<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>fitne &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/fitne/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 23 Sep 2022 07:25:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>fitne &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>En Büyük Fitne&#8230;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/en-buyuk-fitne/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/en-buyuk-fitne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhsan ÜNLÜ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Sep 2022 07:25:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[fitne]]></category>
		<category><![CDATA[Para]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18483</guid>

					<description><![CDATA[Allah Resulünün ümmeti için korktuğu en büyük fitne olan dünya malına tamah etme günlerini yaşıyoruz adeta. Kimi insanların iyice yoksullaştığı bir zeminde, parayla para kazanmanın envaı çeşit yollarını deniyor bazılarımız. Hiçbir yatırım ve üretime dayanmayan, risk almadan tamamen para tahviline dayalı konformist bir düzen! Peki hocam, paramın değerini nasıl koruyacağım? Diyenleri duyar gibiyim. Bendeniz burada yatırım çeşitliliğinden bahseden ekonomi derslerine dayalı bir yazı yazmıyorum. Ancak Hz. Peygamberin ümmeti için ahir zaman fitnesi olan dünyevileşme tehlikesine dikkat çekmek istiyorum. Şunu hemen belirtelim ki dünya malı insan için fitne değildir. Fitne olan dünya malına tamah etmek, onu elde etmek için helal haram kaygısı taşımamaktır. Elbette insanoğlunun yapısında dünya ve nimetlerine karşı bir ilgi bulunur. Yarattığı kullarının doğasındaki bu gerçeği Allah Teala Yüce Kitabında belirtmiştir. (İnsan/ 27) Yine bu gerçeği Efendimiz (as) şu veciz sözüyle tasvir eder; “İnsanoğlunun bir ova / vadi dolusu altını olsa, bir ovayı / vadiyi daha ister. İnsanoğlunun karnını topraktan başka bir şey doyurmaz. Ve Allah tövbe edenlerin tövbesini kabul eder.” (Müslim, Zekât, 117) Konuyla ilgili ünlü hikayeci Tolstoy’un meşhur “İnsan Ne İle Yaşar” öyküsünde anlattığı bir hikaye oldukça dikkat çekicidir: “Her şeyin daha fazlasını isteyen hiçbir şeye sahip olamaz’’ sözünün kullanıldığı bir hikâyedir. “Köylü bir adam olan Pahom, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Allah Resulünün ümmeti için korktuğu en büyük fitne olan dünya malına tamah etme günlerini yaşıyoruz adeta.</p>



<p>Kimi insanların iyice yoksullaştığı bir zeminde, parayla para kazanmanın envaı çeşit yollarını deniyor bazılarımız.</p>



<p>Hiçbir yatırım ve üretime dayanmayan, risk almadan tamamen para tahviline dayalı konformist bir düzen!</p>



<p>Peki hocam, paramın değerini nasıl koruyacağım? Diyenleri duyar gibiyim.</p>



<p>Bendeniz burada yatırım çeşitliliğinden bahseden ekonomi derslerine dayalı bir yazı yazmıyorum.</p>



<p>Ancak Hz. Peygamberin ümmeti için ahir zaman fitnesi olan dünyevileşme tehlikesine dikkat çekmek istiyorum.</p>



<p>Şunu hemen belirtelim ki dünya malı insan için fitne değildir. Fitne olan dünya malına tamah etmek, onu elde etmek için helal haram kaygısı taşımamaktır.</p>



<p>Elbette insanoğlunun yapısında dünya ve nimetlerine karşı bir ilgi bulunur. Yarattığı kullarının doğasındaki bu gerçeği Allah Teala Yüce Kitabında belirtmiştir. (İnsan/ 27)</p>



<p>Yine bu gerçeği Efendimiz (as) şu veciz sözüyle tasvir eder; “İnsanoğlunun bir ova / vadi dolusu altını olsa, bir ovayı / vadiyi daha ister. İnsanoğlunun karnını topraktan başka bir şey doyurmaz. Ve Allah tövbe edenlerin tövbesini kabul eder.” (Müslim, Zekât, 117)</p>



<p>Konuyla ilgili ünlü hikayeci Tolstoy’un meşhur “İnsan Ne İle Yaşar” öyküsünde anlattığı bir hikaye oldukça dikkat çekicidir:</p>



<p>“Her şeyin daha fazlasını isteyen hiçbir şeye sahip olamaz’’ sözünün kullanıldığı bir hikâyedir.</p>



