<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ekonomi &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/ekonomi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 15 Oct 2024 10:23:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Ekonomi &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir &#8220;Politik Ödül&#8221; Olarak Nobel: Bir Batı Aydını Olarak Daron Acemoğlu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bir-politik-odul-olarak-nobel-bir-bati-aydini-olarak-daron-acemoglu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bir-politik-odul-olarak-nobel-bir-bati-aydini-olarak-daron-acemoglu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Servet Hocaoğulları]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Oct 2024 10:23:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Nobel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=19167</guid>

					<description><![CDATA[Dünyanın başındaki en büyük bela: Kapitalizm. Fakat bu bela &#8220;ikna kabiliyeti&#8221; ve &#8220;örgütlenme&#8221; becerisi en yüksek küresel ağ. Peki neden Kapitalizm &#8220;Bela&#8221; görülüyor/görüyorum? Oysa bugün dünyada &#8220;Gelişim&#8221; adına ne varsa bunu Kapitalizme borçlu. Bence bu &#8220;Bela&#8221; konusunun deşifre edecek en iyi örneklerden biri Daron Acemoğlu profili. Daron hocanın çalışmaları ve açıklamaları bu deşifre imkanına imkan veriyor. Deşifre kodları şunlar: 1) Batı &#8220;Dünya&#8221; derken kendisini kasteder. O nedenle Batı kendi dışındaki dünyanın kalan kısmını &#8221; Diktatörler dünyası ve gelişmemiş toplumlar&#8221; olarak etiketler. O nedenle &#8220;Modern insan=Batılı olmak&#8221; özdeşliği temel kuraldır. Bugün Asya dünyasındaki tüm gelişmeler ( Ki Batı dünyasının altını oyuyor) bu iddiayı hızla çürütürken; bu sefer Batı tüm Asya ülkelerini &#8220;Demokrasiyi tehdit eden devlet modelleri&#8221; diye karalıyor. Daron hoca bu fikri, zihniyeti birebir savunuyor. Bu çok doğal çünkü Daron&#8217;un zihin dünyası, fikri tamamen bu batı dünyası ile dolmuş. O nedenle analizlerin tamamı Kapitalizmin gerekliliklerini sol yorum üzerinden eklemlenerek savunuyor&#8230;&#160; Nitekim, Daron hoca, bütün konuşmalarını evirir, çevirir mutlaka ABD&#8217;nin tehdit ilan ettiği bütün ülkeleri aynı ile olumsuzlar. Yani karşımızda Politik bir aktör var. Batı&#8217;da çoğu bilimci çalışma alanı ile politik tavrını ayrıştırmayı becerse de; gündem oluş biçiminde bu dikkate alınmaz. 2) Kapitalizmi en güçlü kılan yönü inanılmaz bir &#8220;Bilimci kadrosu&#8221; var &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dünyanın başındaki en büyük bela: Kapitalizm.</p>



<p>Fakat bu bela &#8220;ikna kabiliyeti&#8221; ve &#8220;örgütlenme&#8221; becerisi en yüksek küresel ağ. Peki neden Kapitalizm &#8220;Bela&#8221; görülüyor/görüyorum? Oysa bugün dünyada &#8220;Gelişim&#8221; adına ne varsa bunu Kapitalizme borçlu. Bence bu &#8220;Bela&#8221; konusunun deşifre edecek en iyi örneklerden biri Daron Acemoğlu profili. Daron hocanın çalışmaları ve açıklamaları bu deşifre imkanına imkan veriyor.</p>



<p>Deşifre kodları şunlar:</p>



<p>1) Batı &#8220;Dünya&#8221; derken kendisini kasteder. O nedenle Batı kendi dışındaki dünyanın kalan kısmını &#8221; Diktatörler dünyası ve gelişmemiş toplumlar&#8221; olarak etiketler. O nedenle &#8220;Modern insan=Batılı olmak&#8221; özdeşliği temel kuraldır. Bugün Asya dünyasındaki tüm gelişmeler ( Ki Batı dünyasının altını oyuyor) bu iddiayı hızla çürütürken; bu sefer Batı tüm Asya ülkelerini &#8220;Demokrasiyi tehdit eden devlet modelleri&#8221; diye karalıyor. Daron hoca bu fikri, zihniyeti birebir savunuyor. Bu çok doğal çünkü Daron&#8217;un zihin dünyası, fikri tamamen bu batı dünyası ile dolmuş. O nedenle analizlerin tamamı Kapitalizmin gerekliliklerini sol yorum üzerinden eklemlenerek savunuyor&#8230;&nbsp; Nitekim, Daron hoca, bütün konuşmalarını evirir, çevirir mutlaka ABD&#8217;nin tehdit ilan ettiği bütün ülkeleri aynı ile olumsuzlar. Yani karşımızda Politik bir aktör var. Batı&#8217;da çoğu bilimci çalışma alanı ile politik tavrını ayrıştırmayı becerse de; gündem oluş biçiminde bu dikkate alınmaz.</p>



<p>2) Kapitalizmi en güçlü kılan yönü inanılmaz bir &#8220;Bilimci kadrosu&#8221; var etmesidir. Yani bilimin, bilimcinin görüş ve analizlerin&nbsp; mutlaka Kapitalizmi beslemesi icab ediyor. Kapitalizm kendisini geliştirmeyen hiç bir şeyi &#8220;bilim&#8221; saymaz. O nedenle Kapitalizme angaje olmamış bir bilimsellik alanı ne kadar oluşacağı ayrı bir müzakere konusu.</p>



<p>Kapitalizm içinde en başarılı hikaye ise kendisine hizmet ettirdiği &#8220;Solcu kapitalistler&#8221; tipolojisidir. Yani ilk bakışta &#8220;Protest&#8221; profili çizen ve &#8220;Sol&#8221;da duruş figür çizenlerin, hatırı sayılır bir küreselciliği, küresel şirketleri savunması sağlanmaktadır. Daron hoca da küresel şirketlerin artması ve uluslardan daha fazla etkin olması gerektiğini bu bağlamda savunuyor.</p>



<p>( O nedenle alıntıladığım fotoğrafın arkasında sol eli havadaki çocuk fotosuna dikkat çekeyim 🙂</p>



<p>3) Daron hocanın Türkiye ve iktidarla ilgili politik fikri zaten çok açık. Millet ittifakının bütün iktidar argümanlarını birebir aynı ile tekrarlar. Burada tekrarlamaya gerek yok. O nedenle Millet İttifakı Daron&#8217;un bu ödülü alması üzerinden hocayı bol politik muhalefet ketçabı yapacak. İktidar yanlıları ise aksi yönde davranacak.</p>



<p>Bir ara Orhan Pamuk ödülünü ağız tadıyla konuşamadan; Ermeni soykırımı etrafında toplumun bölünmesi gibi, Daron da &#8220;bilimci&#8221; kimliği kadar ısrarla yürüttüğü politik açıklamaları sebebiyle benzer bir polemiğe düşme ihtimali yüksek. Zaten Pamuk işi &#8220;Ermeni soykırımı&#8221; üzerinden polemik oldu. Büyük ihtimalle Daron da aynı kuyuya atılan taş olacak.</p>



<p>4) Kapitalizm bir insan ideolojisidir ve mezhepleri vardır. Liberalizm bunların en güçlü mezhebi idi. Liberalizm kendini güncelleyemiyor. O nedenle Kapitalizme yeni mezhep lazım. Şu anda keşfettiği bir koridor var: Solculuk&#8230; Bütün dünyada sol kendisini liberalizmin yerine yerleştirmeye çalışıyor. Daron da bu çizgide. O nedenle iklim, otomasyon, paylaşım, robotik eleştiriler yapıyor ve bunu sol jargona oturtuyor. Fakat finalde Kapitalizmi rehabilite etmeye bağlıyor. Zaten aldığı Nobel ödül alanı bu rehabilitasyon önerileri sebebiyle.</p>



<p>5) Kapitalizm ile baş edemeyenlerin uzaktan sövüp-sayması maalesef Kapitalizmin eğlence konusu. Kapitalizmin ne olduğu anlaşılmadan onunla baş etmek, alternatif dünya sistemi kurmak imkansız. Üstelik Kapitalizm &#8220;Tek galip ideoloji&#8221; durumundayken.</p>



<p>Tam da bu bağlamda &#8220;Kapitalizmi anlamak ve eleştirmek&#8221; noktasında Daron hoca iyi bir &#8220;ders anlatan hoca&#8221; özelliğine sahip. O nedenle konuşturmak gerekir bu tarz hocaları. Politik rolü buna engel olmamalı. Aksine meselenin üstüne gitmeli. Daron hocanın aklı ile arka fondaki çocuğun sol elinin havada olması arasında bir ironi olsa da; Daron hocadan yararlanmakta fayda var. Çünkü Batı dünyasının sözcülüğünü yapıyor.</p>



<p>6) Daron hoca ya Türkiye&#8217;yi gerçekten takip edemedi; ya da bilerek böyle konuşuyor. Çünkü Türkiye&#8217;nin iç politikası hakkında sadece eleştiri yapmıyor; muhalif safta durarak açık politik ve hatta sofi militarist söylemi elden bırakmıyor. Halk, kendisine parmak sallayan veya tercihlerini tiye alan kim olursa; benimsemez. Gördüğüm kadarıyla muhalefet hocayı konuştura konuştura bu tuzağa düşürmüş.</p>



<p>7) Türkiye, bütün eksikliklere rağmen, politik tarafgirliğe rağmen, kendi çocuklarına karşı şefkatli davranmalı. Bir kalemde yok saymamalı ve de eksileri var diye kıymetli çalışmaları reddetmemelidir. Bırakalım, politik tutum hakkını kullansın bilim adamları; fakat kendi devlet ve halkına ihanet etmeden&#8230;yapsınlar bunu. Daron hoca&#8217;nın &#8220;ihanet&#8221; sayılacak özel bir gayretine ben tanık olmadım. Çoğu röportajını izledim; bilimsel kadrajda durma gayreti var genelde.</p>



<p>Dolayısıyla, Daron hocanın bilimsel çalışmaları tartışma konusu olursa; hepimiz faydalanacak analizler denizinde yüzeriz. İyi de olur. Fakat her zamanki gibi; Politik duruşu ödül aldığı çalışmayı gölgeleme ihtimali yüksek.</p>



<p>( Mesela konuyu saptırmak isteyen, işi magazine dökmek isteyen biri çıkıp; Nobel ödülü havadayken ona yumurta atmak isteyen &#8220;den(ge)siz biri şu polemiği ateşleyebilir: &#8221; 10 yaşından küçük çocukların örtünmesi ile pedagojik alay etmeyi moderncilik belleyen kafanın; çocukların sol elini kaldırmak tavrını yücelten kafa arasındaki ironi de nedir?&#8221;. diye Nobel geyiği yapabilir.</p>



