi farkettim. O da şudur, ölüler kendini savunamaz. Bilimsel çalışmalarımızda karşılaştığımız eserlerde tarihte ve bugün üstü örtülen acı deneyimleri açıklamak, taşımakla mükellef olduğumuz ahlaki sorumluluk gereği son derece önemlidir, çünkü hayatını yitirenler arkalarında boş bıraktıkları insansızlaştırılmış toprakların dilinden de gerçeği söylemeye devam ederler. İngiltere’nin 1. Dünya Savaşı’nda esir ettikleri Osmanlı askerlerine, Mısır’da ve farklı ülkelerde yaptıkları insanlık-dışı muameleleri, Anadolu’da Türkleri etnik temizlik yoluyla imha etmeyi amaçlayan Yunan mezalimini, genel anlamda yapılan bütün katliam ve soykırımları (ki bunun en canlı örneği 7 Ekim 2023’ten beri Gazze’de yaşanmakta) asla unutturmamak gerekiyor. Batı “medeniyetinin” (!) karanlık yüzü, böyle olayların ifşasıyla açığa vurulabilir. Tıpkı FETÖ terör örgütü gibi aparatları kullanan ve onların ardında iplerini çeken CIA, Mossad, MI6, BND gibi Batı’nın beslediği istihbarat örgütlerinin devletimizi zayıflatmak ve yıkmak için milletimizi bölme çabaları teyakkuzda olmayı gerektiriyor. Bazı yardım kuruluşlarının faaliyetleri, siber saldırılar, dolandırıcılık şebekelerinin bahis oyunları ve kara para aklama operasyonları, halkta infial uyandırmak ve devlete güveni yıkmak amacıyla kapatılan sözde faali meçhul cinayet dosyaları, bazı fon yatırım şirketleri üzerinden  ekonomiye darbe vurma arzuları devam ediyor. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batı/ABD merkezli beyaz üstünlüğü ve tahakkümünü konu alan ırkçılık araştırmalarımda her zaman Batı’nın çarpıttığı ve gizlediği toplumsal ve tarihsel gerçekleri, hakikati anlatmaya gayret ederken, hepimizin bildiği bir gerçeği sürekli gözlemlediğimi farkettim. O da şudur, <strong>ölüler kendini savunamaz.</strong> Bilimsel çalışmalarımızda karşılaştığımız eserlerde tarihte ve bugün üstü örtülen acı deneyimleri açıklamak, taşımakla mükellef olduğumuz ahlaki sorumluluk gereği son derece önemlidir, çünkü hayatını yitirenler arkalarında boş bıraktıkları insansızlaştırılmış toprakların dilinden de gerçeği söylemeye devam ederler.</p>
<p>İngiltere’nin 1. Dünya Savaşı’nda esir ettikleri Osmanlı askerlerine, Mısır’da ve farklı ülkelerde yaptıkları insanlık-dışı muameleleri, Anadolu’da Türkleri etnik temizlik yoluyla imha etmeyi amaçlayan Yunan mezalimini, genel anlamda yapılan bütün katliam ve soykırımları (ki bunun en canlı örneği 7 Ekim 2023’ten beri Gazze’de yaşanmakta) asla unutturmamak gerekiyor. Batı “medeniyetinin” (!) karanlık yüzü, böyle olayların ifşasıyla açığa vurulabilir. Tıpkı FETÖ terör örgütü gibi aparatları kullanan ve onların ardında iplerini çeken CIA, Mossad, MI6, BND gibi Batı’nın beslediği istihbarat örgütlerinin devletimizi zayıflatmak ve yıkmak için milletimizi bölme çabaları teyakkuzda olmayı gerektiriyor. Bazı yardım kuruluşlarının faaliyetleri, siber saldırılar, dolandırıcılık şebekelerinin bahis oyunları ve kara para aklama operasyonları, halkta infial uyandırmak ve devlete güveni yıkmak amacıyla kapatılan sözde faali meçhul cinayet dosyaları, bazı fon yatırım şirketleri üzerinden  ekonomiye darbe vurma arzuları devam ediyor. Kaşif Kozinoğlu ve Ahmet Arif Denizolgun suikastleri ya da kadın cinayetlerinin yanı sıra, Alihan Kuriş gibi din kisvesi altında yapılandırılan suç örgütleri ve daha nicesinin ardında CIA gibi yabancı istihbarat güçlerinin olduğunu unutmamak gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iç ve dış siyasette dik duruşu doğrultusunda, Adalet Bakanlığımızın ve diğer kurumlarımızın yetkililerinin çabalarıyla hızla araştırılmaya ve çözülmeye başlayan bu şüpheli olayların ardındaki gerçeklerin gizli kalmayacağı belirginleşmiştir. Ölüler kendini savunamaz, ancak cinayet ve suikastlerin ardında bırakılan deliller vasıtasıyla bizimle konuşmaya devam ederler.</p>
<p>Bugün Filistin ve İran’dan Irak’a, Suriye’ye, Yemen’e kadar uzanan coğrafyada, Batı ile birlikte hareket eden ABD-İsrail ittifakı, Orta Doğu’nun siyasi, toplumsal, kültürel ve ideolojik fay hatları ile oynamak amacıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni hedef tahtasına yerleştiren siyasi modernite zeminini canlandırmaktadırlar. Ancak, beyaz sayılmayarak ırksallaştırılan Müslümanları yeryüzünden silme arzusunu siyasallaştırmak suretiyle, çatışma ve savaşlara meşruiyet alanı açmanın gerçekleştiği Orta Doğu coğrafyasının tıpkı İran savaşında olduğu gibi ABD hegemonyasının güneşinin battığı zemini oluşturduğunu görmezden gelmek mümkün görünmemektedir. Gelinen bu noktada, artık başarısını kıyıma uğrattığı insan sayısı üzerinden kanıtladığını zanneden, etnik temizlik yaparak soykırım hedefine ilerleyen Batı’nın ürettiği “post-truth” (hakikat sonrası) ile gerçekleri çarpıtma siyaseti vasıtasıyla gerçekleştirdiği vahşeti, savunma hakkı maskesiyle örtmesi, dünya kamuoyunda vicdan sahibi kişi ve grupların nezdinde karşılık bulmamaktadır. Geçmişte İsrail’in katliam yaparak planlı şekilde yeryüzünden sildiği Filistinlilerin toplu mezarlarının üzerine yapılan otoparklar ya da turizm sektörüne katkı sunması planlanan riviera planları, ölü bedenleri ve yaşadıkları acıları Nazi yöntemleriyle ticaret metaına dönüştürmekte olsa da, toplumsal bellekte halen yeraltında saklanan gerçeklerin unutulmayacak izler bıraktığı açıkça görülmektedir. Başka bir ifadeyle, söylemek gerekirse, ölüler kendini savunamaz görüşü doğru olsa bile, ölüler bizimle “konuşmaya” devam etmektedir. Kısacası, haksızlığa, katliam ve soykırımlara maruz kalanların “yaşadığı” gerçekler, bizim “bilmemiz” ve “bildirmemiz” gereken bir insanlık tablosunda yerini almaktadır. Ancak bunun etkili olması için hayatını yitirenlere tıpkı Gazze örneğinde olduğu gibi, Batı’nın beyaz üstünlüğüne dayalı kurbanlaştırıcı paradigmasının değiştirilmesi ve farklı bir bakış açısının ortaya konması elzemdir.</p>
<p>Koreli araştırmacı Abi Bae ve Cezayir asıllı İngiliz araştırmacı Hamza Hamouchene derledikleri bilimsel makalelerden oluşan <em>Towards Palestinian Liberation: Global Perspectives on Anti-Colonial Resistance and Solidarity</em> (2026) (Filistin’in Özgürleşmesine Doğru: Anti-Kolonyal Direniş ve Dayanışma Üzerine Küresel Perspektifler) kitabına yazdıkları “Giriş” bölümünde, ulusal özgürlük hareketi olarak Filistin meselesine farklı bir açıdan yaklaşmaktadırlar. Dünyada bugüne kadar halkların farklı bölgelerde giriştikleri direnişlerin genel anlamda “kolonyal şiddet uygulayan bir düşmana muhalefet” temeli üzerine inşa edilmekten, daha doğrusu düşmanı merkeze alan ve ona reaksiyonel konumda olan mazlum paradigmasından, ibaret görülmemesi gerektiğine dikkat çekmektedirler. Bu bağlamda, bütün özgürlük mücadelelerinde olduğu gibi Filistinlilerin Gazze soykırımının gölgesinde sürdürdükleri ülkelerinin bağımsızlığı ve özgürleşmesine dair direniş hareketinde görülmesi gereken gerçek şudur: Filistin halkı, aslında “[İsrail tarafından maruz kaldıkları] adaletsizlik, mülksüzleştirme ve vahşet karşısında kendi halklarına ve birbirlerine karşı duydukları sevgi ve ihtimam temeli üzerine inşa edilen bir dayanışma hareketini sürdürmektedir.” Dolayısıyla, tıpkı farklı özgürlük mücadelelerinde olduğu gibi, Gazze-merkezli anti-kolonyal (sömürgecilere karşı) direniş sadece soykırımcı bir düşmana karşı nefret zemininde konumlandırılmaya indirgenmemeli, daha geniş bir çerçeve içerisine yerleştirilecek şekilde, Filistin halkının birbirine ve işgal altındaki topraklarına duyduğu sevgi, bağlılık ve ihtimam esasına dayalı bir paradigma değişikliği üzerinden düşünülmelidir. Ancak bu türden insani değerlere dayanan bir dayanışma hareketi, Filistinlilerin direnişinin gelecekte bütün anti-kolonyal mücadelelere örnek olmasına ve zaman içinde bu ilkelere dayanan adil bir dünyayı kalıcı kılacak “daha iyi sistemlerin kurulmasına” olanak sağlayacaktır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>Ancak Filistin direnişi dünyada başka ülkelerde yaşanan direnişlerden bağımsız düşünülmemelidir, çünkü Batı’nın kolonyalliği devam etmektedir. Buna benzer şekilde, bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içerisinde gizli faaliyetlerde bulunan yabancı istihbarat örgütleri aracılığıyla Batı’nın yeni-sömürgeci küresel oyunu da, kolonyal dönemdeki sinsi yayılmacı siyasetten bağımsız değildir. Türklerin ve başka coğrafyalarda yaşayan mazlum halkların tarihte gösterdiği bağımsızlık mücadelelerinin özünde yer alan Batı sömürgeci güçlere karşı anti-kolonyal direnişlerin ırkçı tahakküme karşı ortak zeminde buluştuğunu hatırlamak son derece önemlidir. Bu konu, genç nesillerimizde Batı’nın siyasi çıkarlarının beyaz üstünlüğüne dayandığı noktasında milli bilinç oluşumunun sağlanması çabası doğrultusunda, gerçekleri ifşa etme yoluyla toplumsal belleğimize yeniden nakşedilerek hayata geçirilmelidir.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Abi Bae and Hamza Hamouchene, “Introduction: The Long and Arduous Road to a Liberated Palestine: Reclaiming Anti-Colonial Resistance and Solidarity”, içinde Ed. Abi Bae and Hamza Hamouchene, <em>Towards Palestinian Liberation: Global Perspectives on Anti-Colonial Resistance and Solidarity</em>, (Quebec, Canada: Daraja Press, 2026), 2.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/oluler-kendini-savunamaz-gazze-merkezli-anti-kolonyal-direnis-paradigmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batılı/Beyaz Kolonyal Eksenin Kırılma Noktası: Gazze Meselesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/batili-beyaz-kolonyal-eksenin-kirilma-noktasi-gazze-meselesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/batili-beyaz-kolonyal-eksenin-kirilma-noktasi-gazze-meselesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[E.Lâle Demirtürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 06:41:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20227</guid>

