<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ekonomik Kriz &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/ekonomik-kriz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 May 2023 07:03:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Ekonomik Kriz &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dünkü Geçmişim Bugünkü Endişem</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dunku-gecmisim-bugunku-endisem/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dunku-gecmisim-bugunku-endisem/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 May 2023 07:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Kriz]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasi Kriz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18771</guid>

					<description><![CDATA[Çocuktum Kıbrıs çıkarmasıyla haberdar oldum gazetelerden. Haber yazarlarmış, insanları bilgilendirirlermiş. Bir de dedemin radyodan haber dinlemelerini takip ederdim. Şarkısı, türküsü olmayan sade müzikleri hiç anlamazdım. “Ne yapıyorlar diye” diye sorardım. “Acans başlayacak, saat dolduruyorlar yavrum” derdi. Demek ki, dedem de böyle bilirmiş. Kemik renkli kasası, düğmeleri ve ayar göstergesi alt kısmında olan radyomuzu bugün gibi hatırlıyorum. Kıbrıs’taki mücadeleye destek için köyden toplanan hayvanların traktör römorköründe götürülüşünü de. Büyükler kıvançlı, biz çocuklar heyecanlıydık. Gençliğimde tanıştım, pahalılık ve yoklukla. Yetmişlerin sonunda. Pahalılıktan çok yokluk koyuyordu insana. En temel maddeler yoktu, bu yüzden kimse parasını, pahalılığını, piyasasını düşünecek durumda değildi. Bakkallar kraldı, müşteriler önünde kuyruk. Yalvarır gözlerle bakkalın gözüne bakarlardı. Bazıları mütevazı idi, ama bazılarının krallık hoşuna gitmiyor da değildi. “Gelmedi, yok, bugün satmıyom.”&#160; Bazen de birkaç kat fiyat söylerlerdi. Sorulduğunda cevapları da hazırdı “Biz de böyle alıyoz, napalım? Canın isterse! İstersen alma!” Bu son söz yıkardı insanı. Bakkallara da diyecek bir şeyimiz yoktu. Neticede onlar birer aracıydı. Her evde bir veya birkaç kişi kuyruk kovalamakla görevliydi. Tüp kuyruğu, yağ kuyruğu, şeker kuyruğu… Çok kuyruklara girdim. Çok kuyruklar kovaladım. “Burada bitti, aha şu aşağı bakkalda varmış, koşun oraya!” derlerdi. Bütün kuyruktakiler oraya hücum ederdi. Evde tüp yok, yağ yok. Anam kıvranır, babam öfkelenir. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Çocuktum Kıbrıs çıkarmasıyla haberdar oldum gazetelerden. Haber yazarlarmış, insanları bilgilendirirlermiş. Bir de dedemin radyodan haber dinlemelerini takip ederdim. Şarkısı, türküsü olmayan sade müzikleri hiç anlamazdım. “Ne yapıyorlar diye” diye sorardım. “Acans başlayacak, saat dolduruyorlar yavrum” derdi. Demek ki, dedem de böyle bilirmiş.</p>



<p>Kemik renkli kasası, düğmeleri ve ayar göstergesi alt kısmında olan radyomuzu bugün gibi hatırlıyorum. Kıbrıs’taki mücadeleye destek için köyden toplanan hayvanların traktör römorköründe götürülüşünü de. Büyükler kıvançlı, biz çocuklar heyecanlıydık.</p>



<p>Gençliğimde tanıştım, pahalılık ve yoklukla. Yetmişlerin sonunda. Pahalılıktan çok yokluk koyuyordu insana. En temel maddeler yoktu, bu yüzden kimse parasını, pahalılığını, piyasasını düşünecek durumda değildi. Bakkallar kraldı, müşteriler önünde kuyruk. Yalvarır gözlerle bakkalın gözüne bakarlardı. Bazıları mütevazı idi, ama bazılarının krallık hoşuna gitmiyor da değildi. “Gelmedi, yok, bugün satmıyom.”&nbsp; Bazen de birkaç kat fiyat söylerlerdi. Sorulduğunda cevapları da hazırdı “Biz de böyle alıyoz, napalım? Canın isterse! İstersen alma!” Bu son söz yıkardı insanı.</p>



<p>Bakkallara da diyecek bir şeyimiz yoktu. Neticede onlar birer aracıydı.</p>



<p>Her evde bir veya birkaç kişi kuyruk kovalamakla görevliydi. Tüp kuyruğu, yağ kuyruğu, şeker kuyruğu… Çok kuyruklara girdim. Çok kuyruklar kovaladım. “Burada bitti, aha şu aşağı bakkalda varmış, koşun oraya!” derlerdi. Bütün kuyruktakiler oraya hücum ederdi.</p>



<p>Evde tüp yok, yağ yok. Anam kıvranır, babam öfkelenir. Allah’a şükür, yoksul değildik, ama tüp yoktu, yağ yoktu, şeker yoktu ve kömür bulmak çok zordu&#8230; Öyle kalitelisi değil, en düşük kalitedeki yoktu.</p>



<p>Seksenlerin sonu, doksanların başına geldik. İstanbul’da yaşamanın nasıl bir işkence olduğunu gördük. Musluğu açarsın, çeşmeden tıssss diye bir ses gelirdi. Hakkını yemeyelim, ayda bir kere de olsa, su da gelirdi. Çamur renkliydi ama suydu neticede. Ona bile razıydık. Allah’tan, oturduğumuz apartmanın deposu vardı da, tankerle su taşırdık. O yüzden çok zahmet çekmedik. Allah’a şükür! Çok değildi ama kıt kanaat geçinecek kadar gelirimiz vardı. İşte o günlerde içme suyunu damacanayla, kullanma suyunu tankerle alırdık. Haliç’in iğrenç kokusuna katlanabilirdik ama eve su gelmemesine katlanmak çok zordu.</p>



<p>Doksanların sonu bir başka âlemdi. Hani, bir insan, düşmanının bile aklına gelmeyecek bir kötülüğü kendi ülkesine yapmak istese, herhalde 28 Şubat gibi bir süreç başlatırdı. Öyle de oldu. Nice genç kız okulundan kovuldu, nice erkeğe sakalı soruldu, nice ananın yüreği kavruldu, herkes bir tarafa savruldu. “Bir metre bez parçası” için bütün devlet seferber edildi, kıldan tüyden nem kapıldı, ibadet edenler jurnallendi, boy boy resimleri servis edildi, manşete çekildi.</p>



<p>Koca koca adamlar, kitapçık atanlar, ülkeyi krizden krize sokanlar, bin yıl sürecek diye nara atanlar, çatışma çıkarmak için höykürenler, başörtülüye çemkirenler, halkı küçümseyenler, vatanı önemsemeyenler, devleti örseleyenler…</p>



<p>Sahi, neredeler şimdi?</p>



<p>Ama ben hâlâ endişeliyim. Bütün bunları yaşadım çünkü. Şu yarım asrı aşan geçmişimde. Hem de iliklerime kadar yaşadım. Aklım ereli beri yaşadım. Gençtim yaşadım, olgun oldum yaşadım.</p>



<p>Şimdi yaşlandım endişeleniyorum, hatta korkuyorum.</p>



<p>“Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al Sancak!”</p>



<p>Nidası çocukluktan aklımda, hem hayalimde, hem zihnimde…</p>



<p>Ama o çocukluğumdaki heyecanın ve hayalin yetmişlerin sonunda nasıl bir yokluğa maruz kılındığını; seksenlerin sonu, doksanların başında pul pul döküldüğünü gördüm de, o yüzden korkuyorum.</p>



<p>“Korkma!&#8230;” haykırışı zihnimde kalmasa, belki daha çok korkacağım…</p>



<p>Evet, gerçekten bugün endişeleniyorum, tarih tekerrür eder diye de korkuyorum. Kimseye söyleyemiyorum, bilmeyene anlatamıyorum, kıvranıyorum, içimden haykırıyorum.</p>



