<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gazetecilik &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/gazetecilik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 03 Nov 2020 13:30:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Gazetecilik &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ortadoğu Uzmanı Gazeteci Robert Fisk’in Ardından: Türk Habercilerin Ondan Öğreneceği Çok Şey Var</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ortadogu-uzmani-gazeteci-robert-fiskin-ardindan-turk-habercilerin-ondan-ogrenecegi-cok-sey-var/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ortadogu-uzmani-gazeteci-robert-fiskin-ardindan-turk-habercilerin-ondan-ogrenecegi-cok-sey-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Temiztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Nov 2020 10:18:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Fisk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16114</guid>

					<description><![CDATA[İngiliz gazeteci Robert Fisk, arkasında birçok başarılı gazetecilik çalışması bırakarak hayata veda etti. Habere ulaşmak, gerçekleri ortaya çıkarmak, resmi açıklamaları sorgulamak için yılmadan çalışmış olan Fisk, kendisine Pakistan-Afganistan sınırında yapılan saldırıyı “iç savaşlarına güldüğümüz insanların tepkisi” olarak nitelemiş dürüst bir gazeteci idi. Ortadoğu yüzyıllardır çıkar çatışmalarının, savaşların, kavgaların ve güç gösterilerinin sahnesi oldu. ‘Üç semavi din’ açısından da kutsal kabul edilen Kudüs’e hâkim olma mücadelesiydi bütün olan bitenin altında yatan ana faktör… Dolayısıyla Türkiye’yi de yakından ilgilendiren bir ağırlığı var Ortadoğu’nun ve Kudüs’ün… Türkiye, Osmanlı’dan tevarüs eden sorumluluklarını on yıllarca görmezden geldiği için sırtını bu coğrafyaya dönmeyi, Ortadoğu’yu, İslam dünyasını yok saymayı bir politika olarak belirledi ve buna göre amel etti; yani o bölgeyle ilgili olarak hiçbir şey yapmadı! Türk basını da öyle davrandı! Avrupa’nın birçok ülkesini, ABD’yi, Japonya’yı muhabirleriyle yerinde takip eden büyük gazetelerimiz Ortadoğu ve İslam dünyasına ilgisiz kalmakta bir beis görmedi. Sayfalarında bu bölge ile ilgili haberleri vermek zorunda kaldığında ise ikincil kaynaklardan aktarmakla iktifa etti. ABD ve Avrupa menşeli ajansların muhabirlerinin Kudüs, Beyrut, Kahire gibi merkezlerden ilettiği haberler New York, Londra, Paris gibi başkentlerde işlendi, belki elemelere, eklemelere, yorumlamalara tabi tutulduktan sonra aralarında Türk ajans ve gazetelerinin de bulunduğu dünyanın dört bir yanındaki basın kuruluşlarına servis &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>İngiliz gazeteci Robert Fisk, arkasında birçok başarılı gazetecilik çalışması bırakarak hayata veda etti. Habere ulaşmak, gerçekleri ortaya çıkarmak, resmi açıklamaları sorgulamak için yılmadan çalışmış olan Fisk, kendisine Pakistan-Afganistan sınırında yapılan saldırıyı “iç savaşlarına güldüğümüz insanların tepkisi” olarak nitelemiş dürüst bir gazeteci idi.</em></p>



<p>Ortadoğu yüzyıllardır çıkar çatışmalarının, savaşların, kavgaların ve güç gösterilerinin sahnesi oldu. ‘Üç semavi din’ açısından da kutsal kabul edilen Kudüs’e hâkim olma mücadelesiydi bütün olan bitenin altında yatan ana faktör…</p>



<p>Dolayısıyla Türkiye’yi de yakından ilgilendiren bir ağırlığı var Ortadoğu’nun ve Kudüs’ün… Türkiye, Osmanlı’dan tevarüs eden sorumluluklarını on yıllarca görmezden geldiği için sırtını bu coğrafyaya dönmeyi, Ortadoğu’yu, İslam dünyasını yok saymayı bir politika olarak belirledi ve buna göre amel etti; yani o bölgeyle ilgili olarak hiçbir şey yapmadı!</p>



