<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Eşcinsellik &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/escinsellik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Apr 2024 13:02:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Eşcinsellik &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cinsiyetsizlik ve Cinsel Sapma</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cinsiyetsizlik-ve-cinsel-sapma/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cinsiyetsizlik-ve-cinsel-sapma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Apr 2024 13:02:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sapkınlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=19109</guid>

					<description><![CDATA[Bilginin belirsizliğe, düzenin kaosa dönüşmesi ve değerlerin yok sayılması, doğrudan insanın ve doğallığının hedef seçilmesini beraberinde getirmiştir. İnsanın doğallığının önemli bir unsuru cinsiyeti ve cinselliğidir. Cinsiyetsizleştirme insanın doğallığından uzaklaştırılması, kimliksizleştirilmesi, ailenin yok edilmesi, değerlerin yozlaştırılması ve toplumun fesat çukuruna itilmesidir. Bu girişimin temel amacı, cinsel ilişki serbestliğinin ve keyfi cinsiyet tercihinin önünü açmaktır. Böylece insan istenilen şeklin verildiği veya her tür muamelenin kendisine yapılabildiği bir tür nesneye dönüştürülmek istenmektedir. Bakıldığında bu gidişin son noktasının ne veya neresi olacağı şüphelidir. Nitekim LGBT+ hareketinin artısının neyi ifade ettiği ve insanı neye dönüştürme niyeti taşıdığı yani nihai amacının ne olduğu tam bir belirsizliktir. Tarihî derinliği 1900’lü yıllardan öteye gitmeyen bu akım ne yazık ki kendilerini medenî sayan batı toplumlarını adeta hipnoz etmiş veya esir almıştır. Bu hareketin tarihini daha eskiye götürmeye çalışanlar bundan binlerce yıl önce yaşamış Sodom ve Gomere kavimlerindeki sapkınlığa ulaşabilirler. Zaten şu ayet bu sapkın fiilin toplumsal ve kültürel düzeyde daha önceki toplumlarda bulunmadığını ifade etmektedir:“Lût, kavmine demişti ki: “Siz, kesinlikle daha önce hiçbir milletten hiç kimsenin yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz. Siz erkek erkeğe ilişki kurmaya, fıtrat yolunu kapatmaya, toplantılarınızda ahlâk dışı işler yapmaya devam edecek misiniz?” (el-Ankebût 29/28-29). Onların helak edilmesiyle de bu hareketin toplumsal düzeydeki görünümü son bulmuştur. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bilginin belirsizliğe, düzenin kaosa dönüşmesi ve değerlerin yok sayılması, doğrudan insanın ve doğallığının hedef seçilmesini beraberinde getirmiştir. İnsanın doğallığının önemli bir unsuru cinsiyeti ve cinselliğidir. Cinsiyetsizleştirme insanın doğallığından uzaklaştırılması, kimliksizleştirilmesi, ailenin yok edilmesi, değerlerin yozlaştırılması ve toplumun fesat çukuruna itilmesidir. Bu girişimin temel amacı, cinsel ilişki serbestliğinin ve keyfi cinsiyet tercihinin önünü açmaktır. Böylece insan istenilen şeklin verildiği veya her tür muamelenin kendisine yapılabildiği bir tür nesneye dönüştürülmek istenmektedir.</p>



<p>Bakıldığında bu gidişin son noktasının ne veya neresi olacağı şüphelidir. Nitekim LGBT+ hareketinin artısının neyi ifade ettiği ve insanı neye dönüştürme niyeti taşıdığı yani nihai amacının ne olduğu tam bir belirsizliktir. Tarihî derinliği 1900’lü yıllardan öteye gitmeyen bu akım ne yazık ki kendilerini medenî sayan batı toplumlarını adeta hipnoz etmiş veya esir almıştır.</p>



<p>Bu hareketin tarihini daha eskiye götürmeye çalışanlar bundan binlerce yıl önce yaşamış Sodom ve Gomere kavimlerindeki sapkınlığa ulaşabilirler. Zaten şu ayet bu sapkın fiilin toplumsal ve kültürel düzeyde daha önceki toplumlarda bulunmadığını ifade etmektedir:“Lût, kavmine demişti ki: “Siz, kesinlikle daha önce hiçbir milletten hiç kimsenin yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz. Siz erkek erkeğe ilişki kurmaya, fıtrat yolunu kapatmaya, toplantılarınızda ahlâk dışı işler yapmaya devam edecek misiniz?” (el-Ankebût 29/28-29).</p>



<p>Onların helak edilmesiyle de bu hareketin toplumsal düzeydeki görünümü son bulmuştur. Çağdaş döneme kadar bireysel düzeyde bu tür sapma eylemi görülse de toplumsal ve kültürel düzeyde ciddi bir görünürlüğü söz konusu olmamıştı.</p>



<p>Hz. Lût’un peygamber olarak gönderildiği kavim başka bir nedenle değil, söz konusu doğallıktan sapma, azgınlık ve insan nesline yönelik zulüm dolayısıyla helak edilmiştir. Çünkü onların cinsel yaşantıda fıtratın dışına çıkmaları ve doğallıktan uzaklaşmaları kültürel, psikolojik ve toplumsal boyutta bir bozukluğu ve bozgunculuğu temsil etmekteydi.</p>



<p>Matüridî’nin dediği gibi Yüce Allah dünya hayatında hiçbir kavmi sadece küfrü ve şirki dolasıyla helak etmez. Ancak peygamberleri öldüren, zulmeden, başkalarını küçük gören, güçsüzleri ezen ve sistematik haksızlık uygulayan; aklın kötü gördüğü ve dinin haram kıldığı sapkın fiilleri işlemeyi ısrarlı ve inatçı bir tavırla sürdüren, batıl tutum ve davranışlarını hayat tarzı ve kültüre dönüştüren kavimleri peygamberlerin duasıyla Yüce Allah geçmişte helak etmiştir. (Matürîdî, <em>Te’vîlâtü’l-Kur’ân</em>, nşr. Ertuğrul Boynukalın, İstanbul: Mizan, 2006, V, 416).</p>



<p>Aslında Sodom ve Gomore halkı değerlerini yozlaştıracak, toplumu ifsat edecek ve insanlığı kökünden yok edecek bir zemini kendi elleriyle hazırlamışlardır. Onların hikâyesinin Kur’an’da tekrarlanarak anlatılması ve sapkınlıklarına işaret edilmesi, gelecek milletlere yönelik örnek uyarı niteliğindedir.</p>



<p>Günümüzde bu gelişmeye biyolojik boyut da eklenerek katmerli bir doğallıktan uzaklaşma/fıtratı tahrip etme eylemine dönüşmüştür. Biyolojik müdahalelerle kadının erkeğe, erkeğin kadına dönüştürülmesi teşebbüsü, dönüşü olmayan bir mecraya girilmesi anlamını taşımaktadır. Bu anlayışın ve gidişatın varacağı sonuç nüfus artışının eksiye düşmesi ve insan türünün yok olmaya doğru sürüklenmesidir. Nitekim her tür cinsel yönelimi meşru sayan ülkelerin nüfuslarının baş aşağı gitmesi, bunun somut göstergesidir. Örneğin 2018 yılında Avrupa Birliği üyesi 28 ülkede ölenlerin sayısı doğanları geçmiştir. 2024 yılında da eksiye gidişte değişen bir durum yoktur. &nbsp;</p>



<p>(bk.<a href="https://tr.euronews.com/2019/07/10/2018-de-olenlerin-sayisi-doganlari-gecti-ancak-nufus-artti-demografi-turkiye-artis-rapor">https://tr.euronews.com/2019/07/10/2018-de-olenlerin-sayisi-doganlari-gecti-ancak-nufus-artti-demografi-turkiye-artis-rapor</a>,1.04.2024;23:40;</p>



<p><a href="https://populationtoday.com/tr/continents/europe/">https://populationtoday.com/tr/continents/europe/</a>, 1.04.2024; 22:53. Geniş değerlendirme için bk. <a href="https://www.gzt.com/gercek-hayat/avrupa-dunyanin-azinligi-olmaya-hazirlaniyor-3746219">https://www.gzt.com/gercek-hayat/avrupa-dunyanin-azinligi-olmaya-hazirlaniyor-3746219</a>, 1.04.2024; 23:00).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cinsiyetsizlik-ve-cinsel-sapma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Bir Suç Duyurusu ve Çağrıdır [Savcılıklara ve TBMM’ye]</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bu-bir-suc-duyurusu-ve-cagridir-savciliklara-ve-tbmmye/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bu-bir-suc-duyurusu-ve-cagridir-savciliklara-ve-tbmmye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Sep 2023 05:50:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sapkınlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18872</guid>

					<description><![CDATA[ÜLKEMİZDE CİNSİYET DEĞİŞTİRME AMELİYATLARINI YASALARA AYKIRI BİÇİMDE YAPAN [18 YAŞTAN ÖNCE BAŞLATAN] DOKTORLAR/MERKEZLER VAR! Ülkemizde cinsiyet değiştirme ameliyatları maalesef tıbbî ilkelere ve yasalara aykırı biçimde yapılmaya başlandı,&#160; artık bu operasyonları 18 yaşından önce (15-16 yaşındaki çocuklarda) başlatan&#160; merkezler veya doktorlar var (1). Bu tıbbî ilkelere de yasalarımıza da aykırıdır, suçtur; Çünkü cinsiyet değişikliği talebinde bulunabilmek için aranan ilk şart 19 yaşından gün almış olmaktır[Medeni Kanun md 40]. Bu yaştan önceki talepler dikkate alınamaz. Ve bu ameliyatlar ancak [ilgili uzmanların bulunduğu heyet tarafından] ‘’cinsiyet değiştirme ameliyatı uygundur’’ raporu verildikten sonra yapılabilir [ki bu süreç genelde 24, 25 yaşlarda tamamlanır]. Bu ameliyatlar bu yaştan önce yapılamadığına göre bu ameliyatların öncülleri de bu yaştan önce başlatılamaz. Ancak naklettiğimiz bu çalışmada(1) henüz ergenliğini tamamlamamış 22 çocukta ‘’ergenlik durdurucu hormonlar (puberte blokerler)” kullanılmış ve 7 çocukta [18 yaştan önce] geriye dönüşü mümkün olmayan cinsiyet değiştirme ameliyatları yapılmıştır [mastektomi; memelerin alınması, sesi ve yüzü feminize eden ameliyatlar, meme büyütme ameliyatı]. Oysa cinsiyet hoşnutsuzluğu çoğunlukla ergenliğin sonunda kendiliğinden geriler(2). Bu nedenle bu kararlarda acele edilmemelidir. Nitekim ameliyat yapılan 7 çocuktan biri ortaya çıkan yeni bedensel görünümünden memnun kalmamış ve tüm tedavileri keserek geçişten vazgeçmiştir(1). Şimdi bunun hesabını kim verecek? Bu işlemler Medeni Kanun’un yaş ilkesini düzenleyen 40 &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ÜLKEMİZDE CİNSİYET DEĞİŞTİRME AMELİYATLARINI YASALARA AYKIRI BİÇİMDE YAPAN [18 YAŞTAN ÖNCE BAŞLATAN] DOKTORLAR/MERKEZLER VAR!</p>



<p>Ülkemizde cinsiyet değiştirme ameliyatları maalesef tıbbî ilkelere ve yasalara aykırı biçimde yapılmaya başlandı,&nbsp; artık bu operasyonları 18 yaşından önce (15-16 yaşındaki çocuklarda) başlatan&nbsp; merkezler veya doktorlar var (1).</p>



<p>Bu tıbbî ilkelere de yasalarımıza da aykırıdır, suçtur;</p>



<p>Çünkü cinsiyet değişikliği talebinde bulunabilmek için aranan ilk şart 19 yaşından gün almış olmaktır[Medeni Kanun md 40]. Bu yaştan önceki talepler dikkate alınamaz. Ve bu ameliyatlar ancak [ilgili uzmanların bulunduğu heyet tarafından] ‘’cinsiyet değiştirme ameliyatı uygundur’’ raporu verildikten sonra yapılabilir [ki bu süreç genelde 24, 25 yaşlarda tamamlanır]. Bu ameliyatlar bu yaştan önce yapılamadığına göre bu ameliyatların öncülleri de bu yaştan önce başlatılamaz.</p>