<p>Şaka tabi&#8230; son cümleyi yazılmamış kabul edin&#8230; Arkadaki çocuk da çok sevimli bu arada. Daron&#8217;un duruşu açısından da oldukça şirin. Tahminim torunudur. Hasılı&#8230; Türkiye ağız tadıyla müzakereye yatkın değil; ne iktidarı ne de muhalefeti ile&#8230; )</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bir-politik-odul-olarak-nobel-bir-bati-aydini-olarak-daron-acemoglu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fiyat Etiketlerine Kan Bulaşmadan!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/fiyat-etiketlerine-kan-bulasmadan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/fiyat-etiketlerine-kan-bulasmadan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ercan HARMANCI]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Mar 2024 14:04:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=19096</guid>

					<description><![CDATA[Evet, yazının başlığını okuyanlar “Bu nasıl başlıktır” diye sitem edebilirler. “Bu yazıyı yazmakla ne kazandın?” diye de eklenebilir…Fiyat Savaşları, üzerine 2021 yılından buyana değişik başlıklarla birden çok makale yazdım. Müneccimlik yapmadım ve yıldızları taşlamaktan da Rabbime sığınırım. Lakin bu sosyal gerçeği gören bir tek ben değilim belki zihnimden geçenleri çekinmeden kelimelere ve cümlelere dökme konusunda biraz hassas davranıyorum. Biliyorum ki “Ben düşünmüştüm” diye birinin bir mazereti olamaz … Lakin “ben söyledim, ben yazdım dahası ben uyardım” diyerek bir mazeretimiz olsun diye bu konuyu bir daha yazmak için bu başlığı attım… Öncelikle şunu ifade edeyim maalesef ülkemizdeki dayanıklı ve özellikle dayanıksız tüketim malların ve özel ya da kamu olarak verilen hizmetlerinin fiyatlarındaki artış küresel bir olayın raflardaki ürünlere yansıması değildir. Bu ne küresel Covid ne de bunun yansımaları olan petrol ve kur dalgalanmalarıdır. Türkiye’de mal ve hizmetlerin mantıkla ve vicdanla temellendirilemeyecek şekilde artması bir toplum mühendisliğidir. Ve küresel iletişimcilerin bile tahmin ettiklerinden önce fahiş fiyatların artışlarına karşı toplumun zihninde bu fiyat artışları meşruluk kazandı. Kısacası toplum bu durumu çok çabuk kanıksadı. Türkiye’de 2021 yılından sonra insanların en büyük korkusu daha büyük zamların fiyatlara yansıması değil; sahip oldukları mal ve hizmetlerin finansal göstergelerle açıklanamayacak yükselişinin bir gün akamete uğrama korkusudur. Bu süreçte &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Evet, yazının başlığını okuyanlar “Bu nasıl başlıktır” diye sitem edebilirler. “Bu yazıyı yazmakla ne kazandın?” diye de eklenebilir…Fiyat Savaşları, üzerine 2021 yılından buyana değişik başlıklarla birden çok makale yazdım.</p>



<p>Müneccimlik yapmadım ve yıldızları taşlamaktan da Rabbime sığınırım. Lakin bu sosyal gerçeği gören bir tek ben değilim belki zihnimden geçenleri çekinmeden kelimelere ve cümlelere dökme konusunda biraz hassas davranıyorum. Biliyorum ki “Ben düşünmüştüm” diye birinin bir mazereti olamaz … Lakin “ben söyledim, ben yazdım dahası ben uyardım” diyerek bir mazeretimiz olsun diye bu konuyu bir daha yazmak için bu başlığı attım…</p>



<p>Öncelikle şunu ifade edeyim maalesef ülkemizdeki dayanıklı ve özellikle dayanıksız tüketim malların ve özel ya da kamu olarak verilen hizmetlerinin fiyatlarındaki artış küresel bir olayın raflardaki ürünlere yansıması değildir. Bu ne küresel Covid ne de bunun yansımaları olan petrol ve kur dalgalanmalarıdır.</p>



<p>Türkiye’de mal ve hizmetlerin mantıkla ve vicdanla temellendirilemeyecek şekilde artması bir toplum mühendisliğidir. Ve küresel iletişimcilerin bile tahmin ettiklerinden önce fahiş fiyatların artışlarına karşı toplumun zihninde bu fiyat artışları meşruluk kazandı. Kısacası toplum bu durumu çok çabuk kanıksadı.</p>



<p>Türkiye’de 2021 yılından sonra insanların en büyük korkusu daha büyük zamların fiyatlara yansıması değil; sahip oldukları mal ve hizmetlerin finansal göstergelerle açıklanamayacak yükselişinin bir gün akamete uğrama korkusudur.</p>



<p>Bu süreçte vatandaş devletten daha fazla finansal göstergeye sahip olmuştur. Şöyle ki, emekli olan bir kişi emekli parasının üzerine yarısı kadar daha koyup bir ev alabilirken bugün bir emekli ikramiyesi ile bir evin ancak 1/10 kadarı alınabilmektedir.</p>



<p>Elbette bu süreçte ciddi finansal çıkmaza giren hatta açlık sınırında mücadele eden insanların olmadığını söyleyemeyiz.</p>



<p>Türkiye’de 2021 yılında bir kilo peynir 20 TL bandında iken bugün en düşük niteliğe sahip peynirin raf fiyatı 200 TL bandındadır. Bunun anlamı bir ürüne verilen para on kat arttı demektir. Avrupa’da bir ürün %50 arttığında devletten önce toplum bunun hesabını sormak için ciddi boyutta örgütlenip bunun sonunda mücadeleyi kazanabilmektedir.</p>



<p>Toplumda artık şu düşünce kemikleşmiştir “Şayet piyasadaki fiyatlar düşerse benim sahip olduklarımın da fiyatı düşecektir!” bu sebeple toplumun %80’e yakını sahip olduklarının değerini kaybetmemesi için zamlara sadece sembolik tepki göstermiştir. Bu da insan fıtratından kaynaklana bir durumdur kimse daha fazla ödemekten zevk almaz …</p>



<p>Ülkemizde genel kaos eksenli Gezi Olayı, çokuluslu işgal girişimi 15 Temmuz girişimleri hezimet uğrayarak Türkiye güç kazandı. Ve politik olarak Erdoğan iktidarının sarsılamayacağını asla politik örgütler üzerinden bir girişimin başarılı olmayacağı konusunda mutabık oldular.</p>



<p>Küresel iletişimciler, küresel güçlere bir tavsiyede bulundu. Bürokrasi üzerinden derin bir kaos stratejisi fikri verildi. 2019 Recep Tayyip Erdoğan seçimi kazandığı günün ertesi Türkiye’de Bürokrasi Konseyi yapılanması başladı.</p>



<p>Bürokrasi Konseyi yapılanması şu an çokuluslu organizasyonların en güç güvendiği yapılanmadır. Öncelikli olarak Bürokrasi Konseyi için ciddi bir finans kaynağına ihtiyaç yoktu. Bu önemli bir tercih sebebiydi.</p>



<p>İkinci önemli sebep tüm çokuluslu güçler Recep Tayyip Erdoğan’ın 15 Temmuz sonrası köklü bir bürokrasi yapılanması beklenirken bu korkunun yersiz olduğu hem dış hem de iç mihrakları sevindirdi. Türkiye FETO ile referanslı memurların %90 oranındaki kamu çalışanlarına idari ve adli yaptırım yaparken üst düzey bürokrasi için ise tenzil yerine taltif hakim oldu.</p>



<p>Şimdi sözü uzatmadan nasıl oldu da Türkiye’de 250.000 TL olan meskenler 4.000.000 TL gibi bir rakama fırladı. Oysa gayrimenkulde girdi yoktur ki değişen finansal göstergelerden etkilensin.</p>



<p>Gayri menkuller neden fahiş şekilde pahalandırıldı; toplumda “Ben devletten daha zenginim” şöyle ki, bu fahiş fiyatlardan sonra devlet vatandaşına en çok finansal olarak 400.000 TL verebilirken bugün vatandaşlar bunun on katı finansal güce sahip…</p>



<p>Bundan önceki birkaç yazımda da yazdım özellikle araç ve gayrimenkul alanında fahiş fiyatlarsa satışa sunulan araç ve evleri satan ya da aracı olanlar yaşları 20 -35 bandındadır. Ve asıl altının çizilmesi gereken bu kişilerin bürokrasiye ya da politikacıya yakın isimler olmasıdır.</p>



<p>Aslında arz edilen mallara verilen değer o araca verilen değer değil atılacak imzaların sembolik göstergesidir. Birçok büyükşehirde değerli taşınmazlara inşaat izni verilen kişilerle kimlerin araç ve taşınmaz ticareti yaptığı araştırılırsa yazdıklarımın bir niyet okuma olmadığı anlaşılacaktır.</p>



<p>Bürokrasi ne yaptı? Bu fahiş fiyat artışlarına neden engel olmadı? Çünkü toplumun Erdoğan’a karşı tutumunu değiştirecek en baskın algı alım gücüdür. Ve bürokrasi özellikle üst düzey bürokrasi Erdoğan’dan rahatsız bunun en önemli bir sebebi kendilerini bu makamlara taşıyan Gülen Hareketi’ne karşı yapılan hareketlerdir.</p>



<p>Hem Tarım ve Ormancılık hem de Ticaret Bakanlığı’nın ilgili ve yetkili makamlara defalarca şu talepte bulundum. Özellikle dayanaksız tüketim mallarının birim üretim maliyet hesaplanmasının ilgili teknokratlar tarafından yapılıp yapılmadığı yapılmış ise bu bilgilerin özel de şahsımla genelde her il valisi bölgenin halkıyla paylaşılmasının ciddi şekilde gerçekçi olmayan fiyatları gerçek finansal değere döndüreceğini ifade ettim.</p>



<p>Devlet birçok şeyi aşı yapılıp yapılmadığını, doğum kontrolü yapılıp yapılmadığını, kız çocuklarını okutup okutmadığını hafiyelik boyutunda takip ederken hangi maslahatı gözeterek toplumun temel tüketim mallarının üretim maliyetlerini takip etmiyor?</p>



<p>Bir ürünün raf üzerinde birim üretim maliyetinin ibrazı zorunlu kılınırsa ve yetkili makamların teknokratları tarafından ürünlerin A, B ve C düzeyinde üretim maliyet hesabı paylaşılırsa bunun en iyi takibini toplum yapacaktır. Ve perakendeciler ise keyfi ve gerekçesiz periyodik fiyat artışı yapamayacaktır.</p>



