<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Faiz &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/faiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Oct 2022 09:49:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Faiz &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Faiz Yönetimi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/faiz-yonetimi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/faiz-yonetimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gündüz Demirhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Oct 2022 09:49:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Faiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18524</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, politika faizini 10,50&#8217;ye indirdi. Bazıları isyan etti, bazıları sevindi. İsyan eden niye etti, sevinen niye sevindi? Bunu anlatacağım… Faiz artsın isteyenler ne istiyor? Bunu iyi anlamak gerekiyor… Soruyorum… Çok paranız olsa ve bu para ile bir iş yapmıyorsanız ya da yasal bir tefeci iseniz resmi faiz oranları düşsün ister misiniz? Asla… Hatta, paralı ekonomistler tutup, medyada faizlerin yükseltilmesi gerektiğini söyletirsiniz, bu kapsamda oturma organlarından teoriler ürettirirsiniz, ülke için faydalı ve doğru olanın faizlerin yükseltilmesi olduğunu yazdırırsınız… Aynen oluyor bunlar değil mi? Ne kadar dinsiz, imansız ve satılık ekonomist sürüsü varsa bu yönde söylemler dile getiriyor. Bu gerekçe ile şöyle de bir teori uydurmuşlar; sıkı para politikası… Neymiş? Faiz yükselirse millet daha az ekmek alırmış, daha az yermiş… Akla mantığa sığmayan bu teoriye maalesef inananlar da olmuyor değil… Tekrar soruyorum… Faiz yükselirse, borçlanma ve iflaslar artmaz mı? Maliyeti artan tüketici borcunu ödeyemez duruma gelir. Üreticinin maliyeti artar ve üretimi kısar, işçi çıkarır. Özetle felaket senaryosu gibi bir süreç başlar. Faiz düşsün diyenler ne istiyor? Bir de madalyonun bu yüzüne bakalım… Türkiye, dünya ekonomisi durmaya giderken bir büyüme ivmesi yakaladı. Bu fırsatı değerlendirmek ve sanayicinin maliyetlerini düşürmek gerekiyor. Maliyetlerin düşmesi ve özellikle de sanayideki büyüme yeni isdihdam alanları &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, politika faizini 10,50&#8217;ye indirdi.</p>



<p>Bazıları isyan etti, bazıları sevindi.</p>



<p>İsyan eden niye etti, sevinen niye sevindi? Bunu anlatacağım…</p>



<p>Faiz artsın isteyenler ne istiyor? Bunu iyi anlamak gerekiyor…</p>



<p>Soruyorum… Çok paranız olsa ve bu para ile bir iş yapmıyorsanız ya da yasal bir tefeci iseniz resmi faiz oranları düşsün ister misiniz? Asla… Hatta, paralı ekonomistler tutup, medyada faizlerin yükseltilmesi gerektiğini söyletirsiniz, bu kapsamda oturma organlarından teoriler ürettirirsiniz, ülke için faydalı ve doğru olanın faizlerin yükseltilmesi olduğunu yazdırırsınız… Aynen oluyor bunlar değil mi? Ne kadar dinsiz, imansız ve satılık ekonomist sürüsü varsa bu yönde söylemler dile getiriyor. Bu gerekçe ile şöyle de bir teori uydurmuşlar; sıkı para politikası… Neymiş? Faiz yükselirse millet daha az ekmek alırmış, daha az yermiş… Akla mantığa sığmayan bu teoriye maalesef inananlar da olmuyor değil…</p>



<p>Tekrar soruyorum… Faiz yükselirse, borçlanma ve iflaslar artmaz mı? Maliyeti artan tüketici borcunu ödeyemez duruma gelir. Üreticinin maliyeti artar ve üretimi kısar, işçi çıkarır. Özetle felaket senaryosu gibi bir süreç başlar.</p>



<p>Faiz düşsün diyenler ne istiyor? Bir de madalyonun bu yüzüne bakalım…</p>



<p>Türkiye, dünya ekonomisi durmaya giderken bir büyüme ivmesi yakaladı. Bu fırsatı değerlendirmek ve sanayicinin maliyetlerini düşürmek gerekiyor. Maliyetlerin düşmesi ve özellikle de sanayideki büyüme yeni isdihdam alanları da açacak, işsizlik azalacak… Yüksek faiz ortamında borç ödeme zorluğu çekenler, borçlarını daha düşük maliyetli finansmanla ödeyebilecekler… Bunu kim istemez? İşte böyle olumlu ekonomik gelişmeleri istemeyen veledi iblis ekonomistler ülkemizde bol miktarda var.</p>



<p>Merkez Bankasının nasıl işlediğini bilmeyen zavallılar, faizin artması gerektiği konusundaki masallara hemen inanıyor. Bu da önemli bir sorun.</p>



<p>Şöyle bir iddia var; TCMB, neymiş, tasarruf sahibinin parasını alıp, sanayiciye peşkeş çekecekmiş…</p>



<p>Türkiye&#8217;de sadece bir tasarruf sahibi var… Bankalar… Bu bankaların hemen hepsi geçen dönem ve bu dönem yıllık 3+5 milyar dolar kar yaptı. Merkez Bankası bunların kasasından yüzde 7 alıyor ve onu politika faizi üzerinden uygun gördüğü yere dağıtıyor. Ayrıca bankaların, bilançolarına göre nakit fazlası varsa, bu fazlayı da Merkez Bankasında tutuyorlar ve düşük faizde de tutmak istemiyorlar. Kavga da burada başlıyor. Yani Merkez Bankası fakir fukaranın parasını dağıtmıyor. Zenginin parasını, ihtiyacı olan üreticiye dağıtıyor.</p>



<p>Ekonomist geçinip de &#8220;faiz niye düşürülüyor?&#8221; diye soran embesil sürüsü bu ayrıntıları çok iyi biliyor ama bilmeyene böyle anlatmıyor.</p>



<p>Sokrat filozof demiş ki:</p>



<p>&#8220;Yönetimle ilgilenmeyen akıllıları, aptallar yönetir&#8221;</p>



<p>Ve bizim mahallenin ağır abisi Erbakan bu sözü almış şöyle ifade etmiş:</p>



<p>&#8220;Siyasetle ilgilenmeyen Müslümanı, siyasetle ilgilenen siyonist yönetir.&#8221;</p>



<p>Ben de diyorum ki:</p>



<p>&#8220;Ekonomiyi bilmeyen akıllının parasını, ekonomi ile ilgilenen geri zekalılar yönetir.&#8221;</p>



<p>Ekonomideki faiz meselesinin özeti bundan ibarettir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/faiz-yonetimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Samimiyet Sınavından Kaldık</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/samimiyet-sinavindan-kaldik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/samimiyet-sinavindan-kaldik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Dec 2021 12:37:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Faiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17983</guid>

					<description><![CDATA[Son üç köşe yazımda kaybettiklerimiz ana başlığı altında Anadolu ve İslam medeniyetinden bizlere miras olan ve yitip giden kadim değerlerimizi dilimiz döndüğü kadar anlatmaya çalışmıştık. Yaklaşık olarak bir aydır ülke dolar, faiz ve altın krizi ile kasıp kavruluyor. İstisnasız herkes ekonomi profesörü ve kriz yönetimi uzmanı olarak fikir beyan eder oldu. Deyim yerindeyse ağzı olan konuşuyordu. Tüm bu hararetli gelişmelerin orta yerinde Bitcoin denen salgına sabit maaşlı vatandaşların ilgisi de had safhaya ulaşmıştı. Memleket yangın yeri misali tozu dumana katmıştı. Hepsi bir yana asgari ücret zammı tartışmaları deyim yerindeyse pastanın kreması olmuştu. Ülkeyi germe maksadıyla kendince siyaset yapan aklı evvel kriz fırsatçıları için ideal bir ortam doğmuştu. Memleketin üzerine benzin döküp bir kibrit ile yakmaya hevesli felaket tellalları adeta pusuya yatmış vaziyette bekliyorlardı. Doların ve altının hızlı yükselişiyle beraber bunu bir fırsat bilen karakter ve haysiyet yoksunları birçok ürüne yüzde yüzün üstünde zam yapmışlardı. Örneğin dolarda ki bir tl oranında ki artış, ürüne üç tl ve bazen beş tl olarak yansıtılıyordu. Allah’tan Müslüman bir milletiz! Yine aynı şekilde Araba, Ev ve Kira ücretlerinde ki fahiş artışlar ise işin farklı bir boyutunu oluşturmaktaydı. Şu ana kadar yazdıklarım benim fazlasıyla içimi kararttı. Muhtemelen sizin de içinizin karardığını tahmin edebiliyorum. Ekranlar, sosyal medya &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son üç köşe yazımda kaybettiklerimiz ana başlığı altında Anadolu ve İslam medeniyetinden bizlere miras olan ve yitip giden kadim değerlerimizi dilimiz döndüğü kadar anlatmaya çalışmıştık.</p>



