<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Endülüs &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/endulus/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 24 Jan 2020 06:45:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Endülüs &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Endülüs İslâm Medeniyeti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/endulus-islam-medeniyeti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/endulus-islam-medeniyeti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jan 2020 06:45:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13508</guid>

					<description><![CDATA[a. Endülüs medeniyeti, İslam&#8217;ın tüm beşeri geleneklerin geçmişi, aslı, kökü ve aradığı hakikat olduğunu ilmi eserleriyle, siyasetiyle ve sanat yapıtlarıyla somut olarak gösterdi. b. Endülüslü Müslümanların, pratik açıdan &#8220;en iyi birlikte yaşanabilir komşular&#8221; oldukları meydana getirdikleri kültürlerarası ortamla ( convivenza) ortaya çıktı.. c. İslam toprakları olarak yüksek teolojik bilimsel-kültürel değerlerin üstüne Batı&#8217;dakiler dahil kendi entelektüel ve bilimsel birikimlerini ekleyerek ortaya koydukları &#8220;Doğu-Batı dünyalarının ortak zihinsel ürünü &#8220;tamamlanmış medeniyetidir&#8221;&#8230;.. d. Çünkü Al- Andulucia, kendinden öncekileri kendinde toplamış ve kendinden sonrakileri de aydınlatmış (ﺍﻷﻨﺩﻠﺱ ﺠﻤﻌﺖ ﻣﺍ ﻗﺑﻟﻬﺂ ﻮ ﺍﺿﺂﺀﺕ ﻤﺍ ﺒﻌﺩﻫﺂ ) böylece Aydınlanma Çağı&#8217;nın gerçek mimarı olmuştur &#8230; e. Endülüs&#8217;un sonu İslamifobik bir durum ve fenomenolojik bir trajedidir; Avrupa&#8217;ya insan olmayı öğreten yüksek bir kültür bizzat vahşi ve insani olmayan kaba güç ve tiran bir idare ile geriletildikten ve haince ele geçirildikten sonra hayat tarzlarını ve dinlerini zorla değiştirten Katolik Hristiyan dünyasına karşı sessiz ve bireysel protesto olarak kendi kültür ya da kimliklerini canları pahasına muhafaza etmelerini ama sonunda ortaya çıkan bir şahsiyet kaybını temsil eder&#8230; f. El- Endülüs, bir Avrupa İslam Formu ve Avrupalı Müslümanlar türü olarak İslam&#8217;ın Batı&#8217;ya bir hediyesidir&#8221;&#8230;. Prof. Dr. Mustafa ALICI]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>a. Endülüs medeniyeti, İslam&#8217;ın tüm beşeri geleneklerin geçmişi, aslı, kökü ve aradığı hakikat olduğunu ilmi eserleriyle, siyasetiyle ve sanat yapıtlarıyla somut olarak gösterdi.<br />
b. Endülüslü Müslümanların, pratik açıdan &#8220;en iyi birlikte yaşanabilir komşular&#8221; oldukları meydana getirdikleri kültürlerarası ortamla ( convivenza) ortaya çıktı..<br />
c. İslam toprakları olarak yüksek teolojik bilimsel-kültürel değerlerin üstüne Batı&#8217;dakiler dahil kendi entelektüel ve bilimsel birikimlerini ekleyerek ortaya koydukları &#8220;Doğu-Batı dünyalarının ortak zihinsel ürünü &#8220;tamamlanmış medeniyetidir&#8221;&#8230;..<br />
d. Çünkü Al- Andulucia, kendinden öncekileri kendinde toplamış ve kendinden sonrakileri de aydınlatmış (ﺍﻷﻨﺩﻠﺱ ﺠﻤﻌﺖ ﻣﺍ ﻗﺑﻟﻬﺂ ﻮ ﺍﺿﺂﺀﺕ ﻤﺍ ﺒﻌﺩﻫﺂ ) böylece Aydınlanma Çağı&#8217;nın gerçek mimarı olmuştur &#8230;<br />
e. Endülüs&#8217;un sonu İslamifobik bir durum ve fenomenolojik bir trajedidir; Avrupa&#8217;ya insan olmayı öğreten yüksek bir kültür bizzat vahşi ve insani olmayan kaba güç ve tiran bir idare ile geriletildikten ve haince ele geçirildikten sonra hayat tarzlarını ve dinlerini zorla değiştirten Katolik Hristiyan dünyasına karşı sessiz ve bireysel protesto olarak kendi kültür ya da kimliklerini canları pahasına muhafaza etmelerini ama sonunda ortaya çıkan bir şahsiyet kaybını temsil eder&#8230;<br />
