<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dil &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/dil/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 27 Aug 2026 09:05:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Dil &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dil, Dinden Mühimdir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dil-dinden-muhimdir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dil-dinden-muhimdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adil GÜLMEZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2026 14:02:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20249</guid>

					<description><![CDATA[Bir ülkenin ayakta kalmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri dildir. Hatta dil birliği, bir ülke için din birliğinden daha önemli bir mesele olarak değerlendirilebilir. Bu söz o kadar mühimdir ki serlevha yapılıp cümle âlemin görebileceği yerlere asılsa yeridir. Konunun ciddiyetini daha iyi anlatabilmek için güzel bir misal verelim. Konfüçyüs’ün Dikkat Çekici Cevabı “Bir ülkeyi idare etmeye çağırılsaydınız, ilk iş olarak ne yapardınız?” diye sorulduğunda, Çinli ünlü düşünür Konfüçyüs şöyle cevap vermiş: “İşe dil ile başlar, önce dili düzeltirdim. Dil düzgün olmaz ise kelimeler düşünceyi düzgün anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılamaz ise yapılması gereken şeyler iyi yapılmaz. Gereken yapılmazsa ahlak ve kültür bozulur. Ahlak ve kültür bozulursa adalet yolunu şaşırır. Adalet yanlış yola saparsa halk güçsüzlük ve şaşkınlık içine düşer. Ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. Bu sebeple söylenen sözü doğru söylemeli ve doğru anlamalıdır.” Bu sözler, dilin yalnızca bir iletişim aracı olmadığını; düşüncenin, kültürün, ahlâkın ve adalet anlayışının da taşıyıcısı olduğunu ortaya koyuyor. Dilimiz Büyük Bir Tehdit Altında Dilimiz, dün olduğu gibi bugün de hayatını devam ettiriyor. Ancak gereken özeni göstermediğimiz için büyük bir tehdit altında. Özellikle okul çağındaki öğrencilerimizin kullandıkları dil o kadar bozulmuş durumda ki bazen onları öz anne babaları dahi anlamakta güçlük çekiyor. Bu durum yalnızca gençlerimizin problemi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir ülkenin ayakta kalmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri dildir. Hatta <strong>dil birliği, bir ülke için din birliğinden daha önemli</strong> bir mesele olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Bu söz o kadar mühimdir ki serlevha yapılıp cümle âlemin görebileceği yerlere asılsa yeridir.</p>
<p>Konunun ciddiyetini daha iyi anlatabilmek için güzel bir misal verelim.</p>
<p><strong>Konfüçyüs’ün Dikkat Çekici Cevabı</strong></p>
<p>“Bir ülkeyi idare etmeye çağırılsaydınız, ilk iş olarak ne yapardınız?” diye sorulduğunda, Çinli ünlü düşünür Konfüçyüs şöyle cevap vermiş:</p>
<p>“İşe dil ile başlar, önce dili düzeltirdim. Dil düzgün olmaz ise kelimeler düşünceyi düzgün anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılamaz ise yapılması gereken şeyler iyi yapılmaz. Gereken yapılmazsa ahlak ve kültür bozulur. Ahlak ve kültür bozulursa adalet yolunu şaşırır. Adalet yanlış yola saparsa halk güçsüzlük ve şaşkınlık içine düşer. Ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. Bu sebeple söylenen sözü doğru söylemeli ve doğru anlamalıdır.”</p>
<p>Bu sözler, dilin yalnızca bir iletişim aracı olmadığını; düşüncenin, kültürün, ahlâkın ve adalet anlayışının da taşıyıcısı olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Dilimiz Büyük Bir Tehdit Altında</strong></p>
<p>Dilimiz, dün olduğu gibi bugün de hayatını devam ettiriyor. Ancak gereken özeni göstermediğimiz için büyük bir tehdit altında.</p>
<p>Özellikle okul çağındaki öğrencilerimizin kullandıkları dil o kadar bozulmuş durumda ki bazen onları öz anne babaları dahi anlamakta güçlük çekiyor.</p>
<p>Bu durum yalnızca gençlerimizin problemi olarak görülmemeli. Çünkü çocukların ve gençlerin kullandığı dil, toplumun genel dilinden bağımsız değildir.</p>
<p><strong>Dijital Dil: Yeni Bir Dil Çöplüğü</strong></p>
<p>Dilimizi bozan etmenlerin belki de en başında, kendiliğinden oluşan <strong>“dijital dil”</strong> gelmektedir.</p>
<p>Dijital dilin hâkim olduğu sosyal medya, bugün adeta bir <strong>dil çöplüğüne</strong> dönüşmüş durumda. Her türlü suni, kısaltılmış ve bozuk dil kullanımı, özellikle gençler arasında hızla yayılıyor.</p>
<p>Kelimelerin bilinçli olarak eksiltilmesi, harflerin rastgele kullanılması, noktalama işaretlerinin tamamen terk edilmesi, yabancı kelimelerin gelişigüzel Türkçenin içine yerleştirilmesi ve yeni bir iletişim biçimi oluşturma adına dilin kurallarının yok sayılması, zamanla anlaşılmayı neredeyse imkânsız hâle getiriyor.</p>
<p>Sosyal medyada birkaç saniyede yazılıp gönderilen mesajlar, çoğu zaman düşünülmeden ve düzeltilmeden dolaşıma giriyor. Bir kişinin yaptığı dil hatası, kısa süre içerisinde binlerce kişi tarafından tekrar edilerek adeta yeni bir doğruymuş gibi kabul ediliyor.</p>
<p>Üstelik mesele yalnızca yazım hatalarından ibaret değil. Dijital ortamda oluşan bu yapay dil, zamanla günlük konuşma diline de sirayet ediyor.</p>
<p>Bugün gençlerimizin bir kısmı sosyal medyada kullandığı ifadelerle konuşuyor, düşünüyor ve kendisini ifade etmeye çalışıyor. Sonuçta ortaya, ne tam anlamıyla Türkçe olan ne de başka bir dile benzeyen, kendine özgü ve giderek anlaşılması güçleşen bir iletişim biçimi çıkıyor.</p>