<p>Türk basını da öyle davrandı!</p>



<p>Avrupa’nın birçok ülkesini, ABD’yi, Japonya’yı muhabirleriyle yerinde takip eden büyük gazetelerimiz Ortadoğu ve İslam dünyasına ilgisiz kalmakta bir beis görmedi. Sayfalarında bu bölge ile ilgili haberleri vermek zorunda kaldığında ise ikincil kaynaklardan aktarmakla iktifa etti. ABD ve Avrupa menşeli ajansların muhabirlerinin Kudüs, Beyrut, Kahire gibi merkezlerden ilettiği haberler New York, Londra, Paris gibi başkentlerde işlendi, belki elemelere, eklemelere, yorumlamalara tabi tutulduktan sonra aralarında Türk ajans ve gazetelerinin de bulunduğu dünyanın dört bir yanındaki basın kuruluşlarına servis edildi. Enformasyon/haber/bilgi değişime dönüşüme uğramış oldu.</p>



<p>Yani Türkiye de diğer birçok ülke gibi yanı başındaki İsrail/Filistin, Suriye, Irak, Körfez bölgesi, Mısır, Libya, Cezayir’de olan biteni New York ve Londra’daki editörlerin denetiminde geçmiş metinlerden öğrenmek zorunda bırakıldı.</p>



<p>Tokyo’dan Stockholm’a kadar dünyanın dört bir yanına haber ağı kurma becerisini göstermiş olan Türk basını hemen burnunun dibindeki kriz noktalarına, savaş cephelerine, insanlık dramlarına ilgi göstermedi.</p>



<p>Bu uzun girişin sebebi bugünlerde vefat etmiş olan gazeteci Robert Fisk’in yaptığı işin ne kadar önemli olduğuna işaret etmekti. 1986’da, bodoslama daldığı İngiliz medyasının geleneklerini alt üst etmiş olan, bu sebeple de birçok namuslu gazetecinin tepkisini çekmiş olan Rupert Murdoch’a tepki olarak ortaya çıkmış olan The Independent gazetesine 30 yılı aşkındır (1989-2020) muhabirlik yapan Fisk, Ortadoğu üzerine çalışan en başarılı ve en ünlü gazeteciydi.</p>



<p>Fisk, hükümetlerin resmi açıklamalarını sorgulamak, gizlenen saklanan skandalları, insan hakkı ihlallerini gün yüzüne çıkarmak, bunun için her türlü zorluğa göğüs germekten zevk aldı; bunu gazeteciliğin sorumluluğu olarak gördü.</p>



<p>The Independent&#8217;a 1989&#8217;da katılan Fisk, gazetenin en tanınmış yazarı ve en çok aranan köşesinin sahibi haline geldi. Fisk, 30 Ekimde Dublin&#8217;de vefat eden kadar The Independent&#8217;ta yazmayı sürdürdü.</p>



<p>Yazınlarının çoğu tartışmalara neden olan Fisk bu durumdan zevk aldı. 2003&#8217;te ABD ve İngiltere Irak istilasına hazırlanırken dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell&#8217;ın savaşı kaçınılmaz gösterme çabası bağlamında Birleşmiş Milletler&#8217;in (BM) New York&#8217;taki merkezinde yaptığı sunumu yerinde izleyen Fisk, şunları yazmıştı:</p>



<p>“General Powell&#8217;ın Güvenlik Konseyi&#8217;ne gelip delegeleri yanaklarından öperek o koca kollarını bu kişilerin etraflarına dolamasıyla birlikte tiyatronun ölümü hatırlatan açılışı da neredeyse yapılmıştı. Jack Straw (dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı) Powell&#8217;ın büyük Amerikan kucaklamasına büsbütün kapılmıştı.”</p>



<p>Fisk’e ününü getiren Ortadoğu ile ilgili çalışmaları oldu; İsrail Yazıları, Mısır Yazıları, Cezayir Yazıları 1992-2013, Suriye: Cehenneme Düşüş, Büyük Medeniyet Savaşı: Ortadoğu’nun Fethi adlı Türkçeye çevrilmiş kitapları bu bağlamda sayılabilir. Ancak Fisk daha öncesinde Kuzey İrlanda ve Portekiz’de de gazetecilik yaptı ve buralardan hem haberler geçti hem de izlediği sorunlara ilişkin kitaplar yazdı.</p>



<p>Fisk’i diğerlerinden ayıran ve onu özellikle Türkiye ve Türk basının için değerli kılan onlarca yıl Lübnan&#8217;ın başkenti Beyrut’ta yaşayarak, yani olayları yerinde izleyerek haber yapmasıydı. Üstelik bunu Lübnan iç savaşla parçalanır ve birçok gazeteci kaçırılırken ülkede yaşamaya ve çalışmaya devam ederek yaptı (Burada izlediği olayları Pity the Nation: Lebanon at War (Zavallı Ulus: Savaştaki Lübnan) adlı kitabında anlattı).</p>



