<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erken Seçim &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/erken-secim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 28 Jan 2021 08:30:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Erken Seçim &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Erken Seçim ve Muhalefet</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/erken-secim-ve-muhalefet/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/erken-secim-ve-muhalefet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2021 08:28:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[muhalefet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16659</guid>

					<description><![CDATA[Seçmeni ikna edici bir gelecek vadetmeyen muhalefet çaresizlik içinde kıvranıyor. İstifalar, mektuplar, yeni partiler ve çaresizlik muhalefeti sarsıyor ama onlar mezarlıktan geçerken ıslık çalanlar misali erken seçim ve parlamenter sistem diyerek korkularını bastırmaya çalışıyorlar. İktidar cephesi ise yeni hükümet sistemini kökleştirmek için kararlı olduğunu erken bir seçimin gündemde olmadığını hatırlatıyor. Bir muhalefet lideri&#160;Haziran&#160;ayında seçim olacağını söylüyor, diğeri onu tasdik ediyor ama siyaseti doğru okuyan kendi milletvekilleri katıldıkları tv programlarında seçim ihtimali görmediklerini açıkça söyleyerek kendi liderlerini alenen tekzip ediyorlar. Mesela bir muhalefet milletvekili, ‘İktidar seçim ve siyasi partiler yasasıyla ilgili değişikliği tahminen en geç Nisan ayında meclise getirecek. Yasalaşması halinde o yasanın uygulanabilmesi için en az bir sene geçmesi gerekir. Dolayısıyla Haziran ayında seçim ihtimali görünmüyor.’ diyor! O vekilin lideri ise ‘iktidar baraj konusunu gündeme aldığına göre seçim yakındır’ tahmininde bulunuyor. Sonra da seçim barajının yüzde 5 olmasını istediklerini söylüyor. Oysa seçim ittifakının yasalaşmasıyla barajın fiilen ortadan kalktığını bir türlü söylemiyorlar. Tabii korkuları ittifak eden partiler için de bir baraj getirilmesi ihtimalidir. Seçim barajı, 12 Eylül darbe rejiminin ürünüdür. Hem hükümet teşkilinde yaşanan zorlukları aşmak hem de sistemi eleştiren ideolojik partilerin önünü kesmek için ihdas edilmiş bir engeldi. Aslında&#160;seçim barajı parlamenter sistemin ürünü bir ucubedir.&#160;Daha doğrusu siyasi istikrarı sağlamak amacıyla parlamenter sistemi güçlendirmek için ihdas &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Seçmeni ikna edici bir gelecek vadetmeyen <strong>muhalefet çaresizlik</strong> <strong>içinde</strong> kıvranıyor.</p>



<p>İstifalar, mektuplar, yeni partiler ve çaresizlik muhalefeti sarsıyor ama onlar mezarlıktan geçerken ıslık çalanlar misali erken seçim ve parlamenter sistem diyerek korkularını bastırmaya çalışıyorlar.</p>



<p>İktidar cephesi ise yeni hükümet sistemini kökleştirmek için kararlı olduğunu <strong>erken bir seçimin gündemde olmadığını </strong>hatırlatıyor.</p>



<p>Bir muhalefet lideri&nbsp;<strong>Haziran&nbsp;</strong>ayında seçim olacağını söylüyor, diğeri onu tasdik ediyor ama siyaseti doğru okuyan kendi milletvekilleri katıldıkları tv programlarında seçim ihtimali görmediklerini açıkça söyleyerek kendi liderlerini alenen tekzip ediyorlar.</p>



<p>Mesela bir muhalefet milletvekili, ‘İktidar seçim ve siyasi partiler yasasıyla ilgili değişikliği tahminen en geç Nisan ayında meclise getirecek. Yasalaşması halinde o yasanın uygulanabilmesi için en az bir sene geçmesi gerekir. Dolayısıyla Haziran ayında seçim ihtimali görünmüyor.’ diyor!</p>



<p>O vekilin lideri ise ‘iktidar baraj konusunu gündeme aldığına göre seçim yakındır’ tahmininde bulunuyor. Sonra da seçim barajının yüzde 5 olmasını istediklerini söylüyor.</p>



<p>Oysa seçim ittifakının yasalaşmasıyla barajın fiilen ortadan kalktığını bir türlü söylemiyorlar.</p>



<p>Tabii korkuları ittifak eden partiler için de bir baraj getirilmesi ihtimalidir.</p>



<p>Seçim barajı, 12 Eylül darbe rejiminin ürünüdür. Hem hükümet teşkilinde yaşanan zorlukları aşmak hem de sistemi eleştiren ideolojik partilerin önünü kesmek için ihdas edilmiş bir engeldi. Aslında&nbsp;<strong>seçim barajı parlamenter sistemin ürünü bir ucubedir.&nbsp;</strong>Daha doğrusu siyasi istikrarı sağlamak amacıyla parlamenter sistemi güçlendirmek için ihdas edilmiş bir uygulamaydı.(Aslında güçlendirilmiş parlamenter sistem diyenler barajı daha yukarılara çekerek siyasi istikrar vadedebilirler ama biri hariç hepsi yüzde 10 baraj korkusu yaşadığı için parlamenter sistemi güçlendirmekten ziyade küçük partilere hükümet ortaklığı imkanını hedefliyorlar.)</p>



<p>Oysa Türkiye başkanlık sistemine geçerek&nbsp;<strong>siyasi istikrarı garanti altına</strong>&nbsp;almıştır. Bu sistemde siyasi istikrarı seçmen sandıkta sağlıyor. Seçilen cumhurbaşkanı 5 yıl boyunca herhangi bir engele takılmadan icrayı hükümet ediyor.</p>



<p>Dolayısıyla hem başkanlık sistemi hem de ittifakların resmileşmesi seçim barajını otomatikman ortadan kaldırmıştır.</p>



<p>Onun için ben&nbsp;<strong>seçim barajının tamamen sıfırlanması gerektiğine</strong>&nbsp;inananlardanım.</p>



<p>Temsilde adaleti sağlayabilmek için hem barajın sıfırlanmasını hem de&nbsp;<strong>Türkiye Milletvekilliği’nin</strong>&nbsp;ihdas edilmesini savunanlardanım.</p>



<p>Mesela bir parti düşünün hiçbir seçim bölgesinde milletvekili çıkartacak oy oranına sahip olamamış ama Türkiye genelinde yüzde 1 veya 2 veya yahut daha çok oy almış. Bu kadar oy toplayabilmiş siyasi görüşün mecliste temsil edilmemesi bence bir eksikliktir.</p>



<p>Onun için&nbsp;<strong>Türkiye Milletvekilliği</strong>&nbsp;sistemi temsilde adaleti sağlayacak bir sistemdir. Biz bunu&nbsp;<strong>Birlik Vakfı</strong>&nbsp;olarak hazırladığımız anayasa taslağında 100 milletvekili olarak teklif etmiştik. Şöyle ki her siyasi parti 100 kişilik bir listeyi YSK’ya verecek, Türkiye genelinde aldığı oy oranında isimler otomatik olarak seçilmiş olacak. Mesela A partisi yüzde 42 oy aldı diyelim verdiği listenin ilk 42’si Türkiye milletvekili olarak seçilmiş olacak. Yüzde 1 oranında oy alan parti bir milletvekili ve mesela yüzde 5 oy olan 5 milletvekili çıkarmış olacak. Böylece hiçbir seçim bölgesinde yeterli oy alamamış ama genelde yüzde 1 ve daha fazla oy almış parti bile mecliste temsil edilebilecek.</p>



<p><strong>Dar yahut daraltılmış bölge</strong>&nbsp;konusunda daha önce bir yazı yazmıştım. Daraltılmış bölge AK parti programında başından beri vardır. Şimdi tartışılıyor olması muhalefeti engellemek olarak yorumlanıyor. Oysa geç kalmış bir uygulamadır. Ve daraltılmış bölgede milletvekili sayısı ne kadar az olursa milletvekili o kadar güçlü olur.</p>



<p><strong>Benim tercihim dar bölgeden</strong>&nbsp;yanadır yani her seçim bölgesinden bir milletvekili çıkarılmasıdır ama dar bölge olmayacaksa daraltılmış bölge&nbsp;<strong>üç milletvekiliyle sınırlandırılmalıdır</strong>&nbsp;ki hem seçilen güçlü olsun hem de seçmen milletvekilini tanısın ve denetlesin.</p>



<p>Hülasa bugün erken seçim ve içi boş güçlendirilmiş parlamenter sistem tartışmaları abesle iştigaldir.</p>



<p>Bugün yapılması gereken tartışma uyum yasalarının bir an önce nasıl çıkartılacağı ve başkanlık siteminin nasıl güçlendirileceğidir.</p>



<p>Ötesi boşa kürek çekmektir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/erken-secim-ve-muhalefet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken Seçimi Kim İster?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/erken-secimi-kim-ister/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/erken-secimi-kim-ister/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Temiztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2020 18:51:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Seçim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14650</guid>

					<description><![CDATA[Bundan 20 yıl mukaddem memleketin &#8216;bir kısım medya&#8217;sı vardı; Özkök&#8217;lerin, Hürriyet&#8217;lerin, Mutlu&#8217;ların, Sabah&#8217;ların bütün bir memleketi korkudan sindirdiği bir medya… Bir de oldukça zayıf, üflesen dağılıp yok olacak koalisyonu… İşte o medya, işte o koalisyonu -zahar memleketin çıkarı için- ayakta tutmak için o korkuyu yayar ve &#8216;Aman istikrar bozulmasın!&#8217; deyu tuhaf yayınlar yapardı! Tuhaf, çünkü ortada istikrar filan diye bir şey yoktu! Netekim o &#8216;istikrar&#8217;lı koalisyon ve onu hararetle destekleyen &#8216;bir kısım medya&#8217;nın yönettiği memleket 2001 yılında tarihinin en ağır ekonomik kriziyle tarumar oldu… Sonra ne mi oldu? 2002&#8217;nin yazında o &#8216;bir kısım medya&#8217; yükünü tutup yola koyulunca &#8216;istikrar&#8217; tılsımı bir anda berhava edildi; Ecevit kötülemeleri/aşağılamaları başladı, koalisyon ortasından çatlatıldı. Vee.. Temmuz ayında, bugün erken seçimden bahsedenlere ağız dolusu bir şeyler eden Bahçeli beyimiz, &#8220;Türkiye artık erken seçime gitmeli!&#8221; diye ortaya çıktı ve istikrarının devamı için onca gayret gösterdiği koalisyonu bozdu. Bahçeli istemeden erken seçim olmazdı, o istedi, oldu!]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bundan 20 yıl mukaddem memleketin &#8216;bir kısım medya&#8217;sı vardı; Özkök&#8217;lerin, Hürriyet&#8217;lerin, Mutlu&#8217;ların, Sabah&#8217;ların bütün bir memleketi korkudan sindirdiği bir medya…</p>



<p>Bir de oldukça zayıf, üflesen dağılıp yok olacak koalisyonu…</p>



<p>İşte o medya, işte o koalisyonu -zahar memleketin çıkarı için- ayakta tutmak için o korkuyu yayar ve &#8216;Aman istikrar bozulmasın!&#8217; deyu tuhaf yayınlar yapardı! Tuhaf, çünkü ortada istikrar filan diye bir şey yoktu! Netekim o &#8216;istikrar&#8217;lı koalisyon ve onu hararetle destekleyen &#8216;bir kısım medya&#8217;nın yönettiği memleket 2001 yılında tarihinin en ağır ekonomik kriziyle tarumar oldu…</p>



<p>Sonra ne mi oldu?</p>



<p>2002&#8217;nin yazında o &#8216;bir kısım medya&#8217; yükünü tutup yola koyulunca &#8216;istikrar&#8217; tılsımı bir anda berhava edildi; Ecevit kötülemeleri/aşağılamaları başladı, koalisyon ortasından çatlatıldı.</p>



<p>Vee..</p>



<p>Temmuz ayında, bugün erken seçimden bahsedenlere ağız dolusu bir şeyler eden Bahçeli beyimiz, &#8220;Türkiye artık erken seçime gitmeli!&#8221; diye ortaya çıktı ve istikrarının devamı için onca gayret gösterdiği koalisyonu bozdu.</p>



<p>Bahçeli istemeden erken seçim olmazdı, o istedi, oldu!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/erken-secimi-kim-ister/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stratejist Dr. Erol Mütercimler’den Yörünge’ye Önemli Açıklamalar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/stratejist-dr-erol-mutercimlerden-yorungeye-onemli-aciklamalar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/stratejist-dr-erol-mutercimlerden-yorungeye-onemli-aciklamalar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceyhun BOZKURT]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2018 22:50:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Mütercimler]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Mayıs 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Nato]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Doğu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1996</guid>