<p><strong>Yaklaşık olarak bir aydır ülke dolar, faiz ve altın krizi ile kasıp kavruluyor. İstisnasız herkes ekonomi profesörü ve kriz yönetimi uzmanı olarak fikir beyan eder oldu. Deyim yerindeyse ağzı olan konuşuyordu.</strong></p>



<p>Tüm bu hararetli gelişmelerin orta yerinde Bitcoin denen salgına sabit maaşlı vatandaşların ilgisi de had safhaya ulaşmıştı. Memleket yangın yeri misali tozu dumana katmıştı. Hepsi bir yana asgari ücret zammı tartışmaları deyim yerindeyse pastanın kreması olmuştu.</p>



<p>Ülkeyi germe maksadıyla kendince siyaset yapan aklı evvel kriz fırsatçıları için ideal bir ortam doğmuştu. Memleketin üzerine benzin döküp bir kibrit ile yakmaya hevesli felaket tellalları adeta pusuya yatmış vaziyette bekliyorlardı.</p>



<p><strong>Doların ve altının hızlı yükselişiyle beraber bunu bir fırsat bilen karakter ve haysiyet yoksunları birçok ürüne yüzde yüzün üstünde zam yapmışlardı. Örneğin dolarda ki bir tl oranında ki artış, ürüne üç tl ve bazen beş tl olarak yansıtılıyordu. Allah’tan Müslüman bir milletiz!</strong></p>



<p>Yine aynı şekilde Araba, Ev ve Kira ücretlerinde ki fahiş artışlar ise işin farklı bir boyutunu oluşturmaktaydı.</p>



<p>Şu ana kadar yazdıklarım benim fazlasıyla içimi kararttı. Muhtemelen sizin de içinizin karardığını tahmin edebiliyorum. Ekranlar, sosyal medya ve sokakta konuşulan konular insanları hayattan soğutmuştu!</p>



<p>Peki ne oldu da bir anda herkes sus pus oldu? Hükümet kanadının mevduat hesapları ile ilgili olarak mudilere yönelik yaptığı bir açıklama sonucunda dolar bir gecede tepe taklak oldu. Utanmadan sıkılmadan her gün ekranlara çıkıp konuşan çokbilmiş uzmanlar sus pus oldular.</p>



<p><strong>Anlaşılan beklentileri boşa çıkmıştı. Memleket Gemisinin Titanik misali batmasını bekleyen art niyetli bu mihraklar büyük bir hayal kırıklığı ile karşı karşıya kalmıştı. Başka söze gerek var mı bilmiyorum ama! Bir topluluk düşünün ki ülkesinin batmasına sevinecek kadar ihanet içerisinde olsun.</strong></p>



<p>Bu gaflet içerisindeki davranış şekli bana son yıllarda çok sık kullandığım bir kavramı hatırlattı. Hatırlatmanızda kolaylık sağlaması için söylüyorum. Şener Şen’in Eşkıya Baran rolünde oynadığı Eşkıya filminde bir sahne var. Eşkıya şehre indi diyor.</p>



<p>Maalesef devletin dağda nihayete erdirmiş olduğu terör bugün şehirlere indi. Ve ne hazindir ki her türlü ekonomik ve siyasal gelişmeleri devlete saldırmak için adeta fırsata çeviren bu terör sevicilerine bilerek veya bilmeyerek destek veren saf bir kitle oluşmuştu.</p>



<p>Dolar veya faizle en ufak bir ilgisi olmayan vatandaş hatta çocuk yaştakiler dahi bu tartışmaya dahil olmuşlardı.</p>



<p>Dolarla yatıp faizle kalkan bir millet olup çıkmıştık. Bugün geldiğimiz noktada dolar beklentilerin aksine ciddi bir oranda düşüş yaşadı. Faizler keza aynı şekilde artış göstermedi. Deyim yerindeyse bir anda ortalık süt liman oldu. Dahası asgari ücrette son elli yılın en yüksek zammı gerçekleşti.</p>



<p><strong>Bir anda bu olumlu gelişmeler olurken diğer yanda her yerde bir ölüm sessizliği oluştu. Her şey kötü giderken haddini bilmeden konuşanlar, piyasada ki tablo olumluya dönünce süt dökmüş kediye dönmüşlerdi.</strong></p>



<p>Küçük esnaf karınca kararınca iş yapmaya çalışırken stokçuluk yapmak suretiyle üç liralık mala on lira fiyat biçenlere sözümüz; dolar düştü neden ürünlerin fiyatını indirmediniz? Dolar artışını anlık olarak ürün ücretlerine yansıtanlar dolarda ki düşüşe sağır kalmışlardı.</p>



<p>Çanakkale’de kuru ekmek ve üzüm hoşafı ile düşmana geçit vermeyen kınalı kuzuları düşünüp kahrımdan ağladım. Allah aşkına söyler misiniz dostlar? Biz hangi ara bu duruma geldik!</p>



<p><strong>Asgari ücret zammı ve dolarda meydana gelen düşüş turnusol kağıdı etkisi göstermişti. Sakın ha bu yazdıklarım hükümeti aklama olarak alınmasın. Biz her daim doğruları konuşmaya devam edeceğiz. Asla ve kata birlerinin avukatlığına soyunmayacağız.</strong></p>



<p>Kadim Anadolu Medeniyetinin mirasçılarına bu kriz fırsatçılığı yakışmadı. Yüz yıl önce bırakın kolunda ki altın bilezikleri kundaktaki çocuğunu memleketi için feda etmiş Nene Hatun’u hatırlayınca ben utandım.</p>



<p>Aksine Türkiye’nin muhalif partilerinin bir türlü yapamadığı samimi muhalefeti dahi biz yerine getirmenin gayreti içinde olacağız.</p>



<p><strong>Bizim tek derdimiz var o da memleketimiz. Bu arada medyanın her kesiminde olumsuz haberlerle adeta algı operasyonları düzenleniyor. Ancak bilmenizi isterim ki Türkiye tarihte görülmedik bir şekilde sanayi ve ihracat kalemlerinde büyük başarılara imza atıyor.</strong></p>



<p>Önümüzde ki günlerde bu hususlarla ilgili sizleri bilgilendirmeye çalışacağım. Sadece şunu söyleyebilirim yakın zamanda güzel gelişmeler duyacaksınız inşallah! </p>



<p>Selam ve dua ile…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/samimiyet-sinavindan-kaldik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fıkıh Despotizmi mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/fikih-despotizmi-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/fikih-despotizmi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Jan 2020 09:25:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Faiz]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[toki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13480</guid>