<p>Gücüm kalemime yetiyor, içimdeki haykırışı ancak o söze döküyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dunku-gecmisim-bugunku-endisem/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sudan&#8217;da Ekonomik Kriz ve Muhtemel Senaryolar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sudanda-ekonomik-kriz-ve-muhtemel-senaryolar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sudanda-ekonomik-kriz-ve-muhtemel-senaryolar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jan 2019 12:49:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Kriz]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7814</guid>

					<description><![CDATA[Sudan&#8217;daki gösterilerin ana sebebi ülkede uzun zamandan beri giderek derinleşen ekonomik kriz. Küresel sistem, Sudan’ı çökertmek için daha fazla hareket etmeye başladı. Sudan’da geçen haftadan bu yana devam eden gösterilerin geçmişi ve birkaç sebebi var: 1989’da bir askeri darbeyle iktidara gelen Ömer El-Beşir iktidarının başarısızlıklarına karşı duyulan öfke, ülkenin 30 yıla yakın bir zamandan bu yana Batılı ülkeler tarafından ağır ambargo altında bulunmasından kaynaklı ekonomik krizler, döviz ihtiyacını karşılayan petrol kaynaklarının yüzde 75’inin Güney Sudan tarafında kalmasıyla ihracatının petrolden tarım ve hayvancılığa dönüşmesi gibi sebepler sayılabilir. Ülkedeki şartlar göz önüne alındığında, Sudan halkının yaşanan bu ağır ekonomik şartlara şimdiye kadar tahammül gösterdiğini ve direndiğini görüyoruz. Özellikle kırsal kesimdeki yokluk insan tasavvurunu zorlar nitelikte. Sudan’da benzer protestolar 2011, 2013 ve 2016’da da yaşanmış ve onlarca kişi hayatını kaybetmişti. 19 Aralık 2018 Çarşamba günü hükümetin ekmek fiyatlarını 1 pounddan 3 pounda çıkarmasıyla, ülkenin güneybatı bölgesindeki Nil Nehri Eyaleti’ndeki Atbara şehrinde, yaşam koşullarını ve yükselen fiyatları protesto eden gösteriler başladı. Bölgede ilk defa bu çapta gösteriler meydana geliyor. Göstericiler iktidardaki Ulusal Kongre Partisi’nin Atbara şehrindeki merkezi ateşe verdiler. Şehirde olağanüstü hâl ilan edildi. Aynı şekilde Kızıl Deniz Eyaleti’nin başkenti Port Sudan’da da insanlar yüksek fiyatları protesto etmek için sokaklara çıktılar. Kuzey Kordofan Eyaletinde de Al-Nuhood &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sudan&#8217;daki gösterilerin ana sebebi ülkede uzun zamandan beri giderek derinleşen ekonomik kriz. Küresel sistem, Sudan’ı çökertmek için daha fazla hareket etmeye başladı.</p>
<p><strong>Sudan</strong>’da geçen haftadan bu yana devam eden gösterilerin geçmişi ve birkaç sebebi var: 1989’da bir askeri darbeyle iktidara gelen <strong>Ömer El-Beşir</strong> iktidarının başarısızlıklarına karşı duyulan öfke, ülkenin 30 yıla yakın bir zamandan bu yana Batılı ülkeler tarafından ağır ambargo altında bulunmasından kaynaklı ekonomik krizler, döviz ihtiyacını karşılayan petrol kaynaklarının yüzde 75’inin Güney Sudan tarafında kalmasıyla ihracatının petrolden tarım ve hayvancılığa dönüşmesi gibi sebepler sayılabilir. Ülkedeki şartlar göz önüne alındığında, Sudan halkının yaşanan bu ağır ekonomik şartlara şimdiye kadar tahammül gösterdiğini ve direndiğini görüyoruz. Özellikle kırsal kesimdeki yokluk insan tasavvurunu zorlar nitelikte.</p>
<p>Sudan’da benzer protestolar 2011, 2013 ve 2016’da da yaşanmış ve onlarca kişi hayatını kaybetmişti. 19 Aralık 2018 Çarşamba günü hükümetin ekmek fiyatlarını 1 pounddan 3 pounda çıkarmasıyla, ülkenin güneybatı bölgesindeki Nil Nehri Eyaleti’ndeki Atbara şehrinde, yaşam koşullarını ve yükselen fiyatları protesto eden gösteriler başladı. Bölgede ilk defa bu çapta gösteriler meydana geliyor. Göstericiler iktidardaki Ulusal Kongre Partisi’nin Atbara şehrindeki merkezi ateşe verdiler. Şehirde olağanüstü hâl ilan edildi. Aynı şekilde Kızıl Deniz Eyaleti’nin başkenti Port Sudan’da da insanlar yüksek fiyatları protesto etmek için sokaklara çıktılar. Kuzey Kordofan Eyaletinde de Al-Nuhood şehrinde protestolar vardı. Protestolar Hartum şehir merkezinde sınırlı da olsa yapılıyor.</p>
<p>Ekonomik kriz</p>
<p>Gösterilerin ana sebebi ülkede uzun zamandan beri giderek derinleşen ekonomik kriz. Küresel sistem Sudan’ı çökertmek için daha fazla hareket etmeye başladı. Yıllardır ambargoya maruz kalan ülkenin ekonomisi petrol ve ekmek sıkıntısıyla çökertilmeye çalışılıyor. 2018 yılı Ocak ayında da IMF politikaları doğrultusunda hazırlanıp kabul edilen 2018 bütçesiyle birlikte un, ekmek, tüp, elektrik gibi temel ihtiyaçlara yapılan aşırı zamlar ve Sudan sterlininin hızla değer kaybetmesi karşısında gösteriler yapılmıştı.</p>
<p>Sudan sterlini dolar karşısında değer kaybetmeye devam ediyor. Piyasada inanılmaz derecede nakit sıkıntısı yaşanıyor. Bankalardan para çekmek çok güç, çünkü para yok. Bankaların önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Önce bankalardan para çekmeye 500 sterlin limit getirildi. Bu miktar sonra daha da düşürüldü. Sudan Merkez Bankası likidite ihtiyacını karşılamak için, Eylül ayının sonunda ilk defa 100 sterlinlik banknot basma kararı aldı. Daha önce en büyük para birimi 50 sterlindi. Piyasadaki nakit sıkıntısını aşmak için Sudan geçen ay para bastı. Fakat para üç gün içinde tükendi ve bankaların tekrar önünde kuyruklar başladı. Şimdi yine para basacak.</p>
<p>Piyasada para olmaması, Sudan’ın şu anda çok büyük bir operasyona maruz kaldığının göstergesi. Bu oyun daha önce Zimbabve’de de oynanmıştı. Bu yıl içinde Türkiye’de de oynandı. Ülkenin yerel para birimini karaborsada yüksek fiyatlar vererek piyasadan toplayıp depoluyorlar veya ülke dışına kaçırıyorlar. Bu durum hem piyasada nakit sıkıntısına yol açıyor hem de devalüasyona sebep oluyor. Geçenlerde 1 dolar 75-80 Sudan sterlinine dayanmıştı. Şimdi ise 60 sterlin civarında. Sudan’da insanlar ülkedeki ekonomik şartlardan dolayı parayı ellerinde tutuyorlar, bankaya yatırmıyorlar veya yatırıma girişmiyorlardı. Çünkü paralarını bankadan çekememekten korkuyorlardı. Karaborsadaki döviz alım satımını, yani özellikle dolar ticaretini yapanlar da Sudan sterlini topluyorlar. Başbakan geçen aylarda “doları karaborsadaki fiyatla aynı yapalım ki daha fazla yükselmesin” diyerek 1 Amerikan dolarını 27 sterlinden 47 sterline yükseltti. Bu durum sterline daha fazla değer kaybettirdi. ABD bütün kredi kartlarının kullanımını Sudan’da kapattığı için ülkede kredi kartı kullanılamıyor. Sudan krizi birçok ülkenin ders alması gereken durumlar barındırıyor.</p>
<p>Ülkede ekmek sıkıntısı da had safhada. Fırınların önünde sabah erken saatlerden itibaren kuyruklar oluşuyor. En temel besin kaynaklarının fiyatları artırılıyor. Petrol sıkıntısı aynı şekilde had safhada. İstasyonların önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Petrol ihracatçısı olan ülke, özellikle Güney Sudan’ın bağımsız hale getirilmesiyle, 2011 yılında petrol kaynaklarının yüzde 75’ini kaybetti ve petrol sıkıntısı çeken bir ülke haline geldi.</p>
<p>Siyasi kriz</p>