					<description><![CDATA[Stratejist Dr. Erol Mütercimler’den Yörünge’ye Önemli Açıklamalar: “NATO Koridorlarındaki Hareketlilik Seçim Kararında Etkili Oldu” Benim gördüğüm fotoğraf öyle bir fotoğraf ki 2019’da Orta Doğu’da oluk oluk kan akıtılacak. Öyle bir döneme giriyoruz. İşte Türkiye’nin yüksek stratejisi, bu belanın Türkiye’ye sıçramasını engelleme yolunda olmak zorundadır. Şu soru gündeme gelebilir: Bunları hükümetler tek başına yapabilir mi? Yapabilir ama konsensusu sağlarsa yapabilir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde binbaşı rütbesindeyken emekli oldu. Televizyon programlarındaki analizleriyle dikkat çekti. Ergenekon kumpasında FETÖ’nün hedef aldığı isimlerdendi. İktidara yönelik muhalif analizleriyle biliniyordu. Ancak 24 Haziran’da erken seçim yapılması kararını destekleyen açıklamalarıyla dikkat çekti. Yörünge, Erol Mütercimler’e bu desteğin arka planını ve Orta Doğu’daki olası gelişmeleri sordu. “2019 yılında Orta Doğu’da kan oluk oluk akacak” diyen Mütercimler’in “NATO koridorlarında hareketlilik tespiti” açıklaması dikkat çekiciydi. Beka Vurgusunun Perde Arkası Türkiye’de 24 Haziran’da yapılmak üzere bir erken seçim kararı alındı. Erken seçim kararını açıklarken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir beka sorunundan bahsetti. Bu açıklamayı nasıl yorumluyorsunuz? Cumhur reisi makamında oturan birisi, ‘Bu, Türkiye’nin beka sorunudur.’ diyerek böyle bir seçim kararı ilan ettiğine göre burada ciddi bir şey olmalı. Bunlar neler olabilir? Bunu bize açıklamadılar. Benzer bir cümle de Devlet Bahçeli’nin erken seçim çağrısı yaptığı konuşmanın içerisinde vardı. Ben bu iki cümleyi birleştirince ‘ne &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Stratejist Dr. Erol Mütercimler’den Yörünge’ye Önemli Açıklamalar:</strong><br />
<strong> “NATO Koridorlarındaki Hareketlilik Seçim Kararında Etkili Oldu”</strong><br />
<strong> Benim gördüğüm fotoğraf öyle bir fotoğraf ki 2019’da Orta Doğu’da oluk oluk kan akıtılacak. Öyle bir döneme giriyoruz. İşte Türkiye’nin yüksek stratejisi, bu belanın Türkiye’ye sıçramasını engelleme yolunda olmak zorundadır. Şu soru gündeme gelebilir: Bunları hükümetler tek başına yapabilir mi? Yapabilir ama konsensusu sağlarsa yapabilir.</strong></p>
<p><em>Türk Silahlı Kuvvetleri’nde binbaşı rütbesindeyken emekli oldu. Televizyon programlarındaki analizleriyle dikkat çekti. Ergenekon kumpasında FETÖ’nün hedef aldığı isimlerdendi. İktidara yönelik muhalif analizleriyle biliniyordu. Ancak 24 Haziran’da erken seçim yapılması kararını destekleyen açıklamalarıyla dikkat çekti. Yörünge, Erol Mütercimler’e bu desteğin arka planını ve Orta Doğu’daki olası gelişmeleri sordu. “2019 yılında Orta Doğu’da kan oluk oluk akacak” diyen Mütercimler’in “NATO koridorlarında hareketlilik tespiti” açıklaması dikkat çekiciydi.</em></p>
<p><strong>Beka Vurgusunun Perde Arkası</strong></p>
<p><strong>Türkiye’de 24 Haziran’da yapılmak üzere bir erken seçim kararı alındı. Erken seçim kararını açıklarken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir beka sorunundan bahsetti. Bu açıklamayı nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p>Cumhur reisi makamında oturan birisi, ‘Bu, Türkiye’nin beka sorunudur.’ diyerek böyle bir seçim kararı ilan ettiğine göre burada ciddi bir şey olmalı.</p>
<p><strong>Bunlar neler olabilir?</strong></p>
<p>Bunu bize açıklamadılar. Benzer bir cümle de Devlet Bahçeli’nin erken seçim çağrısı yaptığı konuşmanın içerisinde vardı. Ben bu iki cümleyi birleştirince ‘ne olabilir?’ diye kafa yordum. Beka sorunundan kastedilen, Türkiye’nin geleceğiyle ilgili bir mesele. Bu iç savaş olabilir, Türkiye’nin parçalatılmasıyla ilgili bir sorun olabilir, içerideki siyasal yapının değiştirilmesi olabilir.</p>
<p><strong>30 Yıl Daha Bölgedeyiz</strong></p>
<p><strong>Siyasal yapı derken neyi kastediyorsunuz?</strong></p>
<p>Yani Irak ve Suriye Kürdistanı kurduruluyorsa gelecekte Türkiye ve İran Kürdistan’ı da kurdurulacak. Bunlar zaten sır değil. 1990’ların başından itibaren konuşulan meseleler. Dolayısıyla durum böyle olunca ne olabileceğinin analizini yapabiliyorsunuz. Zaten uluslararası ekonomi arenasında dile getirilen çok ciddi bir problem var.</p>
<p>Öncelikle Türkiye’de bankaların kredi sağlamış olduğu çeşitli kreditörlerin kredilerini erken çağırmaları, Türkiye’deki mevduatın dondurulması şeklinde taleplerinin olduğu konuşuluyor. Bu birinci mesele.</p>
<p>İkincisi mesele, Türkiye’nin Suriye’de yapmış olduğu operasyon ve kendince yaptığı düzenleme şunu gösterdi: Türkiye buradan 20-30 yıldan önce çıkmayacak. En başından beri bunu söylüyorum. Son zamanlarda hükümete yakın gazeteciler, akademisyenler de bunu dillendirmeye başladı. Ben o dönem ‘Türkiye’nin Vietnam’ı olacak’ dediğimde ‘bu ne demek’ diye tepkiler gösterilmişti. Vietnam ifadesi şöyle yorumlanıyor: Amerikalılar Vietnam’da savaşacak, gerilla harbi, yenilecek vs. Oysa benim söylediğim o anlamda değildi. 30 yıl çıkamamak anlamında.</p>
<p><strong>Türkiye’nin Harekatı Harita Çizicileri Rahatsız Etti</strong></p>
<p><strong>Anladığım kadarıyla psikolojik, ekonomik, askeri boyutlarını kastediyorsunuz.</strong></p>
<p>Evet o anlamda. Vietnam sendromu dediğimiz mesele siyaset literatürü kitaplarında böyle değerlendirilir. Sonuç olarak Türkiye’nin burada yapmış olduğu harekatla, böyle bir kuşakta yer almasının da buradaki siyasi aktörleri, politika yapıcılarını, harita çizicilerini rahatsız ettiğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Neden rahatsız oldular?</strong></p>
<p>Tıpkı Sevr’de olduğu gibi. 10 Ağustos 1920’de ilan ettiler. Peki ne oldu? Mustafa Kemal Paşa gibi bir adam çıktı ve bunu 100 yıl geciktirdi. Hafızalarınızı zorlayın, 1820’de başlayan Mora köylü isyanlarıyla Osmanlı’nın Balkanlarda parçalatılması sürecini 100 yıl sonra burada bir adam durdurdu. Dolayısıyla bunların 100. yılı geliyor. Bunlar unutulacak şeyler değil. Söz konusu emperyalizmse, uluslararası hafıza bunları unutmaz.</p>
<p><strong>15 Temmuz Bir İç Savaş Denemesiydi</strong></p>
<p><strong>Üçüncü mesele nedir?</strong></p>
<p>Bu mesele doğrudan doğruya bizim dâhildeki politikalarımızla ilgili bir husus. Ben 15 Temmuz’u sıcağı sıcağına yorumlarken, burada bir darbe, darbe kalkışması gibi kavramlar kullanılamaz demiştim. Dikkat ederseniz, televizyonda konuşan asker kökenli hiç kimse buna darbe demedi. Herkes ‘kalkışma, isyan’ dedi. Doğru olan bu. Çünkü burada NATO’nun, CIA’nın, Pentagon’un bir koridoru bir iç savaş denemesi yaptı. Çok başarılı bir sonuç aldı adamlar.</p>
<p><strong>Nasıl bir sonuç bu?</strong></p>
<p>Bir şey gördüler. Çok hassas, kırılgan bir toplum var. O gece kimse kimseyi tanımadığı halde bu ülkenin 250 çocuğu hayatını kaybetti. Dolayısıyla içerideki bu hassasiyet üzerine şunu düşünelim: Türkçü-Kürtçü, Alevi-Sünni, AK Parti ve karşıtları, Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığı, yabancı provokatörler. Suriye’den gelen 3,5 milyon insanın kaçının nasıl kullanılacağını bilmiyoruz. Kimler orada kuş yumurtası?</p>
<p>Bir de El Muhaberat’ın buradaki fonksiyonu. Hepsini bir arada düşündüğünüzde içeriyle ilgili dinamik unsurlar açısından büyük bir sorun var. İşte ben beka meselesidir derken de Devlet Bahçeli’nin konuşmasının içinde buna benzer cümleyi kurmuş olması da bana tüm bunları gösterdi. Bunun anlamı şu bana göre: NATO’nun koridorlarında bir hareketlenme var. Bunu askeri anlamda ifade ediyorum. Bunlar nasıl kesilmeli? İşte bu tür seçim kararları alırsanız, bu sorunları bir süre ötelersiniz.</p>
<p><strong>Erken Seçim Kararı Toplumu Yumuşatır</strong></p>
<p><strong>Bunların örnekleri var mı tarihimizde?</strong></p>
<p>27 Mayıs 1960’dan önce Adnan Menderes, en son Eskişehir’de erken seçim ilan edemedi. Işıklar içinde uyusun Altemur Kılıç sağlığında konuştuğumuzda bana söylemişti, daha sonra hatıratında da aktardı. Adnan Menderes aslında erken seçim ilan edecekmiş orada. Ama mikrofonun kabloları kesilmiş, konuşması duyulmamış. Aktardığı buydu. Aynı şekilde 12 Mart öncesi ve 12 Eylül öncesindeki siyasi tartışmaları da hatırlayalım. Kısacası eğer seçim kararları alabilirseniz, bu durum en azından bir süre toplumu yumuşatıyor, toplumun bir araya gelmesini sağlıyor. Burada eğer beka anlamında bir toplum mühendisliği inşa etmek isteniyorsa, bunları bir süreliğine öteletirsiniz, def edersiniz, cesaretlerini kırarsınız veya planlarını öteletirsiniz.</p>
<p><strong>Provokatörler Seçim Öncesi Değil Sonrasına Hazırlık Yapabilirler</strong></p>
<p><strong>Sizin aktardığınız çerçevede şunu sormak isterim: Yıllardır her seçim döneminde dış istihbarat örgütlerinin provokasyonları, manipülasyonları, içeriye yönelik sosyal mühendislik hareketliliği olur. 24 Haziran tarihi bir anlamda bu örgütlenmelerin aktardığımız provokasyonlarının hazırlığını da engelleyici bir tarih olabilir mi? Yani bir karışıklığın önüne geçmek için belirlenmiş olabilir mi?</strong></p>
<p>Benim düşüncem şu: Bu iki aylık süreçte olmaz ama bu örgütlerin bir planları varsa bunu aksatmazlar. Olacaksa ondan sonraki süreçte yürüteceklerini düşünüyorum. Bu düşüncemin sebebini söyleyeyim. Çünkü bu iki aylık süreçte hükümetin bu anlamda güvenlik önlemleri konusundaki hassasiyetinin en üst düzeye çıkarılacağını bilmek için çok uzman olmaya gerek. Burada olabilecek olan her şey, örneğin bir kişinin bile burnunun kanaması bu hükümeti zor duruma sokar, yıllarca altından kalkamaz. Nasıl ki 1913’teki sopalı seçimlerin, 1946’daki şaibeli seçimlerin altından kalkılamadıysa bunun da altından kalkılamaz.</p>
<p>Hükümetin referandum süreci de dâhil geçmişte yaşadığı bazı olumsuzluklar var. Orada da şaibe iddiaları olmuştu. Dolayısıyla bu iki aylık süreç zorlanabilir. Ama bu zorlanmanın karşılığında özellikle emperyal güçler açısından söylüyorum, dışarıda provokatif amaçla hareket etmeyi planlamış güçlerin bir kazançları olmaz. Bunu çok iyi biliyorlar. Seçimi erteletmek, yaptırtmamak bu sefer Türk toplumunun hükümet muhalifi olan karşı grubunu daha da keskinleştireceği gibi, bu sefer bir araya getirir, hükümetin yanına itebilir. Bu durum onların isteyebileceği en son şey. Sonuçta burası bir yurt, kolay terkedilebilecek bir şey değil. Kültürde ve gelenekte de memleketi teslim etmek, yok etmek gibi bir şey hiç yok. Söz konusu bile değil. Burada o zaman radikal unsurlar hariç herkes kenetlenir.</p>
<p><strong>Orta Doğu’da Oluk Oluk Kan Akacak</strong></p>