<p>Ancak naklettiğimiz bu çalışmada(1) henüz ergenliğini tamamlamamış 22 çocukta ‘’ergenlik durdurucu hormonlar (puberte blokerler)” kullanılmış ve 7 çocukta [18 yaştan önce] geriye dönüşü mümkün olmayan cinsiyet değiştirme ameliyatları yapılmıştır [mastektomi; memelerin alınması, sesi ve yüzü feminize eden ameliyatlar, meme büyütme ameliyatı].</p>



<p>Oysa cinsiyet hoşnutsuzluğu çoğunlukla ergenliğin sonunda kendiliğinden geriler(2). Bu nedenle bu kararlarda acele edilmemelidir. Nitekim ameliyat yapılan 7 çocuktan biri ortaya çıkan yeni bedensel görünümünden memnun kalmamış ve tüm tedavileri keserek geçişten vazgeçmiştir(1). Şimdi bunun hesabını kim verecek?</p>



<p>Bu işlemler Medeni Kanun’un yaş ilkesini düzenleyen 40 ve ’’kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz’’ ilkesini içeren 41. maddelerine aykırı olduğu gibi, TCK’ya göre de suçtur;</p>



<p>taksirle yaralama suçu(md.89), çocuklar üzerinde deney yapma suçu(md.90), kısırlaştırma suçu(md.101) ve görevi kötüye kullanma; kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olma suçu(md.257) işlenmiştir.</p>



<p>Ayrıca bu çocuklarda yapılan ‘’pubertal blokaj/ergenlik durdurma’’ yöntemi tıbbi literatürde yoğun itirazlara maruz kalan oldukça tartışmalı bir uygulamadır, hatta bu konuda gayet kapsamlı bir bilimsel rapor hazırlayan Amerikan Pediatri Koleji[ACP]’ne göre etik dışı bir uygulamadır. ACP’ye göre puberte blokajı[+karşıt cins hormon kullanımı] “reşit olmayan bireylerin kısırlığına neden olan bir kombinasyonu içermekte, bilim dışı bir ideolojiye dayanmakta, bilimsel kanıtlara dayanmamakta ve tıpta uzun süreden beri var olan/uygulanan “Önce zarar verme” etik ilkesini ihlal etmektedir(2).</p>



<p>Bu yöntemde ‘’GnRHa+Antiandrojen’’ ilaçlar/hormonlar verilir, böylece gonadal hormonlar susturulmuş/bloke edilmiş yani kimyasal kastrasyon yapılmış olur(yani ergen bir bakıma hadım edilir). Biz [ürologlar] bu ilaçları ileri evredeki (metastatik) prostat kanserinin tedavisinde&nbsp; androjenleri baskılamak ve kanseri kontrol altına almak için kullanırız, ki bu hastalar genelde 60 yaş üzerindeki erkekler yani fiziksel ve ruhsal gelişimini tamamlamış kişilerdir, biz bu bireylerde bile kılı kırk yarıyor ve yan etkileri nedeniyle bu ilaçları dikkatli kullanmaya çalışıyorken, bu hormon blokerler henüz fiziksel ve ruhsal gelişimini tamamlamamış çocuklarda nasıl kullanılabilir?&nbsp; Bu çocukların beyin ve kemik gelişimi dahil fiziksel ve ruhsal gelişimini durdurmak, organlarının olgunlaşmasını engellemek ve onları kısır yapmak nasıl savunulabilir?(üstelik bu ilaçların uzun dönemdeki yan etkileri de henüz bilinmiyor).</p>



<p>ACP’nin onlarca araştırma verisine dayanarak hazırladığı raporunda ‘’bilimsel değil ideolojiktir, kanıta dayalı değildir, kısırlık yapar, etik dışıdır, zarar vericidir’’ dediği(2), beyin ve kemik gelişimini durduran ve onlarca fiziksek-ruhsal soruna neden olan, kalıcı sekeller bırakan(5) böyle bir uygulama nasıl güvenli bir uygulama olarak sunulabilir?</p>



<p>Bu çalışmada bu ilaçlar toplam 22 çocuğa, ortalama 0,2 yıllık takip sonrasında yani bu çocukları 3 ay bile takip etmeden başlanmış, oysa cinsiyet hoşnutsuzluğu yaşayan çocuklarda bu durum ergenliğin sonunda çoğunlukla kendiliğinden geriler(2).</p>



<p>O halde bu acelecilik nedir? Bu hangi bilimsel ilkeye uyar?&nbsp; Dahası İstanbul Üniversitesi Etik Kurul’u böyle bir çalışmaya nasıl izin verebilir? Bu izin hangi kritere dayanarak verilmiştir?</p>



<p>Trans operasyonları için hemen onay veren Batılı merkezler bile [örneğin Avustralya Kraliyet ve Yeni Zelanda Psikiyatristler Koleji],&nbsp; artık ‘’acele etmemeliyiz, elimizde yeterince kanıt yok’’ demeye başlamışken, bu meslektaşlarımızın bu acelesi nedir?</p>



<p>Bakın Avustralya Kraliyet ve Yeni Zelanda Psikiyatristler Koleji[RANZCP] bu konudaki yeni pozisyonunu 2021’de nasıl tanımlıyor;</p>



<p>‘’Cinsiyet Hoşnutsuzluğu/Disforisi önemli sıkıntılarla ilişkilidir. Cinsiyet kimliği endişeleriyle başvuran kişilerin tedavi seçeneklerine ilişkin kutuplaşmış görüşler ve karışık kanıtlar var, özellikle çocuklarda ve gençlerde… Kapsamlı değerlendirme çok önemlidir. Değerlendirme ve tedavi kanıtlara dayalı olmalı, hastanın cinsiyet kimliğini, bunun ortaya çıktığı bağlamı, akıl hastalığının diğer özelliklerini ve kişisel ve aile öyküsünün kapsamlı bir değerlendirmesini tam olarak araştırmalı ve bu bir formülasyona yol açmalıdır. Değerlendirme her zaman kişinin ihtiyaçlarına duyarlı ve destekleyici olmalıdır. Psikiyatristler, RANZCP Etik Kuralları da dahil olmak üzere, kapasiteyi değerlendirme ve onay alma ile ilgili yasaları ve mesleki standartları dikkate almalıdır. Cinsiyet disforisi gelişmekte olan bir araştırma alanıdır ve şu anda [elimizde] çok az kanıt bulunmaktadır. Özellikle çocuklar ve ergenler için sonuçlar konusunda daha iyi kanıtlara ihtiyacımız var’’(6)</p>



<p>RANZCP gibi kurumlar bile gerçeği görmeye ve ‘’daha dikkatli olmalıyız, acele etmemeliyiz’’ demeye başlamışken [çünkü ABD ve Avustralya’da cinsiyetini değiştirdikten sonra pişman olan ve doktorları dava eden pek çok transseksüel var] ülkemizdeki bazı meslektaşlarımızın bu acelesi nedir?&nbsp;</p>



<p>Not-1:Bu TBMM’ye bir çağrıdır, çünkü yasalara aykırı bir şekilde yapılan bu işlemler, muhtelif TCK maddelerine göre suç ise de bu fiilin/suçun TCK’da müstakil olarak da tanımlanması gerekir [ki uygulamada daha net sonuçlar alınabilsin]. Bu bağlamda –yukarıda naklettiğim tıbbi gerekçelere dayanarak- mevcut yasalar da yeniden düzenlenebilir[örneğin günümüzde ergenlik yaşının özellikle ruhsal açıdan birkaç yıl ötelendiğini bildiren bilimsel verilere dayanarak mevcut yasal yaş sınırı aynı oranda yükseltilebilir, takip ve onay süreçleri daha somut ilkelere bağlanabilir vs].</p>



<p>Not-2: Ergenliği durduran ilaçlar maalesef reçetesiz olarak da alınabiliyor, cinsiyet hoşnutsuzluğu yaşayan bazı çocuklar/ergenler bunu internetten öğreniyor ve bunları alıp kullanabiliyorlar, bu çok vahim bir durumdur, Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda acil bir düzenleme/uygulama yapması gerekir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Not-3: Ben burada [kanıta değil ideolojik dayatmalara göre davranan ve böylece hem etik ilkeleri hem yasaları ihlal eden, suç işleyen] bazı meslektaşlarımı ihbar etmiş oldum, bundan elbette ki hoşnut değilim, ancak ben dahil hiçbir meslektaşımın şahsi konumu ve menfaati, mensubu bulunduğum tıp mesleğinin yüce konumundan üstün değildir, ben öncelikle mesleğimin/tababetin izzet ve onurunu korumakla mükellefim, vicdani sorumluluğum da okuduğumuz hekimlik andı da bunu gerektirir, zira bu ihtarım aynı zamanda ilgili yasalardan haberi olmadığı için bu suçu işleme olasılığı bulunan başka meslektaşlarımı da uyarmış ve korumuş olabilir;</p>



<p>‘’Hekimlik mesleğinin bir üyesi olarak; … Mesleğimi vicdanımla, onurumla ve iyi hekimlik ilkelerini gözeterek uygulayacağıma,… hekimlik mesleğinin onurunu ve saygın geleneklerini bütün gücümle koruyup geliştireceğime, tıbbi bilgimi hastaların yararı ve sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için paylaşacağıma, hizmeti en yüksek düzeyde sunabilmek için kendi sağlığımı, esenliğimi ve mesleki yetkinliğimi korumaya dikkat edeceğime, tehdit ediliyor olsam bile, tıbbi bilgimi, insan haklarını ve bireysel özgürlükleri çiğnemek için kullanmayacağıma, … onurum üzerine ant içerim.’’</p>



<p>TIBBÎ KAYNAKLAR</p>



<p>1-Karakilic Ozturan E, Ozturk AP, Bas F, Erdogdu AB, Kaptan S, Kardelen Al AD, Poyrazoglu S, Yıldız M, Direk N, Yuksel S, Darendeliler F. Endocrinological Approach to Adolescents with Gender Dysphoria: Experience of a Pediatric Endocrinology Department in a Tertiary Center in Turkey. J Clin Res Pediatr Endocrinol. 2023 Mar 29. doi: 10.4274/jcrpe.galenos.2023.2023-1-13</p>



<p>2-https://acpeds.org/position-statements/gender-dysphoria-in-children</p>



<p>3-de Vries AC, Cohen-Kettenis PT. Clinical management of gender dysphoria in children and adolescents: the Dutch approach. J Homosex. 2012;59:301-20.</p>



<p>4-Klink D, Caris M, Heijboer A, van Trotsenburg M, Rotteveel J. Bone mass in&nbsp; young adulthood following gonadotropin-releasing hormone analog treatment&nbsp; and cross-sex hormone treatment in adolescents with gender dysphoria. J Clin Endocrinol Metab. 2015;100:E270–5.</p>



<p>5- Giovardi G. Buying time or arresting development? The dilemma of administering hormone blockers in trans children and adolescents. Porto Biomed J 2017;2:153-56. 6-https://www.ranzcp.org/news-policy/policy-and-advocacy/position-statements/gender-dysphoria</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bu-bir-suc-duyurusu-ve-cagridir-savciliklara-ve-tbmmye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsana Ters Cinsel Eğilim</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/insana-ters-cinsel-egilim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/insana-ters-cinsel-egilim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Apr 2023 13:54:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Lut kavmi]]></category>
		<category><![CDATA[Sapkınlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18746</guid>