					<description><![CDATA[İsrail’in Batı ve özellikle ABD desteğinde Hamas saldırısını bahane ederek Gazze’de 7 Ekim 2023’te başlattığı ve halen devam ettirdiği Filistin halkına yönelik soykırım, sadece tek yönlü olarak insanlık-dışı vahşet çerçevesinde ele alınmamalıdır. Böyle bir yaklaşım gerçeği ifade etse de, Filistin halkını kurbanlaştıran Batı-merkezli bir söylemi destekler mahiyettedir. Soykırım gerçeği meselesi, Batı/ABD’nin beyaz üstünlüğüne dayalı kolonyal anlayışını, daha doğrusu “sömürgecilik ruhuna geri dönüş”[1] hususunu sorgulama zeminine çeken bir paradigma içinden konuşularak eleştirilmelidir. Filistin asıllı İngiliz akademisyen Ashjan Ajour’un belirttiği gibi, İsrail’in kolonyal tahakküm ve baskı rejimi Filistinli direnişçileri hapse atmak suretiyle yürütülmektedir. İtalyan kültür eleştirmeni akademisyen Alberto Toscano’nun “faşizmin, İsrail’in Siyonist kolonyal projesine içkin” olduğunun altını çizdiğine dikkat çeken Ajour’a göre, “faşizmin kökleri kolonyalizme uzanmaktadır.”[2] Günümüzde Batı devletlerinin yeniden siyaset sahnesine koyduğu sömürgeci ruhun dirilişi, Filistin sorununun adeta 2023’te başlayan bir mesele olduğu izlenimini veren “uluslararası kolonyal liberal söylem” vasıtasıyla medyada ifadesini bulmakta ve 20. yüzyıldan itibaren Filistin halkına yapılan zulüm ve işkenceler sanki hiç yaşanmamış gibi hasıraltı edilmektedir.[3] Kanada’da çalışmalarını yürüten Filistinli sosyolog ve akademisyen Muhannad Ayyash’ın belirttiği üzere,günümüzde İsrail’e silah desteğinde bulunarak yapılan işkencelere dolaylı katkısı ustalıklı biçimde gizlenen ABD’nin, ancak “kolonyal ırksal kapitalizmin işleyişine tehdit oluştuğu zaman doğrudan şiddete başvurduğu hususu” asla göz ardı edilmemelidir.[4] Kolonyal ırksal kapitalizmin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İsrail’in Batı ve özellikle ABD desteğinde Hamas saldırısını bahane ederek Gazze’de 7 Ekim 2023’te başlattığı ve halen devam ettirdiği Filistin halkına yönelik soykırım, sadece tek yönlü olarak insanlık-dışı vahşet çerçevesinde ele alınmamalıdır. Böyle bir yaklaşım gerçeği ifade etse de, Filistin halkını kurbanlaştıran Batı-merkezli bir söylemi destekler mahiyettedir. Soykırım gerçeği meselesi, Batı/ABD’nin beyaz üstünlüğüne dayalı kolonyal anlayışını, daha doğrusu “sömürgecilik ruhuna geri dönüş”<a href="#_edn1" name="_ednref1">[1]</a> hususunu sorgulama zeminine çeken bir paradigma içinden konuşularak eleştirilmelidir. Filistin asıllı İngiliz akademisyen Ashjan Ajour’un belirttiği gibi, İsrail’in kolonyal tahakküm ve baskı rejimi Filistinli direnişçileri hapse atmak suretiyle yürütülmektedir. İtalyan kültür eleştirmeni akademisyen Alberto Toscano’nun “faşizmin, İsrail’in Siyonist kolonyal projesine içkin” olduğunun altını çizdiğine dikkat çeken Ajour’a göre, “faşizmin kökleri kolonyalizme uzanmaktadır.”<a href="#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Günümüzde Batı devletlerinin yeniden siyaset sahnesine koyduğu sömürgeci ruhun dirilişi, Filistin sorununun adeta 2023’te başlayan bir mesele olduğu izlenimini veren “uluslararası kolonyal liberal söylem” vasıtasıyla medyada ifadesini bulmakta ve 20. yüzyıldan itibaren Filistin halkına yapılan zulüm ve işkenceler sanki hiç yaşanmamış gibi hasıraltı edilmektedir.<a href="#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> Kanada’da çalışmalarını yürüten Filistinli sosyolog ve akademisyen Muhannad Ayyash’ın belirttiği üzere,günümüzde İsrail’e silah desteğinde bulunarak yapılan işkencelere dolaylı katkısı ustalıklı biçimde gizlenen ABD’nin, ancak “kolonyal ırksal kapitalizmin işleyişine tehdit oluştuğu zaman doğrudan şiddete başvurduğu hususu” asla göz ardı edilmemelidir.<a href="#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> Kolonyal ırksal kapitalizmin Orta Doğu’da Batı’nın ve ABD’nin vekil gücü sıfatıyla hareket  eden İsrail’in, kendini savunma hakkı kisvesi altında Batı’nın/ABD’nin stratejik körlük ile stratejik cehalet aparatlarını kullanarak gizlenmeye çalışılan beyaz üstünlüğünün deşifre edilmesi, anti-kolonyal Aksa Tufanı direnişini olumlayan bir paradigmayla, diğer bir deyişle, bizzat Gazze-merkezli paradigma ile mümkündür.</p>
<p>Trump’ın Gazze şeridinde bütün Filistin halkının soykırıma uğratılarak yok edileceği “umuduyla” (!), Batı devletlerinin insan saymadıkları sözde “terörist” Filistinliler ve insansızlaştırılan Filistin toprakları algısı üreten gelecek planlarını açıkça ifade etmesi kolonyalizme dönüş arzusu ve hayallerini nihai hedef olarak açığa vurmaktadır. Gazze’de ABD kontrolünde “Orta Doğu’nun Rivierası”<a href="#_edn5" name="_ednref5">[5]</a> kuracağını beyan etmesi de, aslında beyaz üstünlüğünü savunan ve ırkçılığı normalleştiren bakış açısını ortaya koymaktadır. Ancak ABD’nin demokrasi anlayışı ile bağdaşmayan kolonyal tavrı, Avrupa’nın evrensel kabul edilen değerlerinden uzaklaştığını da hatırlatmaktadır. Bünyamin Bezci’nin belirttiği gibi, “Avrupa değerler sisteminin rönesans, reformasyon ve aydınlanmaya dayanan evrensellik iddiası, medeniyetler arasında bir hiyerarşi kurarken aynı zamanda bir dünya sistemi oluşturmuş” olsa da, giderek kendi “değerler sisteminin iddialarından vazgeç[miş]” durumdadır.<a href="#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> 2. Dünya Savaşı sonrasında çok kültürlü toplum tasavvuru ön plana çıktığı halde, zaman içinde 2008 ekonomik krizi, 2015’te mülteci akını ve 2019 sonrasında pandemi neticesinde sıklıkla yaşayan krizler sürecinde, evrenselleşen Avrupa değerlerinin yerine homojen bir dünya tasavvuru önem kazanmaya başladı. Bu tarihsel süreç göz önüne alındığında, Gazze soykırımı “evrensel değerlerin tükendiği” ve “insan hakları ve demokratik değerler söyleminin sona” erdiği yer olarak değerlendirilmelidir.<a href="#_edn7" name="_ednref7">[7]</a></p>
<p>Filistin asıllı Amerikalı hukukçu ve akademisyen Noura Erakat’a göre, Filistin halkının direnişi Gazze soykırımı zemininde “[Batı’nın] evrenselci yaklaşımının sahteciliği, Küresel Kuzey ve Güney arasındaki mevcut uçurumu, hukuk ve güç arasındaki ilişkiyi, akademik özgürlüğün sınırlarını, sözde demokrasilerin otoriter tabiatının yanı sıra medya organlarının ırkçı ve kolonyal işbirlikçiliğini” ifşa etmiştir.<a href="#_edn8" name="_ednref8">[8]</a> Meseleye bu açıdan bakılınca Gazze, Batı’nın ve ABD’nin beyaz üstünlüğünü muhafaza etmeye yönelik kolonyal politikalarının da ifşa edildiği bir sorgulama ve tartışma zemini inşa etmektedir. Netenyahu ve Trump’ın yıkımdan sonra kendi devletlerine kâr sağlayacak yerleşim ve yatırım planları, Brenna Bhandar ve Alberto Toscano’nun ifadesiyle, “Gazze’nin ‘Dubaileştirilmesi’ ve üstünlükçü Yahudi ‘yeniden yerleşimi’ projesi” şeklinde ortaya konmaktadır. Kolonyal döneme özgü pratikleri yeniden hayata geçiren “soykırımın yıkımı üzerinden hesap yapan bir vurgunculuk mantığı” tam anlamıyla “sömürgeci ırksal mülkiyet rejimlerini yeniden üretir” mahiyette anlaşılmalıdır. Bu noktada, Gazze’nin insansızlaştırılan topraklarının kaynaklarının yağma edilmesi ve hayatta kalan az sayıda Filistinlinin mülksüzleştirilmesi planlarının “soykırımcı kolonyal mülkiyet rejiminin mantıksal temeli olduğu” açıkça görülmektedir.<a href="#_edn9" name="_ednref9">[9]</a></p>
<p>İbrahim Halil Üçer’in belirttiği gibi, Batı’nın siyasi kurumları her zaman üstü örtülü biçimde kullandıkları kolonyal stratejilerini, Gazze’de açıkça ortaya koymaya başlamışlardır. Medeniyet görünümünde barbarlık yapan Batı devletleri, “gizlendikleri konumu terk ederek, küstahça İsrail’in arkasında” durmaktadırlar. Gazze’de yaşanan soykırım “Batılı kurumların yüzündeki maskeyi kaldırmıştır.” Filistinlilerin her şeye rağmen sürdürdükleri direniş (Aksa Tufanı), meydan okudukları Batı hegemonyasında krize yol açarken, bir yandan da Müslümanların iradelerini ortaya koymaları sayesinde “gözlerimize çekilmiş büyülü perdenin kalkmasını temin etmiştir.” Aynı zamanda, “Aksa Tufanı, Batılı siyasî-iktisadî hegemonyanın kurbanları olan Batılı halkların gözünden de bu peçenin kalkmasına katkıda bulunmuştur.” Gazzeli Müslüman halkın direniş iradesi, “hep hakikati gösteren bir ayna gibi, insanlığın geleceğini tehdit altına sokan sahte hakikatin yüzündeki maskeyi indirdi ve bu maskenin ardındaki karanlığı ortaya çıkardı.”<a href="#_edn10" name="_ednref10">[10]</a></p>
<p>Bu insan-merkezli yaklaşımlar, esas itibarıyla dünyada ve bölgemizde yer alan çatışmaların Filistinliler ya da genel anlamda Müslümanlardan kaynaklanmadığına dikkat çekmektedir. Modern dünyanın inşa sürecinden itibaren, “Batı sorunu” ve ona bağlı olarak da “İsrail sorunu” ile karşı karşıya kalındığını göstermekte olup, Ahmet Demirhan’ın ifadesiyle, dünyanın ve bölgemizin “Aryanlaştırılması” çabalarını ve gerçeğini açıkça ortaya koymaktadır.<a href="#_edn11" name="_ednref11">[11]</a> Başka bir ifadeyle söylemek gerekirse, benim “stratejik beyazlaştırma”<a href="#_edn12" name="_ednref12">[12]</a> diye nitelendirdiğim siyasi bir projeyi Orta Doğu’da hayata geçirme amacı, tarihsel geçmişten itibaren Büyük Orta Doğu Projesi’nin bizzat kendisidir. ABD liderliğinde Batı devletlerinin Müslüman ve Filistin-karşıtı siyasi çıkarlarına hizmet eden İsrail, İsmail Yaylacı’nın belirttiği üzere, “Uluslararası Adalet Divanı’nda Güney Afrika’nın açtığı dava çerçevesinde” soykırım nedeniyle yargılanmaktadır. İsrail’in uzun yıllar boyunca Filistin halkına yönelik vahşeti, “kolonyal dönemin uygulamalarını yeni teknolojik araçlarla pekiştirerek devam ettiren, etnonasyonal temelli bir yerleşimci sömürgecilik projesi” olarak anlaşılmalıdır.<a href="#_edn13" name="_ednref13">[13]</a></p>
<p>Batı destekli İsrail tarafından Gazze’de gerçekleştirilen soykırımdan iki yıl sonra Mısır’da 8 Ekim 2025’te Trump planı çerçevesinde sağlanan Hamas-İsrail ateşkes antlaşmasının ardından, İsrail’in ateşkes ihlallerinin yaşandığı bölgede ve dünyada değişen güç ilişkileri, adeta sömürgecilik döneminde açıkça vahşet yaparak uygulanan beyaz üstünlükçü yönetim anlayışına geri dönüşü yansıtmaktadır. Bu durum karşısında, 2025 yılında Sumud hareketi mensuplarının ortaya koyduğu insanı önceleyen medeniyet tasavvurunun dünyada yaygın kabul görmesi sürecinde, kolonyal bakıştan epistemik bağımsızlık kazanılmasına yol açması beklenen anti-kolonyal bilinç dönüşümünün tam anlamıyla gerçekleşmesi küresel bir demokrasi ideali olarak canlı tutulmaktadır. İşte tam da bu noktada, bu idealin pratiğe dökülmesi için Batı’nın ırkçı tahakküm sisteminin temelinde bulunan tarihsel gerçeklerin şekillendirdiği sömürgeci yönetim ve zihin yapısının iyi anlaşılması gerekiyor.</p>
<p>Muhannad Ayyash, “The Western Imperial Order on Display in Gaza: Palestine as an Ideological Fault Line in the International Arena” (2026) (Gazze’de Sahneye Konan Batılı Emperyal Düzen: Uluslararası Alanda İdeolojik Fay Hattı Olarak Filistin) makalesinde, çarpıcı değerlendirmelerde bulunmaktadır. Ayyash’a göre, bugün Filistin meselesi “sadece Batılı emperyal çıkarların desteklenmesi için kurulan ulus-devlet temelli uluslararası düzenin güncel yapılandırılmasını açığa vurmakla sınırlı kalmamaktadır.” Daha da önemlisi, aynı zamanda “Batı devletlerinin [geçmişte kaldığı zannedilen—E. Lâle Demirtürk] kolonyal modernite projesine halen ne kadar adanmışlık içerisinde bulundukları” gerçeğini de ortaya koymaktadır. Batı’nın “küresel dekolonizasyon projesi” ironik biçimde Filistin’i, “Batı ile Küresel Güney arasındaki mücadelede kritik bir mesele kılmaktadır.”<a href="#_edn14" name="_ednref14">[14]</a></p>
<p>Hintli aydın Pankaj Mishra, <em>The World After Gaza</em> (2025) (Gazze’den Sonra Dünya) kitabında, Holokost’un 2. Dünya Savaşı sonrasında Batı’nın siyasi ve ahlaki tasavvurunu ve politikalarını aktif biçimde şekillendirdiği görüşünü ileri sürmektedir. İsrail Devleti, 7 Ekim 2023’ten itibaren Filistinlilere yönelik soykırımını yaparken, Yahudilerin sözde Hamas tarafından kendilerine karşı yapılacak yeni bir Holokost’un tekrarlanma korkusunu kullanmak suretiyle, ülkesinde ve Batı’da geniş bir kamuoyu desteği oluşturmuştur. Ancak Mishra’nın vurguladığı gibi, dünya halklarının çoğunluğunun tarihsel belleği, Batı devletlerinin tarihte uzun dönemler boyunca sürdürdüğü kölelik ve kolonyalizmden kaynaklanan travmatik deneyimler ile şekillenmiş durumdadır. Batı-dışı dünya halklarının tarihsel belleğinde, kölelik ve kolonyalizmi sönümlendirmenin yanı sıra, beyazların egemenliğindeki dünya düzenine son verme anlamına gelen dekolonizasyon da büyük bir yer tutmaktadır. Bu görüş çerçevesinde, Batı’nın İsrail’in saldırgan politikalarını eleştirilerden uzak tutma çabasına bağlı olarak Filistin halkı ile dayanışma protestolarına katılanları işten çıkarma ve sınır dışı etme gibi çeşitli yöntemlerle cezalandırma usulleri devam etmektedir. Holokost’un tekrarlanmaması adına saldırılarda bulunan İsrail’ın yanında yer alan Batı, “entelektüel despotizm” içerisine hapsolduğunu açığa vururken, Filistin’i sömürgeleştirme projesinin temelde “bir ırk meselesi” olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. 11 Eylül saldırıları sonrasında ABD’nin liderliğinde başlayan Terörle Savaş “ırksallaştırılan küresel bir savaşa dönüşmüştür. Orta Doğu, Asya, Afrika’ya olduğu kadar Batı devletlerine de yansıyan etkiler açıkça gözlemlenmektedir. Özellikle Trump’ın 1. Başkanlık döneminden itibaren ABD’nin, Çin’in yükselişi karşısında artan kaygılarının nedeni, Çin’in tarih boyunca ABD’nin sürdürdüğü “ırksal tahakküme” meydan okuma şeklinde görülmesinden kaynaklanmaktadır. Beyaz milliyetçiler, “Batı’nın sosyal liberalizmi şekillendiren normlarının baskısı altında ezilmekte” olup, “siyasi ve kültürel çoğulculuktan nefret eden” İsrail’in “uluslararası hukuki ve yasal kuralları çiğneme özgürlüğüne öykünmektedir.”<a href="#_edn15" name="_ednref15">[15]</a></p>
<p>Gazze soykırımı gösteriyor ki, İsrail ve onu destekleyen ülkeler ile güçler açısından Filistin’in dekolonizasyonu, dünyada Batı kolonyalizminin Orta Doğu’da bitmesine dair yükselen protesto sesleri karşısında [kendi siyasi iradelerini] kısıtlayıcı bir taleptir.” Çağımızda “sömürge” ile “imparatorluk” ifadeleri, tarihte meydana gelen sömürgecilik ile bugün görülen tahakküme dayalı toplumsal ilişkileri değerlendirmek için ipuçları vermekte olup, “Yahudi üstünlüğünü temel alan İsrail’in vahşete dayalı işgalci-sömürgeci rejiminin, Batı’da aşırı sağcı politikacılar ile onlarla işbirliği yapan liberaller tarafından açıkça desteklenmektedir.” Holokost’un şekillendirdiği Batı siyaset sahnesinde, unutulmaması gereken husus şudur: “Yahudi kimliği, kurbanlaştırılmayı çağrıştıran acı hatıralar ile kurbanların oluşturduğu topluluk aidiyetini esas alan bir temel üzerine inşa edilmiştir.”<a href="#_edn16" name="_ednref16">[16]</a></p>
<p>Gazze’de yaşanan vahşet, sosyal antropolog Arjun Appadurai’nin ifadesiyle, “kaybedenlerin seslerini kesmek suretiyle, dünyayı küreselleşmenin kazananlarına [yer açan] hazırlık evresidir.” Dünya barışını tesis etmek ancak entelektüel zeminde “birbiriyle çatışma halinde olan Holokost, kölelik ve sömürgecilik anlatılarını uyumlu hale getirmekle mümkündür.” 2. Dünya Savaşı sonrasında değişen küresel tabloda, “alışageldiğimiz dünyanın kölelik, kolonyalizm ve anti-kolonyal milliyetçilikten nemalananlar tarafından yeniden şekillendirilmesine” tanıklık edilmiştir. Batı’da, Doğu’da, Küresel Kuzey ve Küresel Güney’de “özgürlük, eşitlik ve haysiyet” mücadeleleri verilmiştir. Ancak “Gazze soykırımı, [Batı’yı demokrasi beşiği zanneden] çoğu insanı kendi toplumlarındaki hastalıklı tablo ile gerçek anlamda hesaplaşmaya zorlamıştır.”<a href="#_edn17" name="_ednref17">[17]</a> Filistin asıllı Amerikalı gazeteci ve tarihçi Ramzy Baroud’a göre, Batı’nın ikiyüzlülüğünü açığa vuran “Gazze soykırımı gelecekte Batı’nın ahlaki çöküşü olarak hatırlanacaktır.”<a href="#_edn18" name="_ednref18">[18]</a> Bunun yanı sıra Jon Hoffman, Gazze soykırımının aslında ABD’nin dünyada itibar kaybına uğramasına yol açtığına ve çıkarlarına zarar verdiğine dikkat çekmektedir.<a href="#_edn19" name="_ednref19">[19]</a></p>
<p>Adam H. Johnson, <em>How to Sell a Genocide: The Media’s Complicity in the Destruction of Gaza</em> (2026) (Bir Soykırım Nasıl Satışa Sunulur: Medyanın Gazze’nın Yıkımındaki İşbirlikçi Rolü) kitabında, Batı ve özellikle ABD anaakım medyasının Gazze soykırımını çarpıtan ve gerçekleri gizleyen haberlerinin neticesinde, kamuoyunun İsrail vahşetinin yanında yer almasının temin edildiği görüşünü ileri sürmektedir. Böylelikle, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te 12 İsraillinin ölümüne sebep olan saldırısının Batı medyasında “Filistinlilerin şiddete başvuran” bir halk olduğu yönünde temsil edilmesine dönüşerek İsrail’in yetmiş binden fazla Filistinli sivile yönelik soykırımının görmezden gelindiği bir süreci başlatmıştır. Aslında bu durum, 11 Eylül saldırıları sonrasında bütün “Müslüman-kodlu şiddetten” korunma refleksi içerisinde “Hamas’ın İŞİD’leştirilmesi” şeklinde anlaşılması gereken bir algı inşasının devamı niteliğindedir. Bu nedenle, Batı medyasında Gazze soykırımında direnen Filistinliler hakkında kullanılan “barbar” ve “vahşi” gibi ifadeler, “kökleri kolonyal tarihe dayanan ırksallaştırma temelli” yaklaşımları ima etmektedir. Batı-Doğu ya da medeni-barbar çerçevesine yerleştirilen Filistin halkının medyatik temsilleri, vahşice katledilen Filistinlilerin insanlık-dışılaştırılmasına ve önemsiz görülmesine yol açmaktadır. Bu yaklaşım, Ukrayna’lıların öldürülmesine sert tepki verildiği halde, Filistinlilerin katledilmesine sessiz kalındığı Roberto de Vogli’nin ifadesiyle, “seçici empati” (selective empathy) gösterilen durumların normalleştirilmesine yol açmaktadır.<a href="#_edn20" name="_ednref20">[20]</a></p>
<p>Ibrahim Fraihat ve Abeer Al-Najjar’a göre, Gazze bir coğrafi bölgeden ziyade “liberal uluslararası düzenin kolonyal temellerini açığa vuran bir yer olma özelliği taşımaktadır.” Diğer bir deyişle, “kolonyal iktidarın devam ettiğini” göstermekte ve “Küresel Güney’den yükselen meydan okumalar, emperyal otoriteye başkaldırı” şeklinde ortaya konmaktadır. Bütün bunların işaret ettiği husus, İsrail’in işgalci-kolonyalizminin sadece bir tahakküm değil, bu toprakların sahibi olan yerli halkı ortadan kaldırmayı hedefleyen “siyasi bir proje” olduğu gerçeğidir. Bu durum, Gazze soykırımının 7 Ekim 2023’te başlayan bir olay değil, İsrail Devleti’nin kuruluşu ile başlayan bir süreçte “Küresel Kuzey’in evrensel değerler, insan hakları ve kurallara dayalı uluslararası düzeninin yapısal çelişkilerini görünür kılan [hastalıklarına] dair teşhis koyma (diagnostic) mekanizması olarak değerlendirilmelidir.”<a href="#_edn21" name="_ednref21">[21]</a> Tariq Dana ve Muhannad Ayyash’ın belirttiği gibi İsrail soykırımının yaşandığı Gazze, “günümüzde devam eden kolonyal şiddetin paradigması” olarak görülmelidir.<a href="#_edn22" name="_ednref22">[22]</a> Bu anlamda, Ilan Pappé, Tariq Dana ve Nadia Naser–Najjab’ın ifadesiyle söylemek gerekirse, tarih ve kültürü yok sayılan millete yönelik yapılan önyargılı Filistin Çalışmalarında (Palestine Studies) benimsenen Batı perspektifinin ürettiği “işgalci kolonyal paradigma”<a href="#_edn23" name="_ednref23">[23]</a> (settler colonial paradigm) kullanılmak yerine, soykırımı normalleştirmeyen Gazze-merkezli paradigma oluşturulmalıdır. Bu paradigma, Batı-merkezli soykırım kurbanlarını acınası bir tablo içine yerleştiren hiyerarşik sınıflandırmanın dayandığı insani değerler boşluğuna meydan okumakla sınırlı kalmamakta, “dünya düzeninin dönüşmesi gerektiğinin sinyallerini Küresel Güney’den”<a href="#_edn24" name="_ednref24">[24]</a> veren bir anlam çerçevesi sunmaktadır.</p>
<p>Bu çerçeve iyi değerlendirilmek suretiyle, insanlık adına gereken dersler çıkarılmadığı ve stratejik körlük aparatı kullanılarak yok sayıldığı takdirde, dünyanın belirsiz ve istikrarsız bölgeleri katliam ve soykırımın çoğalma riskini barındıracaktır. Biden ve Trump başkanlık dönemlerinde soykırımı destekleyen dış politika ve silah yardımlarından bahseden Adam H. Johnson geleceğe yönelik şu tespitte bulunmaktadır: “Küresel eşitsizlik farklı bölgelere yayılmaya ve iklim değişikliği ABD ile Avrupa liderliğindeki dünya düzenini tehdit etmeye devam ederken ve dolayısıyla bu durum Küresel Güneyden kuzey bölgelerine mülteci akınına yol açarken,” Gazze’de yaşanan soykırımın farklı coğrafyalara sıçrayarak insan kıyımına dair aldırmazlığın ve duyarsızlığın yaşanacağı ihtimali, ciddiyetle ele alınmalıdır.<a href="#_edn25" name="_ednref25">[25]</a></p>
<p>Batı-merkezli dünya halklarının bu duyarsızlığı aşmaları ve kendi tarihleri ile yüzleşme zorunluluğu, aynı zamanda bugün ile bütünlük arz eden kolonyal geçmiş ve onun ürettiği sömürgeci zihniyeti çözümlemek gerektiği anlamını taşımaktadır. NUN Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Esra Albayrak, İstanbul’da Atatürk Kültür Merkezi&#8217;nde 11-12 Mayıs 2026’da düzenlenen Dünya Dekolonizasyon Forumu’nda yaptığı açılış konuşmasında “adil bir dünya mesajı” vermiştir.<a href="#_edn26" name="_ednref26">[26]</a> Bu konuşma metnini yayınladığı “Dekolonizasyonu Aşmak: Bilgi, İktidar ve Ortak Sorumluluk” makalesinde, coğrafi keşiflerin başladığı ve fakat sömürgeci zulmü belirleyen Amerika kıtasının işgal edildiği 1492 yılının aslında “küresel bir iktidar matrisinin” başladığı tarih olarak nitelendirmektedir. “Bu matris, ekonomik sömürüyle başlayıp ırksal, dilsel, ruhsal ve epistemik hiyerarşilerin birbirine dolandığı geniş bir tahakküm düzenine dönüşmüştür.” Bu tahakküm sisteminin en acı ve çarpıcı örneği ise, 7 Ekim 2023’ten itibaren İsrail’in yaptığı soykırımın devam ettiği Gazze’de görünmektedir. Bu anlamda, Gazze bir paradigma olarak benimsendiğinde, Batı’nın sömürgeci mantığına dayalı “uluslararası sistemin ahlaki ve siyasi meşruiyetine yönelik” çok yönlü bir hesaplaşmaya olanak sağlamaktadır. İşgal altında zulüm gören diğer coğrafyaların yanı sıra Gazze meselesi de, bu bölgelerde üretilen bilgi doğrultusunda Batı-merkezli olmayan bir bakış açısı ile ele alınmalıdır. Batı’nın sömürgeci iktidar biçimini normalleştiren düşünce biçimi ve yaklaşımlarının da dahil edildiği, “somut bir eylem ve sorumluluk alanı” şeklinde anlaşılması gereken dekolonizasyon sürecinin küresel anlamda yürütülmesi gerekmektedir. Bu görüş çerçevesini “İstanbul Perspektifi” olarak kavramsallaştıran Albayrak’a göre, “dekolonizasyonun amacı, tek merkezli hakim bilgi sisteminin karşısına başka bir tek merkez koymak yerine; çoğul merkezli bir açık toplum yaklaşımıyla birbirinin bilgeliğinden istifade eden, birbirinden güç alan kuşatıcı bir zemin tesis etmektir.” Batı-merkezli paradigma çerçevesinde tıkanmışlık yaşayan “uluslararası sistemin yeni merkezlere, yeni seslere ve çoğul tanıklıklara ihtiyacı olduğu açıktır. Hikâyelerin çeşitlenmesi, [Batı’nın beyaz üstünlüğüne dayalı oluşturduğu] tek anlatının aşılması için hem epistemik hem de etik bir zorunluluktur.”<a href="#_edn27" name="_ednref27">[27]</a></p>
<p>Bu görüş, 2026’ın ilk aylarında ABD-İsrail’in birlikte İran’a karşı başlattığı savaş göz önüne alındığında son derece yerinde bir tespit olmakla kalmamakta, aynı zamanda Filistin’i yok sayan Batı’nın Türk-İslam medeniyet anlayışı ve değerlerine saygı göstermesi halinde insani temelli çok kültürlü dünya inşasının mümkün olacağına da dikkat çekmektedir. Nitekim Küresel Sumud Filosu, soykırımcı İsrail’in “uluslararası hukuku çiğneme kapasitesini görünür kılmak ve meşruiyet krizini derinleştirmek” suretiyle, Batı’nın tek taraflı güce dayalı kolonyal dünya tasavvurunu tartışma zeminine taşımaktadır.<a href="#_edn28" name="_ednref28">[28]</a></p>
<p>Lübnan asıllı İngiliz akademisyen Gilbert Achcar’ın belirttiği gibi, Joe Biden’ın başkanlık döneminde Gazze konusunda aldığı pozisyon nedeniyle, liberal düzenin beyin ölümü gerçekleşmiştir. Ancak Trump’ın 2. başkanlık döneminin 20 Ocak 2025’te resmen başlaması ile birlikte, Batı’nın ve ABD’nin verdikleri destek neticesinde Gazze soykırımı “liberal Atlantik ittifakının tabutuna çakılan son çivi olmuştur.” Bu ölüm aslında “neofaşizm dönemine, aşırı sağcı güçlerin hızla artmasına ve yayılmasına kapı aralayan küresel bir dönüşümdür.”<a href="#_edn29" name="_ednref29"><sup>[29]</sup></a> Achcar’a göre, Batı’nın desteklediği İsrail vahşetine sahne olan ve uluslararası ilişkilerin “barbarlığa dönüşü” olarak nitelendirilmesi gereken Gazze’de yaşanan soykırımın arka planında, esas itibarıyla Holokost’un araçsallaştırılarak Avrupa ve genel anlamda Batı’da yabancı öteki tanımından çıkarılan “Yahudilerin beyazlaşması” yer almaktadır. Aimé Cesaire’e göre, Batı’nın Hristiyan elitlerinin Hitler’i affetmemesinin esas sebebi “beyaz insana karşı işlediği suçtur, beyaz insanı aşağılamasıdır ve o güne dek sadece Cezayir’in Araplarına, Hindistan’ın ‘amelelerine’ ve Afrika’nın ‘zencilerine’ saklanmış sömürgeci prosedürleri Avrupa’ya uygulamasıdır.”<a href="#_edn30" name="_ednref30">[30]</a> Bugün gelinen noktada, Batı ile aynileştirilen “Yahudilerin beyazlaştırılması, beyaz üstünlüğünü savunanların Ortadoğu’da yani Kuzey Yarıküre’deki gündelik ırkçılığın en önde gelen nefret nesnesi İslam’ın beşiğinde kurdukları ileri bir karakol ve süper beyaz bir yer olarak algılanan İsrail’e duyulan çok menfur bir hayranlığa dönüşmektedir.” Hamas’ın saldırıları “İsrail’in sömürgeci baskısına duyulan nefret” yerine, antisemitizm şeklinde çarpıtılmaktadır. Ancak üstü örtülen sömürgeci devlet ile mücadele gerçeği, “Filistin, Arap veya Müslüman karşıtı bir ırkçılıkla ve beyazlaştırılmış İsrailliler için beslenen ‘narsist şefkatle’ gözleri kör olmamış herkes için barizce görülüyor olmalı.” Bu karanlık tabloda iyimserliği ön planda tutarak insani mücadeleye devam etmek için tek çıkar yol, “Filistinliler, İsrailliler, Arap halkları ve tüm dünya halkları arasında, özellikle de gençler arasında görülen direncin, neticede yeni neofaşist enternasyonalin bölgesel ve küresel tasarılarına engel olmayı başarabileceği” umudunu taşımaktır.<a href="#_edn31" name="_ednref31">[31]</a></p>
<p>Sonuç itibarıyla, artık geri dönülemez bir eşikte duran Gazze meselesi, ABD liderliğinde Batı’nın kolonyalizmi yeniden diriltme politikalarını şekillendiren Batılı/beyaz ittifakı sarsmaya başlayan sorgulama zeminini oluşturmaktadır. İşgal tarihleri boyunca sömürgeciliğe karşı duran direnişçi kahraman Filistin halkına destek veren küresel protesto ve dayanışma hareketleri, “Gazze’den sonra dünya[yı]”<a href="#_edn32" name="_ednref32">[32]</a> şekillendirmek için umut vaat etmektedir.</p>
<p>Benim de bu makalede Batılı/beyaz kolonyal eksenin kırılma noktası olarak nitelendirdiğim Gazze meselesi, sadece beyaz üstünlüğüne dayalı Batı tahakkümü karşısında meydan okuyan Filistin halkının direnişle özdeşleşmesiyle sınırlı değildir. Kırılma noktası, Batı/ABD’nin beyaz üstünlüğünü savunan yönetici elitlerinin sömürgeci tasavvurlarını canlandırmayı umdukları yeni kolonyal dünya düzenine yönelik olarak vaziyet alma konusunda, Türkiye ve İspanya gibi devletlerin liderliğinde vicdanı harekete geçirilen insanlığın büyük bir çoğunluğunun paradigma değişikliğine gitmesinden kaynaklanmaktadır. Başka bir ifadeyle söylemek gerekirse, Batılı/beyaz kolonyal eksenin kendi mülkiyetçi hırslarını tatmin etmek için “riviera” inşa etmeye dayalı Orta Doğu coğrafyasını soykırım sonrasında kâr getirecek aparat şeklinde gören stratejik körlük temelli politikalarına karşı çıkma cesaretine dayalı küresel dayanışma içerisinde bulunan merhamet ve vicdan sahibi dünya nüfusunun üzerinde durduğu ahlaki zemini savunmak büyük bir önem taşımaktadır. Filistin meselesini ortak değerler zemininde vicdani sorumluluk içinde mercek altına alan insanlık açısından bu soykırım, Batı devletlerinin benimsediği ve Joe R. Feagin’in 2010 yılında ortaya attığı ırkçı görme biçimi anlamına gelen “beyaz ırksal çerçeve”<a href="#_edn33" name="_ednref33">[33]</a> (white racial frame) yerine, Gazze-merkezli paradigma inşasının önünü açan bir kırılma noktasıdır.</p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Ayşe Böhürler, “Ölümleri Zihnî Meşrulaştırma Aracı: Neo-sömürgecilik”, <em>Yeni Şafak Gazetesi</em>, 6 Mart 2026. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 19 Mart 2026. <a href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/ayse-bohurler/olumleri-zihni-mesrulastirma-araci-neo-somurgecilik-4803398">https://www.yenisafak.com/yazarlar/ayse-bohurler/olumleri-zihni-mesrulastirma-araci-neo-somurgecilik-4803398</a>.</p>
<p><a href="#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Ashjan Ajour, “Unveiling the Colonial Violence of Space in the Gaza Genocide”, <em>European Journal of Cultural Studies</em>, Vol. 28, No. 5, (2025), 1252, 1258. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 27 Haziran 2026. <a href="https://journals.sagepub.com/doi/pdf/10.1177/13675494241310778">Unveiling the colonial violence of space in the Gaza genocide</a>.</p>
<p><a href="#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Ajour, “Unveiling the Colonial Violence of Space in the Gaza Genocide”, 1259, 1260.</p>
<p><a href="#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Muhannad Ayyash, “Colonial Racial Capitalism and Violence: Theorising the Relationship between Empire and Israeli Settler Colonialism”, <em>Journal of Holy Land and Palestine Studies,</em> Vol. 23, No. 2, (2024), 206. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 13Temmuz 2026.</p>
<p><a href="https://doi.org/10.3366/hlps.2024.0339">https://doi.org/10.3366/hlps.2024.0339</a>.</p>
<p><a href="#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Ali Kırıktaş, “Trump’ın Gazze Planı: Strateji ve Tepkiler”, <em>akademiyet.com</em>, 11 Şubat 2025. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 27 Haziran 2026. <a href="https://akademiyet.com/trumpin-gazze-plani-strateji-ve-tepkiler/">https://akademiyet.com/trumpin-gazze-plani-strateji-ve-tepkiler/</a>.</p>
<p><a href="#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> Bünyamin Bezci, “Kendini Terk Eden Avrupa: Avrupa Popülist Sağının ABD ve Rusya Destekleri”, <em>Kriter Dergisi</em>, Sayı 109, (Haziran 2026), 10, 11.</p>
<p><a href="#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> Bezci, “Kendini Terk Eden Avrupa: Avrupa Popülist Sağının ABD ve Rusya Destekleri”, 11, 12.</p>
<p><a href="#_ednref8" name="_edn8">[8]</a> Noura Erakat, “Foreword”, içinde Adam H. Johnson, <em>How to Sell a Genocide: The Media’s Complicity in the Destruction of Gaza</em>, (London: Pluto Press, 2026), xiii.</p>
<p><a href="#_ednref9" name="_edn9">[9]</a> Brenna Bhandar ve Alberto Toscano, “Mülkiyet Savaşı: Gazze’de Soykırımın İnşası”, Çev. İsmail Kaygısız, <em>Ayrıntı Dergisi</em>, Sayı 50, (Bahar 2026), 52, 53.</p>
<p><a href="#_ednref10" name="_edn10">[10]</a> İbrahim Halil Üçer, “Gazze Aynasında İnsanlığın Geleceği ve İslam Ümmetinin Mükellefiyeti”, <em>Teklif Dergisi</em>, Sayı 14, (Mart 2024), 57, 63.</p>
<p><a href="#_ednref11" name="_edn11">[11]</a> Ahmet Demirhan, “‘Yahudi-Hıristiyan’ Karşısında Gazze”, <em>Teklif Dergisi</em>, Sayı 14, (Mart 2024), 150, 151.</p>
<p><a href="#_ednref12" name="_edn12">[12]</a> E. Lâle Demirtürk, <em>ABD’nin Beyaz Egemen İktidar Projesi: Küresel Bir Güvenlik Sorunu</em>, (İstanbul: Kopernik Kitap, 2024), 423.</p>
<p><a href="#_ednref13" name="_edn13">[13]</a> İsmail Yaylacı, “Uluslararası Düzenin Siyasal Teolojisi”, <em>Teklif Dergisi</em>, Sayı 14, (Mart 2024), 180, 181.</p>
<p><a href="#_ednref14" name="_edn14">[14]</a> Muhannad Ayyash, “The Western Imperial Order on Display in Gaza: Palestine as an Ideological Fault Line in the International Arena”, <em>Third World Quarterly</em>, Vol. 47, No. 10, (2026), 1919, 1931. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 29 Haziran 2026. <a href="https://doi.org/10.1080/01436597.2025.2465522">https://doi.org/10.1080/01436597.2025.2465522</a>.</p>
<p><a href="#_ednref15" name="_edn15">[15]</a> Pankaj Mishra, <em>The World After Gaza</em>, (London: Fern Press, 2025), 19, 10, 188, 189.</p>
<p><a href="#_ednref16" name="_edn16">[16]</a> Mishra, <em>The World After Gaza</em>, 232, 233.</p>
<p><a href="#_ednref17" name="_edn17">[17]</a> Mishra, <em>The World After Gaza</em>, 262, 272, 276.</p>
<p><a href="#_ednref18" name="_edn18">[18]</a> Ramzy Baroud, “Hypocrisy and Genocide: How Gaza has Exposed the West Like Never Before”, <a href="http://www.middleeastmonitor.com">www.middleeastmonitor.com</a>, February 29, 2024. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 13 Temmuz 2026. <a href="https://www.middleeastmonitor.com/20240229-hypocrisy-and-genocide-how-gaza-has-exposed-the-west-like-never-before/">Hypocrisy and genocide: how Gaza has exposed the West like never before – Middle East Monitor</a>.</p>
<p><a href="#_ednref19" name="_edn19">[19]</a> Jon Hoffman, “Israel Is a Strategic Liability for the United States”, ww.foreignpolicy.com, March 22, 2024. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 13 Temmuz 2026. <a href="https://foreignpolicy.com/2024/03/22/israel-gaza-biden-netanyahu-security-united-states/">For America, Israel Is a Liability, Not an Asset</a>.</p>
<p><a href="#_ednref20" name="_edn20">[20]</a> Adam H. Johnson, <em>How to Sell a Genocide: The Media’s Complicity in the Destruction of Gaza</em>, (London: Pluto Press, 2026), 8, 11, 24, 49.</p>
<p><a href="#_ednref21" name="_edn21">[21]</a> Ibrahim Fraihat and Abeer Al-Najjar, “Gaza as Diagnostic: Genocide, Power, and the Unraveling of the Global North”, <em>Third World Quarterly</em>, Vol. 47, No. 10, (2026), 1886, 1888, 1893. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 8 Temmuz 2026. <a href="https://doi.org/10.1080/01436597.2026.2672512">https://doi.org/10.1080/01436597.2026.2672512</a>.</p>
<p><a href="#_ednref22" name="_edn22">[22]</a> Tariq Dana and Muhannad Ayyash, “Beyond Genocide: Colonial Modernity and the Destruction of the ‘Infrastructures of Existence’ in Gaza”, <em>Race &amp; Class, </em>published online first, May 22, 2026. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 9 Temmuz 2026. <a href="https://doi.org/10.1177/03063968261425124">https://doi.org/10.1177/03063968261425124</a>.</p>
<p><a href="#_ednref23" name="_edn23">[23]</a> Ilan Pappé, Tariq Dana, and Nadia Naser–Najjab, “Palestine Studies, Knowledge Production, and the Struggle for Decolonisation”, <em>Middle East Critique</em>, Vol. 33, No. 2, (2024), 182. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 12 Temmuz 2026. <a href="https://doi.org/10.1080/19436149.2024.2342189">https://doi.org/10.1080/19436149.2024.2342189</a>.</p>
<p><a href="#_ednref24" name="_edn24">[24]</a> Annamária Artner and Zhiguang Yin, “Towards a Non-hegemonic World Order – Emancipation and the Political Agency of the Global South in a Changing World Order”, <em>Third World Quarterly</em>, Vol. 47, No. 10, (2026), 2193. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 8 Temmuz 2026. <a href="https://doi.org/10.1080/01436597.2023.2251422">https://doi.org/10.1080/01436597.2023.2251422</a>.</p>
<p><a href="#_ednref25" name="_edn25">[25]</a> Johnson, <em>How to Sell a Genocide: The Media’s Complicity in the Destruction of Gaza</em>, 203-204.</p>
<p><a href="#_ednref26" name="_edn26">[26]</a> Anonim. “Esra Albayrak&#8217;tan Dünya Dekolonizasyon Forumu&#8217;nda Daha Adil bir Dünya Mesajı”, <em>Takvim Gazetesi</em>, 11 Mayıs 2026. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 14 Mayıs 2026. <a href="https://www.takvim.com.tr/guncel/2026/05/11/esra-albayraktan-dunya-dekolonizasyon-forumunda-daha-adil-bir-dunya-mesaji#5">https://www.takvim.com.tr/guncel/2026/05/11/esra-albayraktan-dunya-dekolonizasyon-forumunda-daha-adil-bir-dunya-mesaji#5</a>.</p>
<p><a href="#_ednref27" name="_edn27">[27]</a> Esra Albayrak, “Dekolonizasyonu Aşmak: Bilgi, İktidar ve Ortak Sorumluluk”, <em>Kriter Dergisi</em>, Sayı 113, (Haziran 2026), 15-17.</p>
<p><a href="#_ednref28" name="_edn28">[28]</a> Mehmet Rakipoğlu, “Ablukayı Kırmak ve Teşhir Etmek: Küresel Sumud Filosu’nun Gazze Yolculuğu”, <em>Kriter Dergisi</em>, Sayı 113, (Haziran 2026), 48.</p>
<p><a href="#_ednref29" name="_edn29">[29]</a> Gilbert Achcar, “Gaza was the Last Nail in the Coffin of Liberal Atlanticism”, Interview with <em>Trümmer auf Trümmer.</em> <a href="http://www.anticapitalistresistance.org">www.anticapitalistresistance.org</a>, June 3, 2026. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 30 Temmuz 2026. <a href="https://anticapitalistresistance.org/gaza-was-the-last-nail-in-the-coffin-of-liberal-atlanticism/">Gaza Was the Last Nail in the Coffin of Liberal Atlanticism – Anticapitalist Resistance</a>.</p>
<p><a href="#_ednref30" name="_edn30">[30]</a> Gilbert Achcar, <em>Gazze Felaketi: Soykırımı Tarihsel Perspektiften Okumak</em>, Çev. Akın Emre Pilgir, (İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2025), 68, 73, 83. (Orijinal Basım 2025)</p>
<p><a href="#_ednref31" name="_edn31">[31]</a> Achcar, <em>Gazze Felaketi: Soykırımı Tarihsel Perspektiften Okumak</em>, 86, 177, 240.</p>
<p><a href="#_ednref32" name="_edn32">[32]</a> Mishra, <em>The World After Gaza</em>, 280.</p>
<p><a href="#_ednref33" name="_edn33">[33]</a> Joe R. Feagin and Kimberley Ducey, <em>Racist America: Roots, Current Realities, and Future Reparations</em>, Fifth Edition, (New York: Routledge, 2026), 30, 31. (İlk Basım 2000)</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/batili-beyaz-kolonyal-eksenin-kirilma-noktasi-gazze-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gazze&#8217;deki Soykırımdan Rahatsız Değiliz(!)</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/gazzedeki-soykirimdan-rahatsiz-degiliz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/gazzedeki-soykirimdan-rahatsiz-degiliz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ercan HARMANCI]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Apr 2024 08:11:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=19113</guid>