f. El- Endülüs, bir Avrupa İslam Formu ve Avrupalı Müslümanlar türü olarak İslam&#8217;ın Batı&#8217;ya bir hediyesidir&#8221;&#8230;.<br />
Prof. Dr. Mustafa ALICI</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/endulus-islam-medeniyeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Endülüs’te Medeniyetimizi Suriye’de İnsanlığımızı Kaybettik</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/enduluste-medeniyetimizi-suriyede-insanligimizi-kaybettik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/enduluste-medeniyetimizi-suriyede-insanligimizi-kaybettik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erkan Baysal]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jun 2019 12:04:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Beytü'l-Hikme]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10947</guid>

					<description><![CDATA[Asırlar sonra Endülüs’te kaybedilenin “İslam Medeniyeti” olduğu anlaşıldığı gibi Suriye’de kaybedilenin ise “insanlık/insanlığımız” olduğu ileriki yıllarda anlaşılacaktır. Çünkü orada kaybedilen sadece Suriye halkı ve Suriye’de yaşayan farklı kesimler değil bizatihi “insanlığın” kendisidir. Bir din ve medeniyet olarak İslam’ın temel özellikleri vardır. En önemli özelliklerinden birisi, ilmî ve felsefî geleneklerin bulunmadığı Arap Yarımadası’nda ortaya çıktıktan kısa bir süre sonra kendine has “bilim anlayışı”, “felsefe sistemi” ve “düşünce metodolojisi”ni inşa etmiş olmasıdır. İslam bilim ve düşünce tarihini bilenler, Müslümanların erken dönemde kısa denecek bir sürede bu konuda büyük bir başarı elde ettiklerini, asırlardan itibaren devam edegelen birçok felsefe ve düşünce havzalarını geride bıraktıklarını itiraf etmektedirler. Müslüman filozof ve bilim insanları, Kur’an ve İslam kültürü ile birlikte başta Yunan, Hint ve İran olmak üzere kendilerine intikal eden ilmi ve felsefi birikimlerden azami derecede istifade etmişlerdir. Dünyanın birçok yerinde unutulmaya yüz tutan mantık, tıp, felsefe ve diğer ilimleri tahlil ederek ve bu konuda yazılmış eserlerin büyük bir kısmını Arapçaya tercüme ederek onların zayi olmasını önlediler. Emevî Halifesi Halid İbn Yezid (ö. 85/704 [?]) döneminde başlayan bu süreç, Me’mun (ö. 218/833)  döneminde kurumsallaşarak Orta Çağ ilimler akademisi konumuna ulaşan Beytü’l-hikme’nin ortaya çıkmasına vesile oldu. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, Müslüman âlimlerin sadece tercüme ile &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><b>Asırlar sonra Endülüs’te kaybedilenin “İslam Medeniyeti” olduğu anlaşıldığı gibi Suriye’de kaybedilenin ise “insanlık/insanlığımız” olduğu ileriki yıllarda anlaşılacaktır. Çünkü orada kaybedilen sadece Suriye halkı ve Suriye’de yaşayan farklı kesimler değil </b></span><span class="s1"><b>bizatihi “insanlığın” kendisidir.</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir din ve medeniyet olarak İslam’ın temel özellikleri vardır. En önemli özelliklerinden birisi, ilmî ve felsefî geleneklerin bulunmadığı Arap Yarımadası’nda ortaya çıktıktan kısa bir süre sonra kendine has “bilim anlayışı”, “felsefe sistemi” ve “düşünce metodolojisi”ni inşa etmiş olmasıdır. İslam bilim ve düşünce tarihini bilenler, Müslümanların erken dönemde kısa denecek bir sürede bu konuda büyük bir başarı elde ettiklerini, asırlardan itibaren devam edegelen birçok felsefe ve düşünce havzalarını geride bıraktıklarını itiraf etmektedirler. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Müslüman filozof ve bilim insanları, Kur’an ve İslam kültürü ile birlikte başta Yunan, Hint ve İran olmak üzere kendilerine intikal eden ilmi ve felsefi birikimlerden azami derecede istifade etmişlerdir. Dünyanın birçok yerinde unutulmaya yüz tutan mantık, tıp, felsefe ve diğer ilimleri tahlil ederek ve bu konuda yazılmış eserlerin büyük bir kısmını Arapçaya tercüme ederek onların zayi olmasını önlediler. Emevî Halifesi Halid İbn Yezid (ö. 85/704 [?]) döneminde başlayan bu süreç, Me’mun (ö. 218/833)<span class="Apple-converted-space">  </span>döneminde kurumsallaşarak Orta Çağ ilimler akademisi konumuna ulaşan Beytü’l-hikme’nin ortaya çıkmasına vesile oldu. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, Müslüman âlimlerin sadece tercüme ile yetinmemiş olmalarıdır. Onlar, İslam dünyasının son birkaç asırdır Batı kültürü ve felsefesi karşısında sergilediği tutumun tam aksine miras aldıkları ilmî ve felsefî geleneklere karşı tamamen “pasif” ve “alıcı” konumunda değildiler. Bilakis büyük gayretler sarf ederek, adeta kılı kırk yararak kadim ilim ve felsefe geleneğini İslam’ın kesin ilkelerine hizmet edecek şekilde tanzim ettiler veya yeniden yorumladılar. Böylelikle İslam medeniyetinin kendine has bir dünya görüşü ve bilim anlayışını tesis ettiler. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Elbette bu konuda tamamen başarılı oldukları ve hatasız oldukları söylenemez. Ancak onların bu konudaki ilmi gayretlerinin bir benzerine tarihte çok ender rastlanmaktadır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Bunun en iyi örneklerinden birisi “atom”, “cevher/töz” ve “araz/ilinti”dir. Atom nazariyesi, evren ve işleyişini anlamak için Demokritos (ö: M.Ö. 460-470) tarafından savunulan bir “kuram”dı. Bu teorinin kendi çağında veya mahallinde günümüzdeki Kuantum teorisi işlevini gördüğünü söylemek mümkündür. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Aristo’dan sonra bu kuram etkisini yitirmeye başladı. İslam düşüncesinde atomcu anlayışın savunucusu Ebü’l-Hüzeyl Allâf’tan (ö. 235/849-50 [?])itibaren atomcu anlayış asırlar boyu kelam ilminde varlığını sürdürdü. Burada dikkat çekmek istediğimiz husus, Müslüman âlimler Antik Yunan düşüncesinden bu kuramı alırken ona İslâmî bir form giydirerek onu gerek “Allah’ın varlığını” ispat etmede gerekse “âlemin hadis” olduğunu temellendirmede kullanmalarıdır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2"><b>“Yüksek” ve En Güçlü “Kaleler”</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">İslam bilim, düşünce ve felsefe tarihinde yukarıda ifade edilen misyonu yüklenen önemli şehirler öne çıkmıştır. Yarasını hâlâ yüreğimizde ve zihnimizde taşıdığımız Endülüs; İslam din, bilim, sanat, felsefe ve kültürün en “yüksek” ve en “güçlü” kalelerinden biriydi. Bağdat, Şam, Horasan, Semerkant, Kahire ve Musul diğer önemli kalelerdendi. Ancak Endülüs medeniyetini diğerlerinden ayıran, hatta onlardan üstün kılan bazı özellikler vardır. En önemlisi de onun kendine has metot ve güçlü birikimiyle Avrupa’da asırlarca ilim, felsefe ve sanatın bayraktarlığını yapmasıdır. Bu nedenle Endülüs’te ortaya konulan ilmi ve felsefi birikimin üç temel özelliği göze çarpmaktadır. Birincisi, “aklî yönelim”in baskın olması; ikincisi “sentezci ve diyalektik” olması; üçüncüsü ise “cihanşümul” olmasıdır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Uzayı temsil eden bir gök küresi kuran ve Avrupa’da astronominin gelişmesinde etkili Sindhind tablolarının çizimlerini yapan, bir ara uçmayı denediyse de yaptığı uçuş takımında kuyruk kısmı bulunmadığı için inişi çok sert olan ve ölümden