					<description><![CDATA[Bir fetvayı neden tartıştık bu kadar, havsalama sığdıramıyorum. Toplu Konut İdaresi TOKİ, farklı bir kampanya başlatmış. “100 Bin Sosyal Konut Projesi”, programında hedeflenen kitle düşük ve orta gelir düzeyine sahip aileler. Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından uygulanan Sosyal Konut Projesinin dini hükmü nedir? Bazı vatandaşlar bu projeden yararlanıp ev sahibi olmak istemişler. Mamafih takdir edilecek bir hassasiyet olan “faiz şüphesi” bazı vatandaşlarımızda hala mevcut olduğundan konu dini otoritelere arz edilmiş. Belli ki kalplerin mutmain olması için buna ihtiyaç hissedilmiş. Eyvallah. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’na tevcih edilen soru şu: TOKİ tarafından uygulanan Sosyal Konut Projesinin dini hükmü nedir? “İslam&#8217;da faiz, kesin olarak haram kılınmıştır. Bir zaruret bulunmadıkça faiz almak da vermek de caiz değildir. İş kurmak veya genişletmek; ev, araba satın almak üzere kişi, kuruluş veya bankalardan alınan faizli krediler de bu kapsamdadır ve caiz değildir. TOKİ aracılığıyla devreye alınan son uygulama ise devletin, alt veya orta gelirli vatandaşlarına yönelik olarak ürettiği bir sosyal konut projesidir. Bu projede, peşinat haricindeki tutar, kamu bankaları vasıtasıyla kredilendirilmekte olup devletin söz konusu borçlandırmadaki amacı, faiz geliri elde etmek değil, aksine ödeme güçlüğü içindeki vatandaşlarının ev sahibi olmalarına yardımcı olmaktır. Bu itibarla, devlet TOKİ’nin bu uygulamasında başka bir yolla konut alma imkânı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir fetvayı neden tartıştık bu kadar, havsalama sığdıramıyorum.</p>
<p>Toplu Konut İdaresi TOKİ, farklı bir kampanya başlatmış.</p>
<p>“100 Bin Sosyal Konut Projesi”, programında hedeflenen kitle düşük ve orta gelir düzeyine sahip aileler.</p>
<p>Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından uygulanan Sosyal Konut Projesinin dini hükmü nedir?</p>
<p>Bazı vatandaşlar bu projeden yararlanıp ev sahibi olmak istemişler. Mamafih takdir edilecek bir hassasiyet olan “faiz şüphesi” bazı vatandaşlarımızda hala mevcut olduğundan konu dini otoritelere arz edilmiş. Belli ki kalplerin mutmain olması için buna ihtiyaç hissedilmiş. Eyvallah.</p>
<p>Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’na tevcih edilen soru şu:</p>
<p>TOKİ tarafından uygulanan Sosyal Konut Projesinin dini hükmü nedir?</p>
<p><strong><em>“İslam&#8217;da faiz, kesin olarak haram kılınmıştır. Bir zaruret bulunmadıkça faiz almak da vermek de caiz değildir. İş kurmak veya genişletmek; ev, araba satın almak üzere kişi, kuruluş veya bankalardan alınan faizli krediler de bu kapsamdadır ve caiz değildir.</em></strong><strong><em></p>
<p>TOKİ aracılığıyla devreye alınan son uygulama ise devletin, alt veya orta gelirli vatandaşlarına yönelik olarak ürettiği bir sosyal konut projesidir. Bu projede, peşinat haricindeki tutar, kamu bankaları vasıtasıyla kredilendirilmekte olup devletin söz konusu borçlandırmadaki amacı, faiz geliri elde etmek değil, aksine ödeme güçlüğü içindeki vatandaşlarının ev sahibi olmalarına yardımcı olmaktır.</p>
<p>Bu itibarla, devlet TOKİ’nin bu uygulamasında başka bir yolla konut alma imkânı tanımadığından, belirtilen niyet ve amaçlar doğrultusunda söz konusu projeden yararlanmak caizdir.”</em></strong></p>
<p>Diyanet tarihinde ilk defa faize cevaz verdi diye feveran etmeden önce istenen fehvaya verilen cevapta bazı detayları nazara vermek gerek.</p>
<p>Din İşleri Yüksek Kurulu’nun görüşüne göre faiz kesinlikle haram.</p>
<p>Zaruret olmadıkça faiz alıp-vermek caiz değil.</p>
<p>Herhangi bir şekilde nemalanmak için de faiz caiz değil.</p>
<p>TOKİ’den alınacak konutların ücretinin peşinattan sonraki bakiyesi bankalar dışında başka bir yolla ödenemiyor.</p>
<p>Devlet iyi niyetli olduğu için vatandaşından faiz geliri elde etme peşinde değil tam aksine ödeme güçlüğü içine girebilecek vatandaşına yardımcı olmayı amaçlıyor.</p>
<p>Görüldüğü gibi Din İşleri Yüksek Kurulu, dünya hayatının kolaylaştırılması için olsa gerek bireyin sistem karşısındaki maslahatını gözetir bir tavırla gerekçelerini sıralayarak bir görüş belirtmiş.</p>
<p>Şahsen bu gerekçeler ışığında beyan edilen fehvayı masumane bir kanaat olarak görüyorum.</p>
<p>Konuyu daha ileri boyuta taşıyarak oluşan vasatı değerlendirmek için “Diyanet faize cevaz verdi” diye feveran eden kişilerin maksatları muhtemelen farklı. Grup aidiyetinden kaynaklanan bu ithamlar halk indinde FETÖ ile kirlenen dini oluşumların imaj tazelemesi faaliyeti gibi görünüyor.</p>
<p>Dikkat edilirse bu dini oluşumlar Diyanetin mevcudiyetini ve tasarruflarını ta kuruluşundan beri hiç benimsemediler. İstiyorlar ki vatandaşların dini hayatı onların inhisarında olsun. İnsanlarımız onların sınırlarını çizdiği bir hayatı yaşasınlar. Kimin neye inanıp nasıl amel edeceğine onlar karar versin.</p>
<p>***</p>
<p><strong>Berlin’den Ne Çıkar?</strong></p>
<p>Büyük ihtimalle mevcut durumdan daha iyi bir durum çıkmaz.</p>
<p>Nasıl mı, şöyle izah edelim.</p>
<p>1-Türkiye adına Akdeniz’in güvenliği ve ekonomik çıkarlarımız açısından Libya’nın hâlihazırdaki Serrac Hükümetiyle yapılan anlaşmadan feragat etmemiz söz konusu bile olamaz.</p>
<p>2- Buna bağlı olarak anlaşmanın yürürlükte kalması için UMH yönetiminin ayakta kalması zaruri.</p>
<p>Bu iki maddeyi isyancı Hafter’e kim kabul ettirebilir?</p>
<p>Hiç kimse.</p>
<p>Zaten kabul etseydi Moskova’da masadan kaçmaz, Berlin’e de Libya meselesini götürmeye gerek kalmazdı.</p>
<p>Bu yüzden Berlin’den çıksa çıksa mevcut durumun devamı çıkar.</p>
<p>Bunun anlamı şu.</p>
<p>Libya’da sonuç alıcı ve kısa sürede tamamlanan büyük bir operasyon yapılmalıdır.</p>
<p>Operasyon süresinin uzaması Suriyeleşmek demektir.</p>
<p>Geç olacak ama bari temiz olsun.</p>
<p>Adil Gülmez</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/fikih-despotizmi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düştü de Ne Oldu?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dustu-de-ne-oldu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dustu-de-ne-oldu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jul 2019 12:57:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Faiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11957</guid>

					<description><![CDATA[Adamın dilinde tüy bitti &#8216;düşürün faizleri&#8217; diye diye. Kimse tınmadı. Tam tersine alttan alttan &#8216;bu yanlış, yapmayalım&#8217; dediler. Muhalefet kah kah güldü; &#8216;ekonominin yasalarını bilmiyor&#8217; diye dalga geçtiler. Faizler düşerse enflasyon ve döviz yükselirmiş. Hepsi &#8216;faiz lobisine&#8217; çalıştılar. Ali Babacan&#8217;la başladı direnme. Aşamadı Erdoğan bir türlü onu. Daha doğrusu bu faizci cepheyi aşamadı. Bir şablon bellemişler, olmaz da olmaz. Bas bas bağırdı Erdoğan, &#8216;faizler yüksek tutulursa ekonomi ölür, sermaye üretime değil, faize akar&#8217; diye. Dinletemedi kimseye. Sonunda sözünü dinleyecek bir MB başkanı buldu. Önceki gün faizler hem de 4.25 puan düşürüldü. Dövize baktı herkes. O da ne? Döviz beklenenin aksine düşmeye başladı. Bakalım bu test ne kadar sürecek. Dövizde bir miktar yükselme dahi normaldir. Eğer enflasyonda da düşme olursa bütün bu itirazcı cephenin Erdoğan&#8217;dan özür dilemesi gerekecek. Ama onlar işi pişkinliğe vuracaklar. Doğrusu risk altında olan Erdoğan. 31 Martta istediği sonucu alamadıysa bunda ekonomik tıkanmışlığın payı büyüktür. Şimdi kılıcını kördüğüme vurdu; çözülürse yapanlar pişman olmaz yeni yollar dener. Çözülmezse de Erdoğan yeni yollar dener. Benim düşüncem Erdoğan gibi. MB Doğruyu yaptı. Kesin sonuç için biraz sabır gerekecek. Firuz Türker]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Adamın dilinde tüy bitti &#8216;düşürün faizleri&#8217; diye diye. Kimse tınmadı. Tam tersine alttan alttan &#8216;bu yanlış, yapmayalım&#8217; dediler. Muhalefet kah kah güldü; &#8216;ekonominin yasalarını bilmiyor&#8217; diye dalga geçtiler. Faizler düşerse enflasyon ve döviz yükselirmiş. Hepsi &#8216;faiz lobisine&#8217; çalıştılar.<br />
Ali Babacan&#8217;la başladı direnme. Aşamadı Erdoğan bir türlü onu. Daha doğrusu bu faizci cepheyi aşamadı. Bir şablon bellemişler, olmaz da olmaz. Bas bas bağırdı Erdoğan, &#8216;faizler yüksek tutulursa ekonomi ölür, sermaye üretime değil, faize akar&#8217; diye. Dinletemedi kimseye.<br />
Sonunda sözünü dinleyecek bir MB başkanı buldu. Önceki gün faizler hem de 4.25 puan düşürüldü. Dövize baktı herkes. O da ne? Döviz beklenenin aksine düşmeye başladı. Bakalım bu test ne kadar sürecek. Dövizde bir miktar yükselme dahi normaldir. Eğer enflasyonda da düşme olursa bütün bu itirazcı cephenin Erdoğan&#8217;dan özür dilemesi gerekecek. Ama onlar işi pişkinliğe vuracaklar.<br />
Doğrusu risk altında olan Erdoğan. 31 Martta istediği sonucu alamadıysa bunda ekonomik tıkanmışlığın payı büyüktür. Şimdi kılıcını kördüğüme vurdu; çözülürse yapanlar pişman olmaz yeni yollar dener. Çözülmezse de Erdoğan yeni yollar dener. Benim düşüncem Erdoğan gibi. MB Doğruyu yaptı. Kesin sonuç için biraz sabır gerekecek.<br />
Firuz Türker</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dustu-de-ne-oldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Takipteki Krediler Ne Durumda?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/takipteki-krediler-ne-durumda/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/takipteki-krediler-ne-durumda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öğr. Gör. Abdulmuttalip Pilatin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jun 2019 12:08:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Banka]]></category>
		<category><![CDATA[Faiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kredi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10958</guid>

