<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Diyanet &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/diyanet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Mar 2023 07:49:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Diyanet &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İki Gündem İki Yorum</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/iki-gundem-iki-yorum/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/iki-gundem-iki-yorum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Mar 2023 07:49:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[camii]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Görmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18686</guid>

					<description><![CDATA[Mehmet Görmez&#8217;in depremzedeler için söylediği &#8220;naz makamında Allah&#8217;a karşı kalpleri kırık, devlete karşı öfkeli olabilirler&#8221; sözü.Camide depremzedeleri rehabilitasyon için palyaçolar eşliğinde çalgı çalınıp dans edilmesi ve şarkılar söylenmesi. Verilen tepkiler: Birincisine: Şirk içeriklidir, vatana ihanettir, isyana teşviktir…İkincisine: Camiler ne hale getirildi, olacak şey değil, Diyanet neyi bekliyor… Biliyorum, Müslümanlar olarak maalesef kutuplaştık. Zihnimizde kültürel yüklerimiz var. Bazı kesimlere karşı bilenmişliklerimiz söz konusu. Birbirimizi anlamak istemiyoruz. Belki de korumak istediğimiz değerler bazen birbirimizi anlamamızı da zorlaştırıyor. Bence daha soğukkanlı değerlendirmeler yapmalıyız. Ben burada yukarıda söylenenlerin lehinde ya da aleyhinde Kur&#8217;an ve sünnetten deliller getirecek değilim. Mesele birbirimizi anlamak. Geçmişte yanlış anlaşılmaya müsait sözler için ne güzel bir formül bulunmuş: Naz makamı. Bu formüller basit bulunmuyor. Yüksek bir edebiyat kültürünün bulunduğu yerlerde belki ancak neşvü nema bulabilir bu formüller. Eğer biz bugün bir takım sözleri çok edebi bir dille hem tatlı bir şekilde eleştirip hem de tatlı bir yere konumlandırılmasını beceremiyorsak bu bizim sorunumuz. Bugün böyle sözlere hemen ilk aklımıza şirk küfür nifak geliyorsa bizim dilimizde bir sorun var demektir. Edebi bir dil geliştiremedik demektir. Hele bunları 50 yılını tasavvufta geçirmiş biri söylüyorsa o zaman acınacaklık bir halimiz var demektir. Tarikat maalesef kendini selefi diyebileceğimiz ötekileştirici bir dile mahkum etmiş durumda. Camilerde &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<ol class="wp-block-list"><li>Mehmet Görmez&#8217;in depremzedeler için söylediği &#8220;naz makamında Allah&#8217;a karşı kalpleri kırık, devlete karşı öfkeli olabilirler&#8221; sözü.</li><li>Camide depremzedeleri rehabilitasyon için palyaçolar eşliğinde çalgı çalınıp dans edilmesi ve şarkılar söylenmesi.</li></ol>



<p>Verilen tepkiler:</p>



<p>Birincisine: Şirk içeriklidir, vatana ihanettir, isyana teşviktir…<br>İkincisine: Camiler ne hale getirildi, olacak şey değil, Diyanet neyi bekliyor…</p>



<p>Biliyorum, Müslümanlar olarak maalesef kutuplaştık. Zihnimizde kültürel yüklerimiz var. Bazı kesimlere karşı bilenmişliklerimiz söz konusu. Birbirimizi anlamak istemiyoruz. Belki de korumak istediğimiz değerler bazen birbirimizi anlamamızı da zorlaştırıyor.</p>



<p>Bence daha soğukkanlı değerlendirmeler yapmalıyız. Ben burada yukarıda söylenenlerin lehinde ya da aleyhinde Kur&#8217;an ve sünnetten deliller getirecek değilim. Mesele birbirimizi anlamak.</p>