<p>11 Eylül saldırıları ve akabinde ABD ile İngiltere’nin Irak&#8217;ı istila ettikten sonra Pakistan-Afganistan sınırına gitti; burada Batılı güçlerin kendi ülkelerinden vatandaşları öldürmesine öfkelenen bir grup Afgan mültecinin saldırısına uğradı, yaralandı. Bu olayı hırpalanmış yüzünün bir fotoğrafıyla birlikte The Independent’in ilk sayfasında yayımlanan bir habere dönüştürdü. O haberinde şu ifadelere yer verdi: “Fark ettim ki asla yapmamaları gerektiği halde bana saldıran tüm Afgan erkeklerin ve çocukların bu acımasızlığı tamamen başkalarının, yani bizim; Rusya&#8217;ya karşı mücadelelerinde onları silahlandıran, acılarını göz ardı eden, iç savaşlarına gülen, sonra onlara birkaç kilometre ötedeki &#8220;Medeniyet Savaşı&#8221; için yeniden silah ve para verip ardından evlerini bombalayan, ailelerini parçalayıp bunu ‘yan hasar&#8217; olarak adlandıran bizlerin ürünüydü.”</p>



<p>Fisk, Usame bin Ladin&#8217;le de iki kez röportaj gerçekleştirdi.</p>



<p>Fisk’in vefatıyla birlikte gazetecilik dünyası ve Ortadoğu&#8217;ya dair bilgiye dayalı yorum haberciliği en iyi yorumcularından birini yitirdi.</p>



<p>74 yaşına kadar yazmaya devam eden, yazılarını sahadan, olay yerinden yapmaya azami dikkat gösteren Robert Fisk’in hayatında Irak’a, Suriye’ye, Azerbaycan’a gittiğinde bunu büyük bir reklamla yayan/paylaşan Türk basınının ihmalkâr, ‘korkak’, üşengeç temsilcileri için dikkatle takip edilmesi ve hayata geçirilmesi gereken çok sayıda örnek bulunuyor.</p>



<p><em>(Yazının hazırlanmasında indyturk.com’da yayınlanan “The Independent&#8217;ın ünlü Ortadoğu muhabiri Robert Fisk&#8217;in ardından: Bin Ladin&#8217;le röportajdan, Lübnan iç savaşına tecrübelerle dolu bir hayat” başlıklı yazıdan yararlanılmıştır.)</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ortadogu-uzmani-gazeteci-robert-fiskin-ardindan-turk-habercilerin-ondan-ogrenecegi-cok-sey-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kullanılışlı Aptallar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kullanilisli-aptallar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kullanilisli-aptallar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 May 2019 09:05:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[Gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Temiztürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10594</guid>