<p>Fakat bugünkü gösterilerin en büyük sebebi, Aralık ayı başında Sudan Meclisi’nde yapılan anayasa değişikliği. Bu anayasa değişikliği, Ömer El-Beşir’in tekrar seçilmesinin önündeki engelleri kaldırmıştı. Beşir&#8217;in bu sayede 2020 seçimlerinde yeniden aday olabilecek olması, zaten bir öfke birikimine sebep olmuştu. Ülkedeki durumu düzeltmek için Ömer El-Beşir’in eline birçok fırsat geçti. Halk ise ondan yerine bir başkasını bırakmasını bekliyor. Aynı zamanda halk Beşir’den bu değişimin lideri olmasını da istiyor. Fakat bu değişim bir türlü gerçekleşmedi. Bundan dolayı halk protestolara tekrar başlayarak değişim isteğini ortaya koymaya başladı. Aslında yukarıda sayılan sıkıntılar (bu kadar yoğun olmasa da) önceki yıllarda da vardı. Un ve ekmek kıtlığı bu sürecin bahanesi oldu.</p>
<p>Diğer yandan eski başbakan ve ana muhalefet Ulusal Ümmet Partisi lideri Sadık El-Mehdi bir yıl aradan sonra ülkeye döndü. Mehdi hükümeti demokratik seçimle gelmiş son hükümetti ve 1989’da El-Beşir’in darbesiyle yıkılmıştı. Mehdi’yi ülkeye, oturup bir şeyler yapalım diyerek El-Beşir çağırdı. Mehdi ise döndüğünde sokaktaki insanları destekledi. “Barışçıl bir geçiş hükümeti süreci” çağrısı yaptı. Ömer El-Beşir ile görüşmedi. Bütün bu olanlardan sonra da görüşmeyeceği düşünülüyor. Diğer birçok muhalefet lideri ise tutuklandı.</p>
<p>Sudan hükümetinin tavrı</p>
<p>Hükümet gösterilere önce polisler eliyle müdahale etti. Göz yaşartıcı mermilerle dağıtmaya çalıştı. Daha sonra hükümet askerleri ve polisleri sokaklardan çekti ve iktidar partisi sempatizanı serserileri piyasaya sürdü. Bu serseriler de her tarafı yakıp yıkıyor. Şehibbalar gibi insanları öldürdüler. Zekat Fonu’nun bulunduğu yeri yağmaladılar. Gösterilerde şu ana kadar 30 civarında insan öldü. Hükümetin durumun daha fazla kötüleşmemesi için bu başıbozukları sokaklardan acilen çekmesi gerekiyor.</p>
<p>Eğitim Bakanlığı’nın talimatıyla, başkent Hartum’da pazar gününden başlamak üzere tüm okullarda eğitime süresiz ara verildi. Beyaz Nil, Dangola, Gadarif, Kuzey Kordofan ve Atbara kentlerinde olağanüstü hal ilan edildi.</p>
<p>Birçok bağımsız ticari ve mesleki sendikanın oluşturduğu koalisyon, yaptığı açıklamada, cadde gösterilerine destek verilmesi ve ülke genelinde Pazartesi gününden itibaren greve gidilmesi çağrısında bulundu. Pazartesi günü için doktorlar da grev çağrısı yaptı.</p>
<p>Askeri darbe tehlikesi var mı</p>
<p>Darbe söylentilerinin ardından, Sudan ordusundan dün yapılan yazılı açıklamada, “ordunun ülke yönetimi etrafında kenetlendiği” vurgulandı ve “halkın kazanımları, güvenliği, malı ve canını koruma konusunda kararlı olunduğu” kaydedildi. Silahlı kuvvetler, polis, acil destek ve istihbaratın tek ve uyumlu bir sistemde hareket ettiği belirtilen açıklamada, ordunun Savunma Bakanlığı’nca ülkedeki güncel olaylar hakkında kapsamlı şekilde bilgilendirildiği kaydedildi.</p>
<p>Her ne kadar ordu tarafından bu açıklama yapıldıysa da, Sudan’da bir askeri darbe olabilir. Bu sefer durum gerçekten çok ciddi. Sudan’da Abdurrahman Sivaruzzeheb zamanındaki gibi bir durum yaşanabilir. Şu anda halkın da beklentisi, bu şekilde sınırlı bir askeri müdahaleyle siyasi değişimin sağlanması. Bu noktada tek ümit haline gelen kişi ise istihbarat başkanı Salah Abdullah Kuş. Aslında o, 2012’de de 11 kişiyle bir darbe girişiminde bulunmuştu. 1 yıl hapis yatan Salah Kuş cumhurbaşkanının affıyla hapisten çıktı. Ömer el-Beşir Salah Kuş’u 2018 yılının Mart ayında üçüncü kez istihbarat başkanı yaptı. Salah Abdullah Kuş, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Mısır’daki katliamından Sudan’ın Dongola şehrine kaçan Çerkeslerin soyundan geliyor. İstihbarat Başkanı Salah Abdullah Kuş, ülkedeki gösteriler sırasındaki sabotaj ve şiddetin arkasında İsrail’in, MOSSAD’ın olduğunu söyledi.</p>
<p>Diğer yandan, özellikle Atbara’daki gösteriler sırasında, birkaç yüksek rütbeli asker çıkıp El-Beşir’e karşıyız ve halkla beraberiz, dedi.</p>
<p>Diğer ülkelerin tavrı</p>
<p>Suudi Arabistan kendi politikaları için Sudan’ı kullanmak istiyor. Suudi Arabistan ekonomik rahatlama yaşayacağına ve uluslararası arenada elinin güçleneceğine ikna ederek son yıllarda Sudan ile ABD arasındaki ilişkilerin gelişmesine aracılık etmişti. Halbuki Sudan ABD ile yakın ilişkiye girerek, bazı istihbarî paylaşımlar yaparak bu cendereden kurutulacağını ümit ederken, ABD ve İsrail’in operasyonlarına açık hale geldi.</p>
<p>Ömer El-Beşir geçenlerde yaptığı Suriye ziyaretiyle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni kızdırdı. Bundan dolayı belki de ilk defa bu ülkeler Ömer El Beşir’e destek vermeyecekler. Beşir, Suriye ziyaretiyle bütün Arap ülkelerinde “Barış kurucu” gibi görünmek istiyor. Suriye ziyaretinin yine Arap Birliği Ligi başkanlığı için destek alma amacı taşıdığı da söyleniyor.</p>
<p>Aynı zamanda Suriye ziyareti, kimi Sudanlılar tarafından, Ömer El-Beşir’in Beşşar Esed’den taktik almak için yaptığı bir ziyaret olarak görülüyor. Yani ülkedeki bütün karışıklığa, iç savaşa, çatışmaya ve dış müdahalelere rağmen bu kadar yıl nasıl ayakta kaldığını öğrenmeye çalıştığı söyleniyor. Eğer böyle bir amaç güdülerek bu ziyaret yapıldıysa Sudan’ı çok kanlı günler bekliyor demektir. Ömer El-Beşir bu yıl Putin’e de gitti. Eğer Putin, Suriye’de olduğu gibi, “seni ben koruyacağım” derse, Sudan Suriye gibi olur. Katar Emiri Sudan için gerekli yardımı yapacaklarını ilan etti. Güney Sudan Devlet Başkanı Salva Kiirde, Ömer El-Beşir’i arayarak Sudan’ın istikrarının ülkesi için hayati derecede önemli olduğunu ifade etti.</p>
<p>Sudan gecikmeli bir &#8220;Arap Baharı&#8221; yaşıyor gibi&#8230;</p>
<p>Sudan sokakları ekmek fiyatlarının yüksekliğinden şikayet edenlerden rejim değişikliği isteyenlere kadar farklı seslerle dolmaya başladı. Ömer El-Beşir yaklaşık 30 yıllık iktidarında yolun sonuna gelmiş görünüyor. Sudan gecikmeli bir “Afro-Arap Baharı” yaşıyor gibi. Fakat bu değişimi kendi iç dinamikleriyle sağlayamazsa, Libya’da olduğu gibi, rahat ve huzur getirmeyen Arap Baharı, hiç kış mevsimi görmeyen Sudan topraklarına kar yağdırır.</p>
<p>Sudan’da yaşananlar ortaya koymaktadır ki İslam dünyasındaki ülkeler kendi sistemlerini kurmadıkları müddetçe halklarına refah ve huzur getiremezler. Küresel sistemin içinde kalarak, onun kurallarıyla ve uygulamalarıyla ekonomik olarak direnmeleri mümkün değil. En önemlisi de siyasal değişim ve dönüşümleri kendileri yapmadıklarında, dinamizmlerini kaybedip operasyonlara açık hale gelirler. İslam dünyasındaki ülkeler bir bir istikrarsızlaştırılıyor. Var olan görece istikrarlar bile yok edilmek isteniyor.</p>
<p>Mustafa Efe/AA</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sudanda-ekonomik-kriz-ve-muhtemel-senaryolar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Krizin Ağır Basan Tarafı, Reel Politik</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dr-atilim-murat-tobb-etu-ogr-uyesi-dunya-gazetesi-yazari-krizin-agir-basan-tarafi-reel-politik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dr-atilim-murat-tobb-etu-ogr-uyesi-dunya-gazetesi-yazari-krizin-agir-basan-tarafi-reel-politik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adil GÜLMEZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Aug 2018 22:45:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Kriz]]></category>
		<category><![CDATA[Kriz]]></category>
		<category><![CDATA[Reel Politik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2638</guid>