<p>Geçmişte yanlış anlaşılmaya müsait sözler için ne güzel bir formül bulunmuş: Naz makamı. Bu formüller basit bulunmuyor. Yüksek bir edebiyat kültürünün bulunduğu yerlerde belki ancak neşvü nema bulabilir bu formüller. Eğer biz bugün bir takım sözleri çok edebi bir dille hem tatlı bir şekilde eleştirip hem de tatlı bir yere konumlandırılmasını beceremiyorsak bu bizim sorunumuz. Bugün böyle sözlere hemen ilk aklımıza şirk küfür nifak geliyorsa bizim dilimizde bir sorun var demektir. Edebi bir dil geliştiremedik demektir. Hele bunları 50 yılını tasavvufta geçirmiş biri söylüyorsa o zaman acınacaklık bir halimiz var demektir. Tarikat maalesef kendini selefi diyebileceğimiz ötekileştirici bir dile mahkum etmiş durumda.</p>



<p>Camilerde söz konusu olan eyleme gelince elbette camilerde bu haliyle arzu endam edilmesi hiç de hoş değildir. Ancak içinden geçtiğimiz bir süreç var. Dolayısıyla zaruret diye bir şey söz konusu. O zaman burada da öyle bir dil geliştirmeliyiz ki, hem bunun zaruretten kaynaklanması sebebiyle camilerde böyle şeylerin yapılabileceğini hem de bu şeylerin camilerin asli fonksiyonuna uygun olmadığını ve bunun alışkanlık haline getirilmemesi gerektiğini vurgulamış olalım. Bu esnek dil için, hem mevcut durumu tolere edebilmek hem de bu durumu tatlı bir şekilde eleştirebilmek için edebiyat kültürü gerekli. Ve maalesef bugün için söylersek edebiyat ve eleştiri alanında tam bir adam kıtlığını yaşıyoruz.</p>



<p>Son olarak Mehmet Görmez olayında meselenin bir adamı savunmak değil anlamak olduğunu belirtmem gerekir. Bir adamın bir sözünü anlamaya çalıştığınızda sanki onun bütün görüşlerini savunuyormuşsunuz gibi bir algı oluşturuluyor. Bu, doğru bir yaklaşım değil. Biz Müslümanlara en güzel yakışan yaklaşım insaflı olmaktır. Bunu söyleyince birilerinin aklına &#8220;herkese&#8221; mi diye bir soru gelecektir. Elbette herkese değil. Ya da şöyle diyeyim: Örneğin Mustafa İslamoğlu gibilere insaflı olmak istiyorsak onu tenkitle iyi bir sarsmamız gerekiyor. Ki, zaten bu tipleri şu anda muhatap almaya bile gerek yoktur. Bu son cümleleri kurmama neden olan da maalesef söylediklerimi yanlış algılabilecek birilerinin olması. Yoksa hiç gerek duymazdım.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/iki-gundem-iki-yorum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Söylenecek Çok Şey Var Da&#8230;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/soylenecek-cok-sey-var-da/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/soylenecek-cok-sey-var-da/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Sep 2020 07:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[Sapık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15651</guid>

					<description><![CDATA[Kendisini Uşşaki şeyhi olarak tanıtan kişi mahkemeye verildi. Olay artık yargıda. Ben bugün basına yansıyan görüşme ve Diyanet&#8217;in açıklaması ile ilgili sadece 2 not düşmek istiyorum;Birincisi -eğer bu görüşme doğru ise- ilgili şahsın telefon görüşmesinde kendisini savunmak için söylediği sözler olayın vehametini daha da büyütüyor. Üzerinde durulacak o kadar çok detay/problem var ki, bunun neresini düzelteceksin bilemiyorsun.İkincisi, Diyanet&#8217;in yaptığı açıklama; bu açıklama elbetteki yerinde ama çok geç.Sadece bu olay özelinde değil genel olarak geç.Diyanet diyor ki &#8220;İlim ve irfan ile alakası olmadığı halde, kendilerine menfaat devşiren din istismarcılarına karşı da aziz milletimizi bir defa daha uyarıyoruz. Hem dini duygu ve değerlerimizin hem de gözbebeğimiz olan çocuklarımızın istismara karşı korunması için herkesi sorumluluk almaya davet ediyoruz.