<p><strong>Bu dönemin iç boyutu hariç bir de dış boyutu, özellikle bölgesel boyutu var. Örneğin Orta Doğu’da neler olacağını öngörüyorsunuz?</strong></p>
<p>Çok net&#8230; Benim gördüğüm fotoğraf öyle bir fotoğraf ki 2019’da Orta Doğu’da oluk oluk kan akıtılacak. Öyle bir döneme giriyoruz. İşte Türkiye’nin yüksek stratejisi, bu belanın Türkiye’ye sıçramasını engelleme yolunda olmak zorundadır. Şu soru gündeme gelebilir: Bunları hükümetler tek başına yapabilir mi? Yapabilir ama konsensusu sağlarsa yapabilir.</p>
<p><strong>Laik Türkiye’nin Yerine Suudi Arabistan’ı Monte Edecekler</strong></p>
<p><strong>Kastettiğiniz kan akıtacak unsurlar arasında Suudi Arabistan öncülüğünde oluşturulacağı söylenen Arap gücü var mı?</strong></p>
<p>Tabii ki. Orta Doğu’daki ana mesele şu: Birincisi İslam’ı İslam’la yok etmek. İslam’ı İslam ile yok etmenin yolu Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmaktır. Bu nasıl olur? Mezhepsel büyük fay hatları oluşturarak. Örneğin Şii-Sünni çatışması çıkararak. Türkiye gibi ülkelerin içerisinde de Alevi-Sünni çatışması çıkararak. ABD başta olmak üzere bütün emperyal güçlerin bu bölgede uyguladıkları strateji ve politikalar, İran’ı güçlü hale getirdi. İran şu anda Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da, Yemen’de, Suudi Arabistan’ın doğusunda, körfezde ve birçok yerde. Hiç istemedikleri şey oldu. Daha önce Şii hilali deyip ürküyorlardı. Şimdi bu hilal kapandı doğrudan doğruya bir kapan halini aldı. Bunu nasıl açacaklar şimdi? En istemediği şey oldu. Şimdi diyor ki ‘Suudi Arabistan liderliğinde bir Arap ordusu oluşturayım’. Hatırlayın Suudi Prens, ABD’de o sivil takım elbise ile şu açıklamayı yaptı: ‘Ben Vahhabiliğin ne olduğunu bilmiyorum. Söyleyip duruyorlar ama Vahhabilik nedir?’ Şimdi siyaseten seküler bir Suudi Arabistan oluşturuyorlar. Benim yorumum şu: Laik Türkiye’nin yerine bir şey monte etmeye çalışıyorlar.</p>
<p><strong>Vekalet Savaşları Bitti, Ülkeler Arası Savaş Başlayacak</strong></p>
<p><strong>Bir dönem Türkiye üzerinden denemeye çalıştıkları Ilımlı İslam modeli operasyonunu başaramayınca şu an Suudi Arabistan üzerinden mi uygulamaya çalışıyorlar?</strong></p>
<p>Aynen öyle. Ilımlı İslam modelini uygulamaya çalışıyorlar. Zaten ‘Ilımlı İslam’ diye söylediler de. Şimdi bu Orta Doğu üzerine yapılmış planlamalar, daha 2003 yılında Condolezza Rice’ın açıkladığı 22 devletin siyasi sınırı, rejimi değişecek çerçevesindedir. Zaten değiştire değiştire geliyorlar. Durum böyle olunca burada yaratılacak olan kaos, kargaşa, büyük provokasyonlar, kurulacak olan kumpaslar Türkiye ve İran’a yansımayacak diye düşünenler son derece romantik düşler içindedir.</p>
<p>İkincisi, ben her zaman aynı cümleyi söylüyorum ve yine söyleyeceğim, bu gibi durumlarda aykırı davrananlar gerçekten yurtsever değildir. Çünkü yurtseverlikte muhalif unsurlarla siyaset unsurları arasında bir fark olmaması gerekiyor. O iç siyasetteki kapışma ve kavgadır. Her zaman için beka meselesinde kenara bırakılmalıdır. Eğer çatı çökerse, çökmüş çatının devletinde Cumhur reisi olsan ne olur, ana muhalefet partisi başkanı olsan ne olur? Bunun hiçbir anlamı yok. Bunu iyi görmek lazım. İran meselesine gelince hatırlayın&#8230; İran’da yaptırılan Humeyni darbesi, Türkiye’de 12 Eylül 1980 darbesinin yaptırılması için büyük bahane olmuştur. Gerçi tekerleğin dönme günü 1 Mayıs 1977’dir, o başka bir şey. Onun analizi uzun ama şunu bilelim, Orta Doğu’daki büyük kaos, kargaşa çıkarılacak, ısrarla ifade ediyorum, kan su gibi akıtılacak. Böyle bir dönemde Türkiye’de siyaset yapıcıların, aktörlerin bu işi doğru düzgün görüp çözmesi, analiz etmesi ve değerlendirmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Vekalet savaşları bitti gibi. Vekalet savaşından ülkeler arası hatta konvonsiyonel savaşa doğru gidiyor.</strong></p>
<p>Evet vekalet savaşı dönemi bitti.</p>
<p><strong>İşte bu dönemde Türkiye’nin pozisyonu ne olabilir? Bu soruyu seçimin olası sonuçlarını göz önünde bulundurarak yanıtlar mısınız? Ne öngörebiliriz? Türkiye’yi savaşın içine çekerler mi?</strong></p>
<p>Çekmek için çok uğraşırlar. Bakın emperyal güçler açısından ya da uluslararası müesses nizamın belirleyicisi olan finans aktörleri tarafından bu bölgede en ideal savaş Türk-İran savaşıdır.</p>
<p><strong>Yeni Dönem Savaş Ekseni Doğu Akdeniz Ticaret Yolu</strong></p>
<p><strong>40 yıldır bunun için uğraşıyorlar.</strong></p>
<p>Bakın istedikleri bu savaştır. Çünkü bölgenin iki tane başat gücüdür bu iki ülke. İran’ın zaten pozisyonu belli. Türkiye’de ise son yıllarda Sünni dünyanın acaba liderliğini alabilir miyim çabası görülüyor. Geçmişte böyle bir çaba yoktu. Doğal olarak bu çatışma olacak. Öte tarafta Suudi Arabistan ve Mısır, ‘Dur bir dakika. Sünni dünyanın liderliğine, ağabeyliğine soyunman ne haddine? Biz varız’ diyecekler. Ama biz neyi görüyoruz bu iki ülke için? Sadece ABD’yi görüyoruz.</p>
<p>ABD’nin Mısır’a her yıl verdiği hibe şeklindeki yardım, 1,5 milyar doların üstünde. Aynı zamanda Suudi Arabistan’dan silah satıyorum yalancılığı üzerinden para alıyor. Öte taraftan Suudi Arabistan üzerinden Körfez’i, bölgeyi kontrol etmeye çalışıyor. Bir de neresi var: Doğu Akdeniz ticaret yolu. Yeni dönemdeki savaşın ana ekseni Doğu Akdeniz ticaret yolu olacaktır.</p>
<p><strong>Tam da onu soracaktım. Biz Mısır üzerinden hep Orta Doğu’yu görüyoruz. Ayrıca Mısır Akdeniz’in çok önemli bir ülkesi. Bu konuda da olumsuz bir dönem söz konusu olacaktır.</strong></p>
<p>Gayet tabii ki. Mısır hem Süveyş Kanalı’nı hem Kuzey Afrika’yı kontrol ediyor. Ayrıca bakın İngiltere hem Kıbrıs’ta hem Mısır’da. ABD İngiltere kanalıyla hem Kıbrıs’ta hem de zaten Mısır’daydı. İngiltere 1879 yılından beri Kıbrıs’ta. Son operasyonda da gördük, füzeleri Agratur Üssü’nden attılar. Görüldüğü gibi İngiltere olduğu için ABD’de de orada. Dolayısıyla Ruslar etkisiz bırakılıyor. Orta Doğu’da da aynı durum. Suriye’ye bakın, Rusya var ama Fransa’yı gözardı ediyoruz. Bizim analizciler Fransa’nın oradaki üslerini görmedi. ABD kimin kanalıyla üsler inşa ediyor? Elbette Fransa kanalıyla. Bakın Trump ile Macron niye sürekli kucak kucağa. Niye?</p>
<p>Birincisi İran meselesinde ortak hareket ediyorlar. Trump, Macron’a diyor ki ‘Kıta Avrupası’nda Almanya’dan daha önemli bir devlet olmak istiyorsan eğer buradaki pozisyonda birlikte olmalıyız.’ Ben bu fotoğrafları böyle okuyorum.</p>
<p><strong>Almanya neden orada yok?</strong></p>
<p>Almanya baştan ‘Ben yokum’ dedi. Bunu ilk defa söylemiyorlar. Daha önce 1897’den sonraki gelişmelerde, artık Şark sorunu diye kafamıza çakıyorlardı ya ondan sonraki süreçte Avrupa’nın kendi içindeki anlaşmalarına bakın. Makedonya’yı bölmeleri gibi. 1902-1904’lerde Almanya ‘Ben Makedonya’daki komiserliğin içinde olmayacağım’ dedi. Hatırlayalım; orada İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya vardı. Almanya yoktu burada. Benzer bir durum.</p>
<p><strong>Yunanistan İle Bize Enerji Kaybettiriyorlar</strong></p>
<p><strong>Hazır Akdeniz konusundan söz etmişken, önümüzdeki dönemde Akdeniz ve Ege’deki gelişmeleri de değerlendirmenizi isteriz. Yunanistan ile yaşanan problemler, Akdeniz’deki gelişmeler vs. Yunanistan’ın arkasındaki güç belli. Türkiye direniyor bütün planlara. Gerilim Türkiye ile Yunanistan arasında bir sıcak çatışmaya dönüşür mü?</strong></p>
<p>Yunanistan ile sıcak çatışmaya girmenin bir tek koşulu var. O da ABD isterse sıcak çatışma olur. Ama burada NATO problemi olur. NATO’nun dağılmasını göze almaları gerekiyor. Orta ve kısa vadede hiç kimse NATO’nun dağılmasını göze alamaz çünkü Rusya faktörü var. Dolayısıyla ne olur? Yunanistan’ın bu çıkışlarıyla Türkiye’ye sürekli enerji kaybettirecekler.</p>
<p><strong>Oyalayacaklar yani.</strong></p>
<p>Aynen öyle oyalayacaklar.</p>
<p><strong>Türkiye Batı Ekseninden ve Nato’dan Çıkmaz</strong></p>
<p><strong>NATO’nun geleceği ne olur? Çünkü yıllardır eksen değişikliği, kutup değiştirme diye tartışılıyor. Türkiye NATO’dan çıkar mı?</strong></p>
<p>Yok olmaz. Türkiye bir kere kutup değiştiremez. Osmanlı beyliğinin kuruluşundan beri yönümüz hep batı. Türkiye’nin doğuda yapacağı hiçbir şey yok. Hangi ticaret anlaşmasını yapacak, hangi geliri elde edecek? Hangi rejimlerle işbirliği yapacak? Bu nedenle yön hep Batı. Batı da bunu çok iyi biliyor.</p>
<p><strong>Seçmen Neye Dikkat Etmeli?</strong></p>
<p><strong>Son sorum şu: Bir fotoğraf çektiniz. Bu fotoğrafı görerek sandığa gidecek seçmen neye göre karar verip oy kullanmalı?</strong></p>
<p>Seçmen açısından dikkat edilmesi gereken ana mesele şu: Bu ülkeyi kim gerginliğe, içerideki etnik çatışmalara götürmeyecek, kim kaosla beslenmeyecek, bütün bu dünyada emperyal oyunları iyi çözmüş olacak, anti emperyalist, tam bağımsızlıkçı olacak? Misak-ı Milli sınırlarını savunacak, ulusal üniter devletten, laik Cumhuriyetin sonsuza kadar yaşatılmasından yana olacak?</p>
<p>Kim gelirse gelsin Atatürk’ün Yurtta Barış Dünyada Barış ilkesini uygulayacak. Eğer bu bölgede ayakta kalmak istiyorsak, bu şaşmaz bir ilkedir artık. Tartışması bile olmamalı. Bütün bu yaşananlar bize şunu gösterdi: Araplar arasında olan hiçbir belaya, kaosa, probleme bulaşmamalıyız. Bunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Tevfik Rüştü Aras’a bizzat belirtmiştir. Demiştir ki: ‘</p>
<p>Rusya’yla ilişkilerinizi iyi tutun, İran’la geliştirin, Arap ülkeleriyle olan problemlere sakın karışmayın, bulaşmayın.” Bu konuşmalar Osmanlı Devleti’nin bakiyesidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/stratejist-dr-erol-mutercimlerden-yorungeye-onemli-aciklamalar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İttifak Tamam, Türkiye Seçime Hazır 2019 Erken mi Geliyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ittifak-tamam-turkiye-secime-hazir-2019-erken-mi-geliyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ittifak-tamam-turkiye-secime-hazir-2019-erken-mi-geliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halime Kökce]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2018 21:56:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[2018 Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[2019 Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[Halime KÖKCE]]></category>
		<category><![CDATA[İttifak]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Nisan 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1846</guid>

