<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Deizm &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/deizm/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Aug 2021 12:27:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Deizm &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Deist İnanış ve İslamizasyon Politikaları</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/deist-inanis-ve-islamizasyon-politikalari-2/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/deist-inanis-ve-islamizasyon-politikalari-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2021 12:24:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Deizm]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17638</guid>

					<description><![CDATA[Yahudi ve Hristiyanların Müslümanlar üzerine yönetici atanmaları caiz değildir. Fakat küfrü tarihsel bağlama çekerek bizatihi Yahudi veya Hristiyan ile sınırları daraltmamak gerekir. Küfrün bu gruplarıyla beraber müşriklerin hiçbir türünün; materyalist, kapitalist, sosyalist, pozitivist, ateist, nihilist, deist, seküler vb. inanca sahip kimselerin Müslümanlar üzerinde yöneticilik hakları yoktur. Bu hüküm Müslümanlar tarafından içselleştirilmelidir. Siyasetin olmazsa olmazı hâline getirilmelidir. Neticede Müslümanlarda meydana gelen şuur hâli, ideolojiler dâhil hiçbir şirk grubunu ümmetin tepesine taşımamalıdır. Müslümanlar meşru şekilde bu yanlışlığı veya kötü gidişatı engellemelidirler. En azından siyasal belirleyicilikte imandaki kemâl ve bütünlük tercih sebebi olmalıdır. Zaman zaman ülkemizdeki, “Dinin siyasetten uzak tutulması” veya “Kimseyi inancıyla ötekileştirmeyin” teraneleri Müslümanlığa bağlı bir siyasal tercih ile sistemin tükenmesi söz konusu olabilir endişesidir. Şunu açıkça belirtelim ki her kâfir; İslâm’ı bir dünya görüşü olarak kabul etmeyen birisi Müslüman için ötekidir. Bunu Allah beyan etmiştir. Müslümanlar onlara zulüm yapmazlar; Allah Teâlâ’nın belirlediği hukuk çerçevesinde muamele ederler. Yukardaki önermeler oyunu kuranların tuzak cümleleridir. Zaten dünya sisteminin oyununu bozacak olan sadece İslâm’ın siyasette belirleyici olma durumudur. Bu anlayış şayet gönüllerde kökleşerek hak ile batılı birbirinden ayıracak seviyeye gelmez ise kâfirlerin Müslümanları aldatma vasıtalarından ve Müslümanların da çabuk kanma yollarından olan İslâmizasyon politikaları devreye sokulacaktır. İslâmizasyon politikaları Müslümanları siyasette kandırabilmek ve dünya sistemine &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yahudi ve Hristiyanların Müslümanlar üzerine yönetici atanmaları caiz değildir. Fakat küfrü tarihsel bağlama çekerek bizatihi Yahudi veya Hristiyan ile sınırları daraltmamak gerekir. Küfrün bu gruplarıyla beraber müşriklerin hiçbir türünün; materyalist, kapitalist, sosyalist, pozitivist, ateist, nihilist, deist, seküler vb. inanca sahip kimselerin Müslümanlar üzerinde yöneticilik hakları yoktur. Bu hüküm Müslümanlar tarafından içselleştirilmelidir. Siyasetin olmazsa olmazı hâline getirilmelidir. Neticede Müslümanlarda meydana gelen şuur hâli, ideolojiler dâhil hiçbir şirk grubunu ümmetin tepesine taşımamalıdır. Müslümanlar meşru şekilde bu yanlışlığı veya kötü gidişatı engellemelidirler. En azından siyasal belirleyicilikte imandaki kemâl ve bütünlük tercih sebebi olmalıdır. Zaman zaman ülkemizdeki, “Dinin siyasetten uzak tutulması” veya “Kimseyi inancıyla ötekileştirmeyin” teraneleri Müslümanlığa bağlı bir siyasal tercih ile sistemin tükenmesi söz konusu olabilir endişesidir. Şunu açıkça belirtelim ki her kâfir; İslâm’ı bir dünya görüşü olarak kabul etmeyen birisi Müslüman için ötekidir. Bunu Allah beyan etmiştir. Müslümanlar onlara zulüm yapmazlar; Allah Teâlâ’nın belirlediği hukuk çerçevesinde muamele ederler. Yukardaki önermeler oyunu kuranların tuzak cümleleridir. Zaten dünya sisteminin oyununu bozacak olan sadece İslâm’ın siyasette belirleyici olma durumudur. Bu anlayış şayet gönüllerde kökleşerek hak ile batılı birbirinden ayıracak seviyeye gelmez ise kâfirlerin Müslümanları aldatma vasıtalarından ve Müslümanların da çabuk kanma yollarından olan İslâmizasyon politikaları devreye sokulacaktır. İslâmizasyon politikaları Müslümanları siyasette kandırabilmek ve dünya sistemine rahat nefes aldırabilmek için kâfirlerin bir oyunudur. Ülkemizde de en çok denenen oyun budur. 1980’den sonra Emperyalizmin ülkemizdeki milli politikası İslamizasyondur. Bundan dolayı artık bu ülkede ateist politika yerine deist politika revaçta olacaktır. Allah’a inandım deyip İslâm’ı tarihe mahkûm edip vahyi hesaba katmayanların politikası, deist politikadır. Milletimizin dine açmış olduğu krediden dolayı da islamizasyon politikaları ülkemizde tutmaktadır. Bu aldatılmışlık nedeniyle rahmetle anmadığımız taşeron işbirlikçi nerdeyse kalmadı. Dünyada bu oyuna gelmeyen Müslüman bireyler vardır ama kolektif bir yaklaşımla bu oyunu bozamadık. Buna bağlı, siyasetin yörüngesini biz tayin edemedik. Oyunu bozamayışımızın nedenlerinden birisi de, tekliften kaçan ve konforu tercih eden sözüm ona Müslümanların, dünya sisteminin güdümündeki bu siyasal organizasyonun işlerine gelmesidir. Gavur gibi yaşayıp Müslümanlık iddiasında bulunmanın sorgulanamayışıdır. Çünkü bu politikaların etkin olduğu yerlerde rahatı tercih eden paramatik adamlar dünya finans sisteminin birer parçalarıdırlar ve işleri de yolundadır. İşleri yolunda ve tuzları kuru olan rahat adamlar kitleleri bir şekilde aldatmaktadırlar. Tuzu kuru adamlar hiçbir zaman risk almazlar. Liberalizmi hayat tarzı kabul edip muhafazakârlıkla soslayan bu zevatı, dinin ritüel alanındaki bazı uygulamalar yerine siyasetteki liberal tercihleriyle itikadi bir değerlendirmeye alıp ondan sonra rotayı belirlemeden Müslümanlar için gerçek anlamda varlık alanları bulmak imkânsızdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/deist-inanis-ve-islamizasyon-politikalari-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Niçin Siyasal Deizmi Konuşmuyoruz?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/nicin-siyasal-deizmi-konusmuyoruz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/nicin-siyasal-deizmi-konusmuyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2021 14:51:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Deizm]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16798</guid>

					<description><![CDATA[1980’den sonra Emperyalizmin ülkemizdeki milli politikası İslamizasyondur. Kanaatimize göre 1940’lardan sonraki kitlesel sağ iktidarlar da İslamizasyon politikalarının oyunudur. Oyunun sonunda verilen karara göre, artık bu ülkede ateist, baskıcı, militarist ve mutlak seküler politika yerine deist politika revaçta olacaktır. Allah’a inandım deyip İslâm’ı tarihe mahkûm edip vahyi hesaba katmayanların politikası, deist politikadır. Bize göre deizm kurumsal anlamda siyasette başlamıştır. Okullardaki deist tercihler, siyasal deizmin iktidarlarıyla yüz bulmuştur. Tekrar islamizasyon politikalarına dönersek; milletimizin dine açmış olduğu krediden dolayı da islamizasyon politikaları ülkemizde tutmaktadır. Bu aldatılmışlık nedeniyle rahmetle anmadığımız taşeron işbirlikçi nerdeyse kalmadı. Dünyada bu oyuna gelmeyen Müslüman bireyler vardır ama kolektif bir yaklaşımla bu oyunu bozamadık. Buna bağlı, siyasetin yörüngesini biz tayin edemedik. Oyunu bozamayışımızın nedenlerinden birisi de, tekliften kaçan ve konforu tercih eden sözüm ona Müslümanların, dünya sisteminin güdümündeki bu siyasal organizasyonun işlerine gelmesidir. Gavur gibi yaşayıp Müslümanlık iddiasında bulunmanın sorgulanamayışıdır. Çünkü bu politikaların etkin olduğu yerlerde rahatı tercih eden paramatik adamlar dünya finans sisteminin birer parçalarıdırlar ve işleri de yolundadır. İşleri yolunda ve tuzları kuru olan rahat adamlar kitleleri bir şekilde aldatmaktadırlar. Tuzu kuru adamlar hiçbir zaman risk almazlar. Liberalizmi hayat tarzı kabul edip muhafazakârlıkla soslayan bu zevatı, dinin ritüel alanındaki bazı uygulamaları yerine, siyasetteki liberal tercihleriyle itikadi bir değerlendirmeye &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1980’den sonra Emperyalizmin ülkemizdeki milli politikası İslamizasyondur. Kanaatimize göre 1940’lardan sonraki kitlesel sağ iktidarlar da İslamizasyon politikalarının oyunudur. Oyunun sonunda verilen karara göre, artık bu ülkede ateist, baskıcı, militarist ve mutlak seküler politika yerine deist politika revaçta olacaktır. Allah’a inandım deyip İslâm’ı tarihe mahkûm edip vahyi hesaba katmayanların politikası, deist politikadır. Bize göre deizm kurumsal anlamda siyasette başlamıştır. Okullardaki deist tercihler, siyasal deizmin iktidarlarıyla yüz bulmuştur. Tekrar islamizasyon politikalarına dönersek; milletimizin dine açmış olduğu krediden dolayı da islamizasyon politikaları ülkemizde tutmaktadır. Bu aldatılmışlık nedeniyle rahmetle anmadığımız taşeron işbirlikçi nerdeyse kalmadı. Dünyada bu oyuna gelmeyen Müslüman bireyler vardır ama kolektif bir yaklaşımla bu oyunu bozamadık. Buna bağlı, siyasetin yörüngesini biz tayin edemedik. Oyunu bozamayışımızın nedenlerinden birisi de, tekliften kaçan ve konforu tercih eden sözüm ona Müslümanların, dünya sisteminin güdümündeki bu siyasal organizasyonun işlerine gelmesidir. Gavur gibi yaşayıp Müslümanlık iddiasında bulunmanın sorgulanamayışıdır. Çünkü bu politikaların etkin olduğu yerlerde rahatı tercih eden paramatik adamlar dünya finans sisteminin birer parçalarıdırlar ve işleri de yolundadır. İşleri yolunda ve tuzları kuru olan rahat adamlar kitleleri bir şekilde aldatmaktadırlar. Tuzu kuru adamlar hiçbir zaman risk almazlar. Liberalizmi hayat tarzı kabul edip muhafazakârlıkla soslayan bu zevatı, dinin ritüel alanındaki bazı uygulamaları yerine, siyasetteki liberal tercihleriyle itikadi bir değerlendirmeye alıp ondan sonra rotayı belirlemeden Müslümanlar için gerçek anlamda varlık alanları bulmak imkânsızdır.<br></p>