					<description><![CDATA[Enaniyetten Rabbime sığınarak 2023 yılında “İsrail Soykırım Kararı Aldı. Sessiz Kalırsak Bu Vebal Hepimizin” dediğim bu yazı şahidim olarak kalacak… Yazdıklarım çok okunsun, takipçilerim artsın diye değil Allah rızası için bu yazımı okumadan aşağıdaki cümleleri okumayın Dostumuz İsrail (!) Evet, yazının başlığını okumak sinirlerinizi hoplatacak dozda olduğunu biliyorum. Hatta benim niyetim ve hedefim de sinirlerinizi hoplatmak. Bunu neden yapıyorum Rabbim şahit ki bunun hesabı hepimize sorulacak … Yirmi yıl bu ümmetin gençlerinin dersine girdim. 2008 yılında Felsefe Müfredatını bir gayem olmadan anlatmak ne bana haz veriyordu ne de öğrenciler dinliyordu… Dersi anlatan benim ve dinleyen öğrencilerin gözümüz saatte kulağımız zilde bekliyorduk… Ta ki 2008 yılında ben bu dersi imam hatiplerde anlatmaya başladığım ve son 10 yıl girdiğim tüm sınıflarda hani diyorlar ya “Benim kırmızı çizgim” benim kırmızı çizgim ümmetti…Ve liseli yıllarında bir kahramanın ismini duydum …Ve girdiğim tüm sınıflar da istisnasız anlattım… İlk gün bana onu bana anlatanın anlattıklarını dinledikçe Koca Yusuf ya da Seyit Ali Çavuş gibi bir cüsseye sahip biri hayal ediyordum … Anlatılan kişiyi görünce ben şok oldum… Sordum “Şeyh Ahmed Yasin bu mu” tebessüm ekli bana verilen cevap “Evet, taa kendisi” sadece ismini duymuştum iyi ki de duymuşum…Dünyada beşer olarak hayatımda şahit olduğum en büyük kahramandı…Bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Enaniyetten Rabbime sığınarak 2023 yılında “İsrail Soykırım Kararı Aldı. Sessiz Kalırsak Bu Vebal Hepimizin” dediğim bu yazı şahidim olarak kalacak…</p>