&#8221;Madem bu ismin/tarikatın ilim ve irfan geleneği ile ilgisi yoktu daha önce isim vererek açıklama yaptın mı?Bunun için illa bir kriminal olay mı gerçekleşmeli?Bu tür yapılardaki istismarlar sadece kriminal hadiselerle mi sınırlı?Bu yapıların başka istismarları yok mu?Zemini din, ahiret, peygamber, mehdilik, rüyalar, kerametler, zuhuratlarla döşenen bu istismar konuları hakkinda ne zaman dişe dokunur bir açıklama yapacaksınız?Hem dini duyguları hem çocuklarımızı istismara karşı herkesi sorumluluğa davet ediyoruz diyorsunuz da bu konuda milleti bilinçlendirmek için ne yapıyorsunuz?Millet yanlışla doğruyu nasıl ayırt edecek?Bunun için önerdiğiniz kıstas ne?Millet, kriminal olaylara &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kendisini Uşşaki şeyhi olarak tanıtan kişi mahkemeye verildi. Olay artık yargıda. Ben bugün basına yansıyan görüşme ve Diyanet&#8217;in açıklaması ile ilgili sadece 2 not düşmek istiyorum;<br><br>Birincisi -eğer bu görüşme doğru ise- ilgili şahsın telefon görüşmesinde kendisini savunmak için söylediği sözler olayın vehametini daha da büyütüyor. Üzerinde durulacak o kadar çok detay/problem var ki, bunun neresini düzelteceksin bilemiyorsun.<br><br>İkincisi, Diyanet&#8217;in yaptığı açıklama; bu açıklama elbetteki yerinde ama çok geç.<br>Sadece bu olay özelinde değil genel olarak geç.<br>Diyanet diyor ki &#8220;İlim ve irfan ile alakası olmadığı halde, kendilerine menfaat devşiren din istismarcılarına karşı da aziz milletimizi bir defa daha uyarıyoruz. Hem dini duygu ve değerlerimizin hem de gözbebeğimiz olan çocuklarımızın istismara karşı korunması için herkesi sorumluluk almaya davet ediyoruz.&#8221;<br><br>Madem bu ismin/tarikatın ilim ve irfan geleneği ile ilgisi yoktu daha önce isim vererek açıklama yaptın mı?<br>Bunun için illa bir kriminal olay mı gerçekleşmeli?<br><br>Bu tür yapılardaki istismarlar sadece kriminal hadiselerle mi sınırlı?<br>Bu yapıların başka istismarları yok mu?<br>Zemini din, ahiret, peygamber, mehdilik, rüyalar, kerametler, zuhuratlarla döşenen bu istismar konuları hakkinda ne zaman dişe dokunur bir açıklama yapacaksınız?<br><br>Hem dini duyguları hem çocuklarımızı istismara karşı herkesi sorumluluğa davet ediyoruz diyorsunuz da bu konuda milleti bilinçlendirmek için ne yapıyorsunuz?<br>Millet yanlışla doğruyu nasıl ayırt edecek?<br>Bunun için önerdiğiniz kıstas ne?<br><br>Millet, kriminal olaylara karışan bu tür yapıları/şahıslari zaten tanımış oluyor. Bunun için sizin bir açıklama yapmanıza bile gerek yok. Çünkü olay artık aşikar hale gelmiş bulunuyor.<br>Size düşen bunu daha önceden öngörebilmek ve sorunu listeleyebilmek olmalı, öyle değil mi?<br>Ama sivrisineği değil bataklığı…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/soylenecek-cok-sey-var-da/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyanet&#8217;ten Hafız Uygulaması</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/diyanetten-hafiz-uygulamasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/diyanetten-hafiz-uygulamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Jan 2019 20:06:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7880</guid>

					<description><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı, Bilgi Yönetimi ve İletişim Dairesi Başkanlığı tarafından geliştirilen HÂFIZ uygulaması, Kur’ân-ı Kerîm’i tamamen veya kısmen ezberlemek isteyenlerin hizmetine sunulmuştur. HÂFIZ adını taşısa da bu uygulama ile sadece hâfız yetiştirmek değil birkaç ayet veya birkaç sûre ezberlemek isteyenlere de yardımcı olmak amaçlanmaktadır. Tercih edilen seçeneklerden Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleme yöntemi uygulanabilir. Bu uygulama ile hedeflenen; Kur’ân-ı Kerîm’i tamamen veya kısmen ezberlemek