<p>Müslümanların vahyi referans aldıkları süreçte küfrü açık insanları iş başına getirmedikleri malumdur. Buna rağmen ameli veya adaleti nakısalarla dolu birçok kişi ise yönetimin tepesine kadar gelmiştir. Fasık ve zalim yöneticiler Müslümanları maalesef yönetmişlerdir. Fakat kimse aleni bir küfürden bahsedememiştir. Müslümanlığın gelişme süreçlerinde idaredeki kimseler kendilerini daha da dindar göstermişler veya göstermek zorunda kalmışlardır. Bunun sonuçları tartışmaya açık olmakla beraber bir realitedir. Bilinmesi gereken ve Müslümanlara layık olan, yöneticilerinin Müslümanlıklarının tam olmasıdır. Sadece iman ettiğini söyleyip imanlarının gereğini Kur’an ve Sünnete göre anlamlandırmayan kimseler gerçek Müslüman olamazlar. Sormak lazım, hangi amelsiz Müslüman(!) imanını muhafaza edebilmiştir? Aksini savunan var mı bilemeyiz. Müslümanlıktan kasıt, kâmil bir iman ve bu imana bağlı vahyi hayatın genişlik alanlarında samimiyetle uygulamaktır. Hayatın tüm sorunlarına Kur’an ve Sünnetten çözümler aramak gerçek Müslümanlıktır. Hayatın her alanında İslâm’ın bir şey söylediğine iman etmek ve söylenenleri ümmetle paylaşmak Müslümanlığın gereğidir. Hayatın çeşitli alanlarını kesin çizgilerle ayıran ve dinin sadece ibadet alanıyla ilgili söyleminin olduğunu iddia edip sosyal, siyasi, hukuki, iktisadi ve eğitim alanlarını vahiy dışı görüşlere tahsis edenler kitaplarını parçalayan sapıklardır. Allah’ı yaratıcı kabul edip hayatın genişlik alanından uzaklaştırmak isteyen deistlerdir. Felsefi dilde farklı anlamları olsa da Kur’an’a göre vahyin tamamını hayata katmayanlar müşriktirler. İlahi iradeyi ve emirleri belirli alanlara tahsis edip belirli alanları rasyonaliteye veya başka felsefi düşüncelere devretmek gerçek şirktir. Tevhidin karşıtıdır. Her ne kadar din anlayışı ve bilgisi derinleşmeyen insanlar Müslümanlıkla ilgili yüzeysel değerlendirmeler yapsalar da hakka Müslüman olmayanlar Müslümanları yönetmemelidir. Bu söylem dinin söylemidir. Zira İslâm’da kesin kural şudur: “Müslümanlara müşrik bir kişi devlet başkanı/imam olamaz.”[1] Hiçbir kâfirin Müslümanlar üzerinde velayet hakkı yoktur. Biz hakkı söyleyelim ki hakka talip olanlar bulsunlar.</p>



<p>[1] Ferra, mean’i-l Kur’an, s. 76.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/nicin-siyasal-deizmi-konusmuyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düşün Şu İmam-Hatipli Gençlerin Yakasından Artık</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dusun-su-imam-hatipli-genclerin-yakasindan-artik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dusun-su-imam-hatipli-genclerin-yakasindan-artik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Sep 2020 08:26:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Deizm]]></category>
		<category><![CDATA[imam hatip]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15706</guid>

					<description><![CDATA[Şu İmam-Hatiplerin çilesi bitmedi gitti be… Devran dönüyor, dönem değişiyor ama ne oluyorsa oluyor, yine bir şekilde hedefe konuyorlar…Bizim zamanımızda İmam-Hatipliler zaten neredeyse üvey evlat gibi idik… İkinci sınıf vatandaş olmanın ezikliklerini iliklerimize kadar yaşardık, yaşadık… Sonra 28 Şubat süreci geldi, bu mağduriyetler daha da somutlaştı, yıllarca katsayı zulmünü yaşadılar, ağladılar, ağlatıldılar, üniversite kapılarından döndürüldüler, yüz binlerce gencimizin üniversite hayalleri suya düştü, yıkıldılar, depresyona girdiler, sürüldüler, evlenemediler, evlendiler, boşandılar, depresyona girdiler, intihar ettiler, öldüler vs…Derken… şu son zamanlarda azıcık felaha erdiler sanıyorduk ki, şimdi de başka bir furya nedeni ile yine hedefe konuldular; Neymiş? Deist oluyorlarmış!!!Cübbeli Ahmet, deizmin nedeninin İmam-Hatipler olduğunu –İmam-Hatiplerin deist yetiştirdiğini- söylemiş!!!Oh ne ala memleket! Deizmin nedeni olanlar suçu İHL’lere atıyorlar!!! Tabi yersek!!!Sen, ‘peygamber, sümüğünü, idrarını, kanını içirdi, içen ashaba da ‘artık cehennem ateşi sana haram oldu dedi’ dersen, yani o alemlere rahmet olarak gönderilen örnek elçimizi Kurandan değil de kan/idrar/sümüklü uydurma rivayetlerden anlatırsan, tabi ki bazı gençler de ‘biz böyle bir peygambere inanamayız’ diyecekler. Ve sen onu deist oldu sanacaksın, öyle mi?Sen, ‘size bir hadis okuduğumda kaynağını sorma, ne yapacaksın kaynağını, sana ne…’ dersen, sorgusu nefesi kadar önemli olan bir genç de -senin gibi davranan öğretmenlere karşı- elbette ki ‘ben yokum bu işte’ diyecek. Ne bekliyordun &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Şu İmam-Hatiplerin çilesi bitmedi gitti be… Devran dönüyor, dönem değişiyor ama ne oluyorsa oluyor, yine bir şekilde hedefe konuyorlar…<br>Bizim zamanımızda İmam-Hatipliler zaten neredeyse üvey evlat gibi idik… İkinci sınıf vatandaş olmanın ezikliklerini iliklerimize kadar yaşardık, yaşadık… Sonra 28 Şubat süreci geldi, bu mağduriyetler daha da somutlaştı, yıllarca katsayı zulmünü yaşadılar, ağladılar, ağlatıldılar, üniversite kapılarından döndürüldüler, yüz binlerce gencimizin üniversite hayalleri suya düştü, yıkıldılar, depresyona girdiler, sürüldüler, evlenemediler, evlendiler, boşandılar, depresyona girdiler, intihar ettiler, öldüler vs…Derken… şu son zamanlarda azıcık felaha erdiler sanıyorduk ki, şimdi de başka bir furya nedeni ile yine hedefe konuldular; Neymiş? Deist oluyorlarmış!!!<br><br>Cübbeli Ahmet, deizmin nedeninin İmam-Hatipler olduğunu –İmam-Hatiplerin deist yetiştirdiğini- söylemiş!!!<br>Oh ne ala memleket! Deizmin nedeni olanlar suçu İHL’lere atıyorlar!!! Tabi yersek!!!<br><br>Sen, ‘peygamber, sümüğünü, idrarını, kanını içirdi, içen ashaba da ‘artık cehennem ateşi sana haram oldu dedi’ dersen, yani o alemlere rahmet olarak gönderilen örnek elçimizi Kurandan değil de kan/idrar/sümüklü uydurma rivayetlerden anlatırsan, tabi ki bazı gençler de ‘biz böyle bir peygambere inanamayız’ diyecekler. Ve sen onu deist oldu sanacaksın, öyle mi?<br><br>Sen, ‘size bir hadis okuduğumda kaynağını sorma, ne yapacaksın kaynağını, sana ne…’ dersen, sorgusu nefesi kadar önemli olan bir genç de -senin gibi davranan öğretmenlere karşı- elbette ki ‘ben yokum bu işte’ diyecek. Ne bekliyordun ki? Ama sen onu Deist oldu sanıyorsun!<br><br>Ve sen yüzlerce zırvayı/hurafeyi –Kitaptan sansınlar diye- dilini büke büke Arapça lafızlarla sunarsan, onları Kitaptanmış gibi anlatırsan, bazı gençler de ‘tabi ki biz böyle bir Kitaba ve onu getiren peygambere inanamayız’ diyecekler. Ne bekliyordun ki?<br><br>Yani onlar senin -gibiler- yüzünden deist oluyorlar! Çünkü onlar peygamberi değil senin anlattığın peygamberi inkar ediyorlar. Ama sen bunun bile farkında değilsin. Eğer Kuran ile buluşamazlarsa senin ittiğin bu belirsizlikte kalabilirler (ama kalmayacaklar inşallah).<br>Yani onları –şimdilik- deizme iten sensin, ama sen çıkmış İmam-Hatipleri suçluyorsun. Ne oldu? Tezgahın bozuluyor değil mi? Müritlerin ne güzel her dediğine inanıyorlardı değil mi? Ama onlar inanmıyorlar sana! Sorguluyorlar seni, çok tehlikeli değil mi? Şu İmam-Hatipler olmasa bu gençlerin çoğu senin tezgahına düşecekti, değil mi?<br>İşte, FETÖ de onun için İmam-Hatiplere düşmandı, sen de… Güya FETÖ’yü eleştiriyorsun ama sen onun ikizisin, tek farkla ki -tek yumurta ikizi değil- çift yumurta ikizisin! Aranızdaki fark o kadar!<br><br>Not: Bütün eksikliklerine, hatalarına, müfredat hantallığına ve pedagojik çelişkilerine rağmen, bu ülkenin entelektüel düzeyi en yüksek eğitim kurumları –lise düzeyinde- İmam-Hatip liseleridir. Ben, ‘İHL&#8217;ler ideal-mükemmel eğitim kurumlarıdır’ demiyorum, ‘mevcut şartlarda müfredat alt yapısı itibari ile en iyi olandır’ diyorum. Tabi ki çok ciddi bir rehabilitasyona ihtiyaç var. Ama bu sadece İHL için değil tüm eğitim sitemimiz için geçerlidir. Zira İHL’ler, müfredatında hem –Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji- gibi pozitif bilimler, hem –Edebiyat, Tarih, Coğrafya, Felsefe, Mantık gibi- sosyal bilimler, hem -Kuran, Siyer, Fıkıh/Hukuk, Akaid gibi- dini ilimler, hem bir batı dili (İngilizce), hem bir doğu dili (Arapça) bulunan ve hatta 3. Başka bir dil de öğreten yegane okullardır.<br>Böyle zengin bir müfredata sahip olan başka bir okul var mı? (ah keşke daha az ezberci olunsa ve analitik düşünceye daha çok önem verilse ve dini konularda da Kuran tek hakem olarak kabul edilse, mükemmel olacak ama, bu başka bir yazı konusu)…<br><br>İnsanlar maalesef akademik bilgi ile kültür ve entellektüaliteyi karıştırıyorlar. Eğitim kalitesi sadece üniversite kazanma başarısı ile ölçülemez! Mesleği ne olursa olsun, -doktor, mühendis, mimar, yazar, spiker, vs- bu coğrafyanın dilini, kültürünü, inançlarını bilmeyen bir insan, sadece akademik bir meslek sahibi olmuş demektir. Ama bu durum kültürlü olmayı garanti edemez, edemiyor. Maalesef okuma yazmayı bilen ama bir türlü okur-yazar olamayanlar var. Hem de çok…<br><br>Güya adam/kadın Orta-Doğu ve ülkemizdeki olayların tartışıldığı bir TV programını yönetiyor, ama sufilik nedir, selefilik nedir, İhvan kim, Vahhabilik ne, Matüridîlik nedir, Eş’arî’lik nedir, Sünni-Şii arasındaki farklar nelerdir, Nusayrî, Durzî kimdir… vs gibi konuları –değil bilmek- duymamış bile!<br>Ama sorsan Türkiye’nin en parlak okullarından mezun olmuş! İngilizceyi gayet iyi konuşuyor!<br>Lakin ana haber bülteni sunarken, asgari ücret için askeri ücret, şarapnel için şarampol, halef için selef, selef için halef diyor… Bir devlet adamının konuşmasındaki ‘kaht-ı rical’ ifadesini telaffuz edemiyor! Üstelik de bunlar seçilmiş olanlar. Böyle bir eğitim mi olur? Ama bir İHL&#8217;li asla böyle bir hata yapmaz. Asgari kelimesinin asğari/sağir kelimesinden geldiğini bilir ve onu -askeri diye değil- asgari diye okur. Halefi bilir, selefi bilir… vs.<br><br>Bir not da İHL yönetici ve öğretmenlerine;<br>İsyan günlerini yaşayan bir gence/ergene eğer siz tutturur ve ‘mensek de mensek, illa da mensek’ derseniz, gençler de ‘Biz yokuz bu işte’ der ve sizden uzaklaşırlar. Önce ahlak demeli ve daha da önemlisi onlara ahlaklı davranmalısınız ki, sizi takip etsinler ve sıra menseklere de doğal olarak gelebilsin…<br></p>



