<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Filozof &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/filozof/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 13 Mar 2019 09:53:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Filozof &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Filozoftan Dindar, Dindardan Filozof Olur Mu?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/filozoftan-dindar-dindardan-filozof-olur-mu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/filozoftan-dindar-dindardan-filozof-olur-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Mar 2019 09:53:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Filozof]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9101</guid>

					<description><![CDATA[Felsefi düşünceyi benimsemiş, sorularına bu şekilde cevap arayan biri ne kadar dindar olabilir veya dindardan filozof olur mu? Güzel bir soru. Şu sorunun cevabı da merak konusu: Dini konular düşüncenin konusu yapılabilir mi, yapılamaz mı? Filozoftan dindar ya da dindardan filozof olur, olmuştur, tarihte örnekleri çoktur. İlk akla gelen isimler olarak Hristiyan dünyadan St. Augustinus ile Aquinolu Thomas’ı, Müslüman dünyadan da Gazali ile İbn-i Rüşd’ü örnek verebiliriz (Gazali filozof mu? Bu sorunun yanıtını daha önce verdiğim için tekrara gerek duymuyorum). Elbette diğer Müslüman filozofları -özellikle de sûfî filozofları (feylesuf es-sufiyye)- ve din adamı olan bir kısım Aydınlanma filozoflarını da unutmamak gerekir. Dini konuların düşüncenin konusu yapılıp yapılamayacağına gelince, bu soruya “yapılamaz” diyerek olumsuz yanıt veren dindarlık, Müslüman dünyanın başına gelen felaketlerin bir numaralı müsebbibidir. Dini konuları düşüncenin konusu haline getirmekten kaçınmak ya da düşüncenin konusu olmaktan çıkarmak, dinin salt inancın konusu olduğunu kabul etmektir. Düşüncenin konusu olmayan din, bittabi irrasyoneldir. Bu yaklaşımın arkasında iki ayrı anlayış yatar: Birincisi, dini konuları düşüncenin konusu haline getirmenin dinin tabiatına ters düşeceği yönündeki anlayıştır. Yani dini konular düşüncenin konusu yapılabilse bile bundan uzak durmak gerekir, işin büyüsü bozulursa halimiz nice olur. İkincisi, aklın -örneğin iman esasları gibi- dini konuları kavramakta yetersiz olduğu, bunlara inanmak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Felsefi düşünceyi benimsemiş, sorularına bu şekilde cevap arayan biri ne kadar dindar olabilir veya dindardan filozof olur mu? Güzel bir soru. Şu sorunun cevabı da merak konusu: Dini konular düşüncenin konusu yapılabilir mi, yapılamaz mı?</p>
<p>Filozoftan dindar ya da dindardan filozof olur, olmuştur, tarihte örnekleri çoktur. İlk akla gelen isimler olarak Hristiyan dünyadan St. Augustinus ile Aquinolu Thomas’ı, Müslüman dünyadan da Gazali ile İbn-i Rüşd’ü örnek verebiliriz (Gazali filozof mu? Bu sorunun yanıtını daha önce verdiğim için tekrara gerek duymuyorum). Elbette diğer Müslüman filozofları -özellikle de sûfî filozofları (feylesuf es-sufiyye)- ve din adamı olan bir kısım Aydınlanma filozoflarını da unutmamak gerekir.</p>
<p>Dini konuların düşüncenin konusu yapılıp yapılamayacağına gelince, bu soruya “yapılamaz” diyerek olumsuz yanıt veren dindarlık, Müslüman dünyanın başına gelen felaketlerin bir numaralı müsebbibidir. Dini konuları düşüncenin konusu haline getirmekten kaçınmak ya da düşüncenin konusu olmaktan çıkarmak, dinin salt inancın konusu olduğunu kabul etmektir. Düşüncenin konusu olmayan din, bittabi irrasyoneldir.</p>