					<description><![CDATA[Dr. Atılım MURAT / TOBB ETU Öğr. Üyesi, Dünya Gazetesi Yazarı: Ülkeler arası ilişkilerde böyle iniş çıkışlar olur. ABD ile yıllar önce “çuval krizi” yaşadık. Rusya ile bir uçak krizi patlak verdi. Avrupa Birliği’nin lideri Almanya ile daha geçen sene ipler gerilmişti. Bakın, Almanya Başbakanı Angela Merkel, bize bugün tam destek veriyor. İlişkiler bir şekilde rayına oturuyor. Türkiye kolay vazgeçilecek bir ülke değildir. ABD’nin, Rahip Andrew Brunson’u bahane ederek başlattığı krizde, Türk ekonomisi üstündeki baskı, Ağustos ayının sonu itibarıyla kısmen de olsa dinmiş, ABD’nin sert saldırısı bertaraf edilmiş görünüyor. Krizin adı, Papaz Brunson olayı olarak sunulsa da derinlerde başka hesaplar yatıyor. ABD’nin, İran’a karşı başlattığı yaptırımlara Türkiye’nin destek vermemesi, tüm itirazlara rağmen kendi güvenliğini önceleyen Türkiye’nin, Rusya’dan S-400 alımında ısrar etmesi, krizin aslında derinlerdeki gerekçesi. Birçok badireden güçlenerek çıkan Türkiye’nin en önemli yeteneği, sorunlardan ders çıkararak yeni döneme hızla hazırlanmak. Bu bağlamda kırılgan ekonomisi olan Türkiye şimdi, gelecekte bu tür  tazyiklere karşı ekonomisini yeniden yapılandırmaya çalışıyor. Yörünge, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve Dünya Gazetesi Ekonomi Yazarı Dr. Atılım Murat  ile ekonomideki sıcak Ağustosu, krizin sebeplerini ve geleceğe ilişkin durumu konuştu. ABD ile yaşanılan problemlerin arka planındaki şey reel/politika mı yoksa teopolitik mi? Ayrıca &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dr. Atılım MURAT / TOBB ETU Öğr. Üyesi, Dünya Gazetesi Yazarı:</strong></p>
<p><strong>Ülkeler arası ilişkilerde böyle iniş çıkışlar olur. ABD ile yıllar önce “çuval krizi” yaşadık. Rusya ile bir uçak krizi patlak verdi.</strong><br />
<strong>Avrupa Birliği’nin lideri Almanya ile daha geçen sene ipler gerilmişti. </strong><strong>Bakın, Almanya Başbakanı Angela Merkel, bize bugün tam destek veriyor. İlişkiler bir şekilde rayına oturuyor. Türkiye kolay vazgeçilecek bir ülke değildir.</strong></p>
<p><em>ABD’nin, Rahip Andrew Brunson’u bahane ederek başlattığı krizde, Türk ekonomisi üstündeki baskı, Ağustos ayının sonu itibarıyla kısmen de olsa dinmiş, ABD’nin sert saldırısı bertaraf edilmiş görünüyor. Krizin adı, Papaz Brunson olayı olarak sunulsa da derinlerde başka hesaplar yatıyor. ABD’nin, İran’a karşı başlattığı yaptırımlara Türkiye’nin destek vermemesi, tüm itirazlara rağmen kendi güvenliğini önceleyen Türkiye’nin, Rusya’dan S-400 alımında ısrar etmesi, krizin aslında derinlerdeki gerekçesi. Birçok badireden güçlenerek çıkan Türkiye’nin en önemli yeteneği, sorunlardan ders çıkararak yeni döneme hızla hazırlanmak. Bu bağlamda kırılgan ekonomisi olan Türkiye şimdi, gelecekte bu tür  tazyiklere karşı ekonomisini yeniden yapılandırmaya çalışıyor.</em></p>
<p><em>Yörünge, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve Dünya Gazetesi Ekonomi Yazarı Dr. Atılım Murat  ile ekonomideki sıcak Ağustosu, krizin sebeplerini ve geleceğe ilişkin durumu konuştu.</em></p>
<p><strong>ABD ile yaşanılan problemlerin arka planındaki şey reel/politika mı yoksa teopolitik mi? Ayrıca kriz, sizce ne zaman ve nasıl başladı ve Türkiye’nin  ekonomi politikalarının bu krizin oluşmasında payı olduğunu düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>Bazı kesimler bu krizin, teopolitik ayağının güçlü olduğunu iddia ediyorlar. Ben ise reel politik tarafının ağır bastığını düşünenlerdenim. Amerikan politikaları son yıllarda sadece Orta Doğu’da değil, Asya’da da büyük darbe aldı. Irak ve Suriye politikaları başarısızlığa uğradı. Asya’da, Çin’le baş edemiyor. Türkiye özelinde bakarsak, Obama’nın son döneminde de Türkiye ile ABD arasında bazı anlaşmazlıklar vardı. Ama bu durum bir şekilde yönetildi. Barack Obama ile Donald Trump arasındaki üslup farkı belirleyici oldu. Trump, öngörülebilir bir insan değil. Bu tarz kişiler, risk almayı severler. Trump’ın başkan seçilmesinden sonra ABD’nin söylemi her alanda sertleşti. Zaten Türkiye’ye gelene kadar ABD birçok ülkeyle sorun yaşamaya başladı. Dış borcumuzun ve cari açığın yüksek olması, Türkiye ekonomisini ister istemez kırılgan hale getirdi. Ancak unutmayalım ki Türkiye’de son 5 yılda 5 seçim yapıldı. Bir darbe girişimi oldu. Rusya ile bir kriz yaşadık. O sene, turizm sektörü darbe aldı. Ülke olarak çok badire atlattık. Bunların da etkisi oldu. Konu sadece ekonomik değildir.</p>
<p><strong>Türkiye, doları bir sopa gibi kullanan ABD ile hangi kur politikasını uygulayarak mücadele edebilir? Sabit kur politikası şu anda Türk ekonomisi için bir çözüm mü?</strong></p>
<p>Dalgalı kur rejiminden vazgeçemeyiz. Sabit kur rejimi, sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir sistemde uygulanamaz. Yani sabit kur rejimine geçebilmek için öncelikle sermaye giriş çıkışını denetim altına almak gerekir. Bu da yatırımcıların istediği zaman elindeki TL’leri verip istediği yabancı parayı alabilmesi olanağını kaldırır. Böyle bir sistemde, kimin ne kadar döviz alacağına devlet karar verir. Yurtdışına para göndermek veya yurtdışından döviz getirmek devletin iznine bağlı olur.</p>
<p>Buna göre, Türkiye’nin sabit kur rejimine geçebilmesi için sermaye hareketlerinin serbestliğini denetim altına alması gerekir. Türkiye’nin dış borç toplamı 466 milyar dolardır. Önümüzdeki bir yıl içinde bulması gereken döviz miktarı ise 200 milyar doların üzerindedir. Böyle bir durumda bu hamleleri yapmak, Türkiye’ye döviz girişini durdurur. Bu nedenle Türkiye’nin sabit kur rejimine geçmesi olası değildir.</p>
<p><strong>Bu kriz aşıldıktan sonra Türk-Amerikan ilişkilerinin seyri nasıl olur, yaşanılan kriz nedeniyle Türkiye, Batı bloğundan uzaklaşarak başka bir bloğa doğru yönelir mi?</strong></p>
<p>Türk-Amerikan ilişkilerinin önümüzdeki aylarda düzeleceğini düşünüyorum. Ülkeler arası ilişkilerde böyle iniş çıkışlar olur. ABD ile yıllar önce “çuval krizi” yaşadık. Rusya ile bir uçak krizi patlak verdi. Avrupa Birliği’nin lideri Almanya ile daha geçen sene ipler gerilmişti. Bakın, Almanya Başbakanı Angela Merkel, bize bugün tam destek veriyor. İlişkiler bir şekilde rayına oturuyor. Türkiye kolay vazgeçilecek bir ülke değildir.</p>
<p>Türkiye’nin her zaman alternatiflerini hazır tutması, ihracat pazarlarını çeşitlendirmesi gerekiyor. Başta Çin olmak üzere Asya pazarını ihmal ettiğimizi düşünüyorum.</p>
<p><strong>Enerjide Rusya ve İran’dan Uzaklaşamayız</strong></p>
<p><strong>Şöyle bir iddia var: Başkan Recep Tayyip Erdoğan, ABD ile krizi kontrollü götürüyor, 2019’da yapılacak yerel seçimleri öne alarak kontrollü politikaları taçlandırmak istiyor.</strong></p>