<p>Küresel güçlerin beklentisi perakendecilerin daha fazla kazanması gibi bir hedefi yoktur. Onların beklentisi fiyatlar üzerinden toplumun Erdoğan’a tutumunu değiştirmek bu ilk strateji ikincisi ise bu tutumları değişen kitle belli doyum noktasına ulaşınca artık marketlerde “Açtım, alacak param yoktu öldürdüm” telkini hipnotik bir dille ana haber bültenlerine servis edilerek, öldürme algısı meşruluk kazandırılacak.</p>



<p>Fiyatlar üzerinden bir korku girdabı oluşturulacak birçok perakendeci artık ürünleri karaborsa şeklinde topluma değil aracılara satacak halk ürün bulamayız korkusu ile o aracılardan rica minnet almaya çalışacak.</p>



<p>Oysa tüm bunları sadece mal ve hizmetlerin üretim birim maliyetlerinin ibrazı bir toplumsal kaosun panzehri olacaktır…Öngörüm ilgili bakanlıklar bu konuda adım atmamak için ısrar edecektir ta ki Erdoğan bu konuda “Yap ya da terk et” emri vermesini bekleyecekler.</p>



<p>Kısacası, Bürokrasi Konseyi deşifre edilmeden ki bunun en kestirme yolu özellikle tüm üst düzey bürokratları Gülen Hareketi’nin Bürokrasi Koruma Kalkanı olarak bilinen adli ve idari soruşturma ve kovuşturma zorlukları kaldırılmalı ve üst düzey bürokratlar belli başarıyı elde edemediğinde memurluğu tenzil edilmelerinin önü açılmalıdır.</p>



<p>Ve bürokratlar bir kurumda 3 yıl süre ile görev yapmalıdır ki hem orada hegemonya kurmasın hem de çalışanlar bir korku ile hareket etmesin …</p>



<p>Son olarak temennim önlemler ivedilikle alınır ve fiyatlara kan bulaşmaz…Kirli hesap yapan iç ve dış mihraklar oturup kan ağlarlar…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/fiyat-etiketlerine-kan-bulasmadan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Refah Payı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/refah-payi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/refah-payi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jul 2023 13:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Maaş]]></category>
		<category><![CDATA[Refah Payı]]></category>
		<category><![CDATA[zam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18818</guid>

					<description><![CDATA[Tüm emekli maaşlarına enflasyon oranda zam yapılmasının eşit hak ilkesine dayandırılması normal sayılabilir. Ama &#8220;refah payı&#8221; denen ve tespiti tamamen hükümetin inisiyatifinde olan ek ödeme konusunda, az gelirli olan insanlara (moda tabirle) &#8220;pozitif ayrımcılık&#8221; yapılmış olsa idi, hem vicdanlara hem de hakkaniyete kesinlikle daha uygun olurdu. Yeni zamla birlikte maaşı 60.680.- TL olan memur emeklisine refah payı olarak 2420.- TL verilmesi o kişinin ne refahını arttırır, ne de dişinin kovuğuna gider. Her ne kadar hepsi memur statüsünde olmasına rağmen arada 7 kat maaş farkının olması garip ise de, en düşük memur emeklisi 9490.- TL alırken refah payı olarak o kişiye ancak 380.- TL takdir edilmesi pek de hakka uygun olmamış gibi. Benzer şekilde, seyyanen zam düzenlemesiyle ancak 7.500.-TL alabilen SSK-Bağkur emeklilerine 212.-TL yerine mesela 1500.-TL ödeseydiniz, asıl o zaman gereken kişilere gereken oranda refah payı ödemiş olurdunuz. Üstelik bu türden hakkaniyetli bir düzenlemeyle aynı anda iki ayrı sonuca da ulaşırdınız: 1- Genel seçim sonrası &#8220;büyük şehirlerde kazandık ama iç Anadolu ve diğer kasabalarda insanlar bize oy vermedi, niye vermediğini de anlayabilmiş değilim&#8221; diye düşünenleri sevindirmemiş, aksine üzmüş olurdunuz. 2) Hayat zorluğunu sırtlanıp az maaşla çok iş yaptığı için emeklilik payı da düşük olan ve (az önce adı geçen) büyükşehirlerdeki tuzu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tüm emekli maaşlarına enflasyon oranda zam yapılmasının eşit hak ilkesine dayandırılması normal sayılabilir. Ama &#8220;refah payı&#8221; denen ve tespiti tamamen hükümetin inisiyatifinde olan ek ödeme konusunda, az gelirli olan insanlara (moda tabirle) &#8220;pozitif ayrımcılık&#8221; yapılmış olsa idi, hem vicdanlara hem de hakkaniyete kesinlikle daha uygun olurdu.</p>



<p>Yeni zamla birlikte maaşı 60.680.- TL olan memur emeklisine refah payı olarak 2420.- TL verilmesi o kişinin ne refahını arttırır, ne de dişinin kovuğuna gider. Her ne kadar hepsi memur statüsünde olmasına rağmen arada 7 kat maaş farkının olması garip ise de, en düşük memur emeklisi 9490.- TL alırken refah payı olarak o kişiye ancak 380.- TL takdir edilmesi pek de hakka uygun olmamış gibi.</p>



<p>Benzer şekilde, seyyanen zam düzenlemesiyle ancak 7.500.-TL alabilen SSK-Bağkur emeklilerine 212.-TL yerine mesela 1500.-TL ödeseydiniz, asıl o zaman gereken kişilere gereken oranda refah payı ödemiş olurdunuz.</p>



<p>Üstelik bu türden hakkaniyetli bir düzenlemeyle aynı anda iki ayrı sonuca da ulaşırdınız:</p>



<p>1- Genel seçim sonrası &#8220;büyük şehirlerde kazandık ama iç Anadolu ve diğer kasabalarda insanlar bize oy vermedi, niye vermediğini de anlayabilmiş değilim&#8221; diye düşünenleri sevindirmemiş, aksine üzmüş olurdunuz.</p>



<p>2) Hayat zorluğunu sırtlanıp az maaşla çok iş yaptığı için emeklilik payı da düşük olan ve (az önce adı geçen) büyükşehirlerdeki tuzu kuruların aksine mevcut yönetimi her zaman destekleyip oy veren insanları sevindirmiş, daha da önemlisi onların&nbsp; güvenlerini kazanmış olurdunuz.</p>



<p>Yapılan işlerin insanların gözüne sokulurcasına duyurulacağı sosyal medya atağına kalkışmak yerine &#8220;çalmadık kapı bırakmayalım, herkese ulaşalım&#8221; gibi eski moda usulle yerel seçimlere hazırlanmayı düşünen ve yine bu yolla İstanbul ve Ankara&#8217;yı geri kazanmayı umanların, kendi elleri altındaki &#8220;refah payı&#8221; imkanını doğru yönde kullanamayıp (yine az önce adı geçen) kasabalıları küstürürlerse, büyük şehre pirince giderken eldeki kasaba bulgurundan olmaları bile mümkündür.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/refah-payi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Faiz Yönetimi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/faiz-yonetimi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/faiz-yonetimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gündüz Demirhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Oct 2022 09:49:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Faiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18524</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, politika faizini 10,50&#8217;ye indirdi. Bazıları isyan etti, bazıları sevindi. İsyan eden niye etti, sevinen niye sevindi? Bunu anlatacağım… Faiz artsın isteyenler ne istiyor? Bunu iyi anlamak gerekiyor… Soruyorum… Çok paranız olsa ve bu para ile bir iş yapmıyorsanız ya da yasal bir tefeci iseniz resmi faiz oranları düşsün ister misiniz? Asla… Hatta, paralı ekonomistler tutup, medyada faizlerin yükseltilmesi gerektiğini söyletirsiniz, bu kapsamda oturma organlarından teoriler ürettirirsiniz, ülke için faydalı ve doğru olanın faizlerin yükseltilmesi olduğunu yazdırırsınız… Aynen oluyor bunlar değil mi? Ne kadar dinsiz, imansız ve satılık ekonomist sürüsü varsa bu yönde söylemler dile getiriyor. Bu gerekçe ile şöyle de bir teori uydurmuşlar; sıkı para politikası… Neymiş? Faiz yükselirse millet daha az ekmek alırmış, daha az yermiş… Akla mantığa sığmayan bu teoriye maalesef inananlar da olmuyor değil… Tekrar soruyorum… Faiz yükselirse, borçlanma ve iflaslar artmaz mı? Maliyeti artan tüketici borcunu ödeyemez duruma gelir. Üreticinin maliyeti artar ve üretimi kısar, işçi çıkarır. Özetle felaket senaryosu gibi bir süreç başlar. Faiz düşsün diyenler ne istiyor? Bir de madalyonun bu yüzüne bakalım… Türkiye, dünya ekonomisi durmaya giderken bir büyüme ivmesi yakaladı. Bu fırsatı değerlendirmek ve sanayicinin maliyetlerini düşürmek gerekiyor. Maliyetlerin düşmesi ve özellikle de sanayideki büyüme yeni isdihdam alanları &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, politika faizini 10,50&#8217;ye indirdi.</p>



<p>Bazıları isyan etti, bazıları sevindi.</p>



<p>İsyan eden niye etti, sevinen niye sevindi? Bunu anlatacağım…</p>



<p>Faiz artsın isteyenler ne istiyor? Bunu iyi anlamak gerekiyor…</p>



<p>Soruyorum… Çok paranız olsa ve bu para ile bir iş yapmıyorsanız ya da yasal bir tefeci iseniz resmi faiz oranları düşsün ister misiniz? Asla… Hatta, paralı ekonomistler tutup, medyada faizlerin yükseltilmesi gerektiğini söyletirsiniz, bu kapsamda oturma organlarından teoriler ürettirirsiniz, ülke için faydalı ve doğru olanın faizlerin yükseltilmesi olduğunu yazdırırsınız… Aynen oluyor bunlar değil mi? Ne kadar dinsiz, imansız ve satılık ekonomist sürüsü varsa bu yönde söylemler dile getiriyor. Bu gerekçe ile şöyle de bir teori uydurmuşlar; sıkı para politikası… Neymiş? Faiz yükselirse millet daha az ekmek alırmış, daha az yermiş… Akla mantığa sığmayan bu teoriye maalesef inananlar da olmuyor değil…</p>



<p>Tekrar soruyorum… Faiz yükselirse, borçlanma ve iflaslar artmaz mı? Maliyeti artan tüketici borcunu ödeyemez duruma gelir. Üreticinin maliyeti artar ve üretimi kısar, işçi çıkarır. Özetle felaket senaryosu gibi bir süreç başlar.</p>



