<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fetullah Gülen &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/fetullah-gulen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 05 Nov 2019 08:01:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.7</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Fetullah Gülen &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Canlı bomba</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/canli-bomba/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/canli-bomba/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Nov 2019 08:01:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Fetullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12956</guid>

					<description><![CDATA[Dünkü yazımda da değinmiştim: Fetullah CIA aparatıdır ve bir darbe için Amerika’da mahfuz tutulmuştur. Yani, “tedavi için gitti” işin bahanesi&#8230; İstikbaldeki darbeyi kotarmak için ABD’ye uçmuştur&#8230; Dolayısıyla, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından korunup kollanmasından (“Sürgündeki din adamı” ilan etmişlerdi) daha doğal bir şey olamaz. Buradan şu çıkarımı yapmak yanlış olmaz: Mevcut haliyle Amerika&#8217;nın FETÖ&#8217;den vazgeçmesi ve örgütün lideri Fetullah Gülen&#8216;i iade etmesi pek mümkün görünmüyor. (FETÖ liderini Türkiye’ye getirtip yargılamak için Adalet ve Dışişleri Bakanlığımız yoğun bir faaliyet yürütüyor. ABD yetkilileri, ilk başlarda, “Fetullah Gülen’in darbeci olduğuna ilişkin elinizde inandırıcı belge var mı?” diyorlardı. Kaç yıldır ABD’ye “inandırıcı belge” sunuluyor. Bugüne kadar ABD’ye gönderilen mahkeme kaydı ve belgenin miktarı 90 koliyi geçti. Ama müttefiklerimiz kulaklarının üstüne yatmaya devam ediyor.) Peki, ABD niçin FETÖ’den ve Fetullah’tan vazgeçmek istemiyor? Bunun cevabı çok basit: FETÖ, 170 ülkedeki örgütlenmesiyle, Amerika&#8217;nın üzerinde titrediği en ciddi (belki de en “pahalı”) yatırımlardan biridir; dolayısıyla bu yatırımını hemen gözden çıkarması beklenmemelidir. Hatırlayalım: Benzer bir durum, Irak, Pakistan ve Güney Kore’de cariydi. Ki, hâlâ caridir. Bu üç ülke, FETÖ benzeri örgütlenmeler eliyle ABD’nin kontrolüne geçti ve mahut örgütlenmeler bu üç ülkede de “en prestijli oluşumlar” muamelesi görüyor. (15 Temmuz darbesi başarılı olsaydı, FETÖ “Türkiye’nin en prestijli dini cemaati” muamelesi görecekti. Bu işin bayraktarlığını liberaller yapacaktı. Mesela, FETÖ’nün yargıda oluşturduğu haramî düzenini, Taha Akyol gibi muhteremler “hukukun üstünlüğü” tesmiye edecekti.) Peki, Fetullah’ın iadesi hiç mi mümkün olmaz? Olabilir. Kâr- zarar durumuna bakılır. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünkü yazımda da değinmiştim: <strong>Fetullah</strong> <strong>CIA aparatıdır</strong> ve bir darbe için Amerika’da mahfuz tutulmuştur. Yani, <strong>“tedavi için gitti” </strong>işin bahanesi&#8230; İstikbaldeki darbeyi kotarmak için ABD’ye uçmuştur&#8230;</p>
<p>Dolayısıyla, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından korunup kollanmasından <em>(<strong>“Sürgündeki din adamı”</strong> ilan etmişlerdi)</em> daha doğal bir şey olamaz.</p>
<p>Buradan şu çıkarımı yapmak yanlış olmaz:</p>
<p>Mevcut haliyle Amerika&#8217;nın FETÖ&#8217;den vazgeçmesi ve örgütün lideri <strong>Fetullah Gülen</strong>&#8216;i iade etmesi pek mümkün görünmüyor. (FETÖ liderini Türkiye’ye getirtip yargılamak için <strong>Adalet</strong> ve <strong>Dışişleri Bakanlığımız </strong>yoğun bir faaliyet yürütüyor. ABD yetkilileri, ilk başlarda, <strong>“Fetullah Gülen’in darbeci olduğuna ilişkin elinizde inandırıcı belge var mı?” </strong>diyorlardı. Kaç yıldır ABD’ye <strong>“inandırıcı belge”</strong> sunuluyor. Bugüne kadar ABD’ye gönderilen mahkeme kaydı ve belgenin miktarı 90 koliyi geçti. Ama müttefiklerimiz kulaklarının üstüne yatmaya devam ediyor.)</p>
<p>Peki, ABD niçin FETÖ’den ve Fetullah’tan vazgeçmek istemiyor?</p>
<p>Bunun cevabı çok basit:</p>
<p>FETÖ, 170 ülkedeki örgütlenmesiyle, Amerika&#8217;nın üzerinde titrediği en ciddi <em>(belki de en <strong>“pahalı”</strong>)</em> yatırımlardan biridir; dolayısıyla bu yatırımını hemen gözden çıkarması beklenmemelidir.</p>
<p>Hatırlayalım:</p>
<p>Benzer bir durum, <strong>Irak, Pakistan</strong> ve <strong>Güney Kore</strong>’de cariydi.</p>
<p>Ki, hâlâ caridir.</p>
<p>Bu üç ülke, FETÖ benzeri örgütlenmeler eliyle ABD’nin kontrolüne geçti ve mahut örgütlenmeler bu üç ülkede de <strong>“en prestijli oluşumlar”</strong> muamelesi görüyor. (15 Temmuz darbesi başarılı olsaydı, FETÖ <strong>“Türkiye’nin en prestijli dini cemaati”</strong> muamelesi görecekti. Bu işin bayraktarlığını liberaller yapacaktı. Mesela, FETÖ’nün yargıda oluşturduğu haramî düzenini, <strong>Taha Akyol</strong> gibi muhteremler <strong>“hukukun üstünlüğü”</strong> tesmiye edecekti.)</p>
<p>Peki, Fetullah’ın iadesi hiç mi mümkün olmaz?</p>
<p>Olabilir.</p>
<p>Kâr- zarar durumuna bakılır.</p>
<p>Örgütün işlevselliğini koruyup korumadığı test edilir.</p>
<p>Ona göre bir tasarrufa gidilir.</p>
<p>Sırf Türkiye istedi diye, Amerika yatırımından vazgeçmez.</p>
<p>Mutlaka <strong>“maliyet”</strong> hesabı yapar.</p>
<p>Daha doğrusu, Türkiye&#8217;nin Fetullah Gülen&#8217;e karşı ne önerdiğine, iadesi durumunda doğabilecek zararın nasıl telafi edileceğine <em>(edilip edilmeyeceğine)</em> bakar.</p>
<p>Fetullah Gülen meselesi, <strong>“hukuki bir mesele”</strong> değildir çünkü.</p>
<p>Siyasi bir meseledir.</p>
<p>Çözümü de, büyük ölçüde <strong>“siyasi”</strong> olmak durumundadır.</p>
<p>Dolayısıyla, Amerika&#8217;nın istediği <strong>“karşılık”</strong> <em>(ya da <strong>“taviz”</strong>, her neyse)</em> siyasi olacaktır.</p>
<p>Bir aralar, Gülen&#8217;in, <strong>Usame bin Ladin</strong> gibi <strong>“kaybedileceği”</strong> görüşü atılmıştı ortaya.</p>
<p>Bir aralar intihar edeceği yahut <strong>“ettirileceği”</strong> söylenmişti.</p>
<p>İntihar en zayıf seçenek gibi görünüyor.</p>
<p>Çünkü Fetullah Gülen kendi bedeni <em>(kendi canı)</em> konusunda çok hassastır.</p>
<p>Peki, daha ne kadar muhafaza edilecek?</p>
<p>15 Temmuz&#8217;dan sonra, kurduğu <strong>“yapı”</strong>yla birlikte deşifre olduğuna göre, ABD Fetullah’ı daha ne kadar taşıyacak?</p>
<p>Bence işi henüz bitmedi, sair ülkelerdeki örgütlenmesiyle CIA’ya <strong>istasyon hizmeti</strong> sunmaya devam ediyor ama yine de kendisini himaye edenler açısından oldukça <strong>“riskli”</strong> bir eleman konumunda.</p>
<p>Çünkü 15 Temmuz&#8217;la birlikte, kendisini sevk ve idare edenler de deşifre oldular.</p>
<p>Satsan satılmaz, atsan atılmaz.</p>
<p>İade etsen <em>olmaz (çünkü ABD içindeki mutemet unsurların deşifre olması tehlikesi var)</em>&#8230; İade etmesen, yine olmaz. Var olduğu sürece iki ülke arasındaki ilişkileri <strong>“bozmaya/zehirlemeye”</strong> devam edecek&#8230;</p>
<p>Şu haliyle, Amerika&#8217;nın kucağına bırakılmış <em>(ya da elinde kalmış)</em> bir <strong>“canlı bomba&#8230;”</strong></p>
<p>Ahmet Kekeç/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/canli-bomba/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sürgündeki (!) sümüklü</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/surgundeki-sumuklu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/surgundeki-sumuklu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 08:13:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Fetullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12899</guid>

					<description><![CDATA[Gel de gülme&#8230; ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan “Terörizm 2018 Ülkeler Raporu”nda, “Türkiye’nin FETÖ&#8217;yü terör örgütü olarak tanımladığı” belirtilirken FETÖ elebaşı Fetullah Gülen için “Sürgünde din adamı” ifadesi kullanılmış. Bizim bildiğimiz Fetullah Gülen, “sürgün” olarak ABD’ye gitmedi. İnziva ihtiyacı da söz konusu değildi. Tedavi olacaktı. Sonra Türkiye’ye dönecekti. Bize böyle anlatmışlardı. Bir diğer ifadeyle, böyle “yedirmişlerdi&#8230;” Gerçek sonradan ortaya çıktı. Fetullah, meğer, bir “CIA aparatı”ymış ve bir darbe için mahfuz tutuluyormuş. Daha doğrusu, vaktin saatin dolması bekleniyormuş. Bu cümleden olarak, şu soruya net bir cevap verebiliriz: 15 Temmuz kimin eseriydi? Darbe için hevese gelen ve TSK içinde örgütlenen bir grup Haşhaşi’nin mi, yoksa darbe geçmişimizin patronaj koltuğunda oturan müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri’nin (yani CIA’nın) eseri miydi? Cevap çok açık: 15 Temmuz bir “CIA girişimi”ydi ve aparat olarak da Fetullah Gülen çetesi kullanıldı. Başka türlüsü mümkün mü? Bugüne kadar yapılmış bütün darbelerin arkasında stratejik ortağımız ve “dostumuz” Amerika’nın parmağı vardır&#8230; Mesela, kendilerine “sosyalist” süsü veren bürokrat artığı dangalaklar 27 Mayıs’la övünürler, bu darbeyi “devrim” sayarlar (bu darbenin “devrim” olduğuna ilişkin Anayasa Mahkemesi’nden karar çıkartmışlıkları bile vardır), darbecilerin yaptığı anayasayı “gelmiş geçmiş en özgürlükçü anayasa” kabul ederler ama 27 Mayıs en sofistike tarafından kotarılmış bir Amerikan darbesi olduğunu hatırlamak istemezler. Devrimci zevzeklikleri bırakıp, darbeci Sami Küçük’ün hatıratını okusunlar. Küçük, NATO’dan “görevle” Türkiye’ye döndüğü gün darbe hazırlıklarına başladıklarını anlatıyor. (1955’ler filan&#8230;) Menderes, ağır sanayi tesisleri için Sovyetler Birliği’yle kredi anlaşması imzalamasaydı, sadece bir “tarım ülkesi” olarak kalmamıza rıza gösterseydi darbe &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gel de gülme&#8230; ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan <strong>“Terörizm 2018 Ülkeler Raporu”</strong>nda, <strong>“Türkiye’nin FETÖ&#8217;yü terör örgütü olarak tanımladığı”</strong> belirtilirken FETÖ elebaşı <strong>Fetullah Gülen</strong> için <strong>“Sürgünde din adamı”</strong> ifadesi kullanılmış.</p>
<p>Bizim bildiğimiz Fetullah Gülen, <strong>“sürgün” </strong>olarak ABD’ye gitmedi.</p>
<p>İnziva ihtiyacı da söz konusu değildi.</p>
<p>Tedavi olacaktı.</p>
<p>Sonra Türkiye’ye dönecekti.</p>
<p>Bize böyle anlatmışlardı.</p>
<p>Bir diğer ifadeyle, böyle <strong>“yedirmişlerdi&#8230;”</strong></p>
<p>Gerçek sonradan ortaya çıktı.</p>
<p>Fetullah, meğer, bir <strong>“CIA aparatı”</strong>ymış ve bir darbe için mahfuz tutuluyormuş. Daha doğrusu, vaktin saatin dolması bekleniyormuş.</p>
<p>Bu cümleden olarak, şu soruya net bir cevap verebiliriz:</p>
<p>15 Temmuz kimin eseriydi?</p>
<p>Darbe için hevese gelen ve TSK içinde örgütlenen bir grup <strong>Haşhaşi</strong>’nin mi, yoksa darbe geçmişimizin <strong>patronaj koltuğunda</strong> oturan müttefikimiz <strong>Amerika Birleşik Devletleri</strong>’nin (yani <strong>CIA</strong>’nın) eseri miydi?</p>