					<description><![CDATA[Yeni sistemin bu ilk seçimiyle ilgili yaklaşımımız, sandık skoruyla değil, ülkeyi bir an evvel yeni sistemin kurumlarıyla tanıştırmak, dünya sisteminin içine girdiği bunalımı fırsata çevirmek ve kendi fay hatlarını narmış, millet iradesini devlet iradesiyle buluşturmuş ve sosyolojik farklılıkların siyasallaşmasının önüne geçmiş bir Türkiye inşa etmek olmalı. 2019 Ne Kadar Yakın Ne Kadar Uzak? 16 Nisan 2017’deki cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş referandumuna giderken zikretmeye başladık bu tarihi. Referandumdan sonraki ilk seçim Kasım 2019’da gerçekleşecek ve bu vakte kadar yeni sistemin gereği olan uyum yasaları çıkartılacak dedik. Uyum yasalarının bir kısmı Meclis’ten geçti. Halkın ilk kez cumhurbaşkanını doğrudan seçtiği 10 Ağustos 2014’ten itibaren zaten fiili olarak uygulanmaya başlanan yeni sistem, halk nezdinde de kabul gördü. Bunda, 2013’teki Gezi Parkı olaylarıyla başlayan ve 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine kadar geçen sürede Erdoğan’ın gösterdiği güçlü liderliğin etkisi büyük oldu. Bu arada, AK Parti ve MHP arasında referandumda temelleri atılan ittifak, yasal zemine kavuşturuldu. Tüm bunlar olurken bir taraftan da erken seçim lafı hep edilegeldi. Ne zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sorulsa hiçbir tereddüde mahal vermeyecek şekilde erken seçimin söz konusu olmadığını, Ak Parti’nin çok önemli bir gerekçe oluşmadığı müddetçe seçimi erkene almak gibi bir yaklaşımının olmadığını tekrar etti. (Hatırlatalım: iki kere vaktinden önce seçim yapıldı; birincisi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeni sistemin bu ilk seçimiyle ilgili yaklaşımımız, sandık skoruyla değil, ülkeyi bir an evvel yeni sistemin kurumlarıyla tanıştırmak, dünya sisteminin içine girdiği bunalımı fırsata çevirmek ve kendi fay hatlarını narmış, millet iradesini devlet iradesiyle buluşturmuş ve sosyolojik farklılıkların siyasallaşmasının önüne geçmiş bir Türkiye inşa etmek olmalı.</strong></p>
<p><strong>2019 Ne Kadar Yakın Ne Kadar Uzak?</strong></p>
<p>16 Nisan 2017’deki cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş referandumuna giderken zikretmeye başladık bu tarihi. Referandumdan sonraki ilk seçim Kasım 2019’da gerçekleşecek ve bu vakte kadar yeni sistemin gereği olan uyum yasaları çıkartılacak dedik. Uyum yasalarının bir kısmı Meclis’ten geçti. Halkın ilk kez cumhurbaşkanını doğrudan seçtiği 10 Ağustos 2014’ten itibaren zaten fiili olarak uygulanmaya başlanan yeni sistem, halk nezdinde de kabul gördü. Bunda, 2013’teki Gezi Parkı olaylarıyla başlayan ve 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine kadar geçen sürede Erdoğan’ın gösterdiği güçlü liderliğin etkisi büyük oldu.</p>
<p>Bu arada, AK Parti ve MHP arasında referandumda temelleri atılan ittifak, yasal zemine kavuşturuldu. Tüm bunlar olurken bir taraftan da erken seçim lafı hep edilegeldi. Ne zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sorulsa hiçbir tereddüde mahal vermeyecek şekilde erken seçimin söz konusu olmadığını, Ak Parti’nin çok önemli bir gerekçe oluşmadığı müddetçe seçimi erkene almak gibi bir yaklaşımının olmadığını tekrar etti. (Hatırlatalım: iki kere vaktinden önce seçim yapıldı; birincisi CHP’nin Meclis’in seçtiği Cumhurbaşkanını beğenmeyip toplanma yeter sayısı üzerinden 367 icadı çıkartması ve Meclis’in kararını Anayasa Mahkemesi’ne götürmesi sonrası gerçekleşti. İkincisi ise 7 Haziran 2015 seçimleri neticesinde AK Parti tek başına hükümet kuracak sandalye sayısına ulaşamayınca ve partiler koalisyon hükümeti kuracak uzlaşıyı yakalayamayınca gerçekleşti. Bu erken seçimden ziyade literatüre de geçtiği haliyle bir “tekrar seçim” oldu.)</p>
<p>Bu net ifadelere rağmen erken seçim söylentilerinin sona ermemesi ise bir yönüyle muhalefetin bu söylenti üzerinden nabız yoklaması, bir yönüyle de seçime hazır olmadığı izlenimini izale etme girişimi olarak yorumlandı. Ama en çok da MHP’nin erken seçimi isteyebileceği, aralarında bir ittifak olduğundan Erdoğan’ın da Bahçeli’nin bu talebini geri çevirmeyeceği ifade edildi. MHP’nin erken seçim istemesi bir bakıma anlaşılır. Çünkü Fırat Kalkanı ile başlayan, Zeytin Dalı Harekatı ile devam eden askeri başarıların yarattığı olumlu havanın sandıkta kendisine de yarayacağını düşünüyor olabilir. Zira operasyonlara amasız, fakatsız çok güçlü bir destek verdi. Konu ile ilgili CHP’ye yönelttiği eleştiriler zaman zaman Ak Parti’nin eleştirilerinin de önüne geçti.<br />
MHP’den belli bir kamuoyu oluşturarak ayrılan, Bahçeli ve ekibine zarar vereceği, seçimde barajı geçip MHP’nin oylarını eriteceği düşünülen İyi Parti’nin baştaki rüzgârını kaybetmesi ve AK Parti ile ittifakının MHP’den İyi Parti’ye kayışların önüne geçeceği tahminleri de MHP’yi erken seçime heveslendirmiş olabilecek etkenlerden. Bunlar erken seçimi MHP açısından istenilir kılan gerekçeler.</p>
<p><strong>Kim İsterse Erken Seçim Olur?</strong></p>
<p>Ak Parti’de durum ne peki? Ak Parti’nin erken seçimi istediğine dair güçlü karineler belki yok ama istememesi için de bir sebep yok. Belki de erken seçimin gündemden düşmemesinin gerekçesi bu. Ve tabii Ak Parti istemezse ya da razı olmazsa erken seçime gidilemeyeceği gerçeği de ortada. Hatta bir görüşe göre AK Parti Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimini yerel seçimlerin önüne almayı tercih bile edebilir. Bunun sebebi olarak da partinin Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir risk görmediği, milletvekili seçiminde çoğunluğu kaybetme endişesi taşımadığı ama belediyelerle ilgili bu kadar rahat hissetmediği gösteriliyor ve bu yüzden Ak Parti’nin yerel seçimleri, cumhurbaşkanlığı seçiminin gerisine atmayı tercih edebileceği dile getiriliyor.</p>
<p>2018 Meclis’teki dört parti için de kongre yılı. CHP, HDP ve MHP kongre süreçlerini tamamladı. Ak Parti ise sonbaharda olağan genel kongresini yapacak. İlçe ve il teşkilatlarındaki bu hareketlilik ve kongre süreçleri de partileri seçime ısındırmaya başladı. AK Parti ve MHP açısından seçime dair belirsizliğin olmaması, Cumhurbaşkanı adayının zaten en başından beri Erdoğan olarak netleşmesi, seçim ittifakı yasasının Meclis’ten geçmesiyle o konudaki belirsizliğin de ortadan kalkmış olması, her iki partide seçime hazır bir görüntü ortaya çıkartıyor. Bugün seçime karar verilse başları ağrımaz bir rahatlık içindeler.</p>
<p>CHP ve HDP için durum o kadar iç açıcı değil. Seçimden kaçıyor görüntüsü vermemek adına CHP zaman zaman AK Parti’yi erken seçime davet dahi ediyor. Bu konuda Ak Parti’nin bir istisna olduğunu söyleyebiliriz, çünkü hem seçime dair yerleşik bir özgüvene sahip hem de başta da belirttiğimiz gibi seçimlerin zamanında yapılmasını, siyasi istikrarın bir gereği olarak iktidara geldiğinden beri savunuyor.</p>
<p><strong>İttifakların Partilere ve Seçmen Davranışlarına Etkisi</strong></p>
<p>Seçim tartışmasının en önemli ayağını, kurulan ve kurulması muhtemel ittifaklar oluşturuyor. Zira ittifaklar hem sonucu belirleyecek önemde hem de tümden siyaset yapma biçimine, kültürüne dair yeni davranış biçimleri gelişmesine sebep olacak nitelikte.</p>
<p>AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu ve BBP’nin de sonradan katıldığı Cumhur İttifakı lehte-aleyhte pek çok tartışmaya yol açtı. Evvela dile getirilen eleştiri, MHP ile ittifakın AK Parti’nin Kürt seçmenini küstüreceği şeklindeydi. İlk bakışta yerinde gibi gözüken bu tespit kamuoyu anketleriyle doğrulanmadı. Dahası bu yaklaşım, bir endişeden ziyade Kürtlerin tamamını PKK’nın yedeğinde siyaset yapan HDP seçmeni olarak görmek gibi bir yanlışı yansıtıyordu. Ve daha da ilginci 7 Haziran seçimlerinden sonra AK Parti’nin tek başına hükümet kuramaması üzerine HDP’li siyasetçiler, “Yeter ki AK Parti ve Erdoğan devre dışı kalsın MHP ile dahi koalisyon kurarız.” dediler. Hülasa bu endişeyi dile getirenler samimiyse “HDP’nin MHP ile koalisyon ortağı olmaya yanaştığı bir yerde AK Parti’nin MHP ile ittifak kurması neden Kürtleri küstürsün?” sorusuna cevap vermeli. Kaldı ki MHP, PKK terörünün en fazla can yaktığı dönemde dahi son derece titiz bir dil kullanmış, Kürtlerle terörün bir tutulmasına şiddetle karşı çıkmıştır.</p>
<p>Ayrıca HDP’nin (BDP) Gezi Parkı kalkışmasından itibaren CHP ile yaşadığı flört, (kalpaklı Mustafa Kemal bayraklarıyla Abdullah Öcalan’ın yan yana sallandığı mitinglerde yahut bazı milletvekillerinin HDP’lileri aratmayan açıklamalarında görüleceği üzere) ortada dururken Kürt seçmenin siyasi iradesi üzerinden endişe beyan etmek, iyi niyetten ziyade siyasi algı çalışması gibi durmaktadır.</p>
<p><strong>İttifaktan Hangi Parti Daha Kârlı Çıkar?</strong></p>
<p>Bir başka tartışma konusu da ittifaktan hangi partinin kârlı çıkacağı hakkında. Cumhurbaşkanlığı seçiminden ziyade milletvekili seçimiyle ilgili bir soru bu. Daha önceki tecrübeler, ittifakların büyük değil küçük partiye yaradığını gösteriyor. Her seçmen kendi partisine oy atabileceği ve nasılsa hükümet kurmak milletvekili sayısıyla ilişkili olmayacağı için seçmenin Cumhur İttifakı altındaki küçük partilere gitme eğilimi gösterebileceği ifade ediliyor. Bu denklemde AK Parti’nin orta Anadolu’da MHP lehine oy kaybetmesi söz konusu olabilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oyunun, partisinin önünde olduğu gerçeği de destekliyor bu olasılığı.</p>
<p>Kurulup kurulamayacağı henüz belli olmayan muhalefet kanadındaki ittifak senaryolarına gelince: Cumhur İttifakı’nın hali hazırda şekillenmiş olması, bu ittifakın adayının da Cumhurbaşkanı Erdoğan olarak çoktandır belli olması, üzerine bir de erken seçim ihtimalinin bir türlü gündemden düşmemesi muhalefet kanadını baskı altına almış durumda. Muhalefet kanadının ortada henüz bir Cumhurbaşkanı adayı bile yok. Üstelik “Aday çok da netleştiremiyoruz.” gibi bir durum da söz konusu değil. Kılıçdaroğlu “Cumhurbaşkanı adayımız kazanacağından kuşku duymadığımız bir isim olacak.” diyerek kendisinin aday namzedi dahi olamadığını belirtti. Ekmelettin İhsanoğlu travmasından sonra yeni bir “çatı aday” formülünü CHP seçmenine kabul ettirmek de zor görünüyor. Ayrıca Kemal Kılıçdaroğlu’nun temenni ettiği gibi referandumdaki hayır bloğunun Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan karşında yine blok oluşturacağı tezi, hükümet seçimi ve referandum dinamiklerini tanıyanlarca imkânsız bulunuyor.</p>
<p>Oy oranı çok az ve henüz oyu tespit edilemeyen Saadet Partisi ve İyi Parti’nin ittifak denklemlerinde ne yana düşecekleri de az çok belli oldu. Saadet Partisi ideolojik bir parti olarak “Onmasam da ölmem nasılsa” diye düşünüp şimdilik “kilit parti” güzellemelerine tav olmayı tercih ediyor. İyi Parti ise başlangıçta arkasına aldığı rüzgârı erken kaybetti. Yine de muhalefet cenahında Cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklamış tek kişi İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener. Akşener’in Bahçeli’den çok CHP seçmeninden oy alabileceği konuşuluyor.</p>
<p>İttifakın toplam oyunun yüzde 10’u geçmesi halinde ittifaka katılan partilerin tek başlarına yüzde 10’u geçmeleri beklenmeksizin oy oranlarınca vekil çıkarabilecek olmaları bu iki partinin ittifak yapabilme ihtimalini akla getiriyor. Ancak MHP’nin AK Parti ile ittifakı, seçmeninin İyi Parti’ye kayma ihtimalini ortadan kaldırdı. Saadet tabanı ise partilerini Cumhur İttifakı içinde görmek istiyor. Bu durumda iki partinin birlikte barajı geçmesi ihtimal dışı duruyor.</p>
<p><strong>İttifakların Siyaset Kültürüne Etkisi</strong></p>
<p>2019, sıradan bir seçim tarihi olmanın ötesinde anlamlar taşıyor. Partilerin seçim ittifakları yapmaları da yine bu çerçevede önemli ancak Türkiye için daha büyük bir anlamı olduğunu teslim etmek gerekir. Bir kere sistem değişikliğinin anayasalaşmasından sonra yapılacak ilk seçimden söz ediyoruz. Teknik gibi gözüken bu detayın arkasında aslında Türkiye’nin son dört-beş yılda geçirdiği değişim ve verdiği mücadelenin etkisi var. Bir anlamda Türkiye’nin iddialarını devam ettirip ettiremeyeceğinin de oylanacağı bir tarih olacağı gözüyle bakılıyor 2019’a.<br />
Küresel aktörlerin çoğaldığı, tek kutuplu dünyanın çok kutupluya döndüğü, bölgemizde ise hala bir büyük güç yoksunluğunun yaşandığı ve bunun yol açtığı bir kaosun hüküm sürdüğü bu dönemde Türkiye aktörleşme istidadı gösterdi. Tam da bu yüzden terör örgütleri aracılığıyla bölgesel ve küresel kimi aktörlerin saldırısına uğradı.</p>
<p>Erken seçim tartışmasının doğrudan bununla ilgisi yok gibi görülebilir ancak Fırat Kalkanı ve ardından gelen Zeytin Dalı Operasyonu’nun başarıyla sonuçlanması, vatandaşın milli duygularının ve özgüveninin artışına vesile oldu. Bu durum, erken seçimi bir seçenek olmanın ötesine taşıyor. ABD’nin bölgesel hesaplarındaki belirsizlik, PKK’yı desteklemekten geri durmayacağının anlaşılması, Avrupa ülkelerinin, terörle mücadelesinde Türkiye ile empati kurmak şöyle dursun terör örgütlerine arka çıkmaya devam etmesi, bölgesel aktörlerin sorunlarını kendi aralarında çözmekten hala çok uzak olması, ABD’nin İran’ı çevreleme politikasının yol açabileceği yeni sorun alanları ve olası çatışmalar Türkiye’nin 2019’u beklemeden cumhurbaşkanlığı sisteminin imkânlarıyla donatılmış bir liderliğe ihtiyacını gündeme getiriyor.</p>
<p>Bir erken seçim her ne kadar yeni sistemin süre tahdidi getirmesi dolayısıyla kazanılmış iktidar döneminden az ya da çok feragat etmek anlamına gelse de önümüzdeki beş yıllık yeniden yapılanma dönemini garanti edecek yüksek bir oy oranı ve meşruiyetiyle yeniden iktidar kurmaya ihtiyacı var Türkiye’nin.</p>
<p>Daha açık ifade etmek gerekirse, Türkiye’nin Erdoğan’ın liderliğini riske atma lüksü yok.</p>
<p>Erken seçim, muhalefetin saikleri ne olursa olsun Türkiye’nin menfaatleri çerçevesinde tartışılmalı ve devletin yeniden yapılandırılması, kamu kurumlarının erken ve hızlı çalışması, insan kaynaklarının etkinleştirilmesi ve revize edilmesi anlamında gündeme alınmalıdır.</p>
<p>Yoksa hali hazırda 2019’da olsa farklı, 2018’de olsa farklı bir seçim sonucuyla karşılaşacağımıza dair bir ihtimal ya da öngörü söz konusu değil. Yeni sistemin bu ilk seçimiyle ilgili yaklaşımımız, sandık skoruyla değil, ülkeyi bir an evvel yeni sistemin kurumlarıyla tanıştırmak, dünya sisteminin içine girdiği bunalımı fırsata çevirmek ve kendi fay hatlarını onarmış, millet iradesini devlet iradesiyle buluşturmuş ve sosyolojik farklılıkların siyasallaşmasının önüne geçmiş bir Türkiye inşa etmek olmalı.</p>
<p>Beka meselesini çözmek dediğimizde anlaşılması gereken sadece coğrafi olarak parçalanma ihtimalini bertaraf etmek değil sosyolojik farklıkların ideolojikleşmesini önleyecek bir siyasal kültür de oluşturabilmektir. Erken ya da vaktinde, yeni sistemin ilk seçimi ile yapmayı amaçladığımız şey bu olmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ittifak-tamam-turkiye-secime-hazir-2019-erken-mi-geliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İttifaklar Gölgesinde 2019 Seçimleri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ittifaklar-golgesinde-2019-secimleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ittifaklar-golgesinde-2019-secimleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2018 21:50:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[2019 Seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Gül]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[İP]]></category>
		<category><![CDATA[İttifak]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Nisan 2018]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[PYD]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Resul Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[YPG]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1842</guid>