<p>Yerel seçimlerin öne alınacağını düşünmüyorum. İhtiyaç da yok. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çok tecrübeli bir siyasetçi olduğu açıktır. Son seçimi de rahat şekilde kazandı. Türkiye önümüzdeki dönemde; ABD-Rusya-İran üçgenini kendi açısından yönetebilir. Uluslararası ilişkilerde illaki bir ülke tercihi yapmak gerekmiyor. İyi diplomasi ile denge politikası yürütülebilir.</p>
<p><strong>Malum, Türkiye enerji kaynakları konusunda İran ve Rusya’ya bağımlı bir halde. Türkiye’nin, Rusya’dan satın aldığı S-400 savunma sistemleri ve ABD baskısına rağmen İran’la ticaretine devam edeceğini açıklamasını Türkiye-ABD gerginliğin neresinde görüyorsunuz? Bu gerginliğin sona ermesi için Türkiye’nin Rusya, Çin ve İran’dan uzaklaşarak ABD yörüngesine mi girmesi gerekiyor?</strong></p>
<p>Rusya’dan satın alınan S-400 savunma sistemlerinin gerginliğe katkısının olduğu kesindir. Ancak ben, İran faktörünün daha ağır bastığı kanısındayım. Özellikle İsrail medyasında çıkan yazılara bakıldığında İsrail’in, İran’a karşı önümüzdeki aylarda sert adımlar atabileceği algısı oluşuyor. ABD de Türkiye’den bu konuda destek bekliyor. Rahip Andrew Brunson olayı biraz da işin bahanesidir. Trump yönetimi; “İran konusunda Türkiye bize destek vermiyor. Bu nedenle ekonomik yaptırım uyguluyoruz” demez. Brunson’ı öne sürüyorlar. İran’la petrol ve doğalgaz ticaretimizin boyutu ortadadır. Geçen yıl yaptığımız ham petrol alımının yüzde 45’i İran’dan geldi. İthal ettiğimiz doğalgazın yüzde 52’si Rusya’dan, yüzde 17’si İran’dan geliyor. Bu şartlar altında, enerji tarafında Rusya ve İran’dan uzaklaşamayız. Kaldı ki doğalgaz almasak da yapılan anlaşmalar gereği Rusya ve İran’a bu gazın parasını ödemek zorundayız. ABD’nin bu konudaki baskısını kabul edilemez buluyorum. Trump yönetiminin taleplerinin uluslararası hukukta karşılığı bulunmuyor. Bir Birleşmiş Milletler ambargosu yok. AB ülkeleri yaptırımlara karşı olduğunu açıkladılar. Süreci bir şekilde yöneteceğiz.</p>
<p><strong>Gelecekte Finansal Sistem Sanal Para Üzerinden Kurulacak</strong></p>
<p><strong>Türkiye-ABD ilişkilerinin gerginlik dozajı arttıkça Türkiye-AB ilişkilerinde bir yakınlaşma hissediliyor. Türkiye açısından AB ile yakınlaşmak alternatif bir çözüm mü?</strong></p>
<p>Batı ile ilişkilerin iyi olması elzemdir. Yüksek dış finansman ihtiyacımızı ağırlıklı olarak Batı’dan karşılıyoruz. Tabii bu tek taraflı bir durum değildir. AB’nin de Türkiye’ye ihtiyacı var. En önemli ihracat pazarımız Euro Bölgesi’dir. Ortada büyük miktarlı bir ticaret var. ABD, Orta Doğu politikasında İncirlik ve Kürecik’e mecburdur. ABD ile gerginlik arttıkça, AB ile kısa vadede yakınlaşma ortaya çıkabilir. Fakat orta-uzun vadede Batıyı bir bütün olarak düşünmeliyiz. Denge politikası oluşturmalıyız. Batı Türkiye’den, Türkiye Batı’dan vazgeçemez.</p>
<p><strong>İçinden geçtiğimiz kriz ortamının iç siyasi yapıya yansımaları nasıl olur? Muhalefet, bu krizde hükümete destek veriyor mu?</strong></p>
<p>Muhalefet partileri kendi iç sorunlarıyla boğuşuyor. Birisi olağanüstü kurultay yapıyor, diğeri olağanüstü kurultay tartışması yaşıyor. Ancak ABD’nin, Türkiye’ye uyguladığı haksız yaptırımlara, muhalefet partilerinden de tepki geldi. Böyle olması da doğrudur. İç politikada karşılıklı eleştiriler olur. Siyasi üslup sertleşir. ABD’nin, Türkiye’ye yaptıkları haksızlıktır. Bu konuda tek ses olmak lazım.</p>
<p><strong>Uluslararası arenada bir süredir sözü edilen para savaşları ve sanal para birimlerinin yaşanılan krizde rolü nedir?</strong></p>
<p>ABD ile Çin arasında yaşanan ticaret savaşı henüz başlangıç aşamasındandır. Şu noktada bunun etkili olduğunu düşünmüyorum. Bu ticaret savaşı boyut kazanırsa dünya ekonomisi ve gelişen ülkeler üzerinde etkili olur. Türkiye de gelişen bir ülkedir. Bu olası etki, bu senenin konusu olmaz. Muhtemelen 2019’da görürüz. Sanal para birimlerinin arkasındaki rüzgâr dinmiş gibi gözüküyor. Görünen o ki gelecekte finansal sistem, bu para birimlerinin üzerine kurulacak. Yaşanılan krizde sanal paraların bir rolü yok.</p>
<p><strong>Özellikle son yıllarda üretim ekonomisini terk ettiğimize dair yaygın bir kanaat var. Öyle ki gıda konusunda kendi kendine yetebilen ender ülkelerden biriyken şu anda soframıza gelen gıda maddelerini dış ülkelerden tedarik ediyoruz. “Bu kriz bize ders olur ve yeniden üretim ekonomisine döneriz” diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinin sorunu üretememek değildir. Yıllık ihracatımız 160 milyar dolardır. Demek ki ciddi boyutta bir üretim var. Sorunumuz yüksek teknolojili, yani katma değer yaratan ürünleri yeterince üretememektir. Tarım konusundaki görüşlerinize katılıyorum. Önemli bir tarım ülkesiyken, temel gıdaları ithal eder duruma gelmek üzücüdür. Yüksek girdi maliyetleri nedeniyle çiftçi üretimden çekiliyor. Gıda fiyatları artıyor. Tarımda yeni bir stratejiye, uzun vadeli bir yol haritasına ihtiyaç var. Tarımda güçlü ülkeler teknolojiyi kullanıyor. Tabii bunun için de devlet desteğine ihtiyaç var.</p>
<p><strong>Krizden çıkmak için Türkiye adına ideal çözüm yolları nelerdir?</strong></p>
<p>Kısa vadede yapılması gerekenlerin bir kısmı yapıldı. Dolarda ciddi bir spekülatif atak yaşandı. Merkez Bankası, BDDK, SPK gibi kurumlar finansal piyasalara müdahale ettiler. Daha fazlasına ihtiyaç var. Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığı tartışma konusu olmaktan çıkmalı. Vatandaşların bankalardaki mevduatına el konacağı, dolar kurunun belli bir kurdan sabitleneceği gibi safsataların oluşmasına mahal verilmemelidir. Bu doğrultuda açıklamalar geldi. Orta-uzun vadeli rasyonel ekonomi politikaları oluşturulmalıdır. Tabii dış politikada başarılı adımların atılmasına da ihtiyaç var.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dr-atilim-murat-tobb-etu-ogr-uyesi-dunya-gazetesi-yazari-krizin-agir-basan-tarafi-reel-politik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Kriz, Türkiye’yi Yıldızlaştırır!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bu-kriz-turkiyeyi-yildizlastirir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bu-kriz-turkiyeyi-yildizlastirir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sedad Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Aug 2018 22:25:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[2018 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Kriz]]></category>
		<category><![CDATA[Kriz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2630</guid>