<p>Faiz düşsün diyenler ne istiyor? Bir de madalyonun bu yüzüne bakalım…</p>



<p>Türkiye, dünya ekonomisi durmaya giderken bir büyüme ivmesi yakaladı. Bu fırsatı değerlendirmek ve sanayicinin maliyetlerini düşürmek gerekiyor. Maliyetlerin düşmesi ve özellikle de sanayideki büyüme yeni isdihdam alanları da açacak, işsizlik azalacak… Yüksek faiz ortamında borç ödeme zorluğu çekenler, borçlarını daha düşük maliyetli finansmanla ödeyebilecekler… Bunu kim istemez? İşte böyle olumlu ekonomik gelişmeleri istemeyen veledi iblis ekonomistler ülkemizde bol miktarda var.</p>



<p>Merkez Bankasının nasıl işlediğini bilmeyen zavallılar, faizin artması gerektiği konusundaki masallara hemen inanıyor. Bu da önemli bir sorun.</p>



<p>Şöyle bir iddia var; TCMB, neymiş, tasarruf sahibinin parasını alıp, sanayiciye peşkeş çekecekmiş…</p>



<p>Türkiye&#8217;de sadece bir tasarruf sahibi var… Bankalar… Bu bankaların hemen hepsi geçen dönem ve bu dönem yıllık 3+5 milyar dolar kar yaptı. Merkez Bankası bunların kasasından yüzde 7 alıyor ve onu politika faizi üzerinden uygun gördüğü yere dağıtıyor. Ayrıca bankaların, bilançolarına göre nakit fazlası varsa, bu fazlayı da Merkez Bankasında tutuyorlar ve düşük faizde de tutmak istemiyorlar. Kavga da burada başlıyor. Yani Merkez Bankası fakir fukaranın parasını dağıtmıyor. Zenginin parasını, ihtiyacı olan üreticiye dağıtıyor.</p>



<p>Ekonomist geçinip de &#8220;faiz niye düşürülüyor?&#8221; diye soran embesil sürüsü bu ayrıntıları çok iyi biliyor ama bilmeyene böyle anlatmıyor.</p>



<p>Sokrat filozof demiş ki:</p>



<p>&#8220;Yönetimle ilgilenmeyen akıllıları, aptallar yönetir&#8221;</p>



<p>Ve bizim mahallenin ağır abisi Erbakan bu sözü almış şöyle ifade etmiş:</p>



<p>&#8220;Siyasetle ilgilenmeyen Müslümanı, siyasetle ilgilenen siyonist yönetir.&#8221;</p>



<p>Ben de diyorum ki:</p>



<p>&#8220;Ekonomiyi bilmeyen akıllının parasını, ekonomi ile ilgilenen geri zekalılar yönetir.&#8221;</p>



<p>Ekonomideki faiz meselesinin özeti bundan ibarettir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/faiz-yonetimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karmaşık Borç İlişkileri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/karmasik-borc-iliskileri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/karmasik-borc-iliskileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gündüz Demirhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Oct 2022 13:29:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[borç]]></category>
		<category><![CDATA[Para]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18504</guid>

					<description><![CDATA[İMF küresel kamu borcu tahminini açıkladı… Şahıs veya şirket değil, devletlerin, şahıs veya şirketlere ya da başka devletlere olan borcu, yüzde 7,5 oranında artarak 90 trilyon dolara dayanmış. Küresel kamu borçlarının bir yıl içinde üretilen mal ve hizmetlere oranı ise yüzde 91&#8217;i bulmuş durumda… GSYH&#8217;nın yani milli gelirin yüzde 91&#8217;i devletin borcu… Dünyayı küresel bir borç lobisi yönetiyor. Bu hesaptan bunu anlıyorum. ABD bir yıl içinde 20,5 trilyon dolar mal ve hizmet üretiyor ve kamu borcu ise 31 trilyon doları buldu. ABD&#8217;nin toplam borcu ise 90 trilyon doları geçti. Ortalama yüzde 90 olan küresel kamu borcu oranı ABD&#8217;de yüzde 150&#8217;lere ulaşmış. Dolara yatırım yapanlar, uzun vadede bu borcun altına da elini sokmuş olmaktadır. Türkiye&#8217;de kamu borcunun GSYH&#8217;ya oranı yüzde 28 seviyesindedir. Dolar yükselmeden önce bu oran yüzde 15&#8217;lerdeydi. Milli gelire oranı yüzde 91 olan küresel borçlanmanın yanında, Türkiye kamu yönetimi, neredeyse borcu olmayan bir devlet durumundadır. Erdoğan&#8217;ın dik duruyor olmasının ve dünyada neredeyse her ülkeye meydan okuyor olmasını bu şekilde de okumak gerekiyor. Borç veren emir de verir. Dünyadaki borçlanmanın bir yüzünü de bu şekilde açıklamak gerekiyor. Peki bu küresel kamu borcunun alacaklıları kimler? Bu borcun yüzde 20&#8217;si devletlerin devletlere olan borcundan oluşuyor. Kalanı ise banka, sigorta reasürans veya benzer &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İMF küresel kamu borcu tahminini açıkladı… Şahıs veya şirket değil, devletlerin, şahıs veya şirketlere ya da başka devletlere olan borcu, yüzde 7,5 oranında artarak 90 trilyon dolara dayanmış.</p>



<p>Küresel kamu borçlarının bir yıl içinde üretilen mal ve hizmetlere oranı ise yüzde 91&#8217;i bulmuş durumda… GSYH&#8217;nın yani milli gelirin yüzde 91&#8217;i devletin borcu… Dünyayı küresel bir borç lobisi yönetiyor. Bu hesaptan bunu anlıyorum.</p>



<p>ABD bir yıl içinde 20,5 trilyon dolar mal ve hizmet üretiyor ve kamu borcu ise 31 trilyon doları buldu. ABD&#8217;nin toplam borcu ise 90 trilyon doları geçti.</p>



<p>Ortalama yüzde 90 olan küresel kamu borcu oranı ABD&#8217;de yüzde 150&#8217;lere ulaşmış. Dolara yatırım yapanlar, uzun vadede bu borcun altına da elini sokmuş olmaktadır.</p>



<p>Türkiye&#8217;de kamu borcunun GSYH&#8217;ya oranı yüzde 28 seviyesindedir. Dolar yükselmeden önce bu oran yüzde 15&#8217;lerdeydi.</p>



<p>Milli gelire oranı yüzde 91 olan küresel borçlanmanın yanında, Türkiye kamu yönetimi, neredeyse borcu olmayan bir devlet durumundadır. Erdoğan&#8217;ın dik duruyor olmasının ve dünyada neredeyse her ülkeye meydan okuyor olmasını bu şekilde de okumak gerekiyor.</p>



<p>Borç veren emir de verir. Dünyadaki borçlanmanın bir yüzünü de bu şekilde açıklamak gerekiyor.</p>



<p>Peki bu küresel kamu borcunun alacaklıları kimler?</p>



<p>Bu borcun yüzde 20&#8217;si devletlerin devletlere olan borcundan oluşuyor. Kalanı ise banka, sigorta reasürans veya benzer farklı finans kurumlarının devletlerden olan alacakları olarak açıklanabilir. Bu finans kurumları da, küresel şirketlerin gelirlerini kendi finansal ağlarına dahil eden ve çoğu birbirine ortak olan şirketlerdir.</p>



<p>Kurumlar arası borçlanmanın bir kısmı da, borçlanarak ekonomi yönetme sistemini ayakta tutmak için balonlar yöntemiyle oluşur.</p>



<p>Mesela… Türkiye&#8217;de özel bir bankanın, kendi yapısını oluşturan ortaklıktan borç alarak bir sigorta şirketi kurması, o sigorta şirketinin kendisini oluşturan ortaklıktan oluşan bir üst reasürans şirketinden ve kendi parasının toplandığı bankadan finansal destek alması gibi karmaşık ilişkiler ile borçlanma balonu oluşturulur. Özetle kurumun cebinde nakit parası varken bile bunu bir şirkete borç vererek, o şirketi kendi ağına dahil edip, o şirketen borç alması gibi bir yöntem vardır.</p>



<p>Devletler de bu karmaşık borç ilişkileri içinde oyuncak olabilmektedir.</p>



<p>Mesela… Almanya, Yunanistan&#8217;dan 300 milyar dolar euro alacaklı ama Yunanistan neyi varsa ABD&#8217;ye teslim etti. Görünen manzara bu şekilde ama Alman Merkez Bankasını, ABD&#8217;nin ya da FED&#8217;in finanse ettiğini bilirsek taşlar yerine oturur. Alman halkını temsil eden yöneticiler ile her şansölyedeki iş adamlarından oluşan yönetim bazen birbiri ile çatışsa da, ordusu olmadığı için Almanya öyle ya da böyle küresel sermaye hegamonyasında bir ülkedir.</p>



<p>Türkiye, bu borç sarmalından kurtulmak adına Karadeniz gazını hizmete soktuğunda tamamen hedef tahtasında olacaktır. Gerçi şimdi de aynı durumda ya… ABD ve küresel sermaye buna izin vermek istemeyecektir. Bu nedenle Rusya ve Ukrayna arasında denge politikası uygulamak zorundayız. ABD&#8217;nin Türkiye ile uğraşması ve bunu göremeyen cahil muhalefete destek vermesi de bu nedenledir.</p>



<p>Bu saldırılara karşı başarılı olmamız için, savunma sanayi ve dijitalleşmedeki ataklarımız ve bu işlerin başında Türkiye&#8217;nin kültürel vizyonuna uygun insanların olması gerekmektedir. Önümüzdeki seçim de, büyüyen ve küresel sermayeye direnen bir Türkiye için bu nedenle oldukça önemlidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/karmasik-borc-iliskileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Niçin Visa ve Kredi Kartı Kullanmıyorum!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/nicin-visa-ve-kredi-karti-kullanmiyorum/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/nicin-visa-ve-kredi-karti-kullanmiyorum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Jul 2022 06:28:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kredi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18350</guid>