<p>Cevap çok açık:</p>
<p>15 Temmuz bir <strong>“CIA girişimi”</strong>ydi ve aparat olarak da Fetullah Gülen çetesi kullanıldı.</p>
<p>Başka türlüsü mümkün mü?</p>
<p>Bugüne kadar yapılmış bütün darbelerin arkasında stratejik ortağımız ve <strong>“dostumuz”</strong> Amerika’nın parmağı vardır&#8230;</p>
<p>Mesela, kendilerine <strong>“sosyalist”</strong> süsü veren bürokrat artığı dangalaklar <strong>27 Mayıs</strong>’la övünürler, bu darbeyi <strong>“devrim”</strong> sayarlar (bu darbenin “devrim” olduğuna ilişkin <strong>Anayasa Mahkemesi</strong>’nden karar çıkartmışlıkları bile vardır), darbecilerin yaptığı anayasayı <strong>“gelmiş geçmiş en özgürlükçü anayasa”</strong> kabul ederler ama 27 Mayıs en sofistike tarafından kotarılmış bir Amerikan darbesi olduğunu hatırlamak istemezler.</p>
<p>Devrimci zevzeklikleri bırakıp, darbeci <strong>Sami Küçük</strong>’ün hatıratını okusunlar.</p>
<p>Küçük, NATO’dan <strong>“görevle”</strong> Türkiye’ye döndüğü gün darbe hazırlıklarına başladıklarını anlatıyor. (1955’ler filan&#8230;)</p>
<p>Menderes, ağır sanayi tesisleri için <strong>Sovyetler Birliği</strong>’yle kredi anlaşması imzalamasaydı, sadece bir <strong>“tarım ülkesi”</strong> olarak kalmamıza rıza gösterseydi darbe olmayacaktı. (Demişlerdi: Sanayileşmek sizin neyinize? Mis gibi tarım ülkesi olmak varken&#8230;)</p>
<p><strong>9 Mart</strong>’çıları İngiliz İstihbarat servisi ortalığa saldı.</p>
<p>Bir anlamda deşifre olmalarını sağladı.</p>
<p>Gerekli <strong>“gerekçe”</strong> oluşunca <strong>12 Mart</strong>’ta CIA devreye girdi ve işlerini bitirdi.</p>
<p>12 Mart’ın <strong>“beklenen devrim”</strong> olmadığını çözemeyen sosyalist zevzekler, durum anlaşılıncaya kadar <strong>“övgü yarışı”</strong>na girdiler. <strong>Memduh Tağmaç</strong>’ın (<strong>Nihat Erim</strong>’i kullanarak) indirdiği <strong>“Balyoz”</strong> darbesiyle sersemleyince de <strong>“faşizm”</strong> edebiyatına sardırdılar.</p>
<p><strong>12 Eylül</strong> zaten bir CIA darbesidir.</p>
<p>Bunu da, bir zamanların İçişleri Bakanı <strong>Hasan Fehmi Güneş</strong>’e sorsunlar. CIA ajanı <strong>George Alexander Peck</strong>’i <strong>“iş üstünde”</strong> (darbe şartlarını oluştururken) enseleyip deport eden (yani ülkesine postalayan) odur. CHP’lidir ama yiğit bir siyasetçidir.</p>
<p><strong>28 Şubat</strong> da bir Amerikan darbesidir.</p>
<p>Bunu bilmeyene kız bile vermiyorlar.</p>
<p>Rahmetli <strong>Erbakan</strong>, fazla ileri gittiği (yani D-8 projesini başlattığı) için indirildi.</p>
<p>Başarabilselerdi, 15 Temmuz da, bir <strong>“Amerikan darbesi” </strong>olarak sıralamada yerini alacaktı.</p>
<p>Peki, <strong>“sürgündeki sümüklü”</strong> Fetullah ne olacaktı?</p>
<p>Ne mi olacaktı?</p>
<p>Büyük bir törenle Türkiye’ye dönecekti ve <strong>Akın İpek</strong>’in inşa ettirdiği Ankara’daki kraliyet makamına (bir tür gölge Cumhurbaşkanlığı makamına) yerleşecekti.</p>
<p>Sonra?</p>
<p>Memlekette büyük hukuk cinayetleri başlayacaktı ve başta liberal aydınlarımız olmak üzere, <strong>Taha Akyol</strong> gibi <strong>“muhteremler”</strong> buna <strong>“hukukun üstünlüğü”</strong> diyeceklerdi!</p>
<p>Ahmet Kekeç/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/surgundeki-sumuklu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahlaksızdan ahlak abidesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ahlaksizdan-ahlak-abidesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ahlaksizdan-ahlak-abidesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Oct 2019 07:17:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Fetullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[sisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12670</guid>

					<description><![CDATA[İki darbeci: Biri başarılı olmuş, silah zoruyla halkını esir almış. Diğeri ise başaramamış, ülkesinin dışında korku içinde yaşıyor. Başarılı olan, başarısıza resmi TV kanalının bir sunucusunu göndermiş. Ortaya komik mi komik bir görüntü çıkmış… Mısır’daki darbeci Sisi’nin Ten TV’nin, Pensilvanya’da Fetullah Gülen’le yaptığı röportajdan bahsediyorum. Evlere şenlik! Sunucu El Diki, ABD uşağı adamdan “Türkler için ahlaki bir değer” diye bahsediyor. Gülen de Sisi için “Allah’tan korkan, halkın çıkarları için çalışan biri” diyor. Yetmiyor, üstüne bir de dua ediyor. Tam bir bozacı-şıracı muhabbeti! İki tarafın da elinde kan var. ABD destekli iki katil birbirlerini bulmuşlar, aklamaya çalışıyorlar. Programın sunucusu, zaten açık açık söylüyor. Gülen’in, Pensilvanya’da ABD istihbaratının himayesi ve koruması altında olduğunu anons ediyor. *** Gülen, “Cemaat” denilen yapılanmayı gerçekleştirirken, ABD menfaatlerinin Türkiye şubesiydi. Dini değerleri de bu amaçla alabildiğine kullandı. Çarpıttı, sulandırdı. Cebrail’i bile dinlemeyeceğini söyleyerek, Yaradan’a dahi açıktan karşı çıktı. Vatandaş farkında olmadı belki bunların. Ancak, din adamları da görmediler; bazıları da görmek istemedi. O yüzden, bu yapının ülkemizde dini kullanarak darbe yapacak kadar palazlanmasında din adamlarımızın sorumluluğu büyük! Üstelik, halen “Allah, kitap” diyor. Ama bizim din adamlarımızdan “ciddi bir sapkın ve emperyalist maşası” olduğuna dair kuvvetli ses çıkmıyor. Fetullah Gülen denilen bu adam, dini de sulandırdı, ahlaki değerleri de. Bugün yaşadığımız pek çok sıkıntının altında, O’nun yıllarca sinsice yürüttüğü çarpıtma çabaları yatıyor. Hiçbir insani değeri yok… Yedikleri ve içtiklerinden arta kalanı başkasına ikram edecek kadar sapkın bir kişilik O. Zaten bu özelliği Gülen’i Türkiye düşmanları &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İki darbeci: Biri başarılı olmuş, silah zoruyla halkını esir almış. Diğeri ise başaramamış, ülkesinin dışında korku içinde yaşıyor.</p>
<p>Başarılı olan, başarısıza resmi TV kanalının bir sunucusunu göndermiş. Ortaya komik mi komik bir görüntü çıkmış…</p>
<p><strong>Mısır’</strong>daki darbeci <strong>Sisi</strong>’nin <strong>Ten TV</strong>’nin, <strong>Pensilvanya</strong>’da <strong>Fetullah Gülen</strong>’le yaptığı röportajdan bahsediyorum. Evlere şenlik! Sunucu <strong>El Diki</strong>, <strong>ABD</strong> uşağı adamdan <strong>“Türkler için ahlaki bir değer”</strong> diye bahsediyor. <strong>Gülen</strong> de <strong>Sisi</strong> için <strong>“Allah’tan korkan, halkın çıkarları için çalışan biri”</strong> diyor. Yetmiyor, üstüne bir de dua ediyor.</p>
<p>Tam bir bozacı-şıracı muhabbeti!</p>
<p>İki tarafın da elinde kan var.<strong> ABD</strong> destekli iki katil birbirlerini bulmuşlar, aklamaya çalışıyorlar. Programın sunucusu, zaten açık açık söylüyor. <strong>Gülen</strong>’in, <strong>Pensilvanya</strong>’da <strong>ABD</strong> istihbaratının himayesi ve koruması altında olduğunu anons ediyor.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Gülen, “Cemaat”</strong> denilen yapılanmayı gerçekleştirirken, <strong>ABD</strong> menfaatlerinin <strong>Türkiye</strong> şubesiydi. Dini değerleri de bu amaçla alabildiğine kullandı. Çarpıttı, sulandırdı. <strong>Cebrail</strong>’i bile dinlemeyeceğini söyleyerek, <strong>Yaradan</strong>’a dahi açıktan karşı çıktı.</p>
<p>Vatandaş farkında olmadı belki bunların. Ancak, din adamları da görmediler; bazıları da görmek istemedi. O yüzden, bu yapının ülkemizde dini kullanarak darbe yapacak kadar palazlanmasında din adamlarımızın sorumluluğu büyük!</p>
<p>Üstelik, halen <strong>“Allah, kitap”</strong> diyor. Ama bizim din adamlarımızdan <strong>“ciddi bir sapkın ve emperyalist maşası”</strong> olduğuna dair kuvvetli ses çıkmıyor.</p>
<p><strong>Fetullah Gülen</strong> denilen bu adam, dini de sulandırdı, ahlaki değerleri de. Bugün yaşadığımız pek çok sıkıntının altında, <strong>O</strong>’nun yıllarca sinsice yürüttüğü çarpıtma çabaları yatıyor.</p>
<p>Hiçbir insani değeri yok…</p>
<p>Yedikleri ve içtiklerinden arta kalanı başkasına ikram edecek kadar sapkın bir kişilik O. Zaten bu özelliği <strong>Gülen’</strong>i <strong>Türkiye</strong> düşmanları tarafından <strong>“kullanışlı bir alet”</strong> haline getirdi.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Millet, iyi-kötü tanıdı <strong>O</strong>’nu. Geride bıraktığı yapı ile mücadele de kararlılıkla devam ediyor.</p>
<p>Hiçbir değeri yok adamın. Bugüne kadar yaşadığımız tecrübeler gösteriyor ki, kendisine inanan insanlara bile böcek kadar değer vermiyor. En büyük düşmanı da <strong>T.C. Başkanı Recep Tayyip Erdoğan.</strong></p>
<p><strong>Erdoğan</strong> düşmanlığının bu adama yaptıramayacağı hiçbir şey yok!</p>
<p>İşte <strong>O</strong>’nun bu özelliğinden <strong>Türkiye</strong>’de faydalanmak isteyenler var. <strong>“Kimler onlar”</strong> demeyin, zaten biliyorsunuz. Bizdeki <strong>“Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin”</strong> diyen sakat muhalefet anlayışının temsilcileri.</p>
<p>Şimdi kimse inkâr etmeye kalkışmasın, zaman zaman birlikte hareket ediyorlar; aynı tezleri savunup, aynı noktada buluşuyorlar. Bu konuda yüzlerce örnek var.</p>
<p><strong>Darbeci Sisi</strong>’nin bir televizyon kanalının bu adama övgüler düzmesi sıkıntı değil. Asıl problem bizim içimizde.</p>
<p>Adam bir katilmiş, elinde yüzlerce insanımızın kanı varmış, ülke düşmanıymış, emperyalist güçlerin maşasıymış, hiç fark etmiyor. <strong>O</strong>’nun <strong>Erdoğan</strong> düşmanlığından iç siyasette alabildiğine yararlanılmaya çalışılıyor.</p>
<p><strong>FETÖ</strong>’den sonra önümüzde duran en büyük tehlike bu… Bu sakat ve omurgasız siyaset anlayışı, <strong>Türkiye’</strong>yi içten içe kemiriyor!</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ahlaksizdan-ahlak-abidesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fetullah’ı Gömecekler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/fetullahi-gomecekler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/fetullahi-gomecekler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Aug 2019 08:25:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Fetullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12221</guid>