					<description><![CDATA[Irak Savaşı öncesi bazı gazetecilerin Irak’ta kimyasal silah yapıldığına dair iddiaları vardı. Tüm bunların yalan olduğu daha sonra ortaya çıktı. Özür dilediler, hata yaptıklarını söylediler. Medya kuruluşları, gazeteciler yaptıklarıyla geniş kitlelere etki ediyor. Yanlışlarıyla zarar veriyor, bunun bir bedeli olması gerekmiyor mu? Bu basın, siyaset, mahkemeler ve daha doğrusu herkes için geçerli olması gereken bir durum. “Özür dileriz, yanılmışız, hata yapmışız” sözleri ile kurtulamamaları lazım. Ancak basının şöyle bir avantajı var; basına yönelik telkin, uyarı ya da özrün kabul edilmeyip başka bir yaptırıma tabi tutulması ya da bunun istenmesi, beklenmesi durumu basını sınırlama, sansür uygulaması gibi bir tepki ile karşılık buluyor. Bu bakımdan basına kimse bir eleştiri getiremiyor. Amerikan ve Batı basınında genel itibarıyla bu tür durumlar, bu olumsuzlukları yaşayan, yaşatan gazeteler, gazeteciler bir şekilde cezalandırılıyor. Ya istifa ettiriliyorlar ya da görevden uzaklaştırılıyorlar. Şunu da unutmamak lazım, Amerikan basını Körfez Savaşı&#8217;nda, Afganistan olaylarında, İsrail ile ilgili yaptığı taraflı ve yanlış haberlerle suçlayabiliyoruz. Ancak yapılan yalan-yanlış haberleri yine bir başka Amerikan kanalından öğreniyoruz. Böyle bir durum da var. İkinci Dünya’nın ya da Üçüncü Dünya’nın alternatif haber kanallarını oluşturamamaları sebebiyle bu aşamada onları takip etmekten başka çare kalmıyor. Yalan-Yanlış Haber de Başka Kanaldan Öğreniliyor Bir Al Jazeera son yılların belki tek alternatif &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Irak Savaşı öncesi bazı gazetecilerin Irak’ta kimyasal silah yapıldığına dair iddiaları vardı. Tüm bunların yalan olduğu daha sonra ortaya çıktı. Özür dilediler, hata yaptıklarını söylediler. Medya kuruluşları, gazeteciler yaptıklarıyla geniş kitlelere etki ediyor. Yanlışlarıyla zarar veriyor, bunun bir bedeli olması gerekmiyor mu?</strong></p>
<p>Bu basın, siyaset, mahkemeler ve daha doğrusu herkes için geçerli olması gereken bir durum. “Özür dileriz, yanılmışız, hata yapmışız” sözleri ile kurtulamamaları lazım. Ancak basının şöyle bir avantajı var; basına yönelik telkin, uyarı ya da özrün kabul edilmeyip başka bir yaptırıma tabi tutulması ya da bunun istenmesi, beklenmesi durumu basını sınırlama, sansür uygulaması gibi bir tepki ile karşılık buluyor. Bu bakımdan basına kimse bir eleştiri getiremiyor. Amerikan ve Batı basınında genel itibarıyla bu tür durumlar, bu olumsuzlukları yaşayan, yaşatan gazeteler, gazeteciler bir şekilde cezalandırılıyor. Ya istifa ettiriliyorlar ya da görevden uzaklaştırılıyorlar.</p>
<p>Şunu da unutmamak lazım, Amerikan basını Körfez Savaşı&#8217;nda, Afganistan olaylarında, İsrail ile ilgili yaptığı taraflı ve yanlış haberlerle suçlayabiliyoruz. Ancak yapılan yalan-yanlış haberleri yine bir başka Amerikan kanalından öğreniyoruz. Böyle bir durum da var. İkinci Dünya’nın ya da Üçüncü Dünya’nın alternatif haber kanallarını oluşturamamaları sebebiyle bu aşamada onları takip etmekten başka çare kalmıyor.</p>
<p><strong>Yalan-Yanlış Haber de Başka Kanaldan Öğreniliyor</strong></p>
<p>Bir Al Jazeera son yılların belki tek alternatif medya kuruluşu. Dünya üzerinde haber akışı Batı kaynaklı yapılıyor. Batıdan-doğuya, kuzeyden-güneye doğru. Batı’dan kastedilen şey Amerika -New York ve İngiltere merkezli ajanslar ve haber kanalları. Doğu ve güney kesim haberi bu kaynaklardan alıyor. Bir anlamda çaresizlik durumu söz konusu ne yazık ki!</p>
<p>Yakın bir zamanda da kırılacak gibi gözükmüyor bu akış. Türkiye gibi bölgenin güçlü ülkeleri medyada çok yetersiz. Örneğin, Türkiye’de Anadolu Ajansı&#8217;nın, İhlas Haber Ajansı’nın haberleriyle insanların algılarını değiştirmesi, haberleriyle dünyaya yön vermesi söz konusu değil. Birçok ülkede durum bu şekilde.</p>
<p><strong>Bu kitabı yazarken ne düşündünüz, ne umuyordunuz, ne buldunuz? </strong></p>