					<description><![CDATA[İsraf kavramının harcama konusunda kullanılması her ne kadar meşhur olsa da insanın, yapmış olduğu her işte meşru sınırı aşmasıdır.[1] Verme konusunda eli tamamen açmak ve Allah&#8217;a isyan olan yerlere sarfta bulunmak gibi harcamayla ilgili anlamlarının yanında; ekinler ve hayvanlarla alakalı hususlarda Allah&#8217;a ortak koşmak[2] şeklinde iktisadi şirk içerikli manası da vardır. İsrafı meşru sınırları aşmak bağlamında düşünürsek, israfın itikadi, ameli, ahlaki boyutları ardır. Bütün bu alanlarda orta yolu belirleyen İslâm’dır. İktisadi şirkin tipik örneğini, malları konusunda liberalist/istedikleri gibi davranmayı -israf dâhil- doğal hakları olarak kabul eden Hz. Şuayb&#8217;ın (a.) kavminde şu ayette belirtildiği üzere görmekteyiz: “قَالُواْ يَا شُعَيْبُ أَصَلاَتُكَ تَأْمُرُكَ أَن نَّتْرُكَ مَا يَعْبُدُ آبَاؤُنَا أَوْ أَن نَّفْعَلَ فِي أَمْوَالِنَا مَا نَشَاء إِنَّكَ لَأَنتَ الْحَلِيمُ الرَّشِيدُ” “Dediler ki: &#8216;Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekten yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın.”[3] Hz. Şuayb&#8217;ın (a.) kavmi insanların mallarını kendi mallarıymış gibi düşünüyorlar ve bu mallar konusunda tasarruf hakkı iddia ediyorlerdı. Güçlerinin yetebildiği tecavüzü yapmak istiyorlar ve haramdan, bozgunculuktan kaçınma tekliflerini serbestliklerine engel sayıyorlardı: “Mallarımızla dilediklerimizi yapmaktan vazgeçmemizi namazın mı emrediyor, sofu sen ne akıllısın be!” gibi sözlerle mugalata yapıyorlardı. Allah&#8217;a karşı gurur ve kibirle namazı küçümseme, ticari &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İsraf kavramının harcama konusunda kullanılması her ne kadar meşhur olsa da insanın, yapmış olduğu her işte meşru sınırı aşmasıdır.[1] Verme konusunda eli tamamen açmak ve Allah&#8217;a isyan olan yerlere sarfta bulunmak gibi harcamayla ilgili anlamlarının yanında; ekinler ve hayvanlarla alakalı hususlarda Allah&#8217;a ortak koşmak[2] şeklinde iktisadi şirk içerikli manası da vardır. İsrafı meşru sınırları aşmak bağlamında düşünürsek, israfın itikadi, ameli, ahlaki boyutları ardır. Bütün bu alanlarda orta yolu belirleyen İslâm’dır.</p>



<p>İktisadi şirkin tipik örneğini, malları konusunda liberalist/istedikleri gibi davranmayı -israf dâhil- doğal hakları olarak kabul eden Hz. Şuayb&#8217;ın (a.) kavminde şu ayette belirtildiği üzere görmekteyiz:</p>



<p>“قَالُواْ يَا شُعَيْبُ أَصَلاَتُكَ تَأْمُرُكَ أَن نَّتْرُكَ مَا يَعْبُدُ آبَاؤُنَا أَوْ أَن نَّفْعَلَ فِي أَمْوَالِنَا مَا نَشَاء إِنَّكَ لَأَنتَ الْحَلِيمُ الرَّشِيدُ”</p>



<p>“Dediler ki: &#8216;Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekten yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın.”[3] Hz. Şuayb&#8217;ın (a.) kavmi insanların mallarını kendi mallarıymış gibi düşünüyorlar ve bu mallar konusunda tasarruf hakkı iddia ediyorlerdı. Güçlerinin yetebildiği tecavüzü yapmak istiyorlar ve haramdan, bozgunculuktan kaçınma tekliflerini serbestliklerine engel sayıyorlardı: “Mallarımızla dilediklerimizi yapmaktan vazgeçmemizi namazın mı emrediyor, sofu sen ne akıllısın be!” gibi sözlerle mugalata yapıyorlardı. Allah&#8217;a karşı gurur ve kibirle namazı küçümseme, ticari hürriyet adı altında hilekârlık, tecavüz, terbiyesizlik yapıyorlardı.</p>



<p>Dünden bugüne beğenilmeyen bir hareket tarzı olan israf; davranışlarda,[4] hukukta[5] ve dinde olur.[6] Allah (c.c.) israfçıları kesinlikle sevmediğini bizlere haber vermiştir:</p>



<p>“يَا بَنِي آدَمَ خُذُواْ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وكُلُواْ وَاشْرَبُواْ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ”</p>



<p>“Ey Âdemoğulları, her mescide (namaz için gidişiniz de) süs(lü, güzel, temiz ve helal kazançla elde edilmiş giysiler)inizi alın; yiyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez.”[7] Bu ayet, insanları ibadete başlayacakları zaman tam olarak örtülü olmaya teşvik etmektedir. Bu maksat için, sadece İslâm&#8217;ın mahrem yerler ve bunlara ilaveten toplumdan gizlenmesini istediği kısımların kapanması yeterli değildir. Dolayısıyla kişi, imkânları nispetinde her iki gayeye de uyacak şekilde ve temizce giyinmelidir. Ayet, cahiliye kültüründeki hem çıplak ibadet etme şeklini yasaklıyor[8] hem de temiz giyinmeyi emrediyor. Yine ayette, kendilerine yemeyi içmeyi yasaklayıp Allah&#8217;ı memnun edeceğiz zannıyla temiz ve helâl olanları kendilerine haram kılmak gibi ahmakça davrananların kötü tutumları sergileniyor.[9] Anlaşılan o ki Allah&#8217;ın sevmediği israf, hem iktisadi davranışları hem de yukarıda görüldüğü üzere çok yönlü davranış biçimlerini kapsamaktadır.</p>



<p>İsraf dinimize göre haramdır. Şeriatın onamadığı yerlere harcamalar yapmak israftır. Dinin onayladığı yerlere servet bağışlamak bile israftan sayılmaz fakat meşru olmayan bir kuruşluk harcama bile israf sayılır. Yaşadığımız dünyanın belirleyici dünya görüşü olan kapitalizm, israf üzerine bina edilmiştir. Böyle bir sistemde kişi tükettiği kadar değerlidir. Tüketmeyen insanın değeri yoktur. Bu insanlık dışı anlayışa göre özürlüler topluma yüktür. Bu açıdan kapitalizme göre en değersiz varlıklar sistemin çarklarını döndürmeyen yoksullardır. Üretmeyi teşvik edip fakirlerle paylaşmayı ibadet kabul eden; tüketim konusunda Müslümanlara garip veya yolcu gibi yaşamayı tavsiye eden İslâm, getirdiği kriterlerle kapitalizmin de en büyük düşmanıdır. Şöyle de denilebilir; kapitalizm, insanlığa sunduğu insan modeli ve tüketim ilişkilerindeki sadelikten dolayı en büyük düşman olarak İslâm’ı seçmiştir. Bu durumu iyi kavrayan Müslümanların, kapitalizmin kalbi sayılan ve pahalılığın ve israfın kaynağı olan faiz kurumlarına karşı daha ilkeli bir tavır sergilemeleri elzemdir. Örneğin; kredi kartlarını imha etmek gibi. Kredi kartı kullanmamak da bir tür imha sayılabilir. Zaten bir kimsenin antikapitalist olduğunun ölçütlerinden biri de kredi kartı kullanıp kullanmadığıdır. Cüzdanının içerisini banka kartlarıyla dolduran bir Müslüman(!) asla dinini yaşama konusunda ciddi değildir. Bizim kanaatimize göre, önemsiz gibi gözüken bu uygulama kapitalizmi çökertebilir. Var mısınız?</p>



<p>[1] el-İsfahani, a.g.e, 407.</p>



<p>[2] Âlûsî, a.g.e, IV, 282.</p>



<p>[3] Hud 11/87.</p>



<p>[4] Bak: Mü&#8217;min 40/28.</p>



<p>[5] Bak: İsra 17/33.</p>



<p>[6] Bak: Zümer 39/53.</p>



<p>[7] A&#8217;raf 7/31.</p>



<p>[8] İbni Kesir, a.g.e, II, 201.</p>



<p>[9] Mevdûdî, Tefhim, II, 27.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/nicin-visa-ve-kredi-karti-kullanmiyorum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 Maaş Alan Devlet Memuru Var Mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/5-maas-alan-devlet-memuru-var-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/5-maas-alan-devlet-memuru-var-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 May 2022 14:09:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Maaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18275</guid>

					<description><![CDATA[Küresel ekonomik dalganın ülkemizi de çok sert bir şekilde etkilediği dönemde,&#160;pahalılık ve geçim sıkıntısı&#160;ülkenin en önemli sorunu haline geldi. Bu durum inkâr edilmez yaşanan bir gerçektir! Hükümet, pahalılıkla mücadele için vergi muafiyetinden, desteklere, indirimlerden gelirlerin artırılmasına kadar çeşitli tedbirler almaya çalışıyor. Bu da inkâr edilemeyecek bir gerçektir! Ancak sorun kısa sürede çözülecek kadar küçük olmadığı için özellikle&#160;pahalılık vatandaşın cebini cüzdanını yakıyor. Sıkıntı var! İşte bunu fırsat bilen muhalefet&#160;&#8216;vatandaş sıkıntı çekerken kimi bürokratların 5 maaş hatta 10 maaş aldığını&#8217;&#160;iddia ederek vatandaşı hükümete karşı kışkırtıyor. Tahrik olmamak elde değildir. Böyle bir uygulamayı hiç kimse onaylamaz. İşin garip yanı yeterli açıklama yapılmayınca, sıkı AK Partililer de haklı olarak bu algının etkisinde kalıyor ve birilerinin 5-10 maaş almasından yakınıyorlar. Algı böyle bir şey. Oysa gerçek bambaşka. Çünkü, hukuken&#160;bir devlet memuru birden fazla maaş alamaz. Alması mümkün değildir. Bir memurun birden fazla maaş aldığını söyleyenler yalan söylüyorlar! Bu hususta mevzuat çok nettir.&#160;Bir memur sadece bir maaş&#160;alabilir; bir de eğer bir yerde üyeliği varsa, kaç yönetim kurulunda üye olursa olsun sadece&#160;birinden huzur ücreti&#160;alabilir. 631 sayılı&#160;Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Mali ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 12&#8217;nci maddesi aynen şöyledir: &#8220;Madde 12 &#8211; Memurlar ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Küresel ekonomik dalganın ülkemizi de çok sert bir şekilde etkilediği dönemde,&nbsp;<strong>pahalılık ve geçim sıkıntısı&nbsp;</strong>ülkenin en önemli sorunu haline geldi.</p>



<p>Bu durum inkâr edilmez yaşanan bir gerçektir!</p>



<p>Hükümet, pahalılıkla mücadele için vergi muafiyetinden, desteklere, indirimlerden gelirlerin artırılmasına kadar çeşitli tedbirler almaya çalışıyor.</p>