					<description><![CDATA[İnsan bünyesinde kimi birbirine zıt kimi uyumlu birçok özellik, güç ve imkân bulunmaktadır. Bunlar fıtrî ve potansiyel olarak her insanda mevcuttur. Bu potansiyel özelliklerin işlerlik kazanmasında, pratiğe dönüşmesinde ve sonuç üretmesinde kişinin kendisi, çevresi, geçmişten devraldığı kültürel ve tarihî miras ile yetişme ortamı ve aldığı eğitimin oldukça büyük etkisi vardır. Farklı ortamlarda yetişen ikizler arasında görülen farklılıklar ancak bu şekilde izah edilebilmektedir. Kalıtımsal olarak gelen etkenlerin belli düzeyde etkisi olsa bile yukarıda saydığımız etkenler mutlak anlamda baskın çıkabilmekte ve kişiliği şekillendirmektedir. Hz. Peygamber’in “Dünyaya gelen her insan fıtrat üzere doğar; sonra anne babası onu Yahudi, Hıristiyan, Mecusî yapar”, (Buhari, “Cenâiz”, 79, 80, 93; Müslim, “Kader”, 22-25). hadîsi bu etkiye işaret etmektedir. Söz konusu bu özellik, güç ve imkânların üst ve alt seviyeleri diğer bir deyişle dip ve tavan şeklinde uç noktaları bulunmaktadır. Bu aşırı uçları eskiler ifrat ve tefrit kavramlarıyla ifade etmişlerdir. Bu aşırılıklar kişinin ya sinikleşme ve tükenmişlik psikolojisine girmesine ya da azgınlık ve saldırganlık tutumu takınmasına yol açabilmektedir. İşte bu özeliklerden biri olan şehvetin de pasifleştirilmesi veya aşırı yönde kullanılması mümkün ve muhtemeldir. Nitekim şehvet tamamen veya kısmen bastırıldığında insan neslinin devamının tehlikeye girmesi yanında diğer arzuların da paralel olarak baskılanması ve pasifleştirilmesi söz konusu olabilmektedir. Öte yandan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsan bünyesinde kimi birbirine zıt kimi uyumlu birçok özellik, güç ve imkân bulunmaktadır. Bunlar fıtrî ve potansiyel olarak her insanda mevcuttur. Bu potansiyel özelliklerin işlerlik kazanmasında, pratiğe dönüşmesinde ve sonuç üretmesinde kişinin kendisi, çevresi, geçmişten devraldığı kültürel ve tarihî miras ile yetişme ortamı ve aldığı eğitimin oldukça büyük etkisi vardır. Farklı ortamlarda yetişen ikizler arasında görülen farklılıklar ancak bu şekilde izah edilebilmektedir. Kalıtımsal olarak gelen etkenlerin belli düzeyde etkisi olsa bile yukarıda saydığımız etkenler mutlak anlamda baskın çıkabilmekte ve kişiliği şekillendirmektedir. Hz. Peygamber’in “<em>Dünyaya gelen her insan fıtrat üzere doğar; sonra anne babası onu Yahudi, Hıristiyan, Mecusî yapar</em>”, (Buhari, “Cenâiz”, 79, 80, 93; Müslim, “Kader”, 22-25). hadîsi bu etkiye işaret etmektedir.</p>



<p>Söz konusu bu özellik, güç ve imkânların üst ve alt seviyeleri diğer bir deyişle dip ve tavan şeklinde uç noktaları bulunmaktadır. Bu aşırı uçları eskiler <em>ifrat</em> ve <em>tefrit</em> kavramlarıyla ifade etmişlerdir. Bu aşırılıklar kişinin ya sinikleşme ve tükenmişlik psikolojisine girmesine ya da azgınlık ve saldırganlık tutumu takınmasına yol açabilmektedir. İşte bu özeliklerden biri olan şehvetin de pasifleştirilmesi veya aşırı yönde kullanılması mümkün ve muhtemeldir. Nitekim şehvet tamamen veya kısmen bastırıldığında insan neslinin devamının tehlikeye girmesi yanında diğer arzuların da paralel olarak baskılanması ve pasifleştirilmesi söz konusu olabilmektedir. Öte yandan cinsel arzuların aşırı boyuta taşınması saldırganlığa, karşı cinslere yönelik eziyete ve hatta aynı cinsiyetten olanlara yönelik cinsel ilişki talebine kadar gitmektedir. Bu sayılanlar tam anlamıyla şehvet bakımından sapma, azgınlık ve aşırılıktır. Bunun sistematik hale dönüşmesi ise zulüm olarak ortaya çıkmaktadır.</p>



<p>Diğer özellikler ve imkânlarda olduğu gibi İslam şehvete yönelik de orta yolu tutan, dengeli, sağlıklı ve fıtrata uygun işlev görmesi noktasında düzenlemeler getirmiştir. Bu düzenlemeyle İslam hem kadını hem erkeği korumayı, aile kurumunu ayakta tutmayı; toplumların, milletlerin ve insanlığın devamını sağlamayı hedeflemiştir.</p>



<p>Din, tarih ve tecrübe bakımından sabittir ki karşı cinlerin ilişkisi Allah’ın insanlığa bir nimetidir, çünkü âdetullah (doğa kanunları) gereği insanlığın devamı buna bağlı kılınmıştır. Bu tür ilişkinin haram olması, kanun ve hukuk dışına çıkılmasıyla gerçekleşir. İslam’da haram olan zina işte bu kanun ve hukuk dışı ilişkinin adıdır. Erkek erkeğe veya kadın kadına aynı cinsiyet arasındaki ilişki ise ne doğaldır ne de Allah’ın murat ettiği fiildir. Çünkü bunda şehvetin hoyratça tatmin edilmesi dışında bir fayda da yoktur. Bu şekilde şehevî ihtiyacın karşılanması ise hem doğanın işleyişine hem de insan fıtratına terstir. Bu yüzden bunun haramlığı sadece din bakımından değil, aynı zamanda akıl bakımındandır.</p>



<p>Büyük İslam düşünürü Matüridî daha ileri bir adım atarak “İlahî bir yasaklama olmasa bile akıl bu tür cinsel sapmayı haram kılardı” demektedir. Dolayısıyla karşı cinsiyettekilerin ilişkisi nasıl ki doğal ve normal ise aynı cinsiyettekilerin ilişkisi anormaldir, doğaya ve doğala aykırıdır. Karşı cinsiyetlerin ilişkisi doğal olduğu için ona dönük helal veya haram şeklinde bir hukuki düzenleme yapılabilir, ancak aynı cinsiyettekilerin ilişkisi akla ve fıtrata aykırı olduğu için normalleştirici bir düzenleme yapılması söz konusu edilemez. (bk. Matüridî, <em>Te’vilât</em>, II, 256, 542; III, 58). Çünkü aynı cinsiyettekilerin ilişkisi, bir erkeğin kadına, bir kadının erkeğe dönüştürülme teşebbüsüne benzer. Teşebbüs diyoruz çünkü bu işlemin sonucunda ortaya çıkan ne tam kadın ne tam erkektir yeni ve belirsiz bir figürdür. Bu tür iş ve işlemlerin haramlığı akıl bakımından düşünmeyi gerektirmeyecek derece açık ve nettir.</p>



<p>Son nokta olarak Hz. Lût’un kıssasında ortaya konulan ilahî irade ve bildirim eşcinsel ilişkinin haram olduğunun en açık ve kesin delilidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/insana-ters-cinsel-egilim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Doğuştan Olan Fıtri Olan Mıdır?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/her-dogustan-olan-fitri-olan-midir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/her-dogustan-olan-fitri-olan-midir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2023 14:01:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sapkınlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18730</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde bazıları eşcinselliğin gayet doğal olduğunu savunabiliyor. Bunu da eşcinselliğin fıtri olduğuna dayandırıyorlar. Bununla eşcinselliğin doğuştan olduğunu, sonradan kazanılmadığını iddia etmiş oluyorlar. Burada asıl sorulması gereken soru şudur: Fıtri olanla doğuştan olan aynı şey midir? Bana göre aynı değildir. Fıtri olanı, Allah&#8217;ın değişmez kanunu, sünnetullah olarak anlıyorum. Doğuştan olana gelince, evet, doğuştan olan genelde fıtrat kanununa göre cereyan etmektedir. Ama bu her zaman böyle olmayabilir. Çünkü anne karnındaki dokuz aylık süre zarfında, belki anne babanın genetiğini de ilave edersek, doğuma etki eden çeşitli faktörler bulunabilir. Annenin yediği içtiği bile icabında cenine tesir edebiliyor. Doğuma tesir edebilen muhtemelen çok faktör vardır, ama biz bugün bunların bir kısmını bilebiliyoruz, fakat çoğunu bilmiyoruz. Konuyu biraz daha açalım. Doğuştan bir erkeğin sesi çok ince olabilir. Yine bir kızın sesi kalın olabilir. Bunlar doğuştandır, ancak fıtrattan değil. Dolayısıyla bunlar fıtrattan olmadığı için normal şeyler olarak kabul edilemez. Belki en güzel örnek hünsa denilen kişilerin varlığıdır. Hünsa, doğuştan hem erkeklik hem de dişilik organına sahip olunan veya erkek mi kadın mı olduğu tespit edilemeyen kişiyi ifade eder. İnsanlarda çok ender rastlanan bu yapısal bozukluk veya çift cinsiyetlilik vücutta hem er bezleri hem de yumurtalıkların bulunması, dış üreme organlarının her iki cinse ait özellikleri taşıması, hatta hücrelerin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Günümüzde bazıları eşcinselliğin gayet doğal olduğunu savunabiliyor. Bunu da eşcinselliğin fıtri olduğuna dayandırıyorlar. Bununla eşcinselliğin doğuştan olduğunu, sonradan kazanılmadığını iddia etmiş oluyorlar.</p>



<p>Burada asıl sorulması gereken soru şudur: Fıtri olanla doğuştan olan aynı şey midir? Bana göre aynı değildir. Fıtri olanı, Allah&#8217;ın değişmez kanunu, sünnetullah olarak anlıyorum. Doğuştan olana gelince, evet, doğuştan olan genelde fıtrat kanununa göre cereyan etmektedir. Ama bu her zaman böyle olmayabilir. Çünkü anne karnındaki dokuz aylık süre zarfında, belki anne babanın genetiğini de ilave edersek, doğuma etki eden çeşitli faktörler bulunabilir. Annenin yediği içtiği bile icabında cenine tesir edebiliyor. Doğuma tesir edebilen muhtemelen çok faktör vardır, ama biz bugün bunların bir kısmını bilebiliyoruz, fakat çoğunu bilmiyoruz.</p>



<p>Konuyu biraz daha açalım. Doğuştan bir erkeğin sesi çok ince olabilir. Yine bir kızın sesi kalın olabilir. Bunlar doğuştandır, ancak fıtrattan değil. Dolayısıyla bunlar fıtrattan olmadığı için normal şeyler olarak kabul edilemez. Belki en güzel örnek hünsa denilen kişilerin varlığıdır. Hünsa, doğuştan hem erkeklik hem de dişilik organına sahip olunan veya erkek mi kadın mı olduğu tespit edilemeyen kişiyi ifade eder. İnsanlarda çok ender rastlanan bu yapısal bozukluk veya çift cinsiyetlilik vücutta hem er bezleri hem de yumurtalıkların bulunması, dış üreme organlarının her iki cinse ait özellikleri taşıması, hatta hücrelerin bazısında erkek bazısında dişi kromozom çiftlerinin görülmesi şeklinde ortaya çıkar. Böyle bir durumun nasıl hasıl olduğunu, buna neyin etki ettiğini şimdilik bilemiyoruz. Bununla birlikte bildiğimiz şey şudur: Bu durum doğuştandır, ancak fıtrattan değildir. Allah&#8217;ın fıtrat kanununda böyle bir üçüncü cinsiyet bulunmamaktadır.</p>



<p>Malum olduğu üzere İslam hukukunda estetik müdahaleler tartışma konusudur. Estetik müdahaleye doğuştan anormallikler söz konusu olduğunda cevaz verilmektedir. Dikkat edersek burada fıtrata müdahale yoktur; sadece doğuştan gelen anormalliklere müdahale söz konusudur. Örneğin bir insanın kaşları oldukça sık ve birbirine bitişik ise bu normal bir şey değildir. Yani bu, fıtratta yoktur, ancak doğuştan böyle şeylere rastlamak mümkündür. Bu durum bize fıtrattan olan ile doğuştan gelen arasında bir ayrım yapmamız gerektiğini ortaya koyuyor. Her ne kadar fıtratta olan genelde doğuşta ortaya çıksa bile bu böyledir.</p>



<p>Bunu eşcinsellik meselesine uyguladığımızda şöyle bir tablo ortaya çıkar: Eşcinsellik bildiğimiz kadarıyla sonradan kazanılmış bir şeydir. Hadi, bunun doğuştan olduğunu varsayalım. Evet buraya dikkat edelim. Fıtrattan değil, doğuştan olduğunu varsayalım. Fıtrattan olması mümkün değil, çünkü Allah böyle bir üçüncü cinsiyet türü yaratmamıştır. İnsanlarda X-Y kromozomu dışında cinsiyet belirleyen bir gen yoktur. Yani eşcinsel gen diye bir gen bulunmamaktadır. Allah erkek ve kadını, birbirini çekecek şekilde, birbirini arzulayacak şekilde yaratmıştır. Erkeği kadına, kadını da erkeğe eş yapmıştır.</p>