<p>Bırakın sorgulasınlar, yeter ki onları Kuran ile daha fazla buluşturun, buna teşvik edin, ama meallerdeki çelişkiler konusunda da uyanık olun, hem kendinizi eğitin hem de onları… bildiğiniz Arapçayı kullanın, ayetlerin orijinaline bakın. Bunu siz yapmayacaksanız kim yapacak? O kadar Arapçayı boşuna mı okudunuz/okuttunuz? Kullanmayacak idiyseniz bu bilgileri niye o kadar uğraşıyorsunuz?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dusun-su-imam-hatipli-genclerin-yakasindan-artik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deist İnanış ve İslamizasyon Politikaları</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/deist-inanis-ve-islamizasyon-politikalari/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/deist-inanis-ve-islamizasyon-politikalari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2020 09:46:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Deizm]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15574</guid>

					<description><![CDATA[Yahudi ve Hristiyanların Müslümanlar üzerine yönetici atanmaları caiz değildir. Fakat küfrü tarihsel bağlama çekerek bizatihi Yahudi veya Hristiyan ile sınırları daraltmamak gerekir. Küfrün bu gruplarıyla beraber müşriklerin hiçbir türünün; materyalist, kapitalist, sosyalist, pozitivist, ateist, nihilist, deist, seküler vb. inanca sahip kimselerin Müslümanlar üzerinde yöneticilik hakları yoktur. Bu hüküm Müslümanlar tarafından içselleştirilmelidir. Siyasetin olmazsa olmazı hâline getirilmelidir. Neticede Müslümanlarda meydana gelen şuur hâli, ideolojiler dâhil hiçbir şirk grubunu ümmetin tepesine taşımamalıdır. Müslümanlar meşru şekilde bu yanlışlığı veya kötü gidişatı engellemelidirler. En azından siyasal belirleyicilikte imandaki kemâl ve bütünlük tercih sebebi olmalıdır. Zaman zaman ülkemizdeki, “Dinin siyasetten uzak tutulması” veya “Kimseyi inancıyla ötekileştirmeyin” teraneleri Müslümanlığa bağlı bir siyasal tercih ile sistemin tükenmesi söz konusu olabilir endişesidir. Şunu açıkça belirtelim ki her kâfir; İslâm’ı bir dünya görüşü olarak kabul etmeyen birisi Müslüman için ötekidir. Bunu Allah beyan etmiştir. Müslümanlar onlara zulüm yapmazlar; Allah Teâlâ’nın belirlediği hukuk çerçevesindde muamele ederler. Yukardaki önermeler oyunu kuranların tuzak cümleleridir. Zaten dünya sisteminin oyununu bozacak olan sadece İslâm’ın siyasette belirleyici olma durumudur. Bu anlayış şayet gönüllerde kökleşerek hak ile batılı birbirinden ayıracak seviyeye gelmez ise kâfirlerin Müslümanları aldatma vasıtalarından ve Müslümanların da çabuk kanma yollarından olan İslâmizasyon politikaları devreye sokulacaktır. İslâmizasyon politikaları Müslümanları siyasette kandırabilmek ve dünya sistemine &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yahudi ve Hristiyanların Müslümanlar üzerine yönetici atanmaları caiz değildir. Fakat küfrü tarihsel bağlama çekerek bizatihi Yahudi veya Hristiyan ile sınırları daraltmamak gerekir. Küfrün bu gruplarıyla beraber müşriklerin hiçbir türünün; materyalist, kapitalist, sosyalist, pozitivist, ateist, nihilist, deist, seküler vb. inanca sahip kimselerin Müslümanlar üzerinde yöneticilik hakları yoktur. Bu hüküm Müslümanlar tarafından içselleştirilmelidir. Siyasetin olmazsa olmazı hâline getirilmelidir. Neticede Müslümanlarda meydana gelen şuur hâli, ideolojiler dâhil hiçbir şirk grubunu ümmetin tepesine taşımamalıdır. Müslümanlar meşru şekilde bu yanlışlığı veya kötü gidişatı engellemelidirler. En azından siyasal belirleyicilikte imandaki kemâl ve bütünlük tercih sebebi olmalıdır. Zaman zaman ülkemizdeki, “Dinin siyasetten uzak tutulması” veya “Kimseyi inancıyla ötekileştirmeyin” teraneleri Müslümanlığa bağlı bir siyasal tercih ile sistemin tükenmesi söz konusu olabilir endişesidir. Şunu açıkça belirtelim ki her kâfir; İslâm’ı bir dünya görüşü olarak kabul etmeyen birisi Müslüman için ötekidir. Bunu Allah beyan etmiştir. Müslümanlar onlara zulüm yapmazlar; Allah Teâlâ’nın belirlediği hukuk çerçevesindde muamele ederler. Yukardaki önermeler oyunu kuranların tuzak cümleleridir. Zaten dünya sisteminin oyununu bozacak olan sadece İslâm’ın siyasette belirleyici olma durumudur. Bu anlayış şayet gönüllerde kökleşerek hak ile batılı birbirinden ayıracak seviyeye gelmez ise kâfirlerin Müslümanları aldatma vasıtalarından ve Müslümanların da çabuk kanma yollarından olan İslâmizasyon politikaları devreye sokulacaktır. İslâmizasyon politikaları Müslümanları siyasette kandırabilmek ve dünya sistemine rahat nefes aldırabilmek için kâfirlerin bir oyunudur. Ülkemizde de en çok denenen oyun budur. 1980’den sonra Emperyalizmin ülkemizdeki milli politikası İslamizasyondur. Bundan dolayı artık bu ülkede ateist politika yerine deist politika revaçta olacaktır. Allah’a inandım deyip İslâm’ı tarihe mahkûm edip vahyi hesaba katmayanların politikası, deist politikadır. Milletimizin dine açmış olduğu krediden dolayı da islamizasyon politikaları ülkemizde tutmaktadır. Bu aldatılmışlık nedeniyle rahmetle anmadığımız taşeron işbirlikçi nerdeyse kalmadı. Dünyada bu oyuna gelmeyen Müslüman bireyler vardır ama kolektif bir yaklaşımla bu oyunu bozamadık. Buna bağlı, siyasetin yörüngesini biz tayin edemedik. Oyunu bozamayışımızın nedenlerinden birisi de, tekliften kaçan ve konforu tercih eden sözüm ona Müslümanların, dünya sisteminin güdümündeki bu siyasal organizasyonun işlerine gelmesidir. Gavur gibi yaşayıp Müslümanlık iddiasında bulunmanın sorgulanamayışıdır. Çünkü bu politikaların etkin olduğu yerlerde rahatı tercih eden paramatik adamlar dünya finans sisteminin birer parçalarıdırlar ve işleri de yolundadır. İşleri yolunda ve tuzları kuru olan rahat adamlar kitleleri bir şekilde aldatmaktadırlar. Tuzu kuru adamlar hiçbir zaman risk almazlar. Liberalizmi hayat tarzı kabul edip muhafazakârlıkla soslayan bu zevatı, dinin ritüel alanındaki bazı uygulamalar yerine siyasetteki liberal tercihleriyle itikadi bir değerlendirmeye alıp ondan sonra rotayı belirlemeden Müslümanlar için gerçek anlamda varlık alanları bulmak imkânsızdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/deist-inanis-ve-islamizasyon-politikalari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deizme Yol Açan Sebeplerden Sadece Biri…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/deizme-yol-acan-sebeplerden-sadece-biri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/deizme-yol-acan-sebeplerden-sadece-biri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2020 03:12:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Deizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14816</guid>