					<description><![CDATA[Üzerinden iki haftaya yakın zaman geçti&#8230; Konu kamuoyunda pek konuşulmadı&#8230; Hatta neredeyse “sessizlikle” geçiştirildi&#8230; Konu şu: Meclis’te grubu bulunan dört parti, ortak bir bildiriye imza atarak ABD’ye “FETÖ çağrısı”yaptı. HDP dışındaki dört parti&#8230; AK Parti, CHP, MHP ve İYİ Parti’nin imzaladığı bildiride, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen ve örgütünün 15 Temmuz 2016’da bir darbe girişiminde bulunarak Türk demokrasisine kast ettiği ve 251 vatandaşımızın öldürülmesinden sorumlu olduğu görüşüne yer veriliyordu. Yargı tarafından da onaylanan bu suçlarından dolayı adalet önünde hesap vermeleri için, başta örgüt lideri Fetullah Gülen olmak üzere FETÖ mensuplarının Türkiye’ye iadeleri talep ediliyordu. Bildirinin sessizlikle geçiştirilmesinin (yani kamuoyunda yeterince tartışılmamasının) iki nedeni var: Birincisi, AK Parti dışındaki partiler (CHP ve İYİ Parti) kamuoyu tarafından samimi bulunmadı&#8230; 15 Temmuz’a “kontrollü darbe” diyen Kemal Kılıçdaroğlu’yla, neredeyse bütün danışmanları “FETÖ”cü çıkan Meral Akşener’in imzaladığı çağrıdan ne olacaktı ki? İkincisi de şu: Türk kamuoyu, Amerika’nın Fetullah Gülen’i iade edeceğine inanmıyor. Dolayısıyla, bu tür çağrılara pek prim vermiyor. Ben de böyle düşünüyorum. Yani, Amerika’nın Fetullah Gülen’i iade edeceğine inanmıyorum. Daha önce “detayını” yazmıştım. Şu haliyle Amerika’nın FETÖ’den vazgeçmesi ve örgütün lideri Fetullah Gülen’i iade etmesi kolay görünmüyor. Nedeni çok açık: FETÖ, 170 ülkedeki örgütlenmesiyle, Amerika’nın üzerinde titrediği en ciddi (belki de en “pahalı”) yatırımlardan biridir; dolayısıyla bu yatırımını hemen gözden çıkarması beklenmemelidir. Kâr- zarar durumuna bakılır. Örgütün işlevselliğini koruyup korumadığı test edilir. Ona göre bir tasarrufa gidilir. Sırf Türkiye istedi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üzerinden iki haftaya yakın zaman geçti&#8230; Konu kamuoyunda pek konuşulmadı&#8230; Hatta neredeyse <strong>“sessizlikle”</strong> geçiştirildi&#8230;</p>
<p>Konu şu:</p>
<p>Meclis’te grubu bulunan dört parti, ortak bir bildiriye imza atarak <strong>ABD</strong>’ye <strong>“FETÖ çağrısı”</strong>yaptı.</p>
<p>HDP dışındaki dört parti&#8230; <strong>AK Parti, CHP, MHP</strong> ve <strong>İYİ Parti</strong>’nin imzaladığı bildiride, FETÖ elebaşı <strong>Fetullah Gülen</strong> ve örgütünün 15 Temmuz 2016’da bir darbe girişiminde bulunarak Türk demokrasisine kast ettiği ve 251 vatandaşımızın öldürülmesinden sorumlu olduğu görüşüne yer veriliyordu. Yargı tarafından da onaylanan bu suçlarından dolayı adalet önünde hesap vermeleri için, başta örgüt lideri Fetullah Gülen olmak üzere FETÖ mensuplarının Türkiye’ye iadeleri talep ediliyordu.</p>
<p>Bildirinin sessizlikle geçiştirilmesinin <em>(yani kamuoyunda yeterince tartışılmamasının)</em> iki nedeni var:</p>
<p>Birincisi, AK Parti dışındaki partiler <em>(CHP ve İYİ Parti)</em> kamuoyu tarafından samimi bulunmadı&#8230; 15 Temmuz’a <strong>“kontrollü darbe”</strong> diyen <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong>’yla, neredeyse bütün danışmanları <strong>“FETÖ”</strong>cü çıkan <strong>Meral Akşener</strong>’in imzaladığı çağrıdan ne olacaktı ki?</p>
<p>İkincisi de şu:</p>
<p>Türk kamuoyu, Amerika’nın Fetullah Gülen’i iade edeceğine inanmıyor. Dolayısıyla, bu tür çağrılara pek prim vermiyor.</p>
<p>Ben de böyle düşünüyorum. Yani, Amerika’nın Fetullah Gülen’i iade edeceğine inanmıyorum.</p>
<p>Daha önce <strong>“detayını”</strong> yazmıştım.</p>
<p>Şu haliyle Amerika’nın FETÖ’den vazgeçmesi ve örgütün lideri Fetullah Gülen’i iade etmesi kolay görünmüyor.</p>
<p>Nedeni çok açık:</p>
<p>FETÖ, 170 ülkedeki örgütlenmesiyle, Amerika’nın üzerinde titrediği en ciddi <em>(belki de en <strong>“pahalı”</strong>) </em>yatırımlardan biridir; dolayısıyla bu yatırımını hemen gözden çıkarması beklenmemelidir.</p>
<p>Kâr- zarar durumuna bakılır.</p>
<p>Örgütün işlevselliğini koruyup korumadığı test edilir.</p>
<p>Ona göre bir tasarrufa gidilir.</p>
<p>Sırf Türkiye istedi diye, Amerika yatırımından vazgeçmez.</p>
<p>Mutlaka <strong>“maliyet”</strong> hesabı yapar.</p>
<p>Türkiye’nin Fetullah Gülen’e karşı ne önerdiğine, iadesi durumunda doğabilecek zararın nasıl telafi edileceğine <em>(edilip edilmeyeceğine)</em> bakar.</p>
<p>Fetullah Gülen meselesi, <strong>“hukuki bir mesele”</strong> değildir çünkü.</p>
<p>Gerçi ABD’li yetkililer, <strong>“Gülen’in darbe örgütlediğine ilişkin delilinizi getirin, bağımsız yargımız karar versin”</strong> diye üç yıldır ortada top çeviriyor ama bunun hukuki bir mesele olmadığını herkes biliyor.</p>
<p>Fetullah Gülen meselesi, <strong>“siyasi”</strong> bir meseledir.</p>
<p>Çözümü de, büyük ölçüde “siyasi” olmak durumundadır.</p>
<p>Dolayısıyla, Amerika’nın istediği <strong>“karşılık”</strong> <em>(ya da <strong>“taviz”</strong>, her neyse)</em> siyasi olacaktır.</p>
<p>Bir aralar, Gülen’in, <strong>Usame bin Ladin</strong> gibi <strong>“kaybedileceği”</strong> görüşü ortaya atılmıştı.</p>
<p>Bir aralar intihar edeceği yahut <strong>“ettirileceği”</strong> söylenmişti.</p>
<p>İntihar en zayıf seçenek gibi bence&#8230;</p>
<p>Çünkü Fetullah Gülen kendi bedeni <em>(kendi canı)</em> konusunda çok hassastır. Bu durum, vaazlarına da yansıyor. Çünkü canını çok seviyor. Bedeni üzerinde yürütülecek pazarlıkların bir unsuru olmak, bunun huzursuzluğunu yaşamak istemiyor. Onu var eden tek şey, başkalarının canı üzerinden kurduğu <strong>“iktidar&#8230;”</strong> Bu iktidarı kaybetmek istemiyor ama bununla birlikte, artık <strong>“taşınamaz”</strong> bir konumda olduğunu da görüyor&#8230;</p>
<p>Ben iade edileceği kanaatinde değilim ama bu Amerika’nın Gülen’den kurtulmak istemediği/istemeyeceği anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>15 Temmuz</strong>’dan sonra kurduğu <strong>“yapı”</strong>yla birlikte deşifre olması büyük handikap. Kendisini himaye edenler açısından oldukça <strong>“riskli”</strong> bir eleman konumunda.</p>
<p>İade etmeseler de, Usame’ye yaptıkları gibi, bir gün <strong>“sırlarıyla”</strong> birlikte gömebilirler.</p>
<p>Ahmet Kekeç/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/fetullahi-gomecekler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İğrenç Adam</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/igrenc-adam/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/igrenc-adam/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jul 2019 06:35:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[emin pazarcı]]></category>
		<category><![CDATA[Enes Kanter]]></category>
		<category><![CDATA[Fetullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11940</guid>

					<description><![CDATA[İnanın izlerken midem kalktı. Belli ki bütün sınırları aşmış, iyiden iyiye dengeyi kaybetmiş. Tam bir yontulmamış kalas; görgüsüz, kaba saba bir maganda. Çirkinlik diz boyu… Altına tabak yapışmış çay bardağını kaldırıyor. Höpürdeterek, ağzını şapırdatarak bir yudum alıyor. Sonra çaya bulaşmış elini ağzına götürerek yalıyor. “Bu kadar yeter” diyor. Yanındakilere içilmiş çay ile yemediği hurma ve bisküvileri gösteriyor: -Bunu şeye verin. Enes Kanter’e. Artıklarını bir köpeğin önüne atarcasına adamına gönderiyor. Ben duygusu öylesine tavan yapmış ki, bunu da ikram sanıyor! Enes Kanter ise sosyal medyadan yaptığı paylaşımla memnuniyetini ve şükranlarını iletiyor. Fetullah Gülen denilen adamın artıkları için “Ben buna layık değilim” diyor. Önüne pisliğini atan adamı kutsuyor, tanrılaştırıyor. Tam bir sapkınlık hali bu! Bir dönem “dindar nesil” diye millete yutturulmaya çalışılan güruhun gerçek fotoğrafı! Tam bir basitlik, bayağılık, çirkinlik, iğrençlik yumağı. Efendisi, artıklarını kölesinin önüne atıyor. İradesi ele geçirilen zavallı da koşup kapıyor. Durup dururken “midem bulandı” demiyorum. Gerçekten herkesin midesini ayağa kaldıracak iğrenç bir görüntü bu! *** Hep soruyoruz birbirimize: -15 Temmuz’da milletin üzerine tankları nasıl sürebildiler? İnsanların üzerine gökten nasıl bomba yağdırabildiler? Sorunun cevabı bu görüntülerin içinde gizli: Adamın, kendisini destekleyenlere verdiği değer ve bakış açısı ortada. Önlerine artıklarını atıp, onları mutlu ettiğini düşünüyor. Yanılmıyor da; artığı kapan, sevinç çığlıkları atıyor. Geçmişte F. Gülen denilen bu adamın kirli iç çamaşırlarını koklayıp, huzur bulanlara &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnanın izlerken midem kalktı. Belli ki bütün sınırları aşmış, iyiden iyiye dengeyi kaybetmiş. Tam bir yontulmamış kalas; görgüsüz, kaba saba bir maganda.</p>
<p>Çirkinlik diz boyu…</p>
<p>Altına tabak yapışmış çay bardağını kaldırıyor. Höpürdeterek, ağzını şapırdatarak bir yudum alıyor. Sonra çaya bulaşmış elini ağzına götürerek yalıyor. <strong>“Bu kadar yeter”</strong> diyor. Yanındakilere içilmiş çay ile yemediği hurma ve bisküvileri gösteriyor:</p>
<p><strong>-Bunu şeye verin. Enes Kanter’e.</strong></p>
<p>Artıklarını bir köpeğin önüne atarcasına adamına gönderiyor. Ben duygusu öylesine tavan yapmış ki, bunu da ikram sanıyor!</p>
<p><strong>Enes Kanter</strong> ise sosyal medyadan yaptığı paylaşımla memnuniyetini ve şükranlarını iletiyor. <strong>Fetullah Gülen</strong> denilen adamın artıkları için <strong>“Ben buna layık değilim”</strong> diyor. Önüne pisliğini atan adamı kutsuyor, tanrılaştırıyor.</p>
<p>Tam bir sapkınlık hali bu! Bir dönem <strong>“dindar nesil”</strong> diye millete yutturulmaya çalışılan güruhun gerçek fotoğrafı! Tam bir basitlik, bayağılık, çirkinlik, iğrençlik yumağı. Efendisi, artıklarını kölesinin önüne atıyor. İradesi ele geçirilen zavallı da koşup kapıyor.</p>
<p>Durup dururken <strong>“midem bulandı”</strong> demiyorum. Gerçekten herkesin midesini ayağa kaldıracak iğrenç bir görüntü bu!</p>
<p align="center"><strong>***</strong></p>
<p>Hep soruyoruz birbirimize:</p>
<p><strong>-15 Temmuz’da milletin üzerine tankları nasıl sürebildiler? İnsanların üzerine gökten nasıl bomba yağdırabildiler?</strong></p>
<p>Sorunun cevabı bu görüntülerin içinde gizli: Adamın, kendisini destekleyenlere verdiği değer ve bakış açısı ortada. Önlerine artıklarını atıp, onları mutlu ettiğini düşünüyor. Yanılmıyor da; artığı kapan, sevinç çığlıkları atıyor. Geçmişte <strong>F.</strong> <strong>Gülen</strong> denilen bu adamın kirli iç çamaşırlarını koklayıp, huzur bulanlara bile rastladık biz.</p>
<p>Afyon yutmuşçasına içine girdikleri bu ruh hali, onlara her şeyi yaptırır! <strong>15 Temmuz</strong>’da hep birlikte gördük nasıl insanlıktan çıktıklarını.</p>
<p>O günden beri izliyoruz millete karşı yürüttükleri savaşı. Batının taşeronu olarak verdikleri mücadele hepimizin gözleri önünde gerçekleşiyor.</p>
<p>İğrençlik, kılcal damarlarına kadar bütün vücutlarını sarmış durumda!</p>
<p align="center"><strong>***</strong></p>
<p>Başta kendini ilah gibi gören hasta ruhlu bir adam var. <strong>Türkiye</strong>’ye şaşı bakan batılı güçler <strong>O</strong>’nu kullanıyor. Altta da o adamın artıklarını yemeği büyük bir onur olarak gören bir güruh yer alıyor. O adam işte bunları yönetip yönlendiriyor.</p>
<p>Tam <strong>251</strong> şehit ve <strong>2194</strong> gazimizin kanı var bunların elinde. Büyük bir bölümü yakalandı ve ceza aldı. Mücadele devam ediyor…</p>