<p>Bu yaklaşımın arkasında iki ayrı anlayış yatar: Birincisi, dini konuları düşüncenin konusu haline getirmenin dinin tabiatına ters düşeceği yönündeki anlayıştır. Yani dini konular düşüncenin konusu yapılabilse bile bundan uzak durmak gerekir, işin büyüsü bozulursa halimiz nice olur. İkincisi, aklın -örneğin iman esasları gibi- dini konuları kavramakta yetersiz olduğu, bunlara inanmak lazım geldiği yönündeki anlayıştır. Bu anlayışa göre dini konular üzerinde akıl yürütmenin gereği de yoktur, her şey apaçık bir biçimde bildirilmiştir, tasdik etmek, inanmak kâfidir.</p>
<p>İrrasyonel din anlayışı caziptir, çünkü rahatlatıcıdır, düşünmeye, kafa yormaya gerek yoktur, teslim olur, kendinizi akışa bırakır, kurtulursunuz. Bu arada -anlamı çarpıtılmış- kader, kısmet, nasip, kaçınılmaz olarak şansa, kumara, “ya tutarsa”ya dönüşür, işin sonu kötü olursa da çok şükür, lütfu da hoştur kahrı da, sorun yoktur.</p>
<p>Asıl mesele neyin düşünülüp neyin düşünülemeyeceğini bilme meselesidir. Örneğin Allah’ın zatı -ki bundan kastın O’nun hakikati olduğu söylenmiştir- düşünülemez, zira hakkını vermek mümkün değildir. Teoloji/ilahiyat bu nedenle safsatadan ibarettir ve felsefe de bu alana girdiğinde safsataya dönüşür.</p>
<p>Günümüzde bazı kişi ve çevreler, “İslam felsefesi diye bir şey yoktur, İslam’ın felsefesi olmaz” demektedir. İki zıt kutup, bu noktada buluşuyorlar. İslam’ın felsefesi olur mu, olmaz mı? Olur. Allah’ın varlığı, birliği, vahiy, nübüvvet, dinin kaynağı-kökeni, anlamı, hikmeti, maksadı, -İslam nokta-i nazarından- varlığın kaynağı ve anlamı, bilginin kaynağı, tabiat, insan, toplum vs. üzerine gayet güzel düşünülebilir, bunlar felsefi düşüncenin konusu yapılabilir, bir bilgi alanı olarak dinin temelini oluşturan ilkeler bütünü üzerinde akıl yürütülebilir. İbadet-i mersumenin (namazın, orucun, haccın, zekâtın, kurbanın) dahi -hikmet ve maksatları bakımından- tek tek felsefesi yapılabileceği gibi, Kur’an kıssaları da akli olarak ele alınabilir.</p>
<p>Müslüman filozoflar, dini konuları düşüncenin konusu haline getirerek, felsefeyi, İslam’ı temellendirmek -ki akıl yürütmeyi ve argümantasyonu gerekli kılar-, Yahudilik ve Hristiyanlık başta olmak üzere diğer inançlara, yanı sıra Dehriyyûn (materyalistler) ve agnostiklere karşı savunmak üzere kullandılar. Neticede önemli olan bakış açısıdır, örneğin el-Kindi, dini bilginin felsefi bilgiden daha rasyonel olduğunu savunmuş ve bunu başarılı bir biçimde temellendirmiştir.</p>
<p>Müslüman dünya, kendi felsefesini kurabilir, hatta el-Kindi’nin din ile felsefe arasında epistemolojik açıdan bağ kurması gibi, modern disiplinlerle İslam müktesebatı arasında bağ kurarak -bilginin İslamileştirilmesi yoluyla- kendi antropolojisini, sosyolojisini, psikolojisini oluşturabilir. Dini-dünyevi, nakli-akli ya da akli-şer’i ilimler ayrımı yaparak, “Bunların dinle hiçbir alakası yoktur” demek, “İslam masal anlatıyor” demektir. İslam’ın bildirdiği her şeyin varlıkta, tabiatta, insan nefsinde, hayatta, tarihte, toplumda karşılığı bulunmaktadır. (bkz. 1- İlimlerin Tasnifi, 2- İslam Mitoloji midir?)</p>