zor kurtulan (DİA) büyük kimyacı ve fizikçi İbn Fernâs (ö. 274/887), fizik, kimya, matematik ve mantık otoritesi Mesleme el-Macrîtî (ö. 398/1008), çağının en büyük tıp otoritesi, Müslümanlardan ameliyatla ilgili ilk eser yazan Ebü’l-Kasım ez-Zehrâvî (ö. 404/1013) İbn Hazm (ö. 456/1064), Ebu Ubeyd el-Bekrî (ö. 487/1094), İbn Zerkâle (ö. 493/1100), İbn Rüşt (ö. 595/1198), İbn Bacce (ö. 533/1139), İbnü’l-Baytâr (ö. 646/1248), ve Şatıbi (ö. 790/1388) Endülüs İslam medeniyetinin yetiştirdiği âlimlerden sadece birkaçıdır. Başta İslam bilim ve kültürü olmak üzere ilim ve felsefe geleneklerini Batı toplumlarına aktaran ve orada büyük bir çığır açanlar ismi geçen filozof, âlim ve bilim adamlarıydı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ancak kaderin ve tarihin bir cilvesi olarak Endülüs İslam medeniyeti ortadan kalktı/kaldırıldı. Hristiyanlar oraya hâkim olduktan sonra Müslümanları ya tehcire zorladılar ya da Hristiyanlaştırdılar. Endülüs’ün Müslümanların elinden alınması sadece bir siyasi zümre veya toplumun ortadan kaldırılması değil; bizatihi oradaki İslam bilim, kültür ve felsefesinin ortadan kaldırılmasıdır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2"><b>Hiçbir İnsani ve Toplumsal Felaket Zamanında Tam Olarak Kavranmış Değildir</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Günümüz İslam dünyasına baktığımızda benzer bir durum söz konusudur. Yıllardır bütün dünyanın gözü önünde Suriye İç Savaşı devam etmektedir. Dünyanın neredeyse bütün güçleri orada nüfuz peşindedir. Her biri pay sahibi olmak için elinden geleni yapmaktadır. Başta İran ve Suudi Arabistan olmak üzere Müslüman ülkeler de bu günahın ortaklarıdır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Orada yıkılan şehirler, tehcir edilen siviller, tacize ve tecavüze uğrayan kadınlar, denizlerde boğulan çocuklar, katledilen aydınlar, bombalanan camiler, okullar, hastaneler ve tarihi eserler, iş yerlerinde düşük ücretlerle köle gibi çalıştırılan gençler, körfez zenginleri pazarında satılan masum kızlar, toprağın altına gömülen yüzbinler ve zindanlarda en acımasız işkencelere maruz kalan tutuklular, genelde modern dünyanın özelde İslam dünyasının ikiyüzlülüğü ve nifakını ortaya koymaktadır. Bu acımasız durum, başta savaştan kaçarak hayatını bir şekilde kurtaran bir kısım Suriyeliler olmak üzere kimsenin umurunda değildir. Oradaki insani trajediyi dert edinenlerin sayıları oldukça sınırlıdır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Hiçbir insani ve toplumsal felaket zamanında tam olarak kavranmış değildir. Kuşkusuz Suriye’deki iç savaş, bölgesel ve küresel güçlerin nüfuz kavgaları da bunlardan biridir. Yıllardır Suriye’de devam etmekte olan iç savaşın sonuçları, özellikle Müslüman toplumlar için çok ağır olacaktır. Başta Türkiye olmak üzere Suriye’ye komşu olan bütün ülkeler bunun acısını yaşamakla birlikte Suriye İç Savaşı’nın bir kısım yaraları daha taze olduğu için oradaki insânî felaket tam olarak kavranmış değildir. Katledilen ve tehcir edilen milyonlarca insan ile yıkılan şehirlerin daha büyük sonuçları doğuracağı muhakkaktır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Ebu’l-Hasan en-Nedvî’nin (ö. 1999) “Mâzâ hasire’l-âlem bi’nhitâti’l-müslimîn/Müslümanların gerilemesi ile dünya ne kaybetti?” isimli meşhur bir eseri vardır. Bu eserde, tarihi ve ilmi veriler ışığında Hz. Peygamber döneminden modern zamana kadar Müslümanların insanlığa kazandırdığı hususlar ana hatlarıyla ele alınmaya çalışılmaktadır. Bu şekilde İslam dünyasının daha sonra gerilemesinin insanlığa neleri