					<description><![CDATA[Takipteki krediler, bankaların müşterilerine kullandırdığı fakat vadesi gelmesine ve üzerinden zaman geçmesine rağmen ödenmeyen kredilerden oluşur. Takipteki kredilerin yıllar itibariyle izlediği seyir bize ekonominin gidişatı hakkında genel olarak bilgi verir. Türkiye’de anapara ve faiz ödemeleri 90 gün ve daha fazla gecikmiş olan kredi ve diğer alacaklar bankalar açısından batık krediler veya donuk krediler (tahsil edilemeyen alacaklar) arasında sınıflandırılır. Anaparanın ve faizin ya da her ikisinin tahsili, ödenmesi gereken tarihten itibaren doksan günden daha fazla gecikmesi durumunda bu alacaklar tahsil edilemeyen alacak olarak kaydedilir. Bankalar açısından tahsil edilemeyen alacaklar için 90 günlük gecikme süresi sınırı genel olarak dünyada kabul görmüştür. Türkiye’de, bir kredinin sorunlu krediye dönüşmesinin şartlarını net bir şekilde açıklığa kavuşturulması amacıyla Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu (BDDK) 2001 yılında Resmi Gazete’de, “Bankalarca Karşılık Ayrılacak Kredilerin ve diğer Alacakların Niteliklerinin Belirlenmesi ve Ayrılacak Karşılıklara İlişkin Esas ve Usuller Hakkında” adlı yönetmenlik yayınlamıştır. Bu yönetmeliğe göre, donuk krediler üç grup halinde incelenir. Birincisi yani üçüncü grup krediler (tahsil imkânı sınırlı krediler ve diğer alacaklar), borçlunun verdiği teminatların, borcun vadesi geldiğinde ödenmesinde yetersiz kaldığı veya kredinin anapara ya da faizinin veyahut her ikisinin ödenmesi gereken tarihten 90 günden fazla geçtiği halde ödenmemiş olan kredi ve diğer alacaklardan oluşur. İkincisi olan dördüncü grup &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><b>Takipteki krediler, bankaların müşterilerine kullandırdığı fakat vadesi gelmesine ve üzerinden zaman geçmesine rağmen ödenmeyen kredilerden oluşur. Takipteki kredilerin yıllar itibariyle izlediği seyir bize ekonominin gidişatı hakkında genel olarak bilgi verir.</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türkiye’de anapara ve faiz ödemeleri 90 gün ve daha fazla gecikmiş olan kredi ve diğer alacaklar bankalar açısından batık krediler veya donuk krediler (tahsil edilemeyen alacaklar) arasında sınıflandırılır. Anaparanın ve faizin ya da her ikisinin tahsili, ödenmesi gereken tarihten itibaren doksan günden daha fazla gecikmesi durumunda bu alacaklar tahsil edilemeyen alacak olarak kaydedilir. Bankalar açısından tahsil edilemeyen alacaklar için 90 günlük gecikme süresi sınırı genel olarak dünyada kabul görmüştür. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türkiye’de, bir kredinin sorunlu krediye dönüşmesinin şartlarını net bir şekilde açıklığa kavuşturulması amacıyla Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu (BDDK) 2001 yılında Resmi Gazete’de, “Bankalarca Karşılık Ayrılacak Kredilerin ve diğer Alacakların Niteliklerinin Belirlenmesi ve Ayrılacak Karşılıklara İlişkin Esas ve Usuller Hakkında” adlı yönetmenlik yayınlamıştır. Bu yönetmeliğe göre, donuk krediler üç grup halinde incelenir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Birincisi yani üçüncü grup krediler (tahsil imkânı sınırlı krediler ve diğer alacaklar), borçlunun verdiği teminatların, borcun vadesi geldiğinde ödenmesinde yetersiz kaldığı veya kredinin anapara ya da faizinin veyahut her ikisinin ödenmesi gereken tarihten 90 günden fazla geçtiği halde ödenmemiş olan kredi ve diğer alacaklardan oluşur.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İkincisi olan dördüncü grup krediler (tahsil imkânı şüpheli krediler ve diğer alacaklar), normal şartlarda artık geri ödenmesi veya tasfiyesi mümkün olmayan ya da kredinin anapara veya faizinin veyahut her ikisinin ödenmesi gereken tarihten itibaren 180 günden fazla geçtiği halde ödenmemiş olan kredilerden oluşur. Üçüncüsü ise beşinci grup krediler (zarar niteliğindeki krediler ve diğer alacaklar), tahsil imkânının artık mümkün olmadığı düşünülen veya anapara veya faizinin veyahut her ikisinin ödenmesi gereken tarihten veya vadesinden bir yıldan daha fazla bir zaman geçmesine rağmen hâlâ ödenmemiş kredi ve diğer alacaklardan oluşur.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu üç grupta yer alan krediler takipteki krediler olarak kayıt edilmektedir. Bu kredilerin toplam krediler içerisindeki payının artması ekonomide bir sıkıntının olduğunun ve fonların piyasalara etkin bir şekilde kanalize edilemediğinin bir göstergesi olarak algılanmaktadır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Etkin, iyi işleyen bir bankacılık sistemi ve finansal sistemin kurulabilmesi için ülke ekonomisinin büyümesini ve gelişmesini destekleme açısından tasarrufların bankalar aracılığı ile etkin ve verimli bir şekilde yatırımlara kanalize edilebilmesi gerekir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bankalar bu işlemi yerine getirirken eğer bu dengeyi iyi bir şekilde kuramaz, daha riskli müşterilere borç vermeye başlar ve bu durumu etkili bir şekilde yönetemezlerse geri ödenmeyen kredilerin oranı artar. Artan takipteki krediler hem bankacılık sektörünü hem finansal işleyişi hem de ülkenin ekonomik gidişatını olumsuz yönde etkiler.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>Takipteki Alacaklardaki Aşırı Artışın Sonuçları</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Son dönemde dünyada bankaların tahsil edilemeyen alacakları önem kazandı. Çünkü bankaların takipteki alacaklarındaki artış bankacılık sisteminde ortaya çıkabilecek tehlikeli bir durumun öncesindeki önemli bir belirti olarak görülmeye başlandı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Özellikle 2008 küresel finans krizinin göze çarpan bir özelliği de bankaların bilançolarında yer alan takipteki alacakların oransal olarak artmasıydı. Bankacılık sektörünün takipteki alacaklarındaki bu artışlar, bankaları önemli kredi riskleri ile karşı karşıya bırakmaktaydı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ayrıca takipteki alacaklardaki artış, bankaların yeni kredi sağlama ve şirketleri fonlama yeteneğini de azaltmakta ve dolayısıyla genel ekonomik gidişat üzerinde de olumsuz durumların ortaya çıkmasına neden olabilmekteydi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Dolayısıyla takipteki alacaklardaki aşırı artışın olası bir bankacılık krizinin başlangıcını işaret etmesi bakımından bir belirti olarak kullanılabilir. Aynı zamanda bir ekonomideki finansal kırılganlığı test etmek için de takipteki alacaklar kullanılmaktadır. 2008 krizi öncesinde ABD’de üzerinde hiç akademik bir çalışma bile yapılmamış olan takipteki krediler maalesef 2008 yılında önce ABD’nin sonra da tüm dünyanın başına önemli ekonomik sıkıntılar açmıştır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bankalar açısından takipteki kredilerin negatif etkilerinden biri de bankaların kârlılığını düşürmesidir. Bankanın 90 günden fazla gecikmiş alacakları artık karşılık ayrılarak takipteki kredilere aktarılır. Bu durum takipteki kredilerin banka tarafından yazılmasına neden olur ve bu oran arttıkça bankanın kârlılığı azalmaya başlar. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bunun yanında takipteki kredilerin artması nedeniyle bankanın aktif kalitesi de bozulmaya başlar. Dolayısıyla bankanın kredibilitesi de azalır. Bankaların artan takipteki kredileri diğer taraftan bankanın likidite riskinin de artmasına neden olur. Vadesi gelince ödeme yapması beklenen müşteri tarafından ödeme yapılamaması durumunda bankanın bütün nakit akışı bu durumdan olumsuz yönde etkilenir. O nedenle takipteki kredilerin kontrol altında tutulması ekonomiler açısından büyük önem taşır.</span></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-10983 alignnone" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/Screen-Shot-2019-06-01-at-12.58.12.png" alt="" width="500" height="464" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/Screen-Shot-2019-06-01-at-12.58.12.png 844w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/Screen-Shot-2019-06-01-at-12.58.12-300x278.png 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/Screen-Shot-2019-06-01-at-12.58.12-768x712.png 768w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Türkiye’deki Durum</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu noktada Türkiye’de faaliyet gösteren 3 kamu sermayeli mevduat bankası, 8 özel sermayeli mevduat bankası ve 10 Türkiye’de kurulmuş yabancı sermayeli mevduat bankası olmak üzere toplam 21 önemli bankanın takipteki kredi oranlarında son dönemde az da olsa bir yükselme oldu. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türkiye’de bankacılık sektörü, Türkiye ekonomisinin finansal sisteminin bel kemiğidir. Son 30 yılda, BDDK’nın kurulması ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın hükümetten bağımsızlığının artırılması gibi çeşitli yapısal ve örgütsel reformlar yapılmıştır. En son 2001 yılında ortaya çıkan ve birçok bankanın da batmasına neden olan krizden alınan dersler ve alınan önlemler sayesinde Türkiye’de bankacılık sistemi ve bankaların rasyoları güçlendirilmiştir. Özellikle bu tarihten itibaren, bankacılık sektöründe birtakım düzenlemelerle beraber bankacılık sektöründe denetimin artması ve risk yönetimine ağırlık verilmesi gibi konular artık oldukça önemsenen önemli ve izlenmesi gereken görülen başlıca kriterler halini almıştır. Her ne kadar takipteki kredi ve alacaklar bankaların kârlılıklarını ve performanslarını olumsuz olarak etkilese de Türkiye’de uzun yıllardır bankacılık sektörü kurumsal vergi rekortmenleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Dolayısıyla artan takipteki krediler bankaların kârlılıklarını azalttığı ve bankaları kredi vermede daha çekingen davranmaya ittiği için aslında kredi maliyetlerini de arttıran bir unsur olarak bankaları etkilediği ve kredi maliyetlerini arttırdığı söylenebilir.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-10984 alignnone" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/Yörünge_Grafik_Eko-0021ai.jpg" alt="" width="501" height="215" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/Yörünge_Grafik_Eko-0021ai.jpg 1000w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/Yörünge_Grafik_Eko-0021ai-300x129.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/06/Yörünge_Grafik_Eko-0021ai-768x329.jpg 768w" sizes="(max-width: 501px) 100vw, 501px" /></p>
<p class="p1"><span class="s1">Takipteki krediler nedeniyle kârlılıkları azalan bankalar bu azalmayı telafi etmek amacıyla kredi faizlerini yükseltme eğilimi içerisine girebilirler. Bu durum finansal piyasaları ve reel ekonomiyi etkileyen bir olumsuz bir faktör olarak kendini gösterebilir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Şekil 1’de Türkiye’deki bankaların 1996 ve 2018 yılları arasındaki brüt takipteki kredilerin toplam kredi ve alacaklar rakamına oranı yıllar itibarıyla verilmiştir. Şekilden de anlaşılacağı üzere, 1996 yılında %2 seviyelerinde olan takipteki kredi oranı sonraki yıllarda artmaya başlamış ve krizin ortaya çıktığı yıl olan 2001 yılında %37,4 gibi çok yüksek bir orana ulaşmıştır.<span class="Apple-converted-space">  </span>Yani verilen her yüz birim kredinin yaklaşık 38’i geri ödenemez duruma gelmiştir. Bu durum o yıl bankacılık sektörü ve ülke ekonomisi için çok ciddi bir sıkıntıya işaret etmektedir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kriz sonrası yıllarda 2007 yılına kadar takipteki kredilerin toplam kredi ve alacaklar içerisindeki payının azaldığı görülmektedir. 2008 yılında ortaya çıkan küresel finans krizinin etkisiyle 2009 yılında ekonominin %4,7 küçülmesinin de etkisi ile takipteki kredilerin %5,2 oranına yükseldiği görülüyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">2001 yılında %37,4 gibi oldukça yüksek bir seviyeye ulaşan takipteki kredilerin oranı son yıllarda ciddi anlamda azalarak 2017 yılında %3 ve 2018 yılında ekonomide yaşanan kur ve faiz artışına bağlı ortaya çıkan ekonomik yavaşlamanın etkisiyle biraz artarak %3,9 seviyelerine yükseldiği görülmektedir. Fakat genel olarak bakıldığında ve yıllar itibarıyla takipteki kredilerin oranında ortaya çıkan azalış dikkate alındığında, 2001 yılında Türkiye’de yaşanan bankacılık krizi sonrasında Türk bankacılık sektöründe yapılan düzenleme ve yapısal reformların oldukça faydalı olduğu söylenebilir. Türkiye ekonomisinin %4,7 küçülmesine neden olan 2009 küresel finans krizinde dahi takipteki kredi oranlarının %5,2 seviyelerinde kalması aslında buna işaret etmektedir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Grafikte görüldüğü üzere Türkiye’de 2017 yılından itibaren takipteki kredi oranlarında bir artış olduğu görülmektedir. Komşumuz Yunanistan’da takipteki kredilerin oranı 2017 yılında %25 seviyelerindeyken İtalya’da takipteki kredilerin oranı yaklaşık %15, Portekiz’de ise yaklaşık %13 olarak gerçekleşmiştir. Avrupa ülkelerinin takipteki kredi ortalamasına baktığımızda ise bu oranın yaklaşık %7 seviyelerinde olduğunu görmekteyiz. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">2016 yılında Türkiye’de %3,3 olan takipteki kredi oranı bugün %4 seviyelerini geçti. Dolayısıyla Türkiye’deki takipteki kredi oranının AB ülkelerine kıyasla daha düşük olduğu ve çok büyük riskler taşımadığı anlaşılmaktadır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türkiye ekonomisi ve bankacılık sektörünün sağlıklı, verimli bir şekilde yoluna devam edebilmesi açısından düşük olsa bile son dönemdeki artışa dikkat edilmelidir. Daha çok döviz kurundaki artışın neden olduğu takipteki kredilerdeki bu artışı önemsemek ve gerekli önlemleri almak hem bankalar hem de ülkemiz açısından oldukça önemlidir. </span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/takipteki-krediler-ne-durumda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Faizler Nasıl Düşürülür?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/faizler-nasil-dusurulur/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/faizler-nasil-dusurulur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2018 10:06:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Faiz]]></category>
		<category><![CDATA[Merkez Bankası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4794</guid>