<p>Hal böyle olunca fıtrat kanununda eşcinsellik yoktur. Ancak doğuştan nadir de olsa hünsa örneğinde görüldüğü gibi eşcinsellik olabilir. Doğrusu, bunu da tam olarak bilmiyorum, bir varsayım üzerinden yola çıkarak bunu söylüyorum. Nadir de olsa böyle bir şeyin bulunması zaten normal bir durum değildir, anormaldir. Belki de bir kromozom bozukluğu buna sebep olmuştur. O kromozom bozukluğuna da neyin sebep olduğunu şimdiki bilgilerimizde bilemiyoruz. Eğer ortada böyle bir yapısal bozukluk varsa bu tedavi edilecek demektir. Aynı şekilde eşcinsellik sonradan kazanılmış ise -ki genelde bildiğimiz budur- ortada yine bir sorun vardır. Bu sorun belki psikolojik bir sorundur; belki çevresel etkileşim sorunudur. Bu sorunun giderilmesi için yine tedaviye ihtiyaç vardır.</p>



<p>Sonuç olarak denilebilir ki, eşcinsellik genelde sonradan kazanılmış bir şeydir, ancak bir varsayım olarak nadir de olsa doğuştan geldiğini kabul edebiliriz. Doğuştan gelmesi normal ve doğal olduğu anlamına gelmez, yani bunun fıtrattan olduğu anlamına asla gelmez. Nitekim doğuştan bazı yapısal bozuklukların olduğu bilinen bir gerçektir. Şayet böyle bir durum varsa eşcinselliği de bu yapısal bozukluklar içerisinde saymak mümkündür.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/her-dogustan-olan-fitri-olan-midir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eşcinsellik Mi Dayatılıyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/escinsellik-mi-dayatiliyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/escinsellik-mi-dayatiliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Oct 2021 12:38:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[lgbt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17780</guid>

					<description><![CDATA[LGBT lobisinin en sık yaptığı itirazlardan biri şudur: ‘’Heteroseksüellik norm olarak dayatılıyor, bu yapılmamalı.’’ Heteroseksüelliğin norm olarak dayatıldığı doğrudur. Ama bunu kim yapıyor? Bu dayatmayı öncelikle biyoloji yapıyor. Aile, çevre ve kültür ise bunu[heteroseksüelliği] hayatın olağan akışı içinde [doğal süreçte] pekiştiriyor.&#160;&#160;&#160; Peki buna karşı eşcinsel lobi ne yapıyor? Homoseksüelliği,&#160; TV, dizi, sinema, reklam, internet vb medya araçları ile [hiç doğal olmayan yöntemlerle ve olağan akışı baskılayacak şekilde] dayatıyor. Hem de acımasız, arsız ve azgınca; ABD merkezli çizgi roman yayımcısı DC Comics, ABD&#8217;de her yıl 11 Ekim&#8217;de kutlanan LGBT medeni farkındalık gününde Kasım sayısındaki yeni ‘’Superman’’ karakterinin biseksüel olacağını açıkladı. Hatta yeni Superman’ı romantik ilişkiye girdiği erkek arkadaşı ile öpüşürken gösteren çizimlerini paylaştı bile [gazeteler]. Neredeyse her dizide/sinemada bir eşcinsel karakter bulunuyor ve nasıl oluyorsa&#160; senaryonun en iyi, en yardımsever, en hoşgörülü, en becerikli, en sanatkâr, en romantik,&#160; en güzel/yakışıklı karakterleri de bunlar oluyor! Yani kökeni ağırlıklı olarak doğal ve içgüdüsel olan [biyolojik, fizyolojik ve psikolojik] heteroseksüel dayatmalara itiraz eden LGBT lobisi, acımasızca homoseksüellik dayatıyor, hem de doğal olmayan yöntemlerle ve onlara aykırı olarak Evet, evrensel çiftleşme kavramı, türün devamlılığı, genetik aktarım, aile ve çocuk içgüdüsü, cinsiyetler arası karşıtlık, erkek-kadın birlikteliğindeki anahtar-kilit modeli, anatomik, fizyolojik ve psikolojik senkronizasyon, cinselliğin baştan beri &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>LGBT lobisinin en sık yaptığı itirazlardan biri şudur: ‘’Heteroseksüellik norm olarak dayatılıyor, bu yapılmamalı.’’</p>



<p>Heteroseksüelliğin norm olarak dayatıldığı doğrudur. Ama bunu kim yapıyor? Bu dayatmayı öncelikle biyoloji yapıyor. Aile, çevre ve kültür ise bunu[heteroseksüelliği] hayatın olağan akışı içinde [doğal süreçte] pekiştiriyor.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Peki buna karşı eşcinsel lobi ne yapıyor?</p>



<p>Homoseksüelliği,&nbsp; TV, dizi, sinema, reklam, internet vb medya araçları ile [hiç doğal olmayan yöntemlerle ve olağan akışı baskılayacak şekilde] dayatıyor. Hem de acımasız, arsız ve azgınca;</p>



<p>ABD merkezli çizgi roman yayımcısı DC Comics, ABD&#8217;de her yıl 11 Ekim&#8217;de kutlanan LGBT medeni farkındalık gününde Kasım sayısındaki yeni ‘’Superman’’ karakterinin biseksüel olacağını açıkladı. Hatta yeni Superman’ı romantik ilişkiye girdiği erkek arkadaşı ile öpüşürken gösteren çizimlerini paylaştı bile [gazeteler].</p>



<p>Neredeyse her dizide/sinemada bir eşcinsel karakter bulunuyor ve nasıl oluyorsa&nbsp; senaryonun en iyi, en yardımsever, en hoşgörülü, en becerikli, en sanatkâr, en romantik,&nbsp; en güzel/yakışıklı karakterleri de bunlar oluyor!</p>



<p>Yani kökeni ağırlıklı olarak doğal ve içgüdüsel olan [biyolojik, fizyolojik ve psikolojik] heteroseksüel dayatmalara itiraz eden LGBT lobisi, acımasızca homoseksüellik dayatıyor, hem de doğal olmayan yöntemlerle ve onlara aykırı olarak</p>



<p>Evet, evrensel çiftleşme kavramı, türün devamlılığı, genetik aktarım, aile ve çocuk içgüdüsü, cinsiyetler arası karşıtlık, erkek-kadın birlikteliğindeki anahtar-kilit modeli, anatomik, fizyolojik ve psikolojik senkronizasyon, cinselliğin baştan beri hakim olarak erkek-kadın deseninde yaşanıyor olması ve tamamlayıcılık ilkesi gibi pek çok faktör heteroseksüelliği doğal olarak dayatır/destekler. ABD-Albert Einstein Tıp Fakültesinden Profesör Charles W. Socarides, heteroseksüel seçimin başlangıçta doğumla belirlendiğini, bunun daha sonra çevre ve kültürle pekiştirildiğini savunur. Ona göre [yukarıda saydığımız] cinsiyetler arası karşıtlık ve tamamlayıcılık ilkesi gibi doğal faktörlerin tümü heteroseksüelliği desteklemektedir. Eşcinsellik ise standart kadın-erkek kalıbının çocukluk korkuları ile zedelenmesi sonucunda ortaya çıkar.&nbsp; Eşcinsel bireyler bu nedenle orgazmı ancak erkek-erkek ya da kadın-kadın şeklindeki homoseksüel eşleşmelerle [ama heteroseksüelliği taklit ederek] başarabilirler [1]</p>



<p>Bu durumu en güzel betimleyen araştırmacılardan biri de üreme amacı gütmeyen cinsel aktiviteleri adaptif olmayan aktiviteler şeklinde niteleyen Dr.Sondor Rodo’dur. Rodo,&nbsp; eşcinsellerin cinsel birlikteliklerini çiftleşme olarak değil, eşcinsel eşleşme [homogenous pairing] olarak tanımlar ve eşcinsel eşleşmenin erkek-kadın deseninden bir sapma olduğunu ama daha da önemlisi birbirinden cinsel yakınlık bekleyen erkeklerin [ve kadınların] aslında heteroseksüel karşılaşmayı taklit ettiklerini şöyle ifade eder; ‘’Beni her eşcinsel ilişkinin kadın-erkek deseninin bir ifadesi olduğu düşüncesine iten delil nedir? Eğer erkek, erkekten hoşlanıyorsa neden kadını taklit eden bir erkeği seçer?&#8230; Eğer bir kadın, [başka] bir kadına yöneliyorsa neden erkeksi bir kadını tercih eder?… [Çünkü] Erkek-kadın deseni anatomi tarafından dikta edilmektedir. [Bu yüzden] Erkek-kadın eşleşmesini taklit ederler [2]</p>



<p>Evet, erkek-kadın deseni [heteroseksüalite], Rodo’nun da dediği gibi başta anatomi tarafından dikta edilir. Erkek homosekseüllerin psikanalitik incelemesini yapan Bieber de&nbsp; heteroseksüelliğin biyolojik norm olduğunu, herhangi bir müdahale olmadığı sürece bütün bireylerin heteroseksüel olacağını, homoseksüelliğin ise ancak heteroseksüel dürtülerin ifade edilmesini engelleyen yaygın korkuların varlığı halinde ortaya çıktığını savunur [3].</p>



<p>Homoseksüellerin heteroseksüel dürtülere sahip oldukları gerçeğini Freud da tespit etmiştir. Freud’a göre eşcinsel erkeklerin çoğu, erkeksi psişik karakterlerin tümünü yitirmiş değillerdir. Daha da önemlisi, aslında onlar da cinsel hedeflerinde kadınlığın psişik karakterlerini ararlar. Ona göre bu böyle olmasaydı, eşcinsel erkek fahişeler eski çağlarda olduğu gibi günümüzde de dış görünüş ve giyimleri ile kadını kopya ediyor olmazlardı, ama ediyorlar. Çünkü kendilerini sundukları eşcinsel erkeklerin ideallerindeki cinsel nesne böyle bir dişil karakterdir.&nbsp; Dolayısıyla aksi bir tutum, erkek eşcinselin idealindeki karakterin zıddına düşer. Nitekim Eski Yunanlılarda da eşcinsel erkeğin isteğini kamçılayan şey, genç oğlanlardaki erkeklik değil onların bedenlerindeki kadınsı niteliklerdir. Onlardaki ürkeklik, utangaçlık, bilgisizlik ve güçsüzlük gibi kadınsı ruhsal özelliklerdir. Nitekim bu oğlan bir erkek olur olmaz, erkeklerin gözünde cinsel nesne olmaktan hemen çıkar ve [kadınsı nitelikler sergileyen bir] oğlan arama sırası kendisine gelmiş olurdu. O halde bu durumdaki seksüel nesne de aslında aynı cinsiyetten biri değil, her iki cinsiyetin ruhsal karakterlerini barındıran yani kadınsı karakterlere de sahip olan biridir. Bu bir bakıma, biri erkeğe diğeri kadına yönelen iki farklı eğilimin yani erkek arayan bir dürtü ile kadın arayan bir başka dürtünün uzlaşmasıdır[4].</p>



<p>Demek ki asıl dayatmayı yapan hem de bunu anatomiye, fizyolojiye ve psikolojiye aykırı olarak yapan homoseksüel lobidir. Üstelik bunu hedef kitlesini çocukluk çağına indirecek kadar azgın, arsız ve acımasızca yapmakta,&nbsp;&nbsp; homoseksüelliği propaganda etmektedi[dayatmaktadır].</p>



<p>Bu durum Almanya&#8217;daki Temel karakteri üzerinden şöyle nakledilir;</p>



<p>Yirmi yıl önce Almanya’ya giden Temel, aniden kesin dönüş kararı almış ve ilgili makamlara müracaat etmiş; ‘’hayırdır niye dönüyorsun?’’ demişler, ‘’ha bu eşcinseller yüzünden’’ demiş, ‘’niye ki, rahatsız mı ettiler seni, öyle bir şey varsa şikayet et gereğini yapalım’’ demişler, ‘’yok’’ demiş Temel, ‘’şimdiluk beni rahatsız etmediler da, 20 yıl önce gelduğumde tek tük idiler, 5 sene sonra çoğalmaya başladiler ama nümayiş yapmaları yasakti, 5 sene sonra o da serbest oldi, 10 yıl önce evlenmeleri yasakti, şimdi o da serbest oldi, bu işun soni belli, ben ha bu eşcinselluk mecbur olmadan döneyim!’’</p>



<p>Aslında Temel&#8217;in anlatısı ve kelime seçimleri daha orijinaldi ama ben kısmen sansürledim. Keşke bu sadece bir fıkra olsa ve hakikati hiç yansıtmasa idi ama ne yazık ki yansıtıyor.</p>