<p>Günümüzde felsefi ve bilimsel literatürü okuyan gençler, ister gelenekçi ister radikal olsun İslamcı yazar-çizer taifesini sığ buluyorlar. Din ile akıl arasındaki bağ kopmuş olduğu, yanı sıra din, siyaset ve ideolojiye kurban edildiği, her türlü cürmün dayanağı haline getirildiği için Türkiye’de din adına yazılıp çizilenler dünya standartlarında ilkokul seviyesine bile hitap etmiyor, ideolojik dindarlık, edebiyat yapmayı bile beceremiyor. Modern zamanlara ait ‘moloz’ kategorisine dâhil dini literatürü okuyup da dinden soğumamak, -aptallar için değil, ancak- akıllı insanlar için büyük başarı. Onlar da farklı bir din telakkisi edinip, yollarını değiştiriyorlar. Bir söz konusu literatüre, bir de tabiata, hayata, kâinata bakan, söylenenleri akıl süzgecinden geçiren, önerilen ya da yapılmak istenen ile bugüne ait başarılı sosyal ve siyasi düzenleri kıyaslayan insanlar, ortada nasıl bir saçmalık döndüğünü anlamakta zorlanmıyorlar.</p>
<p>Hulâsa, Müslüman dünyada kesintiye uğrayan felsefi ve bilimsel düşünce süreci yeniden başlamak zorundadır.</p>
<p>Atilla Fikri Ergun – atillafikriergun.wordpress.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/filozoftan-dindar-dindardan-filozof-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üç Filozofun Sırrı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/uc-filozofun-sirri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/uc-filozofun-sirri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jan 2019 08:58:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Filozof]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7564</guid>

					<description><![CDATA[Giorgione olarak bilinen Giorgio Barbarelli da Castelfranco (1478-1510), Yüksek Rönesans’a damgasını vuran İtalyan ressamlardan biridir. Sanatçının 1508-1509’da yaptığı, sonradan Three Philosophers/Üç Filozof olarak adlandırılan ve günümüzde Viyana Sanat Tarihi Müzesi’nde (Kunsthistorisches Museum Wien) sergilenmekte olan yağlı boya tablosu sırlarla doludur. Tabloda yer alan, dingin ve doğal bir ortamda tasvir edilen üç kişiye dikkatle bakıldığında, bunların -bize göre sağdan sola doğru- yaşlı, orta yaşlı ve genç oldukları görülür. Bu üç kişi, tarihin seyrini ya da üç tarihi dönemi temsil ediyor gibidirler. Nitekim yapılan yorumlardan birine göre en yaşlı olanı Antik Yunan’ı, ortada yer alan, en yaşlı kişiye dönük duran, sarıklı orta yaşlı figür İslam Âlemi’ni, yerde oturan genç figür ise Rönesans’ı ya da Hümanizmi temsil etmektedir. Ortada yer alan sarıklı figür -bu yoruma uygun olarak- İbn-i Sina ya da İbn-i Rüşd’le -ki Raffaello’nun Atina Okulu adlı freskinde de yer alır-, en yaşlı olan ise Platon ya da Aristoteles’le özdeşleştirilmektedir. Tabloda yer alan üç kişinin üç dini (Musevilik, İslam, Hristiyanlık) ya da Pisagor ve onun iki öğretmeni Thales ve Pherecydes’i (Ferekidis) temsil ettikleri söylenmişse de bu yorumlardan ilki sıralı diziliş, ikincisi ise kişilerin birbirinden farklı kılık kıyafetleri -özellikle sarıklı Müslüman figür- itibariyle zorlama olmanın ötesine geçememektedir. Enteresan olan bir başka husus, en yaşlı ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Giorgione olarak bilinen Giorgio Barbarelli da Castelfranco (1478-1510), Yüksek Rönesans’a damgasını vuran İtalyan ressamlardan biridir. Sanatçının 1508-1509’da yaptığı, sonradan <em>Three Philosophers</em>/<em>Üç Filozof </em>olarak adlandırılan ve günümüzde Viyana Sanat Tarihi Müzesi’nde (Kunsthistorisches Museum Wien) sergilenmekte olan yağlı boya tablosu sırlarla doludur.</p>
<p>Tabloda yer alan, dingin ve doğal bir ortamda tasvir edilen üç kişiye dikkatle bakıldığında, bunların -bize göre sağdan sola doğru- yaşlı, orta yaşlı ve genç oldukları görülür. Bu üç kişi, tarihin seyrini ya da üç tarihi dönemi temsil ediyor gibidirler. Nitekim yapılan yorumlardan birine göre en yaşlı olanı Antik Yunan’ı, ortada yer alan, en yaşlı kişiye dönük duran, sarıklı orta yaşlı figür İslam Âlemi’ni, yerde oturan genç figür ise Rönesans’ı ya da Hümanizmi temsil etmektedir. Ortada yer alan sarıklı figür -bu yoruma uygun olarak- İbn-i Sina ya da İbn-i Rüşd’le -ki Raffaello’nun Atina Okulu adlı freskinde de yer alır-, en yaşlı olan ise Platon ya da Aristoteles’le özdeşleştirilmektedir.</p>