<p>Teknolojiye veya sosyal medyaya karşı çıkmak elbette çözüm değildir. Ancak teknolojiyi kullanırken <strong>dilimizi teknolojiye teslim etmemek</strong> zorundayız.</p>
<p><strong>Sokakta da Durum Farklı Değil</strong></p>
<p>Diğer taraftan dil meselesi söz konusu olduğunda sokağın da okuldan pek farklı olmadığını gözlemliyoruz.</p>
<p>Kaldırımlarda yürürken, bir alışveriş merkezinde veya toplu ulaşım aracında işittiğimiz kelimelerin bizim güzel Türkçemiz olup olmadığı konusunda ciddi tereddütler yaşayabiliyoruz.</p>
<p>Dejenere olmuş, kısırlaşmış ve giderek yabancılaşan bir dil her tarafı kaplamış durumda.</p>
<p>Dilin bozulması yalnızca birkaç kelimenin yanlış kullanılması meselesi değildir. Dil bozulduğunda düşünme biçimimiz, ifade kabiliyetimiz ve nihayetinde kültürel hafızamız da bundan etkilenir.</p>
<p><strong>Dilimizi Bozan Unsurlar</strong></p>
<p>Günlük hayatta kullandığımız dilimizi bozan nedenleri şöyle sıralayabiliriz:</p>
<ul>
<li>İş yerleri ve ürün adlarında yabancı kelimelerin tercih edilmesi,</li>
<li>Kitle iletişim araçlarının bozuk dil kullanımını özendirmesi,</li>
<li>Türk alfabesinde bulunmayan harflerin Türkçe kelimelerde kullanılmaya başlanması,</li>
<li>Söz varlığımızın giderek kısırlaşması,</li>
<li>Kaba dil kullanımının yaygınlaşması,</li>
<li>Söyleyiş bozuklukları,</li>
<li>Kelimelerin yanlış anlamda ve yanlış biçimde kullanılması,</li>
<li>İlim ve teknolojideki hızlı gelişmeler,</li>
<li>Basın ve yayın kuruluşlarının doğru olmayan dil kullanımı,</li>
<li>Ticari hayatın getirdiği yabancılaşma,</li>
<li>Bilişim dilindeki yabancılaşma,</li>
<li>Bilgisayar ve internet kullanımının dili dönüştürmesi,</li>
<li>Q klavyenin yaygınlaştırılması,</li>
<li>Yabancı dille eğitim,</li>
<li><strong>Sosyal medyada giderek yaygınlaşan yapay ve kuralsız dijital dil.</strong></li>
</ul>
<p>Elbette teknolojiye, bilime veya yabancı dillere karşı çıkmak mesele değildir. Mesele, bütün bunlardan faydalanırken kendi dilimizi ihmal etmemektir.</p>
<p><strong>Dil Sadece Kelimelerden İbaret Değildir</strong></p>
<p>Bir milletin dili, o milletin hafızasıdır.</p>
<p>Atalarımızın tecrübeleri, düşünceleri, inançları, sevinçleri, acıları ve dünyaya bakışları dil aracılığıyla nesilden nesile aktarılır.</p>
<p>Söz varlığımızın daralması, aslında düşünce dünyamızın da daralması anlamına gelir.</p>
<p>Kelime hazinesi zayıflayan bir toplum, zamanla kendisini ifade etmekte de zorlanır. Kendi kavramlarını üretemeyen veya mevcut kavramlarının anlamını kaybeden bir toplumun düşünce dünyası da başkalarının kavramlarına bağımlı hâle gelir.</p>
<p><strong>Dil ve Millî Şuur</strong></p>
<p>Yukarıda saydığımız unsurlar, dilimizdeki bozulmalara yol açan başlıca sebepler olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Bu kötüye gidişin temelinde, dilimizin gücünü yeterince bilmememiz ve millî bilincimizin dil ile olan bağının giderek zayıflaması yatıyor.</p>
<p>Oysa bir milletin millî şuuru ile dili arasında doğrudan bir bağ vardır.</p>
<p>Dilimize sahip çıkmak, yalnızca doğru yazmak ve doğru konuşmak değildir. Aynı zamanda kendi tarihimize, kültürümüze ve medeniyet birikimimize sahip çıkmaktır.</p>
<p><strong>Okullarda Türkçeye Daha Fazla Önem Verilmeli</strong></p>
<p>Bu noktada en büyük sorumluluklardan biri eğitim sistemine düşüyor.</p>
<p>Çocuklarımızın yalnızca yabancı dil öğrenmesini değil, <strong>kendi dilini doğru, güzel ve etkili kullanmasını</strong> da önemsemeliyiz.</p>
<p>Bir öğrencinin çok sayıda yabancı kelime bilmesi elbette bir zenginliktir. Ancak kendi dilindeki kelimeleri bilmemesi, kendisini ifade etmekte zorlanması ve Türkçenin inceliklerinden habersiz yetişmesi ciddi bir kayıptır.</p>
<p>Öğretmenlerimiz, ailelerimiz, basın-yayın kuruluşlarımız ve özellikle sosyal medya kullanıcıları bu konuda sorumluluk taşıyor.</p>
<p>Çünkü çocuklar yalnızca ders kitaplarından değil, çevrelerinde duydukları ve gördükleri her şeyden dil öğreniyor.</p>
<p><strong>Dilimize Sahip Çıkmak Geleceğimize Sahip Çıkmaktır</strong></p>
<p>Bugün dilimizde meydana gelen bozulmaları önemsemezsek yarın çok daha büyük bir kültürel kopuşla karşı karşıya kalabiliriz.</p>
<p>Dil giderse kavramlar gider.</p>
<p>Kavramlar giderse düşünce zayıflar.</p>
<p>Düşünce zayıflarsa kültür zayıflar.</p>
<p>Kültür zayıflarsa millî hafıza yara alır.</p>
<p>Bu nedenle dil meselesini basit bir imla veya kelime meselesi olarak görmemek gerekir.</p>
<p><strong>Dil, bir milletin varlık alanıdır.</strong></p>
<p>Kendi dilini koruyamayan bir millet, zaman içerisinde kendi düşünce dünyasını da başkalarının kavramlarıyla kurmaya başlar.</p>
<p>İşte bu yüzden <strong>dil meselesi, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir millî meseledir.</strong></p>
<p>Ve kanaatimce:</p>
<p><strong>Dil, dinden mühimdir.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dil-dinden-muhimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Önce Söz Vardı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/once-soz-vardi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/once-soz-vardi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2021 13:04:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17436</guid>