					<description><![CDATA[Katar’ın, Türkiye’ye 15 milyar dolar civarında doğrudan yatırım yapacağı haberi bile döviz ve faizlerdeki ateşi söndürmeye yetti. Şayet yabancı yatırımcıya tekrar güven sağlanıp ülkeye sermaye çekilebilirse, döviz fiyatları ve faiz oranlarının süratle aşağı geldiği görülecek. Türkiye, son dolar operasyonuyla yeni bir 15 Temmuz kalkışması yaşadı. Başta halkın sağduyulu yaklaşımı, iş dünyası ve siyasi iradenin basiretli yaklaşımları ekonomiye yapılan darbe girişimini nispeten hafifletti. Taarruz henüz geçmiş değil. Türk ekonomisiyle birlikte aslında her alana gelmesi muhtemel saldırıları beklemek gerekiyor. Zira “Su (asker) uyur, düşman uyumaz!” “Türkiye’nin temelleri elbette sağlam.” Öncelikle bu milletin Müslüman olarak en az bin yıllık, yeryüzünde varoluş olarak 15 bin yıllık geçmişi var. Birbirini takip eden tam 16 devlet kurmuş… Âleme nizâm vermiş… Türkiye Cumhuriyeti; mezkûr devlet zincirinin bugünkü son halkası… Yönetim sistemiyle, demokrasisi, ekonomisi, sosyal dokusu ve caydırıcı savunma yapısıyla uluslararası hukuka bağlı, askeri, hukuki ve iktisadi birçok teşkilatın üyesi, bölgesinde saygın, müşfik, mazlumun elinden tutup kaldıran Osmanlı İmparatorluğu’nun devamı 95 yıllık genç bir devlet. Türkiye ekonomisi de 2017 yılı rakamlarına göre 3,1 trilyon TL GSYİH, 10 bin doları aşan kişi başı milli geliri, kamu ve özel sektörüyle güçlü bir bünyeye sahip. İstisnalar hiçbir zaman kaideyi bozmaz, reel sektörün üretim ve istihdam azmi, finans sektörünün yüksek potansiyelli fon &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Katar’ın, Türkiye’ye 15 milyar dolar civarında doğrudan yatırım yapacağı haberi bile döviz ve faizlerdeki ateşi söndürmeye yetti. Şayet yabancı yatırımcıya tekrar güven sağlanıp ülkeye sermaye çekilebilirse, döviz fiyatları ve faiz oranlarının süratle aşağı geldiği görülecek.</strong></p>
<p>Türkiye, son dolar operasyonuyla yeni bir 15 Temmuz kalkışması yaşadı. Başta halkın sağduyulu yaklaşımı, iş dünyası ve siyasi iradenin basiretli yaklaşımları ekonomiye yapılan darbe girişimini nispeten hafifletti. Taarruz henüz geçmiş değil. Türk ekonomisiyle birlikte aslında her alana gelmesi muhtemel saldırıları beklemek gerekiyor. Zira “Su (asker) uyur, düşman uyumaz!”</p>
<p>“Türkiye’nin temelleri elbette sağlam.” Öncelikle bu milletin Müslüman olarak en az bin yıllık, yeryüzünde varoluş olarak 15 bin yıllık geçmişi var. Birbirini takip eden tam 16 devlet kurmuş… Âleme nizâm vermiş… Türkiye Cumhuriyeti; mezkûr devlet zincirinin bugünkü son halkası… Yönetim sistemiyle, demokrasisi, ekonomisi, sosyal dokusu ve caydırıcı savunma yapısıyla uluslararası hukuka bağlı, askeri, hukuki ve iktisadi birçok teşkilatın üyesi, bölgesinde saygın, müşfik, mazlumun elinden tutup kaldıran Osmanlı İmparatorluğu’nun devamı 95 yıllık genç bir devlet. Türkiye ekonomisi de 2017 yılı rakamlarına göre 3,1 trilyon TL GSYİH, 10 bin doları aşan kişi başı milli geliri, kamu ve özel sektörüyle güçlü bir bünyeye sahip. İstisnalar hiçbir zaman kaideyi bozmaz, reel sektörün üretim ve istihdam azmi, finans sektörünün yüksek potansiyelli fon gücü, halkın dayanışma ruhu vatan, bayrak, devlet ve millet sevgisiyle yoğrulmuş. Milli şâirimiz Mehmet Akif Ersoy’un ifadeleriyle “Girmeden tefrika bir millete düşman giremez… Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez” misali Türkiye, halkının ayrılmaz birlik ve beraberliği ile her dönemde ortaya çıkan çok sayıda tefrikayı bertaraf ederek düşmanın suiistimallerine fırsat vermemiş…</p>
<p><strong>Konjonktür Türkiye Lehine İşliyor</strong></p>
<p>2016 yılında 15 Temmuz darbe girişimini yaşayan Türkiye, bugün yine bunalımlı bir dönemden geçmesine rağmen aynı hassasiyeti gösteriyor. Ülke bu defa ekonomik bir saldırı ile karşı karşıya… Hem de müttefiki ABD üzerinden… Öyle müttefik ki FETÖ’ye ve PKK’ya sahip çıkıyor… Her fırsatta Türkiye’ye askeri, siyasi ve ekonomik operasyonlar çekiyor! ABD bugün yine “korumacılık”, elindeki rezerv para dolar ve piyasa oyunlarıyla sui emellerine ulaşabilmek için ekonomimize zarar vermeye çalışıyor.</p>
<p>Böyle zorlu ortamlarda dâhi Türkiye’nin hem siyasi hem ekonomik artıları eksilerinden daha fazla. Bir kere Türkiye, dünyada birçok ülkede olmayan siyasi istikrara sahip. İkincisi siyasi iktidar, her şeye rağmen cansiperane en yakın seviyede sorunlara yaklaşım sergiliyor. Çok daha önemlisi siyasi iradenin arkasında yanlı – yansız inanılmaz bir halk desteği var. Diğer taraftan ABD operasyonlarına karşı Türkiye lehine uluslararası destek çoğalıyor… Çin, Rusya, Almanya, Katar, Fransa, Türk Cumhuriyetleri, G-20’nin önemli devletleri, Türkiye’ye hep katkı peşinde. Yani ABD, dünyada giderek yalnızlaşırken Türkiye’nin kredibilitesi artıyor. Yakın zamanda kredi derecelendirme kuruluşları, Türkiye’nin güçlülüğünü mutlaka teyit edecek… Belki de öyle döneme girilecek ki bir müddet sonra Amerikan kamuoyunda Türkiye lehine, Trump yönetimi aleyhine tepkiler artarak yaygınlaşacak. Öyle görünüyor ki bu son Amerikan krizi, Türkiye’yi yıldızlaştıracak!</p>