<p><strong>CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu</strong>, bunlardan <strong>“garibanlar”</strong> diye bahsetti. <strong>FETÖ</strong>soruşturmalarında <strong>“garibanların içeride olduğunu”</strong> söyledi. İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener de daha önce benzer ifadeler kullandı.</p>
<p>Bir yanda hasta ruhlu iğrenç bir adam ve <strong>O</strong>’nun adına bu milletin üzerine ölüm yağdıran katiller var. Diğer tarafta sözde siyaset yapmak adına cezaevlerindeki o katilleri aklama anlamına gelecek söylemler…</p>
<p>Tam bir ört ki ölem durumu!</p>
<p>Batının böyle bir adam ve örgütünü desteklemesini anlıyorum anlamasına da… Bizimkilere ne oluyor? Bu iğrenç yapı üzerinden siyasi rant devşirme çabalarını anlayamıyor, çözemiyor ve ahlaki bir temele oturtamıyorum!</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/igrenc-adam/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akşener-Fetullah Dostluğu 28 Şubat’a Dayanıyor</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/aksener-fetullah-dostlugu-28-subata-dayaniyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/aksener-fetullah-dostlugu-28-subata-dayaniyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Mar 2019 06:28:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[28 Şubat]]></category>
		<category><![CDATA[Fetullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Meral Akşener]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9256</guid>

					<description><![CDATA[Millet ittifakının millete teklif ettiği “PKK”lı belediye meclisi üyesinin sayısı 325&#8230; Bu rakama, CHP’li ya da Saadet Partili görünen belediye başkanı adayları dâhil değil. Bu rakamı 10’la sınırlayanlar var ama “Tunç Soyer” gibi sempatizan düzeyini aşmış olanları da dâhil edersek, sayı epey yukarılara çıkıyor. CHP ve Saadet, “doğrudan” PKK’lıları taşıyor. Peki, ittifakın üçüncü ayağını oluşturan İyi Parti ne yapıyor? Bunun cevabını, “Garip gureba, çaycı çorbacı, Mehmetçik içeride” diyen Meral Akşenerversin. Şunu yapıyorlar. Birincisi, PKK’lıların belediye meclis üyeliklerine taşınmasına göz yumuyorlar. Hem de destek oluyorlar. İkincisi, FETÖ’cü katillerin “eylemlerine” meşruiyet üretiyorlar. Garip gureba, çaycı çorbacı, Mehmetçik içerideymiş&#8230; Tarihimizde ilk kez başkentimiz ve Meclis’imiz bombalandı&#8230; 251 insanımız katledildi&#8230; On binlerce insanımız yaralı ve sakat bırakıldı&#8230; Halkın oylarıyla seçilen Cumhurbaşkanına suikast timleri gönderildi&#8230; Ama Meral Akşener, bu işleri yapan canilere “Garip gureba, çaycı çorbacı” diyor. Kendine hâkim olamıyor, “Mehmetçik” diye onurlandırıyor. Bakalım&#8230; Meral Akşener, Fetullah Gülen ve FETÖ konusunda niçin kırılganmış? Biraz da “yakından” bakalım&#8230; Meral Akşener’in FETÖ’yle irtibatı ne zaman başladı? Muarızları, 17/25 Aralık tarihini işaret ediyor&#8230; Evet, bu tarihten sonra Akşener sıklıkla FETÖ’nün yayın organlarında görünmeye, FETÖ’cülere kol kanat geren beyanatlar vermeye başladı (mesela, “cemaat üyesi olsaymış, bunu gururla söyler”miş) ama örgütle irtibatının tarihi eskidir. Bir zamanlar (o zamanki ismiyle) “cemaat”in mutemet ismi olarak bilinen ve Fetullah Gülen’le ters düştüğü için 1990’lı yıllarda yapıyla ilişkisini kesip “itirafçı” olan Nurettin Veren, Akşener’in İçişleri Bakanı yapılmasında Fetullah Gülen’in yönlendirmesi bulunduğunu söylüyordu. Bu “itiraf” şunu gösterir: &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Millet ittifakının millete teklif ettiği <strong>“PKK”</strong>lı belediye meclisi üyesinin sayısı 325&#8230;</p>
<p>Bu rakama, <strong>CHP</strong>’li ya da <strong>Saadet Partili</strong> görünen belediye başkanı adayları dâhil değil.</p>
<p>Bu rakamı 10’la sınırlayanlar var ama <strong>“Tunç Soyer”</strong> gibi sempatizan düzeyini aşmış olanları da dâhil edersek, sayı epey yukarılara çıkıyor.</p>
<p>CHP ve Saadet, <strong>“doğrudan”</strong> PKK’lıları taşıyor.</p>
<p>Peki, ittifakın üçüncü ayağını oluşturan <strong>İyi Parti</strong> ne yapıyor?</p>
<p>Bunun cevabını, <strong>“Garip gureba, çaycı çorbacı, Mehmetçik içeride” </strong>diyen <strong>Meral Akşener</strong>versin.</p>
<p>Şunu yapıyorlar.</p>
<p>Birincisi, PKK’lıların belediye meclis üyeliklerine taşınmasına göz yumuyorlar. Hem de destek oluyorlar.</p>
<p>İkincisi, <strong>FETÖ</strong>’cü katillerin <strong>“eylemlerine”</strong> meşruiyet üretiyorlar.</p>
<p>Garip gureba, çaycı çorbacı, Mehmetçik içerideymiş&#8230;</p>
<p>Tarihimizde ilk kez başkentimiz ve Meclis’imiz bombalandı&#8230; 251 insanımız katledildi&#8230; On binlerce insanımız yaralı ve sakat bırakıldı&#8230; Halkın oylarıyla seçilen Cumhurbaşkanına suikast timleri gönderildi&#8230; Ama Meral Akşener, bu işleri yapan canilere <strong>“Garip gureba, çaycı çorbacı”</strong> diyor. Kendine hâkim olamıyor, <strong>“Mehmetçik”</strong> diye onurlandırıyor.</p>
<p>Bakalım&#8230;</p>
<p>Meral Akşener, Fetullah Gülen ve FETÖ konusunda niçin kırılganmış?</p>
<p>Biraz da <strong>“yakından”</strong> bakalım&#8230;</p>
<p>Meral Akşener’in FETÖ’yle irtibatı ne zaman başladı?</p>
<p>Muarızları, 17/25 Aralık tarihini işaret ediyor&#8230;</p>
<p>Evet, bu tarihten sonra Akşener sıklıkla FETÖ’nün yayın organlarında görünmeye, FETÖ’cülere kol kanat geren beyanatlar vermeye başladı <em>(mesela, <strong>“cemaat üyesi olsaymış, bunu gururla söyler”</strong>miş)</em> ama örgütle irtibatının tarihi eskidir.</p>
<p>Bir zamanlar <em>(o zamanki ismiyle) </em><strong>“cemaat”</strong>in mutemet ismi olarak bilinen ve Fetullah Gülen’le ters düştüğü için 1990’lı yıllarda yapıyla ilişkisini kesip <strong>“itirafçı”</strong> olan <strong>Nurettin Veren</strong>, Akşener’in İçişleri Bakanı yapılmasında Fetullah Gülen’in yönlendirmesi bulunduğunu söylüyordu.</p>
<p>Bu <strong>“itiraf”</strong> şunu gösterir: Akşener, milletvekili olmadan önce de bir şekilde yapıyla irtibatlıydı ve Fetullah Gülen tarafından İçişleri Bakanlığı’na önerilecek kadar <strong>“yakın”</strong> bir isimdi.</p>
<p>Gazeteci <strong>Sabahattin Önkibar</strong>’ın <strong>“Asena &#8211; Meral Akşener&#8217;in dünü ve bugünü”</strong> adlı kitabında ilginç detaylar yer alıyor.</p>
<p>Önkibar’a göre, İçişleri Bakanlığı’yla taltif edilen Akşener’in bir görevi de, Gülen cemaati ile irtibatı <strong>“sağlam”</strong> tutmaktı.</p>
<p>Kitaptaki <strong>“Akşener’e Fethullah görevi”</strong> başlıklı bölümde şunlar yazıyor:</p>
<p>&#8220;Çiller, Ayvaz Gökdemir çıktıktan sonra sekreterine şu talimatı verir:</p>
<p>&#8216;Meral’i (Akşener) bulun, hemen buraya gelsin.&#8217;</p>
<p>Tansu Hanım’ın Meral Akşener’e ilk sözü şu olur:</p>
<p><strong>&#8216;Sen Müslümanlığı iyi biliyorsun&#8230; Bu Fethullah Hoca benim için çok önemli. Ayvaz Hoca’yı görevlendirmiştim ama o beceremedi. Bundan sonra bunlarla teması sen sağlayacaksın. Tanıyor musun Fetullah Hoca’yı?&#8217;</strong></p>
<p>Akşener: <strong>&#8216;Hoca’yı tanımıyorum ama Kocaeli’ndeki birkaç adamını biliyorum. Onlar kanalıyla ulaşırım.&#8217;</strong></p>
<p>Çiller: &#8216;Ben de haber gönderirim. Bundan sonra Ayvaz Bey yerine Meral sizinle muhatap olacak diye&#8230; Aman göreyim seni, bunlarla iyi ilişki kur.&#8217;</p>
<p>Akşener: &#8216;Emredersiniz.&#8217;</p>
<p>Meral Akşener’in Fethullah Cemaati’yle ilişki serüveni böyle başlar. Peşi sıra Akşener birkaç kere Fethullah Hoca’yı ziyaret eder&#8230;”</p>
<p>Önkibar’ın anlattıkları bunlar.</p>
<p>Kalanını Akşener anlatsın.</p>
<p>Genel başkanıyla FETÖ liderinin görüşmelerinden kaçına kendisi nezaret etmiştir?</p>
<p>Ahmet Kekeç/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/aksener-fetullah-dostlugu-28-subata-dayaniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Gülen Amerikan Ulusal Güvenliği İçin Tehdit&#8221;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/gulen-amerikan-ulusal-guvenligi-icin-tehdit/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/gulen-amerikan-ulusal-guvenligi-icin-tehdit/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Oct 2018 08:25:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Fetullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Jeffrey Gordon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=3181</guid>

					<description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim döneminde ulusal güvenlik danışmanlığını yapan Jeffrey Gordon: “Fetullah Gülen, hem Türkiye hem de ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturuyor, hemen Türkiye’ye iade edilmeli.” dedi Washington merkezli Türk Miras Vakfı (Turkish Heritage Organization) tarafından düzenlenen “ABD-Türkiye Güvenlik Ortaklığı ve Mevcut Zorluklar” başlıklı moderatörlüğünü Naskah Zada’nın yaptığı panelde Trump’ın eski danışmanlarından Gordon, ABD Siber Komutanlığı Dış Politika Danışmanı Gina Abercombie-Winstanley, ABD Dış Politika Konseyi Başkan Yardımcısı Ilan Berman ve Emekli General İsmail Hakkı Pekin konuşmacı olarak katıldı. Amerika&#8217;nın en eski Türk gazetelerinden Forum USA muhabiri Trump’ın eski danışmanlarından Jeffrey Gordon’e FETÖ elebaşının iadesi konusunda Türkiye’nin memnun olmadığını ve Başkan Trump’ın bu konuda neler yapması gerektiği sordu. Başkan Trump’ın seçim döneminde ulusal güvenlik danışmanlığını yapan Gordon “Fetullah Gülen, hem Türkiye hem de ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturuyor, derhal Türkiye’ye iade edilmeli. NATO müttefikimizi tehdit eden yapılanmaya sahip çıkmamalıyız.” diye konuştu. Gordon ayrıca, FETÖ’nin kendisine bağlı sözleşmeli okul ve üniversitelerinde vizeleri suistimal etmek ve vergi kaçırmak gibi birçok suç işlediğini ve FBI tarafından konularının soruşturulduğunu dile getirdi. ABD – Türkiye ilişkileri pozitif yönde ilerliyor THO’nun gerkeleştirdiği panelde konuşan ABD Dış Politika Konseyi Başkan Yardımcısı Ilan Berman’da ABD’nin, Suriye konusuna Türkiye’nin gösterdiği kadar ilgi göstermediğini, iki ülkenin etkin çalışabilmesi için Washington’ın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim döneminde ulusal güvenlik danışmanlığını yapan Jeffrey Gordon: “Fetullah Gülen, hem Türkiye hem de ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturuyor, hemen Türkiye’ye iade edilmeli.” dedi</strong></p>
<p>Washington merkezli Türk Miras Vakfı (Turkish Heritage Organization) tarafından düzenlenen “ABD-Türkiye Güvenlik Ortaklığı ve Mevcut Zorluklar” başlıklı moderatörlüğünü Naskah Zada’nın yaptığı panelde Trump’ın eski danışmanlarından Gordon, ABD Siber Komutanlığı Dış Politika Danışmanı Gina Abercombie-Winstanley, ABD Dış Politika Konseyi Başkan Yardımcısı Ilan Berman ve Emekli General İsmail Hakkı Pekin konuşmacı olarak katıldı.</p>
<p>Amerika&#8217;nın en eski Türk gazetelerinden Forum USA muhabiri Trump’ın eski danışmanlarından Jeffrey Gordon’e FETÖ elebaşının iadesi konusunda Türkiye’nin memnun olmadığını ve Başkan Trump’ın bu konuda neler yapması gerektiği sordu.</p>