					<description><![CDATA[Kabul etmek gerekir ki eğer Gül, Erdoğan karşısında 2014 şartlarında aday olsaydı seçimi zorlayabilirdi. MHP’nin tavrını açıkça Erdoğan’dan yana koyduğu tarihe kadar Gül’ün bir şansı vardı. Fakat ne zaman ki Devlet Bahçeli, ‘Cumhurbaşkanı adayımız Recep Tayyip Erdoğan’dır.’ dedi. O gün Erdoğan karşısındaki hiçbir adayın şansı kalmadı. Ne Gül’ün ne de başkasının. 2019’da yerel yönetimler, milletvekili ve cumhurbaşkanlığı olmak üzere üç seçim yapılacak. Bu üç seçim içinde şüphesiz en önemlisi cumhurbaşkanlığı seçimidir. Çünkü Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimiyle yeni bir evreye girmiş olacak. Parlamenter sistem bütünüyle sona erecek ve adına ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ denen ama dünyada başkanlık olarak bilinen sisteme geçilecek. Bu sistem bir taraftan siyasi istikrarı garanti ederken, diğer taraftan kuvvetler ayrılığı ilkesini pekiştirecek (sert kuvvetler ayrılığı), ülke kalkınmasına olumlu katkıda bulunacaktır. Sistem gereği icra erki yasama erkinin güvenoyuna muhtaç olmayacak, yasama erki de parlamenter sistemdeki icranın vesayetinden kurtulacaktır. Detaylar tartışılabilir, ancak başkanlık sisteminin ülkeye kazandıracağı en önemli kazanımlardan biri de kutuplaşmayı törpüleyecek olmasıdır. Malum parlamenter sistemde yüzde 30-40 bandındaki oy oranı ile de hükümetler kurulabiliyor. Oysa başkanlık sisteminde artık çıta yüzde 50+1’e yükselmiştir. Yani cumhurbaşkanlığında baraj yüzde 50+1 olmuştur. Durum böyle olunca başkan adayları ya da partiler ister istemez ittifaklar kurmak zorunda kalacaklardır. Bu da partileri ve partilileri birbirlerine karşı daha &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kabul etmek gerekir ki eğer Gül, Erdoğan karşısında 2014 şartlarında aday olsaydı seçimi zorlayabilirdi. MHP’nin tavrını açıkça Erdoğan’dan yana koyduğu tarihe kadar Gül’ün bir şansı vardı. Fakat ne zaman ki Devlet Bahçeli, ‘Cumhurbaşkanı adayımız Recep Tayyip Erdoğan’dır.’ dedi. O gün Erdoğan karşısındaki hiçbir adayın şansı kalmadı. Ne Gül’ün ne de başkasının.</strong></p>
<p>2019’da yerel yönetimler, milletvekili ve cumhurbaşkanlığı olmak üzere üç seçim yapılacak. Bu üç seçim içinde şüphesiz en önemlisi cumhurbaşkanlığı seçimidir. Çünkü Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimiyle yeni bir evreye girmiş olacak. Parlamenter sistem bütünüyle sona erecek ve adına ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ denen ama dünyada başkanlık olarak bilinen sisteme geçilecek. Bu sistem bir taraftan siyasi istikrarı garanti ederken, diğer taraftan kuvvetler ayrılığı ilkesini pekiştirecek (sert kuvvetler ayrılığı), ülke kalkınmasına olumlu katkıda bulunacaktır. Sistem gereği icra erki yasama erkinin güvenoyuna muhtaç olmayacak, yasama erki de parlamenter sistemdeki icranın vesayetinden kurtulacaktır. Detaylar tartışılabilir, ancak başkanlık sisteminin ülkeye kazandıracağı en önemli kazanımlardan biri de kutuplaşmayı törpüleyecek olmasıdır. Malum parlamenter sistemde yüzde 30-40 bandındaki oy oranı ile de hükümetler kurulabiliyor. Oysa başkanlık sisteminde artık çıta yüzde 50+1’e yükselmiştir. Yani cumhurbaşkanlığında baraj yüzde 50+1 olmuştur. Durum böyle olunca başkan adayları ya da partiler ister istemez ittifaklar kurmak zorunda kalacaklardır. Bu da partileri ve partilileri birbirlerine karşı daha dikkatli, daha itinalı ve daha hoşgörülü davranmaya sevk edecektir. Nitekim bugün AK Parti MHP ve BBP arasındaki ittifak bu üç partinin birbirlerine daha dostane yaklaşımlarını sağlıyor. Ayrıca AK Parti, SP’yi de ittifakta görmek istediği için çok ölçülü bir üslup kullanıyor. Yani yeni sistem partilerin birbirlerine karşı sert tutumlarını daha şimdiden yumuşatmıştır diyebiliriz. Aynı esnek tavrı muhalefetteki CHP’nin diğer partilere yaklaşımında da görüyoruz. Dolayısıyla başkanlık sistemi partiler arasında bir dayanışmayı da mecbur kıldığı için kutuplaşmayı törpüleyen bir sistem olarak öne çıkıyor diyebiliriz.</p>
<p><strong>Her Parti Önemlidir</strong></p>
<p>Bir diğer husus da yüzde 50+1 barajı, partileri büyüklüğüne küçüklüğüne bakılmaksızın önemli kılmaktadır. Bırakın yüzde bir oyu, başkanın seçimini bir oy bile etkileyeceği için küçük partiler de artık çok önemli. 1 Kasım 2015 seçimlerindeki tabloya bakıldığında yüzde birin altında oy alan partiler bile cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önem arz ediyor. Mesela SP, yüzde 0.68 ile 325 bin 947 oy almış. BBP yüzde 0.54 ile 259 bin 579 oy almış. VP yüzde 0.25 ile 119 bin 196 oy almış. HAK-PAR yüzde 0.23 ile 109 bin 722 oy almış. DYP yüzde 0.03 ile 14 bin 87 oy alarak en küçük parti olmuş. Ama değil mi ki 14 bin oyu var başkanlık sisteminde DYP bile görüşülmesi, konuşulması ve ittifak edilmesi gereken bir parti konumundadır. Başka bir ifadeyle başkanlık seçimi en küçük partiyi bile önemli kılan bir özelliğe sahip görünüyor. Tabii ki ittifaklar cumhurbaşkanın söylediği gibi azami müşterekleri olan partiler arasında gerçekleşebilir ya da gerçekleşmesi daha mantıklıdır. Onun için cumhurbaşkanı cumhur ittifakına başka partileri de beklediğini açıkça söylüyor. SP’nin yüzde 0.68 oy oranıyla gündemde bu kadar fazla kalmasının bir diğer sebebi de budur.</p>
<p><strong>Cumhur İttifakı</strong></p>
<p>Seçimlere bir seneden fazla vakit olmasına rağmen AK Parti ile MHP arasında cumhur ittifakı adı verilen bir ittifak şimdiden kurulmuştur. Bu ittifaka BBP’nin de olumlu yaklaştığı bilinmektedir. Başta SP olmak üzere belki başka partiler de bu ittifaka destek verebilir. Kimi çevrelerin bu bağlamda SP’yi cumhur ittifakından uzaklaştırma gayretleri de gözden kaçmıyor değil. SP’nin kendisine uzatılan eli boş çevirmiş olması da konunun ayrı bir boyutu. Halbuki azami müşterekleri itibariyle AK Parti’ye en yakın parti Saadet Partisi’dir.</p>
<p>SP, Milli Görüş’ü sahiplenmektedir. Ancak Milli Görüş tabanının ezici çoğunluğu bugün AK Parti’yi desteklemektedir. 1995 seçimlerinde Milli Görüş’ün partisi RP, 6 milyon oy alarak (yüzde 21 oranıyla) birinci parti olmuştu. SP’nin son seçimde aldığı oy miktarı ise 325 bin 947 (%0.68) dir. En basit hesapla Milli Görüş tabanının 5 milyon 600 bini AK Parti’yi desteklemektedir! 7 Haziran ya da 1 Kasım seçimleri öncesiydi. CNN Türk, her partinin liderini misafir ediyordu. SP Lideri Mustafa Kamalak Bey’i misafir ettiğinde sorduğu can alıcı sorulardan biri, ‘Saadet neyi yapmak istedi AK Parti yapmadı?’ sorusuydu. Kamalak söyleyecek söz bulamadı, Suriye politikasını ele alarak bir şeyler söylemeye çalıştı. Azami müşterek itibariyle Ak Parti’ye en yakın parti SP derken bunu kastediyorum. SP tabanının beklentilerinin büyük çoğunluğunu AK Parti gerçekleştirdiği için Milli Görüş’ün ezici çoğunluğu bugün AK Parti saflarındadır. Dahası hâlen SP’de olup da oylarını AK Parti’ye veren sağduyulu Milli Görüşçüler de vardır! Cumhurbaşkanı, ‘azami müştereklerimiz bulunan partileri ittifaka davet ediyoruz’ derken bunların başında SP gelir. Ama SP yönetiminin menfi tavrı öylesine sert ki ‘fazla naz âşık usandırır.’ özdeyişini hatırlatıyor. Sonunda cumhurbaşkanına ‘gelmezlerse güle güle’ dedirttiler.</p>
<p><strong>SP’nin Gerekçeleri</strong></p>
<p>SP lideri Karamollaoğlu’nun cumhurbaşkanına verdiği 3 maddelik ittifak cevabı da anlaşılır gibi değil. Karamollaoğlu, AK Parti’yle ittifaka neden sıcak bakmadığını 3 sebebe bina ediyor. Birinci sebep olarak siyaset üslubunu öne sürüyor ve, ‘Biz siyaset üslubunun kamplaştırıcı, kutuplaştırıcı değil kucaklayıcı olması gerektiğine inanıyoruz. Bu olmazsa olmazımız.’ diyor. Bu, AK Parti’nin programında yazılı olan ve savunmakta olduğu ilkelerden biri. İşin garibi davet edip kucaklayan cumhurbaşkanı ‘Deli miyim?’ diyerek reddeden kendisi? Aslına bakılırsa SP’nin bu gerekçesi, kendileri haricindeki herkesin imanını bile sorgulayan bazı radikal SP’liler için geçerli olabilir ama SP’yi ittifaka davet ederek kucaklayan AK Parti için hiç de inandırıcı görünmüyor.Karamollaoğlu, ittifaka sıcak bakmayışının ikinci sebebini ‘İkincisi yönetim anlayışımız. Biz yönetim anlayışında kuvvetler ayrılığı ilkesinin belirlenmesini istiyoruz.’ diyor. AK Parti de başka bir şey istemiyor ki. Kuvvetler ayrılığının temel özelliklerinden biri olan başkanlık sistemini AK Parti savunmuyor mu? Başkanlık sisteminde kuvvetler ayrılığı şimdikinden daha sert değil mi? Varsa eksiklik -ki olabilir- katılır ittifaka ıslah etmeye çalışır. Ama bu gerekçeyle ittifaktan kaçarsa bu tavır inandırıcı olmaz diye düşünüyorum. Üçüncü sebep olarak da diyor ki ‘Yolsuzluk ve israf ile mücadele edilmeli.’ AK Parti’nin yolsuzluğun ve israfın önünü açalım dediğini hatırlamıyorum. Ama iktidar süresi içinde kimi icraatları sebebiyle bu gerekçeyi sunuyor olabilir SP. Yolsuzluk suçtur, SP’nin tespit ettiği yolsuzluğu yargıya taşıyarak gereğini yapması beklenir, ittifaka engel olarak zikretmesi inandırıcı olmaktan uzak görünüyor. İsrafa gelince, yoktur denemez ama ittifaka dâhil olarak israf konusunda da iktidara yol gösterilebilir. İlkeler bazında ‘CHP ve İP ile hemfikiriz’ diyen Karamollaoğlu’nun azami müşterekleri bulunan AK Parti’ye karşı tavrının kendi tabanını bile ikna etmeyeceği kanaatindeyim. Bununla birlikte siyasette dengeler her an değişebilir. Yarının nelere gebe olduğunu bilmiyoruz.</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanı Adayları</strong></p>