isteyen Müslümanlara destek olmaktır. Uygulamanın ismi her ne kadar Hâfız olsa da amaç; uygulama ile sadece hâfız yetiştirmek değil bir ayet, birkaç ayet veya bazı sûreleri ezberlemek isteyenlere destek vermektir. Hâfız uygulamasında istenilen her seçenekten Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleme yöntemi uygulanabilir. Uygulama Özellikleri 1- Kişisel ezber listesi oluşturabilme, (Ezberlemek istediğiniz ayetlere veya surelere kolay erişim) 2- Ezber listesini başkalarıyla paylaşabilme, 3- Bir sayfayı dilediğiniz tekrar sayısınca okuma, 4- Bir ayeti dilediğiniz tekrar sayısınca okuma, 5- Seçtiğiniz ayetleri dilediğiniz tekrar sayısınca okuma, 6- Okuma yönünü belirleme, ( yukarıdan aşağıya veya aşağıdan yukarıya doğru ayetleri okuyabilme) 7- Her Cüz’ün son 20. sayfasını ezberleme tekniğine uygun, 8- Yazı boyutunu ayarlayabilme, 9- Hızlı erişim, ( İstediğiniz ayet sure sayfa yada cüzlere çok hızlı erişim) 10- Sureleri Kur’ân-ı Kerîm sırasında, Alfabetik sırada yada Nüzul sırasında listeleyebilme, 11- Okuyucu sesi seçebilme, 12- Okunan ayeti animasyonlu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diyanet İşleri Başkanlığı, Bilgi Yönetimi ve İletişim Dairesi Başkanlığı tarafından geliştirilen HÂFIZ uygulaması, Kur’ân-ı Kerîm’i tamamen veya kısmen ezberlemek isteyenlerin hizmetine sunulmuştur.</p>
<p>HÂFIZ adını taşısa da bu uygulama ile sadece hâfız yetiştirmek değil birkaç ayet veya birkaç sûre ezberlemek isteyenlere de yardımcı olmak amaçlanmaktadır.</p>
<p>Tercih edilen seçeneklerden Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleme yöntemi uygulanabilir. Bu uygulama ile hedeflenen; Kur’ân-ı Kerîm’i tamamen veya kısmen ezberlemek isteyen Müslümanlara destek olmaktır.</p>
<p>Uygulamanın ismi her ne kadar Hâfız olsa da amaç; uygulama ile sadece hâfız yetiştirmek değil bir ayet, birkaç ayet veya bazı sûreleri ezberlemek isteyenlere destek vermektir. Hâfız uygulamasında istenilen her seçenekten Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleme yöntemi uygulanabilir.</p>
<p>Uygulama Özellikleri</p>
<p>1- Kişisel ezber listesi oluşturabilme, (Ezberlemek istediğiniz ayetlere veya surelere kolay erişim)<br />
2- Ezber listesini başkalarıyla paylaşabilme,<br />
3- Bir sayfayı dilediğiniz tekrar sayısınca okuma,<br />
4- Bir ayeti dilediğiniz tekrar sayısınca okuma,<br />
5- Seçtiğiniz ayetleri dilediğiniz tekrar sayısınca okuma,<br />
6- Okuma yönünü belirleme, ( yukarıdan aşağıya veya aşağıdan yukarıya doğru ayetleri okuyabilme)<br />
7- Her Cüz’ün son 20. sayfasını ezberleme tekniğine uygun,<br />
8- Yazı boyutunu ayarlayabilme,<br />
9- Hızlı erişim, ( İstediğiniz ayet sure sayfa yada cüzlere çok hızlı erişim)<br />
10- Sureleri Kur’ân-ı Kerîm sırasında, Alfabetik sırada yada Nüzul sırasında listeleyebilme,<br />
11- Okuyucu sesi seçebilme,<br />
12- Okunan ayeti animasyonlu takip edebilme,<br />
13- Ekran kapalı iken arka planda okunan ayeti dinleyebilme.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/diyanetten-hafiz-uygulamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Din, Devlet, Diyanet ve Cemaatler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/din-devlet-diyanet-ve-cemaatler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/din-devlet-diyanet-ve-cemaatler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa ÖZEL]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2018 06:27:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[6. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Mart 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Özel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1728</guid>