					<description><![CDATA[Her söz sahibinin kıymetini ortaya koyar. Deyim yerinde ise ederini belirler. Söz insanın terazisidir. Bu öyle bir hassas terazidir ki hesap günü mahşerde seni yakan odun olur. Bu öyle bir hassas terazidir ki cennet bahçelerinden bir tutam gül olur. Sözün senet olduğu günlerden senedin değersiz bir kağıt parçası olduğu günlere geldik. Sadece ticarette değil evlilik ve namus gibi değerler söz ile sabit kılınırdı. Nikah resmi değildi dahası imam nikahı dahi sözlü ahit ve akit idi. Kız verilirken söz verilir. Adına ise sözlü denirdi. Dünyada eşi benzeri olmayan bir örnek misali. Kız oğlan ile sözlü ise başka bir göz ile çakışmazdı. Nice sevdalar toprağa bu şekilde gömüldü. Eloğlunun sözlüsüne bakan namus düşmanı olarak ilan edilirdi. Okulda yazılı vardı ama sözlü notu belirlerdi sınıfı geçmeyi. Yazılıda başarısız olan öğrenciyi öğretmeni sözlü notu ile kurtarıyordu. Anlayacağınız Ademoğlu maddi ve manevi olarak değer verdiği her şeye söz ile kefil olup Söz ile sahip çıkardı. Hayatın hemen her alanında Söz vardı gerisi yalandı! Genel olarak yalan üzerine kurulu olduğu iddia edilen siyaset dünyasında yer alan siyasetçi bile söylediği yalandan korkar bir süre sonra vicdan azabı yaşardı. Kısacası söz asıl olan beyan idi. Allah adını anmak veya yemin etmek ise çok ama çok ağır meselelerde yer &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Her söz sahibinin kıymetini ortaya koyar. Deyim yerinde ise ederini belirler. Söz insanın terazisidir. Bu öyle bir hassas terazidir ki hesap günü mahşerde seni yakan odun olur. Bu öyle bir hassas terazidir ki cennet bahçelerinden bir tutam gül olur.</p>