<p>“Köylü bir adam olan Pahom, elindeki tüm para ile arazi alır. Arazisi genişledikçe hırsları da büyüyen Pahom, bir gün az para ile daha fazla arazi alabilecek bir yer olduğunu öğrenir. Pahom oraya doğru yola çıkar ancak, toprak sahiplerinin bir şartı vardır.&nbsp; Toprak sahipleri ona bir şartla toprak vereceklerini, o da tarlalarında belli bir işaret koyup, güneş batana kadar ne ölçüde yürürse, yürüdüğü kadar toprak alabileceğini söylerler. Pahom adamın dediğine uyarak öğle zamanı yürüyüşe çıkmaya başlar. Sıcaktan dolayı kendinden geçer, fakat hırsı yüzünden kendini zorlar. Daha fazla toprak almak için kendini hırpalayan Pahom sonunda ölür.” (https://kitapdiyari.com.tr/hikayeler/insan-ne-ile-yasar/)</p>



<p>Hakîm b. Hizâm (ra) şöyle anlatıyor: “Resûlullah’tan (sav) (Huneyn ganimetlerinden) istedim, o da bana verdi. Sonra yine istedim ve yine bana verdi. Sonra tekrar istedim ve o bu defa da bana verdi. Sonra şöyle buyurdu: ‘Ey Hakîm! Bu dünya malı göz alıcı ve tatlıdır. Kim bu mala engin bir gönülle ve göz dikmeksizin sahip olursa kendisi için malı bereketlenir. Ama kim de hırs ve tamahla dolu bir kalple bu malı arzularsa tıpkı doymak bilmeyen obur bir kimse gibi onun için malın bereketi kaçar. Veren el, alan elden üstündür.” (Buhârî, Zekât, 50)</p>



<p>Kıssadan hisse değerli dostlar; Yunus’un “Mal sahibi mülk sahibi/ Hani bunun ilk sahibi/ Mal da yalan mülk de yalan/ Var biraz da sen oyalan” dediği dünya hayatını yaşıyoruz.</p>



<p>Oysa biz, “Doğrusu senin için ahiret (hayatı) dünyadan daha hayırlıdır” (Duhâ/4) ilahi fermanına iman edip dünyasını mamur ederken ahiretini de riske sokmayan kullardan olacaktık.</p>



<p>İnsanlığın gören gözü, işiten kulağı, akleden kalbi, veren eli, iyiliği emreden kötülüğü nehyeden hak savunucuları adil kullar olacaktık.</p>



<p>Fani olan dünya için az da olsa helalinden kazanırken asıl yurdumuz olan ahirete yatırımı da deruhte eden bilinçli müminler olacaktık.</p>



<p>Üstad’ın &#8220;Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman&#8217;a teslim eyledim, gayr istemem.” ifadesinde mâkes bulan beka yolunun yolcularından olacaktık.</p>



<p>Hz. Ali’nin ifadesiyle, “Dünya! Seni boşadım, hem de talak-ı selase ile, bu boşanmanın dönüşü yoktur. Ey Dünya! Benden uzak dur! Dünya! Allah&#8217;a andolsun ki sana, beni hor ve zebun edesin diye uymam ve teslim olmam!” dünyaya mesafe koyanlardan olacaktık.</p>



<p>Şairin dizeleriyle konuşursak, “Aldanma dünyanın velvelesine/ Hepsi boş heves bir gün öğrenirsin/ Kimi hakka koşar kimi tersine/ Her nefesin hesabı var görürsün.” Dediği güne doğru hızla koşuyoruz.</p>



<p>Ahiretin tarlası olan dünyaya bir şeyler ekiyoruz. Biliyor ve inanıyoruz ki burada ne ekersek yarın onu biçeceğiz.</p>



<p>Bu dünyada bile arpa ekenin tarlasında buğdayı görüp de biçtiği ham hayal iken; insanlık onuruna yakışmayan bir hayat sürenin öbür tarafta ödüle dayalı kaliteli bir hayatla karşılaşmasını beklemek safdillik olur herhalde.</p>



<p>Allah rızasına uygun kullarının menfaatine ve toplumun ıslahına yönelik kaliteli bir hayat yaşayanların yeri ve mükafatı ise bellidir; “Kim Allah&#8217;a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir mükâfatı da vardır.” (Hadid/11)</p>



<p>Âşık Dervişin meşhur dizelerinde dediği gibi; “Sen Allah’ı seversen Allah seni sevmez mi? Emrince hizmet etsen Hak ecrini vermez mi? Sen Rıza kapısında aman Allah’ım desen/ O âlemler sultanı Lebbeyk kulum demez mi? </p>