<p>Yazdıklarım çok okunsun, takipçilerim artsın diye değil Allah rızası için bu yazımı okumadan aşağıdaki cümleleri okumayın</p>



<p><blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="9yOoSG7OEI"><a href="https://ercanharmanci.com/dostumuz-israil/">Dostumuz İsrail (!)</a></blockquote><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Dostumuz İsrail (!)&#8221; &#8212; Ercan Harmancı" src="https://ercanharmanci.com/dostumuz-israil/embed/#?secret=6VGVMlpiR2#?secret=9yOoSG7OEI" data-secret="9yOoSG7OEI" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>



<p>Evet, yazının başlığını okumak sinirlerinizi hoplatacak dozda olduğunu biliyorum. Hatta benim niyetim ve hedefim de sinirlerinizi hoplatmak. Bunu neden yapıyorum Rabbim şahit ki bunun hesabı hepimize sorulacak … Yirmi yıl bu ümmetin gençlerinin dersine girdim. 2008 yılında Felsefe Müfredatını bir gayem olmadan anlatmak ne bana haz veriyordu ne de öğrenciler dinliyordu… Dersi anlatan benim ve dinleyen öğrencilerin gözümüz saatte kulağımız zilde bekliyorduk…</p>



<p>Ta ki 2008 yılında ben bu dersi imam hatiplerde anlatmaya başladığım ve son 10 yıl girdiğim tüm sınıflarda hani diyorlar ya “Benim kırmızı çizgim” benim kırmızı çizgim ümmetti…Ve liseli yıllarında bir kahramanın ismini duydum …Ve girdiğim tüm sınıflar da istisnasız anlattım… İlk gün bana onu bana anlatanın anlattıklarını dinledikçe Koca Yusuf ya da Seyit Ali Çavuş gibi bir cüsseye sahip biri hayal ediyordum … Anlatılan kişiyi görünce ben şok oldum… Sordum “Şeyh Ahmed Yasin bu mu” tebessüm ekli bana verilen cevap “Evet, taa kendisi” sadece ismini duymuştum iyi ki de duymuşum…Dünyada beşer olarak hayatımda şahit olduğum en büyük kahramandı…Bir öğretmen olarak gençlere anlatılması ve hatta telkin edilmesi gereken rol model bulunmuştu…Allah Rasulü Muhammed (sav) yolunun yiğit yolcusu… Bunu burada noktalayalım…</p>



<p>Ne oldu da küresel boyutta İsrail’den kurulduğu günden buyana bu kadar rahatsızlık duyuldu? Elbette cevabı kadın erkek çocuk yaşlı demeden öldürmeye başladılar mı? Kimse bana bunu söylemesin bu Siyonistlerin tıynetindendi ve bunu hep yapıyorlardı…</p>



<p>Haydi bana biraz daha kızın biliyor musunuz boykot ümmetin çaresizliğini bastırma için bir savunma mekanizmasından öte bir anlamı yok…Hem zaten bir kere yapılmaya çalışılan boykot değil protesto ve protesto güçlülerin değil zayıf ve çaresizlerin sığınağıdır…</p>



<p>Özel de “Ey Ümmet” , genelde de “Ey İnsanlık” 2023 yılının ilk aylarında soykırım kararı alındığında neden hiç sesimiz çıkmadı?Ben karınca kararınca ulaşabildiğim ulusal ve uluslararası birçok gerçek ve tüzel kişiliğe sahip etki yetki sahiplerine “İsrail Soykırıma Hazırlanıyor” diyerek soykırım kararının ertesinde bu bu yazıyı yazmıştım… “Dostumuz İsrail(!)” şimdi bu başlık için içinden ve dışından din günü mahcup olacakları cümleler kuranlar size hakkımı helal ediyorum…</p>



<p>Bunu ironi olsun diye yazmadım…Bunu o dönem Afet Diplomasisi üzerinden Cumhurbaşkanımıza “İsrail ile ilişkilerin gözden geçirilmesi” isimli dosya sunanlar gerçekten böyle inanıyor ve bunun için ciddi bir Diaspora etkinliği gerçekleştiriyorlar ve “Dostumuz İsrail” diyorlardı…Elbette hiç birinde bunu bu şekilde Cumhurbaşkanımıza ifade etme güçleri ve hadleri yoktu…</p>



<p>Ne diyorlardı … Gazze, Elektrik, Kadın-Çocuk,Enerji,İlaç…</p>



<p>Öngörüm ülkemizdeki “Asrın Depremi” olarak ifade edilen deprem yaşanmamış olsaydı İsrail ile ilişkiler düzelmeyecek, İsrail bu soykırıma cesaret edemeyecekti…Amerika İsrail’e sürekli şu “Erdoğan’ı kızdırıp planlarımızı alt üst etmeyin!” telkini yapıyordu…</p>



<p>Amerika bile şaşırıp kalmıştı ne oldu da Erdoğan 2009 yılından buyana tavizsiz duruşunu değiştirmiş; değiştirmekle kalmamış İsrail Cumhurbaşkanını Türkiye davet etmişti, … Daha doğrusu kimler bu davetin arkasındaydı…</p>



<p>Hawara bir soykırım provasıydı…Sadece Türkiye değil ümmet de sessiz kalmıştı… Yüzlerce ev ve araçlar ateşe verilmişti. Güvenlikten sorumlu en üst düzeydeki kişi Filistinli esnafın kapısına dayanmış terke din burayı demişti…Bunlar yaşanırken biz çadır güzellemesi yapıyorduk ya da hayatına İsrailli arama kurtarma ekibine borçlu çocuklar için teşekkürler yağdırıyorduk…</p>



<p>İsrail ne yapıyordu Hatay’da hayati öneme sahip İbranice ruloların peşindeydi ve çoktan İsrail’e ulaşmıştı rulolar sonra mı? Sonra bir tilkilik yapıldı güya rulolar Türkiye’ye iade edildi hayır efendim replikaları ile değiştirildi…Neyse…</p>



<p>7 Ekim’de kim il saldırıyı gerçekleştirdi? Hamas gerçekleştirdi? Neden mi Hamas adı süper güç olan bir çok ülkenin istihbaratına kök söktürmüş akıl almaz bir istihbarı güce sahiptir…</p>



<p>Çünkü Hamas saldırı kararı alınmasaydı sadece bir soykırım değil kadim Mescid-Aksa yıkılacaktı…Kimse bunu konuşmuyor… Hamas sadece dünyanın en güçlü istihbarı yapısına sahip değil aynı zamanda dünyanın en güçlü akademisidir…Bunlar birer niyet okuma değildir…</p>



<p>Hani İsrail ister hava da ister yerin altında her canlıyı takip ediyordu…Dünya tarihinde bir ilk yaşandı irtifası en düşük hava araçları karşısında İsrail çaresiz kaldı…</p>



<p>Hamas, ciddi boyutta modellenmesi gereken ender yapılardan biridir…</p>



<p>Ben boykota katılmadım inan ben boykot edilen teknolojik araçların dışında ürünler ile bir ilişkim olmadı…Ben İsrail’in zulmü ile tanınmaz hale gelen bir çocuğun görselini paylaşmadım…Ben İsrail’in telin edildiği bir meydan etkinliğine de katılmadım…Hatta ben Filistin’e nakdi yardımda yapmadım…</p>



<p>Sizler bugün beni kınayanlar… Katkın yok hiç olmazsa sus boykotumuzu engelleme diyenler…İstisnaların hakkı daima bende saklıdır lakin çoğunuz…</p>



<p>Hawara’da yaşanılanları belki de bugün telin ettiğiniz Starbucks’ta boykota çağırdığınız şeyleri yiyip içiyordunuz…</p>



<p>Ayağınızda Adidas var mıydı? Yoksa Zara giysinizi daha yeni mi giymiştiniz? Algida mı ama yani üstüne tanımam dediğiniz günler… Ariel ile yıkanmış elbiseniz içinde …</p>



<p>Bir şey daha söyleyeyim siz boykot ettiğiniz için boykot ettiğiniz firmalar zarar etmedi hatta boykot öngördükleri için zararları önceden tanzim edildi…</p>



<p>Hiçbirimiz masum değiliz en çokta Türkiye’nin meclisinde hangi partiden olursa olsun vekilli yapan zatı muhteremler…</p>



<p>Soruyorum haydi cevaplayın …</p>



<p>Bir spor ya da sanat etkinliği için hatta kültürel bir gezi için gittiğiniz İsrail’e neden gitmediniz…Oysa uluslararası hukuka göre şuan İsrail ile Filistin arasında bir savaş yok … Hatta bir adım öteye gidelim … İsrail ile Filistin yetkilileri bir terör örgütü olan Hamas’ı yok etmek için kendi vatandaşlarını öldürmekten çekinmeyen Hannibal Protokolü devrede… İsrail vatandaşını öldürürken Filistinli çocuklar ölmüş var mı bir kıymeti harbiyesi?</p>