<p>Sözün senet olduğu günlerden senedin değersiz bir kağıt parçası olduğu günlere geldik. Sadece ticarette değil evlilik ve namus gibi değerler söz ile sabit kılınırdı. Nikah resmi değildi dahası imam nikahı dahi sözlü ahit ve akit idi.</p>



<p>Kız verilirken söz verilir. Adına ise sözlü denirdi. Dünyada eşi benzeri olmayan bir örnek misali. Kız oğlan ile sözlü ise başka bir göz ile çakışmazdı. Nice sevdalar toprağa bu şekilde gömüldü. Eloğlunun sözlüsüne bakan namus düşmanı olarak ilan edilirdi.</p>



<p>Okulda yazılı vardı ama sözlü notu belirlerdi sınıfı geçmeyi. Yazılıda başarısız olan öğrenciyi öğretmeni sözlü notu ile kurtarıyordu. Anlayacağınız Ademoğlu maddi ve manevi olarak değer verdiği her şeye söz ile kefil olup Söz ile sahip çıkardı.</p>



<p>Hayatın hemen her alanında Söz vardı gerisi yalandı!</p>



<p>Genel olarak yalan üzerine kurulu olduğu iddia edilen siyaset dünyasında yer alan siyasetçi bile söylediği yalandan korkar bir süre sonra vicdan azabı yaşardı. Kısacası söz asıl olan beyan idi. Allah adını anmak veya yemin etmek ise çok ama çok ağır meselelerde yer bulurdu.</p>



<p>Kişinin yaptığından ziyade ne söylediği önemli idi. Eli veya gözü harama kaymış olabilirdi. Tövbesi ve nedameti söz ile mümkündü. Yine vicdanı, hakkı ve hakikati söylemekten alıkoymuyordu. Dil tıpkı huzuru mahşerde olduğu üzere doğruyu söylüyordu.</p>