<p>.</p>



<p>LGBT aktivitesi homofobik tutumlara karşı mücadele eden yasal bir lobi olmaktan çıkmış, heteroseksüelliği küçümseyen, homoseksüelliği dayatan azgın bir aktivite haline gelmiştir. Bu nedenle [daha önce de söylediğimiz gibi] eşcinsel bireylerin temel insanî hakları güvence altına alınmalı [LGBT lobisine muhtaç bırakılmamalı], çocuklarımıza/neslimize göz diken ve&nbsp; eşcinselliği dayatan azgın&nbsp; LGBT aktivitesi yasaklanmalıdır. Hiç kimse çocuklarımıza huzursuzluk, mutsuzluk, alkol-madde bağımlılığı, zührevi hastalıklar, anksiyete, depresyon ve intihar gibi bedensel ve ruhsal problemleri kat be kat artıran [ve hatta yaşam süresini ortalama 20 yıl kısaltan] bir durumu [5], yani eşcinselliği çocuklarımıza dayatamaz, sevimli gösteremez, propaganda edemez. Edememeli.</p>



<p>Bunu talep etmek hepimizin anayasal hakkıdır. Devlet, çocuklarımızı, gençlerimizi nasıl alkol, esrar, eroin vb zararlı maddelerden korumakla görevli ise [bunlardan daha zararlı olan] eşcinsellikten de korumalıdır. Ne var ki bu konuda öncelikli görev ebeveynlere düşer. Çünkü her çocuk/birey cinsel kimliğini anne babasını modelleyerek [hemcinsi olan ebeveyni ile özdeşim kurarak] gelistirir, anne baba, çocuğun cinsel kimlik gelişimi konusunda bilinçli olmalı ve hata yapmamalıdır [kritik yaş 1-6]. Ki çocuk-genç medyadan gelen tekinlere açık olmasın, medyanın sunduğu rol modelleri modellemesin</p>



<p>Bu konuda birbirini tamamlayan şu 2 kitabımı öneriyorum [anne babalar neleri yapmalı, neleri yapmamalılar?];</p>



<p>Zeki Bayraktar, İnterseks-Hermafrodit ve Eşcinsel, Motto Y, 2021</p>



<p>Zeki Bayraktar, Bilimsel Veriler Işığında Sansürsüz Cinsellik, Yüzleşme Y, 2021</p>



<p>1-Socarides, 1974, 2005;</p>



<p>https://www.Xnytimes.com/2005/12/28/nyregion/charles-w-socarides-psychiatrist-and-psychoanalyst-is-dead-at-83.html [ET: 24.09.2019; 17:35]</p>



<p>2- Rodo, Sondor.&nbsp; Adaptational psychodynamics: Motivation and control, New York: Science House, 1969, s.211-12</p>



<p>3-Bieber I, Dian H, Dince PR et al.&nbsp; Homosexuality: A Psychoanalytic Study Of Male Homosexuals. New York: Basic Books, 1962</p>



<p>4-Freud, Cinsellik Üzerine, Say yayınları, 2018, s.40,41</p>



<p>5-Bayraktar, Zeki. İnterseks-Hermafrodit Ve Eşcinsel, Motto Y, 2021, s.295-99</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/escinsellik-mi-dayatiliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Madem Öyle Açıkça Sorayım</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/madem-oyle-acikca-sorayim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/madem-oyle-acikca-sorayim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Feyzullah Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2021 14:25:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[lgbt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17448</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Aşkın cinsiyeti olmaz. Aşk, aşktır.&#8221; sloganınıza dayanarak birileri çıkıp: &#8220;Aşkın yaşı olmaz&#8221; diyerek pedofiliyi meşrulaştırmaya çalışırsa merak ediyorum cevabınız ne olur?&#8220;Aşkın annesi, babası, evladı vs olmaz&#8221; diyerek ensesti meşrulaştırmaya çalışırsa merak ediyorum cevabınız ne olur?&#8220;Aşkın türü olmaz&#8221; diyerek zoofiliyi (cinsel hayvan sevicilik) meşrulaştırmaya çalışırsa merak ediyorum cevabınız ne olur?&#8220;Aşkın canlısı cansızı olmaz&#8221; diyerek cinsel fetişizmi (cinsel cansız sevicilik) meşrulaştırmaya çalışırsa merak ediyorum cevabınız ne olur?&#8220;Aşkın yaşayanı ölüsü olmaz&#8221; diyerek nekrofiliyi (ölü sevicilik) meşrulaştırmaya çalışırsa merak ediyorum cevabınız ne olur? Sorulara devam ederim de okuyanların midesi kaldırmayabilir zira daha nicelerini biliyorum. Yani konu öyle bir sloganla oldu bittiye getirilip meşru hale getirilecek basitlikte bir konu değil. &#8220;Aşkın cinsiyeti olmaz&#8221; sloganınızın temelinde toplumsal ve ahlaki kurallara bir başkaldırı var. Toplumu ve ahlakı değiştirince resmi hukuku da değiştireceğinizi düşünüyorsunuz ki bu düşüncede sonuna kadar haklısınız. Fakat size yönelttiğim diğer 5 soru için de bu mantık tamamen aynıdır. O sapkınlıkları savunanlar da tıpkı sizin gibi sloganınızın temelinde yatan gizli amacınızı güdüyor. Onlar da toplumsal ve ahlaki normları değiştirince hukuku değiştireceğini biliyor ve aynen sizin attığınız sloganı atıyor. Çünkü aynı kaynaktan besleniyorsunuz. Mesela Hollanda&#8217;da pedofiliyi (çocuk cinsel seviciliği) savunan bir parti kuruldu. Sloganları da aşağı yukarı sizinkiyle aynı: &#8220;Aşkın yaşı olmaz. Aşk, aşktır!&#8221; Milyonların takip &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;Aşkın cinsiyeti olmaz. Aşk, aşktır.&#8221; sloganınıza dayanarak birileri çıkıp:</p>



<ol class="wp-block-list"><li>&#8220;Aşkın yaşı olmaz&#8221; diyerek pedofiliyi meşrulaştırmaya çalışırsa merak ediyorum cevabınız ne olur?</li><li>&#8220;Aşkın annesi, babası, evladı vs olmaz&#8221; diyerek ensesti meşrulaştırmaya çalışırsa merak ediyorum cevabınız ne olur?</li><li>&#8220;Aşkın türü olmaz&#8221; diyerek zoofiliyi (cinsel hayvan sevicilik) meşrulaştırmaya çalışırsa merak ediyorum cevabınız ne olur?</li><li>&#8220;Aşkın canlısı cansızı olmaz&#8221; diyerek cinsel fetişizmi (cinsel cansız sevicilik) meşrulaştırmaya çalışırsa merak ediyorum cevabınız ne olur?</li><li>&#8220;Aşkın yaşayanı ölüsü olmaz&#8221; diyerek nekrofiliyi (ölü sevicilik) meşrulaştırmaya çalışırsa merak ediyorum cevabınız ne olur?</li></ol>



<p>Sorulara devam ederim de okuyanların midesi kaldırmayabilir zira daha nicelerini biliyorum. Yani konu öyle bir sloganla oldu bittiye getirilip meşru hale getirilecek basitlikte bir konu değil.</p>



<p>&#8220;Aşkın cinsiyeti olmaz&#8221; sloganınızın temelinde toplumsal ve ahlaki kurallara bir başkaldırı var. Toplumu ve ahlakı değiştirince resmi hukuku da değiştireceğinizi düşünüyorsunuz ki bu düşüncede sonuna kadar haklısınız. Fakat size yönelttiğim diğer 5 soru için de bu mantık tamamen aynıdır.</p>



<p>O sapkınlıkları savunanlar da tıpkı sizin gibi sloganınızın temelinde yatan gizli amacınızı güdüyor. Onlar da toplumsal ve ahlaki normları değiştirince hukuku değiştireceğini biliyor ve aynen sizin attığınız sloganı atıyor. Çünkü aynı kaynaktan besleniyorsunuz.</p>



<p>Mesela Hollanda&#8217;da pedofiliyi (çocuk cinsel seviciliği) savunan bir parti kuruldu. Sloganları da aşağı yukarı sizinkiyle aynı: &#8220;Aşkın yaşı olmaz. Aşk, aşktır!&#8221;</p>



<p>Milyonların takip ettiği TEDx konferanslarında &#8220;pedofili doğal bir yönelimdir&#8221; diyen birisi çıkmıştı mesela. O da &#8220;Aşkın yaşı olmaz. Çünkü bu doğal bir durumdur!&#8221; demişti.</p>



<p>Aslında sorularımdaki sapkınlıkları meşru hale getirmeye çalışan insanlar zaten var. Oy almak ya da başkaca menfaatler için gaza gelip bu sloganı attığınızda zımnen aynı mantıkla türetilen diğer sloganları da meşru görmüş olursunuz. Belki siz bunun farkında değilsiniz ama bu sloganı size attıran akıl bunun gayet farkında.</p>



<p>Aşkın herşeyi mübah kılacağı iddiasıyla çıkılan bu yolun sonunun buraya geleceğini söylemiştik. Gelenek, örf, ayıp, edeb, namus gibi kavramların yerle bir edilmeye başlanmasıyla süreç başlamıştı zaten. &#8220;Ne alaka?&#8221; denmişti ama çok alaka….</p>



<p>Bilin istedim. Yoksa siz zaten bunu biliyor muydunuz(!)?</p>



<p>NOT: Yazımın amacı bir zihniyet eleştirisinde bulunmaktır. İnsanları sloganlara odaklayıp derin düşünmelerini engelleyenlere bir itirazdır benimkisi. Belli bir partiyi eleştirme derdinde değilim. Partiye odaklanarak yazdıklarımın siyasi çekişmeye feda edilmesini istemem. Zira LGBT hareketinin bugünlere gelmesinde sadece CHP rol oynamadı. Bunu herkes biliyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/madem-oyle-acikca-sorayim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eşcinsellik Aile Hastalığıdır!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/escinsellik-aile-hastaligidir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/escinsellik-aile-hastaligidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Kaçın]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2021 06:54:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16685</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı kanun ve eğitim dünyasında almış başını giden toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmaları, toplumsal değerlerimizi değiştirmeye ve dönüştürmeye devam ettikçe yeni neslin, gelecek kuşakların, dindar değil de deist ve biseksüel olması kaçınılmaz olacaktır. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun katıksız bir şekilde uygulandıkça, kadının fendi erkeği eninde sonunda yenecektir. Toplumsal sorunların çözümü adına sadece hukuktan umut beklemek nafile bir çabadır. Çünkü hukuk sadece suçu cezalandırır fakat aynı zamanda suçu ortadan kaldırmaz, suçluyu ise asla ama asla iyileştirmez. Kadına şiddetin çözümünü yasalardan ve yargıçlardan ummak, sorunun teşhisini de tedavisini de bilmemekten kaynaklanmaktadır. Toplumsal hayatımızda kadına şiddeti çözmek adına kadının fendi erkeği yendikçe, babasız yetişen çocuklar sorunu ortaya çıkmaktadır. Kadınlar mı haklı erkekler mi haksız derken, aslında çocuklar mağdur olmaktadır. Çocuklar mağdur olduklarında ise onların haklarını sonuna kadar savunan bir kurum ya da kuruluş yoktur diyebiliriz. Aile içinde kadın erkek arasındaki her tartışmayı karakollarda güvenlik güçleriyle, adliyelerde yargıçlarla çözmeye çalıştıkça, aile kurumu parçalanmaktadır. Aile içindeki sorunların, aslında ruhsal sorunlar olduğu gözden kaçırılmaktadır. Aile Sağlığı Merkezlerinde psikologlar da görevlendirilirse, kadınlar eşleri ile sorun yaşadıklarında öncelikle bu merkezlerden destek alabilirler. Kadına şiddet sorunu kangren haline geldikten sonra, karakoldan ve adliyeden destek almak yerine, daha &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı kanun ve eğitim dünyasında almış başını giden toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmaları, toplumsal değerlerimizi değiştirmeye ve dönüştürmeye devam ettikçe yeni neslin, gelecek kuşakların, dindar değil de deist ve biseksüel olması kaçınılmaz olacaktır. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun katıksız bir şekilde uygulandıkça, kadının fendi erkeği eninde sonunda yenecektir. Toplumsal sorunların çözümü adına sadece hukuktan umut beklemek nafile bir çabadır. Çünkü hukuk sadece suçu cezalandırır fakat aynı zamanda suçu ortadan kaldırmaz, suçluyu ise asla ama asla iyileştirmez. Kadına şiddetin çözümünü yasalardan ve yargıçlardan ummak, sorunun teşhisini de tedavisini de bilmemekten kaynaklanmaktadır. Toplumsal hayatımızda kadına şiddeti çözmek adına kadının fendi erkeği yendikçe, babasız yetişen çocuklar sorunu ortaya çıkmaktadır. Kadınlar mı haklı erkekler mi haksız derken, aslında çocuklar mağdur olmaktadır. Çocuklar mağdur olduklarında ise onların haklarını sonuna kadar savunan bir kurum ya da kuruluş yoktur diyebiliriz.</p>