					<description><![CDATA[Prof. Dr. Mahfi Eğilmez Yazdı 1970’lerde Fiyat belirlemek serbest değildi. Fiyat artırmak isteyenler çeşitli bakanlık temsilcilerinden oluşan Fiyat Tespit Komitesi adlı bir komiteye başvurup oradan onay almak zorundaydı. O dönemde bu izinleri almadan fiyat artıranlarla kolluk kuvvetleri uğraşırdı. Faizler de serbest değildi. Merkez Bankası belirlerdi faizlerin tavanını. Bankalar faizle sağlayamadıkları rekabeti çeşitli ikramiye çekilişleriyle sağlamaya çalışırlardı. Bunların çoğu dönemin koşullarından kaynaklanan düzenlemelerdi. Döviz kurlarının belirlenmesi sabit kur yöntemiyle yapılırdı. Ayrıca kambiyo denetimi vardı. Kimse istediği dövizi alıp satamaz, bankalarda döviz hesabı açamazdı. Sermaye hareketleri serbest değildi. 1980’lerde Türkiye önce fiyatların belirlenmesini piyasaya bıraktı sonra faizlerin piyasada belirlenmesine ve sabit kur rejiminden esnek kur rejimine geçti. Ardından ekonomi politikasında ağırlık yavaş yavaş maliye politikasından para politikasına doğru kaydı. Son dönemlerde Türkiye’de ekonomi politikası alanında ilginç gelişmeler yaşanıyor. Bu gelişmeler aslında ekonomi politikası alanında mı değil mi o da tartışmalı ama sanırım en yakın olduğu yer orası. Mesela bunlardan birisi enflasyonla mücadelede fiyat denetlemelerine girişilmesi. Geçmişte de yapıldığı için ilginç bir yanı yok diye düşünülebilirse de ilginçliği bu denetimlerin piyasa mekanizması ve fiyatların serbestçe belirlendiği bir ortamda yapılıyor olmasında yatıyor. Yani bir yanda piyasa sistemi var gibi ama öte yandan da yok gibi. İşin ilginçliği burada. Bir başka ilginçlik faizler alanında yaşanıyor. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Prof. Dr. Mahfi Eğilmez Yazdı</strong></p>
<p>1970’lerde Fiyat belirlemek serbest değildi. Fiyat artırmak isteyenler çeşitli bakanlık temsilcilerinden oluşan Fiyat Tespit Komitesi adlı bir komiteye başvurup oradan onay almak zorundaydı. O dönemde bu izinleri almadan fiyat artıranlarla kolluk kuvvetleri uğraşırdı. Faizler de serbest değildi. Merkez Bankası belirlerdi faizlerin tavanını. Bankalar faizle sağlayamadıkları rekabeti çeşitli ikramiye çekilişleriyle sağlamaya çalışırlardı.</p>
<p>Bunların çoğu dönemin koşullarından kaynaklanan düzenlemelerdi. Döviz kurlarının belirlenmesi sabit kur yöntemiyle yapılırdı. Ayrıca kambiyo denetimi vardı. Kimse istediği dövizi alıp satamaz, bankalarda döviz hesabı açamazdı. Sermaye hareketleri serbest değildi.</p>
<p>1980’lerde Türkiye önce fiyatların belirlenmesini piyasaya bıraktı sonra faizlerin piyasada belirlenmesine ve sabit kur rejiminden esnek kur rejimine geçti. Ardından ekonomi politikasında ağırlık yavaş yavaş maliye politikasından para politikasına doğru kaydı.</p>
<p>Son dönemlerde Türkiye’de ekonomi politikası alanında ilginç gelişmeler yaşanıyor. Bu gelişmeler aslında ekonomi politikası alanında mı değil mi o da tartışmalı ama sanırım en yakın olduğu yer orası. Mesela bunlardan birisi enflasyonla mücadelede fiyat denetlemelerine girişilmesi. Geçmişte de yapıldığı için ilginç bir yanı yok diye düşünülebilirse de ilginçliği bu denetimlerin piyasa mekanizması ve fiyatların serbestçe belirlendiği bir ortamda yapılıyor olmasında yatıyor. Yani bir yanda piyasa sistemi var gibi ama öte yandan da yok gibi. İşin ilginçliği burada.</p>
<p>Bir başka ilginçlik faizler alanında yaşanıyor. Faizler, 1980’lerin sonundan beri piyasada serbestçe belirleniyor. Merkez Bankası, piyasa ekonomisi sistemini benimsemiş ülkelerde olduğu gibi para politikası aracılığıyla faizlere ayar veriyor. Enflasyon yükseldikçe kendi borç verme faizini yükselterek bankaların faizlerini yönlendirmeye çalışıyor. Ne var ki dış finansmana aşırı bağımlı her ekonomide olduğu gibi Türkiye’de riskler arttıkça kur yükseldiği, ithal girdi fiyatları ve dolayısıyla üretim maliyetleri arttığı için enflasyon yükseliyor. Doğal olarak enflasyon yükseldikçe bankalar mevduat müşterisini kaybetmemek için faizlerini artırmak zorunda kalıyor.</p>
<p>Burada yapılması gereken şey enflasyonu yaratan nedenleri ortaya çıkarıp onları önlemeye çalışmak. Örneğin riskler niçin artıyor? Bu artışın ne kadarlık kısmı bizden kaynaklanıyor? Bizden kaynaklanmayanları çözmekte fazlaca bir etkimiz olmayacağına göre bizden kaynaklanan olumsuzlukları çözmeye çalışmamız gerekiyor. Nerede hata yapıyoruz? Risk ve dolayısıyla kur artışının arkasında bizim hangi hatalarımız var? Bu soruların yanıtlarını bulup ona göre politikalar izlememiz gerekiyor. Bunu yapabilirsek enflasyonu düşürebiliriz ve ardından zaten faizler düşer.</p>
<p>Tabii burada işe başlarken faiz ile enflasyonun hangisinin neden hangisinin sonuç olduğu konusunu birbirine karıştırmamak şart. Çünkü bir durumu belirlemeye giderken yapılan en ciddi hata neden – sonuç ilişkilerinin karıştırılmasıdır. Neden – sonuç ilişkisi karıştırıldığında girilen yol çıkmaz sokak olur. Mesela enflasyon neden faiz de sonuçtur. Ne var ki bu ilişki önlenemez de uzayıp giderse bir süre sonra neden ve sonuç yer değiştirmeye başlar. İşte o aşamada kafalar da karışır. Olayın en başına gidip de ilk nedeni bulamazsanız faiz neden enflasyon sonuçmuş gibi görünür olur. Ve o zaman faizi düşürüp enflasyonu düşüreceğinize inanmaya başlarsınız. İşin kötüsü yetkili bir konumdaysanız inanmakla kalmaz uygulamaya da geçebilirsiniz. Mesela 1994 yılındaki kriz bu nedenle çıkmıştır. 1994 krizinden hemen önce faizi düşürerek enflasyonu düşürme yaklaşımı çerçevesinde Hazinenin borçlanma ihaleleri siyasal iktidarca peş peşe iptal edilmeye başlanmıştı. Sanırım sekizinci ihale iptalinden sonra da kriz çıkmıştı.</p>
<p>Son haftalarda Hazinenin borçlanma ihaleleri ilan edilenin çok altında miktarlarla kapatılıyor. Oysa Türkiye ekonomisi bolluk içinde değil. Mesela ödemeler dengesine baktığımızda 34 milyar dolarlık açığın 17 milyar dolarlık kısmının Merkez Bankası’nın döviz rezervi kullanılarak karşılanmış olduğunu görüyoruz. Bu durumda borçlanma ihalelerinin bu şekilde geçilmesinin tek gerekçesi var: Faizleri düşürmek. İhale yapılmayınca faizler niçin düşüyor? Çünkü o zaman piyasada bulunan yüksek faizli tahviller ikincil piyasada ek taleple karşılaşıyor. Mevcut tahvillere talep artması onların fiyatlarının yükselmesi demek. Tahvilin fiyatının yükselmesi ise faizinin düşmesi demek (tahvil fiyatlarıyla faizleri ters yönlü hareket eder.) Bu nedenle tahvil faizleri son dönemde düşüyor. Ne var ki bu kalıcı bir hareket değil. Bu tür baskılamalarda faizler önce düşer sonra bu hareketin altının boş olduğu ortaya çıkınca yeniden yükselmeye başlar.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin sorunları var. Bu sorunların çözüm yolları da var. Ekonomi politikası doğru uygulanırsa bu sorunlar çözümlenebilir. Ne var ki buraya kadar yapılan yanlışların faturası o kadar hafif olmayacak. Tabii bunu halka anlatmak da kolay değil. Ama bunları anlatıp doğru politikaları uygulamak yerine enflasyonu kolluk kuvvetleriyle denetlemeye çalışmak ya da faizi düşürerek enflasyonu düşürmek gibi ters bir yola girmek sorunu ağırlaştırmaktan başka sonuç getirmez.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin sorunlarının çözümü için atılacak ilk adım faiz takıntısından kurtulmaktır. O zaman enflasyonu düşürmek için yola çıkılır ve faizler de zaten düşmeye başlar. Bunun nasıl olacağının anahtarı ise 2001 krizinden sonra izlenen güçlü ekonomiye geçiş programında saklı. Üstelik o programı AKP hükümetleri uyguladı.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Ek:</strong> Soldaki grafik 2003 – 2012 arasındaki tahvil faizlerini, sağdaki grafik 2013 – 2018 arasındaki tahvil faizlerini gösteriyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-4797" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/Ekran-Alıntısı.png" alt="" width="640" height="221" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/Ekran-Alıntısı.png 640w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/Ekran-Alıntısı-300x104.png 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Kaynak: http://www.mahfiegilmez.com/</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/faizler-nasil-dusurulur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Faiz ve Döviz Kuruna Ne Oluyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/faiz-ve-doviz-kuruna-ne-oluyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/faiz-ve-doviz-kuruna-ne-oluyor/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öğr. Gör. Abdulmuttalip Pilatin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Aug 2018 22:30:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Döviz Kuru]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Faiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2632</guid>