					<description><![CDATA[Batıdaki din-devlet ilişkilerinin yeni bir biçim kazanması, batı dışındaki ülkeleri, toprakları, coğrafyayı derinden etkiledi. Bunların başında İslam dünyası gelmektedir. İslam dünyasının başında da Türkiye gelmektedir. Çünkü en büyük kırılma, yüzyıllardır Müslümanların hizmetkârlığını ve hamiliğini yapan bu topraklarda gerçekleşmiştir. Dinin varlığı kadar, onun yorumlanması ve buna bağlı olarak yaşanması da önemlidir. Bu “yorumlanması” ve “yaşanması” konusu, teknik ve tarihî olarak mezhep, tarikat, meşrep ve benzeri adlandırılmalarla günümüze ulaşmıştır. Peygamberimizin ahirete irtihalinden bu yana tek bir anlama, yorumlama ve yaşama biçimi olmamıştır. Bu durum, İslam’ın zenginliğinin bir göstergesi olarak kabul edilmelidir. Esefle belirtilmelidir ki, zenginlik olarak nitelendirdiğimiz bu husus, tarih içinde zaman zaman sertliklere, kavgalara, hatta savaşlara yol açmıştır. Mutedil yaklaşım ve anlayışlar, yerlerini, şiddet yanlısı ve karşısındakine hayat hakkı tanımayanlara bırakmak zorunda kalmışlardır. Günümüzün yaygın kavramlarından biri olan çoğulculukla adlandırabileceğimiz bu zenginlik, etkin ve egemen olduğu dönemlerde topluma nefes aldırmış, onun kendisini yenilemesine, gelişmesine, güçlenmesine zemin teşkil etmiştir. Aksi durumlarda ise küllî bir çöküşün habercisi, en temel belirleyici etken olmuştur. İslam, varlığı gereği, örgütlü bir toplumu öngörür. İslam toplumu, Ümmet-i Muhammed, örgütlü bir yapıdır, öyle olmak zorundadır. Kendi mensupları arasındaki ilişkiden, emr-i bil maruf nehy-i anil münkerden, komşuya sahip çıkmaya kadar birçok mesele, insanı merkeze alan, insanı önemseyen, toplumu güçlendirmeye sahip çıkan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Batıdaki din-devlet ilişkilerinin yeni bir biçim kazanması, batı dışındaki ülkeleri, toprakları, coğrafyayı derinden etkiledi. Bunların başında İslam dünyası gelmektedir. İslam dünyasının başında da Türkiye gelmektedir. Çünkü en büyük kırılma, yüzyıllardır Müslümanların hizmetkârlığını ve hamiliğini yapan </strong><strong>bu topraklarda gerçekleşmiştir.</strong></p>
<p>Dinin varlığı kadar, onun yorumlanması ve buna bağlı olarak yaşanması da önemlidir. Bu “yorumlanması” ve “yaşanması” konusu, teknik ve tarihî olarak mezhep, tarikat, meşrep ve benzeri adlandırılmalarla günümüze ulaşmıştır. Peygamberimizin ahirete irtihalinden bu yana tek bir anlama, yorumlama ve yaşama biçimi olmamıştır. Bu durum, İslam’ın zenginliğinin bir göstergesi olarak kabul edilmelidir.</p>
<p>Esefle belirtilmelidir ki, zenginlik olarak nitelendirdiğimiz bu husus, tarih içinde zaman zaman sertliklere, kavgalara, hatta savaşlara yol açmıştır. Mutedil yaklaşım ve anlayışlar, yerlerini, şiddet yanlısı ve karşısındakine hayat hakkı tanımayanlara bırakmak zorunda kalmışlardır. Günümüzün yaygın kavramlarından biri olan çoğulculukla adlandırabileceğimiz bu zenginlik, etkin ve egemen olduğu dönemlerde topluma nefes aldırmış, onun kendisini yenilemesine, gelişmesine, güçlenmesine zemin teşkil etmiştir. Aksi durumlarda ise küllî bir çöküşün habercisi, en temel belirleyici etken olmuştur.</p>
<p>İslam, varlığı gereği, örgütlü bir toplumu öngörür. İslam toplumu, Ümmet-i Muhammed, örgütlü bir yapıdır, öyle olmak zorundadır. Kendi mensupları arasındaki ilişkiden, emr-i bil maruf nehy-i anil münkerden, komşuya sahip çıkmaya kadar birçok mesele, insanı merkeze alan, insanı önemseyen, toplumu güçlendirmeye sahip çıkan anlayışın birer tezahürüdür.</p>