<p>Aile içinde kadın erkek arasındaki her tartışmayı karakollarda güvenlik güçleriyle, adliyelerde yargıçlarla çözmeye çalıştıkça, aile kurumu parçalanmaktadır. Aile içindeki sorunların, aslında ruhsal sorunlar olduğu gözden kaçırılmaktadır. Aile Sağlığı Merkezlerinde psikologlar da görevlendirilirse, kadınlar eşleri ile sorun yaşadıklarında öncelikle bu merkezlerden destek alabilirler. Kadına şiddet sorunu kangren haline geldikten sonra, karakoldan ve adliyeden destek almak yerine, daha büyük bir çözümsüzlüğe dönüşmeden önce Aile Sağlığı Merkezlerinde psikolojik destekle aşılmaya çalışılabilir.</p>



<p>Aile kurumu çöktükçe toplumsal yaralarımız daha da derinleşecektir. Aile içinde kadının ve erkeğin rolleri değiştikçe, toplumumuzda zamanla eşcinsel sayısı da artacaktır. Eşcinsellik bireyin değil bireyin yetiştiği ailenin hastalığının dışavurumudur. Eşcinsellik bir aile hastalığıdır. Batı&#8217;da eşcinsel lobilerinin güçlü ve planlı çalışmaları sonucunda eşcinsel evlilik yasalarının çıkması ve eşcinsel birlikteliklerin artması, Batı&#8217;da ailenin çöktüğünün bir göstergesidir. Batı&#8217;da çoktan çöken aile, Doğu&#8217;da da artan bir hızla çökmektedir.</p>



<p>Eşcinsel lobileri için en büyük tehdit, eski bir eşcinselin iyileşme süreçlerine dair tanıklığıdır. terapiler sonucunda eşcinsel duygu ve düşüncelerinden kurtulmuş danışanlar toplumumuzu ve ailelerimizi uyarmak adına diyorlar ki:</p>



<p>Gündemden hiç düşmeyen, her ne hikmetse herkesin kolayca ele aldığı bir konu hakkında yazdığım üç beş cümlemi sizinle paylaşmak isterim. Yazsam belki sayfalar dolusu bir roman olacak hayatımın en büyük imtihanı, eşcinsellik&#8230; Yıllarca bu hislerimin geçmesi ya da yoluna girmesi için gece gündüz dua eden, az çok dindar bir çevrede yetişmiş olan ben; hiçbir zaman umudumu kaybetmemişken “üçüncü cinsiyet, cinsel tercih, doğuştandır, genetiktir değişmez”, yalanlarına boyun büküp inancımı kaybettim bazı zamanlar. Şimdi soruyorum kendime; “hangi akla, hangi zihniyete hizmet için bu fikirleri savunup yaymaya çalışır bu insanlar?” diye ama “kendi kendini kandırma ya da kolaya kaçma” işi olduğuna kanaat getirip iyi niyet gösteriyorum bunlara. Yaratıcı, insanı iki cinsiyet üzere yaratmışken sizin ne haddinize ki zor durumda olan insanların üçüncü cinsiyet aldatmacası ile aklını karıştırıp içinde bulunduğu durumu daha da zorlaştırıyorsunuz? Diyelim ki siz inanıyorsunuz böyle bir şeyin olduğuna; peki şansını denemek isteyen insanların bu özgürlüğüne, özgürlük meraklısı sizler neden tepki gösteriyorsunuz?</p>



<p>Eşcinsel hislerimden dolayı kimsenin beni değiştirmek istemesi ile karşı karşıya kalmadım çünkü kimse durumumu bilmiyordu. Diyeceksiniz ki toplumun baskısı, dini kurallar ve inançların seni değişime itiyor. Hayır, ben eşcinsel hislerimi benliğime yabancı görüyorum. Ben baba olmak istiyorum, güzel bir aile hayatım olmasını istiyorum. Ben, ne çok hanımefendi bir adam olmayı ne günlük-haftalık-aylık ya da senelik ilişkilerle kendimi yıpratmayı ne de kendimi pazarlamayı istiyorum. Ha isteyen varsa orası beni ilgilendirmez. Ben erkek bedenim içerisinde erkek gibi olmak istiyorum. Bu isteklerimin objektif olarak dile getirilmemiş sözler olduğunu söyleyecekseniz, dünyada her kültürden her dinden insanın tedavi arayışları içerisinde olmasını düşünün. Böylelikle İslam düşmanlığına bağlı yobaz atışmalarınızın da ne kadar yersiz olduğunu anlamış olursunuz. Hristiyanlar, Yahudiler ya da ne bileyim ateistler, hatta eşcinsel evliliği kabul etmiş ülkelerde yaşayan insanlar ne diye değişmek istiyor acaba?</p>



<p>Şunu da belirtmek gerekir ki İslam’da eşcinsellik, Lut Kavmi’nin helakına bağlanıp eşcinsel hisler taşıyan insanları lanetlemekten ibaret olamaz. Bu bencillikten, yalnızca kendine Müslüman olmaktan başka bir ifade ile açıklanamaz ama yine iyi niyetle yaklaşarak bu insanlara “eşcinsellik cahili” diyorum ve onların eşcinsel hisler taşıyan insanların ne çektiğini bilmeden, eşcinsellikle ilgili hiçbir araştırma yapmadan; yalnızca, sözüm ona özgür bireylerin yaşantısına bakıp konuştuklarını yüzlerine vurmuş oluyorum. Bir günah varsa eğer bu eşcinsel yaşamın kendisi olabilir, eşcinsel hisler günah olarak değerlendirilemez. Değişmek isteyen insanları yargılayan çok akıllı, kendi ile barışık ve “heteroseksist sistem içinde kendini ispat etme” iddiası içindeki insanları ise zaten hiç anlayamadım. Siz kabul ediyorsanız başkaları kabul etmek zorunda mı? Kabul ettiğini söyleyip başkalarının değişme çabasına laf atmak nasıl bir çelişkinin ürünüdür? Demek ki hala bazı gerçeklere göz yumamadıklarını fark etmediğimiz zannediliyor ki tedirginlik duyuluyor. Ben erkek bedenimin içerisinde bu hisleri taşımaktan mutsuzsam, sizin beni eşcinsellik onaylayıcı terapilerine mahkum etmeniz de ne demek?</p>



<p>Eşcinsellik onarım terapisi ise sadece değişmek isteyenler için etkilidir ve değişmek istenirse değişilir. Eşcinselliği hormonlarla açıklamaya çalışan zavallılara hiç değinmek istemezdim ama bu düşünceleri ile insanları zehirlediklerine bizzat hayatım şahittir. Beni iyice karamsarlığa gömen bu saçma fikri çürütmek, bir fakülte hastanesinde yaptırdığım hormon testinin gayet sağlıklı sonuçları ile mümkün oldu. Hele şu cinsel tercih felsefesini hiç anlamış değilim. Kim cinsel bir tercihte bulunmuş ki biz bulunalım? Siz heteroseksüeller söyleyin bakalım, siz mi seçtiniz heteroseksüel olmayı? Ya da madem seçilebiliyor, homoseksüel olmayı seçin bakalım yapabilecek misiniz? Eğer mesele sadece cinsel tercihse biz niye heteroseksüelliği seçmeyip bu kadar sıkıntıyı göze alalım da eşcinselim diyelim? İşte bu sorular cinsel yönelimi tanımlamış oluyor.</p>



<p>İnsan iki cinsiyetten birisi ile dünyaya gelir (burada çiftcinsiyet kavramı ile eşcinselliği ayırt edemeyenler hiç konuşmasa daha iyidir), iki yaş öncesi dönemden başlayarak psikolojik ve sosyal çevrenin etkisi ile insanın cinsel kimliği şekillenmeye başlar. Bir insanın erkek ya da kadın cinsiyetine sahipken karşı cinsiyetin kimlik özelliklerini göstermesi, iki yaş öncesi dönemlerden itibaren yaşanmış olan bu psikolojik ve sosyal sebeplerin etkisi ile açıklanabilir. Bu durumda bir diğer görüş “ben kendimi bildim bileli böyle hissediyorum, o zaman yanlış bunun neresinde” de kendini bilmez bir ifade olarak kalır. Çünkü iki yaşında yanlış yönlendirilmelerin etkisi ile şekillenmiş bir kimliğin, “kendimi bildim bileli böyleydi” diyerek değişimi reddetmesi, başkalarının değişemeyeceği anlamına gelmez. Bir de şu hiçbir şey bilmeden konuşan insanların “macera merakı teorisi” var. Bu teorinin haklılık payını birkaç hemcinsi ile cinsel ilişki yaşayıp sonra normal hayatlarına dönen insanların varlığı ile ispatlamak, değişim için çareler arayan ve eşcinselliği kabul edip göğsünü gere gere ortalıkta gezinen insanların varlığını görmezden gelmek demektir. Böyle bir macerayı hangi akıl kabul eder acaba? İşte böyle&#8230; Bu denli derin bir meselede atıp tutmak bu kadar kolay olmamalı. Bilen konuşmalı; ağzı olan değil, belli bir ideolojinin ağzı olan hiç değil&#8230;!!!</p>



<p>Eşcinsellik insanın kendi kendine üstesinden gelebileceği, çözebileceği bir sorun değil. Sadece dua ederek, namaz kılarak, dini cemaatlerin içerisinde bulunarak, Kur’an okuyarak, Kur’an dersleri vererek, dini yazılar yazarak ya da aklınıza gelebilecek her türlü dini faaliyeti yaparak halledebileceği bir problem de değil. Yaşayan bilir; eşcinsellik insanın kendi kimliği, kişiliği, ailesindeki, toplumdaki, sosyal hayatındaki rolüyle ilgili çok büyük bir karmaşa yaşamasıdır. Cinsel kimlik karmaşası ya da bozukluğu olarak ifade edilen bu durum, eşcinselin kendisinin suçu değildir. Çünkü eşcinsellik, kişinin iradeli bir birey haline geldiği yaşlarında yaptığı bir “tercih” değildir. Eşcinsellik bir çocuğun, bozuk aile yapısı nedeniyle cinsel kimliğinin sağlıklı bir şekilde gelişememesi nedeniyle, karşı cinsi yerine hemcinsine cinsel istek duymasıdır. Bu yüzden eşcinsellik aslında çocuğun değil, ailenin hastalığıdır. Böyle bozuk bir aile yapısı içerisinde yetişen, kişiliği ve kimliği bu yapıda şekillenen çocuk, ergenlik ve yetişkinlik çağlarına geldiğinde bu bozukluğu cinsel olarak fark etmektedir. Çevresindeki erkeklerden farklı olarak karşı cinse değil hemcinsi olan erkeklere cinsel istek duymaktadır. Ama bunun nedenlerini kendisi tespit edemez. Çünkü zaten bu bozuk yapı içerisinde, sağlıksız bir psikolojiyle yetişmiştir.</p>



