<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Eski Türkiye &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/eski-turkiye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 May 2023 07:03:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Eski Türkiye &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dünkü Geçmişim Bugünkü Endişem</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dunku-gecmisim-bugunku-endisem/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dunku-gecmisim-bugunku-endisem/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 May 2023 07:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Kriz]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasi Kriz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18771</guid>

					<description><![CDATA[Çocuktum Kıbrıs çıkarmasıyla haberdar oldum gazetelerden. Haber yazarlarmış, insanları bilgilendirirlermiş. Bir de dedemin radyodan haber dinlemelerini takip ederdim. Şarkısı, türküsü olmayan sade müzikleri hiç anlamazdım. “Ne yapıyorlar diye” diye sorardım. “Acans başlayacak, saat dolduruyorlar yavrum” derdi. Demek ki, dedem de böyle bilirmiş. Kemik renkli kasası, düğmeleri ve ayar göstergesi alt kısmında olan radyomuzu bugün gibi hatırlıyorum. Kıbrıs’taki mücadeleye destek için köyden toplanan hayvanların traktör römorköründe götürülüşünü de. Büyükler kıvançlı, biz çocuklar heyecanlıydık. Gençliğimde tanıştım, pahalılık ve yoklukla. Yetmişlerin sonunda. Pahalılıktan çok yokluk koyuyordu insana. En temel maddeler yoktu, bu yüzden kimse parasını, pahalılığını, piyasasını düşünecek durumda değildi. Bakkallar kraldı, müşteriler önünde kuyruk. Yalvarır gözlerle bakkalın gözüne bakarlardı. Bazıları mütevazı idi, ama bazılarının krallık hoşuna gitmiyor da değildi. “Gelmedi, yok, bugün satmıyom.”&#160; Bazen de birkaç kat fiyat söylerlerdi. Sorulduğunda cevapları da hazırdı “Biz de böyle alıyoz, napalım? Canın isterse! İstersen alma!” Bu son söz yıkardı insanı. Bakkallara da diyecek bir şeyimiz yoktu. Neticede onlar birer aracıydı. Her evde bir veya birkaç kişi kuyruk kovalamakla görevliydi. Tüp kuyruğu, yağ kuyruğu, şeker kuyruğu… Çok kuyruklara girdim. Çok kuyruklar kovaladım. “Burada bitti, aha şu aşağı bakkalda varmış, koşun oraya!” derlerdi. Bütün kuyruktakiler oraya hücum ederdi. Evde tüp yok, yağ yok. Anam kıvranır, babam öfkelenir. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Çocuktum Kıbrıs çıkarmasıyla haberdar oldum gazetelerden. Haber yazarlarmış, insanları bilgilendirirlermiş. Bir de dedemin radyodan haber dinlemelerini takip ederdim. Şarkısı, türküsü olmayan sade müzikleri hiç anlamazdım. “Ne yapıyorlar diye” diye sorardım. “Acans başlayacak, saat dolduruyorlar yavrum” derdi. Demek ki, dedem de böyle bilirmiş.</p>



<p>Kemik renkli kasası, düğmeleri ve ayar göstergesi alt kısmında olan radyomuzu bugün gibi hatırlıyorum. Kıbrıs’taki mücadeleye destek için köyden toplanan hayvanların traktör römorköründe götürülüşünü de. Büyükler kıvançlı, biz çocuklar heyecanlıydık.</p>



<p>Gençliğimde tanıştım, pahalılık ve yoklukla. Yetmişlerin sonunda. Pahalılıktan çok yokluk koyuyordu insana. En temel maddeler yoktu, bu yüzden kimse parasını, pahalılığını, piyasasını düşünecek durumda değildi. Bakkallar kraldı, müşteriler önünde kuyruk. Yalvarır gözlerle bakkalın gözüne bakarlardı. Bazıları mütevazı idi, ama bazılarının krallık hoşuna gitmiyor da değildi. “Gelmedi, yok, bugün satmıyom.”&nbsp; Bazen de birkaç kat fiyat söylerlerdi. Sorulduğunda cevapları da hazırdı “Biz de böyle alıyoz, napalım? Canın isterse! İstersen alma!” Bu son söz yıkardı insanı.</p>



<p>Bakkallara da diyecek bir şeyimiz yoktu. Neticede onlar birer aracıydı.</p>



<p>Her evde bir veya birkaç kişi kuyruk kovalamakla görevliydi. Tüp kuyruğu, yağ kuyruğu, şeker kuyruğu… Çok kuyruklara girdim. Çok kuyruklar kovaladım. “Burada bitti, aha şu aşağı bakkalda varmış, koşun oraya!” derlerdi. Bütün kuyruktakiler oraya hücum ederdi.</p>