<p>Şayet bir milletvekili oraya gitti ve tepkisini gösterdiyse ben onlardan özür diliyorum…</p>



<p>İsrail Gazze’ye neden soykırım yapıyor açık ve net bu kimsenin umurunda değil …Çünkü kimse İsrail’e savaş anlamında demiyorum hesap sormak için karşısına çıkmıyor…Yaşasın meydanlar var olsun mikrofonlar …</p>



<p>Bunu da yazmadan geçmeyeceğim… İsrail 1960’lı yıllarda İsrail Filistin bayrağı görmek istemiyorum, olsa olsa ancak bizim bir dilimimiz olabilir diyerek karpuz dilimi kod ve motifini kendileri kullandılar bugün ise biz her tarafı karpuz dilimi yaptık ve bu sebeple her gün daha fazla düşüp kayanlarımız oluyor…</p>



<p>Tamam, masum olabilirsiniz, niyetiniz halis olabilir sanki bizden başka kimse Gazze’yi dillendirmiyor diyerek şehir şehir dolaşanlar ekran ekran koşanlar oturun ve düşünün …</p>



<p>Şeytan o kadar tecrübe sahibi ki bizleri asla istemeyeceğimiz şeyleri bize yaptırmakta oldukça mahirdir…</p>



<p>İçim rahat göstermek gereken tepkiyi zamanında gösterdim mazeretim olarak sıcağı sıcağına uyarımı ve hatırlatmamı yaptım zaten çok da yapabilecek bir şeyim yok…O gün sizler susuyordunuz bugün ben susuyorum…O gün tek yazan bendim bugün yazmayan kınanıyor…</p>



<p>Bu arada enaniyetten Rabbime sığınırım…Ve biliyor ve inanıyorum ki …Rabbim izin vermeden ne bir çocuğun kanını içebilirler ne bir kadının namusuna dokunabilirler…</p>



<p>Oturun Musa (as) ile salih kulun kıssasını okuyun… Ortalığı şimdi çokta vaveylaya vermeyin…Hamas ne diyordu “Biz sizden bir şey istemiyoruz bize dua edin! Hiç düşündünüz mü? Neden bizden bir şey istemiyorlar çünkü kardeş istemez…Çünkü biliyorlar ki biz onlara kardeş olamadık…</p>



<p>Buradan kimse şunu da çıkarmasın Türkiye yardım etmiyor, Filistin’e yardım etmeyelim…Ne halleri varsa görsünler …</p>



<p>Şayet tüm yazdıklarımdan bunu anlatıyorsanız ve artık kelimeleri ve cümleleri azad ediyorum…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/gazzedeki-soykirimdan-rahatsiz-degiliz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sen Öleceksin de Onlar Kalacak Mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sen-oleceksin-de-onlar-kalacak-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sen-oleceksin-de-onlar-kalacak-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Nov 2023 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18920</guid>

					<description><![CDATA[اعوذ بالله&#8230;اَفَا۬ئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ “Şimdi sen öleceksin de, onlar ebedî mi kalacaklar?”(Enbiya 21/34) Evet, çocuk! Şehit yüzlü yavrucak! Şimdi sen öleceksin de o zalimler kalacak mı? O insanlıktan çıkmış katiller ettiklerinin karşılığını bulmayacaklar mı? İlahî adalet işledikleri menfur katliamı onların burunlarından fitil fitil getirmeyecek mi? Ey şehit yüzlü çocuk! Bombalar tepene düştü, sen mışıl mışıl uyurken. Öyle varlıklı bir hayatın da olmadı. Anneciğinin bulduğu bir bez parçasıydı senin kundağın. Ne gözünü açmana ne de elini kıpırdatmana fırsat tanıdı zalimler. İyi ki açmadın gözünü be çocuk! Bu zalimin dünyasını görmedin, elinle dokunmadın, üzerinde yürümedin, daha hayatın başlangıcında hayata veda ettin. Sen gideceksin de, o zalimler kalacaklar mı? Senin minnacık burnundan akan tertemiz şehit kanına karşılık ilahî adalet tokmağı suratlarına inerekburunlarını kırıp yerin dibine gömmeyecek mi onları? Onlar seni, anneni, babanı yok ettiklerinde, bütün bir milleti kökünden kazıdıklarında ebedî kalacaklarını ve dünyanın tek hâkimi olacaklarını zannediyorlar ya, işte o gün anlayacaklar yanıldıklarını. İş işten geçtiği gün. Firavunun boğulurken aklının başına geldiği gün. Pişmanlıktan böğürerek kahroldukları gün. Ebedî azabın bütün bedenlerini ve benliklerini kuşattığı gün. Yani sen öleceksin, onlar ebedi kalacak, öyle mi? Hayır hayır. Onlar senden hemen sonra gelecekler. Ama senin kılına dokunamayacaklar, gölgene bile yaklaşamayacaklar. Onlar orada yalvaracaklar, dilenecekler, senden &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center">اعوذ بالله&#8230;<br>اَفَا۬ئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ</p>



<p class="has-text-align-center"><em>“Şimdi sen öleceksin de, onlar ebedî mi kalacaklar?”</em><br>(Enbiya 21/34)</p>



<p>Evet, çocuk! Şehit yüzlü yavrucak! Şimdi sen öleceksin de o zalimler kalacak mı?</p>



<p>O insanlıktan çıkmış katiller ettiklerinin karşılığını bulmayacaklar mı?</p>



<p>İlahî adalet işledikleri menfur katliamı onların burunlarından fitil fitil getirmeyecek mi?</p>



<p>Ey şehit yüzlü çocuk! Bombalar tepene düştü, sen mışıl mışıl uyurken. Öyle varlıklı bir hayatın da olmadı. Anneciğinin bulduğu bir bez parçasıydı senin kundağın. Ne gözünü açmana ne de elini kıpırdatmana fırsat tanıdı zalimler. İyi ki açmadın gözünü be çocuk! Bu zalimin dünyasını görmedin, elinle dokunmadın, üzerinde yürümedin, daha hayatın başlangıcında hayata veda ettin.</p>



<p>Sen gideceksin de, o zalimler kalacaklar mı?</p>



<p>Senin minnacık burnundan akan tertemiz şehit kanına karşılık ilahî adalet tokmağı suratlarına inerekburunlarını kırıp yerin dibine gömmeyecek mi onları? Onlar seni, anneni, babanı yok ettiklerinde, bütün bir milleti kökünden kazıdıklarında ebedî kalacaklarını ve dünyanın tek hâkimi olacaklarını zannediyorlar ya, işte o gün anlayacaklar yanıldıklarını. İş işten geçtiği gün. Firavunun boğulurken aklının başına geldiği gün. Pişmanlıktan böğürerek kahroldukları gün. Ebedî azabın bütün bedenlerini ve benliklerini kuşattığı gün.</p>



<p>Yani sen öleceksin, onlar ebedi kalacak, öyle mi?</p>



<p>Hayır hayır. Onlar senden hemen sonra gelecekler. Ama senin kılına dokunamayacaklar, gölgene bile yaklaşamayacaklar. Onlar orada yalvaracaklar, dilenecekler, senden bir yudum su isteyecekler de, bu dünyada kan döken pislik elleriyle ördükleri cehennem duvarları onların yüzlerine kapanacak, gerisin geriye dönecek yüzüstü kapaklanacaklar. O cehennem duvarını nasıl ördüklerini orada hatırlayacaklar ve kurtulmak için yerin dibine geçmek isteyecekler. Son bir çare bir zamanlar kibirle üzerine bastıkları toprak olmak isteyecekler de toprak kabul etmeyecek. Çünkü bu onlara ödül olur, toprağa da haksızlık. Bu fırsat asla verilmeyecek onlara. Ölüp ölüp dirilecekler, ebediyen sürünecekler…</p>



<p>Yaralı demeden, yaşlı demeden, çocuk, kadın, sivil demeden insanları dönüp dönüp bombaladıkları için; kötülüğü kişilikleri ve kimlikleri haline getirdikleri için; bunlara ebedî hayat verilse aynı barbarlıkları işlemekten asla geri durmayacakları için&#8230;</p>



<p>Sen öl, onlar kalsın ha! Yok, öyle yağma!</p>



<p>Yağmaladıkları topraklar onların azap meydanı olacak, gasp ettikleri evler, çaldıkları her nesne altlarına odun olup yanacak, engel oldukları her damla su kaynayıp başlarından akacak.</p>



<p>Sen öleceksin de yavrucak onlara mı kalacak dünyada?</p>



<p>Sen hele bir uyu çocuk. Öyle küçücük de kalmayacaksın. Kabir hayatı senin cennetin olacak. Mahrum edildiğin bütün nimetleri elinin altında, ayaklarının dibinde bulacaksın. Şehit annenin kucağında, şehit babanın dizinin dibinde büyüyeceksin. Bir de kalbimizin en mutena yerinde. İsmini bilmeyeceğiz, cismini hatırlamayacağız ama seni asla unutmayacağız.</p>



<p>Seni ebedî güzellikler bekliyor şehit yüzlü çocuk! Yüzün ak, alnın açık hayatının baharında, kişiliğinin en olgun çağında dünyalar güzeli genç bir kız ya da dünyanın en yakışıklı genç erkeği olarak gireceksin ebedî cennet yurduna.</p>



<p>O zalimler, o kâfirler sana tek tek gösterilecek de kin ve nefretle bakmayacaksın onlara. Çünkü Allah cennete giren kullarının içinden kin ve nefret duygularını alacak. Ama onların düştüğü aşağılık duruma düşmediğin ve yerlerinde olmadığın için yaratan Rabbine şükredeceksin.</p>



<p>Rabbin senden razı, sen O’dan razı olarak ebedî cennet yurdunda ebedî hayata yelken açacaksın…</p>



<p>Ya bizler, şehit yüzlü çocuk? Gazze’yi bir ateş çukuruna döndüren katillerin sizi acımasızca katlettiklerini sadece seyreden bizler! Seni bir ölüm kurtardı bu zalimlerin dünyasından. Acaba bizi kaç ölüm kurtarır dersin? Kaç kere ölsek senin hakkını ödeyebiliriz, dersin?</p>



<p>Biz de kalmayacağız bu dünyada be çocuk! Geleceğiz bir gün. Başka yol, başka çare, başka çıkış yok zaten. Varış oraya. Geleceğiz de senin yüzüne nasıl bakacağız? Bir damla gözyaşını silemediğimizi, alçak zalimin kapkara bombalarıyla kirlettiği nur yüzünü temizleyemediğimizi, başını okşayıp bağrımıza basamadığımızı nasıl anlatacağız, be çocuk?</p>



<p>İlahi huzurda boynumuz bükük beklerden hiç değilse şefaatine layık olabilecek miyiz?</p>



<p>Ne dersin, şehit yüzlü çocuk?</p>



<p>أعوذ بالله&#8230;<br>وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَؕ اَفَا۬ئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ.<br> كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِؕ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةًؕ وَاِلَيْنَا تُرْجَعُونَ</p>



<p>“Senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik.<br>Şimdi sen öleceksin de, onlar ebedî mi kalacaklar?<br>Herkes ölümü tadacak.<br>Denemek için sizi şerle de hayırla da imtihan ederiz.<br>Sonunda hesap vermek üzere huzurumuza geleceksiniz.” (Enbiya 21/34-35)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sen-oleceksin-de-onlar-kalacak-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hepimiz Filistinli, Hepimiz Gazzeliyiz</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hepimiz-filistinli-hepimiz-gazzeliyiz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hepimiz-filistinli-hepimiz-gazzeliyiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Haldun Sönmezer]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Nov 2023 07:58:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18908</guid>

					<description><![CDATA[“De ki: Ey Yahudiler! Başka insanlar değil, yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız ve şayet sözünüze sadıksanız haydi ölümü temenni edin! Ama onlar daha önce yapıp ettikleri yüzünden asla ölümü istemeyeceklerdir. Allah zalimleri çok iyi bilmektedir.”Cuma 6-7. âyetler Biz bu filmi ilk defa izlemiyoruz. Daha önce de defalarca seyrettik. Doğrusu ben en acıklısına Bosna’da şâhit olmuştum. Seneler evvel bu film orada da gösterilmişti zîrâ. Drina Nehri’nden bir zamanlar kan aktığını hâlâ hatırlıyorum. Azerbaycan, bilhassa Hocalı’da yaşananlarsa bir başka yürek yarasıydı. Gazze’deyse bugün aynı filmin daha şedit ve kanlı bir versiyonu sergileniyor. Bizse her zaman olduğu gibi yine seyredip kınamakla meşgulüz. Ulus-devlet mantığı zihinlerimizi iğdiş etti. Yalnızca muhayyilemizi köreltmedi, dünyamızı da küçülttü. Asırlar boyu kıtalara, okyanuslara sığamamış bir milleti Edirne’yle Hakkâri arasına sıkışan bir algıya mahkûm etti. Ve işin en kötüsü, mukaddeslerimize bile onun bize verdiği izin ölçüsünde yaklaşabiliyoruz bugün. Kutsal beldelere bakış açımızı dahi o algı belirliyor. Ona göre Mekke, Medine ve Kudüs sınırlarımıza dâhil değil. Vilâyetlerimizden biri olmadığı için de hâliyle oraları savunmak bize düşmüyor. Konunun uzmanı analist ve bazı kalemşorlar aynı gerekçeye sarılarak Türkiye’nin Gazze’de aktif bir tutum almamasını, bu işin dışında kalmasını salık veriyorlar. Buna dönük talepler dile getirildiğinde ise birileri sahneye çıkıp “Mehmetçiğin kanı o &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right"><em>“De ki: Ey Yahudiler! Başka insanlar değil, yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız ve şayet sözünüze sadıksanız haydi ölümü temenni edin! Ama onlar daha önce yapıp ettikleri yüzünden asla ölümü istemeyeceklerdir. Allah zalimleri çok iyi bilmektedir.”<br>Cuma 6-7. âyetler</em></p>



<p>Biz bu filmi ilk defa izlemiyoruz. Daha önce de defalarca seyrettik. Doğrusu ben en acıklısına Bosna’da şâhit olmuştum. Seneler evvel bu film orada da gösterilmişti zîrâ. Drina Nehri’nden bir zamanlar kan aktığını hâlâ hatırlıyorum. Azerbaycan, bilhassa Hocalı’da yaşananlarsa bir başka yürek yarasıydı. Gazze’deyse bugün aynı filmin daha şedit ve kanlı bir versiyonu sergileniyor. Bizse her zaman olduğu gibi yine seyredip kınamakla meşgulüz.</p>



<p>Ulus-devlet mantığı zihinlerimizi iğdiş etti. Yalnızca muhayyilemizi köreltmedi, dünyamızı da küçülttü. Asırlar boyu kıtalara, okyanuslara sığamamış bir milleti Edirne’yle Hakkâri arasına sıkışan bir algıya mahkûm etti. Ve işin en kötüsü, mukaddeslerimize bile onun bize verdiği izin ölçüsünde yaklaşabiliyoruz bugün.</p>



<p>Kutsal beldelere bakış açımızı dahi o algı belirliyor. Ona göre Mekke, Medine ve Kudüs sınırlarımıza dâhil değil. Vilâyetlerimizden biri olmadığı için de hâliyle oraları savunmak bize düşmüyor.</p>



<p>Konunun uzmanı analist ve bazı kalemşorlar aynı gerekçeye sarılarak Türkiye’nin Gazze’de aktif bir tutum almamasını, bu işin dışında kalmasını salık veriyorlar. Buna dönük talepler dile getirildiğinde ise birileri sahneye çıkıp “Mehmetçiğin kanı o kadar ucuz değil!” diyor. Ya da “Evvelemirde kendi oğlunu gönder de görelim.” diyerek muhatabına ayar çekiyor. İstisnalar hariç, gerçekte onların çoğu bu işe hepten bigâne kalınmasını isteyen ekipten. “Geçmişte bize ihânet eden onlar değil miydi, çeksinler cezalarını…” diyen o mâlûm tâifeden.</p>



<p>Bugün Batılı ülkelerin başkentlerinde bile Gazzeli mazlumlara destek verilir, onlar için miting ve yürüyüşler düzenlenirken hattâ bazı Latin Amerika devletleri ülkelerinden İsrailli diplomatları kovarken bizden görünüp de gerçekte bizden olmayan birileri tarihin sisli koridorlarından devşirdikleri yalan yanlış bilgiler ve “Arap İhâneti” safsatasıyla yine zihinleri bulandırmaya, kafaları karıştırmaya çalışıyor. Kudüs ve Gazze mes’elesinde sahip olduğumuz ortak tavır ve bütünlüğü sarsmaya, aramıza nifak tohumları ekmeye uğraşıyor.</p>



<p>Bütün sermayesi sığınmacılara düşmanlık olan bir siyasî partinin genel başkanı pervâsız bir edâyla “Filistin bizim davamız değildir.” diyor. Kendi ifadesiyle kurucu ideolojiye bağlılık yemini etmiş bu zât, eğer Çankaya Köşkü veya Anıtkabir bombalanacak olsaydı, yerinde duramaz, şaha kalkardı. Askerimizin vazifesinin oraları korumak olduğunu söylerdi. Hiç şüphesiz vatanımızın her karış toprağı kıymetli olup her türlü tecavüze karşı da korunmalıdır. Bunda hemfikiriz.</p>