<p>Ben Müslümanım diyenin kimse inancını sorgulamıyordu. Dahası sorgulayamıyordu. Ancak Müslüman olmayanda ben Müslümanım demiyordu. Deyim yerinde ise &#8220;kellesini kesseniz&#8221; dil yalan beyanda bulunmuyordu.</p>



<p>Aradan çok zaman geçmedi. Mevsimler yine aynı tarihlerde vuku buluyordu. Güneş her zamanki gibi &#8220;doğudan doğuyor ve batıdan batıyordu&#8221; dahası Rahmet Sahibi Ademoğluna istediğinden, hatta hayal ettiğinden fazlasını dünyanın türlü nimetlerini verdikçe veriyordu.</p>



<p>Bir gün söz gökyüzüne doğru uçup gitti. Tıpkı bir uçan balon misali! Söz balonu, göğe yükseldikçe sevinen Ademoğlu bir süre sonra yitip giden sözün ardından hüzünle bakakaldı. Çünkü artık söz yoktu.</p>



<p>Ben Müslümanım diyene de</p>



<p>Ben Halkçıyım diyene de</p>



<p>Ben Milliyetçiyim diyene de halk nezdinde inanç kalmamıştı.</p>



<p>Yeminler bile yetmiyordu ikna etmiyordu insanları. Ademoğlu el ele verip sözü katletmişti. Aslında ölen insanlığın ta kendisiydi.</p>



<p>Müslüman en büyük cihat olan nefsine yenik düşmüştü. Halkçıyım diyen önce halkı ezmişti. Milliyetçiyim diyen vatan hainleri ile iş tutmuştu. Al birini vur ötekine hesabı! Ele ele verip dünyevi amaçlarına ulaşmışlardı.</p>



<p>Ne hazindir ki önce söz sonrada göz ölmüştü. Ademoğlu sözünün ehli olmadığı gibi gözü ile gördüğünü inkar eder bir hal almıştı. Bu ise tuzun koktuğunun en büyük göstergesiydi.</p>



<p>Güzel insanlar güzel sözleriyle hatırlanır oldular! Ama o güzel insanlara sağlığında hayatı zor edenlerin gözyaşları da manasızdı. Dünün azılı örgütçü komünist militanları canına kast ettikleri ve post modern darbe düzenlediği müspet siyasetçilerin anma gecesinde timsah gözyaşları dökmekteydi.</p>



<p>Öyle ki dava partisi iktidar olunca partiye üye olanlar, dava adamı olduklarını sanıyorlardı. Dahası &#8220;Dağdan gelenler bağdakini kovabiliyordu&#8221; hem de acımasızca!</p>



<p>Bu vatan için kan akıtıp can veren şehitlerin hatırasına saygısızlık yapanlar sözde milliyetçi kimlikleri ile İYİ olduklarını iddia ediyorlardı. Nasıl olsa söz senet değildi artık! Koltuk ve makam uğruna ne hilaller sönüyordu&#8230;</p>



<p>Bu kadim millet tarih boyu her daim düştüğü yerden kalkmasını bilmişti. Bu tecrübeyle sabitti. Asırlar boyu 3 kıtaya söz ile hükmetmiş bir medeniyetin varlığını unutturanlara inat yeniden küllerinden doğacaktır inşallah!</p>



<p>Söz namustur ifadesi öylesine kullanılmamıştır bu coğrafyada. Sözün ne denli kıymetli ve geçerli bir kavram olduğunu bundan daha iyi bir dille anlatamazsınız. Bu aziz millet sözüne sadık olanlara saygı duymaya devam edecektir.</p>



<p>Bu nedenle hayatın her aşamasında sözünün arkasında duranlar er ya da geç hakikat mahkemesinden alnının akıyla çıkacaktırlar. Ne yaparsanız yapın sözünüzün sahibi olun.</p>



<p>İster siyaset, ister ticaret ya da bürokrasinin herhangi bir aşamasında olun, ya &#8220;Olduğunuz gibi görünün ya da göründüğünüz gibi olun&#8221;.</p>