<p>Toplumumuzda ve birçok toplumda, her türlü sorun konuşulabiliyor. Kanser, AIDS gibi fiziksel hastalıkların yanı sıra cinsel iktidarsızlık, vajinismus, erken boşalma gibi cinsel sorunlar, hatta şizofreni, bipolar bozukluk, depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar hakkında konuşmak, bunlara çözüm aramak, bunlarla ilgili doktora ya da psikoloğa gitmek öyle ya da böyle sorun olmuyor. Ancak birisi eşcinsel duygulara sahip olup, bunlardan rahatsızlık duyar ve tedavi olmak için psikoloğa giderse bunu kimseyle paylaşamıyor. Sadece risk alıp ailesine ve çok yakınlarına, güvendiği kişilere anlatabiliyor. Hatta bazı insanlar hiç kimseye anlatmıyor veya anlatamıyor. Peki neden bir insan kendi iradesiyle seçmediği bir durumdan dolayı iç dünyasına hapsedilmek, türlü bunalımlarıyla tek başına boğuşmak zorunda bırakılıyor? Ya da en fazla sırrını verdiği kişilerle gizli kapaklı, sanki bir suçu saklamaya çalışır gibi konuşup dertleşebiliyor? Tam olarak hangi suçu işlemiştir eşcinsel duyguları olan böyle bir kişi? Görmezden gelinen, hasıraltı edilen bu sorunu, sorun olarak kabul edip çözmek için çaba harcayanlar dahi bu konuda konuşamazken, eşcinselliği normal kabul edenler ve LGBT dernekleri toplumda giderek artıyor ve güç kazanıyor. Artık eskisi kadar üstü kapalı da olmuyor hem de.</p>



<p>%99’unun Müslüman olduğu söylenen ülkemizde, din adına konuşanlar eşcinsellik için ne çözüm öneriyor? “Lut kavmi sapkındı, eşcinsellik sapıklıktır, haramdır” demek, hiçbir eşcinselin sorununu çözmüyor. İşin kolayına kaçarak, daha anlamadıkları bir sorunda fetva verenler kendi vicdanlarını temize çıkarmaya çalışıyor ya da bu konuda konuşmaktan korkuyor olabilir. Ama Türkiye’de hiç azımsanmayacak kadar sayıda dindar, beş vakit namaz kılan, Kur’an kurslarında hocalık yapan, dini cemaatlerde faaliyette bulunan, ilahiyat fakültelerinde okuyan ve eşcinsel duyguları olan insan var. Bu insanlara ya dua edip, namaz kılıp, evlenmesi öneriliyor, sanki bu sorunlarını çözecekmiş gibi, ya da bir çözümsüzlük. Toplumun birçok diğer büyük (!) sorunu arasında acı çeken ve LGBT propagandalarına teslim olmayan ya da olmamaya çalışan eşcinseller, görmezden geliniyor.</p>



<p>Eşcinsellik doğuştan değildir. Eşcinsellik hormonel bozukluklardan da kaynaklanmaz. Eşcinsellik bir cinsel kimlik gelişimi bozukluğudur ve sağlıksız ailelerin bir sonucudur. Ayrıca eşcinsellik yalnızca bir cinsellik sorunu değildir. Çocukluktan itibaren yaşanan birçok psikolojik sorunun dışa yansımasıdır. Terapi yoluyla bu sorunlar, çocuklukta yaşanan travmalar çözüldükçe, eşcinsellik de tedavi edilmektedir. Böylece de kendi gerçek cinsel kimliğine ulaşan erkek veya kadınlar, aile kurup, karşı cinse olan sevgi ve cinselliği tadarak, yaradılışına uygun, mutlu bir hayat sürme imkanına sahip olmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/escinsellik-aile-hastaligidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cennette Eşcinsellik Var Mı? -Ğılman Nedir?-</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cennette-escinsellik-var-mi-gilman-nedir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cennette-escinsellik-var-mi-gilman-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 07:51:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15628</guid>

					<description><![CDATA[Dün bir arkadaşım Mustafa Öztürk’ün şu videosu eşliğinde -içinde bol emojileri bulunan- şu soruyu gönderdi bana;‘’Sen eşcinsellikle ilgili kitap yazdın, bu konuda ne diyorsun, cennette de mi eşcinsellik var?’’Tabi benim yazdığım ‘’İnterseks-Hermafrodit Ve Eşcinsel’’ adlı kitabın cennetle-cehennemle bir ilgisi yok ama madem konu önümüze düştü bir bakayım dedim. Önce videoyu dinledim. Öztürk ‘’Ğılman (çocuklar/hizmetçiler) çevrelerinde dolaşır; her biri sedefi içinde saklı inci gibidir’’(Tur 52/24) ayetindeki ‘’ğılman’’ kelimesi için şöyle diyor (dk 1:07:00-3:10);‘’…İslamiyatta bir yazı yazdım, ‘’Bu cennet Arabın cennetidir’’ diye çıktım, doğru mu? Bir de cinsellik acayip şekilde vurgulanıyor fakat bunun getirisi ve cezbediciliği erkeğin hanesine yazılıyor, kadın bu cennet vaadinin bir nesnesi, erkek nesnesi olarak konumlandırılıyor, burda da bir sıkıntı var. Kadınların ben için için bundan rahatsız olduğunu, sorguladığını ama dinden imandan çıkarız diye ağızlarını tuttuğunu, bütün ümitlerini o ğılmana bağladıklarını düşünüyorum fakat ğılman kelimesi de ilginçtir, ondan da sükut-u hayale uğrayacaksınız, arz edeyim; ‘’ġilmânun lehum ke-ennehum lu/lu-un meknûn’’ ayetinde inci gibi, ya inci gibi, niye? Bu erkeğe inci gibi ne demek ya, peki bir garip şey daha söyleyeyim, ğılman kelimesinin bir tek geçtiği yer burası, fakat müfessirler salatın lugattaki anlamı şudur zekatınki budur bana sayfalar dolusu bilgi verirken ilginçtir bu kelime bir kez geçer bir tek bilgi vermiyorlar &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><br>Dün bir arkadaşım Mustafa Öztürk’ün şu videosu eşliğinde -içinde bol emojileri bulunan- şu soruyu gönderdi bana;<br>‘’Sen eşcinsellikle ilgili kitap yazdın, bu konuda ne diyorsun, cennette de mi eşcinsellik var?’’<br><br>Tabi benim yazdığım ‘’İnterseks-Hermafrodit Ve Eşcinsel’’ adlı kitabın cennetle-cehennemle bir ilgisi yok ama madem konu önümüze düştü bir bakayım dedim. Önce videoyu dinledim. Öztürk ‘’Ğılman (çocuklar/hizmetçiler) çevrelerinde dolaşır; her biri sedefi içinde saklı inci gibidir’’(Tur 52/24) ayetindeki ‘’ğılman’’ kelimesi için şöyle diyor (dk 1:07:00-3:10);<br><br>‘’…İslamiyatta bir yazı yazdım, ‘’Bu cennet Arabın cennetidir’’ diye çıktım, doğru mu? Bir de cinsellik acayip şekilde vurgulanıyor fakat bunun getirisi ve cezbediciliği erkeğin hanesine yazılıyor, kadın bu cennet vaadinin bir nesnesi, erkek nesnesi olarak konumlandırılıyor, burda da bir sıkıntı var. Kadınların ben için için bundan rahatsız olduğunu, sorguladığını ama dinden imandan çıkarız diye ağızlarını tuttuğunu, bütün ümitlerini o ğılmana bağladıklarını düşünüyorum fakat ğılman kelimesi de ilginçtir, ondan da sükut-u hayale uğrayacaksınız, arz edeyim; ‘’ġilmânun lehum ke-ennehum lu/lu-un meknûn’’ ayetinde inci gibi, ya inci gibi, niye? Bu erkeğe inci gibi ne demek ya, peki bir garip şey daha söyleyeyim, ğılman kelimesinin bir tek geçtiği yer burası, fakat müfessirler salatın lugattaki anlamı şudur zekatınki budur bana sayfalar dolusu bilgi verirken ilginçtir bu kelime bir kez geçer bir tek bilgi vermiyorlar hocam, ne garip biliyor musunuz? Çünkü kelimenin kökünde sıkıntı var, çünkü ğulam kelimesi ğulmetten ve iğtilamdan gelir kök anlamı şehvetinden duvara tırmanmak demektir hocam, bunu veremiyorlar hocam çünkü ordan giden anlam sakat yerlere gidiyor; oğlan, parlak ve şehvet, üçünü denkleştir bakalım ne çıkıyor hocam? …’’(1)<br><br>Görüldüğü üzere Öztürk, ğılman kelimesinin bir tek bu ayette (52/24) geçtiğini, müfessirlerin bu kelime ilgili lügat bilgisi vermediğini, çünkü kelimenin kök anlamında sıkıntı bulunduğunu, oğlancılığı/eşcinselliği ifade ettiğini söylüyor.<br><br>Oysa ğılman, ğulam kelimesinin çoğuludur ve ğulam onun üzerinde ayette geçer, hem de çoğunlukla Nebilerin çocukluğunu nitelerken. İşte örnekler;<br><br>1-Zekeriya nebiye müjdelenen oğlan çocuk yani Yahya nebi için ğulam deniyor;<br><br>(Zekeriya) Dedi ki; ‘’Rabbim, benim nasıl oğlum (ğulâmun) olabilir ki, ihtiyarlık üstüme çökmüş ve karım da kısır iken…’’(Ali İmran 3/40)<br><br>2- Yusuf nebi kuyuda bulununca onun için ‘’müjde, bu bir çocuk/ğulam’’ diyorlar (Yusuf 12/19)<br><br>3-Hicr 15/53, Saffat 37/101 ve Zariyat 51/28&#8217;de İbrahim nebiye müjdelen oğlan çocuk için &#8220;ğulam&#8221; deniyor.<br><br>4-Meryem 19/19 ve 19/20&#8217;de Meryem&#8217;e müjdelenen oğlan çocuk(İsa) için &#8220;ğulam&#8221; deniyor.<br><br>5-Musa-kul kıssasında yolda rastladıkları ve o kulun öldürdüğü çocuğa ‘’ğulam’’ deniyor (Kehf 18/74,80)<br><br>6-Yine Kehf 18/82&#8217;de duvarı düzeltilen iki çocuk için &#8220;ğulam/ğulameyn&#8221; deniyor.<br><br>Görüldüğü üzere ğulam kelimesi ondan fazla ayette zikrediliyor ve bunların hepsinde de oğlan çocuk anlamında kullanılıyor. Ve bunların çoğu da nebilerin çocukluğunu niteliyor. Yani kelimenin hiç de öyle Öztürk’ün dediği gibi bir manası bulunmuyor. En azından Kur&#8217;an o bağlamda kullanmıyor.<br><br>Nitekim ğulam kelimesinin lügatteki karşılığı da &#8221;doğumdan gençlik çağına kadar geçen süre içindeki erkek çocuk&#8221; demektir. Yani kelimenin lügatte de eşcinselliği çağrıştıran bir karşılığı bulunmuyor(2).<br><br>Peki ğulamın çoğulu olan ğılman hakkında yani Tur 24 ayeti ile ilgili müfessirler ne diyor? Tefsirlerde nakledilen ğılman ile ilgili görüşler DİA&#8217;da şöyle özetleniyor;<br><br>‘’Gılman hakkında müfessirlerce ileri sürülen görüşleri üç noktada toplamak mümkündür.<br></p>



<p>1. Gılman müminlerin kendilerinden önce ölen çocuklarıdır. Ergenlik çağına gelmedikleri için mükellef olmayan, sâlih amel işlemedikleri için de cennet nimetlerine hak kazanamayan bu çocuklar mümin olan ebeveynlerinin yanında onlara hizmet etmekle görevlendirilecektir.<br></p>



<p>2. Kâfirlerin ölen çocukları olup mükellef bulunmadıklarından cehenneme atılmayacak, cennet ehlinin hizmetçileri statüsünde tutulacaktır.<br></p>