<p>Ama bugün resmen sınırlarımıza dâhil olmadığı için Mekke, Medine ve Kudüs’ün coğrafyamız dışında kaldığını söylemek ve o yüzden de bizi ilgilendirmeyeceğini ifade etmek her şeyden evvel bu milletin kadim değerlerine ve özündeki tevhit inancına aykırıdır.</p>



<p>Yarın, Mekke veya Medine işgal edilecek, Kâbe ya da Ravza’ya girilecek olsa, yine aynı bahaneye mi sığınacağız? Bir adı da “Peygamber Ocağı” olan ordumuz oraların müdâfaası yolunda hiçbir şey yapmayacak mı? Artık ondan sonra geriye bizi biz yapan ne kalır?</p>



<p>İstanbul ya da İzmir, Mardin veya Urfa ne kadar bizimse, Mekke, Medine ve Kudüs de o kadar bizimdir. Oraların gönül coğrafyamızdaki yeri ise hiçbir beldeyle mukayese edilemez. Birinci Dünya Savaşı boyunca ve hattâ savaş bittikten sonra dahi oraları bırakmamak için bütün gücümüzle direndik. Ayrılırken ise gözyaşlarımız sel oldu. Bugün o toprakları nasıl sınırlarımız dışında görürüz! Tartışmasız o topraklar her Müslüman Türkün sınırları dâhilindedir. İman etmiş bir kulun zihin haritasındaki en önemli yerdedir. İşte ulus-devlet algısı her şeyden evvel bize bunu unutturdu.</p>



<p>O mantığın müdâfi olan bazı analistler yetmiş küsur yıl önce Türkiye’nin Kore’ye asker göndermesini bugün bile bir zorunluluk olarak görüyor. O yıllarda Türkiye’nin menfaatinin Batı ittifakı içinde yer almak, NATO’ya girmek olduğunu söylüyorlar. Asker göndermeyi de bunun ön şartı sayıyorlar. Yad ellerde yitirdiğimiz yedi yüz yirmi bir Mehmetçiğin kanındansa pek bahsedilmiyor.</p>



<p>Kore’de Türk tugayı Kunuri Zaferi’ni kazanarak büyük bir kuşatmayı yarmış ve Amerikan kolordusunu yok olmaktan kurtarmıştı. Aynı ABD biz olmadığımız için, Vietnam’da rezil oldu. Türk milleti güneşlerden aziz evlâtlarını niçin kendisine yabancı bir coğrafyada harcadı? Ve Türk askeri oralarda ne uğruna savaştı? Bir hilâl uğruna mı? Yoksa dostumuz(!) ABD’yi mutlak bir felâketten kurtarıp Budist bir millete hürriyet ve istiklâlini bağışlamak için mi?</p>



<p>İslâm coğrafyası ve kutsal beldeler söz konusu olduğunda “ucuz” olmayan Mehmetçiğin kanı, Batı kulübünün talepleri gündeme geldiğinde nedense birden ucuzluyor. Hâlbuki tevhide adanmış bu millet, Kore’den evvel Kudüs ve Gazze’nin imdadına koşmaya hazırdır.</p>



<p>Ölüm karşısında rindâne bir duruş ve tevekküle sahip olmak için ruh metâneti gerekir. Ona sahip olmayansa ölüm karşısında zelildir. Bugün artık Gazze’deki insan, ölümden korkmuyor. O duyguyu çoktan aşmış. Öldükten sonra cesedinin ne olacağını düşünüyor. Tek derdi, can verdikten sonra yakınları tarafından teşhis edilememek. Akıllarına gelen çareyse kollarına taktıkları bileklik. Bir genç kız çekim yapan televizyon muhabirine elindeki bilekliği göstererek şöyle diyor: <em>“Bu bilekliği bütün kardeşlerime taktık. Şimdi ayrıldık, yarımız Han Yunus’ta, yarımız Gazze’de… Bu sayede hepimiz birbirimizi bu işâretle tanıyacağız. Eğer ben öldürülürsem annem bizi bulacak. Ya da annem-kardeşlerim öldürülürse biz onları teşhis edeceğiz.”</em></p>



<p>Sekülerleşmiş, metanın zebunu hâline gelerek ölüm duygusuna yabancılaşmış insan bunu anlayamaz. Gazze’de ise bu durum artık hayatın rutinleri arasına girmiş vaziyette. Genç kızın yüzüne bakıyorum, bunu söylerken çehresinde en ufak bir korku ve isyan alâmeti yok. Rahat ve mütevekkil. Anlıyorum ki, artık ölüm duygusu onun için sıradanlaşmış. Kaderine razı bir teslimiyet içinde sırasını bekliyor.</p>



<p>“Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm. Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm.” diyen şâir geliyor aklıma. Ölüm duygusuyla arasındaki mesafeyi sıfırlamış bu insanlara bundan böyle ne yapsın ki ölüm! İç dünyasında ölümü öldürmüş olanları artık ne ile korkutsun ki İsrail!</p>



<p>Bugün bu ülkede bazı şahıs ve çevreler kendi gölgesinde rahat yaşamak, etliye sütlüye karışmamak adına fısıltı gazetesinin yaydığı “Arap İhâneti” yaftasına yapışıyor. Ha bire “Topraklarını sattılar.” mavalını okuyor. Bu, bir tür üzerine almama, mesuliyetten kaçınma tavrı. Böylece kendilerini sorumluluktan azat ediyorlar. Bugün büyük bir iştahla sarıldıkları o gerekçe, inşâallah hesap gününde de onları kurtarmaya yeter.</p>



<p>Hiç durmadan yüzsüzü kınıyoruz. Ne yaman çelişki! Ar ve hayâ duygusu olan kınanır ancak. Öldürmeyi ideolojisinin merkezine koyan, o yüzden de pervâsızca hastaneleri bombalayıp bir anda beş yüz masuma kıyan zalimin neyi kınanır ki! Hiç şüphesiz şu anda Kâinatın Efendisi de âlem-i mânâda bizleri kınıyor. Sadece kınamıyor, şefâat beklediğimiz Yüce Nebi belki de Rabbine karşı ümmetinin şikâyet dilekçesini yazıyor. Bahtsız olan biziz, Filistinliler değil…</p>



<p>Onlar “Gözümün gördüğü hiçbir şeyden korkmam.” diyen Hz. Hamza misâli insanüstü bir gayretle direniyorlar. Her türlü güçlüğe katlanarak yılmadan mücadele veriyorlar. Her geçen gün imanları bileniyor, ruhları yüceliyor. Bizlerse ekranlardan bu hâinâne denâeti izlemek ve de ardı sıra “vah!” çekmekle meşgulüz. Şu anda bütün insanlık enformatik ihânetin bir parçası…</p>



<p>Eğer kınamanın bir faydası olsaydı, milyonların kendisine ettiği lânet ve küfürler yüzünden Netanyahu denilen şahsın yüzünün kevgire dönmesi gerekirdi. Hâlbuki tam bir zulüm makinesi olan bu adam her geçen gün gemi daha da azıya alıyor.&nbsp;</p>



<p>Peki, savaşalım mı? Buna gerek yok. Allah İslâm dünyasına savaşmadan da hasmını mat edecek birçok imkânı bahşetmiş. Dünyanın kavşak noktasındayız. Kadim medeniyetlerin kucağında yaşıyor, ticaret yollarının üzerinde oturuyoruz. Şimdilerde tarihin baş aktörü olmasak da günümüzün aktörleri oyun kurabilmek adına binlerce kilometre öteden yine buraya geliyor. Yeraltı ve yerüstü kaynaklarının çoğu bizde. Kısacası zenginliğin merkezinde, dünyanın kalbinin attığı yerdeyiz.</p>



<p>Eğer İslâm dünyasını oluşturan devlet ve milletler topluluğu, Doğu Akdeniz ve çevresinde değil de Latin Amerika veya Uzak Doğu’da temerküz etseydi, bu kadar avantajlı bir durumda olmazdık.</p>



<p>Ortadoğu’daki devletler sadece enerji akışını kesseler, şimdiye kadar bu iş biterdi. Diğer ülkeler değil, yalnızca Suudi Arabistan vanaları kapatsa Batı on günde pes ederdi.</p>



<p>Emevi halifeleri içinde Ömer bin Abdülazîz ne ise Suudi kralları içinde de Melik Faysal odur. Şüphesiz Suudi Arabistan’ın tek hakikî kralı olan (Diğerleri Batı’nın jandarması) bu adama rahmet olsun. O canını hiçe sayarak zalimleri durdurmak adına ne yapılacağını bize gösterdi. Petrol vanalarını kısarak İsrail vahşetinin arkasındaki Batı’yı dize getirdi. Belki de yeniden ayağa kalkmak için Melik Faysallara ihtiyacımız var.</p>



<p>Bu savaş tam bir ibret meşheri! Görmesini bilirseniz Allah’ın âyetleri önünüzde açılıyor. Savaş başlar başlamaz havalimanlarına koşan Yahudilerin sefâletini görünce insanın aklına yazının başındaki âyette işâret olunan hakikat geliyor. Zalimler korkak olur. Daha savaşın başında bir kısım Yahudiler, patlayan birkaç bombanın ardından kapağı yurt dışına attı. Savaş uzasın, Yahudilerle meskûn bölgelere yayılsın, ölümle burun buruna olduğunu anlayan nüfusun yarısı kaçar. Gazzelilerse her gün patlayan bombalar ve ölümün soğuk nefesini enselerinde hissetmelerine rağmen, vatanlarını terk etmiyor. Sadece bu bile, o toprakların gerçek sahibinin kimler olduğunu, kimin ev sahibi, kiminse gaspçı olduğunu net bir şekilde göstermiyor mu? Toprağını satmış adam onun uğruna ölmeyi göze alır mı hiç! El-insaf…</p>



<p>Suret olarak insan, his ve irâde merkezini kaybettiği içinse canlı cenazeden farksız olan ümmet üzerindeki narkozun etkisinden kurtulduğu gün, yalnızca Filistin değil, bütün İslâm dünyası hürriyetine kavuşur. Bundan zerre kadar şüphem yok.</p>



<p>Birlik olmadan dirlik olmaz. Bugünse birlik günüdür. Ümmetin bir ve beraber olma günüdür. Sînelerin toplu vuracağı gündür. Hrant Dink’in elim bir suikasta kurban gitmesinden sonra birileri “Hepimiz Hrant’ız.” demekle kalmayıp işi daha da ileri götürerek “Hepimiz Ermeniyiz.” demeye vardırmıştı. Günlerden beri Gazze’ye ateş yağarken o gürûhun nedense sesi-soluğu çıkmıyor. Hiçbiri de göğsünü gere gere “Biz de bugün Gazzeliyiz.” demiyor. </p>



<p>Evet, gün bugündür ve bugün “Hepimiz Filistinli, hepimiz Gazzeliyiz.” deme günüdür. Bunu diyemeyip de hâlâ zihinleri tarihin sisli koridorlarında gezen bezirgân tiplere ise bundan öte söylenecek hiçbir sözümüz yok.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hepimiz-filistinli-hepimiz-gazzeliyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Firavun Kim? &#8211; Yahudiler Nereye Düştü? &#8211; Mazlum Gazze Bir Musa Mı Bekliyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/firavun-kim-yahudiler-nereye-dustu-mazlum-gazze-bir-musa-mi-bekliyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/firavun-kim-yahudiler-nereye-dustu-mazlum-gazze-bir-musa-mi-bekliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Nov 2023 09:07:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18904</guid>

					<description><![CDATA[فَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِقٖينَ فَلَمَّا تَـرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ قَالَ كَلَّاۚ اِنَّ مَعِيَ رَبّٖي سَيَهْدٖينِ Nihayet Firavun ve askerleri onlara yaklaştılar. Her iki topluluk birbirini gördüğünde Mûsâ’nın yanındaki mazlumlar, “eyvah bize yetiştiler!” diye çaresizce feryat ettiler. Mûsâ, “Hayır! Eminim ki rabbim benimledir, bana bir çıkış yolu gösterecektir” dedi. (Şuara 26/60-62) ZALİM FİRAVUN, MAZLUM YAHUDİLER VE MUSA Firavun yıllarca baskı kurduğu Yahudilerin, yetmiyormuş gibi, erkeklerini katletmiş, kadınlarını köle edinmişti. Daha da yetmemiş gibi yeni doğan çocuklarını katletmeye başlamıştı. İşte Musa bu katliamdan kurtulan yegâne çocuktu. Annenin kalbine indirilen ilahî ilham ile çocuk bir beşik içinde nehre bırakılmış, Firavunun sarayına ulaşmıştı. Firavun böylece iktidarını bitirecek, zulmüne son verecek ve mazlum Yahudileri elinden kurtaracak Musa’yı kucağında ve sarayında beslemiş ve büyütmüştü. Musa büyüdü, aklı erdi, gücü yerine geldi, zulmü fark etti, haksızlığa başkaldırdı, Firavun tarafından takip edildi, oradan uzaklaştı, gurbette pişti, evlendi ve aile kurdu… Hâsılı insan olmanın bütün aşamalarını gördü ve yaşadı. Bir gün Rabbin’den emir geldi: “Git, Firavuna emrimi bildir, zulmettiği kullarımı bıraksın!” Emir büyük yerdendi. Kardeşini yanına aldı ve gitti. Firavun onun nazikçe ikazlarını dinlemek yerine, baskılarını daha da artırdı. Kibri gurunu besledi ve haykırdı: “En büyük rab benim!” Azgın Firavunun zulmünün, eziyetinin ve işkencesinin sınırı aştığı gün Yüce &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center">فَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِقٖينَ</p>



<p class="has-text-align-center">فَلَمَّا تَـرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ</p>



<p class="has-text-align-center">قَالَ كَلَّاۚ اِنَّ مَعِيَ رَبّٖي سَيَهْدٖينِ</p>



<p class="has-text-align-center">Nihayet Firavun ve askerleri onlara yaklaştılar. Her iki topluluk birbirini gördüğünde Mûsâ’nın yanındaki mazlumlar, “eyvah bize yetiştiler!” diye çaresizce feryat ettiler.</p>



<p class="has-text-align-center">Mûsâ, “Hayır! Eminim ki rabbim benimledir, bana bir çıkış yolu gösterecektir” dedi.</p>



<p class="has-text-align-center">(Şuara 26/60-62)</p>



<p><strong>ZALİM FİRAVUN, MAZLUM YAHUDİLER VE MUSA</strong></p>



<p>Firavun yıllarca baskı kurduğu Yahudilerin, yetmiyormuş gibi, erkeklerini katletmiş, kadınlarını köle edinmişti. Daha da yetmemiş gibi yeni doğan çocuklarını katletmeye başlamıştı. İşte Musa bu katliamdan kurtulan yegâne çocuktu. Annenin kalbine indirilen ilahî ilham ile çocuk bir beşik içinde nehre bırakılmış, Firavunun sarayına ulaşmıştı.</p>



<p>Firavun böylece iktidarını bitirecek, zulmüne son verecek ve mazlum Yahudileri elinden kurtaracak Musa’yı kucağında ve sarayında beslemiş ve büyütmüştü.</p>



<p>Musa büyüdü, aklı erdi, gücü yerine geldi, zulmü fark etti, haksızlığa başkaldırdı, Firavun tarafından takip edildi, oradan uzaklaştı, gurbette pişti, evlendi ve aile kurdu… Hâsılı insan olmanın bütün aşamalarını gördü ve yaşadı. Bir gün Rabbin’den emir geldi: “Git, Firavuna emrimi bildir, zulmettiği kullarımı bıraksın!” Emir büyük yerdendi. Kardeşini yanına aldı ve gitti.</p>



<p>Firavun onun nazikçe ikazlarını dinlemek yerine, baskılarını daha da artırdı. Kibri gurunu besledi ve haykırdı: “En büyük rab benim!”</p>



<p>Azgın Firavunun zulmünün, eziyetinin ve işkencesinin sınırı aştığı gün Yüce Allah’ın mazlum kullarını bu zalimin elinden kurtarması emri geldi. Hep birlikte yola koyuldular.</p>



<p>Firavun durur mu? Derhal askerlerini topladı, peşlerine düştü ve denizin kenarında onları kıstırdı.</p>



<p>Yahudiler korktular, feryad u figanı ettiler. Nasıl etmesinler ki, önlerinde engin deniz, arkalarında azgın ve zalim Firavun ve ordusu. Ya kılıç darbesi ya da denizde boğulma.</p>



<p>Hz. Musa sakin, sabırlı ama kararlı. Çünkü kendisine vaatte bulunanın rahmet, kudret ve adalet sahibi Yüce Allah olduğu bilgisi ve bilincinde. “Hayır!” diye haykırdı. “Rabbim benimledir ve o bize bir çıkış yolu gösterecektir.”</p>



<p>Öyle de oldu. Yüce Allah’ın izni ve emriyle deniz açıldı, Hz. Musa ve mazlumlar geçti, ardından deniz kapandı, azgın Firavun ve askerleri boğuldular, helak olup gittiler. Aslında onların insanlıkları içlerinde biriktirdikleri kin ve nefret denizinde zaten boğulmuştu. Şimdi ise her sabah ve akşam hak ettikleri ve kendi elleriyle hazırladıkları çetin azaba uğrayıp duracaklardı.</p>



<p><strong>ZALİM NETANYAHU, YANINDA YAHUDİLER, ARKALARINDA EMPERYALİŞTLER VE DENİZİN KIYISINDA KISTIRILMIŞ YALNIZ VE MAZLUM GAZZELİLER</strong></p>