<p>Amerikan basın tarihinde yaşanan olaylar aynı zamanda dünyanın geri kalanı içinde referans noktaları. İliştirilmiş gazetecilik daha çok Körfez Savaşı&#8217;nda Amerikan askerleri ile birlikte gazetecilerin Bağdat&#8217;ta ilerlemesi sırasında gündeme geldi. Dünya basınının üzerinde önemle durduğu konular bunlar. Amerikan basınının değinilmemiş yönlerine dikkat çekerek, üzerinde durarak kaynak oluşturalım istedim.</p>
<p>Türkiye&#8217;de, Amerikan basınıyla ilgili derinlemesine yapılan bir çalışma yok. Amerikan basın tarihinde olanlar dünya basın tarihi için de önemli. Basın yayın organları New York Times, World Street Journal, CNN, Bloomberg bunlar dünyanın büyük markaları. Dünyaya yön veren kurumlar. Onları daha yakından tanıtmak istedim. Yaşanan olaylar karşısında nasıl gazetecilik yaptılar, nasıl yayıncılık yapıyorlar? Bunları araştırmak ve göstermek istedim. Medya patronlarının irtibatları faaliyetleri bunları bilmek lazım.</p>
<p>Amerika Orta Doğu&#8217;yla iç içe. Binlerce kilometre uzakta olmasına rağmen Türkiye&#8217;nin yanı başındaki ülkelerle yanı başındaki olaylarla çok iç içe. Birçoğunda yönlendirici, birçoğunda Türkiye açısından sorun oluşturuyor. Dünyanın gündemini belirleyen, dünyanın geleceğine yön veren siyasete, ekonomiye etki edebilen insanlar kurumlar. Onların örneklerine yer verdim ne yaptılar, ne yapmadılar, nasıl yapmalıydılar? Tüm bu soruları cevaplamaya çalıştım.</p>
<p><strong>Telkin Olmasa da Kimileri İşin Kolayına Kaçıyor</strong></p>
<p><strong>Amerikan basınını inceledikten sonra Türk basınını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Hem Türkiye&#8217;yi hem de dünyanın önde gelen büyük büyük ülkelerini bir tarafa koyalım… Amerikan basını ile karşılaştırdığımızda çok büyük açıklar olduğu görebiliyoruz. Hem nicelik hem de nitelik açısından. Amerika&#8217;da yüzlerce dergi, yüzlerce gazete, onlarca televizyon kanalı çok büyük bir medya pazarı var. Milyonlarca insana ulaşıyorlar. Bu büyüklük hiçbir yerde yok. Türkiye’de habercilik anlamında iyi işler yapılıyor, iyi yapılmayan ya da eksik bırakılan işler de var.</p>
<p>Ama Türkiye&#8217;de ne yazık ki iktidarla ilişkiler bağlamında gazetecilik aksıyor ve aksatılıyor. Bu işin önemli bir kısmı siyasi iktidarları ilgilendiren bir durum, medya çok rahat bırakılmıyor. Gazetecilik açısından baktığımızda sorumluluğun büyük bir kısmını gazete-medya patronlarına yüklüyorum ama gazetecileri de çok ayırt edemiyorum ne yazık ki!</p>
<p>Medya tartışmalarında “kullanışlı aptallar” diye bir kavram geçer. Kendini içinde bulunduğu ortama çok çabuk adapte eden, gerçekte olmadığı şekli ile hareket eden gazeteciler var. Hem yazarlar açısından hem de muhabirler açısından söz konusu bu. Gazete patronları, genel yayın yönetmenleri, yazarlar, yöneticiler kendilerini çok fazla siyasete angaje ediyor. Bu bakımdan Türkiye’de gazetecilik tam anlamıyla yapılamıyor. Ne yapalım; ülkedeki siyasi ortam, iktidar böyle yapıyor, böyle yapmaya bizi zorluyor noktasına gelip dayatıyorlar. Siyasetçiler medya patronlarına, gazetecilere telkin veya uyarıda bulunmasa da öyleymiş gibi hareket edenler var.</p>
<p>Bu, işin kolayına kaçmak bence.</p>
<p>Amerika&#8217;da medya patronları kendilerini siyasete angaje etmiyor. ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın basın toplantılarında görüyoruz, gazeteciler soru soruyor, Trump bazı muhabirleri azarlıyor ama soru sormaktan alıkoymuyor, toplantılara gelmeyin ya da biz toplantılarına gitmeyelim durumu yaşanmıyor.</p>
<p>Amerika’da medyanın finansal açıdan bağımsız olduklarını düşünebiliriz. Daha sağlam zemine oturmuş güçlü kurumlar. Medya patronları ve gazeteciler güçlü. Onun için gazetecilik daha kolay yapılabiliyor, gazeteciler daha rahat hareket edebiliyor. Bu, Avrupa ülkelerinde kısmen var ancak başka ülkelerde çok fazla yok. Diğer ülkelerde iktidarların söylemi, etkisi ile beraber gazetecilik aksıyor ve aksatılıyor. Medya patronları kendilerini kullandırmaya devam ediyor. Bunun yanı sıra iktidarla bağlantılı ekonomik ilişkiler de buna etki ediyor. Böylelikle gazeteciler istedikleri haberleri yapamıyor, yapmak isteseler bile yapıp yapmamakta çok emin olamıyorlar.</p>
<p><strong>RÖPORTAJ AYNUR BAYRAM</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kullanilisli-aptallar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