<p>Şimdiye kadar sadece bir ittifak netleşmiş görünüyor. ‘Cumhur İttifakı’. Adayı da Recep Tayyip Erdoğan. Muhalefet cephesinden İyi Parti, Meral Akşener’i Vatan Partisi de Doğu Perinçek’i aday ilan ettiler. Her iki partinin de cumhurbaşkanı seçecek gücü olmadığı için dostlar alışverişte görsün kabilinden adaylık olarak görünüyor. Asıl beklenen aday ana muhalefet partisi CHP’nin adayıdır. Normalde genel başkanın aday olması gerekir ama genel başkanın aday olmayacağı anlaşılıyor. Hatta tıpkı 2014 seçimlerinde olduğu gibi CHP kökenli bir aday göstermekten çekindikleri anlaşılıyor. CHP perspektifinden bakınca ben bu tavrı doğru buluyorum. Çünkü CHP’nin tabanının tek başına cumhurbaşkanı seçmeye yetmediğini görüyorlar. Bu tercih bir başka gerçeği daha hatırlatmaktadır ki o da toplumun yüzde 70’lere varan kesiminin dindar, muhafazakâr ve milliyetçi vasıflara sahip olmasıdır. Bu vasıflardan uzak bir CHP’linin yüzde 50+1 oy alması mümkün değildir. Bence CHP bu gerçeği gördüğü için geçmişte İhsanoğlu’nu aday gösterdikleri gibi şimdi de kendi tabanlarına ilaveten yüzde yetmişten en az yüzde 20-25 oy alacak bir muhafazakâr aday belirleme eğilimindedirler ki bence siyaseten doğru bir taktiktir. Onun için İlhan Kesici ve Abdullah Gül isimleri sürekli gündemdedir. Hatta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için Abdullatif Şener’in ismi bile geçmektedir. Başkanlık sisteminin en önemli kazanımlardan biri de artık CHP gibi milletin değerleriyle buluşmaktan uzak partilerin icra erkinde etkili olamayacaklarıdır.</p>
<p><strong>Abdullah Gül Faktörü</strong></p>
<p>Abdullah Gül Bey, AK Parti’nin kurucusu, ilk başbakanı, bakanı ve cumhurbaşkanıdır. Kişiliği sebebiyle her kesimin beğenisini kazanmış değerli bir şahsiyettir. Ayrıca siyaseti iyi gözlemleyen ve adımlarını ona göre atan, hesap kitap bilen bir siyasetçidir. ‘Cumhurbaşkanı adayıyım.’ demedi ama ‘Kardeşim Erdoğan karşısında aday olmam.’ da demedi. Kapıyı hep açık tuttu. Yakın çevresi de ‘Neden olmasın?’ diyerek adaylık ihtimalini gündemde tuttular. Kabul etmek gerekir ki eğer Gül, Erdoğan karşısında 2014 şartlarında aday olsaydı seçimi zorlayabilirdi.<br />
MHP’nin tavrını açıkça Erdoğan’dan yana koyduğu tarihe kadar Gül’ün bir şansı vardı. Fakat ne zaman ki Devlet Bahçeli, ‘Cumhurbaşkanı adayımız Recep Tayyip Erdoğan’dır.’ dedi. O gün Erdoğan karşısındaki hiçbir adayın şansı kalmadı. Ne Gül’ün ne de başkasının. O güne kadar medyaya imalı açıklamalar yapan Gül dikkat edilirse o günden sonra cumhurbaşkanlığı konusuna hiç girmedi. Hele MHP’nin 18 Mart’ta yaptığı genel kuruldan sonra cumhur ittifakının oyları daha bir derlenip toparlandı.</p>
<p><strong>MHP Toparlandı İttifak Güçlendi</strong></p>
<p>MHP geçen süre içinde özellikle dindar ülkücüleri tasfiye eden bir kadro tarafından idare ediliyor, partiyi Türk-İslam ülküsünden uzaklaştırıyordu. İyi Parti tabanını küskün MHP’liler oluşturuyordu. İyi parti MHP’yi fiilen bölmüştü. Bunu gören Devlet Bey, 18 Mart Kurultayında dindarları küstürenleri tasfiye etti ve öyle bir kurultay konuşması yaptı ki küskün MHP’lilerin neredeyse tamamı yuvaya döndü. MHP kongresinden sonra Devlet Bey’e şiddetle muhalefet eden bazı önemli MHP’liler mealen ‘MHP aslına döndü biz de MHP’ye döndük.’ diyorlardı. Devlet Bey’in, konuşmasının giriş bölümünde, “Türk ve İslam’ın nefes aldığı her yere” selam göndermesi, “Türk-İslam ülküsünün inanmış yürekleri nerede?” diye sorması, kurultayın “Türk-İslam alemine hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz etmesi”, “duruşumuz Müslüman Türk milletinin ta kendisidir.” vurgusu, vefaya çağrı yaparken, “imani asaletten” bahsetmesi” ve “Vefası olmayanın milli ve manevi değerlere vedası kat’idir, kesindir.” demesi ülkücüleri can evinden yakalamış görünüyor. Partinin milli duruşuna ‘Yüce Allah’ı şahit’ göstermesi, darbecilerin, ‘Türk-İslam ülküsünü yargılamaya’ kalkıştıklarını hatırlatması, “yolumuz hak yolu, hakikat yolu, Allah yoludur.” dedikten sonra, ‘Göğsümüz imanla kabardı, gözlerimiz heyecanla yaşardı, ihanete inançlarımızdan aldığımız güçle dayandık.’ tespitinde bulunması ve Ahmed Arvasi’nin “İmansız zümreyi yokluk kemirir.” diye başlayan dizelerini okuması ülkücülerin ruhuna işlemiş anlaşılan. “Din tacirlerinden kurtulup, hainleri yok edip, taassup bekçilerini ayıklarsak, Türk-İslam ülküsü Türkiye’nin ve komşu coğrafyaların bayraktarlığı göreviyle İ’lay-ı Kelimetullah mührünü cihana vuracaktır.” deyip konuşmasını tekbirlerle noktalaması, küstürülen dindar MHP’lilerin yuvaya dönmelerine yetip de artmış bile. Gördüğüm kadarıyla, MHP, İP’e kaptırdığı ülküdaşlarının gönlüne bu hamle ile girip, yuvaya döndürmüş ve kongreden gerçekten güçlenerek çıkmıştır. MHP’nin güçlenmesi cumhur ittifakının güçlenmesi demektir!</p>
<p><strong>İttifak Sandığa Yansır mı?</strong></p>
<p>Asıl sorulması gereken soru ‘İttifak sandığa yansır mı?’ sorusudur. Çünkü ittifakları yasal çerçeveye oturtan kanunda cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili oy tasnifinde bir boşluk var. Milletvekili seçimlerinde her partinin ne kadar oy alacağı gayet net bir şekilde tespit edilebilecek. Çünkü ittifak kutusunun altında ittifak eden partilerin amblemi olacak ve her seçmen kendi partisine oy verecek.<br />
İttifak partilerinin oyları toplanacak ve toplam oylar barajı geçiyorsa her parti barajı aşmış sayılacak ve partiler aldığı oya göre milletvekili çıkaracak. Bence çok adil ve güzel bir düzenleme. Fakat cumhurbaşkanı seçimlerinde bu netlik olmayacak. Oy pusulasında cumhurbaşkanı adaylarının adı bulunacak, ittifak eden partilerin amblemleri bulunmayacak. Seçmen tercih edeceği adaya oy verecek ama hangi partinin ne kadar oy verdiği belli olmayacak.</p>
<p>Dolayısıyla milletvekili seçiminde kendi partisine oy verip cumhurbaşkanlığı seçiminde başkasına oy verme kapısı açık duruyor. Tıpkı 16 Nisan referandumunda olduğu hangi partinin ne kadar oy verdiği belli olmayacak. Evet referandumda MHP resmen destekledi ama ne kadarı kabul oyu verdi orası meçhul. AK Parti’den ne kadar kabul oyu geldi orası da meçhul. AK Parti ve MHP tabanlarının toplam oyunun yüzde 60’ın üzerinde olması gerekirdi. Durum böyle olunca ittifaklar, cumhurbaşkanlığı seçiminde partilerin oylarını garanti etmiş olmuyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ittifakların tabana ne kadar yansıdığı bilinemeyeceğinden ‘Tabanda ittifak yok’ söylemini yabana atmamak gerekir.</p>
<p>MHP’nin toparlanmasından sonra cumhur ittifakının oy oranı yüzde 60’ların üzerinde görünüyor. Buna istinaden Devlet Bahçeli, 18 Mart Kurultayında, “CHP, İP, HDP, PKK, FETÖ, PYD, YPG, DEAŞ, DHKP-C ve küresel cinayet şebekesinden müteşekkil ihtilaf ve ihanet bloku, cumhurun karşısında tel tel dağılacak, kaybetmekten başka seçeneği olmayacaktır.’ diyor ama 16 Nisan sonuçları göz önünde bulundurulursa ittifakın diğer partilerle güçlendirilmesi gündemden düşmeyecek diye düşünüyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ittifaklar-golgesinde-2019-secimleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyasetin Yeni Kodu: İttifaklar ve Erken Seçim Tartışmaları</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/siyasetin-yeni-kodu-ittifaklar-ve-erken-secim-tartismalari/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/siyasetin-yeni-kodu-ittifaklar-ve-erken-secim-tartismalari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İdris Kardaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2018 21:44:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Seçim Tartışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[İdris Kardaş]]></category>
		<category><![CDATA[İttifak]]></category>
		<category><![CDATA[Nisan 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1838</guid>