<p>Şimdilerde Gazze, denizin kenarında. İki buçuk milyon mazlum onun bağrında. Önlerinde engin deniz, arkalarında zalim ve azgın Netenyahu, Yahudiler ve destekçileri…</p>



<p>Ne kadar garip değil mi? Şimdi söyleyin, Firavun kim ve Yahudiler nereye düştü?</p>



<p>Bu çağdaş Firavun ve askerleri çocuk, kadın, yaşlı, sivil demeden deniz kenarında kıstırdıkları mazlumların üzerlerine ateş yağdırıyorlar, öldürmeye adeta ant içmişler, gözlerini kan bürümüş, insanlıklarını yitirmişler, vahşilikte dibe vurmuşlar&#8230; &nbsp;</p>



<p>Gazze ise adeta ashâbü’l-uhdûd kuyusu. Bu sefer ateş altlarında değil, üzerlerine yağdırılıyor.</p>



<p>Ne diyor baş zalim çağdaş Firavun: “Yeşeya’nın kehanetini gerçekleştireceğim!”</p>



<p>Firavun ne demişti: “En büyük rab benim!”</p>



<p>Birisi kendisini zalim rab ilan etmiş, öteki rabbini zalim ilan ediyor.</p>



<p>Bu sahnede bir tek Musa eksik?</p>



<p>Musa da o topraklardan çıkacak belki. Çağdaş Firavunun öldüremediği çocuklardan biri ya da hepsi olarak.</p>



<p>Kim bilir?</p>



<p>Belki de çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/firavun-kim-yahudiler-nereye-dustu-mazlum-gazze-bir-musa-mi-bekliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cağdaş Ashâbü’l-Uhdûd Olayı Mı Yaşanıyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cagdas-ashabul-uhdud-olayi-mi-yasaniyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cagdas-ashabul-uhdud-olayi-mi-yasaniyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Oct 2023 10:04:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18901</guid>

					<description><![CDATA[&#8230;أعوذ بالله ، بسم الله قُتِلَ اَصْحَابُ الْاُخْدُودِۙ. اَلنَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ. اِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌۙ. وَهُمْ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنٖينَ شُهُودٌؕ. وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ يُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَزٖيزِ الْحَمٖيدِۙ. اَلَّذٖي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِؕ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهٖيدٌؕ. اِنَّ الَّذٖينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرٖيقِؕ Meâl “O alev alev yanan ateş çukurlarını hazırlayanlar Allah’ın gazabına uğrasınlar! Bu çukur ruhlu zalimler, açtıkları çukurda yaktıkları ateşin başına oturmuşlar, inananlara yaptıkları işkenceyi ve katliamı pişkin pişkin seyrediyorlar. Onlar, azîz ve hamîd Yüce Allah’a inanan müminlerden intikam almak istiyorlar. Bilmiyorlar ki Yüce Allah göklerin ve yerin yani bütün bir evrenin yegâne hükümranıdır ve onların yaptığı her şeyi görmekte ve not etmektedir. İşte bu şekilde mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edip de pişmanlık duyup tövbe etmeyen zalimleri yakıcı cehennem azabı beklemektedir.” (Burûc 85/4-10). Kur’an’da kıssalar örnek olaylar şeklinde anlatılır. Bunlar bazen iyi örneklerdir bazen da burada olduğu gibi sakındırma amaçlı kötü örneklerdir. Kötü örneklerin anlatılmasının sebebi iyi insan olmak sadece iyilik yapmakla değil, aynı zamanda kötülüklerden sakınmak ve yapılan kötülükleri engellemekledir. Eğer bir insan kötülüklerden sakınmaz ve gücü yettiğince engellemeye çalışmazsa yaptığı iyiliklerin kıymeti olmaz. Sözgelimi yardım etmesi, cami veya okul yaptırması, kötülükleri bırakmadığı sürece &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center">&#8230;أعوذ بالله ، بسم الله</p>



<p class="has-text-align-center">قُتِلَ اَصْحَابُ الْاُخْدُودِۙ. اَلنَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ. اِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌۙ. وَهُمْ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنٖينَ شُهُودٌؕ. وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ يُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَزٖيزِ الْحَمٖيدِۙ. اَلَّذٖي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِؕ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهٖيدٌؕ. اِنَّ الَّذٖينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرٖيقِؕ</p>



<p><strong>Meâl</strong></p>



<p>“<em>O alev alev yanan ateş çukurlarını hazırlayanlar Allah’ın gazabına uğrasınlar!</em></p>



<p><em>Bu çukur ruhlu zalimler, açtıkları çukurda yaktıkları ateşin başına oturmuşlar, inananlara yaptıkları işkenceyi ve katliamı pişkin pişkin seyrediyorlar. Onlar, azîz ve hamîd Yüce Allah’a inanan müminlerden intikam almak istiyorlar. Bilmiyorlar ki Yüce Allah göklerin ve yerin yani bütün bir evrenin yegâne hükümranıdır ve onların yaptığı her şeyi görmekte ve not etmektedir.</em></p>



<p><em>İşte bu şekilde mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edip de pişmanlık duyup tövbe etmeyen zalimleri yakıcı cehennem azabı beklemektedir.</em>”</p>



<p>(Burûc 85/4-10).</p>



<p>Kur’an’da kıssalar örnek olaylar şeklinde anlatılır. Bunlar bazen iyi örneklerdir bazen da burada olduğu gibi sakındırma amaçlı kötü örneklerdir. Kötü örneklerin anlatılmasının sebebi iyi insan olmak sadece iyilik yapmakla değil, aynı zamanda kötülüklerden sakınmak ve yapılan kötülükleri engellemekledir. Eğer bir insan kötülüklerden sakınmaz ve gücü yettiğince engellemeye çalışmazsa yaptığı iyiliklerin kıymeti olmaz. Sözgelimi yardım etmesi, cami veya okul yaptırması, kötülükleri bırakmadığı sürece bir suç örgütü liderini iyi insan yapmaz.</p>



<p>İşte Ashâbü’l-uhdûd kıssasında kötülük yapan ve bunu da en acımasız bir şekilde gerçekleştiren zalim tipler anlatılmaktadır. Burada zalime ihtar çekilmekte, mazluma ise er geç adaletin mutlaka gerçekleşeceğine dair bir umut verilmektedir. &nbsp;Çünkü dünyada insana yapılacak en kötü işkence, onu ateşe atmak veya ateşi onun üzerine atmaktır yani bir insanı yakarak cezalandırmaktır.</p>



<p>Kıssada anlatılan zalimlerin kimlikleri belirtilmemiştir. Bunun hikmeti, çeşitli kılık ve zihniyette bu türden zalimlerin her dönemde bulunması ihtimalidir. Arif Nihat Asya’nın dediği gibi “Ebu Leheb&nbsp;ölmedi, ya MUHAMMED; Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!” Bu yüzden Ashâbü’l-uhdûd benzeri olayların her zaman tekrar edeceğini akıldan çıkarmamak lazım. Bugünlerde Gazze sanki yeni bir Ashâbü’l-uhdûd olayı yaşamaktadır.</p>



<p>Tarihte benzer bir olay Necran’da yaşanmıştır. İslam’dan önce Yemen’de hüküm süren Zûnüvâs adındaki bir Yahudi kralın Necran hıristiyanlarına böyle bir muamelesi söz konusu olmuştur. İnsanları açtırdığı ateş çukurlarına atarak onları cezalandırmış ve dinlerinden dönmeye zorlamıştır.</p>



<p>Maalesef eskinin zalimleri ateş çukurlarına atarak insanlara işkence ve zulümde bulunurken bugünün zalimleri fosfor veya benzeri bombalar atarak bunu yapmaktadırlar.</p>



<p>Bugün Filistin’de özellikle Gazze’de yapılanlar dünkü Zûnüvas’ın Necran Hıristiyanlarına muamelesinden çok da farklı değildir. Zaman, mekân ve zalim değişmekte ama yapılan zulüm benzeriyle tekrar etmektedir.</p>



<p>Ama hiçbir zalim zulmüyle abat olmaz. Ayette belirtildiği gibi son noktada kazanan zalimler değil, mazlumlar olacaktır. Kimse bu dünyada kalmayacak, neticede herkes İlahî Huzur’da hesap verecektir. Zalim zulmünün karşılığını, mazlum da mağduriyetinin tam anlamıyla giderildiğini görecektir. Çünkü yegâne hâkim Yüce Allah’tır. O, imtihan gereği mühlet verir ama asla ihmal etmez. Kimsenin yaptığı kötülük yanına kar kalmaz.</p>



<p>Bu zalimler bilmelidir ki, açtıkları ateş çukurlarıyla veya attıkları bombalarla kendi cehennem ateşleri harlamaktadır. Fakat bunu kavrayacak ne duru zihne ne sağlam iradeye ne de fıtratı korunmuş akla sahiptirler. O yüzden dünyaya fesat yaymakta, masum insanları cayır cayır yakmaktadırlar. Sadece insanı mı? Tüm canlıları yok etmekte, kimyasallarla toprağı zehirlemektedirler. “<em>Harsı ve nesli yani insanı ve toprağın ürününü yok edenler ve bozanlar işte bunlardır</em>” (Bakara 2/205).</p>



<p>Ama son gülen zihni duru, iradesi doğru, aklı düzgün, imanı güçlü mazlum müminler olacaktır. O müminler, kendilerine hazırlanan ebedî cennette huzura kavuşacaklardır.</p>



<p><strong>Geniş bilgi için bakınız</strong>:</p>



<p>Tefsirlerdeki ilgili ayetlerin açıklamaları.</p>



<p>Cağfer Karadaş, <em>On Kapı Kırk Pencere</em>, Bursa: Emin Yayınları, 2018, s. 31-33.</p>



<p>Muhammed Eroğlu, Ashâbü’l-Uhdûd, <em>İslam Ansiklopedisi DİA</em>, İstanbul 1991, c. 3. s. 471.&nbsp;</p>



<p>Nuh Aslantaş, “Zûnüvâs”, <em>İslâm Ansiklopedisi DİA</em>, İstanbul 2013, c. 44, s. 511-513.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cagdas-ashabul-uhdud-olayi-mi-yasaniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ebedî Aydınlığa Giden Çocuk</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ebedi-aydinliga-giden-cocuk/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ebedi-aydinliga-giden-cocuk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 May 2021 07:28:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17280</guid>

					<description><![CDATA[أعوذ برب الفلق ق۪يلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَۜ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْم۪ي يَعْلَمُونَۙ. بِمَا غَفَرَ ل۪ي رَبّ۪ي وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُكْرَم۪ينَ Sabahın Aydınlığının Rabbine sığınırım! “Ona, “Cennete gir” denildi. “Rabbimin beni bağışladığını ve ikrama nail olanlardan kıldığını keşke kavmim bilseydi!” dedi.” (Yâsîn 26-27) * Çocuktum, henüz küçücüktüm; Gazze sokaklarında koşar oynardım, kimsenin tavuğuna kış demişliğim, horozuna taş atmışlığım yoktu. Bir gece oldu ne olduysa. Karanlıktı her taraf, tepeme bir ateş düştü. Işıdı bir an her yer, sonra karanlığa gömüldü, binalar çöktü, herkesler öldü. Enkazın altında yumdum gözlerimi, kırarak dizlerimi, söyledim en son sözlerimi… Açtığımda gözlerimi, aydınlıktı her yanım. Önce ateşin aydınlığı sandım. Gözlerimi kapattım, tekrar açtım. Gene aydınlıktı, hem de pırıl pırıl, sular akıyordu şırıl şırıl. Bir bahçenin tam ortasında, bir havuzun en serin kenarında, buldum kendimi Rahman’ın ebedî aydınlık ortamında. Sizler küçük ışıkların insanları. Vahşetinizle kıskandırdınız vahşi hayvanları. Onlar sizin yanınızda o kadar masum ki; işleyemezler asla böyle bir cinayeti. Bu vahşetinizle celladınız olan Hitleri, yakalarısınız en kısa zamanda belki. Hatta onu da geçersiniz sanki. Ama akıbetiniz Nazilerin akıbeti illaki. Benim ışığımı söndürdüğünüzü, sandınız küçük ateşinizle. Gözünüzde büyüttüğünüz bombalarınızla, mermilerinizle. Bizi üzeceğinizi sandınız dam başında oynak halinizle. Hadi dünyayı kandırdınız diyelim ikiyüzlülüğünüzle. Yarın hesap günü ne diyeceksiniz? Kanlı elleriniz, herkesi sokan dilleriniz, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p class="has-text-align-right">أعوذ برب الفلق</p>



<p class="has-text-align-right">ق۪يلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَۜ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْم۪ي يَعْلَمُونَۙ. بِمَا غَفَرَ ل۪ي رَبّ۪ي وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُكْرَم۪ينَ</p>



<p class="has-text-align-right">Sabahın Aydınlığının Rabbine sığınırım!</p>



<p class="has-text-align-right">“Ona, “Cennete gir” denildi. “Rabbimin beni bağışladığını ve ikrama nail olanlardan kıldığını keşke kavmim bilseydi!” dedi.”</p>



<p class="has-text-align-right">(Yâsîn 26-27)</p>



<p>*</p>



<p>Çocuktum, henüz küçücüktüm; Gazze sokaklarında koşar oynardım, kimsenin tavuğuna kış demişliğim, horozuna taş atmışlığım yoktu.</p>



<p>Bir gece oldu ne olduysa. Karanlıktı her taraf, tepeme bir ateş düştü. Işıdı bir an her yer, sonra karanlığa gömüldü, binalar çöktü, herkesler öldü. Enkazın altında yumdum gözlerimi, kırarak dizlerimi, söyledim en son sözlerimi…</p>



<p>Açtığımda gözlerimi, aydınlıktı her yanım. Önce ateşin aydınlığı sandım. Gözlerimi kapattım, tekrar açtım. Gene aydınlıktı, hem de pırıl pırıl, sular akıyordu şırıl şırıl. Bir bahçenin tam ortasında, bir havuzun en serin kenarında, buldum kendimi Rahman’ın ebedî aydınlık ortamında.</p>



<p>Sizler küçük ışıkların insanları. Vahşetinizle kıskandırdınız vahşi hayvanları. Onlar sizin yanınızda o kadar masum ki; işleyemezler asla böyle bir cinayeti. Bu vahşetinizle celladınız olan Hitleri, yakalarısınız en kısa zamanda belki. Hatta onu da geçersiniz sanki. Ama akıbetiniz Nazilerin akıbeti illaki.</p>



<p>Benim ışığımı söndürdüğünüzü, sandınız küçük ateşinizle. Gözünüzde büyüttüğünüz bombalarınızla, mermilerinizle. Bizi üzeceğinizi sandınız dam başında oynak halinizle. Hadi dünyayı kandırdınız diyelim ikiyüzlülüğünüzle. Yarın hesap günü ne diyeceksiniz? Kanlı elleriniz, herkesi sokan dilleriniz, kin nefret dolu kalpleriniz… Cehennemin dibine gireceksiniz.</p>



<p>&nbsp;Bir de susanlar, köşe bucak pusanlar, zorda kaçanlar, fırsat kollayanlar, ucuz kahramanlar… Hele o Nazi artıkları, çekmişler gönderlerine zalim bayrakları; unutturacaklarını zannediyorlar gaz odalarını, Holokost zindanlarını, dünya harbi katliamlarını…</p>



<p>Ama o çırpınanlar, sesleriyle, sözleriyle destek çıkanlar, gönülden duaya duranlar, uykusunu bölüp teheccüde kalkanlar, kunut dualarıyla Rahman’a el açanlar… Bunlar işte bir gün benim aydınlığıma katılacaklar.</p>



<p>Değil bu aydınlık, öyle bir yanan bir sönen, sabah doğup akşam batan, gece görünüp gündüz kaybolan… Bunu anlayamaz gözünü kapatmış, kulağını tıkamış olan; kalbi katılaşmış, vicdanı kararmış, içi zift kaplamış&#8230;</p>



<p>Şehit düşenin aydınlığıdır bu. Yüce Rabbimin muştusu, şehidin çoşkusu: “Keşke bilseydi kavmim diyordu, nasıl bağışlanıp ikrama kavuştuğumu”</p>



<p>Sizin olsun geçici ışıklarınız ey kâfirler! Anlık aydınlığa sevinen ebedî müflisler, bir durup bir yürüyenler, korkudan dizleri titreyenler, sefih akıllarının ardından gidenler, buz kesmiş vicdanlarını gizleyenler, kalplerini günah karası bürüyenler, mazluma diklenip zalimin önünde sürünenler, Aksa’nın duvarının dibinde görünenler, kanlı ellerini mabede sürenler, rahatları bozulmasın diye iki yüzlerini aynı anda sergileyenler!&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>



<p>&nbsp;Benim aydınlığım bana yeter! Rabbimin ikramıdır bu. Ne kaybolur ne söner, ne azalır ne biter, her yana erer, herkese yeter… Yeter ki kul istesin, iman etsin, hidayete ersin.</p>



<p>Buradayım kardeşlerim. Sizin de geleceğiniz yerde. Bekliyorum sizi, eninde sonunda gelmenizi, benim gibi gülmenizi, görmek istiyorum yüzünüzdeki sevincinizi.</p>



<p>Sakın ha üzülmeyin, hatta sevinin! İmanınız kalbinizde, ikrarınız dilinizde, azminiz olduğu sürece, sağlam iradenizle, kale gibi bedeninizle; siz adeta Bedir’in cengâverleri, Talût’un yılmaz erleri. Allah’a dayanın, kopmaz ipine sarılın, sağlam kulpuna tutunun, ya şehit ya gazi, nasip olsun yeter ki, imanla vermek son nefesi.</p>