<p>Evde tüp yok, yağ yok. Anam kıvranır, babam öfkelenir. Allah’a şükür, yoksul değildik, ama tüp yoktu, yağ yoktu, şeker yoktu ve kömür bulmak çok zordu&#8230; Öyle kalitelisi değil, en düşük kalitedeki yoktu.</p>



<p>Seksenlerin sonu, doksanların başına geldik. İstanbul’da yaşamanın nasıl bir işkence olduğunu gördük. Musluğu açarsın, çeşmeden tıssss diye bir ses gelirdi. Hakkını yemeyelim, ayda bir kere de olsa, su da gelirdi. Çamur renkliydi ama suydu neticede. Ona bile razıydık. Allah’tan, oturduğumuz apartmanın deposu vardı da, tankerle su taşırdık. O yüzden çok zahmet çekmedik. Allah’a şükür! Çok değildi ama kıt kanaat geçinecek kadar gelirimiz vardı. İşte o günlerde içme suyunu damacanayla, kullanma suyunu tankerle alırdık. Haliç’in iğrenç kokusuna katlanabilirdik ama eve su gelmemesine katlanmak çok zordu.</p>



<p>Doksanların sonu bir başka âlemdi. Hani, bir insan, düşmanının bile aklına gelmeyecek bir kötülüğü kendi ülkesine yapmak istese, herhalde 28 Şubat gibi bir süreç başlatırdı. Öyle de oldu. Nice genç kız okulundan kovuldu, nice erkeğe sakalı soruldu, nice ananın yüreği kavruldu, herkes bir tarafa savruldu. “Bir metre bez parçası” için bütün devlet seferber edildi, kıldan tüyden nem kapıldı, ibadet edenler jurnallendi, boy boy resimleri servis edildi, manşete çekildi.</p>



<p>Koca koca adamlar, kitapçık atanlar, ülkeyi krizden krize sokanlar, bin yıl sürecek diye nara atanlar, çatışma çıkarmak için höykürenler, başörtülüye çemkirenler, halkı küçümseyenler, vatanı önemsemeyenler, devleti örseleyenler…</p>



<p>Sahi, neredeler şimdi?</p>



<p>Ama ben hâlâ endişeliyim. Bütün bunları yaşadım çünkü. Şu yarım asrı aşan geçmişimde. Hem de iliklerime kadar yaşadım. Aklım ereli beri yaşadım. Gençtim yaşadım, olgun oldum yaşadım.</p>



<p>Şimdi yaşlandım endişeleniyorum, hatta korkuyorum.</p>



<p>“Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al Sancak!”</p>



<p>Nidası çocukluktan aklımda, hem hayalimde, hem zihnimde…</p>



<p>Ama o çocukluğumdaki heyecanın ve hayalin yetmişlerin sonunda nasıl bir yokluğa maruz kılındığını; seksenlerin sonu, doksanların başında pul pul döküldüğünü gördüm de, o yüzden korkuyorum.</p>



<p>“Korkma!&#8230;” haykırışı zihnimde kalmasa, belki daha çok korkacağım…</p>



<p>Evet, gerçekten bugün endişeleniyorum, tarih tekerrür eder diye de korkuyorum. Kimseye söyleyemiyorum, bilmeyene anlatamıyorum, kıvranıyorum, içimden haykırıyorum.</p>



<p>Gücüm kalemime yetiyor, içimdeki haykırışı ancak o söze döküyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dunku-gecmisim-bugunku-endisem/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Türkiye&#8217;nin Eski Köylüleri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yeni-turkiyenin-eski-koyluleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yeni-turkiyenin-eski-koyluleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 May 2021 12:41:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17341</guid>