<p>Ne dersiniz?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/en-buyuk-fitne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahmet Altan ve Amin Maalouf</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ahmet-altan-ve-amin-maluf/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ahmet-altan-ve-amin-maluf/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gündüz Demirhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Sep 2022 12:18:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[fesat]]></category>
		<category><![CDATA[fitne]]></category>
		<category><![CDATA[kötülük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18448</guid>

					<description><![CDATA[Bir kötülüğü yapmaktan daha kötü bir şey varsa, toplumda o kötülüğü meşru görüp yaymaktır. Kötü ile kötülük ve iyi ile iyilik aynı değildir. Bir kişi iyilik yapınca iyilik ile eşdeğer görülebilir ama kötülük yapınca kötülük ile eşdeğer görülmez. Ancak burada da ince bir tanımlama çizgisi vardır. Kötülük yapan kişi, kötülüğü savunuyor, meşrulaştırıyor ve pişmanlıktan uzak bir şekilde vicdani anlamda bir sorumluluk hissetmiyorsa, kalbi mühürlenmişler sınıfına girer, esfeli safilindir, tövbe kapısı o şahıs için kapanmamışsa da kötülükten daha kötüdür; kötülüğü temsilciliğinde şeytandan da daha aşağıdadır. Günümüzden popüler bir misal; bu yukarıdaki tanıma Fetullah Gülen&#8217;i dahil edebilirsiniz. Mesela Ahmet Altan gibi bir anneye şehvetle bakmayı meşru gören biri de, kötülüğün temsilciliğinde şeytandan daha aşağılıktır. Ahmet Altan hakında çok yazdım… Oğlu, Türk televizyon tarihinde ilk defa &#8220;FETÖ&#8221; ifadesi Defne Joy&#8217;un cinayetine sebebiyet vermekle suçlanıyordu. Ne yaptı? Öleni aşağılayarak oğlunun ihmalini savundu. Cinayete sebebiyet veren durumu meşru görerek toplumsal anlamda kötülük yayıcısı oldu. Ahmet Altan yazılarını çok güzel ve etkileyici bulanların bilmesi gereken bir konu da, büyük çoğunluğunun uyarlama ve çalıntı olduğudur. Hatta Amin Maalouf&#8217;un bir çok yazısının altına da olduğu gibi ismini yazan bir hırsızdır. Bu nedenle her haliyle kötülükten ve şeytandan daha aşağılık bir kötü olduğunu net olarak söylemek mümkündür. Ben bu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir kötülüğü yapmaktan daha kötü bir şey varsa, toplumda o kötülüğü meşru görüp yaymaktır.</p>



<p>Kötü ile kötülük ve iyi ile iyilik aynı değildir.</p>



<p>Bir kişi iyilik yapınca iyilik ile eşdeğer görülebilir ama kötülük yapınca kötülük ile eşdeğer görülmez. Ancak burada da ince bir tanımlama çizgisi vardır. Kötülük yapan kişi, kötülüğü savunuyor, meşrulaştırıyor ve pişmanlıktan uzak bir şekilde vicdani anlamda bir sorumluluk hissetmiyorsa, kalbi mühürlenmişler sınıfına girer, esfeli safilindir, tövbe kapısı o şahıs için kapanmamışsa da kötülükten daha kötüdür; kötülüğü temsilciliğinde şeytandan da daha aşağıdadır.</p>



<p>Günümüzden popüler bir misal; bu yukarıdaki tanıma Fetullah Gülen&#8217;i dahil edebilirsiniz.</p>



<p>Mesela Ahmet Altan gibi bir anneye şehvetle bakmayı meşru gören biri de, kötülüğün temsilciliğinde şeytandan daha aşağılıktır. Ahmet Altan hakında çok yazdım… Oğlu, Türk televizyon tarihinde ilk defa &#8220;FETÖ&#8221; ifadesi Defne Joy&#8217;un cinayetine sebebiyet vermekle suçlanıyordu. Ne yaptı? Öleni aşağılayarak oğlunun ihmalini savundu. Cinayete sebebiyet veren durumu meşru görerek toplumsal anlamda kötülük yayıcısı oldu. Ahmet Altan yazılarını çok güzel ve etkileyici bulanların bilmesi gereken bir konu da, büyük çoğunluğunun uyarlama ve çalıntı olduğudur. Hatta Amin Maalouf&#8217;un bir çok yazısının altına da olduğu gibi ismini yazan bir hırsızdır. Bu nedenle her haliyle kötülükten ve şeytandan daha aşağılık bir kötü olduğunu net olarak söylemek mümkündür.</p>