kaybettirdiği sonuçlarına ulaşılmak istenmektedir. Çünkü bir medeniyetin düşmesinde kayıplar tespit edilmedikçe kazanımların tekrar elde edilmesi söz konusu değildir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Bunun gibi yıllardır devam etmekte olan Suriye İç Savaşı’ndan nelerin kaybedildiğinin çok iyi bilinmesi gerekir. Başladığı günden itibaren Suriye’deki gelişmeleri takip eden ve ona dair geniş bir makale yayınlayan (http://www.yorungedergi.com/2019/02/suriye-savasi-ve-cografyamizin-gelecegi/) biri olarak şunu ifade etmek isterim: </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Asırlar sonra Endülüs’te kaybedilenin “İslam Medeniyeti” olduğu anlaşıldığı gibi Suriye’de kaybedilenin ise “insanlık/insanlığımız” olduğu ileriki yıllarda anlaşılacaktır. Çünkü orada kaybedilen sadece Suriye halkı ve Suriye’de yaşayan farklı kesimler değil bizatihi “insanlığın” kendisidir.<span class="Apple-converted-space">   </span></span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/enduluste-medeniyetimizi-suriyede-insanligimizi-kaybettik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Endülüs &#8211; İslam Havzasından  Avrupa Dillerine Geçen Kavramlar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/endulus-islam-havzasindan-avrupa-dillerine-gecen-kavramlar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/endulus-islam-havzasindan-avrupa-dillerine-gecen-kavramlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2019 07:19:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7761</guid>

					<description><![CDATA[Müşterek yaşam kültürünün olgunlaştığı ve tarihteki en değerli örneklerini sunan Müslümanların kontrolündeki Endülüs, bünyesinde Yahudi, Hristiyan ve Müslüman inanç topluluklarını barındırdığı gibi farklı etnik köken ve dile sahip grupların bir aradalığına imkan sağlıyordu. Bu ortak yaşam birçok hususta benzeşmeyi getirdiği gibi kullanılan lisanların etkileşiminde de kendini gösterdi. Bir kültür tarihi araştırması olan bu çalışmada ele alınan kelime ve kavramların büyük ekseriyeti Endülüs menşelidir. Yani Doğu İslam ülkesi Maşrık’tan ziyade, Endülüs kültür havzası Mağrib’den İspanya’daki Kastilyanca, Katalanca gibi yerel diller yanında Portekizce, İtalyanca, Fransızca ve İngilizce gibi diğer Avrupa dillerine geçmiş olan kelimelerdir.1 Endülüs, müşterek kültürün hâkim olduğu toplumsal bir ortamdı. Bir arada yaşayan üç büyük topluluk olan Yahudiler ve Hristiyanlar ve Müslümanlardan her birinin kendi lisanları vardı. Bunlar Arapça, Berberîce, İspanyolca (aslında Kastilyanca ve diğer yerel dilleri kısmen kapsar), Portekizce, Latince, İbranice ve Fransızca’dır. Bu lisanların fetih yıllarından itibaren karışmasıyla ise ortaya Endülüs Acemiyyesi (el-Acemiyye) adında yeni bir halk dili çıkmıştı. İber Yarımadası’nda bu lisanlar dışında Galicia bölgesinde olduğu gibi başka farklı dil ve lehçeler de mevcuttu. Bu zengin lisan ortamında edebiyatçı ve âlimlerin, bütün lisanları kolayca öğrenme imkânları vardı2 ki, bugün bu imkânın ne derece mühim olduğu daha kolay anlaşılabilmektedir. Bir arada yaşama kültürü convivencianın doğal bir sonucu olarak Arapçanın ve bazı Müslüman &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Müşterek yaşam kültürünün olgunlaştığı ve tarihteki en değerli örneklerini sunan Müslümanların kontrolündeki Endülüs, bünyesinde Yahudi, Hristiyan ve Müslüman inanç topluluklarını barındırdığı gibi farklı etnik köken ve dile sahip grupların bir aradalığına imkan sağlıyordu. Bu ortak yaşam birçok hususta benzeşmeyi getirdiği gibi kullanılan lisanların etkileşiminde de kendini gösterdi.</strong></p>