					<description><![CDATA[Malum deizm daha ziyade batıda ortaya çıkan felsefi bir akımdır. Batı derken kiliseyi göz önünde bulundurmamak olmaz. Kilise, dinin ve de Tanrının yeryüzündeki temsilcisidir. Ne derse odur. Buna itiraz edilemez, farklı bir görüş ileri sürülemez. Ancak o kadar kesin aklî ve bilimsel gerçekler var ki, kilisenin dediğini kabul etmek mümkün olmaz. Bu durumda ne yapılacaktır? Ya susup boyun eğilecek ya da isyan edilip kilisenin boyunduruğundan kaçılacaktır. Kiliseden kaçarken de iki şey olacaktır: Ya Tanrı da terkedilecek ya da Tanrı inancı muhafaza edilip kilisenin her dediği reddedilecektir. Batıda az bir filozof ateist olmuş, ama çoğu deist olarak kalmıştır. Peki bunun arkasında yatan sebep nedir? Anladığım kadarıyla şudur: Batıda kilisenin kesin/kat’î olarak dayanacağı bir kutsal kitap, kutsallık yoktur. Orada kutsallık ve de kesinlik kilise hiyerarşisinde bulunanların söylediğidir. Kilise babaları bir şeye kesin diyorsa kesindir. Bunun başka da bir usulü yoktur. Bu kesinlik anlayışı akla önem veren aydınları tatmin etmemiş ve buna isyan etmişlerdir. Böylece din/kilise ve aydınlar arasında tartışma başlamış ve gittikçe oldukça derinleşmiştir. Özgürlüğün getirdiği ortam ile kiliseye bayrak açılmış, her dediği sorgulanır olmuştur. Aydınlar Tanrıdan vazgeçemedikleri için de deist olmuşlardır. Benzer süreç bizde de yaşanmakta mıdır? Bizde kilise benzeri bir kurum olmadığı halde, batıda yaşanılan tecrübe görülmediği halde aynı sonuç &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Malum deizm daha ziyade batıda ortaya çıkan felsefi bir akımdır. Batı derken kiliseyi göz önünde bulundurmamak olmaz. Kilise, dinin ve de Tanrının yeryüzündeki temsilcisidir. Ne derse odur. Buna itiraz edilemez, farklı bir görüş ileri sürülemez. Ancak o kadar kesin aklî ve bilimsel gerçekler var ki, kilisenin dediğini kabul etmek mümkün olmaz. Bu durumda ne yapılacaktır? Ya susup boyun eğilecek ya da isyan edilip kilisenin boyunduruğundan kaçılacaktır. Kiliseden kaçarken de iki şey olacaktır: Ya Tanrı da terkedilecek ya da Tanrı inancı muhafaza edilip kilisenin her dediği reddedilecektir. Batıda az bir filozof ateist olmuş, ama çoğu deist olarak kalmıştır. Peki bunun arkasında yatan sebep nedir?</p>



<p>Anladığım kadarıyla şudur: Batıda kilisenin kesin/kat’î olarak dayanacağı bir kutsal kitap, kutsallık yoktur. Orada kutsallık ve de kesinlik kilise hiyerarşisinde bulunanların söylediğidir. Kilise babaları bir şeye kesin diyorsa kesindir. Bunun başka da bir usulü yoktur. Bu kesinlik anlayışı akla önem veren aydınları tatmin etmemiş ve buna isyan etmişlerdir. Böylece din/kilise ve aydınlar arasında tartışma başlamış ve gittikçe oldukça derinleşmiştir. Özgürlüğün getirdiği ortam ile kiliseye bayrak açılmış, her dediği sorgulanır olmuştur. Aydınlar Tanrıdan vazgeçemedikleri için de deist olmuşlardır.</p>



<p>Benzer süreç bizde de yaşanmakta mıdır? Bizde kilise benzeri bir kurum olmadığı halde, batıda yaşanılan tecrübe görülmediği halde aynı sonuç bizde de görülebilir mi? Görülebilir, görülmüştür de… Nitekim kendi ellerimizle biz bu işi yaptık. Önce bir kilise yaratmalıydık. Ama kilise yoktu. Onun yerine ulemayı koyduk. Mezhebi koyduk. Sonra isyan ettik. Bunlar birbirine benzemiyordu, ama bizim onları düşünecek halimiz yoktu. İsyanımız nasıl sonuç verdi? Herşeyi sorgular hale geldik. Herşeyi… Bazı ilahiyatçılar buna payanda oldu. Akademik dünyadan olmayan sözde bazı mürekkep yalamışlar buna payanda oldu. Bazı ehl-i tarik istemeseler de buna payanda oldu. Ve medya bunları çok güzel kullandı. Medyada din tartışıldı. Ama tartışılmadık hiçbir şey bırakılmadı. Ulemanın ittifakla kabul ettiği herşey sorgulanır oldu.</p>



<p>Geriye ne kaldı? Bir Allah… Bu tartışmalar gençlerde nasıl bir iz bıraktı: Her şey tartışıldığına göre, hiçbir şey net olmadığına göre kendimi bir görüşe bağlamak durumunda değilim. O halde bana sadece Allahım yeter! İşte böyle… Bu tartışmayı yapanlar, herşeyi sorgulayan ilahiyatçılar, ilahiyat dışı kalemşörler deist oldu mu bilemiyorum, yani ameli, ibadeti terkettiler mi, bilemiyorum. Ama onları dinleyen nice genç amelden de ibadetten de soğudu. Bir de Müslümanların ahlaksızlıkları bunlara tuz biber oldu.</p>



<p>Oysa biz kat’i olan, kesin olan bilgilerimize sahip çıkmalıydık. Ümmetin uygulaya uygulaya bize miras bıraktığı ibadete de muamelata da sahip çıkmalıydık. Bizim ilke, umde ve amellerimizi kilise denilen bir kurum belirlememişti. Onları Peygamber belirlemişti. Kur’an tevatürdü, kesindi. Peygamberin amelleri bize uygulama ile nakledildi. Bazı sözel bilgiler tevatür ile nakledildi. Kesindi bunlar. Kesin olmayanlar zaten tartışmaya açıktı, içtihada açıktı. Ulemanın icmaı da asla kilisenin konsensusuna benzemezdi. Ama biz herşeyi birbirine karıştırdık. Geriye ne icma bıraktık ne de sünnet; ne tevatür bıraktık ne de uygulama…</p>



<p>Şimdilik elde bir Kur’an var. Kur’an mealcilerin elinde bir kısım gençliği geçmişine, geleneğine, mirasına topyekun karşı çıkarmak için bir araca dönüştü… Bir araç… Sadece bir teori… Ameli olmayan, sünneti olmayan, geçmişi olmayan salt bir teori, salt bir araç… Bakalım nereye kadar…</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.eflatunkitap.com/tum-yonleriyle-akaid-hadisleri-131938?"><img decoding="async" width="730" height="93" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/Yazarin_Kitaplarinijpg.jpg" alt="" class="wp-image-14416" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/Yazarin_Kitaplarinijpg.jpg 730w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/Yazarin_Kitaplarinijpg-300x38.jpg 300w" sizes="(max-width: 730px) 100vw, 730px" /></a></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/deizme-yol-acan-sebeplerden-sadece-biri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hangi Deistler Emperyalizme, Siyonizme, Hıristiyan Misyonerliğine Hizmet Ediyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hangi-deistler-emperyalizme-siyonizme-hiristiyan-misyonerligine-hizmet-ediyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hangi-deistler-emperyalizme-siyonizme-hiristiyan-misyonerligine-hizmet-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Nov 2018 17:56:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Deist]]></category>
		<category><![CDATA[Deizm]]></category>
		<category><![CDATA[Emperyalist]]></category>
		<category><![CDATA[Emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Misyonerlik]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonist]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4146</guid>