<p>Başkan Trump’ın seçim döneminde ulusal güvenlik danışmanlığını yapan Gordon “Fetullah Gülen, hem Türkiye hem de ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturuyor, derhal Türkiye’ye iade edilmeli. NATO müttefikimizi tehdit eden yapılanmaya sahip çıkmamalıyız.” diye konuştu.</p>
<p>Gordon ayrıca, FETÖ’nin kendisine bağlı sözleşmeli okul ve üniversitelerinde vizeleri suistimal etmek ve vergi kaçırmak gibi birçok suç işlediğini ve FBI tarafından konularının soruşturulduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>ABD – Türkiye ilişkileri pozitif yönde ilerliyor</strong></p>
<p>THO’nun gerkeleştirdiği panelde konuşan ABD Dış Politika Konseyi Başkan Yardımcısı Ilan Berman’da ABD’nin, Suriye konusuna Türkiye’nin gösterdiği kadar ilgi göstermediğini, iki ülkenin etkin çalışabilmesi için Washington’ın daha etkili bir politika izlemesi gerektiğini belirtti.</p>
<p>Panelde söz alan Dış Politika Danışmanı Abercombie-Winstanley, “ABD’nin, (terör örgütü) YPG/PYD konusunda Türkiye’nin endişelerini iyi anlaması ve iki ülke arasında güçlü bir iletişimin kurulması gerektiğini” vurguladı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/gulen-amerikan-ulusal-guvenligi-icin-tehdit/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>15 Temmuz Sanıkları “Kontrollü Darbe” Diye Savunma Yapıyor!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/15-temmuz-saniklari-kontrollu-darbe-diye-savunma-yapiyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/15-temmuz-saniklari-kontrollu-darbe-diye-savunma-yapiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cüneyt Toraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Jun 2018 22:03:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[10. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Cüneyt Toraman]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Fetullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Kontrollü Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[Temmuz 2018]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2298</guid>

					<description><![CDATA[15 Temmuz darbe teşebbüsünün başarısız olmasının nedeni darbeye iştirak eden askerlerin beceriksizliği değil, halkın darbeye karşı direnmesidir. Bu darbeyi planlayanların, uygulamaya koyanların, destekçilerinin, “kontrollü darbe” gibi hiçbir temeli olmayan soyut iddialarla halkın destansı direnişini kirletmesine izin vermeyelim. Kontrollü darbe iddiasını ilk kez ortaya atan, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün hemen ertesinde, FETÖ örgüt lideri Fetullah Gülen oldu. Aynı tarihte, Amerikan medyasında da benzer haberler yapıldı. Kontrollü darbe iddiasının amacının, 15 Temmuz darbe teşebbüsü ile Amerika arasındaki bağlantıyı koparmaya yönelik olduğunu anlayabiliyoruz. Darbeye iştirak eden askerlerin ifadeleri ortaya çıkmaya başlayınca, örgüt lideri “bu darbeyi, ulusalcı kanat Atatürkçüler yapmış olabilir” dedi. Soruşturmalar ilerledikçe, darbe ile FETÖ lideri arasında yoğun bağlantılar ortaya çıkmaya başladı. FETÖ’nün önemli isimlerinden biri olan Ekrem Dumanlı, “bu harekete bağlı olanlardan bir kısmı, tepkisel olarak kendi başlarına böyle bir şey yapmış olabilir, bu kişilerin hareketi bizi bağlamaz” diye açıklama yaptı. Örgüt lideri Gülen de, “bu harekete mensup bazı kişilerin, makam ve mevki hırsıyla bu darbeyi yapmış olabileceğini, darbelere karşı olduklarını” söyledi. Soruşturma derinleştikçe, Fetullah Gülen’in darbe teşebbüsünün tam merkezinde olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine kontrollü darbe iddiası uzunca bir süre rafa kaldırıldı. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün yıldönümünde tekrar tedavüle sürüldü. CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “15 Temmuz darbe teşebbüsünün Ak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>15 Temmuz darbe teşebbüsünün başarısız olmasının nedeni darbeye iştirak eden askerlerin beceriksizliği değil, halkın darbeye karşı direnmesidir. Bu darbeyi planlayanların, uygulamaya koyanların, destekçilerinin, “kontrollü darbe” gibi hiçbir temeli olmayan soyut iddialarla halkın destansı direnişini kirletmesine izin vermeyelim.</strong></p>
<p>Kontrollü darbe iddiasını ilk kez ortaya atan, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün hemen ertesinde, FETÖ örgüt lideri Fetullah Gülen oldu. Aynı tarihte, Amerikan medyasında da benzer haberler yapıldı. Kontrollü darbe iddiasının amacının, 15 Temmuz darbe teşebbüsü ile Amerika arasındaki bağlantıyı koparmaya yönelik olduğunu anlayabiliyoruz. Darbeye iştirak eden askerlerin ifadeleri ortaya çıkmaya başlayınca, örgüt lideri “bu darbeyi, ulusalcı kanat Atatürkçüler yapmış olabilir” dedi. Soruşturmalar ilerledikçe, darbe ile FETÖ lideri arasında yoğun bağlantılar ortaya çıkmaya başladı. FETÖ’nün önemli isimlerinden biri olan Ekrem Dumanlı, “bu harekete bağlı olanlardan bir kısmı, tepkisel olarak kendi başlarına böyle bir şey yapmış olabilir, bu kişilerin hareketi bizi bağlamaz” diye açıklama yaptı. Örgüt lideri Gülen de, “bu harekete mensup bazı kişilerin, makam ve mevki hırsıyla bu darbeyi yapmış olabileceğini, darbelere karşı olduklarını” söyledi. Soruşturma derinleştikçe, Fetullah Gülen’in darbe teşebbüsünün tam merkezinde olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine kontrollü darbe iddiası uzunca bir süre rafa kaldırıldı. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün yıldönümünde tekrar tedavüle sürüldü. CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “15 Temmuz darbe teşebbüsünün Ak Partinin eseri olduğunu, kontrollü bir darbe olduğunu” dile getirmeye başladı. Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamasından sonra, 15 Temmuz darbe sanıkları da mahkemede bu yönde savunma yapmaya başladılar. 15 Temmuz darbe teşebbüsüne iştirak iddiasıyla yargılanan rütbeli subaylar, savunmalarını, “kontrollü darbe” ve kendilerine kumpas kurulduğu tezi üzerine inşa etmeye başladılar. Sanıkların, bu iddialarını destekleyecek en küçük bir kanıt sunamaması, bu iddianın, bütün boyutlarıyla ele alınmasına engel teşkil etmiyor.</p>
<p><strong>15 Temmuz FETÖ’ye Kumpas mı?</strong></p>
<p>15 Temmuz sanıklarından bazıları, şöyle savunma yapıyor: “Hizmet hareketine bağlı bazı emniyet görevlileri, bazı bakan ve çocuklarının yolsuzluklarıyla ilgili soruşturma başlattığı için, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, intikam almak için, kamu kurumlarında görev yapan hizmet hareketine bağlı olanları (devletin desteğiyle) tasfiye hareketine girişmiştir. Emniyet ve Yargı içindeki hizmet hareketi mensupları sadece görevlerini yapmışlardır. Hiçbir suç işlemedikleri halde kumpas iddialarıyla gözaltına alınmışlar, tutuklanmışlardır. Bu davaların bir kısmı devam ederken, bir kısmı sonuçlanmış, masum oldukları halde mahkum edilmişlerdir. 15 Temmuz, ordu içindeki hizmet hareketi mensuplarını tasfiye amacıyla kurgulanmış bir kumpastır. Bu kumpasın en önemli delillerinden biri, 5442 sayılı İl İdaresi Kanununda, terör olaylarında, askerin kolluk kuvvetlerine destek vermesine yönelik değişiklik yapılması ve bu değişikliğin, darbe teşebbüsünden bir gün önce resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmesidir. Darbe kurgusunun alt yapısı hazırlandıktan sonra, Genelkurmay başkanlığından belli birliklere emir gönderilmiş, bu birliklerin komutanları da verilen emri yerine getirmiştir. Ordu içinde hizmet hareketine bağlı olanlar, 15 Temmuzda darbe teşebbüsünde bulunmamıştır. Bu insanları belli noktalara sevk edenler, kumpas kuranlar suçludur. Bizim değil, bunların yargılanması gerekir.”</p>
<p>Bu savunma, 15 Temmuz darbe teşebbüsü hakkında yeterli bilgiye sahibi olmayanları şüpheye düşürebilir. Ancak gerçekleri yan yana koyduğumuzda bu iddianın bir harfinin bile doğru olmadığı görülecektir. Her şeyden önce 17/25 Aralık operasyonunun, adli bir yolsuzluk soruşturması olmadığı, Amerika tarafından planlanan Türkiye’deki taşeronları tarafından uygulamaya konulan bir operasyon olduğu ortaya çıkmıştır. 17/25 Aralık soruşturmasını yürütenlerin bu soruşturmanın merkezine Halk bankasını yerleştirmesi, bu soruşturma başarısız olunca, Amerika’nın, kendi ülkesinde Reza Zarrab aleyhine dava açması, 17/25 Aralık soruşturmasında görev yapan FETÖ’cü polis şeflerinin, soruşturma belgelerini savcıya vermesi, bu davada tanıklık yapması, bu soruşturmanın “adli bir soruşturma” değil, uluslararası bir operasyon olduğunu gösteriyor. 17/25 Aralık soruşturmasını yürütenler, kumpas iddiasıyla yargılanıyor. Şüphelilerden bazılarının Amerika’ya, bazılarının Almanya’ya sığındığı8nı biliyoruz. Bu örgüt sadece 17/25 Aralık soruşturmasında değil, Ergenekon, Balyoz, Tahşiye, Selam Tevhid, MİT Tırları, , gibi yüzlerce soruşturma ve davada masum insanlara kumpas kurmuştur. Örgüt için tehlike arz eden, Necip Hablemitoğlu, Muhsin Yazıcıoğlu gibi kişileri öldürtmüş, operasyonlarına meşruiyet kazandırmak için, Hrant Dink, Danıştay saldırısı gibi cinayetler işletmiştir. Bu davalarda elde edilen deliller, FETÖ’nün sadece rakiplerini tasfiye etmek için kumpas kuran değil, aynı zamanda eli kanlı bir suç örgütü olduğunu gösteriyor. Bu davalarda görev alan ve yargılanan çok sayıda hakim ve savcının itirafları, soruşturmaların örgütün talimatıyla başladığını, örgütün talimatına göre sonuçlandığını kanıtlamaktadır. Kumpas davalarından bir kısmı sonuçlanmış bir kısmının yargılaması devam etmektedir. Bu davaların her biri, bu örgütün en önemli özelliklerinden birinin kumpas olduğunu kanıtlamaktadır. Bu davalar, FETÖ’nün emniyet ve yargı içindeki unsurlarıyla suç işlediğini göstermektedir. Farklı savcılar ve farklı mahkemeler tarafından yürütülen bu soruşturma ve davaları, intikam olarak nitelemek eşyanın tabiatına aykırıdır.</p>