					<description><![CDATA[Batı dünyasına göre ‘raydan çıkan’ Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye, terbiye edilmek isteniyor. Tüm bunların üstüne, FED’in sıkılaştırma politikaları, ABD ile yaşanan kriz, Avrupa Merkez Bankası’nın da sıkılaştırma yönünde adımlar atacak olması ve Trump’ın ticaret savaşı başlatması eklenince Türkiye’de kur ve faizlerin artması kaçınılmaz oluyor. Faiz, döviz kuru ve enflasyon, birbirini etkileyen üç önemli ekonomik değişkendir. Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ve cari açık veren ülkeler için faiz oranları döviz kurlarını, döviz kurları maliyetleri, maliyetler de enflasyonu tetikleyen faktörler olarak karşımıza çıkar. İngiltere’de, dünyanın en büyük 16 bankasının faiz oranları üzerinden belirlenen LIBOR faiz oranı, tüm faiz hesaplamaları için referans alınan bir oranıdır. Günümüzde faiz, kapitalist sistemin en temel dinamiklerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani sistemin temelinde faiz var. Bu noktada faizi de kapsamına alan iki önemli ekonomi politikası mevcuttur ki birincisi mali politika, ikincisi ise para politikasıdır. Mali politika uygulanmasının ana amacı, büyümenin sağlanması ve işsizliğin düşürülmesidir. 70’li yıllara kadar dünyada uygulanan Keynesyen iktisadında mali politika, ana politika olarak ele alınmış ve para politikası da bu mali politikayı destekleyici bir araç olarak kullanılmıştır. Para politikası ise bir Merkez Bankası politikası olmakla beraber ana hedef, fiyat istikrarının sağlanması yani enflasyonun kontrol altına alınmasıdır. F. Hayek ve M. Friedman tarafından ortaya atılan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Batı dünyasına göre ‘raydan çıkan’ Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye, terbiye edilmek isteniyor. Tüm bunların üstüne, FED’in sıkılaştırma politikaları, ABD ile yaşanan kriz, Avrupa Merkez Bankası’nın da sıkılaştırma yönünde adımlar atacak olması ve Trump’ın ticaret savaşı başlatması eklenince Türkiye’de kur ve faizlerin artması kaçınılmaz oluyor.</strong></p>
<p>Faiz, döviz kuru ve enflasyon, birbirini etkileyen üç önemli ekonomik değişkendir. Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ve cari açık veren ülkeler için faiz oranları döviz kurlarını, döviz kurları maliyetleri, maliyetler de enflasyonu tetikleyen faktörler olarak karşımıza çıkar.</p>
<p>İngiltere’de, dünyanın en büyük 16 bankasının faiz oranları üzerinden belirlenen LIBOR faiz oranı, tüm faiz hesaplamaları için referans alınan bir oranıdır. Günümüzde faiz, kapitalist sistemin en temel dinamiklerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani sistemin temelinde faiz var. Bu noktada faizi de kapsamına alan iki önemli ekonomi politikası mevcuttur ki birincisi mali politika, ikincisi ise para politikasıdır. Mali politika uygulanmasının ana amacı, büyümenin sağlanması ve işsizliğin düşürülmesidir. 70’li yıllara kadar dünyada uygulanan Keynesyen iktisadında mali politika, ana politika olarak ele alınmış ve para politikası da bu mali politikayı destekleyici bir araç olarak kullanılmıştır.</p>
<p>Para politikası ise bir Merkez Bankası politikası olmakla beraber ana hedef, fiyat istikrarının sağlanması yani enflasyonun kontrol altına alınmasıdır. F. Hayek ve M. Friedman tarafından ortaya atılan serbest piyasa ekonomisi, 80’li yıllardan itibaren Türkiye dâhil birçok ülkede kullanılmaya başlanmıştır. Serbest piyasa ekonomisine sahip olan bizim gibi ülkelerde para politikası ana politika, maliye politikası ise yardımcı bir politika olarak işlev görür. Eğer para politikası doğru bir şekilde uygulanabilirse genellikle etkili bir sonuç vermektedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da para politikasına uygun olarak faiz arttırdığı zaman TL’ye olan talep artar ve TL değerlenir, faiz oranlarındaki artıştan dolayı yatırımlar nispeten azalma eğilimi gösterir, toplam talep azalır. Başka bir deyişle döviz kurları düşer. Daha sonraki dönemlerde ise enflasyonun azalma eğilimine girmesi beklenir. Diğer taraftan hükümetler, mali politikalar ve yapısal reformlarla para politikasına destek verir ve sonuçta faiz, kur ve enflasyon üçlüsünü optimum bir noktada dengelemeye çalışır. Eğer Merkez Bankası bunu yapmazsa tam tersi sonuçların ortaya çıkması muhtemeldir. Teorikte böyle olsa bile bazen pratikte böyle olmayabiliyor.</p>
<p>Dünyada rezerv para olarak kullanılan Amerikan Doları, ülkemizde de birçok alanda kullanılmakla birlikte dış ticaret işlemlerinde de büyük oranda kullanılmaktadır. İhracatımızın %60’tan fazlası Avrupa Birliği üyesi ülkelere Euro bazında yapılsa bile ithalatımız, büyük oranda dolar üzerinden yapılmaktadır. Tüm bunların yanında ülkemizin kısa vadeli döviz borçları yaklaşık olarak 140 milyar dolar civarında. Üstüne cari açıktan kaynaklanan yaklaşık 60 milyar doları da koyunca rakam oldukça yükseliyor. Toplam döviz borcu ise yaklaşık 450 milyar dolar. Bu borcun önemli bir kısmının uzun vadeli borçlardan oluşması, ödenebilmeleri açısından rahatlatıcı. Bu borcun 102 milyar dolarlık kısmı, 2018 yılı sonuna kadar ödenmiş olacak. Borcun önemli bir kısmı, özel sektörün. 2018 yılında kamuya ait ödenmesi gereken 21 milyar dolar iken kalan 82 milyar dolarlık kısım özel sektöre ait.</p>
<p>2018 yılında ödenecek bu yüklü dış borç nedeniyle yurtiçinden yurtdışına, 102 milyar dolarlık döviz çıkması muhtemel. Bunun yanında 2023 hedeflerine ulaşabilmek amacıyla %7 üzerinde büyümek durumunda olan ülkemiz için cari açık kaçınılmaz oluyor çünkü yaptığımız ihracatın %65’i ithalata dayalı olarak gerçekleşiyor. Yani ülkemizden yapılacak her 100 TL’lik ihracat için yaklaşık 65 TL’lik bir ithalat yapmamız gerekiyor. Yapılan ithalatta hammadde, yarı mamul madde gibi girdi sayılabilecek ürünler ağırlıkta. Bu ürünlerin toplam ithalattaki payı ise %85 civarında. Fakat döviz kurunun bu kadar yükseldiği ve daha sıkı bir politika uygulanacak olan yeni dönemde, ithalatın azalacağını dolayısıyla cari açığın da azalacağını söylemek yanlış olmaz. Diğer taraftan artan emtia ve enerji fiyatları, önümüzdeki dönemlerde cari açığın artmasına neden olabilir fakat kurun yükselmesinden kaynaklanan düşüş ile emtia fiyatlarının artmasından kaynaklanacak cari açık birbirini dengeleyecektir. Bu nedenler, döviz kurlarının bu seviyelere kadar yükselmesi için yeterli olmasa bile son dönemdeki artışta etkisi olduğu muhakkak.</p>
<p><strong>BİST’e Olan İlgi</strong></p>
<p>Birinci grafikte, 2012-2018 yıllarında bankalardaki döviz hesapları yer alıyor. Grafiğe baktığımız zaman 2012 yılında 110 milyar dolar civarında olan döviz tutarının, 2013 yılından sonra arttığı, 2016 yılında azalma eğilimi göstermesine rağmen 2017 yılında yapılan Anayasa Referandumu’nun ardından tekrar yükselmeye başladığı ve 2018 yılında da 180 milyar dolar seviyelerinin üzerine çıktığı görülmekte. Döviz hesaplarındaki bu artışta, 2018 yılında özel ve kamu sektörünün önemli tutarda borç ödemelerinin olmasının da payı var. Bu dönemde dövize olan talep arttıkça döviz kurunun da o ölçüde yükselmesi anlaşılabilir bir durum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2722 size-full" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-1.jpg" alt="" width="2488" height="932" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-1.jpg 2488w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-1-300x112.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-1-768x288.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-1-1024x384.jpg 1024w" sizes="(max-width: 2488px) 100vw, 2488px" /></p>
<p>İkinci grafik, 2015 yılından beri yurtdışı yerleşikler tarafından tutulan devlet tahvilleri (DİBS) ile Amerikan Dolar kuru arasındaki yıllık yüzde değişimleri oransal olarak bir arada göstermektedir. Grafik, yabancıların portföyünde yer alan devlet tahvilleri stoku ile Amerikan Dolar kuru arasında negatif bir korelasyon olduğunu göstermekte. Yabancı yatırımcıların ellerindeki devlet tahvil stokları azaldıkça kurlar tam tersi bir şekilde artıyor. Çünkü piyasadaki döviz azaldıkça değeri artıyor. Diğer yandan yabancıların tahvil stokları azaldıkça tahvil faizleri artıyor. Çünkü devlet tahvili olanlar, bu tahvilleri satıyor. Böylece piyasada tahvil arzı arttığı için tahvil fiyatları düşüyor. Tahvilin fiyatı ile faiz oranı ters yönlü hareket ettiğinden, piyasada satılmaya başlanan tahvil piyasada bollaşıyor ve fiyatı düşüyor. Fiyatı düşen tahvil dolayısıyla da tahvil faizleri yükselmeye başlıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2723 size-full" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-2.jpg" alt="" width="2488" height="958" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-2.jpg 2488w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-2-300x116.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-2-768x296.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-2-1024x394.jpg 1024w" sizes="(max-width: 2488px) 100vw, 2488px" /></p>