<p>Tabloda yer alan üç kişinin üç dini (Musevilik, İslam, Hristiyanlık) ya da Pisagor ve onun iki öğretmeni Thales ve Pherecydes’i (Ferekidis) temsil ettikleri söylenmişse de bu yorumlardan ilki sıralı diziliş, ikincisi ise kişilerin birbirinden farklı kılık kıyafetleri -özellikle sarıklı Müslüman figür- itibariyle zorlama olmanın ötesine geçememektedir.</p>
<p>Enteresan olan bir başka husus, en yaşlı ve en genç iki figürün ellerinde birtakım ölçüm aletlerinin ve çizimlerin bulunmasına karşın ortada duran sarıklı figürün elinde hiçbir şeyin bulunmamasıdır. Dolayısıyla ortadaki sarıklı figür bir geçiş unsurudur, deyim yerindeyse sağdakinden alıp soldakine aktarmış, görevi bitmiştir. Yani İslam medeniyeti ya da İslam bilgeliği, tercüme ve şerh yoluyla Antik Yunan’ın aklını ve bilgeliğini tekrar Batı’ya aktaran, böylece Rönesans’ın altyapısını oluşturan ya da Rönesans’a geçişi sağlayan unsur olmaktadır.</p>
<p>En yaşlı figür düşünüyor -ya da iyice yakından bakıldığında düşünceli bir halde bir şeyler söylüyormuş- gibi dururken, ortada yer alan sarıklı figür ona doğru dönmüş, sanki onu dinliyormuş gibi durmaktadır. En genç olanları ise kendi âlemindedir ve ölçüm yapmaktadır, dolayısıyla diğer ikisinden kopuktur, -bize göre sağ taraftaki- diğer iki kişi ayakta dururken o oturmaktadır, onlardan alacağını almış, kendi işine bakmaktadır. Ortada yer alan sarıklı figürün arkası yerde oturan genç figüre dönüktür, onunla hiç ilgilenmemektedir, yaşlı olanla birliktelik tesis etmiştir, bir diğer ifadeyle en yaşlı figürle bir bütünlük oluşturmaktadır, yaşlı figür de genç olanın varlığından haberi dahi yok gibi görünmektedir – geride kalan, biri diğerinin ürünü olan iki aşama.</p>
<p>Bir başka açıdan ortada yer alan sarıklı figür sanki adımını atıp doğal basamaklardan aşağıya inerek sahneyi terk edecek gibi durmaktadır. Sağ ayağının hareketi ve figürün genel olarak aldığı pozisyon bunu düşündürmektedir. Endülüs’ün 1492 yılında düştüğü, tarih sahnesini terk ettiği hatırlanacak olursa bu hiç de zorlama bir yorum olmaz. Dolayısıyla burada -Müslüman dünyanın katkısı inkâr edilmemekle birlikte- Antik Yunan ve Rönesans-Hümanizm, Batılı iki asli unsur olarak görülmektedir, ortadaki sarıklı Müslüman figür sahneyi terk edip aradan çekildikten sonra -biri diğerinin devamı olarak- ikisi baş başa kalacaktır.</p>
<p>Tabloda renk ve ışık son derece yoğundur, figürlerin sınırları keskin bir biçimde belli edilmiş, karşıt renkler (kontrast) tuvale ustalıkla yerleştirilmiştir. Öte yandan yüzeyler bulanıktır ki buna ‘duman gibi havaya karışıp yok olmak’ anlamına gelen sfumato (tekniği) denmektedir. Rönesans döneminde kullanılan diğer üç teknik ise cangiante, chiaroscuro, ve unione’dir. Portrelerin de pek belli olmayan ya da çok az seçilebilen tarzda, duman gibi havaya karışıp yok olacakmış gibi çalışılmış olması esrarlı bir hava meydana getirmektedir.</p>
<p>Tablonun ifade ettiği anlam ya da taşıdığı mesaja ilişkin söylenen ya da söylenecek olan her şey neticede birer yorumdan ibarettir.</p>
<p><strong>Atilla Fikri Ergun </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/uc-filozofun-sirri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