<p>Müslümanların yaşadığı topraklarda hüküm süren devletler, geçmişte reayalarına, tebaalarına belli bir teşkilatlanma olanağı sağlamıştır. Bu teşkilatlanma, elbette modern anlamda bir teşkilatlanma değildi. Belli bir hiyerarşi, belli görev ve sorumluluklar içeriyor, sosyal, kültürel, hatta siyasal hedefler yüklüyordu. Batıdaki din-devlet ilişkilerinin yeni bir biçim ve biçem kazanması, batı dışındaki ülkeleri, toprakları, coğrafyayı derinden etkiledi. Bunların başında İslam dünyası gelmektedir. İslam dünyasının başında da Türkiye gelmektedir. Çünkü en büyük kırılma, yüzyıllardır Müslümanların hizmetkârlığını ve hamiliğini yapan bu topraklarda gerçekleşmiştir. Din bir bütün olarak toplumsal hayatın dışına itilmeye çalışılmıştır. Toplumsal hayatı bir biçimde örgütleyen yapılar dışlanmaya, yok sayılmaya çalışılınca, bunlara mensup olan kişiler, farklı ve değişik refleksler geliştirerek varlıklarını sürdürmeyi başarmışlardır. Ancak bu durum, farklı ve istenmeyen sonuçların da ortaya çıkmasına yol açmıştır.</p>
<p><strong>İman, Eman, Emniyet</strong></p>
<p>İslam dininin en temel özelliklerinden biri, açıklıktır, göründüğü gibi olmaktır, içi dışı bir olmaktır. Çünkü İslam’ın esası imandır, emandır, emniyettir, güvendir. Bu da sadece ve sadece kendinizi çevrenize, insanlara olduğunuz gibi gösterebilirseniz vücut bulabilir. Gizlilik, İslam’ın asla kabul edemeyeceği bir tarzdır. Çünkü tebliğ (anlatma) ile temsil (yaşama), bir bütündür. Bir şey söyleyip başka bir şey yapamazsınız. İslam buna izin vermez, imkân tanımaz.</p>
<p>Cumhuriyetle birlikte Türkiye’de yaşananlar, bazı Müslüman çevreleri ister istemez dinin öngörmediği, tecviz etmediği tutum ve davranışlara sevk etmiştir. Bu da İslam’ın öğrenilip yaşanmasında onmaz sorunlara, telafisi zor sonuçlara sebebiyet vermiştir. Bugün yaşanan problemlerin temelinde Cumhuriyet sonrasında uygulanan yanlış din politikaları yatmaktadır. İnsanlık kadar eski, tarihin en güçlü ve en etkin kurumunu karşıya almak, yapılabilecek en büyük yanlıştı. Ve bu, yapıldı. Son birkaç yüzyılda yaşananlar gösterdi ki, dini yok sayan, dini dikkate almayan hiçbir anlayış ve hareket, başarılı olamaz. Çünkü din, insanı ve toplumu ayakta tutan yegâne kurumdur.</p>
<p>İşte bu sebeple toplumda din-devlet, buna bağlı olarak da toplum-devlet ilişkileri, olumsuz bir hal aldı. Devletin baskıcı ve öteleyici tutumu, dinle ilişkisi güçlü olan, dine kişisel hayatlarında daha çok yer vermek isteyenler arasında ayrılığa, çatışmaya yol açtı. Bir yandan devlet bu kişileri ve bunların tesis ettikleri kurumları gözetlemeye, kontrol etmeye, yön vermeye çalışırken öte yandan söz konusu kişiler de devlet kurumlarında etkin pozisyonlara gelmenin gerekliliğine inanarak kişilik ve kimliklerini gizleme, örtme, bastırma yolunu bir yöntem haline getirdiler. Her iki taraf da bu tavrını kontrollü bir şekilde sürdürdü. Modern hayattaki gelişmelerle birlikte iletişim akıl almaz biçimde yaygınlaşıp güçlenince dinî yapı ve organizasyonlar da bundan faydalandılar. Siyasî erke, devlete, siyasî kurumlara dâhil olmaya, buradan güç devşirmeye yöneldiler.</p>
<p><strong>Dini, Cemaatlere Bırakmamak</strong></p>
<p>Zaman zaman şöyle tartışmalar da gündemde kendine yer buldu: “Devlet, Diyanet İşleri Başkanlığı da dâhil olmak üzere dinle ilgili her türlü işten uzak dursun!” Şu denmek isteniyordu: “Devlet, dini ve dinle ilgili işleri, cemaatlere bıraksın.” Bu, devletin asla kabullenemeyeceği bir şeydi. Toplumu madden ve manen ayakta tutan, kültürünü, kimliğini inşa eden, bireysel ve toplumsal ilişkilerde oldukça belirleyici olan bir kurum, kesinlikle topluma bırakılamazdı. Uzun yıllar çeşitli tonlarda tartışılan bu mevzu, elbette söz konusu talebi gündeme getirenlerin istediği biçimde sonuçlanmadı.</p>