					<description><![CDATA[Erken seçim kararı tartışmaları ülkenin kaderinin, yönünün, karşılaşacağı tehdit ve tehlikelerin, fırsatların ve imkânların konuşulacağı bir zeminde yapılmalıdır. Konjonktürel fırsatlar üzerinden yapılan tartışmalar hem Türkiye’ye hem siyaset kurumuna hem de bugüne kadar ülkeyi başarıyla yönetmiş siyasal iktidara zarar verir. Türkiye siyaseti son yılların en dinamik dönemlerini yaşıyor. 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin milletin gücüyle geri püskürtülmesi sonrası siyasi iklime, ülkenin kuruluş yıllarındaki gibi birlik havası hâkim oldu. Halk, 15 Temmuz gecesi ve sonrasında “Demokrasi Nöbetleri”nde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğiyle birlikte iradesine, özgürlüğüne ve ülkesine sahip çıkarak canını ortaya koydu. Halkın kendi varlığını ortaya koyması sonucunda siyasal paradigma bundan etkilendi. Halkın bizzat kendi elleriyle yok olmaktan kurtardığı devlet ile olan ilişkisi bambaşka bir boyut kazandı. Bu dönüşüm uzun yıllar boyunca karşılaştığımız türden bir gelişme değildi. Toplumun devlet ile olan ilişkisindeki bu birleşme ve bütünleşme hali, bizatihi siyaset kurumuyla olan ilişkisini de etkiledi. Devleti yöneten ve yönetme iddiasında olan siyasi partilerin önceliklerinin de bu değişimden etkilenmemesi mümkün değildi elbette. Bunu iyi okuyan siyasi partiler, 15 Temmuz süreci ve sonrasındaki tüm kritik gelişmelerde benzer refleksleri gösterdiler. Bu partiler öncelikle, darbe ve işgal sürecini toplumsal gerçeklik içinden tanımladılar, meselenin tam olarak ne anlam ifade ettiğini özümsediler ve bunun sonucunda da ilkesel olarak tutarlı bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Erken seçim kararı tartışmaları ülkenin kaderinin, yönünün, karşılaşacağı tehdit ve tehlikelerin, fırsatların ve imkânların konuşulacağı bir zeminde yapılmalıdır. Konjonktürel fırsatlar üzerinden yapılan tartışmalar hem Türkiye’ye hem siyaset kurumuna hem de bugüne kadar ülkeyi başarıyla yönetmiş siyasal iktidara zarar verir.</strong></p>
<p>Türkiye siyaseti son yılların en dinamik dönemlerini yaşıyor. 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin milletin gücüyle geri püskürtülmesi sonrası siyasi iklime, ülkenin kuruluş yıllarındaki gibi birlik havası hâkim oldu. Halk, 15 Temmuz gecesi ve sonrasında “Demokrasi Nöbetleri”nde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğiyle birlikte iradesine, özgürlüğüne ve ülkesine sahip çıkarak canını ortaya koydu. Halkın kendi varlığını ortaya koyması sonucunda siyasal paradigma bundan etkilendi. Halkın bizzat kendi elleriyle yok olmaktan kurtardığı devlet ile olan ilişkisi bambaşka bir boyut kazandı. Bu dönüşüm uzun yıllar boyunca karşılaştığımız türden bir gelişme değildi. Toplumun devlet ile olan ilişkisindeki bu birleşme ve bütünleşme hali, bizatihi siyaset kurumuyla olan ilişkisini de etkiledi. Devleti yöneten ve yönetme iddiasında olan siyasi partilerin önceliklerinin de bu değişimden etkilenmemesi mümkün değildi elbette. Bunu iyi okuyan siyasi partiler, 15 Temmuz süreci ve sonrasındaki tüm kritik gelişmelerde benzer refleksleri gösterdiler. Bu partiler öncelikle, darbe ve işgal sürecini toplumsal gerçeklik içinden tanımladılar, meselenin tam olarak ne anlam ifade ettiğini özümsediler ve bunun sonucunda da ilkesel olarak tutarlı bir duruş gösterdiler. 15 Temmuz sonrası darbe ve işgal girişimine karşı en büyük toplumsal direniş alanı olarak Yenikapı Mitingi’ne tereddütsüz katıldılar. Devamında, örgütleniş biçimi ve pratikteki eylemleri bakımından eşi benzeri olmayan bir terör örgütüyle mücadelenin zorluklarını birlikte göğüslediler. Devleti kurtaran milletin gerçeklerini göz önüne alan ve mevcut parlamenter sistemin gelecekteki olası krizlerin yaratacağı tehlikeleri gördükten sonra da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi konusunda tavırlarını ortaya koydular.</p>
<p>Bu süreç 15 Temmuz’u gerçekleştirenlerin hedeflerinin artçı sarsıntılarıyla doluydu. Yeni hükümet sistemini destekleyen partiler, milat olarak 15 Temmuz’u esas alıyorlardı. Temel dayanak noktası, yani bu partileri bir araya getiren temel zemin, gerçek bir halk direnişinin, kurtuluş mücadelesinin ta kendisiydi. Yapay değil doğal bir sürecin sonucu olarak bir araya gelinmişti. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), kendiliğinden oluşan organik bir sürecin sonucu olarak ittifak etmeye karar vermişlerdi. 16 Nisan 2017’de gerçekleşen referandum sonucunda yeni hükümet sisteminde “Evet” cephesini bu iki parti oluştururken, “Hayır” cephesini de CHP, HDP ve diğer partiler oluşturdu. Zaman içerisinde “Hayır” cephesinin genişlediğine şahit olduk. Avrupalı parlamenterler bu cephe için reklam filmleri çekiyor, Avrupa sokakları “Hayır” afişleriyle donatılıyor, Avrupa meydanları sadece “Hayır” propagandası yapan siyasetçilere açılıyordu. Bu cephenin bir ucunu, halksız iktidar olan eski müesses nizam oluştururken, bir diğer ucunu da PKK dahil tüm terör örgütleri oluşturuyordu. Cepheler, demokratik meşruiyet açısından biçimsel olarak farklı görünmemelerine rağmen, esasen birçok farklılıkları içinde barındırıyordu.</p>
<p>Bu noktadan sonra “yerli ve milli” kavramları siyasi ve toplumsal hayatımızda anlamlanmaya başladı. Zira Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi; milli iradenin devlet idaresine gerçek anlamda yansıması, demokratik olmayan müdahalelere parlamenter sisteme nazaran oldukça kapalı olması, meclisin daha özgür kılınması, istikrarlı hükümetlerin oluşması ve tüm bunların sonucunda bölgesinde ve dünyada daha güçlü bir Türkiye’nin ortaya çıkmasını mümkün kılıyordu. Ülkenin on yıllar boyunca yaşadığı acı deneyimler (darbeler, terör, koalisyonlar dolayısıyla yaşanan yönetim krizleri) bu değişimin zorunluluğunu ortaya çok açık bir şekilde koyuyordu. Bu noktada “hayır” cephesinin argümanları sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan karşıtlığı üzerinden şekilleniyor, terör örgütleri ya da Avrupalı siyasetçiler ile aynı noktada buluşmaları bu cephenin liderlerini rahatsız etmiyordu. İllegal yapıların, terör gruplarının ya da Avrupalı bir siyasetçinin neden “Hayır” cephesinde olduğunu topluma anlatmaya bile yanaşmıyorlardı.</p>
<p>15 Temmuz olayında ve 16 Nisan referandumunda ortak tavır alarak siyasetteki ve ülkenin geleceğindeki bu dönüşümü ıskalamayan partilerin ittifakları daha sonra da devam etti. AK Parti ile MHP, 15 Temmuz ve 15 Temmuz bağlamında devam eden süreçlerde verdikleri reflekslerle kurtuluş sürecinde birlikte hareket ettikleri gibi siyasal paradigma bağlamında, yeni ortamın kuruluş sürecinde de ittifak etme kararı aldılar. Toplum, yaşanan değişikliğin farkında olarak referanduma onay vermiş ve Türkiye’nin daha bağımsız politikalar yürütmesine imkân sağlayan, sadece milli iradeye dayanan yönetimlerin ülkeyi yönetmesini istemişti. Bu durumda AK Parti ile MHP ittifakı kendini ispatlayarak ve oy oranının çok daha ötesinde bir anlam yüklenmesiyle yeni dönemin kodlarını hazırlamaya giriştiler.</p>
<p>İlk olarak bir anayasa değişikliği gündeme geldi. Yeni hükümet sisteminin gerekli kılmış olduğu uyum yasaları ve reformlar için bir araya gelindi. Temel olarak çoktan başlayan ittifak süreci yasal zemine oturuyor ve Türkiye siyaseti, partilerin farklı seçeneklerle hareket etmelerine imkân tanıyan ve böylelikle daha demokratik kodlara hazır hale geliyordu. Toplam 26 maddelik metin, 4 kanunda değişiklik içeriyordu. Milletvekili seçimi kanunu ve siyasi partiler kanununda değişiklikler öngören girişimler, yine bu süreçte ele alındı. Ancak değişiklikler sadece seçim ittifakıyla ilgili düzenlemeleri değil, anayasa değişikliğinin zorunluğu kıldığı düzenlemeleri ve seçim güvenliğiyle ilgili düzenlemeleri de içeriyordu. Meclisten geçen bu değişiklik esasen 12 Eylül 1980 darbesinin dayattığı bir yasağı da tarihin derinliklerine gömüyordu. Siyasi partiler arasında kendi kimlikleriyle ittifak etme özgürlüğünün sağlanması, Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde bir adım olarak kayda geçecektir kuşkusuz.</p>
<p>İttifakın adı özellikle 15 Temmuz’dan bu yana AK Parti ile MHP’nin ortak tavırlarını da yansıtıyordu. “Cumhur İttifakı” tanımlaması, milli iradenin önemine vurgu yapan bir tanım olarak kimsede şaşkınlık yaratmadı. Bu ittifak süreci Türkiye siyaseti için yeni bir deneyimdi. Dolayısıyla hem esas hem de usul yönünden kurucu bir iradenin parçaları oldu AK Parti ile MHP. Görüşmeler, görüşmelerde izlenen yöntemler, ittifakın ilkeleri, seçimlere yönelik tavırlar, yerel ve genel seçim için ayrı ayrı alınan kararlar, liderlerin sık sık bir araya gelerek bütünlüklü görüntü vermeleri gibi onlarca parametre, Türkiye siyaseti için çok yeni ve üzerinde durulmaya değer noktalardı.</p>
<p>Türkiye siyasi hayatında yeni bir dönemin başlangıcına şahitlik ediyoruz. İttifak içerisindeki her bir siyasi partinin, her bir eğilimin, her bir farklı görüşün nasıl birlikte hareket edeceklerini, nasıl bütünleşeceklerini, nasıl söylem ve eylem birliğine gireceklerini, seçim meydanlarında nasıl bir görüntü verileceğini, seçim sürecinde nasıl stratejiler izleyeceklerini hep birlikte göreceğiz. Bu konuda AK Parti’nin güçlü kurumsal kimliği, organizasyon yeteneği, toplumu heyecanlandıracak seçim süreçlerini yönetme ve elbette 16 yıllık iktidar süreci boyunca elde ettiği yönetim tecrübesi, “Cumhur İttifakı”nı öne çıkaracak ve siyasal ittifakların geleceğini belirleyici etkiye sahip olacaktır kuşkusuz.</p>
<p>Bunun yanı sıra referandum sürecinde “hayır” blokunda olan ve yeni süreçte de ittifak içinde olmaları beklenen siyasi partiler var. Bunların başını da Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Halkların Demokrasi Partisi (HDP) çekiyor. Ancak bu cenahta henüz bir ittifak görüşmesi ya da resmi bir ittifak buluşması gerçekleşmedi. Bunun birkaç nedeni olabilir. Öncelikle bu cephenin referandumda “hayır” için çalışmak dışında ortak ilkesel bir özellikleri yok. Referandum sürecine baktığımızda bu cephenin farklı gerekçelerle yeni hükümet sistemine karşı olduklarını ama en temelde Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığı üzerinden bir araya geldiklerini ve propaganda sürecini yürüttüklerini biliyoruz. Sadece bir karşıtlık üzerine bina edilen ittifakın devamlılık sağlayabilmesi için başka parametrelerin de devreye girmesi gerekecektir. Bu da henüz ortaya çıkmamıştır. Dolayısıyla bu cephenin henüz ortaklaşacağı bir durum söz konusu değildir. Tek başına Tayyip Erdoğan karşıtlığının toplumsal ve siyasi açıdan çok kârlı olabileceğini düşünmeyecek kadar çok seçim gören bu partiler, yeni siyaset döneminin kodlarında kendilerine yeni bir ortak alan bulmak zorundalar. Tıpkı AK Parti ile MHP’nin 15 Temmuz ve sonrasında her kritik durumda ortaklaştıkları alanlar gibi.</p>