<p>Bu da inkâr edilemeyecek bir gerçektir!</p>



<p>Ancak sorun kısa sürede çözülecek kadar küçük olmadığı için özellikle<strong>&nbsp;pahalılık vatandaşın cebini cüzdanını yakıyor.</strong></p>



<p><strong>Sıkıntı var!</strong></p>



<p>İşte bunu fırsat bilen muhalefet&nbsp;<strong>&#8216;vatandaş sıkıntı çekerken kimi bürokratların 5 maaş hatta 10 maaş aldığını&#8217;</strong>&nbsp;iddia ederek vatandaşı hükümete karşı kışkırtıyor.</p>



<p>Tahrik olmamak elde değildir. Böyle bir uygulamayı hiç kimse onaylamaz.</p>



<p>İşin garip yanı yeterli açıklama yapılmayınca, sıkı AK Partililer de haklı olarak bu algının etkisinde kalıyor ve birilerinin 5-10 maaş almasından yakınıyorlar.</p>



<p>Algı böyle bir şey.</p>



<p>Oysa gerçek bambaşka.</p>



<p>Çünkü, hukuken&nbsp;<strong>bir devlet memuru birden fazla maaş alamaz</strong>.</p>



<p>Alması mümkün değildir.</p>



<p>Bir memurun birden fazla maaş aldığını söyleyenler yalan söylüyorlar!</p>



<p>Bu hususta mevzuat çok nettir.&nbsp;<strong>Bir memur sadece bir maaş</strong>&nbsp;alabilir; bir de eğer bir yerde üyeliği varsa, kaç yönetim kurulunda üye olursa olsun sadece&nbsp;<strong>birinden huzur ücreti</strong>&nbsp;alabilir.</p>



<p><strong>631 sayılı</strong>&nbsp;Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Mali ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 12&#8217;nci maddesi aynen şöyledir:</p>



<p>&#8220;Madde 12 &#8211; Memurlar ve diğer kamu görevlilerinden, kurum ve kuruluşların yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu, danışma kurulu üyelikleri ve komisyon, heyet, komite ile benzeri organlarda görev alanlara,&nbsp;<strong>kurum içi ve kurum dışı ayrımı yapılmaksızın bu görevlerinden sadece biri için ücret ödenebilir.&#8221;</strong></p>



<p>Yani bir bürokrat bir kendi maaşını alabilir, bir de huzur payı. İsterse 10 şirkette yönetim kurulu üyesi olsun&nbsp;<strong>sadece</strong>&nbsp;<strong>birinden huzur hakkı/ücreti alabilir.</strong></p>



<p>Bunu muhalefet liderleri bilmiyorlar mı?</p>



<p>Bal gibi biliyorlar. Ama vatandaşı kışkırtmaya yarayan bir yalan olduğu için üzerine basa basa 5-10 maaşlı bürokratlardan bahsediyorlar.</p>



<p>Daha önce de&nbsp;<strong>Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü</strong>&nbsp;hakkında da 12 yerden maaş alıyor diye propaganda yapmışlardı.</p>



<p>Bu iddiayı şöyle inandırıcı hale getiriyorlar:</p>



<p>Kooperatifin yüzde 50 den fazla hisse sahibi olduğu 7 şirket var. Kooperatif genel müdürü doğal olarak bu şirketlerin yönetim kurulu başkanıdır. Algı yürütmek isteyenler 7 şirketteki yönetim kurulusu listesinde genel müdürün adını görüyorlar, her şirketten de huzur payı aldığını varsayıyorlar ve genel müdür 8 yerden 10 yerden maaş alıyor diye yaygarayı basıyorlar.</p>



<p>Oysa genel müdür sadece genel müdürlük maaşını alıyor ve yönetim kurulu başkanı olduğu şirketlerden sadece birinden huzur ücreti alıyor.</p>



<p>Çünkü yukarda zikrettiğim mevzuat gereği ve yine kurumla ilgili 1581 sayılı kanunun 3. Maddesi gereği genel müdür sadece bir şirketten huzur ücreti alabiliyor.</p>



<p>Yani&nbsp;<strong>devlette görevli bir memur sadece bir maaş ve eğer birkaç şirkette/kurulda yönetim kurulu üyeliği varsa sadece birinden huzur ücreti alabilir.</strong></p>



<p>Özetle 5 maaş alan devlet memuru yoktur.</p>



<p><strong>Vardır diyenler yalan söylüyorlar.</strong></p>



<p>Ama saf vatandaşı etkiliyorlar.</p>



<p>Dikkat edin, hangi memurun 5 maaş aldığını söylemiyorlar, söyleyemiyorlar. Çünkü ellerinde öyle bir veri yok, olması da mümkün değil!</p>



<p>O yüzden<strong>&nbsp;isim vermeden sallıyorlar!</strong></p>



<p>İsim verdikleri anda yargı ile karşı karşıya gelecek ve mahkûm olacaklar onu da biliyorlar.</p>



<p>En son değerli bir bakan yardımcısının adını zikrettiler o da yalanlarını suratlarına vurmak için yargıya gidiyor.</p>



<p>Hülasa, vatandaşı kışkırtmak için kullanılan birden fazla maaş iddiası bir algı operasyonundan ibarettir.</p>



<p>Gerçek değildir.</p>



<p>Kimse birden fazla maaş alamaz.</p>



<p>Sadece emekli olmuş biri, yeniden göreve dönmüşse hem emekli maaşının bir kısmını hem de yürüttüğü görevin maaşını alabilir.</p>



<p>Tıpkı<strong>&nbsp;Kılıçdaroğlu</strong>&nbsp;gibi. Kılıçdaroğlu hem emekli maaşının bir kısmını hem de milletvekili maaşı almaktadır!</p>



<p>Kılıçdaroğlu, kendisinin aldığı çifte maaşı görmeyip başkasının olmayan maaşı üzerinden algı yürüterek siyaset yaptığını zannetmektedir!</p>



<p>Küçük ortağı da onun yolunda. </p>



<p>Siyasi kaliteleri o kadar!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/5-maas-alan-devlet-memuru-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bizim Evin Halleri: Alışveriş Savaşları</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/18218/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/18218/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Apr 2022 13:02:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18218</guid>

					<description><![CDATA[SAVAŞ VE TELAŞ Ukrayna’da savaş çıktı. Kadın, çocuk, yaşlı bilumum siviller yollara düştü. Her savaşta olduğu gibi esas mağdurlar onlardı. Fakat batı medyasını farklı ve büyük bir telaş sardı. Irkçı, itici ve ötekileştirici. Meğer ne kötüymüş savaş, kendilerine dokununca ve burunlarının dibinde olunca! Ölenler, aç-açık kalanlar, denizlerde boğulanlar, tel örgünün arkasına atılanlar, çelme takılanlar, geri itilenler Suriyeli, Filistinli, Libyalı, Afganlı, Yemenli, Arakanlı, Asyalı, Afrikalı veya Kuzey Amerikalı olunca tasa yok. Zaten onlar mavi gözlü, sarı saçlı beyaz tenli de değil; ağza almaya, kalem oynatmaya, kamera tutmaya, ekrana getirmeye bile değmez. Dostluk zorda, güzellik yaşlılıkta, sabır yolculukta belli olurmuş. İnsan insanın yurdu ama aynı zamanda kurdu olabilirmiş. Bu yüzden insan denen varlık öngörülemezmiş. İnsanın kalitesi zorlu sınavda belir olurmuş, iyilerle kötüler zor zamanlarda ayrışırmış. “Kötü gün dostu” sözünü boş dememiş eskiler. Bunu bilmez yeni yetmeler. Al sana savaş! Tanış en can acı yerinden, hisset en derinden! &#160;VURGUN AZGINLIĞI ALIŞVERİŞ ÇILGINLIĞI Her savaşın gayrimeşru sonuçları olur. Çünkü savaşın kendisi tartışmalıdır. Bu sefer ki sonuç çok ilginç: Vurgun azgınlığı ve alışveriş çılgınlığı. İnsanlarda iki duygu meydana getirdi bu savaş. Aslında içlerinde olanı gün yüzüne çıkardı: Kaybetme korkusu, kazanma hırsı. Korkanlar saldırdı, kazananlar el yükseltti. Kazananlar ıslık çaldı, korkanlar dörtnala koştu. Çarşı coştu, sanki &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>SAVAŞ VE TELAŞ</strong></p>



<p>Ukrayna’da savaş çıktı. Kadın, çocuk, yaşlı bilumum siviller yollara düştü. Her savaşta olduğu gibi esas mağdurlar onlardı. Fakat batı medyasını farklı ve büyük bir telaş sardı. Irkçı, itici ve ötekileştirici. Meğer ne kötüymüş savaş, kendilerine dokununca ve burunlarının dibinde olunca!</p>



<p>Ölenler, aç-açık kalanlar, denizlerde boğulanlar, tel örgünün arkasına atılanlar, çelme takılanlar, geri itilenler Suriyeli, Filistinli, Libyalı, Afganlı, Yemenli, Arakanlı, Asyalı, Afrikalı veya Kuzey Amerikalı olunca tasa yok. Zaten onlar mavi gözlü, sarı saçlı beyaz tenli de değil; ağza almaya, kalem oynatmaya, kamera tutmaya, ekrana getirmeye bile değmez.</p>



<p>Dostluk zorda, güzellik yaşlılıkta, sabır yolculukta belli olurmuş. İnsan insanın yurdu ama aynı zamanda kurdu olabilirmiş. Bu yüzden insan denen varlık öngörülemezmiş. İnsanın kalitesi zorlu sınavda belir olurmuş, iyilerle kötüler zor zamanlarda ayrışırmış. “Kötü gün dostu” sözünü boş dememiş eskiler. Bunu bilmez yeni yetmeler. Al sana savaş! Tanış en can acı yerinden, hisset en derinden!</p>



<p>&nbsp;<strong>VURGUN AZGINLIĞI ALIŞVERİŞ ÇILGINLIĞI</strong></p>



<p>Her savaşın gayrimeşru sonuçları olur. Çünkü savaşın kendisi tartışmalıdır. Bu sefer ki sonuç çok ilginç: Vurgun azgınlığı ve alışveriş çılgınlığı. İnsanlarda iki duygu meydana getirdi bu savaş. Aslında içlerinde olanı gün yüzüne çıkardı: Kaybetme korkusu, kazanma hırsı.</p>



<p>Korkanlar saldırdı, kazananlar el yükseltti. Kazananlar ıslık çaldı, korkanlar dörtnala koştu. Çarşı coştu, sanki haneler boştu, insanlar bir hoştu! Beyinleri vurguna ayarlı azgıngiller, sanki yokluktan çıkmış sazangiller. Ver gazı, fırlasın alıcılar, yükselsin fiyatlar!</p>