<p>Ben bu sınıfa Yılmaz Güney&#8217;i de dahil ediyorum… Çünkü kötülüğü yayma noktasında, toplumda kilit bir yeri var. Başta bir çok milli ve mütedeyyin insan tarafından seviliyor olması da bu konuyu gündemime almama sebep oldu. Gerçekten tanıyınca iğrenilecek derece aşağılık bir şahsiyet olduğunu biliyorum.</p>



<p>Yılmaz Güney hakkında duyduklarımın elbette bir kısmı medya kaynaklı olsa da, borsacılık ve sonrasında da reklam prodüksiyon işi yaptığım sırada öğrendiklerim ve duyduklarım da bu kanaatin oluşmasında yer aldı.</p>



<p>Yılmaz Güney her şeyden önce bir katildir. Bu devletin bir savcısını vurmuştur… Mahkemede inkar etse de, daha sonra kafayı bulunca bunu gururla anlatan aşağılık bir katildir hem de.</p>



<p>Yılmaz Güney beraber olduğu ve kendisine işi düşen bir çok kadının ifadesine göre aynı zamanda aşağılık bir de tecavüzcüdür.</p>



<p>Yılmaz Güney, sektörde başka yapımcıların ve yönetmenlerin emeğine el koyabilen bir hırsız ve bir gaspçıdır. Bunun çok uzun hikayeleri var, tehdit ve şantaj ile sektörde iş yapabilecek bir çok insanın ekmeğine konmuştur.</p>



<p>Yılmaz Güney, Fransızlar kendisinden istedi diye Türkiye aleyhine film yapabilecek kadar Türkiye düşmanı satılık bir şahıstır.</p>



<p>Yılmaz Güney Kürtçü bir faşisttir, PKK&#8217;lıdır. Paris&#8217;te Frana desteği ile kurduğu Kürt Enstitüsünde yaptığı bir konuşmada &#8220;Kürt halkının sömürülmektedir, özgür ve bağımsız Kürdistan istiyoruz&#8221; diye milleti galeyana getirmeye çalışan bir haindir.</p>



<p>Bu iddialarımın her birini uzun misallerle anlatabilirim.</p>



<p>Ne kadar homoseksüel Fetoş seven varsa benden uzak durması gerektiği gibi, daha bir çok isim olsa da, yukarıda bahsettiğim şahıslardan Ahmet Altan ve Yılmaz Güney sevenlerin de benden uzak durması gerekmektedir.</p>



<p>Bilmeyenlere duyurulur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ahmet-altan-ve-amin-maluf/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fitne Çıkaran Melundur</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/fitne-cikaran-melundur/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/fitne-cikaran-melundur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2020 10:36:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[fitne]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16304</guid>