					<description><![CDATA[Yaradancılık, anlamına gelen deizm, dünyaya veya evrenin işleyişine müdahale etmeyen tek tanrı olduğuna inanan ve tüm dinleri reddeden bir inanç biçimidir. Deizm, peygamberleri ve Kutsal kitapları reddeder.Deizm, dine akılcı bir açıdan yaklaşır. Deizme göre Tanrı&#8217;nın varlığını kanıtlamak için mucizelere, vahiylere ihtiyaç yoktur. Aslında bu yaklaşım arifane bir perspektiftir. Necip Fazıl Kısakürek&#8217;in deyimiyle &#8216;kaba softa ham yobazların&#8217; din anlayışından daha ahlâkî, akılcı ve romantikdir. Karşılıksız sevmek gibi platonik olduğu söylenebilir. Hani anlatılır ya; &#8220;Bir mecliste ilm-i kelâm üzerine sohbet edilirken, ilmine pek mağrûr bir âlim, kendine bir pâye çıkarmak için böbürlenerek şöyle demiş: &#8220;-Ben bu ilme ömrümü verdim&#8230;Öyle ki Allah&#8217;ın varlığına yüzden fazla aklî delîl buldum&#8230;Bu muvaffakiyyet hiç kimseye müyesser olmamışdır&#8230;&#8221; O mecliste bulunan bir ârif, hem o ilmine mağrûr âlimi hem de meclisdekileri irşâd için şöyle der; &#8220;-Haaa! Demek ki o kadar çok şüphen varmış!&#8230;&#8221; Hakk&#8217;ın varlığına aklî delîl bulmak, ârifler katında abesle iştigaldir zîrâ âriflere göre Cenâb-ı Hakk zâten &#8220;ZÂHİR&#8221;dir&#8230;Hattâ öyle zâhirdir ki &#8220;Allah, zuhûrunun şiddetinden dolayı görülemez&#8221; demişlerdir&#8230; Deizm bütün dinleri ve din olgusunu redd ettiği için peygamberler, kutsal kitaplar, sevap, günah, ibadet, dua, vahiy, kader, ahiret, cennet, cehennem, melek, cin ve şeytan gibi kavramlar bu inanışta yer almaz. Ateizm hiçbir dine ya da Tanrı&#8217;ya inanmamak. Deizm ise &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaradancılık, anlamına gelen deizm, dünyaya veya evrenin işleyişine müdahale etmeyen tek tanrı olduğuna inanan ve tüm dinleri reddeden bir inanç biçimidir. Deizm, peygamberleri ve Kutsal kitapları reddeder.Deizm, dine akılcı bir açıdan yaklaşır. Deizme göre Tanrı&#8217;nın varlığını kanıtlamak için mucizelere, vahiylere ihtiyaç yoktur.</p>
<p>Aslında bu yaklaşım arifane bir perspektiftir. Necip Fazıl Kısakürek&#8217;in deyimiyle &#8216;kaba softa ham yobazların&#8217; din anlayışından daha ahlâkî, akılcı ve romantikdir. Karşılıksız sevmek gibi platonik olduğu söylenebilir.</p>
<p>Hani anlatılır ya; &#8220;Bir mecliste ilm-i kelâm üzerine sohbet edilirken, ilmine pek mağrûr bir âlim, kendine bir pâye çıkarmak için böbürlenerek şöyle demiş: &#8220;-Ben bu ilme ömrümü verdim&#8230;Öyle ki Allah&#8217;ın varlığına yüzden fazla aklî delîl buldum&#8230;Bu muvaffakiyyet hiç kimseye müyesser olmamışdır&#8230;&#8221;<br />
O mecliste bulunan bir ârif, hem o ilmine mağrûr âlimi hem de meclisdekileri irşâd için şöyle der; &#8220;-Haaa! Demek ki o kadar çok şüphen varmış!&#8230;&#8221;<br />
Hakk&#8217;ın varlığına aklî delîl bulmak, ârifler katında abesle iştigaldir zîrâ âriflere göre Cenâb-ı Hakk zâten &#8220;ZÂHİR&#8221;dir&#8230;Hattâ öyle zâhirdir ki &#8220;Allah, zuhûrunun şiddetinden dolayı görülemez&#8221; demişlerdir&#8230;</p>
<p>Deizm bütün dinleri ve din olgusunu redd ettiği için peygamberler, kutsal kitaplar, sevap, günah, ibadet, dua, vahiy, kader, ahiret, cennet, cehennem, melek, cin ve şeytan gibi kavramlar bu inanışta yer almaz. Ateizm hiçbir dine ya da Tanrı&#8217;ya inanmamak. Deizm ise yalnızca Tanrıya inanmak ama dinleri kabul etmemektir.</p>
<p>Semavi dinlerin kutsal kitaplarına ilişkin ilk tartışmalar, mevcut Tevrat&#8217;ın orijinal olup olmadığının gündeme getirilmesiyle başladı. Bazı Yahudi din bilginlerince &#8220;Bugünkü Tevrat&#8217;ın Musa&#8217;ya verilen Tevrat olduğu ve hiç değişikliğe uğramadığını&#8221; vurgulanırken, diğer taraftan, onun değiştirildiği, tahrif edildiği, içinde bilgi yanlışlıklarının ve çelişkilerin bulunduğu da belirtilmiştir. Tevrat&#8217;ın eski İbranice yazmasının M.Ö. I. yy&#8217;daki İbranice metinlere dayandığı din tarihçileri ve teologlarca ileri sürülüyor.</p>
<p>Tevrat&#8217;taki materyallerin içeriğinin, farklı kaynaklardan toplanarak nasıl bir araya getirildiği, böylece Tevrat&#8217;ın, efsaneler, mitolojiler, kehanetler, biyografiler, folklor ve ilahîler içeren bir antoloji mahiyetinde oluştuğunu iddia eden Yahudiler de çıkmıştır. Yahudilerin elinde bulunan bu günkü Tevrat&#8217; ın ( TORAH) toplanıp kaleme alınma süreci tartışılmaktan kurtulamamıştır.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında bir yanda Yahudilik diye sınırları belli, yeniliğe kapalı bir din vardır, diğer yanda ise sembollerini dinden alsa da bir şekilde Tanrı ile bağını kesmiş seküler bir Yahudi kültürü olduğu görülmektedir. Bunun böyle olmasının nedeni ise Yahudiliğin iki kaynaktan beslenmesidir. İlki; De-Orayta’dır ki bu, “Tora” kaynaklı, “talimat” anlamındadır. Zaten Tora’nın bir anlamı da budur. İkincisi ise De-Rabanan yani Yahudi din ulularının/bilginlerinin sistematik hale getirdiği hukuk sistemidir.</p>
<p>Kutsal kitapların ortaya çıkışına ilişkin tartışmalar Kur&#8217;an eleştirilerinden çok önce başlamıştı. İncil Konsillerinin toplanma gündemleri farklı İncil nüshalarının içinden şimdiki İncili oluşturan dört kitabı seçmek içindi. Hıristiyan din önderleri, Hıristiyanlıkla ilgili tartışmalı konuları aydınlatmak ve bir sonuca bağlamak için, tartışılacak konunun önemi ve ilgilendirdiği bölge oranında büyük toplantılar düzenlemişlerdir. Bu toplantılara &#8220;Konsey&#8221; ya da &#8220;Konsil&#8221; adı verilmişti. Hatta iddialara göre dört bölümden oluşan İncil İznik konsilinde yüzlerce İncil arasından seçilmişti.</p>
<p>Halîfe Ebu Bekir&#8217;in döneminde Hattap Ömer&#8217;in teşvîk ve ısrarıyla, hâfız ve vahiy kâtibi olan Zeyd Bin Sabit başkanlığında bir hey’et oluşturulmuş, Kur’ân’ı toplayıp bir kitap haline getirme görevi bu hey’ete verilmiştir. Bu Kur&#8217;an derleme ve tasnif heyeti, İslam tarihinin ilk konsilidir. Kur&#8217;an&#8217;a girecek ayet ve surelerin belirlenmesi ve tasnifine uğraşan konsile Ömer, Osman, Ali, İbn Kaab, Zeyd Bin Sabit’e büyük ölçüde yardımcı olmuştur. Bununla birlikte İbni Mesut ve Hz. Ali gibi İslam peygamberinin yanından ayrılmamış dini şahsiyetlerin, Kur&#8217;an derleme heyetinin dönemin siyasi iktidarının istekleri doğrultusunda bazı sure ve ayetlerin Kur&#8217;an&#8217;a dahil etmediğini ama buna karşılık kendilerinin bilmediği, peygamberden duymadıkları bazı sure ve ayetlerin ise mushafa yani sahifelerden müteşekkil kitaba eklendiği iddiasında bulunmaları bir çok kaynakta yer almaktadır. İslam Peygamberinin ölümünden sonra başlayan tartışmalar farklı mushaf nüshalarının imhasına yol açsa da, ilk dönem Hadis ravilerinin, fakih ve müfessirlerin metodoloji oluşturma çabaları sırasında bu tartışmalara ilişkin mâlumata yer verilmiştir.</p>
<p>Benim değinmek istediğim asıl konu, iyi niyetle(!) &#8216;Kuran&#8217;a dönüş&#8217; adı altında başlatılan Kur&#8217;an araştırmalarının; önce tasavvuf ve aziz menkıbelerini tenkidi, sonrasında Hadis kritiğinin mevzu ve Hasen yani Ravi zincirinin şüpheli olduğu hadislerin ayıklanmasına evrilmesi, bir sonraki adımda ise Kur&#8217;an araştırmalarının Kur&#8217;an&#8217;ı reddeden tenkid usulüne dönüşmesidir. Belki bu mevcut durum aydınlanma veya reform gibi algılanabilir. Ancak özellikle Türkiye&#8217;de bu girişim ve çabaların sadece İslam dini, kitabı ve peygamberi ile sınırlı olduğu görülmektedir. O zaman sözde hikmet arayıcılarının, hakperest geçinenlerin, şarlatan olduklarını söylemek zorundayım. Çünkü Deizm madem Yüce Yaratıcı kavramını kabul etmektedir o halde Yahudilik ve Hıristiyanlık ve Bahailik&#8217;te tenkit edilmeli, yüce yaratıcının vahiy kriteri ve aracı olarak bildirdiği insana verdiği akla uymayan yönleri ortaya konulmalıdır. İslam&#8217;ı eleştirdikleri kadar Yahudilik, Hristiyanlık ve Bahailiği eleştirmekten kaçınanlar küresel emperyalizmin, Siyonizm&#8217;in ve Hıristiyan misyonerliğinin çanak yalayıcısıdır. Eee boşuna dememişler; &#8220;gevurun ekmeğini yiyen kılıcını kuşanır.&#8221; Sahi her karış toprağı şehit kanları ile sulanmış bu memlekette gevur kayırıcılar kim?</p>
<p>İkaz: anlamadan dinlemeden kâfir/nasrani/rafizi yaftası vuranlara her dem derim ki;</p>
<p>&#8220;Bize kâfir demiş Mütfî Efendi,<br />
Tutayım ben ana diyem Müselmân,<br />
Vardıkda yarın Rûz-i Cezâ’ya,<br />
İkimiz de çıkarız anda yalan!”</p>
<p>Ömür Çelikdönmez<br />
Twitter:@oc32oc32</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hangi-deistler-emperyalizme-siyonizme-hiristiyan-misyonerligine-hizmet-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyanet İşleri Başkanına Deizm Eleştirisi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/diyanet-isleri-baskanina-deizm-elestirisi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/diyanet-isleri-baskanina-deizm-elestirisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Nov 2018 06:24:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Hakan]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Erbaş]]></category>
		<category><![CDATA[Deizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=3971</guid>