<p>İşte böyle başladı, alışveriş savaşları. Satıcılar alıcılara savaş açmıştı ama bunu kimse anlamamıştı. Arada bir düşünenler oldu, vurgunu anlayanlar, azıcık aklını kullananlar. Onlar bildiğini anlatamadı, çaresiz geçtiler beklemeye, yâ sabır çekmeye.</p>



<p>“Stoklar tükendi” anonsu, “fiyatlar yükselecek” borusu, fırsatçılar korosu, goygoycular ordusu ortalığı velveleye verdi. Gariban halkım koşturdu, aldı yolundu, sattı yolundu, bunlar birer balondu, göz gördü kulak duydu ama olanlar oldu.</p>



<p>Balondu, ama havası hiç inmedi. Gaz verenin nefesi mi güçlüydü, şeytandan mı dürtmeliydi, dıştan mı itmeliydi? Bilinemedi. Rivayet çoktu, tam bilen yoktu. Bir şey kesindi: vurgun azgınıyla alışveriş çılgını bir araya gelmiş, ortalığı toz dumana vermişti. Eskiler boşa dememiş: “Sahtekârla tamahkâr bir araya gelince anlaşmaları kolay olurmuş.” Ne var ki ortada garibanlar ezilirmiş.</p>



<p><strong>MUTSUZ MÜŞTERİ ALIŞVERİŞ KÜSKÜNÜ</strong></p>



<p>Kasa kuyruğundayım, insanlar sesli sesli konuşuyorlar, daha doğrusu dertleşiyorlar, içlerini döküyorlar. Bir hanımefendi, “Herkes mutsuz, alan da mutsuz, alamayan da” dedi. Ben de o gözle baktım kuyruktaki insanlara, hanımefendi haklıydı. En ucuz denilen marketten bile insanlar mutsuz çıkıyordu. Mutsuzluğun sonu küskünlüktü. Alışveriş küskünlüğü. İnsanların yıldığı, bıktığı, takip etmekten yorulduğu ve sonunda bitkin düştüğü en sonunda küstüğü.</p>



<p>İnsanlar nasıl takip edecekti; her gün, her saat fiyat yükselten bakkalı, manavı, marketi… Ya bırakacak ipin ucunu ya da inceldiği yerden kopsun diyecekti. Bir de bu gözle gözledim. Marketlerde eskisi gibi insan kalabalıkları kalmamıştı. Olanlar da az almanın ya da zaruri ihtiyacı kadar almanın derdinde, ama bir mutsuzluk vardı hepsinde.</p>



<p>Korkarım ki, bu küskünlük en önce küçük ve orta ölçekli üreticiyi ve esnafı vuracak. Onlar ne zaman bu işin farkına varacak. İşte bu muamma. Onların bazılarında iki duygu birleşmiş durumda: hem kaybetme hem kazanma. Adeta korku içlerine işlemiş. Elleri kasada, gözleri fiyatlarda. Bir kısmında hırs baskın, fiyat yükselttikçe kasa dolacak zengin olacak sanıyor. Bilmiyor ki, goygoycular müşterisini küstürüyor, kendisine kaybettiriyor.</p>



<p><strong>MANGALDA KÜL KALDI NE DİP</strong></p>



<p>Vardır böyleleri her devirde. Konuşunca adaletten, merhametten, yardımlaşmaktan mangalda kül bırakmayan dindar geçinenler; hakça paylaşımdan, insancıl yaklaşımdan, empatiden, sempatiden dem vuran, mangalın dibini aşındıran sosyal demokrat ayaklarına yatanlar; milli değerleri dillendire dillendire mangalın dibini delen milliyetçilik taslayanlar… Baksana hepsi kerli ferli efendi görünümlüler… Kimi kazanma hırsında, kimi siyasi ikbal peşinde, kimisi kasasını doldurma derdinde, kimi oyunda, kimi eğlencede…</p>



<p>Dürüst, samimi, tutarlı ve kanaatkâr olanlara tabi ki sözümüz olamaz. Sözümüz piyasaya külahı ters giydirenlere.</p>



<p>Nitekim hepsini gördük: Ateşe körükle giderken, ekran ekran höykürürken, azgınlara öykünürken, el yükseltirken, fiyat artırırken, fırsat tetiklerken, avuçlarını ovuştururken, müşteri kızıştırırken, garibanın cebindeki uç kuruşa göz dikerken…</p>



<p>Bilinsin ki, kaydedildi bir yerlere bütün bunlar. Onlar şimdilik avunsunlar, ortam böyle diye savunsunlar… Göreceğiz ötede. Kim kazandı, kim kaybetti; kim kurtuldu, kim iflasa gitti; kim çark etti, kim hak etti?</p>



<p><strong>HAYIRLI SON: BİLİNÇLİ ALIŞVERİŞ</strong></p>



<p>Tek umut kaldı geriye. Bu işin sonu bilinçli alışverişe evrilir mi diye. Allah’tan umut kesilmez. Hikmetinden sual edilmez. Bir de böyle sınıyor bizi, ayırıyor iyilerimizi. Kendi bilmiyor değil, açmak istiyor gözlerimizi.</p>



<p>İşte gözlerimizi açma zamanı. Fırsat bu fırsat. Hep hırslılar ve sahtekârlar değerlendirecek değil ya. Biraz da biz çıkalım ortaya, onlar gelsin oltaya. Haydi, hep birlikte edelim veda tamahkârlığa, son verelim israfa, ihtiyacımız kadarını alıp bırakalım gerisini raflarına.</p>



<p>Bak oruç ayındayız. Fiyatı artan ürüne bir ay “almama orucu” tutalım. Ellerinde kalsın ne yapacaklar bakalım. Onlara bir şey olmaz deme. Bizim için mal canın yongası, onlar için mal canın aynısı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/18218/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Samimiyet Sınavından Kaldık</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/samimiyet-sinavindan-kaldik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/samimiyet-sinavindan-kaldik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Dec 2021 12:37:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Faiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17983</guid>

					<description><![CDATA[Son üç köşe yazımda kaybettiklerimiz ana başlığı altında Anadolu ve İslam medeniyetinden bizlere miras olan ve yitip giden kadim değerlerimizi dilimiz döndüğü kadar anlatmaya çalışmıştık. Yaklaşık olarak bir aydır ülke dolar, faiz ve altın krizi ile kasıp kavruluyor. İstisnasız herkes ekonomi profesörü ve kriz yönetimi uzmanı olarak fikir beyan eder oldu. Deyim yerindeyse ağzı olan konuşuyordu. Tüm bu hararetli gelişmelerin orta yerinde Bitcoin denen salgına sabit maaşlı vatandaşların ilgisi de had safhaya ulaşmıştı. Memleket yangın yeri misali tozu dumana katmıştı. Hepsi bir yana asgari ücret zammı tartışmaları deyim yerindeyse pastanın kreması olmuştu. Ülkeyi germe maksadıyla kendince siyaset yapan aklı evvel kriz fırsatçıları için ideal bir ortam doğmuştu. Memleketin üzerine benzin döküp bir kibrit ile yakmaya hevesli felaket tellalları adeta pusuya yatmış vaziyette bekliyorlardı. Doların ve altının hızlı yükselişiyle beraber bunu bir fırsat bilen karakter ve haysiyet yoksunları birçok ürüne yüzde yüzün üstünde zam yapmışlardı. Örneğin dolarda ki bir tl oranında ki artış, ürüne üç tl ve bazen beş tl olarak yansıtılıyordu. Allah’tan Müslüman bir milletiz! Yine aynı şekilde Araba, Ev ve Kira ücretlerinde ki fahiş artışlar ise işin farklı bir boyutunu oluşturmaktaydı. Şu ana kadar yazdıklarım benim fazlasıyla içimi kararttı. Muhtemelen sizin de içinizin karardığını tahmin edebiliyorum. Ekranlar, sosyal medya &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son üç köşe yazımda kaybettiklerimiz ana başlığı altında Anadolu ve İslam medeniyetinden bizlere miras olan ve yitip giden kadim değerlerimizi dilimiz döndüğü kadar anlatmaya çalışmıştık.</p>



<p><strong>Yaklaşık olarak bir aydır ülke dolar, faiz ve altın krizi ile kasıp kavruluyor. İstisnasız herkes ekonomi profesörü ve kriz yönetimi uzmanı olarak fikir beyan eder oldu. Deyim yerindeyse ağzı olan konuşuyordu.</strong></p>



<p>Tüm bu hararetli gelişmelerin orta yerinde Bitcoin denen salgına sabit maaşlı vatandaşların ilgisi de had safhaya ulaşmıştı. Memleket yangın yeri misali tozu dumana katmıştı. Hepsi bir yana asgari ücret zammı tartışmaları deyim yerindeyse pastanın kreması olmuştu.</p>



<p>Ülkeyi germe maksadıyla kendince siyaset yapan aklı evvel kriz fırsatçıları için ideal bir ortam doğmuştu. Memleketin üzerine benzin döküp bir kibrit ile yakmaya hevesli felaket tellalları adeta pusuya yatmış vaziyette bekliyorlardı.</p>



<p><strong>Doların ve altının hızlı yükselişiyle beraber bunu bir fırsat bilen karakter ve haysiyet yoksunları birçok ürüne yüzde yüzün üstünde zam yapmışlardı. Örneğin dolarda ki bir tl oranında ki artış, ürüne üç tl ve bazen beş tl olarak yansıtılıyordu. Allah’tan Müslüman bir milletiz!</strong></p>



<p>Yine aynı şekilde Araba, Ev ve Kira ücretlerinde ki fahiş artışlar ise işin farklı bir boyutunu oluşturmaktaydı.</p>



<p>Şu ana kadar yazdıklarım benim fazlasıyla içimi kararttı. Muhtemelen sizin de içinizin karardığını tahmin edebiliyorum. Ekranlar, sosyal medya ve sokakta konuşulan konular insanları hayattan soğutmuştu!</p>



<p>Peki ne oldu da bir anda herkes sus pus oldu? Hükümet kanadının mevduat hesapları ile ilgili olarak mudilere yönelik yaptığı bir açıklama sonucunda dolar bir gecede tepe taklak oldu. Utanmadan sıkılmadan her gün ekranlara çıkıp konuşan çokbilmiş uzmanlar sus pus oldular.</p>



<p><strong>Anlaşılan beklentileri boşa çıkmıştı. Memleket Gemisinin Titanik misali batmasını bekleyen art niyetli bu mihraklar büyük bir hayal kırıklığı ile karşı karşıya kalmıştı. Başka söze gerek var mı bilmiyorum ama! Bir topluluk düşünün ki ülkesinin batmasına sevinecek kadar ihanet içerisinde olsun.</strong></p>