					<description><![CDATA[Eski köy alışkanlıklarıyla yeni Türkiye kurulmaz…Bazı kurumlarımızda &#8220;Eski köye yeni kural olmaz&#8221; iddiası, bağnazlığı ve direnişi tüm hızıyla devam ediyor. Eski köye veya köylüye yeni demekle de yeni olmaz. Başakşehir Belediyesi Sosyal İşler Müdürlüğünde çalışan bir personelin, yardıma muhtaç olan insanlarımıza yönelik alaycı, aşağılayıcı, tahkir dolu ifade ve tavırlarını içeren konuşması, olayın üzerinden çok uzun süre geçtikten sonra, ne sebeple bilinmez ama bir şekilde sosyal medya sayfalarına ve basına düştü. Ne acı değil mi! Bundan çok daha acı olanı nedir bilir misiniz? Böylesine kötü davranışları olanların kurumlarımızda sayılarının çok hızlı şekilde artmaları…Herkesçe bilinmelerine, fark edilmelerine rağmen, unvanı ne olursa olsun hiç kimsenin onlara dokunamaması, dokunan olursa da ya sürgün yemesi ya da işinden olması… Demek ki bu alaycı personel, videoda gördüğümüz berbat tavırlarıyla uzun süre devletimizin yaptığı yardımlarla şimdiye kadar gönül kazanmamış, aksine gönülleri ve kalpleri kırıp dökmüştür. Ne hazin bir sonuç biliyor musunuz? İdarecilik yaptığım günlerde elde ettiğim tecrübelerime müracaat ettiğimde kolaylıkla: &#8220;ne var ki bunda, en hafif olanlardan biridir bu, dahası, çok daha ağır olanları da vardır&#8221; diyebilirim. Mesela, çok daha fazla hatalı işler yapan personeli uyaran, soruşturma açan veya kanunlar çerçevesinde cezalandıran idareci referansı yoksa çok kısa zaman sonra işini kaybeder. Kötü personel kalır, iyi müdür gider…Klasik &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Eski köy alışkanlıklarıyla yeni Türkiye kurulmaz…Bazı kurumlarımızda &#8220;Eski köye yeni kural olmaz&#8221; iddiası, bağnazlığı ve direnişi tüm hızıyla devam ediyor. Eski köye veya köylüye yeni demekle de yeni olmaz.</p>



<p>Başakşehir Belediyesi Sosyal İşler Müdürlüğünde çalışan bir personelin, yardıma muhtaç olan insanlarımıza yönelik alaycı, aşağılayıcı, tahkir dolu ifade ve tavırlarını içeren konuşması, olayın üzerinden çok uzun süre geçtikten sonra, ne sebeple bilinmez ama bir şekilde sosyal medya sayfalarına ve basına düştü. Ne acı değil mi!</p>



<p>Bundan çok daha acı olanı nedir bilir misiniz? Böylesine kötü davranışları olanların kurumlarımızda sayılarının çok hızlı şekilde artmaları…Herkesçe bilinmelerine, fark edilmelerine rağmen, unvanı ne olursa olsun hiç kimsenin onlara dokunamaması, dokunan olursa da ya sürgün yemesi ya da işinden olması…</p>



<p>Demek ki bu alaycı personel, videoda gördüğümüz berbat tavırlarıyla uzun süre devletimizin yaptığı yardımlarla şimdiye kadar gönül kazanmamış, aksine gönülleri ve kalpleri kırıp dökmüştür. Ne hazin bir sonuç biliyor musunuz?</p>



<p>İdarecilik yaptığım günlerde elde ettiğim tecrübelerime müracaat ettiğimde kolaylıkla: &#8220;ne var ki bunda, en hafif olanlardan biridir bu, dahası, çok daha ağır olanları da vardır&#8221; diyebilirim. Mesela, çok daha fazla hatalı işler yapan personeli uyaran, soruşturma açan veya kanunlar çerçevesinde cezalandıran idareci referansı yoksa çok kısa zaman sonra işini kaybeder. Kötü personel kalır, iyi müdür gider…Klasik uygulama budur! Çünkü müdürün görevi hizmet üretmek değil böyleleri mutlu etmektir. Mümkün müdür bu?</p>



<p>Oysa uyarılan personelin arkasındaki referans, uyaran idarecinin arkasındakinden daha güçlüdür. Arkasında çok güçlü bir siyasi kişilik, dernek veya vakıf vardır. Bu durumda referansı zayıf müdür gider ama yerine gelen yeni müdür, söz konusu personele karşı nasıl davranılması gerektiğini de öğrenmiş olur. Aslında kurumu müdür değil de artık, söz konusu kötü personel yönetmeye başlar.</p>



<p>Öte yandan da idareci sert davranmak, iş bilmemek, huzur temin edememek, , insicamı bozmak, düzeni sarsmakla suçlanır. Çünkü güçlü referanslara göre düzen kurmak, idarecilikte maharetli olmak, yukarıda bahsi geçen personel ve daha sorunlu olanları hiç bir sıkıntıya sebep olmadan çalıştırmak maharetidir. İdarecinin görevi, kaliteli ve nitelikli hizmet üretmek yerine, böyleleri idare etmekten öteye geçememektedir. Bu durumda idareci görevini korumak istiyorsa, kurum düzenini böyle kişilerin konforuna, keyfine, zevkine göre ayarlamak zorunda veya sürgün yemek, işten atılmak veya istifa etmek durumundadır.</p>



<p>Ne yazık ki yeni Türkiye&#8217;nin &#8221; eski köye yeni kural olmaz &#8220;alışkanlıkları tüm hızıyla devam etmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yeni-turkiyenin-eski-koyluleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