<p><strong>Bütçe ve Kamu Borcunda Sorun Yok</strong></p>
<p>Ekonomiye baktığımızda da Türkiye, birkaç aydır açık vermesine rağmen toparlanabilecek bir bütçeye sahip. Merkezi bütçe Temmuz’da aylık 1,1 milyar TL fazla verdi. Ocak – Temmuz döneminde ise 45 milyar liralık bir açık söz konusu. Özellikle 7 aylık dilimde faiz dışı açık can sıkıyor. Eylül ayında açıklanması beklenen Orta Vadeli Program’da (OVP) nasıl bir yol belirlenecek orası bilinmez ama bütçe dengelerini fazlaya çevirme noktasında maliye politikalarını sıkılaştırması yani kamu harcamalarını düşürülmesi mutlak gibi görünüyor. Zaten 2017 yılına göre 2018 itibariyle ekonominin daralması bekleniyor. Daralan ekonomilerde bütçeler de açık verir. Açığın büyümemesi ve enflasyonun yükselmemesi için maliye, sıkı politikalar uygular ve bütçeyi dengelemeye çalışır. Bütçe açığının kapatılması için mevcut vergi oranları artırılabilir veya yeni vergiler ihdas edilebilir. Bu mümkün olmazsa dış borçlanma yoluna gidilir. Ancak bütçe açığını kapatmanın en kestirme yolu, enflasyon yapacağı için para basmak değil, kamu hizmetlerine zam yapmak şeklinde kendini gösterir. Tabii bu, denk bütçe politikası uygulamayan hükümetler için geçerlidir. Denk bütçe politikaları ise enflasyonu düşürmenin en etkin yollarından biri olarak bilinir. Dolayısıyla Türkiye hâlâ bütçe açısından ipin ucunu kaçırmış değil.</p>
<p>Diğer taraftan bu yılın ilk çeyrek verilerine göre, ülkemizin kamu borcu gerçekten yüzde 60’lık Avrupa Birliği (AB) kriterlerinin oldukça altında. AB tanımlı genel yönetim borç stoku 922,3 milyar lira. Bu rakamın milli gelire oranı yüzde 28,4. Brüt dış borç stoku ise 466,7 milyar dolar… Stokun milli gelire oranı yüzde 52,9. Türkiye’nin net dış borç stoku da 303,2 milyar dolar. Stokun milli gelire oranı yüzde 34,3. Yine Türkiye bankacılık sektörü kâr üstüne kâr yapan bir sektör. En az yüzde 8 olması gereken sermaye yeterlilik rasyosu da yüzde 17 seviyesinde. Kredi büyümesi de yüzde 15 düzeyinde. Dolayısıyla finans sektöründe herhangi bir sıkıntı görünmüyor. 2017 yılında bankalara beyan edilen 722 milyar liralık çekin sadece 16 milyar lirası karşılıksız çıktı. Karşılıksız çek oranı ise bir önceki yıla göre yüzde 38 azaldı. Akbank Genel Müdürü Hakan Binbaşgil’in ifade ettiği gibi, ekonomi yönetiminin tek çatı altında toplanmasının avantajını ilk defa bu dolar ataklarında yaşadık. Çabuk toparlanmanın asıl sebebi de güçlü ekonomi. Çünkü yaşanan döviz hareketliliğinin makro verilerle açıklanması hiç doğru bir yaklaşım değil. Yani İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali’nin deyimiyle “Bu kurun ekonomik bir izahı yok!”</p>
<p><strong>Yüksek İthalat Ekonomiyi Boğuyor</strong></p>
<p>Evet, buraya kadar Türkiye’nin artılarını sıraladık… Ancak büyük sıkıntılara yol açan sorunlarımız da var&#8230; Türkiye’de eksilerin başında hukuksal alan olmak üzere yapısal reformlar başı çekiyor. Hukuksal problemlerimizin yanında ekonomisini yüksek ithalat ve dış borçlanmayla yürüten bir ülkeyiz. İthalata ağırlık veren Türkiye’nin, üretim açığı sorunu giderek büyüyor.</p>
<p>Ülkemizin Haziran verilerine göre 12 aylık cari açığı 57,3 milyar dolara yükseldi. Cari açık içinde en büyük kalem dış ticaret açığı da ithalat ağırlıklı artıyor. Son 12 aylık dönemde, ihracat bir önceki yıla göre yüzde 9,2 artış ile 161 milyar 898 milyon dolar, ithalat ise yüzde 19,9 artış ile 248 milyar 472 milyon dolar oldu. Dış ticaret hacmi de bir önceki yıla göre yüzde 15,4 artarak 410 milyar 370 milyon dolar olarak gerçekleşti. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise yüzde 65,2. “Yerli üretim pahalı oluyor, enflasyon yükseliyor” düşüncesiyle üretebileceğimiz etten, nohuttan, fasulyeden mercimeğe kadar birçok ürünü ithal ediyoruz. Yiyeceğinden, içeceğine, giyiminden otomobiline, inşaat malzemesinden teknolojisine kadar her türlü ürünü dışarıdan alıyoruz. Dolayısıyla olmaması gereken şekilde cari açık veriyoruz. Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu da yerlileşme oranının artması gerektiğini, Türkiye’nin son dönemde ithalata kaymanın acısını çektiğini açıkça beyan ediyor. İşte ithalat ağırlıklı dış ticaret fotoğrafı, ekonomiyi sıktıkça sıkıyor. Cari açık ve bütçe açığını yani ikiz açıkları finanse edebilmek için dış borçlanma kaçınılmaz oluyor. Burada en büyük sorunu özel sektör yaşıyor ki rakamlara baktığımızda özel sektörün kamu sektöründen iki kat daha fazla borçlu olduğu gözleniyor. Bu rakam bugün brütte 470 milyar dolar ile ifade ediliyor.</p>
<p><strong>İşte Burası En Yumuşak Karnımız</strong></p>