<p>Bu gaflet içerisindeki davranış şekli bana son yıllarda çok sık kullandığım bir kavramı hatırlattı. Hatırlatmanızda kolaylık sağlaması için söylüyorum. Şener Şen’in Eşkıya Baran rolünde oynadığı Eşkıya filminde bir sahne var. Eşkıya şehre indi diyor.</p>



<p>Maalesef devletin dağda nihayete erdirmiş olduğu terör bugün şehirlere indi. Ve ne hazindir ki her türlü ekonomik ve siyasal gelişmeleri devlete saldırmak için adeta fırsata çeviren bu terör sevicilerine bilerek veya bilmeyerek destek veren saf bir kitle oluşmuştu.</p>



<p>Dolar veya faizle en ufak bir ilgisi olmayan vatandaş hatta çocuk yaştakiler dahi bu tartışmaya dahil olmuşlardı.</p>



<p>Dolarla yatıp faizle kalkan bir millet olup çıkmıştık. Bugün geldiğimiz noktada dolar beklentilerin aksine ciddi bir oranda düşüş yaşadı. Faizler keza aynı şekilde artış göstermedi. Deyim yerindeyse bir anda ortalık süt liman oldu. Dahası asgari ücrette son elli yılın en yüksek zammı gerçekleşti.</p>



<p><strong>Bir anda bu olumlu gelişmeler olurken diğer yanda her yerde bir ölüm sessizliği oluştu. Her şey kötü giderken haddini bilmeden konuşanlar, piyasada ki tablo olumluya dönünce süt dökmüş kediye dönmüşlerdi.</strong></p>



<p>Küçük esnaf karınca kararınca iş yapmaya çalışırken stokçuluk yapmak suretiyle üç liralık mala on lira fiyat biçenlere sözümüz; dolar düştü neden ürünlerin fiyatını indirmediniz? Dolar artışını anlık olarak ürün ücretlerine yansıtanlar dolarda ki düşüşe sağır kalmışlardı.</p>



<p>Çanakkale’de kuru ekmek ve üzüm hoşafı ile düşmana geçit vermeyen kınalı kuzuları düşünüp kahrımdan ağladım. Allah aşkına söyler misiniz dostlar? Biz hangi ara bu duruma geldik!</p>



<p><strong>Asgari ücret zammı ve dolarda meydana gelen düşüş turnusol kağıdı etkisi göstermişti. Sakın ha bu yazdıklarım hükümeti aklama olarak alınmasın. Biz her daim doğruları konuşmaya devam edeceğiz. Asla ve kata birlerinin avukatlığına soyunmayacağız.</strong></p>



<p>Kadim Anadolu Medeniyetinin mirasçılarına bu kriz fırsatçılığı yakışmadı. Yüz yıl önce bırakın kolunda ki altın bilezikleri kundaktaki çocuğunu memleketi için feda etmiş Nene Hatun’u hatırlayınca ben utandım.</p>



<p>Aksine Türkiye’nin muhalif partilerinin bir türlü yapamadığı samimi muhalefeti dahi biz yerine getirmenin gayreti içinde olacağız.</p>



<p><strong>Bizim tek derdimiz var o da memleketimiz. Bu arada medyanın her kesiminde olumsuz haberlerle adeta algı operasyonları düzenleniyor. Ancak bilmenizi isterim ki Türkiye tarihte görülmedik bir şekilde sanayi ve ihracat kalemlerinde büyük başarılara imza atıyor.</strong></p>



<p>Önümüzde ki günlerde bu hususlarla ilgili sizleri bilgilendirmeye çalışacağım. Sadece şunu söyleyebilirim yakın zamanda güzel gelişmeler duyacaksınız inşallah! </p>



<p>Selam ve dua ile…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/samimiyet-sinavindan-kaldik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güven Sorunu Yaşıyoruz!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/guven-sorunu-yasiyoruz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/guven-sorunu-yasiyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 08:40:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[Para]]></category>
		<category><![CDATA[piyasa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17930</guid>

					<description><![CDATA[Bugünlerde piyasalarda yaşananlar, bana kalırsa ekonomik değil, aksine birbirimize karşı olan güven sarsılması sorunudur… Yıllardır ektiğimizi bugünlerde biçiyoruz. Birbirimize güven, tükendi tükenecek! Eskiden, &#8220;bir yerde falanca kişi varsa orada yanlış olmaz!&#8221; denilirdi. Kaç kişi kaldı ki falancalarımızdan? Ne yazık ki ya tasfiye edildiler ya da susmak zorunda kaldılar. Bu nedenle birbirimize güven de öyle oldu… Yalan konuşan, aldatan, kumpas kuran, hile yapan,alavere dalavere yapan, arkadan ittiren , çelme takan &#8220;dava!&#8221;adamları türediler…İnanmadıklarını anlatan bu kelime ustaları gençlere vaazlar da vererek sistem içinde hızla yükseldiler…Üstelik bu kişiler 50 yaşından sonra şoförlük öğrenmiş kişiler gibi ellerindeki mührün kendilerine sağladığı güçle bize orası burası kırık dökük &#8220;din!&#8221; de anlattılar. &#8220;Durun haram değil mi!&#8221; diyerek kükreyen birileri gördünüz mü? Şayet gördüyseniz, onları ikinci defa baktığınızda yerlerinde bulabildiniz mi? Olması gereken sıradan bir iş bile haber konusu haline geldi. Bir kişi para bulmuş da onu sahibine vermiş…Haberlik bir mesele mi bu? Fakat oldu işte…Toplumsal çürüme çok hızlı… Refah Partisi İstanbul Belediye Başkanlığına Recep Tayyip Erdoğan aday olduğu zaman seçim çalışmalarında kullanılmak üzere bazı öğrenciler günlük harçlıklarını, hanımefendiler kolundaki bileziklerini, kulaklarındaki küpelerini, Avrupalı işçiler ise çok zor koşullarda kazandıkları dövizlerini vermişlerdi. Dahası da var…Çünkü söz konusu olan &#8220;Hak Dava&#8221; idi. Belediye Başkanı seçildikten sonra, CHP’li sol görüşlü &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bugünlerde piyasalarda yaşananlar, bana kalırsa ekonomik değil, aksine birbirimize karşı olan güven sarsılması sorunudur…</p>



<p>Yıllardır ektiğimizi bugünlerde biçiyoruz. Birbirimize güven, tükendi tükenecek! Eskiden, &#8220;bir yerde falanca kişi varsa orada yanlış olmaz!&#8221; denilirdi. Kaç kişi kaldı ki falancalarımızdan? Ne yazık ki ya tasfiye edildiler ya da susmak zorunda kaldılar. Bu nedenle birbirimize güven de öyle oldu…</p>



<p>Yalan konuşan, aldatan, kumpas kuran, hile yapan,alavere dalavere yapan, arkadan ittiren , çelme takan &#8220;dava!&#8221;adamları türediler…İnanmadıklarını anlatan bu kelime ustaları gençlere vaazlar da vererek sistem içinde hızla yükseldiler…Üstelik bu kişiler 50 yaşından sonra şoförlük öğrenmiş kişiler gibi ellerindeki mührün kendilerine sağladığı güçle bize orası burası kırık dökük &#8220;din!&#8221; de anlattılar.</p>



<p>&#8220;Durun haram değil mi!&#8221; diyerek kükreyen birileri gördünüz mü? Şayet gördüyseniz, onları ikinci defa baktığınızda yerlerinde bulabildiniz mi?</p>



<p>Olması gereken sıradan bir iş bile haber konusu haline geldi. Bir kişi para bulmuş da onu sahibine vermiş…Haberlik bir mesele mi bu? Fakat oldu işte…Toplumsal çürüme çok hızlı…</p>



<p>Refah Partisi İstanbul Belediye Başkanlığına Recep Tayyip Erdoğan aday olduğu zaman seçim çalışmalarında kullanılmak üzere bazı öğrenciler günlük harçlıklarını, hanımefendiler kolundaki bileziklerini, kulaklarındaki küpelerini, Avrupalı işçiler ise çok zor koşullarda kazandıkları dövizlerini vermişlerdi. Dahası da var…Çünkü söz konusu olan &#8220;Hak Dava&#8221; idi.</p>



<p>Belediye Başkanı seçildikten sonra, CHP’li sol görüşlü temizlik işçileri greve giderek İstanbul’u çöp dağlarına çevirmişlerdi. Davamız ve dolayısıyla temsilcisi olan Belediye Başkanımız zarar görür endişesiyle teşkilat mensuplarından bir kısmı kamyon kiralamış bir kısmı da çöp toplamaya gitmişlerdi. Çünkü teşkilat mensuplarının birbirlerine olanı güveni tamdı.</p>



<p>Şimdi sormak isterim: Yukarıda saydığım sınıflardan hangisi ülkemizde daha iyi yol, daha iyi havaalanı, daha iyi köprü olsun diye öylesine büyük fedakarlıkta bulunmuşlardır. Tek derdimiz vardı o günlerde. Ülkemizde adil bir sistem kurulsun…Ülkemize adalet hakim olsun! Adalet sağlanırsa nasılsa kalkınma da kendiliğinden olacaktı.</p>



<p>Refah Partisi döneminden bugüne kadar gittikçe yozlaşan ve adaletten her geçen gün uzaklaşan bir anlayış güveni sarstı. Adalet tesisi kişilere haksız kazandırmayacağı için ihmal edildi, yatırımlar ise ölçüsüz, hesapsız biçimde kazandırdığı için de alabildiğince arttı. Ne yazık ki yatırımlar, hizmetler adalet yerine ikame edildi. Adeta “Köprü yaptık ya, adalete ne gerek” var denildi…</p>



<p>Bugün ise Ak Parti’ye oy verenler toplumun yarısı değil mi? Domatesin veya patatesin kilosunu on liraya kim çıkarttı? 25 kilogramlık un bir ayda 100 liradan 280 liraya nasıl çıktı? Dış güçler mi? Faize yüklenenler kimler, onlar da ithal mi?</p>



<p>Birbirimizi kandırmayalım. Bir kez Kurtuluş savaşı veriyoruz dedik ve kulağından küpesi, kolundan bileziği alındı hanımefendinin, günlük harçlığı alındı öğrencinin, çöp toplamaya gitti dava erleri. Fakat seçim sonrası ne Kurtuluş savaşı verildi ne de müdafaası yapıldı. Bu nedenle ülkemizin kahramanları ve fedakarlarının güveni çok fena sarsıldı. Kısaca dindarların birbirine güveni kalmadı…</p>



<p>Bugün yaşanan sorun güven sorunudur. Ekonomi, döviz veya faiz sorunu değil!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/guven-sorunu-yasiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