					<description><![CDATA[Ayetlerde beyan edildiği üzere İslâm, fitnesiz bir dünya kurmayı istemektedir. İnsanın haddini bilmeyip ilahi nitelikleri gasp etmeye çalıştığı ve kendini ilah yerine koyarak dünyada hüküm sürmeye başladığı her yer fitne ortamıdır. Allah’ın emirlerinin hayatın anlamlandırılmasında merkeze alınmadığı her siyasa fitne yurdudur. Bu anlamda fitne ortamı, tarihsel bir mekân olmayıp nitelikseldir. Fitne ortamlarında belirleyici olan “heva” dır. Fitne ortamının banileri insaniyet konumunun altına düşen tağutllardır. Bu tip siyasalarda vahiy, hayatın anlam kazanmasında yok sayılmıştır. Adı ister cahiliye olsun, ister modernitenin farklı yüzleri fark etmez. Hukukun referanslarının vahiy olmadığı yerlerde egemen olan “fitne”dir. Kur’an, Müslümanlardan fitne kalmayıp hayat Allah’ın emirleri çerçevesinde anlam kazanana kadar mücadele ve cihad etmelerini istemektedir. Bu mücadele; küresel küfrün güdümündeki verili duruma, zulmün hâkimiyetine ve küfür merkezli statükoya karşıdır. Fitne karşıtı özellikler üzerinden siyaset yapanlara ve temsil edilen fikirlere değil içlerinde yer almak sempati duymak bile Kur’an’da yasaklanmıştır.[1] Bu hakikati en iyi bilen Peygamberimiz ve peygamberler siyasette net tavırlı olmuşlardır. Küfre ve değişik biçimlerine bir an bile itaat etmedikleri gibi hemen alternatif siyasetin kurallarını da ortaya koymuşlardır. Risalet davasında, velayeti teslim ederken veya teslim alırken “ehven-i şer” anlayışı yoktur. Zira Peygamberin ve davetinin var olduğu yerde hayır kapısı mutlak anlamda kapanmamıştır. Zamanımızda Peygamber Efendimiz fiziken olmasa da getirdiği &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ayetlerde beyan edildiği üzere İslâm, fitnesiz bir dünya kurmayı istemektedir. İnsanın haddini bilmeyip ilahi nitelikleri gasp etmeye çalıştığı ve kendini ilah yerine koyarak dünyada hüküm sürmeye başladığı her yer fitne ortamıdır. Allah’ın emirlerinin hayatın anlamlandırılmasında merkeze alınmadığı her siyasa fitne yurdudur. Bu anlamda fitne ortamı, tarihsel bir mekân olmayıp nitelikseldir. Fitne ortamlarında belirleyici olan “heva” dır. Fitne ortamının banileri insaniyet konumunun altına düşen tağutllardır. Bu tip siyasalarda vahiy, hayatın anlam kazanmasında yok sayılmıştır. Adı ister cahiliye olsun, ister modernitenin farklı yüzleri fark etmez. Hukukun referanslarının vahiy olmadığı yerlerde egemen olan “fitne”dir. Kur’an, Müslümanlardan fitne kalmayıp hayat Allah’ın emirleri çerçevesinde anlam kazanana kadar mücadele ve cihad etmelerini istemektedir. Bu mücadele; küresel küfrün güdümündeki verili duruma, zulmün hâkimiyetine ve küfür merkezli statükoya karşıdır. Fitne karşıtı özellikler üzerinden siyaset yapanlara ve temsil edilen fikirlere değil içlerinde yer almak sempati duymak bile Kur’an’da yasaklanmıştır.[1] Bu hakikati en iyi bilen Peygamberimiz ve peygamberler siyasette net tavırlı olmuşlardır. Küfre ve değişik biçimlerine bir an bile itaat etmedikleri gibi hemen alternatif siyasetin kurallarını da ortaya koymuşlardır. Risalet davasında, velayeti teslim ederken veya teslim alırken “ehven-i şer” anlayışı yoktur. Zira Peygamberin ve davetinin var olduğu yerde hayır kapısı mutlak anlamda kapanmamıştır. Zamanımızda Peygamber Efendimiz fiziken olmasa da getirdiği vahiy ve bu vahyin yaşanmış biçimi olan sünnet sapasağlam varlığını korumaktadır. Kıyamete kadar da bakidir. Hayır kapılarının ihtimalli bile olsa açık olduğu yerlerde “ehven-i şer” siyaseti üzerinden kâfirlere iktidar yolu açılmaz. Bu kapı bir defa açıldı mı bir daha kapanmaz ve küfrün iktidarları devam ederler. Daha açık bir ifadeyle, Müslümanlığının şuurunda olan kimseler varsa, hayır kapıları her an açıktır; ehven-i şer siyasetine mahal yoktur. Hayır kapısını açmayı zorlamadan ehven-i şer siyaseti üzerinden verili batıl siyasete; emperyalizmin sağ ve sol yerli uygulamasına razı olmak kötü sonuçlarını bile bile mevziyi terk etmektir. Dünya Müslümanlarının yaşadığı tecrübeler ehven-i şer üzerinden yerlerini terk edenlerin bir daha eski güçlerine dönemediklerine şehadet etmektedir. Ehven-i şer siyaseti mutlak şerre nefes alma ve yapılanma imkânını verir. Böyle bir siyasette sadece İslâm düşmanlarının ve dine karşı olanların sayıları artar. Özelikle ülkemizdeki din düşmanlarının sayısını yerli sağ siyaset ve emperyalizmin taşeronluğunu yapan liberal politikacılar artırmıştır. Onların münafık eylem ve söylemleri yüzünden bu ülkenin binlerce evladı gerçek dinle tanışamadan ölüp gitmişlerdir. Bu anlamda fitne çıkaranlar/küfrün farklı biçimlerini kurumsal hâle getirenler melundurlar.</p>



<p>[1]Bak: Hud 11/113</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/fitne-cikaran-melundur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