					<description><![CDATA[“DEİZM’İ ELEŞTİRMEYİ BIRAKIP İSLAMIN GÜZELLİĞİNİ ANLAT” Hürriyet yazarı Ahmet Hakan Coşkun, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ı Deizm aleyhine konuşarak Deizm propagandası yapmakla suçladı. Ahmet Hakan, köşesinde şunları yazdı&#8230; KIYMETLİ hocam! Deizm aleyhine konuşma yapmak, bana bir tür deizm propagandası gibi geliyor. Lütfen bırakın şu deizm kötülemelerini. Deizme atıp tutmak yerine İslam’ın güzelliklerini anlatmayı tercih ediniz lütfen. Şüphesiz siz çok daha iyi bilirsiniz ama böyle yaparsanız daha çok sevap kazanacakmışsınız gibi geliyor bana.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“DEİZM’İ ELEŞTİRMEYİ BIRAKIP İSLAMIN GÜZELLİĞİNİ ANLAT”</strong></p>
<p><strong>Hürriyet yazarı Ahmet Hakan Coşkun, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ı Deizm aleyhine konuşarak Deizm propagandası yapmakla suçladı. </strong></p>
<p><strong><em>Ahmet Hakan, köşesinde şunları yazdı&#8230;</em></strong></p>
<p>KIYMETLİ hocam!</p>
<p>Deizm aleyhine konuşma yapmak, bana bir tür deizm propagandası gibi geliyor.</p>
<p>Lütfen bırakın şu deizm kötülemelerini.</p>
<p>Deizme atıp tutmak yerine İslam’ın güzelliklerini anlatmayı tercih ediniz lütfen.</p>
<p>Şüphesiz siz çok daha iyi bilirsiniz ama böyle yaparsanız daha çok sevap kazanacakmışsınız gibi geliyor bana.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/diyanet-isleri-baskanina-deizm-elestirisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gösteri Toplumunda Gençlik Deizme Kayar mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/gosteri-toplumunda-genclik-deizme-kayar-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/gosteri-toplumunda-genclik-deizme-kayar-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah İnce]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2018 21:45:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah İnce]]></category>
		<category><![CDATA[Deizm]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik Deizme Kayıyor mu]]></category>
		<category><![CDATA[Gösteri Toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Mayıs 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum ve Din]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1969</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Gençlik deizme kayıyor&#8221; tartışmaları bir yönelim ya da değişime işaret etmesi bakımından anlamlı bir tartışma olabilir. Ancak konu sosyolojik bağlamından koparılarak dindarların değişimini ıskalayacak şekilde sadece gençlik dönemine has bir tartışma olarak yürütüldüğünde verimsiz bir noktaya ulaşma ve gençleri etiketleme riski barındırmaktadır. “Modern üretim koşullarının egemen olduğu toplumlarda yaşam, uçsuz bucaksız bir gösteriler yığını olarak sunulur… Gösteri kendini asla sorgulanamayacak olan geniş ve ulaşılamaz bir gerçeklik olarak sunar. Tek mesajı şudur: “Görünen şey iyidir; iyi olan görünür.” &#8230;Gösteri zincirlenmiş bir modern toplumun kâbusudur.” (Guy Debord, 1996: 13,16.) Aslında Ne Oluyor? Gençlik Deizme Kayıyor mu? Bir süredir “gençlik deizme kayıyor” söylemi medyada yer buluyor. Konya’da bazı sivil toplum kuruluşlarının gerçekleştirildiği bir çalıştayda konu ile ilgili bazı tespitler yapılarak önerilerde bulunuldu. Medyada konu ile ilgili değerlendirme ve görüşler yer aldı. Öncelikle bu iddianın olgusal boyutuna bakmak gerekmektedir. Birinci olarak “Gerçekten gençler arasında deizm yayılmakta mıdır?” sorusunun cevabını vermek gerekir. Bir konuda değişiklik olduğunu iddia edebilmek için elimizde geçmişe ait bir veri olmalıdır. Hâlihazırda Türkiye’de deizme inanmanın istatistiki boyutuna ilişkin somut bir veri bulunmamaktadır. Dolayısıyla “gençler arasında deizm artıyor” iddiası ispata muhtaç bir tespittir. Meselenin gündeme geliş biçimine bakıldığında en fazla bir yönelimin işaretleri sayılabilecek bazı öngörülerin olgusal gerçeklik gibi sunulduğu ve öngörüye &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Gençlik deizme kayıyor&#8221; tartışmaları bir yönelim ya da değişime işaret etmesi bakımından anlamlı bir tartışma olabilir. Ancak konu sosyolojik bağlamından koparılarak dindarların değişimini ıskalayacak şekilde sadece gençlik dönemine has bir tartışma olarak yürütüldüğünde verimsiz bir noktaya ulaşma ve gençleri etiketleme riski barındırmaktadır.</strong></p>
<p>“Modern üretim koşullarının egemen olduğu toplumlarda yaşam, uçsuz bucaksız bir gösteriler yığını olarak sunulur… Gösteri kendini asla sorgulanamayacak olan geniş ve ulaşılamaz bir gerçeklik olarak sunar. Tek mesajı şudur: “Görünen şey iyidir; iyi olan görünür.” &#8230;Gösteri zincirlenmiş bir modern toplumun kâbusudur.”<br />
(Guy Debord, 1996: 13,16.)</p>
<p><strong>Aslında Ne Oluyor? Gençlik Deizme Kayıyor mu?</strong></p>
<p>Bir süredir “gençlik deizme kayıyor” söylemi medyada yer buluyor. Konya’da bazı sivil toplum kuruluşlarının gerçekleştirildiği bir çalıştayda konu ile ilgili bazı tespitler yapılarak önerilerde bulunuldu. Medyada konu ile ilgili değerlendirme ve görüşler yer aldı. Öncelikle bu iddianın olgusal boyutuna bakmak gerekmektedir. Birinci olarak “Gerçekten gençler arasında deizm yayılmakta mıdır?” sorusunun cevabını vermek gerekir. Bir konuda değişiklik olduğunu iddia edebilmek için elimizde geçmişe ait bir veri olmalıdır. Hâlihazırda Türkiye’de deizme inanmanın istatistiki boyutuna ilişkin somut bir veri bulunmamaktadır. Dolayısıyla “gençler arasında deizm artıyor” iddiası ispata muhtaç bir tespittir. Meselenin gündeme geliş biçimine bakıldığında en fazla bir yönelimin işaretleri sayılabilecek bazı öngörülerin olgusal gerçeklik gibi sunulduğu ve öngörüye dayalı bir değişime işaret etmenin ötesine taşındığı görülmektedir. Buna göre sanki deizm Türkiye’de gençler arasında yaygın bir inanış gibi sunulmaktadır. Deizme kayma söyleminin İmam-Hatip Liseleri söz konusu edilerek dillendirilmesi ise ayrıca tartışılması gereken ve gerçeklikle örtüştüğü oldukça şüpheli bir görüştür. İkinci olarak da bazı yazarların ve çalıştaya katılan öğretmenlerin de dile getirdiği gibi gençlerden bazıları “deist olduklarını” ifade etmektedirler. Bu noktada ise deizmin ne olduğu, gençler tarafından ne kadar bilindiği ve deist olduklarını düşünen gençlerin görüşlerinin deizm inancı ile ne kadar uygunluk gösterdiği önemli bir sorudur.</p>
<p><strong>Kesin Olan Şey Türkiye’de Dindarların Değişimidir</strong></p>
<p>Bütün bu sorulardan sonra böyle bir tartışmanın varlığını nasıl anlamlandırmak gerekir. Gençlerin deist olup olmadıkları ve deizm inanışının yaygınlığı tartışmaya açık bir konu olmakla birlikte kesin olan şey Türkiye’de toplumun değişmesidir. Gençlik de bu değişimin bir parçasıdır. Bir diğer deyişle Türkiye’de toplumun -daha özel olarak dindarların- değişmesine bağlı olarak ortaya çıkan sosyolojik gerçekliği “gençler deist oluyor” diyerek izah etmek kolaycı bir yaklaşımdır. Bu durumda bahsi geçen tartışma ile birlikte daha yakından incelemeye değer konu Türkiye’de dindarların değişimi ve dindarlığın ne yöne evrildiğidir. Türkiye’de dindarlığın arttığı yönündeki görüşler sosyolojik olarak incelendiğinde dindarlığın arttığını iddia etmek yerine dindarlığın kamusal ve kurumsal temsilinin artmasına bağlı olarak görünürlüğünün artması daha izah edilebilir bir görüştür. Bunun sebepleri arasında Türkiye’de kır-kent dengesinin yüksek oranda kent lehine değişmesi, siyasi değişime bağlı olarak dindarların temsil gücünün artması, dini kurumların gelişmesi, dini özgürlüklerin önündeki engellerin kalkması ile zaten var olan toplumsal bir gerçekliğin görünürlük kazanması sayılabilir. Türkiye’de dindarlığın geçmişe oranla görünürlük kazanması başlangıcı 1980’lere kadar götürülebilecek bir sürecin sonucudur. Bahsi geçen yıllardan itibaren “öteki” olarak tanımlanan dindar kitle toplumsal süreçlerde yer almış, toplumsal temsil ve ekonomik güç kazanmasıyla birlikte de siyasal alanda daha aktif bir şekilde kendini göstermiştir.</p>
<p><strong>Gösteri Toplumunda Dindarlık ve Dindarlığın Aldığı Yeni Biçimler</strong></p>
<p>Debord, yukarıda bir paragrafını alıntıladığımız “Gösteri Toplumu“ isimli kitabında kapitalizmin biçimlendirdiği tüketim ilişkilerinin ülke ve ideoloji ayırt etmeksizin bir gösteri biçimi yarattığını iddia ederek bu durumun kaçınılmaz bir şekilde dünyanın tek bir pazar haline gelmesiyle sonuçlanacağını ileri sürmektedir. 1980’lerden itibaren ekonomik refahın arttığı Türkiye’de dindarların değişimi bu çerçevede ele alınabilir. Debord’un yaklaşımını sürdürecek olursak medyada ve kamusal alanda görünürlüğü artan dindarlık temsilleri, dindar yaşamı geride bırakmaya başlamıştır. Bu süreçte olmak yerine görünmek, içini doldurmak yerine kurumsal yapılanmalarının gelişmesi, dindarlığı tanımlayan unsurlar haline gelmiştir. Dindarlığın bu biçimi, dindarların olduğundan fazla görünmesine ve yeni ortaya çıkan kültürel, siyasal ve ekonomik iktidara hazırlıksız yakalanmasına sebep olmuştur. Diğer bir ifadeyle İslam ile sekülerleşmenin bir arada tecrübe edildiği Türkiye’de ekonomik, sosyal ve siyasal değişime bağlı olarak kamusal alanda görünürlük kazanan İslami kesim bu süreci iyi değerlendirememiştir. Bu süreçte İslami aidiyetler ile kimlikler dönüşmüş ve çeşitli eleştirilerin konusu olmuştur. Dindarların sosyal değişimi bağlamında getirilen önemli eleştirilerden biri, tüketim kültürünün etkilerinin baskın bir şekilde hissedildiği Türkiye toplumunda, dini değer ve sembollerin içinin boşaldığı eleştirisidir. Bunun bir örneği olarak örtünme pratiği de gösterişçi bir biçim almış, dindarların bir kısmı tesettürü görünmemeye karşıt bir biçimde görünürlüğün bir simgesi olarak kullanmıştır (Özbolat, 2014.). Dindar kesimin olduğundan fazla görünmesi, olmak yerine görünmeyi tercih eden bir yöne evrilmesi, yeni nesil açısından rol model sorununu gündeme getirmiştir. Zira bireyin kimliğini oluşturma sürecinde “kim olduğu” sorusuna cevap ararken en fazla ihtiyacı olan şey rol modeldir. Bu noktada artık Türkiye’nin elitleri arasında yerini alan, iktidar alanlarında söz sahibi olan dindarların; bazı dini yaşantı ve özelliklerine, kullandığı din diline ve din eğitimi anlayışlarına yakından bakmak yararlı olacaktır.</p>
<p><strong>Din Anlayışımız, Yöntemlerimiz ve Din Dilimiz Gençlere Hitap Etmiyor</strong></p>