<p>17/25 Aralık operasyonu, emniyet ve yargı içine sızan FETÖ’nün operasyonu olduğuna göre, bu örgütün, (ordu dahil) bütün kamu kurumlarından tasfiye edilmesi son derece doğaldır. 2016 yılında yapılacak Yüksek Askeri Şura toplantısından çok önce, bu toplantıda FETÖ’ye yönelik geniş kapsamlı bir tasfiye yapılacağı açık açık konuşulmaktaydı. YAŞ toplantısı yapılmadan önce yapılan darbe teşebbüsü, bu darbeyi FETÖ’nün planladığını göstermektedir. Bu senaryoda iddia edildiği gibi, genelkurmay başkanlığı tarafından, hizmet hareketi mensuplarına, “darbe” veya “sıkıyönetim” veya “muhtelif kent merkezlerindeki bazı kurumların güvenliğini sağlama” görevi verildiğini varsayalım. Bu senaryoda birinci seçenek, genelkurmay başkanlığının, FETÖ’cü subaylara, darbe emri vermiş olmasıdır. Eğer genelkurmay başkanlığından böyle bir emir verilmiş olsaydı, darbenin emir-komuta zinciri izcinde yapılması gerekirdi. Oysa 15 Temmuz darbe teşebbüsünün emir komuta zinciri içinde yapılmadığı, genelkurmay başkanı başta olmak üzere, üst düzey kuvvet komutanları derdest edildiği bilinmektedir. Genelkurmay başkanlığı “darbe emri” verseydi bile, kendilerini “hizmet hareketi gönüllüsü” olarak tanımlayan FETÖ’cü askerlerin, konusu suç teşkil eden bu emri yerine getirmemesi gerekirdi. Zira kanunsuz emri yerine getiren sorumlu olur. Bu senaryoda, 15 Temmuz darbesini FETÖ’cü askerlerin yaptığı kabul edilmektedir. İkinci seçenek, sıkıyönetim ilan edilmesi nedeniyle FETÖ’cü subaylara görev verilmesidir. Sanıkların bir kısmı, savunmalarında, genelkurmay başkanlığından sıkıyönetim ilan edildiğinin söylendiğini, bu emre istinaden kendilerine göre verildiğini söylüyor. Böyle bir savunmaya itibar edilebilmesi için, anayasada belirlenen esaslara göre sıkıyönetim ilan edilmesi gerekiyor. Anayasanın 122.maddesinde;<em> “Olağanüstü hal ilanını gerektiren hallerden daha vahim şiddet hareketinin yaygınlaşması veya savaş hali veya savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, ayaklanma olması veya vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışmanın veya ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması sebepleriyle, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Milli Güvenlik Kurulunun da görüşünü aldıktan sonra, süresi altı ayı aşmamak üzere yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde sıkıyönetim ilan edebilir. Bu karar, derhal Resmi Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı halinde değilse hemen toplantıya çağırılır.”</em> Hükümleri, sıkıyönetimin nasıl ilan edilebileceğini net olarak açıklamış. Rütbeli subayların bu hükümleri bilmemesi imkansızdır. 15 Temmuz sanıklarının akıllı telefon kullandığı dikkate alındığında, sıkıyönetim ilanı iddiasının doğru olup olmadığını çek etmek için resmi gazeteye erişimi an meselesidir. Bu iddiayı doğrulamadığı sürece harekete geçemez. Harekete geçse bile, sıkıyönetim ilan edilmediğini öğrendiğinde derhal geri dönmesi gerekirdi. Oysa 15 Temmuz sanıkları, sabaha kadar sivil halkın üzerine ateş açarak, direnişi bastırmaya çalışmıştır.</p>
<p>Üçüncü seçenek, genelkurmay başkanlığından, darbe için değil de, terör saldırısı istihbaratına istinaden bazı kurumların güvenliğini sağlamak için görev verilmesidir. FETÖ’cü askerlere böyle bir emir verilmiş olsaydı, bu emrin gereği kamu kurumlarının güvenliğini sağlamakla sınırlı olması, kolluk güçlerine destek olması (olası terör eylemlerine karşı onlarla birlikte hareket etmesi) gerekirdi. Ancak, darbe teşebbüsü davalarının içeriğine bakıldığında, bu kurumların güvenliğini sağlamak için görevlendirildiğini öne süren askerlerin, bu kurumları ele geçirmeye çalıştığı, bombaladığı görülüyor. Kamu kurumlarının çevresinde bulunan kolluk güçlerini yere yatırdıkları, silahlarını aldıklarını, itiraz edenlere şiddet uyguladıklarını gösteriyor. Bu senaryo, sivil halkın üzerine ateş açmalarını, TBMM’nin bombalamalarını, MİT karargahının bombalamalarını, Cumhurbaşkanını yakalamak veya öldürmek için Marmaris’e tim göndermelerini, yakalayamayınca Atatürk havalimanına takviye kuvvet göndermelerini, açıklayamıyor. 15 Temmuz sanıklarının üstüne basa basa ileri sürdükleri iddialarından biri de, İl İdaresi Kanununda, toplumsal olaylarda kolluk kuvvetinin yetersiz kalması durumunda, askere yetki verilmesine ilişkin kanun değişikliğidir. Bu değişiklik, 23/06/2016 tarihinde yapılmış, 14/07/2016 tarihli resmi gazetede (darbe teşebbüsünden bir gün önce) yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 5442 Sayılı İl İdaresi Kanununun 11.maddesi (j) fıkrasında, <em>“(Ek: 23/6/2016-6722/12 md.) Genel kolluk kuvvetlerinin imkân ve kabiliyetlerini aşan durumlarda terörle mücadele için gerekli olması veya terör eylemlerinin kamu düzenini ciddi şekilde bozması hâlinde, İçişleri Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla Türk Silahlı Kuvvetleri görevlendirilebilir. Bakanlar Kurulu kararında; görevin kapsam ve süresi, görev alanı, istihbarat yetkisinin kapsamı, destek silahlarının kullanımına yönelik tahditler, görevlendirilen birliklerin mülki amirler ve genel kolluk kuvvetleri ile ilişkileri, ilgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından alınması gereken tedbirler, icra edilecek görevlerin planlanması ve izlenmesi ile gerek görülen diğer hususlar gösterilir. Görevlendirilecek Türk Silahlı Kuvvetleri birliklerinin çapı, teşkilatı, konuşlandırılacağı yerler, emir komuta ilişkileri, kuvvet kaydırılması ve bu kapsamda gerekli görülen diğer hususlar Genelkurmay Başkanlığı tarafından belirlenir.”</em> Madde metninde görüleceği üzere, terör olaylarında askerin görevlendirilebilmesi için, terör söylentisi değil, somut bir terör eylemi olması, bu eylemin kamu düzenini ciddi şekilde bozması, kolluk güçlerinin terör eylemlerini önlemede yetersiz kalması, bunlara ilaveten, İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulunun karar vermesi gerekiyor. 15 Temmuzda bunların hiç biri yoktur. Askeri uzman bilirkişilerin hazırladıkları raporlar, kamu tanığı askerler, böyle bir savunmanın temelsiz olduğunu belirtiyor. Türkiye’nin büyük şehirlerinde bombalı terör eylemleri, Güneydoğu’da hendek kazma olaylarında dahi askerleri görevlendirmeyen hükümetin, hiçbir terör olayının olmadığı 15 Temmuz’da askere görev vermesi anlamsızdır. 5442 sayılı kanununda yapılan değişikliğin amacı, terörle mücadelede görevlendirilen askerleri korumaya yöneliktir. Bu kanun, darbeden yaklaşık bir ay önce (23/06/2016) TBMM’de kabul edilmiştir. Kanunun, darbe teşebbüsünden bir gün önce yürürlüğe girmesi (resmi gazetede yayınlanması), ancak tesadüfle açıklanabilir. Kanun metni, terör eylemlerinde askerin, kolluk kuvvetlerine destek için görevlendirilmesini bir dizi şarta bağlıyor. Bu kanun 14 Temmuzda yürürlüğe girdiğine göre, bu kanunun uygulama esaslarının belirlenmesi ve askerlerin eğitilmesi, tatbikatlar yapması gerekiyor. Bu kanun değişikliği veya bundan önceki darbelerde darbeye dayanak gösterilen TSK İç hizmet Kanunu 35.maddesi dahil, hiçbir kanun, yönetmelik, darbeyi meşru hale getirmez. Demokrasilerde darbe, en ağır suçtur. 15 Temmuz sanıklarına kumpas iddiasını ciddiye almak için, emri verenlerle emri yerine getirenler arasında ayırım yapılması gerekiyor. Adli merciler, emri yerine getirenler hakkında işlem yaparken, emir verenleri koruması, onlar hakkında hiçbir işlem yapmaması veya serbest bırakması gerekiyor. Ancak 15 Temmuz davalarında, sadece emri yerine getirenlerin değil, emir verenlerin de sanık olarak yargılandığını, hatta, sonuçlanan davalarda, en ağır cezalar sevk ve idare edenlere (emir verenlere) verildiğini görüyoruz.</p>
<p><strong>15 Temmuz, Hükümet-Ulusalcı İşbirliği Ürünü mü?</strong></p>
<p>15 Temmuz sanıklarından bazıları, “15 Temmuzun, Başbakan Erdoğan’ın, hizmet hareketinden intikam alma amacıyla, ordu içindeki ulusalcı kesimle anlaşarak FETÖ’ye kumpas kurduğunu” iddia ediyor. İlk senaryoda, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ordu içindeki hizmet hareketi mensupları tarafından gerçekleştiği kabul edilirken, bu senaryoda, “hükümetin ulusalcı kesim ile işbirliği yaptığı, ulusalcı kesimin de FETÖ’cü askerleri azmettirdiği” iddiasına dayanıyor. Böyle bir iddiaya itibar etmek için, ordu içindeki ulusalcı kesim ile FETÖ’cü askerlerin arasının çok iyi olması, ulusalcı kanadın FETÖ üzerinde etkili/etkin olması gerekir. FETÖ’nün Ergenekon ve Balyoz kumpasları, iki kesimin birbirine güvenmesini ve birlikte hareket etmesini imkansız kılan önemli bir nedendir. İki taraf arasındaki güvensizlik ve husumet ortada iken, ulusalcıların, FETÖ’cü askerlere yardım vaadinde bulunması, onları yönlendirmesi, darbeye azmettirmesi, safsatadan ibarettir. Kaldı ki, 15 Temmuz sanıklarından hiç biri, bugüne kadar bu yönde bir ifade vermedi. 15 Temmuz sanıklarının, müdafi eşliğinde, emniyet, savcılık ve hakim önünde verdikleri ifadeleri, darbe teşebbüsünü sevk ve idare edenlerin FETÖ olduğunu ortaya koydu. Ordu içindeki ulusalcı kanadın Erdoğan’ı sevmediğini, onunla işbirliği yaptığı iddiasının somut olgularla bağdaşmadığını da bir kenara not etmek gerekir. Bu senaryoya hiç kimse itibar etmediği için, sessiz sedasız tedavülden kaldırıldı.</p>
<p><strong>Hükümetin Darbeden Haberi Var mıydı?</strong></p>
<p>15 Temmuz sanıklarından bazıları “hükümetin, 15 Temmuzdan önce, ordu içindeki bir grubun (hizmet hareketinin ) 15 Temmuzda darbe yapacağını öğrenmesine rağmen, (geniş kapsamlı bir tasfiye için) bu kişilere yönelik hiçbir operasyon yapmadığını, 15 Temmuzda harekete geçmelerini beklediğini” iddia ediyor. Bu senaryoda, “15 Temmuz darbe teşebbüsünü FETÖ’nün gerçekleştirdiği” kabul ediliyor. Sadece, emniyet ve istihbarat kurumlarının, hükümetin, darbe yapılacağını öğrenmesine rağmen, müdahale etmediği, göz yumduğu, harekete geçmeleri için beklediği iddia ediliyor. 15 Temmuz darbe teşebbüsünden aylar önce, ben dahil pek çok kişi “FETÖ’nün darbe yapabileceğini” dile getirdi. Gazetelerde yazıldı, TV’lerde dile getirildi. O günün koşullarında, FETÖ’nün darbe yapabileceği tahmininde bulunmak anormal değildi. 15 Temmuz günü, MİT’e darbe ihbarı geldiği, MİT başkanının da genelkurmay başkanıyla görüşerek bu ihbarı bildirdiği, genelkurmay başkanının zırhlı araçların sevkini ve tüm uçuşları durdurduğu bilinen bir gerçek. Genelkurmay başkanının bu emrini, ordu içindeki FETÖ’cü subayların devre dışı bıraktığını biliyoruz. MİT’e darbe ihbarı geldiğinde, MİT’in görevi, bu bilgiyi doğrulatmak, doğrulattığında adli mercilere (yetkili savcıya) iletmektir. Darbe istihbaratı alan kamu görevlisi, bu bilgiyi yetkili mercilere iletmezse, en fazla görevi ihmal suçunu işlemiş olur. Adli mercilere intikal eden soruşturma süreçleri de kısa zamanda sonuçlanmıyor. On binlerce kişinin iştirakiyle işlenen darbe suçu, savcılık soruşturmasıyla önlenemez. Birçok hükümet darbeyi önceden öğrendiği halde, polisiye tedbirlerle darbe önlemeyeceğinden, çaresizlik içinde darbeyi beklemiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuzdan önce, darbe yapılacağını öğrenseydi, Süleyman Demirel gibi sessiz kalır mıydı? 15 Temmuz akşamı ortaya koyduğu tavır, darbeye karşı çıkacağını gösteriyor.</p>