<p>İslam, din-devlet ayrımını kabul etmemekle birlikte, Peygamberimizin ahirete irtihalinden beri, devleti yönetenlerle (ümerâ: siyasiler) dini yönetenler (ulemâ: dini bilgiyi üretenler) arasının çok sıcak olmadığı bilinen bir gerçektir. Hangisinin esas temsilci olduğu konusu, daima tartışılmıştır. Osmanlının tarih sahnesinden indirilmesinden sonra oluşan siyasi harita, Müslüman ahali ile yöneticiler arasındaki mesafeyi daha da açtı. Daha önce görülmeyen haller zuhur etti. İslam dünyasındaki din-devlet ilişkileri çeşitlilik arz etti. Ama en farklı olan, Türkiye’de idi. Devlet, 5 Şubat 1937’de kendini lâik ilan etmişti. Daha önce, 30 Kasım 1925’te, Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu çıkarılmıştı. Bu iki mesele, Müslüman kesimlerin örgütlenmelerini sıkıntıya sokuyordu. Dolayısıyla insanlar bir biçimde yer altına itilmişlerdi. Toplumsal akış, kendine mutlaka bir yol buluyordu. Dağda bayırda, kenarda köşede çeşitli oluşumlar meydana gelmiş, ehliyetli ehliyetsiz kişiler bunlara vaziyet eder olmuştu. Devlet de bir biçimde buna rıza gösteriyordu. Eğitimsiz ve temsil kabiliyeti olmayan insanların dinle birlikte anılmaları, temayüz etmeleri, hatta dini temsil eder hale gelmeleri, dini değersizleştirdiği için içten içe buna destek bile olunuyordu. Bunun toplumsal, kültürel, son zamanlarda gördüğümüz üzere siyasal bir sorun hale dönüşeceği öngörülememişti ya da öngörülmek istenmemişti. Sağlam ve gerçek bilgiye yaslanmayan, gizli kapaklı işler çeviren kişi ve kurumların, toplumu bir travmaya dönüştürdüğü artık görüldü.</p>
<p>Yapılacak ilk iş, devletin dinle, İslam’la olan klasik ilişkisinden vazgeçmesidir. Bu ilişki tarzının anlamsızlığı, yersizliği, temelsizliği ayan beyan ortadır. Toplumla, toplumun değerleriyle, kültürüyle, daha doğrusu bunları oluşturan İslam diniyle çatışarak, kavga ederek bir yere varılamayacağı görülmüştür. Ardından bir an evvel, az önce yukarıda bahsettiğimiz Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu kaldırılmalıdır. Müslüman kesimlerin örgütlenebileceği bir mevzuat düzenlenmeli, yasal bir zemin oluşturulmalıdır. İletişimin ve bilgi akışının bu kadar hız kazandığı bir zamanda, insanların haberleşmelerinin, iletişimlerinin önüne geçmek, imkânsızdır. Her şeyin sınırının kalktığı bir dönemde, eski alışkanlık ve yöntemler işe yaramamaktadır. Osmanlı devletinde 1866’da Şeyhülislâmlığa bağlı olarak kurulan Meclis-i Meşâyıh’a benzer, daha kapsamlı, daha kuşatıcı bir kuruma şiddetle gereksinim vardır. Bu kurum, uzun tarihî tecrübeyi ve günümüz gerçeklerini dikkate alarak insanımızın kişilik ve kimliğinin oluşmasına katkı sağlayacak bir yetkiyle donatılmalıdır. Ülkemize, dolayısıyla İslam âlemine yeni bir soluk aldıracak böyle bir düzenleme, acil bir ihtiyaçtır. Eskiyle kıyas edilemeyecek bir biçimde, akıl almaz bir hızda değişen dünyada ayakta kalmanın yegâne yolu, devletin toplumuyla bütünleşmesi, kucaklaşmasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, devlet Müslümanlara örgütlenme, kendini ifade etme olanağı sunarken, bu örgütlü yapılar arasında ahenk ve uyumu sağlarken İslam’ı araçsallaştırmaktan uzak durmasıdır. Burası, gayet hassas bir husustur.</p>
<p>Böyle bir niyet ve temayülün istenmeyen sonuçlara neden olacağı tarihen sabittir. Türkiye, kendine mahsus şartlarda en iyisini yapmak mecburiyetindedir. Bekamız buna bağlıdır vesselam.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/din-devlet-diyanet-ve-cemaatler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