<p>Gelin, rahmete gelin, cennete girin, rızaya erin!</p>



<p>Eninde sonunda olacak olan budur, sakın ha üzülmeyin!</p>



<p>*</p>



<p>Bakın hele! Ne güzel demiş diyen, müminin iki haline de sevinen:</p>



<p>“Sevinin Mehmedim başlar yüksekte</p>



<p>Ölsek de sevinin eve dönsek de</p>



<p>Sanma bu tekerlek kalır tümsekte</p>



<p>Yarın elbet bizim elbet bizimdir</p>



<p>Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir.” </p>



<p>(Necip Fazıl)</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ebedi-aydinliga-giden-cocuk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk Katili Devlet Olabilir mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cocuk-katili-devlet-olabilir-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cocuk-katili-devlet-olabilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jan 2019 10:05:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Katili]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7794</guid>

					<description><![CDATA[ÇOCUK KATİLİ DEVLET OLABİLİR Mİ? Katil İsrail Gazze&#8217;de 50 çocuğu öldürdü 2 bin 890 çocuğu yaraladı! Gazze&#8217;deki El-Mizan İnsan Hakları Merkezi, İsrail ordusunun 2018&#8217;de Gazze&#8217;de 50 çocuğu öldürdüğünü, 2 bin 890 çocuğu yaraladığını duyurdu. El-Mizan İnsan Hakları Merkezi, İsrail ordusunun Gazze Şeridi&#8217;ne düzenlediği saldırılar sırasında işlediği çocuk hakları ihlalleriyle ilgili bir rapor yayınladı. Raporda, İsrail ordusunun 2018&#8217;de Gazze&#8217;de 50 çocuğu öldürdüğü, 2 bin 890 çocuğu yaraladığı ve 28 çocuğu gözaltına aldığı belirtildi. İsrail güçlerinin, özellikle çocuk hakları başta olmak üzere Gazze&#8217;deki Filistinlilere yönelik sistematik ihlallerine devam ettiği kaydedilen raporda, özellikle İsrail&#8217;in öldürme ve gözaltına alma gibi doğrudan veya dolaylı saldırıları başta olmak üzere çatışmalardan en çok çocukların etkilendiği kaydedildi. Raporda, &#8220;İsrail&#8217;in uluslararası insan hakları kurallarını ve uluslararası insan hakları kanunlarını çiğnemeye devam etmesi, uluslararası toplumun, başta Gazze Şeridi olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarında yaşayan sivillere yönelik yasal ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirmekten aciz kalmasının doğal bir yansımasıdır.&#8221; ifadesine yer verildi. Raporda çocukların nasıl öldürüldüğü ve yaralandığı belirtilmezken, Gazze&#8217;deki Sağlık Bakanlığının raporlarında, çocukların çoğunun 30 Mart 2018&#8217;de Gazze sınırında başlayan Büyük Dönüş Yürüyüşü gösterilerinde hedef alındığı belirtilmişti. Filistinliler, 30 Mart&#8217;tan bu yana abluka altındaki Gazze Şeridi&#8217;nin İsrail sınırında Büyük Dönüş Yürüyüşü adı altında cuma günleri barışçıl eylemler düzenliyor. İsrail askerleri &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÇOCUK KATİLİ DEVLET OLABİLİR Mİ?</strong></p>
<p>Katil İsrail Gazze&#8217;de 50 çocuğu öldürdü 2 bin 890 çocuğu yaraladı! Gazze&#8217;deki El-Mizan İnsan Hakları Merkezi, İsrail ordusunun 2018&#8217;de Gazze&#8217;de 50 çocuğu öldürdüğünü, 2 bin 890 çocuğu yaraladığını duyurdu.</p>
<p>El-Mizan İnsan Hakları Merkezi, İsrail ordusunun Gazze Şeridi&#8217;ne düzenlediği saldırılar sırasında işlediği çocuk hakları ihlalleriyle ilgili bir rapor yayınladı.</p>
<p>Raporda, İsrail ordusunun 2018&#8217;de Gazze&#8217;de 50 çocuğu öldürdüğü, 2 bin 890 çocuğu yaraladığı ve 28 çocuğu gözaltına aldığı belirtildi.</p>
<p>İsrail güçlerinin, özellikle çocuk hakları başta olmak üzere Gazze&#8217;deki Filistinlilere yönelik sistematik ihlallerine devam ettiği kaydedilen raporda, özellikle İsrail&#8217;in öldürme ve gözaltına alma gibi doğrudan veya dolaylı saldırıları başta olmak üzere çatışmalardan en çok çocukların etkilendiği kaydedildi.</p>
<p>Raporda, &#8220;İsrail&#8217;in uluslararası insan hakları kurallarını ve uluslararası insan hakları kanunlarını çiğnemeye devam etmesi, uluslararası toplumun, başta Gazze Şeridi olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarında yaşayan sivillere yönelik yasal ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirmekten aciz kalmasının doğal bir yansımasıdır.&#8221; ifadesine yer verildi.</p>
<p>Raporda çocukların nasıl öldürüldüğü ve yaralandığı belirtilmezken, Gazze&#8217;deki Sağlık Bakanlığının raporlarında, çocukların çoğunun 30 Mart 2018&#8217;de Gazze sınırında başlayan Büyük Dönüş Yürüyüşü gösterilerinde hedef alındığı belirtilmişti.</p>
<p>Filistinliler, 30 Mart&#8217;tan bu yana abluka altındaki Gazze Şeridi&#8217;nin İsrail sınırında Büyük Dönüş Yürüyüşü adı altında cuma günleri barışçıl eylemler düzenliyor.</p>
<p>İsrail askerleri ise sürgün edildikleri topraklarına geri dönmeyi ve 2006&#8217;dan beri Gazze&#8217;ye uygulanan hukuksuz ablukanın kaldırılmasını talep eden sivil halkın üzerine gerçek mermilerle ateş açıyor.</p>
<p>İsrail askerlerinin 30 Mart&#8217;tan bu yana devam eden barışçıl gösterilere müdahalesinde 225&#8217;ten fazla Filistinli şehit oldu. Aynı dönemde İsrail&#8217;in Gazze&#8217;ye düzenlediği hava saldırısı ve tank atışlarında da en az 14 Filistinli hayatını kaybetti.</p>
<p>GAZZE (AA)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cocuk-katili-devlet-olabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük Dönüş Yürüyüşü ve Gazze’nin Ablukası</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/buyuk-donus-yuruyusu-ve-gazzenin-ablukasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/buyuk-donus-yuruyusu-ve-gazzenin-ablukasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kerim Alastal]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 May 2018 21:55:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[9. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Abluka]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[Haziran 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Kerim Alastal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2142</guid>

					<description><![CDATA[Filistin halkı “Toprak Günü” münasebetiyle her yıl 30 Mart tarihinde Gazze başta olmak üzere Filistin’in her yerinden, İsrail’in 1948 yılında işgal ettiği toprakların sınırlarına doğru yürüyerek tepki gösteriyor ve eylemler düzenliyor. Yıllardır abluka altında olan Gazze sınırında, bu seneki “İşgal Edilen Topraklara Büyük Dönüş Yürüyüşü” eylemleri hedefe odaklı, azim kokan ve ses getiren eylemler oldu. Filistin’de devam edegelen barışçıl yürüyüş eylemlerinin bu seneki farklılığının önemli sebepleri var: Gazze’de 2 milyona yakın insan 2006 yılından beri, işgalci İsrail’in insanlığı, hak ve hukuku çiğneyerek, son dönemde Mısır yönetimi ile de işbirliği yaparak uyguladığı ablukanın tahammül edilemeyecek etkileri altındadır. Gazze’ye günde sadece 6 saat elektrik verilmesi, hastanelerde ilaç ve tıbbi malzeme bulunmaması, insanın en basit temel ihtiyaçlarının temin edilememesi, yardımların girmesine izin verilmemesi, işsizlik oranının %49’a ulaşması, yoksulluk sınırının altında yaşayanların oranının %40’a dayanması, büyük bir ekonomik kriz yaşanması ve tüm sınır kapılarının kapatılarak Gazze’nin tam anlamıyla açık bir hapishaneye dönüştürülmesi, bu dayanılmaz sürecin yansımalarıdır. Dış sebeplere gelince; Gazze’nin güneyden komşu ülkesi olan Mısır’ın lider koltuğundaki Sisi’nin ve yönetiminin işgalci İsrail’e yakınlaşması Gazze’yi çok olumsuz etkilemiştir. Bu kirli işbirliği sonucunda Gazze’den dünyaya açılan tek kapı olan “Refah” sınır kapısı, Mısır yönetimi tarafından insani durumlar dâhil sürekli kapalı tutulmuş, ilaç ve gıda ihtiyaçlarının sağlanması &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Filistin halkı “Toprak Günü” münasebetiyle her yıl 30 Mart tarihinde Gazze başta olmak üzere Filistin’in her yerinden, İsrail’in 1948 yılında işgal ettiği toprakların sınırlarına doğru yürüyerek tepki gösteriyor ve eylemler düzenliyor. Yıllardır abluka altında olan Gazze sınırında, bu seneki “İşgal Edilen Topraklara Büyük Dönüş Yürüyüşü” eylemleri hedefe odaklı, azim kokan ve ses getiren eylemler oldu.</strong></p>
<p>Filistin’de devam edegelen barışçıl yürüyüş eylemlerinin bu seneki farklılığının önemli sebepleri var: Gazze’de 2 milyona yakın insan 2006 yılından beri, işgalci İsrail’in insanlığı, hak ve hukuku çiğneyerek, son dönemde Mısır yönetimi ile de işbirliği yaparak uyguladığı ablukanın tahammül edilemeyecek etkileri altındadır. Gazze’ye günde sadece 6 saat elektrik verilmesi, hastanelerde ilaç ve tıbbi malzeme bulunmaması, insanın en basit temel ihtiyaçlarının temin edilememesi, yardımların girmesine izin verilmemesi, işsizlik oranının %49’a ulaşması, yoksulluk sınırının altında yaşayanların oranının %40’a dayanması, büyük bir ekonomik kriz yaşanması ve tüm sınır kapılarının kapatılarak Gazze’nin tam anlamıyla açık bir hapishaneye dönüştürülmesi, bu dayanılmaz sürecin yansımalarıdır. Dış sebeplere gelince; Gazze’nin güneyden komşu ülkesi olan Mısır’ın lider koltuğundaki Sisi’nin ve yönetiminin işgalci İsrail’e yakınlaşması Gazze’yi çok olumsuz etkilemiştir. Bu kirli işbirliği sonucunda Gazze’den dünyaya açılan tek kapı olan “Refah” sınır kapısı, Mısır yönetimi tarafından insani durumlar dâhil sürekli kapalı tutulmuş, ilaç ve gıda ihtiyaçlarının sağlanması için kullanılan sınırdaki tüneller yok edilmiş ve Gazzelilere sert yaptırımlar uygulanmıştır. Arap baharı başarı elde eder ve Filistin davasına sağlam bir destek verir düşüncesiyle Filistin halkı çok umutlanmıştı. Fakat bu bahar, kara ve kanlı planlarla çevrilince 70 senedir işgal ve zulüm altında yaşayan Filistin halkı maalesef umudunu kaybetti. Suudi Arabistan’ın veliaht prensi Muhammed bin Selman ve Muhammed bin Zayed öncülüğünde Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Hamas başta olmak üzere Filistin direniş hareketlerine karşı beslediği kin ve nefret tutumundan dolayı Gazze’de yaşanan ve gün gittikçe büyüyen kriz ne yazık ki ihmal edilip görmezden gelindi. Bu şekilde bölgedeki asıl düşman İsrail unutuldu, düşman hedefine İran konuldu. Filistinliler için Filistin meselesi salt siyasi bir dava değil; aynı zamanda bir aidiyet ve kimlik meselesidir. İşgal üzerinden 70 sene geçmesine, birçok nesil değişmesine ve yaşanan katliamlara rağmen Filistin halkı hiçbir zaman ve hiçbir gerekçeyle davasından vazgeçmedi. Bugün Gazze sınırında yaşlısı genci, kadını erkeği topyekûn topraklarına sahip çıkıyor, haklı davalarını bilfiil mücadele ederek tüm dünyaya anlatıyor. Filistin halkı işgal sürecinin başından beri birçok planı, projeyi ve suni anlaşmayı kararlı duruşuyla bozmuş ve davasını koruyabilmiştir. Şimdi de Trump’ın Orta Doğu’daki müttefikleriyle Filistin meselesini çözmek (!) daha doğrusu tasfiye etmek için, Kudüs’ü, Siyonistlere hediye etmek gayesiyle hazırladığı “Yüzyıllık Anlaşma”yı kanıyla bozuyor ve engel oluyor. Filistin halkı kendini yalnız hissettiğinde, Müslümanların sessiz ve seyirci kaldığını gördüğünde sokaklara çıkar. Kararını ve geleceğini kendi belirler. Tıpkı 14 ve 15 Mayıs 2018’de olduğu gibi.</p>
<p>Meseleye işgalci İsrail açısından bakıldığında şunu sormak lazım: Bir devlet olabilmek için gereken temel unsurlardan mahrum bir şekilde kültür, tarih, millet ve toprak bütünlüğünü sağlayamayan, sınırları belli olmayan, hiçbir zaman bağımsızlığını kutlayamayan, sadece kuruluşunu kutlayan ve kurulduğundan beri meşruiyet sorunu yaşayan bir devlet nasıl var olabilir ki? Buna rağmen ABD’nin başkanı Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan edip büyükelçiliği Kudüs’e taşımak kararıyla fitili ateşlemiş oldu. Düzenlenen barışçıl yürüyüşlere katılan Filistin halkı, işgalci İsrail’in teknolojik ve gelişmiş silah imkânları karşısında, bir kez daha yalnızlığıyla baş başa bırakıldı. Her zaman olduğu gibi bir güç dengesizliği yaşadı. Bir taraftan bu dengesizlikle mücadele ederken diğer taraftan savaşı ve gerginliği başlatanların sürekli Filistinli direniş hareketleri olduğunu söyleyen işgalci İsrail’in bu yöndeki iddialarını yalanlamak adına sınır eylemlerini geliştirdi ve barışçıl şekilde bu eylemlere devam ediyor. Ayrıca bu eylemleri çok yakından takip eden Filistin direniş hareketleri, savaş taktiklerinde “silah kullanmadan caydırmak” yaklaşımıyla hareket ediyor. Sınırda İşgalci İsrail askerlerine karşı silahsız ve barışçıl bir şekilde çeşitli yöntemler geliştiren bu eylemlerle şu ana kadar pek çok kazanım elde edildi. En önemlisi de bu son eylemlerle birlikte Filistin büyük ölçüde iç bütünlüğe ulaştı. Bu eylemler Filistin halkını birleştirdi ve aralarındaki irtibatı sağlamlaştırdı. Siyonist lobinin uluslararası arenada sürekli ve farklı yollarla yok etmeye ve heyecanını söndürmeye çalıştığı Filistin davasının ruhu tekrar canlandı ve uluslararası gündeme yeniden geldi. İnsanlar yeniden Filistin meselesiyle ilgilenmeye başladı. Filistinlilerin topraklarındaki hakları, yurtdışındaki milyonlarca Filistinli mültecinin vatanına dönme isteği tazelendi. Yeniden yürüyüşler, mitingler düzenlendi ve yardım kampanyaları başlatıldı. Eylemler böylece Filistin’i hatırlatmış oldu. İşgalci İsrail, Gazze’deki savunmasız masum insanlara yönelik yine orantısız kuvvet uygulayarak katliam yaptığı için dünya kamuoyu nezdinde bir kez daha sorgulanmaya başladı. Yeniden uluslararası kamuoyu önünde suçlu ve katil olduğu tescillendi. Artan duyarlılık neticesinde Gazze’ye abluka uygulayan işgalci İsrail ve işbirlikçileri ablukayı hafifletmek için teklifler sunmaya başladı. Fakat Filistin halkı için bu teklifler yeterli olmadığından, küçük ve sınırlı çözümler kabul edilmediğinden, ablukanın tamamen kalkması istendiğinden, Gazze sınırı boyunca barışçıl eylemler geliştirilerek sürdürülüyor ve 5 Haziran 2018 “Naksa” (Toprak Kaybetme Günü) münasebetiyle eylem hazırlıklarına devam ediliyor.</p>
<p>Şurası unutulmamalıdır ki: Filistin davası sadece Filistinlilerin, Arapların veya Müslümanların davası değil; insani bir dava olduğu için vicdan, adalet ve ahlak sahibi olan tüm insanların davasıdır. Bu davada ülkelere, hükümetlere, partilere ve STK’lara düşen tabii ki çok önemli görevler var. Davayı anlatmak ve sürekli canlı tutmak için gençlere çok büyük vazifeler düşüyor. Mitingler, yürüyüşler, konferanslar ve yardım kampanyaları önemli fakat kesin bir sonuç elde edebilmek için bu heyecanı, coşkuyu ve gayreti devamlı hale getirmek lazım. Tüm sosyal mecralarda ilgiyi ve duyguları, farkındalığa dönüştürerek işgalcilerin Filistin davasına yönelik propagandalarına ve iftiralarına cevap vermek gerekiyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/buyuk-donus-yuruyusu-ve-gazzenin-ablukasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