<p>Kontrollü darbe tezi, psikolojik harekat ustalarının bir operasyonudur. Hasmını, savunma pozisyonuna, savunma zeminine çekme, 250 şehidin, iki binden fazla ateşli silahla yaralanan gazinin olduğu “darbe suçuyla” bağını koparma projesidir. Darbe suçu, Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) görev alanına giren bir suçtur. Hükümetin darbeden haberi olsaydı, önlem alırdı. 15 Temmuz gecesi yaşananlar, hükümetin bu darbeye karşı hiçbir hazırlığın olmadığını gösteriyor. O gece, Cumhurbaşkanı Erdoğan Marmaris’te, Başbakan Binali Yıldırım İstanbul’daydı. Erdoğan Marmaris’ten Dalaman’a oradan İstanbul’a, Başbakan da, Ankara’ya gelmek için yola çıkıyor. Her ikisi için de özel bir güvenlik önleminin alınmadığı görülüyor. Cumhurbaşkanı, Marmaris’teki otelden on beş dakika erken çıkmasa, bindiği uçak Dalaman’dan Atatürk havalimanına geldiğinde İstanbul emniyeti kuleyi ele geçiremese, bugün çok farklı şeyleri konuşuyor olabilirdik. Kontrollü bir darbeden söz edebilmek için, darbe yapılmasına alan açan, göz yuman hükümetin, darbecilere karşı, ordu içindeki bazı unsurlarla (üst düzey komutanlarla) işbirliği yaparak, önlem alması beklenir. 15 Temmuz akşamı yaşananlar, böyle bir “karşı koyma” planının olmadığını gösteriyor. Darbe teşebbüsünde bulunanlar; genelkurmay başkanı dahil, üst düzey komutanları derdest etmişler, etkisiz hale getirmişler, hapsetmişlerdir. 15 Temmuz darbe teşebbüsünü, ordu içinde darbeye karşı olan bir grup değil, halk bastırmıştır. Ak Partinin ordu içinde etkili olduğu iddia edilmediğine göre, hükümetin kontrol edemeyeceği bir darbeye “kontrollü darbe” denemez. 15 Temmuz darbesinin muhatabı hiç kuşkusuz Ak parti iktidarıdır. Amerika’nın, darbeyle düşürmek istediği bir hükümeti “kontrollü darbe” yapmakla suçlamak için mantıklı bir teze değil, bu teze destek verecek yeteri kadar gönüllü gerekiyor. 15 Temmuz davalarında karar veren mahkemelerin hiç biri, sanıkların bu savunmalarına itibar etmediği halde, sanıklar, bu savunmalarında ısrar ediyorlar. Amerika’yı darbeye destek suçlamasından kurtarmak için, kendilerini feda ediyorlar. Kendilerini feda etmeleri için, defalarca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasından daha ağır bir ceza olmalı!</p>
<p><strong>Akşam Saatinde Darbe mi Olur?</strong></p>
<p>Kontrollü darbe söylemine destek verenler, bir darbenin ilk kez başarısız olmasından hareketle “akşam saatinde darbe mi olur” diye soruyor. Esasen 15 Temmuz darbe teşebbüsünün diğer darbelerden farkı yok. Hatta fazlası var eksiği yok. Bundan önceki darbelerden daha fazla kişi istihdam edilmiş, daha fazla araç sevki yapılmış, daha fazla silah ve mühimmat dağıtılmış, bu silahlar ve mühimmatlar halka karşı kullanılmıştır. Hiçbir darbede savaş uçakları, milli iradenin sembolü meclisi, kamu kurumlarını bombalamamış, bu kadar kararlı bir tutum sergilememiştir. Bundan önceki darbelerde, asker ile halk karşı karşıya gelmemiş, halkın üzerine ateş açılmamıştır. Bundan önceki hiç bir darbede sivil halk darbeye direnmemiştir. 15 Temmuz darbe teşebbüsüne, bundan önceki darbelere kıyasla, daha fazla asker katılmıştır, darbe planları defalarca gözden geçirilmiş, darbenin patronu tarafından onaylanmıştır. Hükümetin darbeden haberi olsaydı, FETÖ ve ABD bunu mutlaka öğrenir, ya darbeyi erteler veya vazgeçerdi. Adil Öksüz darbe planlarını Amerika’ya götürüp onay aldıktan sonra, 15 Temmuzdan iki gün önce Türkiye’ye dönmesi ve darbenin startını vermesi darbenin deşifre olmadığını gösteriyor. Dava dosyalarındaki ifadeler de bunu teyid ediyor. Darbe, (diğer darbelerde olduğu gibi) herkesin uykuda olduğu bir saatte, 03:00’te planlanmasına rağmen, bu planı İzmir Cumhuriyet Savcısı Okan Bato bozuyor. Askeri casusluk soruşturmasını yürüten Okan Bato, 7 Temmuzda, aralarında Tümamiral Mustafa Zeki Uğurlu  ve Tuğamiral Ali Suat Aktürk’ün de bulunduğu16 kişi hakkında yakalama talep etmiş, yakalanan 9 kişiden 7’si tutuklanmıştı. FETÖ, savcı Bato’nun, 15 Temmuz gecesi, 20’si general 50 kişiye operasyon yapılacağı ve tutuklanacağı” bilgisine ulaşıyor. Darbeyi planlayanlar, bu ani gelişme üzerine, konuyu kendi aralarında tartışıyorlar ve bu kişiler tutuklanırsa darbe planını uygulamak imkansız hale geleceğinden, darbe saatini 19:00 a çekiyorlar. 15 Temmuz darbe teşebbüsü davalarındaki bilgiler, darbe saatinin öne alınmasına, başkalarının değil kendilerinin karar verdiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Sonuç:</strong></p>
<p>Türkiye’nin birçok yerindeki 15 Temmuz darbe teşebbüsü soruşturmaları ve davaları, bu darbe teşebbüsünün arkasında kimlerin olduğunu, kimler tarafından organize edildiğini, ne zaman planlandığını, nerede planlandığını, darbe akşamı, kimlerin, kimi, nerede görevlendirdiğini, birer birer ortaya çıkarmıştır. Bugün itibariyle, 15 Temmuz darbe teşebbüsüyle ilgili, kuşkuya yol açacak en küçük bir boşluk bulunmuyor. Ankara 17.Ağır ceza Mahkemesinde görülen “15 Temmuz çatı davası” ile İstanbul’da görülen ve karara bağlanan “15 Temmuz ana davası”, bu konuda çok fazla detay içeriyor. TBMM 15 Temmuz Darbe Girişimi Komisyon Raporu, FETÖ’nün ordu içindeki yapılanması ve darbeye iştirak edenlerle ilgili oldukça detay bilgiler içeriyor. Bu iddianamelerde, “darbe toplantılarının 1 Kasım 2015 seçimlerinden sonra başladığı, ilk darbe toplantısının, 9 Kasım 2015 tarihinde kiralanan Ankara Çukurambar’daki villada yapıldığı, bu toplantılara, Adil Öksüz başta olmak üzere 38 kişilik Yurtta Sulh Konseyi üyelerinin katıldığı, bu toplantıların, büyük bir gizlilik içinde yürütüldüğü, Fethullah Gülen’in en yakınındaki isimlerden Adil Öksüz’ün ve Kemal Batmaz’ın, bu darbenin aktif isimlerinden olduğu, darbe planının onayı için 11 Temmuz’da Amerika’ya gittikleri ve 13 Temmuz’da darbe onayıyla Türkiye’ye döndükleri, 1960 darbesinin örnek alındığı, darbenin erkene alındığı, darbeye karşı çıkması muhtemel isimleri etkisiz hale getirecek planların gözden geçirildiği, önceden planlanan stratejik noktaların ele geçirilmesi için harekete geçildiği, halkın beklenmedik direnişi nedeniyle büyük bir şaşkınlık yaşadıkları, kalabalığın artması üzerine kaçmaya çalıştıkları ve birçoğunun olay yerinde (suçüstü) yakalandıkları” tespit edilmiştir. Darbeye iştirak edenlerin birliklerindeki sivil ve rütbesiz erlerin beyanları, video kayıtları, görüşme trafiği (hts kayıtları), telefonlarında gelen-giden mesajlar, meydanlara koşan milyonlarca kişinin cep telefonlarından çekmiş olduğu videolar, tanıklar, ateşli silahla vurulanlar üzerinden çıkan mermilerle silahlar arasında yapılan inceleme, parmak izi incelemesi, askerlerin görev tanımına ilişkin bilirkişi raporları, vs. darbeyi bütün yönleriyle kanıtlıyor.</p>
<p>Küresel güçler, bundan sonra yapacakları darbe planlarında 15 Temmuz tecrübesinden mutlaka yararlanacaktır. Bu darbe teşebbüsünden elde edecekleri en önemli tecrübe, hiç kuşkusuz, bir darbeye ilk kez sivil halkın çıplak elleriyle direnmesi ve püskürtmesi olacaktır. Bu direniş, sadece Türkiye’ye değil bütün dünyaya örnek olmuştur.</p>
<p>15 Temmuzda, sivil halkın, çıplak elleriyle, ağır silahları olan binbaşıları, kurmay albayları, generalleri kovaladığına ve onları yakalayıp adalete teslim ettiğine tanık olduk. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün başarısız olmasının nedeni darbeye iştirak eden askerlerin beceriksizliği değil, halkın darbeye karşı direnmesidir. 15 Temmuz darbe teşebbüsüyle ilgili bütün bilgileri, dedektif titizliğiyle inceleyelim, siyaset bilimci titizliğiyle analiz edelim, ama bu darbeyi planlayanların, uygulamaya koyanların, destekçilerinin, “kontrollü darbe” gibi hiçbir temeli olmayan soyut iddialarla, halkın destansı direnişini kirletmelerine izin vermeyelim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/15-temmuz-saniklari-kontrollu-darbe-diye-savunma-yapiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşbirlikçi Bir Organizatör: Muhammed Dahlan</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/isbirlikci-bir-organizator-muhammed-dahlan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/isbirlikci-bir-organizator-muhammed-dahlan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kerim Alastal]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Jun 2018 21:44:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[10. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşik Arap Emirlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Fetullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Kerim Alastal]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Dahlan]]></category>
		<category><![CDATA[Temmuz 2018]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2288</guid>

					<description><![CDATA[Muhammed Dahlan ve şebekesi, Birleşik Arap Emirlikleri tarafından finanse edilen ve Nilesat uydusundan yayın yapan Kahire merkezli El Gad Televizyonu ve BAE’de bulunan Sky News Arapça ve Al Arabiya gibi medya kuruluşları, 15 Temmuz gecesi Türkiye’deki darbe girişiminin başarılı olduğu ve hatta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yurt dışına kaçtığı gibi asılsız iddialar ortaya attılar. Muhammed Dahlan Kimdir? Muhammed Dahlan, Filistin &#8211; Gazze’nin güneyinde yer alan Han Yunus kentinde mülteci bir ailenin çocuğu olarak 1961 yılında doğdu. İlköğretimi, liseyi ve üniversiteyi Gazze’de okudu. Evli ve 2 çocuk babası olan Dahlan, El-Fetih hareketinin gençlik çalışmalarında yer alarak siyasi hayatına başladı. El-Fetih hareketine mensup olduğu suçlamasıyla 1981-1986 yıllarında işgalci İsrail Dahlan’ı 5 yıl hapsetti. Hapiste geçirdiği sürede İbranice öğrendi. Muhammed Dahlan, 1987 yılında başlayan birinci Filistin İntifadasının önde gelen isimlerinden biri olmuştu. İşgalci İsrail tarafından 1988’de Ürdün’e sürgüne gönderilen Dahlan; Amman, Kahire ve Bağdat’a gitti. Daha sonra Libya ve Tunus’a geçerek Filistin Kurtuluş Örgütü’ne katıldı. Tunus’ta Filistin’in eski devlet başkanı Yaser Arafat ile tanıştı. 1991 yılında Filistin halkının o zamanki resmi temsilcisi olarak tanınan El-Fetih hareketi ile işgalci İsrail arasındaki Madrid barış müzakereleri 1993 yılındaki Oslo anlaşmasıyla nihayete erdi. El-Fetih hareketi için bu anlaşmanın en önemli kazanımları: Gazze şeridini ve Batı Şeria’yı bağımsız &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Muhammed Dahlan ve şebekesi, Birleşik Arap Emirlikleri tarafından finanse edilen ve Nilesat uydusundan yayın yapan Kahire merkezli El Gad Televizyonu ve BAE’de bulunan Sky News Arapça ve Al Arabiya gibi medya kuruluşları, 15 Temmuz gecesi Türkiye’deki darbe girişiminin başarılı olduğu ve hatta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yurt dışına kaçtığı gibi asılsız iddialar ortaya attılar.</strong></p>
<p><strong>Muhammed Dahlan Kimdir?</strong></p>
<p>Muhammed Dahlan, Filistin &#8211; Gazze’nin güneyinde yer alan Han Yunus kentinde mülteci bir ailenin çocuğu olarak 1961 yılında doğdu. İlköğretimi, liseyi ve üniversiteyi Gazze’de okudu. Evli ve 2 çocuk babası olan Dahlan, El-Fetih hareketinin gençlik çalışmalarında yer alarak siyasi hayatına başladı. El-Fetih hareketine mensup olduğu suçlamasıyla 1981-1986 yıllarında işgalci İsrail Dahlan’ı 5 yıl hapsetti. Hapiste geçirdiği sürede İbranice öğrendi.</p>