<p>Selâm ve dua ile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/once-soz-vardi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emoji Kullanımı ve Dil</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/emoji-kullanimi-ve-dil/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/emoji-kullanimi-ve-dil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Boynukara]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Feb 2021 14:34:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[anlatım]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16786</guid>

					<description><![CDATA[Dilin öncelikle bir iletişim aracı olduğunu biliyoruz. Eğer bir takım kavramları ve olguları açıklamak zorunda olmasaydık, çok büyük bir ihtimalle gelişmiş/zengin bir dilden bahsetmiyor olacaktır. Yine büyük ihtimalle dilimiz bozuldu, bozuyorlar gibi yakınmalar da olmayacaktı. Dil tarihine bakıldığında, örneğin orta cağa ait metinlerde bu türden şikayetlere rastlıyoruz. Soyut kelimelerin artması, kültürlerin genişlemesiyle doğrudan bağlantılır. Dilin doğuşuna ilişkin kuramlarda, ilkel dillerin çoğunlukla tek heceli ve somut kelimelerden oluştuğu ileri sürülmektedir. Dünün insanının ihtiyaçları göz önünde bulundurulduğunda, iddianın makul olduğu söylenebilir. Dillerin canlı ve değişime açık oldukları, çeşitli alanlardaki gelişmelere (üretim, tüketim, araçlar) paralel olarak yeni kelimeler kazandıkları, bazen yeni kelimelerin uydurulduğunu, başka dillerden ödünç alındığını herkes bilir. Bu anlamda hiç bir dil saf değildir, hiçbir etnisitenin saf olmadığı gibi. Öyleyse dilimizin ne kadar saf olduğundan çok, kendimizi ne kadar iyi ifade ettiğimize odaklanmamız gerekir. Arabanın motoru arıza yaptı cümlesinde araba, motor ve arıza kelimelerin hepsi yabancı kaynaklı ama Türkçe bilen hiç kimse bu kelimeleri anlamakta, cümle içinde kullanmakta, muhatabı tarafından anlasilmakta bir zorluk yaşamaz. Dilimizin yabancı kelimelerin istilası altında olduğu iddiası ise yersiz ve anlamsız bir korkudan ibarettir. Korkunun kaynağı yabancı kelimelerde değil, yeni kelimelerin ortaya çıkmasına vesile olacak sanat, edebiyat, psikoloji, fen alanlarındaki üretimsizlikte aranmalıdır. Radyoya radyo demek, bujiye buji &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dilin öncelikle bir iletişim aracı olduğunu biliyoruz. Eğer bir takım kavramları ve olguları açıklamak zorunda olmasaydık, çok büyük bir ihtimalle gelişmiş/zengin bir dilden bahsetmiyor olacaktır. Yine büyük ihtimalle dilimiz bozuldu, bozuyorlar gibi yakınmalar da olmayacaktı. Dil tarihine bakıldığında, örneğin orta cağa ait metinlerde bu türden şikayetlere rastlıyoruz.</p>



<p>Soyut kelimelerin artması, kültürlerin genişlemesiyle doğrudan bağlantılır. Dilin doğuşuna ilişkin kuramlarda, ilkel dillerin çoğunlukla tek heceli ve somut kelimelerden oluştuğu ileri sürülmektedir. Dünün insanının ihtiyaçları göz önünde bulundurulduğunda, iddianın makul olduğu söylenebilir.</p>



<p>Dillerin canlı ve değişime açık oldukları, çeşitli alanlardaki gelişmelere (üretim, tüketim, araçlar) paralel olarak yeni kelimeler kazandıkları, bazen yeni kelimelerin uydurulduğunu, başka dillerden ödünç alındığını herkes bilir. Bu anlamda hiç bir dil saf değildir, hiçbir etnisitenin saf olmadığı gibi. Öyleyse dilimizin ne kadar saf olduğundan çok, kendimizi ne kadar iyi ifade ettiğimize odaklanmamız gerekir.</p>



<p>Arabanın motoru arıza yaptı cümlesinde araba, motor ve arıza kelimelerin hepsi yabancı kaynaklı ama Türkçe bilen hiç kimse bu kelimeleri anlamakta, cümle içinde kullanmakta, muhatabı tarafından anlasilmakta bir zorluk yaşamaz.</p>