<p>Bir kültür tarihi araştırması olan bu çalışmada ele alınan kelime ve kavramların büyük ekseriyeti Endülüs menşelidir. Yani Doğu İslam ülkesi Maşrık’tan ziyade, Endülüs kültür havzası Mağrib’den İspanya’daki Kastilyanca, Katalanca gibi yerel diller yanında Portekizce, İtalyanca, Fransızca ve İngilizce gibi diğer Avrupa dillerine geçmiş olan kelimelerdir.<sup>1</sup></p>
<p>Endülüs, müşterek kültürün hâkim olduğu toplumsal bir ortamdı. Bir arada yaşayan üç büyük topluluk olan Yahudiler ve Hristiyanlar ve Müslümanlardan her birinin kendi lisanları vardı. Bunlar Arapça, Berberîce, İspanyolca (aslında Kastilyanca ve diğer yerel dilleri kısmen kapsar), Portekizce, Latince, İbranice ve Fransızca’dır. Bu lisanların fetih yıllarından itibaren karışmasıyla ise ortaya <em>Endülüs Acemiyyesi </em>(el-Acemiyye) adında yeni bir halk dili çıkmıştı. İber Yarımadası’nda bu lisanlar dışında Galicia bölgesinde olduğu gibi başka farklı dil ve lehçeler de mevcuttu. Bu zengin lisan ortamında edebiyatçı ve âlimlerin, bütün lisanları kolayca öğrenme imkânları vardı<sup>2</sup> ki, bugün bu imkânın ne derece mühim olduğu daha kolay anlaşılabilmektedir.</p>
<p>Bir arada yaşama kültürü <em>convivencia</em>nın doğal bir sonucu olarak Arapçanın ve bazı Müslüman geleneklerinin zamanla yerli halk arasında yayılmış olması nasıl bir gerçekse, aynı şekilde yerli halkın dili olan Latince ve lehçelerinin ya da bu dilin İspanya ağzı olan Romance’nin konuşma dili olarak Müslüman halk arasında yayılmış olması da gözlemlenebilen toplumsal bir olguydu. Böylesine zengin kültürel ortamda Endülüslüler, Endülüs Acemiyyesi’nin etkisiyle iki büyük orijinal edebi ürüne sahip olmuşlardı. Bunlar, farklı kültürden insanları eğlence vasıtasıyla kaynaştıran çok etkili şiir türleri <em>müveşşah</em> ile <em>zecel</em>idi. Dolayısıyla, birçok lisanın taşıdığı anlamlar, hayaller ve semboller dünyasına tarafların sahip olduğu ilim gelenekleri ve üretim-tüketim alışkanlıklarını da ekleyince, bu manzara altında Endülüs halkının kültür seviyesinin ilk iki asır sonunda diğer milletlere oranla daha yüksek ve etkili hale dönüşmesi anlaşılabilir bir husustur. Bu gerçeği, Sâid el-Endelüsî, İbnü’l-Faradî, Humeydî,  İbn Bessâm, İbn Beşküvâl, İbnü&#8217;l-Ebbâr, İbn Abdülmelik, İbnü&#8217;l-Hatîb, İbn Hallikân, İbn Ebû Usaybia, İbnü&#8217;l-Esîr, İbn Dihye, İbnü&#8217;z-Zübeyr, İbn Cübeyr ve Makkarî gibi müelliflerin eserlerinde görmek mümkündür.<sup>3</sup></p>
<p>Endülüs’ten İspanya-Avrupa’ya geçen kelimeler içinde en çok dikkat çekenleri şüphesiz tarım, zanaat ve ticaret gibi gündelik hayatı kolaylaştıran ve toplumsal refahı artıran tekniklere ait olanlardı. Meselâ, sulama teknik terimlerinden İspanyolca “noria” (su çarkı, su dolabı) Arapça “en-nâûre”den (ﺓﺭﻮﻋﺂﻧﺍﻟ), “acequia” (su kanalı, sulama sistemi) “es-sâkıye”den (ﺍﻠﺳﺎﻗﻳﺔ) ve “arcaduz” (su borusu, suçarkı kepçesi) “el-kâdûs”tan (ﺲﻭﺩﺂﻘﻟﺍ) gelmektedir. Müslümanlar pirinç, pamuk, şeker kamışı, dut, hurma, gül, şeftali, kayısı, portakal gibi meyve çeşitleri yanında, zirâî çiçekler ve sebze çeşitlerini Maşrık’tan Endülüs’e getirmiş ve orada bu mahsullerin üretimini yaygınlaştırmışlardır. Daha sonra bu ürünler Müslümanlardan İspanyalılara, onlardan da Avrupa ülkelerine yayılmıştır. Bu ürünlerin İspanyolca’daki isimleri de bu gerçeği kanıtlar niteliktedir. Meselâ, “albaricoque” (kayısı, mışmış) “el-berkûk”tan (ﻕﻮﻗﺮﺒﻟﺍ), “lemon” (limon) “el-leymûn”dan (ﻥﻮﻤﻴﻠﻟﺍ), “aceituna” (zeytin) “ez-zeytûn”dan (ﺍﻟﺯﻴﺗﻮن), “naranja” (nârenciye) “en-nârenc”den (ﺍﻟﻨﺎﺮﻨﺞ), “azucar” (şeker) “es-sükker”den (ﺍﻟﺴﻜﺮ) gelen kelimelerdir.</p>