<p>Muhammed Dahlan, 1987 yılında başlayan birinci Filistin İntifadasının önde gelen isimlerinden biri olmuştu. İşgalci İsrail tarafından 1988’de Ürdün’e sürgüne gönderilen Dahlan; Amman, Kahire ve Bağdat’a gitti. Daha sonra Libya ve Tunus’a geçerek Filistin Kurtuluş Örgütü’ne katıldı. Tunus’ta Filistin’in eski devlet başkanı Yaser Arafat ile tanıştı.</p>
<p>1991 yılında Filistin halkının o zamanki resmi temsilcisi olarak tanınan El-Fetih hareketi ile işgalci İsrail arasındaki Madrid barış müzakereleri 1993 yılındaki Oslo anlaşmasıyla nihayete erdi. El-Fetih hareketi için bu anlaşmanın en önemli kazanımları: Gazze şeridini ve Batı Şeria’yı bağımsız bir şekilde yönetmek ve o bölgelerde Filistin yönetimine ait bağımsız bir içişleri bakanlığı kurmak oldu. Dahlan, Filistin İçişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan ve en önemli birim olan Filistin Önleyici Gücü’nü kurmakla ve yönetmekle görevlendirildi.</p>
<p><strong>Dahlan ve Filistin Direniş Hareketleri</strong></p>
<p>1993’teki Oslo Anlaşması’nın müzakerelerinde Filistin heyetinde yer alan Muhammed Dahlan, 1994 yılında Filistin’e geri döndü. Ardından Gazze’de 20 bin kişiden oluşan Filistin Önleyici Gücü’nü yöneten Dahlan, CIA ve işgalci İsrail istihbarat servisleriyle sürekli temas halindeydi. İşgalci İsrail, ABD ve bazı Arap ülkeleriyle yüksek düzeyde “şüpheli” ilişkiler kurmaya başladı. Ayrıca işgalci İsrail’e karşı direniş gösteren ve Filistin’in topraklarını savunan İslami hareketlere ve başta HAMAS olmak üzere tüm direniş hareketlerine karşı kanlı eylemler ve siyasi hamleler uygulayıp bu hareketlerin faaliyetlerini engelledi. Aynı zamanda bu direniş hareketlerinin üyelerini hapishanede tutmak, caydırmak için işkenceyle sorgulamak gibi faaliyetler yürüttü. Bu kapsamda HAMAS’a mensup olduğu suçlamasıyla Dahlan’ın Önleyici Gücü tarafından yapılan sorgulamalarda onlarca Filistinli hayatını kaybederken onlarcası da sakat kaldı. Dahlan bu girişimleriyle işgalci İsrail’e ve ABD’ye sadık bir dost olurken Filistinlilerin gözünde ise bir hain olarak görülmeye başladı. ABD, İsrail’in Filistin’de arzuladığı neticelere ulaşabilmesi için şartları uygun hale getirmeye çalışıyordu. Bu amaçla hazırladığı bir “Yol Haritası” planı vardı. Ancak bu planın nasıl bir içeriğe sahip olduğu net bir şekilde açıklanmamıştı. Böyle bir planın kademeli şekilde ve İsrail’in işine yarayacak tarzda uygulanabilmesi için Filistin Özerk Yönetimi tarafında yeni bir kadro oluşturulmaya çalışılıyordu.</p>
<p>İşgalci İsrail’in 2005’te Gazze’den çekilmesinin ardından 2006’da Gazze’de ve Batı Şeria’da HAMAS ve El-Fetih hareketi başta olmak üzere bütün Filistin hareketlerinin katıldığı parlamento seçimleri yapıldı. Şeffaf bir şekilde, uluslararası kurumların gözetiminde ve sıkı bir denetim altında yapılan bu seçimlerde HAMAS büyük bir zafer elde etti ve şu anki HAMAS siyasi büro başkanı İsmail Haniyye, hükümeti kurmakla görevlendirildi.</p>
<p>Mutedil bir İslami görüşe sahip olan HAMAS, işgalci siyonistlerin Filistin toprakları üzerindeki varlığını ve bu işgalcilerin 1948’de kurduğu sözde İsrail Devleti’ni tanımadığını, sadece işgalci güç olarak tanıdığını ve bu işgale karşı Filistinlilerin hakkını silahlı mücadele yolu ile savunduğunu belirtti. HAMAS bu siyasi vizyonu ve genel anlayışı Dahlan’ın siyasi görüşüyle ve İsrail ile yaptığı Oslo anlaşmasının planlarıyla ters düşüyordu. İsrail’e ve ABD’ye İslami direniş hareketlerini etkisizleştirme kapsamında verdiği vaatlerini tutmak isteyen Dahlan ve El-Fetih hareketindeki yoldaşları, seçim sonuçlarının ardından yeni bir hükümet oluşturmakla vazifeli olan HAMAS’ı engellemek için “kanlı ve kirli bir kampanya” başlattı. Fakat HAMAS’ın askeri kanadı El Kassam Tugayları, 2006’da yapılan seçim sonuçlarını koruyabilmek ve oluşturulan yeni Filistin hükümetinin çalışmalarını yürütebilmesine ortam sağlamak için harekete geçti. Gazze’de Dahlan’ın oluşturduğu silahlı teşkilatlara ve seçim sonuçlarını kabul etmeyen birimlere yönelik bir askeri operasyon başlatarak Dahlan ve ekibinin planlarını boşa çıkarmayı başardı. Filistin’de Gazze merkezli bir hükümet oluşturuldu. HAMAS’ın Gazze genelinde başlattığı operasyon neticesinde kirli siyasi planların sahibi Dahlan, Mısır’a kaçtı. Bu kaçışından sonra Mısır’da HAMAS’ı, HAMAS’ın kurduğu hükümeti ve Gazze’de HAMAS’ı kucaklayan 2 milyon insanı toplu bir şekilde cezalandırmak amacıyla Mısır, Ürdün, BAE ve Arabistan gibi Orta Doğu’daki bazı ülkelerle beraber Gazze’ye abluka uygulamaya çalıştı. Zaten bu ülkeler HAMAS’ın politikalarının kendi ülkelerine de sirayet etmesinden korktukları için Dahlan’ın planlarına yardımcı oldular.</p>
<p><strong>Dahlan ve Abbas</strong></p>
<p>Dahlan, Mısır’dan sonra şimdiki başkanı Mahmut Abbas ve yönetim merkezi Batı Şeria olan Filistin Kurtuluş Örgütü’ne geçti. Oysa Mahmut Abbas, Dahlan’ı Yaser Arafat döneminden beri rakip olarak görüyordu. Ayrıca Mahmut Abbas, Dahlan’ın ABD, Mısır ve BAE gibi ülkelerin desteğiyle uluslararası baskı yaparak yönetimin başına geçmeye çalıştığını ve çok iyi biliyordu. Bu yüzden geçmişte birçok karanlık olaya adı karışan Dahlan’a yönelik en büyük suçlamalardan biri Abbas’tan gelmişti. Abbas, Mart 2014’te yaptığı açıklamada Dahlan’ı, Yaser Arafat’ın ölümünden sorumlu tutmuştu. Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin desteğini alan Dahlan’ı işgalci İsrail de destekliyor. İsrail’in Dahlan’ı desteklemesinin en önemli nedeni ise Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın rakibi olması ve HAMAS’ı Gazze’de zayıflatacak “maddi güce ve tabana sahip” olması. Abbas’ın rakibi olan Dahlan, Batı Şeria’ya ulaşır ulaşmaz hakkında yolsuzluk ve rüşvet soruşturması başlatıldı ve 2011’de El-Fetih hareketi üyeliğinden çıkarıldı. Daha sonra Dahlan, sağlık sorunlarını bahane ederek Batı Şeria’yı terk etti ve BAE’nin başkenti Abu Dabi’ye yerleşti. İki rakip olan Abbas ve Dahlan arasındaki ilişkilerin tekrar normale dönmesi için ve gerginliği azaltmak için Mısır, Ürdün ve BAE pek çok kez Abbas ile görüştü. Fakat Abbas bu ülkelerin sunduğu hiçbir teklifi kabul etmedi. Kabul etmeyince Abbas ile bu üç ülke arasındaki ilişkiler de büyük ölçüde gerildi.</p>
<p><strong>Dahlan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)</strong></p>
<p>Muhammed Dahlan’ın Batı Şeria’dan ayrılıp BAE’ye geçmesi, Orta Doğu’da BAE lehine daha geniş çaplı bir rol almasının başlangıcı oldu. Dahlan, Abu Dabi emirliğinin veliaht prensi Muhammed bin Zayid ile arasındaki sağlam arkadaşlık ve ikili ilişkilerden dolayı sürgün yeri olarak Abu Dabi’yi seçti. BAE’ye ulaşmasının ardından Muhammed bin Zayid’in güvenlik danışmanı olarak atandı. Dahlan bu rolüyle birlikte BAE’nin Arap Baharı ile mücadele eden temsilcisi unvanını taşıdı.</p>
<p>Doha ve Ankara, Tunus ve Mısır’ın halk devrimlerine destek verirken BAE’nin temsilcisi olan Dahlan, Temmuz 2013 tarihinde Mısır halkı tarafından seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye yönelik darbede baş aktör oldu. Dahlan ve ekibi 1.8 milyar dolardan fazla harcama yaparak medya, sivil toplum kuruluşları ve Mısır ordusu düzeyinde destek zemini oluşturdu. Mübarek döneminden kalan sol örgütler ve Nur Partisi ile birlikte medya yöneticilerini Sisi cuntasının darbesi öncesinde finanse ederek Mursi ve mensup olduğu İhvan direnişi aleyhine yayın yapmalarını sağladı.</p>
<p>Mısır halkı arasında Mursi aleyhine algı, propaganda ve karalama kampanyaları yapılması ve darbeci Sisi’nin yanında tavır alınması yönünde çaba sarf etti. Dahlan’ın, benzer şekilde BAE’nin aktif bir şekilde taraf olduğu Libya’daki karşı devrimi yöneten gruplar arasındaki çatışmalarda, Abu Dabi yönetimi ile milisler arasındaki iletişimi sağlayan isim olduğu da iddialar arasında.</p>
<p><strong>Dahlan ve Türkiye</strong></p>
<p>Filistin’de direniş hareketi HAMAS’a, Mısır’da halk tarafından seçilen Muhammed Mursi’ye, Tunus, Yemen, Suriye ve Libya’daki devrimcilere yani bölgemizdeki hak ve hukuk temelli tüm hareketlere karşı bazen kanlı ve bazen sinsice karalama kampanyaları yapan bir organizasyon var karşımızda. BAE’nin baş aktörü olduğu bu organizasyon, milyarlarca dolara hükmediyor ve kirli ilişkilere giriyor. Bu kirli organizasyon kalkınmaya, büyümeye ve özgürleşmeye doğru hareket eden Arap ülkelerini istemediği gibi hiçbir zaman Türkiye’nin kalkınmasını, büyümesini, güçlü bir<br />
ekonomiye sahip olmasını da istemiyor. Güçlü ve istikrarlı bir Türkiye’yi engellemek için her yola başvuruyor. Bu yüzden bu organizasyon ve Dahlan gibi yöneticileri her fırsatta Türkiye aleyhine projeler devreye sokarak Erdoğan’ın yönetimden uzaklaştırılması planları kapsamında kirli ilişkilere giriyorlar.</p>
<p>Geçtiğimiz aylarda BAE Washington büyükelçisi Yusuf el-Uteybe’ye ait e-posta yazışmaları, hackerlar tarafından basına sızdırıldı. E-postalarda işgalci İsrail yanlısı bir vakıfla yazışan Uteybe’nin, Türkiye ve Katar’a karşı ortak politikalar geliştirmeye çalıştığı ortaya çıktı. Daha önce de BAE’nin Dahlan’a Erdoğan’ı devirme işini ihale ettiği biliniyordu. Dahlan’ın 15 Temmuz darbe girişimine finansal destek verdiği de yeni iddialar arasında.</p>
<p>Dahlan’ın mensup olduğu bu şebeke, Muhammed Mursi’ye yapılan darbenin benzerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da yapılması için Erdoğan hakkında yıllardır karalama kampanyası yürütüyor. Bu kampanya kapsamında Arap medyası ve muhalif Türk medyası tarafından Erdoğan ile ilgili kötü algı oluşturma ve yayma, Erdoğan ve Ak Parti muhaliflerine destek verme, finansal destek sağlama, Türkiye’de kaosun yayılması, güvenliğin zedelenmesi ve Erdoğan’a karşı ayaklanmalar olması adına PKK ve FETÖ gibi terör örgütlerine destek verme gibi girişimlerle Erdoğan’ın Büyük Türkiye hedefine ulaşmasını engellemeye çalışıyorlar.</p>
<p>Muhammed Dahlan ve şebekesi, Birleşik Arap Emirlikleri tarafından finanse edilen ve Nilesat uydusundan yayın yapan Kahire merkezli El Gad Televizyonu ve BAE’de bulunan Sky News Arapça ve Al Arabiya gibi medya kuruluşları, 15 Temmuz gecesi Türkiye’deki darbe girişiminin başarılı olduğu ve hatta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yurt dışına kaçtığı gibi asılsız iddialar ortaya attılar.</p>
<p>BAE hükümeti ancak 16 saat sonra darbe girişiminin başarısız olduğu kesinleşince bu girişimi kınadı. Türkiye’deki demokrasiye ve milletin iradesine yönelen darbe girişimi başarısızlığa uğradığında Dahlan ve ekibinin FETÖ üyelerinin sığınabilmeleri için Mısır darbe yönetiminin başındaki Sisi nezdinde girişimde bulunduğu da iddia edilmişti.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/isbirlikci-bir-organizator-muhammed-dahlan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