<p>Dilimizin yabancı kelimelerin istilası altında olduğu iddiası ise yersiz ve anlamsız bir korkudan ibarettir. Korkunun kaynağı yabancı kelimelerde değil, yeni kelimelerin ortaya çıkmasına vesile olacak sanat, edebiyat, psikoloji, fen alanlarındaki üretimsizlikte aranmalıdır. Radyoya radyo demek, bujiye buji demek yabancı kelimelere iltifat değil zarurettir. Özellikle teknolojideki gelişmeler, dilimize (ya da başka dillere) yüzlerce yeni kelimenin katılmasına yol açmıştır. Drone&#8217;a, pipet&#8217;e, alkali&#8217;ye Türkçe ne diyeceğiz? Illa Türkçe bir karşılık bulma gayretkeşliğinin anlamı ne?</p>



<p>Yabancı kökenli kelimeleri anadile çevirmede en önemli sorun (sorun olarak görülüyorsa tabii) kültürel farklılıklardır. Teknoloji kültürü olmayan bir kabilenin diline böyle bir kültüre ait kelimeleri nasil cevireceksiniz? Felsefe, dilbilimi, astronomi gibi alanlarda ciddi mesafeler katletmiş bir kültürden ödünç aldığınız kelimeleri anadile çevirme, kimi zaman komik sonuçlar doğurmaktadır. E-mail kelimesini &#8216;elektronik posta&#8217; olarak Türkçeleştirdik mesela. Elektronik yabancı, posta yabancı. Türkçe bunun neresinde! Sizin icat ettiğiniz ve isimlendirdiğiniz ne varsa, çoğunlukla bir başka dile ayni adla girecektir. Şiş kebap, döner, lokum, ayran gibi. Öyleyse yapılacak şey kültürü zenginlestirmektir, yabancı kelimeler dilimizi istila etti diye dövünmek değil.</p>



<p>Dilde zorlama ile dinde zorlama benzer sonuçlar doğuruyor. Her ikisinde de istenmeyen sonuçlarla karşılaşırız. Öztürkçeleştirme ile asırlar önce, belli bir sınıfa aitlik hissi veren ağdalı bir dilde ısrar etmek arasında fark yoktur. Aslolan dili doğal akışına bırakmaktır. Artik hiçbirimiz uçağa tayyare demiyoruz, muvaffakiyet yerine başarı dediğimizde kadim kültürümüzle bağımız kopmuş olmuyor. Yabancı bir dil öğrenerek, bir başka kültürü öğrenme çabasının onda biri bir çabayla kadim kültürümüzü öğrenmenin önünde bir engel yoktur. Ingilizler dört beş yüz yıl önce yazılmış metinleri rahatça okuyabiliyorlar, oysa biz Akif&#8217;i bile anlamıyoruz savı ise hamaset ve ezber tarafı ağır basan bir bakış açısından başka bir şey değildir. Her İngiliz Shakespeare&#8217;i sular seller gibi okuyup anlamaz ama Dickens&#8217;ı anlar. Bırakınız beş yüzyılı çağdaşı Joyce&#8217;u bile anlamakta zorlanır.</p>



<p>Dilimiz berbat oldu diyenler hangi derin düşüncelerini ifade etmekte zorlanıyorlar, merak ediyorum. Öyleyse ne kadar kültür, o kadar dil! Kasmayalım</p>



<p>Emojilere gelince; tamamı emojilerden oluşan diller var. Günlük hayatımızda bilinçli veya bilinçsiz emojiler kullanıyorduk, kullanıyoruz. Bunları modern hayatın getirdiği zorunluluklar olarak da görebiliriz. Dışımızda ve içinde bulunduğumuz dünyada hızla akan ve değişen bir hayat var. Bu tempoyu yakalamak, senkronize olmak için en kısa yoldan kendimizi ifade etme ve bunu muhatabımıza iletme mecburiyetimiz var. Takdir veya tekdir ifademizi bir emojiyle bildirmenin kimsye bir zararı yok.</p>



<p>Kullanın gitsin, günahı boynuma!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/emoji-kullanimi-ve-dil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