<p>Türkiye’de dindar kesimin yetişkin kuşağı, bir ölçüde kendi dünyevileşme süreçlerinin sonucu yaşadığı dini hassasiyet kaybını çocuklarında telafi etmek istemektedir. Ancak modern toplumun bir üyesi olan yetişkin dindar kuşağının, modern toplumun diğer üyeleri gibi, yapacak çok işi vardır. Bu durum bir taraftan aile içi ilişkilerde çocuklara yönelik ilgi eksikliğini ortaya çıkarırken bir taraftan da kent hayatının da etkisi ile otantikliği kaybolan dini eğitim süreçlerinde hizmet alımını gündeme getirmiştir. Böylesi bir süreç, çocuklarını dindar olarak yetiştirmek isteyen ailelere cevap vermek üzere resmi ya da sivil din eğitimi kurumlarını somut göstergelerle ortaya konabilecek, kısa vadede sonuçları görünebilecek dini hizmetlere yöneltmiş olmalıdır. Ailelerin bir an önce çocuklarında görmek istedikleri, din eğitimi kurumlarının ise bir an önce vermek istedikleri dindarlık biçimi gençlerin bedenine ne kadar uygundur? Gençler böyle bir yaklaşımı ne kadar anlamlı bulmaktadır? Gençlerin bugün biraz kendini ispat sadedinde biraz da dönemsel özellikleri gereği tepkisel olarak yaklaştıkları din anlayışlarının onlara ne kadar hitap ettiği, bu süreçte uygulanan yöntemlerin ne kadar uygun olduğu esasında yetişkinlerin acilen cevaplaması gereken sorular arasındadır. Medyada yer alan bilgilere göre hareket edilecek olursa (Bkz. Emeti Saruhan, Gerçek Hayat, “Anne Ben Deist Oldum”) aileler ve dini kurumlar, yeni neslin ihtiyaçlarını karşılamak, onları anlamak, onların dilini konuşmak yerine kendi çağlarına uygun, kendi önceliklerini yansıtan biçimsel bir dindarlığı dayatmış görünmektedir. Aksi halde deist olduğunu söyleyen bir gencin “Yolda şarkı söylerken seke seke yürüyebilmek istiyorum. İslam buna izin vermiyor” sözleriyle ifade edilebilecek tepkisini izah etmek güçleşmektedir. Başa dönecek olursak “gençler deist oluyor” söyleminden daha gerçek olan durum eskiden gençleri tatmin eden din dili, dini bilgi, yaklaşımlar ve dindarlığın temsil biçimleri bugünün gençlerine hitap edememektedir. Dindarların gündelik hayatına, çalışma hayatına, aile ilişkilerine bakıldığında inançla hayat arasındaki yarıklar daha ilginç görüntüler ortaya çıkarmaktadır. Gündelik hayatlarında gayet modern bir görüntü sergileyen dindar aileler, çocuklarına her türlü modern-maddi imkânı sağlamakta ancak söz konusu dindarlık olunca gençlere geleneksel kalıpları sunmaktadır. Böyle bir yaklaşım biçiminin doğal sonucu olarak gençler gözlerinin önündeki modern gerçeklik ile inşa edilmek istenen dindarlık arasında zihinsel uzlaşı sağlayamamaktadır.</p>
<p><strong>Modern “Medya Vaizleri” ve Dini Temsil Sorunu</strong></p>
<p>Gençliğin dine bakışında etkili olan bir diğer unsur, zaman zaman katı bir söylem kullanan bazen de cedelci bir üslupla reyting savaşına kurban giden dini tartışmalardır. Yukarıda bahsi geçen “Gençlik ve İnanç Çalıştayı Sonuç Raporu”na da yansıdığı gibi “medya vaizleri” eliyle yürütülen, bir sonuç almak ya da gönle hitap etmek yerine gençliğin kafa karışıklığını besleyen bu tür dini temsil biçimleri din adamlarına olan güveni sarsmaktadır. Bu programlarda ya dinin sınırlarını zorlayacak derecede esnek ya da yaşanması zor, katı din söylemi gençliğin şüphelerle boğuşmasına, din adamlarına, din kurumuna ve dindarlara olan güvenine halel getirebilmektedir. Popülarite ve sosyal ilişkilerinden güç alarak din adına konuşan bireyler, bu gücü söylemlerine yansıtmakta, bir süre sonra birçok alanda fikir beyan eden kanaat önderleri rolüne soyunmaktadır. Uzmanı olmadığı konularda fikir beyan eden bu kişiler, söylemleriyle bir süre sonra siyasetin diline evrilmekte, sonuç olarak din dilini kullanarak özgün örnekler inşa eden din adamları yerine siyasetin dilini benimseyen sıradan medya aktörleri ortaya çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Bir de Dışsal Faktörler Var</strong></p>
<p>Gençler de toplumun diğer kesimleri gibi toplumsal hayatı biçimlendiren etkilere maruz kalmaktadır. Bu bağlamda gençliğin inanç ve pratiklerini belirleyen diğer hususlara da değinmek gerekmektedir. İslam dünyasının dört bir yanında ortaya çıkan toplumsal kargaşalar, etnik ve mezhebi çatışmalar, gençlerde yarınlarının ne olacağına, İslam’ın toplumsal vaatlerinin gerçekliğine dair şüpheler uyandırmış olmalıdır. İçinden geçtiği dönem gereği gençlerin bu türlü şüpheleri belirli ölçüde doğal karşılanabilir. Hatta doğru yönlendirildiğinde dini şüpheler bireyin dini gelişiminde bir basamak olabilir. Ancak FETÖ ve DAEŞ gibi yapılanmaların oluşturduğu sarsıntı, gençliğin şüphelerini ve travmanın boyutlarını arttıracak boyutlara ulaşmış olmalıdır. Türkiye’deki dindarlığın kentleşme sürecinde ortaya çıkan bireysellik ve bunun gençlere etkisi açısından da değerlendirilmesi gerekir. Sosyolog Simmel’e göre birincil ilişkilerin baskın olduğu kasabada, bireyler tanıdıklarıyla daha fazla karşılaşır ve olumlu ilişkiler kurar. Mekâna düşen insan sayısının arttığı kentte, kitlenin tamamına yetecek içsel bir enerjiye sahip olmak mümkün değildir. Bu sebeple bir süre sonra dışımızdakilere karşı mesafe koyarız. Bu mesafelilik hali aynı zamanda güvensizlik telkin eder. Bu sebeple modern kent güvensizliğin mekânıdır. Gençlik döneminin en önemli özelliklerinden biri de gençlerin ben olma durumunun toplum tarafından onaylanmasıdır. Bu süreç en açık biçimde aile içi ilişkilere yansımaktadır. (Er)gen(ç)lik döneminde gençler birey olduklarının kabul edilmesini ve kendilerine saygı duyulmasını beklemektedirler. Modern kentte ortaya çıkan bireysellik, bireyin kendini gerçekleştirmesi anlamında birey olma halinin ötesine geçerek, yaş grubu sınırlaması olmaksızın toplumun her kesiminde gözlenen bir süreç olmaktadır. Bu bağlamda modern dönemin karakteristik özellikleri bireysel dindarlık yönelimleri doğurmakta, bu süreçte İslami ilkeler bile bireysel bir tercihin konusu haline gelmektedir. Böylesi bir süreçte dini inanç biçimi gençler için bir tercih konusu haline dönüşebilmektedir. Böyle olunca toplumsal süreçlerin bireyselliği teşvik ettiği bir vasatta bireysel dindarlık gençlik için bir seçenek olarak değerlendirilebilmektedir. Ancak gençlik için söz konusu edilebilecek bu hususun toplum bütünü için de farklı şekillerde söz konusu olabildiği gözden kaçırılmamalıdır. Diğer bir deyişle toplumsal değişmenin bir göstergesi olarak bütün toplum kesimleri için söz konusu edilebilecek bir tespitin gençlere has bir özellik olarak sunulması gençliği etiketlemekten öte bir anlam ifade etmeyecektir.</p>
<p><strong>Peki Gençler Ne Yapsın?</strong></p>
<p>Türkiye’de dindarların yaşadığı değişim, dünyevileşme, dini temsil sorunu, din adamlarının sarsılan otoritesi göz önünde bulundurulduğunda “gençlik deizme kayıyor” tartışmalarının sosyal değişme ve onun oluşturduğu travmalar boyutunda ele alınması daha uygun görünmektedir. “Gençler deist oluyor” söylemi bir sürece işaret etme açısından anlamlı ancak gerçekliğin tamamını ifade etmeyen bir yaklaşım biçimidir. Bir bütün olarak dindarların yaşadığı değişimi daha iyi analiz edebilmek için Weber’in Protestan ahlakının kapitalizmi doğurmasına yönelik teorisi analiz biçimi olarak yardımcı olabilir. Buna göre asıl sorulması gereken soru “Acaba Türkiye’de son dönemde ortaya çıkan din yorumları ve dini yaşantı biçimleri seküler bir toplumun inşasına giden süreci mi hazırlamaktadır?” ya da “Türkiye’de seküler bir toplum dindarlar eliyle mi gerçekleştirilmektedir?” soruları daha anlamlı görünmektedir. Diğer bir boyuttan meseleye bakıldığında bahsi geçen tartışmanın kentleşen dindarlığın görünümleri olduğu ileri sürülebilir. Simmel’e göre kentler belirli bir büyüme sınırını aştıktan sonra bireylerin diğer bireylerden bağımsız olması anlamında yalıtılmışlık, mesafelilik ve güvensizlik ortaya çıkar. Bu sürecin sonunda kozmopolitan yapılar üretilir ve bu tür ilişkiler toplum tarafından desteklenir. Kimsenin kimseyi tanımadığı bu kozmopolitan yapılarda bireysellik ön plana çıkar. Kozmopolitan yapı bireye kişiliğini fark ettirecek davranış kalıpları sergilemeyi telkin eder. Bu durumda da birey toplumsal çevrenin ilgisini çekecek kasıtlı tuhaf, sıra dışı şeylere yönelir. Zira kozmopolitan, yalıtılmış, mesafeli yapıda “farklı olma” fark edilir olmayla eşdeğer bir şekilde özsaygıyı arttıran bir unsurdur (Simmel, 2013: 97.). Debord’un da dediği gibi bu yapıda “Görünen şey iyidir; iyi olan görünür.” Son olarak yukarıda bir kısım gerekçelerini ortaya koymaya çalıştığımız gibi Türkiye’de dindarların din anlayışları, gençliğe yönelik dini talepleri, dinin medyadaki temsili, dindarlığın biçimsel göstergelere yönelmesi, dindarlığın kurumsal temsilinin ve görünürlüğünün artmasına rağmen içinin boşaldığı eleştirileri, acaba bir “din yorgunluğu” mu var sorusunu anlamlı hale getirmektedir. İlk defa Dr. Necdet Subaşı tarafından kullanılan bu kavram gençlik özelinde neye tekabül etmektedir? “Gençlik deizme kayıyor” tartışmaları bir yönelim ya da değişime işaret etmesi bakımından anlamlı bir tartışma olabilir. Ancak konu sosyolojik bağlamından koparılarak dindarların değişimini ıskalayacak şekilde sadece gençlik dönemine has bir tartışma olarak yürütüldüğünde verimsiz bir noktaya ulaşma ve gençleri etiketleme riski barındırmaktadır.</p>
<p>Kaynaklar<br />
<strong>Abdullah Özbolat</strong>, “Tüketim Bağlamında Dindarların Dönüşümü”, Birikim Dergisi, 12 Kasım 2014, http://www.birikimdergisi.com/guncel-yazilar/1127/tuketim-baglaminda-dindarligin-donusumu. Erişim Tarihi: 25.04.2018.<br />
<strong>Emeti Saruhan</strong>, “Anne Ben Deist Oldum” Gerçek Hayat, 2 Nisan 2018, http://www.gercekhayat.com.tr/dosya/anne-ben-deist-oldum/, Erişim Tarihi: 25.04.2018.<br />
<strong>Guy Debord</strong>, Gösteri Toplumu ve Yorumlar, Çevirenler: Ayşen Ekmekçi-Oktay Taşkent, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1996.<br />
<strong>George Simmel</strong>, Modern Kültürde Çatışma, Çevirenler: Tanıl Bora- Nazile Kalaycı- Elçin Gen, İletişim Yayınları, İstanbul, 2013.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/gosteri-toplumunda-genclik-deizme-kayar-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençler ve Deizm Tehlikesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/gencler-ve-deizm-tehlikesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/gencler-ve-deizm-tehlikesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lütfi Bergen]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2018 21:40:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Deizm]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Bergen]]></category>
		<category><![CDATA[Mayıs 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Tehlike]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1965</guid>