<p>Diğer örneklere bakıldığında şu kelime ve kavramlar dikkat çekmektedir. “Fonda” veya “alfóndega” ya da “alhóndiga”nın kaynağı (han, tahıl deposu, otel) “el-fünduk” (ﻕﺪﻨﻓﺍﻟ), “tahona”nın (değirmen) “et-tâhûne” (ﺔﻧﻮﺣﺂﻁﺍﻟ), “tarifa”nın (tarif, tanımlama) “et-ta’rîf” (ﻒﻳﺮﻌﺗﺍﻟ), “erros”un (pirinç) “el-ürz” (ﺯﺭﻷﺍ), “alacena” veya “alhacena”nın (dolap, yüklük, büfe) “el-hizâne” (ﺔﻧﺍﺰﺨﻟﺍ), “almohada”nın (yanak yastığı) “el-mühadde” (ﺓﺪﺨﻤﻟﺍ), “adoquin”nin (taş döşenmiş kaldırım) “ed-dükân” (ﻥﺂﻜﺪﻟﺍ), “alquilar”ın (kiraya verilen şeyin ücreti, kiralamak, kiraya vermek) “el-kirâ” (ﻯﺮﻜﻟﺍ) veya “el-îcâr” (ﺍﻹﻴﺟﺎﺭ), “alcalde”nin (kadı, şehrin en yüksek idarecisi) “el-kâdî” (ﻲﺿﺂﻘﻟﺍ), “alcoba”nın (kubbe) “el-kubbe” (ﺔﺒﻘﻟﺍ), “albanil”in (bina) “el-binâ” (ﺀﺂﻨﺒﻟﺍ) ve “fulano”nun (filan) kaynağı da “fülân”dır (ﻥﻼﻓ). Bugünkü İspanyolca’da kullanılmayıp Portekizce’ye girmiş olan kelimelerden bazıları da şunlardır: “Alcatifa” (tüysüz kadife bitkisi, duvar halısı) “el-katîfe” (ﺔﻔﻴﻄﻘﻟﺍ), “alfajate” (terzi) “el-hayyât” (ﻁﺂﻴﺨﻟﺍ), “safora” (sahra, çöl) “sahrâ” (ﺀﺁﺮﺤﺻ) ve “arretel”in (rıtıl) “er-rıtl” (ﻞﻃﺮﻟﺍ).</p>
<p>Konunun coğrafi örnekleri babında dağlar, tepeler, adalar, sâhiller, nehirler, denizler, mağaralar, bahçeler, ağaç ve çiçekler, renkler ve yıldızlar, ovalar ve vâdiler gibi tabiat mekânları; otlaklar, ekim alanları, köyler, şehirler, yapılar, sokaklar, yollar, köprüler, kaleler, değirmenler ve kuleler gibi insan ürünü eserler yönünden de örnekleri sayısız miktardadır. Meselâ, dağ anlamındaki “cebel” (ﻞﺒﺟ) kelimesi “Yébel” ve “jabal” şeklinde İspanyolca’ya geçmiştir. “el-Müdevver” (ﺭﻭﺪﻤﻟﺍ) kelimesi “Almodâvâr del Rio” şehrine isim olmuş ve “vâdî” (ﻱﺩﺁﻭ) kelimesiyle başlayan “el-Vâdî’l-kebîr” (ﺮﻴﺒﻜﻟﺍ ﻯﺩﻮﻟﺍ) “Guadalquivir”, “Vâdî’l-hicâre” (ﻩﺭﺎﺠﺣﻟﺍ ﻯﺩﺁﻮ) “Guadalajara”, “Vâdî’l-ebyaz” (ﻷﺒﻳﺾﺍ ﻯﺩﻮﻟﺍ) “Guadalaviar”, “Vâdî’l-kanâl” (ﻝﺂﻨﻘﻟﺍ ﻯﺩﺁﻮ) “Guadalcanal”, “Vâdî’l-kasr” (ﺮﺼﻘﻟﺍ ﻯﺩﺁﻮ) “Guadalcazar”, “Vâdî’l-kutn” (ﻦﻄﻘﻟﺍ ﻯﺩﺁﻮ) “Guadalcoton” gibi pek çok coğrafî isim vardır. Ayrıca kılık kıyâfet, hendese, mimârî, süsleme gibi hayatın pekçok alanındaki eşya isim ve kavramları İspanyolca’ya Endülüs Arapçası’ndan geçmiştir.</p>
<p>Avrupa’da Romen rakamlarının yerini alan bugünkü Hint menşeli Arap rakamları ile sıfırın kullanılması, halen kullanılan “algebra” (cebir ilmi) “el-cebr” (ﺮﺒﺠﻟﺍ) yanında, “betelgeuse” (İkizler Evi, İkizler Burcu) “beytü’l-cevzâ’” (الجوزاء ﺑﻴﺕ) ve “cenit” (azimut, semt) “es-semt” (ﺖﻤﺴﻟﺍ) gibi terimler matematik ve astronomi sahasındaki Endülüs-İslam tesirleri hakkında fikir vermektedir. Özellikle astronomi ve tıp alanlarında Arapçadan Lâtinceye pek çok kitap tercüme edilmiş ve bu eserlerdeki terimler Arapça şekliyle hemen aynen muhâfaza edilmiştir. Günlük hayatın içinde insani ilişkileri de kolaylaştıran ve geliştiren diğer örnekleri şöyle sıralamak mümkündür:</p>
<p>Abacero: Sâhibü’z-zâd (ﺼﺎﺤﺐ ﺍﻟﺯﺍﺩ &#8211; bakkalcı); Aceche: ez-Zîc (ﺍﻟﺯﻳﺞ &#8211; astronomik hareketleri açıklayan kitap); Aceituna/Azeitona: ez-Zeytûne (ﺍﻟﺯﻳﺘﻭﻧﺔ &#8211; zeytin); Acemite: es-Semîd (ﺍﻟﺳﻣﻳﺪ &#8211; ince undan yapılan has ekmek); Ademán: ez-Zamân (الضمان – yasal garanti, tazmin, jest); Adiafa/Diafa: ed-Dıyâfe (ضيافةﺍﻟ &#8211; misafirperverlikten ve cömertlikten gelen ikram sofrası, seferden döndükten sonra denizcilere verilen ziyafet); Ajaquefa/Azaquefa: es-Sakîfe (ﺍﻟﺳﻘﻳﻓﺔ &#8211; Müslüman evlerindeki sofa, içavlu, örtülü revaklı avlu veya veranda, portiko); Alafia: el-Âfiye (ﺍﻟﻌﺎﻔﻳﺔ &#8211; âfiyet, sıhhat, maslahat, lütuf, af, merhamet); Alarife/Alarif: el-‘Arîf (ﺍﻟﻌﺮﻳﻒ &#8211; mimar, zekî kimse, uzman); Alberca: el-Berka (ﺍﻟﺑﺮﻗﺔ &#8211; yapay yüzme havuzu, sulama sisteminde su yatağı); Albollón: el-Bellâ’a (ﺍﻟﺑﻼﻋﺔ &#8211; kanalizasyon, pis su drenaj sistemi); Albufeira: el-Vüfeyre (ﺍﻠﻭﻔﻳﺮﺓ &#8211; bolluk, bereketli yer); Alcabala/Gabela/Gabelle: el-Kabâle (ﺍﻟﻗﺑﺎﻟﺔ &#8211; ticarî muameleler üzerine konan vergiler, senet, mesûliyet); Alcalá: Kal’a (ﺍﻠﻗﻠﻌﺔ &#8211; kale); Alfadía: el-Vedî’a (ﺍﻟﻭﺪﻳﻌﺔ &#8211; emanet); Algar: el-Câr (ﺍﻠﺟﺎﺮ &#8211; komşu); Algodon: el-Kutn (ﺍﻠﻗﻃﻦ &#8211; pamuk); Alhaquín: el-Hâikîn (ﺍﻠﺣﺎﺌﻛﻴﻦ &#8211; dokumacılar); Aljama:  el-Cemâ’a (ﺍﻠﺟﻣﺎﻋﺔ &#8211; cemaat); Almedina: el-Medîne (ﺍﻠﻣﺩﻳﻧﺔ &#8211; medine, şehir); Almirante: el-Emîr (ﺍﻷﻣﻴﺮ &#8211; komutan, amiral); Almunia: el-Münye (المنية &#8211; çiftlik); Alqueive: el-Kavb (ﺍﻠﻘﻭﺐ &#8211; nadas); Anafre: el-Furn (ﺍﻠﻓﺭﻦ &#8211; fırın, mangal, küçük soba); Arriate: er-Riyâd (ﺍﻟﺭﻴﺎﺾ &#8211; bahçe); Atijara: et-Ticâre (التجارة &#8211; ticaret); Azahares: el-Ezhâr (ﺍﻷﺯﻫﺎﺭ &#8211; portakal ve limon çiçekleri); Baraka: el-Bereke (بركةﺍﻠ &#8211; bereket); Camisa: Kamîs (ﻘﻣﻳﺺ – gömlek); Canal: el-Kanâl (القنال &#8211; su kanalı); Candil: Kındîl (ﻗﻧﺩﻳﻞ &#8211; lamba, kandil); Cantara: Kantara (ﻘﻧﻃﺭﺓ &#8211; köprü); Escabeche: es-Sikbâc (ﺍﻟﺳﻛﺒﺎﺝ &#8211; et, sirke, baharat, soğan vb. karışımdan yapılan bir çeşit yemek veya turşu turşu); Foz: el-Fevz (ﺍﻟﻓﻭﺰ &#8211; muvaffakiyet, kurtuluş); Garroba: el-Harrûb (الخروب &#8211; keçiboynuzu); Guájete: el-Müsteşâr (المستشار &#8211; danışman); Habiz: el-Habîs (ﺍﻟﺣﺑﻳﺲ &#8211; vakfedilen mal, vakıf); Hammam: Hammâm (حمّام – hamam); Jámila: Cemîle (جميلة – Cemile, güzel kadın); Jarcha: Harce (خرجة – Endülüs şâirlerinin Arapça veya İbranice söyledikleri geleneksel romantik şarkılar); Madraza: Medrese (ﻤﺩﺮﺴﺔ &#8211; medrese); Madrid: Macrît (ﻤﺟﺭﻴﻁ – esinti, esintili küçük tepe); Rambla: er-Rebîle (ﺍﻠﺭﺒﻳﻠﺔ &#8211; cadde, refah); Satín: Sâtı’ (ﺳﺎﻃﻊ &#8211; saten, parlak, atlas); Tarasí: et-Tarzî (ﺍﻠﻃﺭﺰﻱ &#8211; nakışçı, sırmacı); Toubib: Tabîb (طبيب &#8211; tabip); Zoco/Azogue/Açougue/Souk: es-Sûk (ﺍﻠﺴﻭﻕ &#8211; çarşı).<sup>4</sup></p>
<p>Görüldüğü gibi Müslümanlar, diğer medeniyetlere karşı üstün oldukları çağlarda kültürel hayatın belirleyicisi olmuşlardır. Bu bağlamda Endülüs, 8 asra yakın ömrünün ilk 4 asrında Doğu İslam ülkesi Maşrık ile adeta bütünleşmiş durumdaydı. Siyaseten farklı bir devlet olsa da sosyal, kültürel ve iktisadî alanlarda neredeyse tam bir birliktelik söz konusuydu. Asırlar süren kendi sosyo-kültürel gelişim sürecinde Endülüslüler, özellikle Doğu İslam ülkesinde gelişmiş olan İslam kültürünü bütün unsurlarıyla birlikte Endülüs’e taşıdılar ve kendilerine özgü hale gelecek şekilde geliştirdiler. Sonuçta ortaya Endülüs kültürü ve medeniyeti olarak adlandırılan tarihî bir gerçeklik çıkmış oldu. Her alanda çağdaşlarına karşı üstünlüğe sahip bulunan Endülüs İslam kültürü, İber Yarımadası’nda yaşayan Avrupa’nın yerlisi olan toplulukları ve onların tarihî uzantısı olan Franklar ile diğer Avrupa seçkinlerini kendisine hayran bırakmıştır. Asırlarca süren bu etkileme süreci içinde ise İslam medeniyetinin taşıyıcısı rolünü oynayan Arapçadan her alanda diğer Avrupa dillerine sayısız kelime geçmiştir. Bu kelimeler ve kavramlar ise çağdaş Batı uygarlığının beslendiği alana işaret etmektedir.</p>
<p><strong>LÜTFİ ŞEYBAN/BEYAZ TARİH</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/endulus-islam-havzasindan-avrupa-dillerine-gecen-kavramlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