<p>İkinci olarak CHP ve HDP yanında bu iki parti ile birlikte hareket edecek diğer partilerin, doğal bir birliktelik sergilemeleri gerekiyor. Oysa böylesi doğal bir ittifak söz konusu değil. Şu ana kadar Türkiye’nin yaşadığı her hayati olayda farklı tavırlar sergilediler ve bir araya gelmelerinin toplumsal bir karşılığı yok. Son olarak Afrin kapsamında başlatılan “Zeytin Dalı Operasyonu” karşısında takındıkları tavır bu birlikteliğin, doğal yollarla olamayacağını ve dolayısıyla ittifak oluşturma sürecinin imkânsızlığını açıkça gösteriyor.</p>
<p>Son olarak HDP’nin PKK’yı meşrulaştırma çabaları, şiddete ilişkin açıklamaları ve eylemleri, terörle olan sorunlu bağlantıları, barış ve huzur için değil tam tersine provoke ve terörize yaklaşımlı siyaseti, onları toplumsal meşruiyet bağlamında oyunun dışına çıkardı. Kendi seçmenlerinin dahi “hendek terörü” sürecinde her türlü tehdide rağmen nasıl güçlü bir itiraz sergilediklerine birlikte şahit olduk. Kendi seçmeninde dahi meşruiyetini yitiren bir HDP ile karşı karşıyayız bugün. Dolayısıyla CHP’nin bu süreçte, kolay kolay ittifak kurmak istemeyeceği, istese dahi kendi tabanına bunu izah edemeyeceği gerçeği var karşımızda. Hayır blokunda ittifak olamayacağının en önemli göstergesi, HDP’nin ittifak kurulamayacak bir parti haline gelmesi. Referandumda birlikte hareket etmenin CHP seçmeni üzerinde çok etkisi olmamıştır belki ama orada her parti kendi “hayır” sürecini ayrı yürütüyordu. AK Parti ile MHP’nin gerçekleştirdiği türden bir ittifakın gerçekleşmesi bu açıdan kolay değil CHP-HDP için.</p>
<p>O halde bizleri tek ittifaklı bir seçim mi bekliyor 2019’da? Yeni siyaset kodları ve yeni hükümet sisteminin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan ve ileriki yıllarda daha da güçlü ittifakları göreceğimiz bir sürece girerken, şu anda sadece AK Parti ile MHP arasında bir ittifak mümkün görünüyor. Ancak Türkiye siyaseti için 24 saat bile çok uzundur. Konjonktürel durumlar ve yaşanabilecek gelişmeler, bu ittifakın karşısına CHP, HDP ve bazı diğer partileri de kapsayan bir blok çıkarabilir. Tüm bunlara rağmen AK Parti-MHP karşısındaki cephenin seçimlere yönelik bir stratejileri de yok değil. Tıpkı 16 Nisan referandumunda olduğu gibi somut olarak bir ittifaka girmeden de uygulayabilecekleri bazı seçim stratejileri elbette var. Söz konusu cephenin, milletvekilliği seçimlerinde değil ancak Cumhurbaşkanlığı seçiminde (ikinci turda) birlikte hareket etmek gibi bir düşünceleri olduğu da sır değil.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı seçimi, yüzde 50+1’i alanın iktidar olacağı bir seçim. Ancak ilk turda seçilememe durumunda ikinci tura en fazla oy alan iki adayın katılacağı bir uygulamayı beraberinde getiriyor. Bu da CHP-HDP ve diğer partiler için bir avantaja dönüşüyor. Zira ilk turda kazanmak gibi bir hedefleri zaten yok. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk tur için hem CHP hem HDP hem de diğer partilerin ortak aday çıkarmaları beklenmiyor. Recep Tayyip Erdoğan ve üzerine bir de MHP seçmeni eklendiğinde, bu ittifaka karşı bir başkasının yüzde 50’nin üzerinde oy alınması beklenmiyor. Söz konusu muhalif cephe, sonucu ikinci tura bırakmak için daha çok aday çıkarma yoluna gidip, ikinci turda bir aday etrafında bir araya gelme stratejisini izlemeye yatkın görünüyorlar. Dolayısıyla ortak aday çıkarma konusunda geciktikleri iddiasının bu bağlamda bir karşılığı olmayabilir. Zira ortak aday çıkarmama, bilinçli bir tercihin sonucu olabilir.</p>
<p><strong>Erken Seçim Mümkün mü?</strong></p>
<p>Erken seçim tartışmalarına gelecek olursak; bu konuda kafalar muhalefet cephesinde çok karışık gibi görünüyor. İktidar kanadı, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan, erken seçimle alakalı kendisine uzatılan mikrofonlara hep çok net cevaplar veriyor. Ancak anlaşılan bu cevapların netliği hem kulislerde hem de kamuoyunda yeterli görülmüyor. Bunun en temel nedeni siyasi alışkanlıkların devam ettirilmek istenmesi esasında. Yani konjonktürel uygunluğun iktidarın işine yaradığı varsayımı ve hiç bir iktidarın bu fırsatı değerlendirmekten uzak kalamayacağı ön kabulünün güçlü olması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın net tavrına rağmen erken seçimin hep gündemde olmasına yol açıyor. Peki o halde nasıl bir konjonktür içerisinde olduğumuza ve erken seçimi dillendirenlerin hangi gerekçelerle bu olasılığın yüksek olabileceğini düşündüklerine bakalım.</p>
<p>Birincisi; 15 Temmuz’un henüz çok sıcak olması. Halkın bu konudaki refleksleri henüz gevşemedi, yaşanan travma bir arada durmayı ve birlikte hareket etmeyi daha değerli kılıyor. Bunun sonucunda 15 Temmuz’da halkla birlikte duran ve öncülük eden AK Parti ile MHP’nin yapılacak erken seçimden kazançlı çıkacağını düşünülüyor.</p>
<p>İkincisi; Türkiye’nin on yıllar boyunca karşılaştığı en önemli dış saldırılardan biri olan teröre karşı “Zeytin Dalı Operasyonu”. Büyük bir zaferle sonuçlanan ve toplumun tamamının tam bir mutabakatla desteklediği bu operasyonun sıcaklığı geçmeden yapılacak bir seçimin yine AK Parti ve MHP ittifakına yarayacağını ve dolayısıyla iktidarın erken seçim arzusu içinde olmasının rasyonel olacağını düşünenler var.</p>
<p>Üçüncüsü; kendiliğinden gelişen ve doğal bir sonuç olarak ortaya çıkan “Cumhur İttifakı”na karşı muhalefet cephesinden bir ittifak çalışmasının henüz başlamamış olması. Kurumsal kimliği güçlü iki partinin kısa sürede kurduğu bu ilişkinin, baskın bir erken seçimde muhalefetin ittifak kurmasına izin vermeyecek şekilde avantaja dönüştürülebileceği düşüncesi de öne yaklaşımlardan.</p>
<p>Söz konusu durumları sebebiyle erken seçimin iktidarın lehine olabileceği yorumları, bir gerçekliğe karşılık geliyor. Popülist bir siyaset zemini içerisinde konuştuğumuzda ve bugüne kadarki iktidarların seçime gitme pratiklerine baktığımızda Ak Parti’nin de benzer bir girişimde bulunması ilk bakışta reel politik içerisinde uygun görünebilir. Dolayısıyla yukarıda saydığımız konjonktürel durumlar, erken seçim kararının Cumhur İttifakı için avantajlar sağlayabileceği yorumlarını güçlü kılıyor.</p>
<p>Ancak burada Recep Tayyip Erdoğan faktörünü iyi görmemiz gerekiyor. Öncelikle bugüne kadarki seçimle ilgili pratiklerine baktığımızda Tayyip Erdoğan’ın sadece kendi partisi lehine olabilecek bir avantajın üzerine siyaset inşa etmediğini, bu nedenle erken seçim ya da seçime yönelik diğer popülist yaklaşımları sergilemediğini görüyoruz. Defalarca yerel ve genel seçimlere giren siyasal iktidarın bu konuda kendini yeterince ispatladığı biliniyor. Bu süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın erken seçim ile ilgili tek istisnası Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı süresinde yaşanan 367 krizi ve sistemin kilitlenmesi idi. Bu süreçte halkı hakem kılan bir strateji ile erken seçim kararı alan Erdoğan’ın bu kararı, toplum tarafından güçlü bir şekilde destek buldu. 27 Nisan’daki e-muhtıra ile birlikte meşru siyasetin üstüne gelindiği bir süreçte halk, siyaset kurumuna sahip çıktı.</p>
<p>Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tüm bunları ve erken seçim kararının getireceği avantajları bildiğinden herkes emin. Cumhurbaşkanı Erdoğan on yıllara dayanan ve her seçimden başarıyla çıkan bir siyasi tecrübeye sahip. Dolayısıyla tüm bu avantajların farkında olmasına rağmen sorulara hep “erken seçim yok” cevabını verişini iyi analiz etmek gerekiyor.<br />
İlk cevabın “meşruiyet” kavramında saklı olabileceğini ifade edebiliriz. Herhangi bir olağanüstü olay ya da krize dayanmadan alınacak bir erken seçim kararı, siyasi ve toplumsal meşruiyet bakımından sorunlu olacaktır. Az önce de değindiğimiz gibi 367 kararı sonrası alınan erken seçim kararını halk desteklemiş ve sandıklarda da bu yönde oyunu kullanmıştır. Ancak bu gibi bir kriz, olağanüstü iç ya da dış gelişmeler, erken seçim kararını meşru kılar. Bunu da yıllara dayanan tecrübesiyle en iyi bir şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan bilir. Zira siyaset kurumları içerisinde buna en çok dikkat eden hep kendisi olmuştur. Bu da onu başarıya götüren en başat faktörlerden biridir.</p>
<p>Peki böyle bir olağanüstü durum ya da kriz olmadan alınan bir erken seçim kararının meşruiyeti olamaz mı? Elbette bu da mümkündür. Türkiye’nin erken seçime gitmesinin hangi sorunları ve hangi olumsuz gelişmeleri ortadan kaldırılacağı topluma iyi anlatılırsa ve toplum bunu kabul ederse yine meşruiyet sağlanmış olur. Karşılıklı ikna ve rızaya dayalı olan bu süreçlerde önemli olan ülkenin karşılaşabileceği tehlike, tehdit veya kalkınma, atılım, gelişme gibi nedenlerin akla ve en önemlisi toplumsal vicdana uygun olmasıdır. Bu yönden bakıldığında, AK Parti ile MHP bunu sağladıkları ölçüde erken seçim için karar alabilirler elbette. Zira ülkenin şu anda karşılaştığı tehlikeleri, yakın ve orta vadeli tehditleri ya da kaçırabileceği fırsatları en iyi değerlendirme konumunda olanlar, ülkeyi yönetmeleri hasebiyle bu bilgilere sahip olanlardır.</p>
<p>Türkiye’ye yönelik son yıllarda artan saldırıların odağında yeni hükümet sisteminin tesis edilmesini önlemek vardır. Bu açıdan ülkenin tam bağımsızlaşacağı bu sistemin bir an önce hayata geçirilmesini kendilerine dayanak noktası yaparak bir meşruiyet zemini oluşturabilirler. Örneğimizden yola çıkarsak, milleti merkeze alan hükümet sisteminin bir an önce uygulanmasının hayati değerde olduğu, topluma iyi anlatılabilirse meşruiyet açısından bir sorun kalmayacaktır. Karar sonunda demokrasi işleyecek ve toplum tercihini sandıkta yapacaktır. Halk, alınacak erken seçimin gerekliliği konusuna ikna olmuşsa iktidarı destekleyecek, sandıktan çoğunluk olarak çıkmasını sağlayacak; ikna olmamışsa bunu yine sandıkta muhalefeti destekleyerek gösterecek ve erken seçim kararı alanları cezalandıracaktır. Nihayetinde bu bir risk alma ve inanma meselesidir.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Temmuz gecesi verdiği ilk tepkiden (Halkın gücünün üstünde bir güç tanımadım ben şimdiye kadar) anlaşılacağı üzere toplumsal ve siyasal meşruiyet kavramlarına ve milletin iradesine en fazla değer veren siyasetçi yine kendisidir. Dolayısıyla erken seçim kararı tartışmaları ülkenin kaderinin, yönünün, karşılaşacağı tehdit ve tehlikelerin, fırsatların ve imkânların konuşulacağı bir zeminde yapılmalıdır. Konjonktürel fırsatlar üzerinden yapılan tartışmalar hem Türkiye’ye hem siyaset kurumuna hem de bugüne kadar ülkeyi başarıyla yönetmiş siyasal iktidara zarar verir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/siyasetin-yeni-kodu-ittifaklar-ve-erken-secim-tartismalari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