<p>Diğer taraftan bankaların sağlam duruşuna rağmen Merkez Bankası ve maliye politikalarındaki erken davranma, geç kalma gibi uyumsuzluklar sebebiyle kur ve faiz operasyonlarında başarı gösteremiyoruz. İkiz açıklarını yurtdışı sermaye akımlarıyla çevirmeye çalışan Türkiye, piyasa ekonomisinde de başarılı olduğu söylenemez. Türkiye’nin gerçekten sadece idarecilerimizin değil halkımızın da finans okur – yazarlığına ihtiyacı var. Bu alandaki boşluğumuzdan faydalanan dış piyasaların ceplerimizi boşalttığını sadece seyrediyoruz ama müdahale edemiyoruz. Borsada, döviz piyasasında binlerce bilinçsiz oyuncu kayıp üzerine kayıplar yaşıyor. Genel kültür olarak ekonomi bilgimiz de oldukça yetersiz. Türkiye’de bu alanın yapılacak düzenlemelerle mutlaka standartlara kavuşturulması, finans yatırımlarıyla ilgili halkın bilinçlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Dolayısıyla ülkemizdeki döviz açığı ve borçların çevrilebilmesiyle ilgili telaş ve endişe, döviz kurunu sürekli yukarıda tutuyor. İhracat ve iç tüketimi genellikle ithalata dayalı olan ülkemizde, döviz kuru yüksek seyrettiği ölçüde maliyet enflasyonuna dayalı bir hayat pahalılığı yaşanıyor. Enflasyon yükselirken, yurtdışından bizim için olmazsa olmaz sermaye akımlarını ülkeye çekebilmek için faizleri enflasyonun 3 – 5 puan üzerinde tutmak gerekiyor. Zira Türkiye, diğer gelişenlerle yabancı sermaye çekme konusunda rekabet yaşayan bir ülke. Bu durum da faizlerin aşağı inmesini engelliyor.</p>
<p><strong>Kur Kalkanı!</strong></p>
<p>Sorunlar başlayıp yurtdışından para akışı yavaşladığında veya yurtiçinden dışarıya yabancı sermaye çıkışı arttığında ekonomi darboğaza giriyor. Böylece döviz kuru yükseliyor. Türk Lirası’nın değeri düşüyor… Özetlediğimizde yükselen kur, Türk Lirası’ndaki değer kaybı, kura bağlı enflasyonu ve enflasyonun doğurduğu yüksek faizler son yıllarda başımızın belâsı ve ekonomide yaşadığımız çözülmesi gereken en mühim meseleler olarak ortaya çıkıyor. İşte burası en yumuşak karnımız… Kur atakları bir yolu bulunup engellenebiliyor. Fakat kura bağlı enflasyon yaşayan Türkiye, faizleri düşürmede bu kadar başarılı olamıyor. Mamafih, kur ile birlikte enflasyona bağlı faizleri aşağı çekmek, yurtdışından gelecek yabancı sermayede düğümlenip kalıyor… Düğümü çözmek için ya ülkemizi yurtdışı sermayeye ve turizme yönelik cazip hale getireceğiz ya da yemeyip içmeyip tasarruf yapıp Türkiye’yi üretim ülkesi yapacağız! Bunun adı da kur kalkanı…</p>
<p><strong>Türk Piyasalarına Yatırım Zamanı</strong></p>
<p>Söz konusu seviyede yapılması gereken turizm de dâhil acilen yurtdışından doğrudan veya portföy şeklinde yatırım almak. Bu seviyede hiç kimse zaten IMF’den para alma taraflısı değil. Çünkü Türk Lirası enstrümanları bugün itibariyle oldukça ucuz seviyeye indi. Bu avantajı iyi kullanmamız lâzım. Uluslararası finans piyasalarındaki kriz tahminleriyle tanınan ünlü yatırımcı Marc Faber bile Türkiye’nin yeni iş birlikleri konusunda seçenekleri bulunduğunu belirterek, bir miktar Türk hissesi alacağını ve Türk varlıklarına yatırım yapma zamanı olduğunu söylüyor.</p>
<p>Faber, Trump’ı zücaciye dükkânına girmiş bir file benzeterek, “Trump diplomasi yürütmüyor. Sadece ona buna sataşıyor” değerlendirmesini yaparak Türkiye’nin bu krizden kârlı çıkacağını, Avrupa Birliği, NATO veya Şangay İşbirliği Teşkilatı’na yakın olmada daha cazip hale geldiğini kaydediyor. Yine Katar’ın, Türkiye’ye 15 milyar dolar civarında doğrudan yatırım yapacağı haberi bile döviz ve faizlerdeki ateşi söndürmeye yetti. Şayet yabancı yatırımcıya tekrar güven sağlanıp ülkeye sermaye çekilebilirse, döviz fiyatları ve faiz oranlarının süratle aşağı geldiği görülecek.</p>
<p><strong>Türkiye’nin Avantajlarını Kullanalım</strong></p>
<p>Her şey Türkiye lehine doğru ilerlerken avantajlarımızı kullanmamız ve acil tedbirleri hayata geçirmemiz açısından iş dünyamızdan gelen bazı önerileri özetlemek isterim…</p>
<p>“Merkez Bankası piyasalara müdahalede geç kalmamalı, erken davranmamalı… Sessiz de olmamalı. TCMB’nin bağımsızlığı olmazsa olmaz… TCMB likidite yönetiminde Bankalar Birliği ve buna benzer kurum ve kuruluşlardan alacağı desteği hiçbir zaman göz ardı etmemeli. Kurun istikrara kavuşması için daha sıkı para politikasına yönelmeli… Merkez Bankası sıkı para politikası uygularken maliye politikalarında yapılacak uygulamalar, OVP beklenmeden derhal açıklanmalı. Mali politikalarla azami tasarrufa gidilmeli. Kamu harcamaları zapturapt altına alınmalı. Bir iğnenin dâhi hesabı sorulmalı&#8230; Ekonomideki sorunların tezahürü olan enflasyonun kalıcı ve sürdürülebilir düşürülmesi için güven verici somut bir yol haritası kamuoyu ile paylaşılmalı… Türkiye’nin siyasi ve ekonomik durumu netleştirmeli…</p>
<p>Türkiye’ye yönelik iyimserlik havasının estiği bu günlerde AB yani Batı ile yola devam edilecekse başta Gümrük Birliği olmak üzere tüm müzakereler yeniden açılmalı… Enerji transferinde olduğu gibi Türkiye’yi bir merkez, bir köprü, bir koridor ülkesi haline getirip Batı ve Doğu’yu buluşturan politikalar geliştirilmeli… ABD ile ilişkiler, Türkiye’nin menfaatlerine halel getirilmeden diplomasi yoluyla çözülmeli.”</p>
<p>Gelişmiş bir ekonomiyle yıldızlaşacak Türkiye, dostuna güven verirken düşmanın korkulu rüyası olacak!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bu-kriz-turkiyeyi-yildizlastirir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