<p>3. Müminler için cennette yaratılan hizmetçilerdir ve çocukken ölenlerle ilgisi yoktur. Aslında hizmetçilik ayrı bir statü olup çocuklar buna dahil değildir. Hz. Peygamber, küçük veya büyük yaşta ölenler dahil bütün cennet ehlinin otuz yaş civarında olacağını bildirmiştir (Müsned, II, 295, 343; Tirmizî, &#8220;Cennet&#8221;, 12). Halbuki gılman, bıyığı yeni terleyen ve on beş yaşını geçmeyen çocuklar veya gençlerdir. Nitekim başka âyetlerde de cennet ehlinin hizmetçilerinden &#8220;vildan&#8221; (çocuklar) olarak söz edilmiştir (el-Vâkıa 56/17; el-İnsân 76/19).<br><br>Gılman konusundaki üçüncü yorum daha isabetli görünmektedir. Nitekim Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de bu gençler, her türlü aşınma ve kirlenmeden korumak amacıyla kabuğunda saklanırken buradan çıkarılıp cennet ehlinin etrafına saçılmış incilere benzetilmek suretiyle onların hûriler gibi özel bir yaratılışa sahip olduklarına işaret edilmiş, ayrıca gılman ve vildanın orada içki sunma görevinden söz edilerek onların hizmetçi statüsünde bulundukları da bir bakıma ifade edilmiştir. Cennet ehlinin iman etmiş zürriyetlerinin esasen cennete girmeyi hak etmiş kimseler olması (et-Tûr 52/24) ve yaşlarının da otuz civarında bulunması bu görüşü ayrıca desteklemektedir.’’(2).<br><br>Görüldüğü üzere ğılman konusunda müfessirler muhtelif yorumlar yapmış ama hiçbiri bu kelimeyi eşcinsellik anlamında yorumlamamış. Nitekim Öztürk’ün beğendiği müfessirlerden biri olan Zemahşerî de Tur 24 ayetini izah ederken; cennettekilere has kılınmış çok sayıda hizmetçilerin bulunduğunu anlatır ve bu görüşünü destelemek için Katade&#8217;den rivayet edilen bir hadisi delil gösterir(3,4).<br><br>Yani Öztürk&#8217;ün yorumuna Kur&#8217;andan delil yok, hadislerden delil yok, müfessirlerden delil yok, hatta var ama nakletmiyorlar dediği lügatlerden de yok.<br><br>Allah sonumuzu hayreylesin.<br><br>1- [https://www…///-youtube.com/watch?v=uFXuhwVX2-w]<br>2-İbn Manzûr, Lisanu&#8217;l-Arab; c.XII, s.440, Beyrut ts (Emrullah Fatiş, Huri, Gılman ve Vildanların kimliği problemi, Kelam Araştırmaları 13:1(2015),s.121-139)<br>2- Yusuf Sevki Yavuz, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.14, 1996, s.50<br>3-Zemahşerî, el-Keşşaf, Tur 52/24<br>4-Mustafa Sönmez, Zemahşerî’nin ‘’Keşşaf’’ında cennetle ilgili ifadelerin tahlili, EKEV Akademi Dergisi, Yıl 13 Sayı: 38 (Kış), s. 20137-158</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cennette-escinsellik-var-mi-gilman-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tehlike Büyük Değil Çok Büyük..!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tehlike-buyuk-degil-cok-buyuk/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tehlike-buyuk-degil-cok-buyuk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jun 2019 06:23:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11065</guid>

					<description><![CDATA[Artık aklımızı zorlayacak ve hakikaten &#8220;tepki vermezsek&#8221; eski kavimler gibi helakımızı bekleyeceğimiz günlerin eşiğindeyiz. Eskiden &#8220;sağlıklı yaşam&#8221; için yazıyordum ama bugün &#8220;Nasıl insan kalabiliriz?&#8221; Sorusunun cevabını arar oldum. Neslimizi ve ümmetimizi tehtid eden &#8220;eş cinsellik&#8221; belası artık kirli eller tarafından öyle normalleştirildi ki, artık önünü alamaz bir hale geldik toplum olarak. İnanın özelden bana atılan mesajların bir bölümünü paylaşmaya kalksam, dudaklarınızı uçuklatmaya yeter. Evlendikten sonra kocasının eş cinsel olduğunu, erkek kardeşinin erkek sevgilisi olduğunu, hafız olacak kadar dinde ilerleyen kızlarımızın hem cinslerine ilgi duydukları şuan buraya &#8220;yazabildiklerim..&#8221; yazamadıklarımı ise artık siz tasavvur edin. Her defasında şunu sordum kendime; -Ne oluyor ismi &#8220;Muhammed, Aişe&#8221; olan evlatlarımıza? Bu çocuklar gökten zembille inmiyor ki, bizim kucaklarımızda büyüyorlar. Bunun analizini yapmaya çalışırken bir nokta dikkatimi çekti. Şuan sosyal medyada büyük bir algı operasyonu var. Ne kadar cinsiyetsiz insan varsa popüler olmuş bir durumda. Ve hepsinin bir tek ortak noktası var &#8220;görkemli hayat ve zenginlik!&#8221; Nerede bir eş cinsel tip görsek hepsi havuzlu villalarda oturuyor, son model giyiniyor, şoförler ile geziyor. Tamda gençlere özendirilen o hayatın sefasını sürüyorlar. Peki nasıl oluyor bu? Nereden geliyor bu suyun kaynağı? Elbette tankla, topla giremedikleri ülkelerin ahlakını çökertip, biyolojik olarak savaş açan eller, her türlü imkanı sağlıyor. Bunu finanse &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Artık aklımızı zorlayacak ve hakikaten &#8220;tepki vermezsek&#8221; eski kavimler gibi helakımızı bekleyeceğimiz günlerin eşiğindeyiz.<br />
Eskiden &#8220;sağlıklı yaşam&#8221; için yazıyordum ama bugün &#8220;Nasıl insan kalabiliriz?&#8221; Sorusunun cevabını arar oldum.<br />
Neslimizi ve ümmetimizi tehtid eden &#8220;eş cinsellik&#8221; belası artık kirli eller tarafından öyle normalleştirildi ki, artık önünü alamaz bir hale geldik toplum olarak.</p>
<p>İnanın özelden bana atılan mesajların bir bölümünü paylaşmaya kalksam, dudaklarınızı uçuklatmaya yeter.<br />
Evlendikten sonra kocasının eş cinsel olduğunu, erkek kardeşinin erkek sevgilisi olduğunu, hafız olacak kadar dinde ilerleyen kızlarımızın hem cinslerine ilgi duydukları şuan buraya &#8220;yazabildiklerim..&#8221; yazamadıklarımı ise artık siz tasavvur edin.<br />
Her defasında şunu sordum kendime;<br />
-Ne oluyor ismi &#8220;Muhammed, Aişe&#8221; olan evlatlarımıza?<br />
Bu çocuklar gökten zembille inmiyor ki, bizim kucaklarımızda büyüyorlar.</p>
<p>Bunun analizini yapmaya çalışırken bir nokta dikkatimi çekti. Şuan sosyal medyada büyük bir algı operasyonu var. Ne kadar cinsiyetsiz insan varsa popüler olmuş bir durumda.<br />
Ve hepsinin bir tek ortak noktası var &#8220;görkemli hayat ve zenginlik!&#8221;<br />
Nerede bir eş cinsel tip görsek hepsi havuzlu villalarda oturuyor, son model giyiniyor, şoförler ile geziyor.<br />
Tamda gençlere özendirilen o hayatın sefasını sürüyorlar.<br />
Peki nasıl oluyor bu?<br />
Nereden geliyor bu suyun kaynağı?<br />
Elbette tankla, topla giremedikleri ülkelerin ahlakını çökertip, biyolojik olarak savaş açan eller, her türlü imkanı sağlıyor.<br />
Bunu finanse edenler lağımı çiçek bahçesi gibi göstererek süslemektedirler.<br />
Bu insanlar birer proje olarak sunuluyor ve büyük paralar ile destekleniyorlar.<br />
Hemde öyle ki medya bu kişileri &#8220;ince, naif, yardımsever, mazlum, masum&#8221; insanlar gibi paketleyip bizlere sunuyor.<br />
İşte şeytanın en büyük aldatması ise burada başlıyor.<br />
Netflix batağına saplanan ve bir sezonu neredeyse 3 günde izleyecek kadar bağımlı olan gençlere sunulan yabancı dizilerin %90&#8217;ında eşcinsel karakterler işleniyor.<br />
Nereden çıktığı belli olmayan &#8220;Kore&#8221; akımında eşcinsel ilişkiler had safhada değil mi?<br />
Evet televizyon ve sosyal medyada büyük bir algı operasyonu var lakin bunlar sadece son vuruşlar emin olun.<br />
Asıl vuruş doğumla başlıyor.<br />
Biz ilk söylediğimizde &#8220;yobazlar, cahiller, bağnazlar uyduruyorlar&#8221; diyorlardı lakin Who verilerini sunduğumuz ve prospektüslere ulaştığımız anda bir takım sözde sağlıkçılarda artık kabul etmek zorunda(!) Kaldılar bu gerçekleri ki; doğumla başlayıp ilk iki sene aşılanan çocuklara zerk edilen kimyasalların içerisinde ve özellikle Rotavirüs aşısı domuz derisinden ve insan derisinden yapılır-mış!<br />
Insan derisi yani kürtaj fetuslarından alınan genler varmış,mış,mış.. !<br />
Evet evet..<br />
Hangi anne bilgilendirildi acaba?<br />
Allah bizi affetsin artık domuzu geçtik, bari insan Dna&#8217;sı koymayın aşıların içine diye yalvarır hale geldik!<br />
Fetuslardan alınan dna&#8217;lar aşı yoluyla bebeklere enjekte ediliyor peki sonuç?<br />
-GEN ÇAKIŞMASI!<br />
Kız bebekten alınan gen, erkek bebeğe yüklendiğinde bu genler çakışır ve oğlunuz 7 yaşında bebeklerle oynamaya başlar, 18inde ben hemcinslerimden hoşlanıyorum der!<br />
Kızınız; erkeksi hareketler sergiler, ben kız gibi hissetmiyorum diye birgün isyan eder!<br />
Kaç tane cinsiyet değiştirme davası var hiç adliyelere gidiyor musunuz?</p>
<p>Bu işin şakası yok artık.<br />
Inkarda etmeye kalkmasın kimse!<br />
Görmüyor mu gözlerimiz yeni neslin halini?<br />
90 neslini kısır, 2000 neslini eşcinsel ettiler!<br />
Çünkü ağa babaları, Rockefeller ailesi böyle buyurdu!<br />
Ve büyük resmi görmememiz içinde herşeyi küçük parçalara böldüler.<br />
Anlamadık, anlayamadık.<br />
Hakkı söyleyenler ya taşlandı, ya öldürüldü!<br />
Çünkü hakikaten bu meseleler &#8220;sağlıklı beslen, grip olma, kilo alma&#8221; dertlerinden çoook ötede artık.</p>
<p>Bugün parkinson ilaçlarından tutun bir çok ilacın prospektüsünde yan etki olarak &#8220;kişilik değişimi&#8221; yazar.<br />
Kim oturup düşünüyor bu ibare üzerinde Allah aşkına?<br />
Nedir bu &#8220;kişilik değişimi?&#8221;<br />
Bu ilacı kullandıktan sonra eşcinsel olabilirsin, zinakar olabilirsin, kumarbaz olabilirsin kişiliğin değişir artık &#8220;sen, sen olmaktan çıkarsın&#8221; deniliyor.<br />
Berbat bir nesille karşı karşıyayız.<br />
Dört bir yanımız ateş altında değil mi? Kaldı mi Türkiye&#8217;den başka işgal edilmemiş, yakılıp yıkılmamış bir ülke?<br />
Bu ülkenin üzerine bomba atamadılar ama alttan öyle bir balyoz darbeleri indirdiler ki, genç nesli; temellerini yıktılar.<br />
Bir nesil nasıl ifsad olur gördük mü?<br />
Bir ülke nasıl bitirilir öğrendik mi?<br />
Özel konuşmalarımda şunu söylüyorum yakınlarıma;<br />
-15 sene sonra Türkiye&#8217;de asker kalmayacak, o güne kadar ölürsem demişti dersiniz..<br />
Erkeklerin bir çoğu lgbt akımına kapıldı.<br />
Sağ kalanlar genç yaşta tiroid, insülin, kalp hastalıklarıyla mücadelede..</p>
<p>Ve en önemlisi; şuan doğan 58 çocuktan 1&#8217;i ise otizm oluyor. Bunu ben değil istatistikler söylüyor.<br />
Günden güne ise bu oran düşmekte.<br />
Eğer anneler uyanmazsa 10 sene sonra 5 çocuktan 1&#8217;i otizm olacak.<br />
Tamda istenilen gibi!!!<br />
Bunların ise %70&#8217;i erkek!<br />
Kalır mı sanıyoruz bu ülkede er oğlu er?<br />
Bırakırlar mı bizim yakamızı?<br />
Orta doğuyu yak yık, Afrika&#8217;yı sömür, Yemen&#8217;i susuzluktan kır, Arakan&#8217;ı katlet ama Türkiye&#8217;dekilere şifa dağıt..<br />
En ağır darbe bize inmekte..<br />
Rabbim gözlerimizi açsın!<br />
Dimdik durun ve korkmayın.<br />
Son sözümüz olacak onlara;<br />
-BİZDE SİZE YEDİRECEK EVLAT YOK!</p>
<p>Yağmur Mirzayeva/ 06.05.2019</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tehlike-buyuk-degil-cok-buyuk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