<p>Üçüncü grafik, 2013 yılı itibari ile dolaylı yatırımların diğer kısmını oluşturan hisse senedi yatırımlarını göstermektedir. 2013 yılı başlarında borsada yabancı yatırımcının elinde, yaklaşık olarak 80 milyar dolarlık bir hisse senedi vardı. 2013 yılının ardından bu tutarın sürekli olarak azalma eğilimi gösterdiği görülüyor. 2017 yılı ikinci çeyreğinde Anayasa Referandumu’na ‘Evet’ çıkması ile ortadan kaybolan belirsizliğin ardından BİST’e olan yabacı yatırımcı ilgisi arttı fakat 2018 yılı başlarında erken seçim haberlerinin konuşulmaya başlaması ile yabancı yatırımcı tekrar borsadan çıkmaya başladı ve borsadaki yabancı yatırımcı stokları 35 milyar dolar seviyelerine kadar geriledi. 24 Haziran Başkanlık Seçimi ve Milletvekili Genel Seçimlerin yapılması ile yeni bir hükümet sistemine geçilecek olması ve bunun oluşturduğu belirsizlik ve Batı’da yapılan taraflı haberler dolayısıyla yabancı yatırımcının BİST’e ilgisi azaldı. Yabancı yatırımcının yatırım yapmak bir tarafa, elindeki hisse senedi stokunun da önemli bir kısmını elinden çıkardığı anlaşılıyor. Bu durum, kurlar üzerinde baskı oluşturuyor ve döviz kurlarının yükselmesine neden oluyor. Çünkü yabancı yatırımcı hisse senedi satıp, parayı dövize çevirerek ülkesine dönüyor. Bu da ülkemizde dövizin azalmasına ve değerinin yani kurun artmasına neden oluyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2724 size-full" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-3.jpg" alt="" width="2440" height="922" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-3.jpg 2440w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-3-300x113.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-3-768x290.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-3-1024x387.jpg 1024w" sizes="(max-width: 2440px) 100vw, 2440px" /></p>
<p><strong>Döviz Kurunu Frenleyebilecek Gelişme</strong></p>
<p>Grafiklerden de anlaşılacağı üzere, 2017 yılında azalma eğilimi gösteren doğrudan ve dolaylı yatırımlar, 2018 yılının ilk çeyreğinde konuşulan erken seçim haberlerinin etkisiyle ortaya çıkan belirsizlik ortamından da olumsuz etkilendi. Seçimlerin ardından ülkemizin yeni bir sisteme geçecek olmasının dış dünyada tam olarak anlaşılamamış olması ya da anlaşılmak istenmemesi gibi nedenler de ülkemize gelen doğrudan ve dolaylı yatırımlarda azalmayı beraberinde getirdi. Hatta 2018 yılının ilk yedi aydında ülkemizdeki dolaylı yatırımların azaldığı yani önceki yılların aksine ülkemize gelen dolaylı yatırımlardan daha fazla ülkemizden dolaylı yatırım çıkışı olduğu görülmekte. Bu durum bize, ülkemize döviz gelmek yerine ülkemizden döviz çıktığını gösteriyor. Piyasada miktarı azalan döviz, değerinin artmasına yani döviz kurunun yükselmesine neden oluyor ve bu durum hâlâ da devam ediyor. Peki, iyi olan bir şey yok mu? Var. 2018 yılı ilk 6 ayda ise turizm gelirlerinin %30 artış göstermesi az da olsa döviz kurunu frenleyebilecek bir gelişme. Aşağıdaki tabloda, 2 yıllık devlet tahvillerinin 2016 yılından beri değişim grafiği var. 2016 yılının ilk aylarında %9 olan 2 yıllık tahvil faizleri sonraki dönemde arttı. Faizler 2017 yılının son dönemlerinde %14’lere yaklaştı. 2018 yılında erken seçim haberlerinin çıkmasıyla tahvil faizleri oldukça agresif bir şekilde %22 seviyelerine kadar yükseldi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-2725 size-full" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-4.jpg" alt="" width="2489" height="1095" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-4.jpg 2489w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-4-300x132.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-4-768x338.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-12/faiz-doviz-tablo-4-1024x450.jpg 1024w" sizes="(max-width: 2489px) 100vw, 2489px" /></p>
<p>Tahvil faizlerinin bu seviyelere kadar yükselmesinde ABD Merkez Bankası’nın (FED), 2018 yılında en az 3 kez faiz artıracağını belirtmesi de etkili oldu. ABD Başkanı Donald Trump’ın harcamaları artırıcı, gelirleri azaltıcı politikaları uygulamasının yanında, ABD Hazinesi’nin daha fazla borçlanmaya gideceğinin beklenmesi ve Avrupa Merkez Bankası’nın da parasal gevşemeyi sonlandıracak olması, tahvil faizleri üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor. FED’in faiz artırımları ve Avrupa Merkez Bankası’nın önümüzdeki dönemlerde faiz arttırma beklentileri beraber değerlendirildiğinde, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde faizlerin yükselme eğilimi göstermesi anlaşılabilir oluyor. Faizlerin artmasına karşın Merkez Bankası’ndan yeterli müdahalenin gelmemesi veya gecikmesi durumunda kurun da ateşi artıyor ve yükselmeye devam ediyor.</p>
<p><strong>Türkiye, Bunu Atlatabilecek Güce ve Tecrübeye Sahip</strong></p>
<p>Tüm bunlar, dövizin bu kadar artması için yeterli bir neden mi? Bu kadar artması için yeterli olmasa da Batı dünyasında hem Türkiye hem de Başkan Recep Tayyip Erdoğan üzerine olumsuz, yanlış ve taraflı haberler yapılarak bir algı kampanyası başlatılması bunda önemli bir etken. Bu kampanya ile son 15 yıldır iyi bir ekonomik performans ve ülke imajı oluşturan Türkiye’nin, olumlu imajı bozulmak isteniyor. Tabii bu yapılırken Türkiye’nin bu seviyelere gelmesinde önemli katkısı olan yeni hükümet sisteminin Başkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında da türlü karalama kampanyaları yapılıyor. Dikkat edilirse bu haberler özellikle 7 Şubat 2012 MİT krizi ile başlıyor, 17-25 Aralık 2013 tarihindeki operasyonlarla artıyor ve son olarak 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından tamamen ark niyetli ve ötekileştirici bir şekilde devam ediyor. 15 Temmuz hain darbe girişimine Batı dünyasının epeyce geç tepki vermesi ve kaçan teröristleri koruması, onlara sığınma hakkı vermesi de bunun bir göstergesi sayılabilir. Tüm bunlar olurken Orta Doğu’daki istikrarsızlık, Suriye’deki kargaşa ve İsrail ile olan anlaşmazlıklar da Türkiye açısından olumsuzlukları arttıran nedenler arasında.Bunların yanında Türkiye’nin, dünyanın yükselen yeni küresel gücü ve “One Belt One Road” projesiyle dünyadaki ticaret dengesini değiştirecek olan Çin ve müttefiki Rusya’ya yakın bir politika, ticari ve küresel proje bazlı ilişkiler izlemesi de tüm bu olumsuz kampanyalar için bir gerekçe sayılabilir. Çünkü bu üç ülke, dünyadaki düzenin değişmesi ve yeni düzenin kurulması için ilk ateşlemeyi yapabilecek vizyon ve potansiyele sahip. 2008 finansal krizinden önce bol keseden notlar vererek krizin çıkmasına ortam hazırlayan finansal derecelendirme kuruluşları da Türkiye’nin notunu düşürerek bu karalama kampanyalarına destek veriyor. Üstelik bunu yaparken bizden daha sıkıntılı durumda olan Avrupa Birliği ülkelerine bile daha iyi notlar vererek Türkiye’ye doğrudan ve dolaylı yatırımcıların gelmesini engellemek istiyorlar. Bu yaptıklarında kısmen de olsa başarılı olduklarını söylememiz mümkün. Çünkü bu yapılanlar faizleri, döviz kurlarını arttırmanın yanı sıra ekonominin temel göstergelerini bozan ve gidişatı olumsuz etkileyen bir etkide bulunuyor. Bu şekilde Batı dünyasına göre ‘raydan çıkan’ Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye, terbiye edilmek isteniyor. Tüm bunların üstüne, FED’in sıkılaştırma politikaları, ABD ile yaşanan kriz, Avrupa Merkez Bankası’nın da sıkılaştırma yönünde adımlar atacak olması ve Trump’ın ticaret savaşı başlatması eklenince Türkiye’de kur ve faizlerin artması kaçınılmaz oluyor.</p>
<p>Fakat her ne olursa olsun nice zorlukların üzerinden gelmiş olan Türkiye, bunu da atlatabilecek güce ve tecrübeye sahiptir. Fakat öncelikle yeni sistemi hızlı ve dikkatlice kurmalı, ekonomide yapısal reformlara odaklanmalı, daha proaktif politikalar uygulanmalı, eğitim sistemini baştan aşağı yenilemeli, yönetim kademelerinde liyakat, tecrübe ve uzmanlığa önem vermemiz gerekiyor. Adalet sisteminin bağımsız ve tarafsız olduğu ve Merkez Bankası’nın kararlarını bağımsız verebildiği algısı tesis edilmeli. Ayrıca devlet teşvikleri ile sanayiye ve katma değeri yüksek ürünler üretmeye yönelik bir politika geliştirmeli ve tüm bunları yaparken dış dünyaya kendimizi iyi anlatabilecek iletişim kanallarını en etkili şekilde kullanmalıyız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/faiz-ve-doviz-kuruna-ne-oluyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