					<description><![CDATA[Deizm, günümüzde “küresel dünya dini” olarak ortaya çıkmakta ve yaygınlaştırılmak istenmektedir. Bu yeni dinin etkisinin kırılması, ilmî izahların yapılması ve örnek şahsiyetlerin çalışmaları ile sağlanacaktır. Deistler, “Tek Yaratan-Tanrı” fikrini kabul etmekte, fakat onun dinî/içtimaî/iktisadî/siyasi kültür ve kurumlarını reddetmektedir. Bazı sivil toplum kuruluşlarının yaptığı bir çalıştayda gençlerin “Ateizm”den etkilenmedikleri fakat “Deizm”e kaydıklarına dair tespitler dile getirildi (2018). Muhafazakâr kesimde bazı tanınmış öğretim görevlilerinin “Başörtülü ateist öğrencilerim var!” şeklindeki beyanları da medyada yer buldu. Deizm “yaratan Tanrı” fikrini kabul etmekle beraber, bu yaratanın peygamber, din, kitap gönderdiği inancını reddetmektedir. Ancak farklı deist ekoller olduğu, bunların “Kâinatı yaratıp ona hareket veren bir Tanrı’nın varlığı”na inandıkları söylenebilecektir. Gençlerin deizme yönelmesinin pek çok gerekçesi bulunmaktadır. Bu gerekçeler aşağıdaki gibi tasnif edilebilir: İbn Haldun’un Hadarîleşme Perspektifiyle Deizm İbn Haldun’a göre kır hayatı (bedevilik), yiğitlik, cesaret, bağlılık gibi erdemler bakımından yerleşik hayat yaşayanlara (hadarîlik) göre üstünlükleri içinde barındıran bir asabiyet toplumu durumudur. Bedevî cemiyetler ilk, basit ve zaruri ihtiyaç maddelerini, gelişmekte ve kalkınmakta olan cemiyetler hacî ve lüzumlu ihtiyaç maddelerini, gelişmiş ve kalkınmış cemiyetler kemâlî ve lüks ihtiyaç maddelerini tüketirler. İbn Haldun’a göre hadâret, refahtaki çeşitlilik, mükemmellik ve sanatlara (hünerlere ve fenlere) düşkünlük, yemekler, elbiseler, binalar, mefruşat, kap-kacak ve sair ev ahvalinde kibarlık ve lüks getirir. Refah &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Deizm, günümüzde “küresel dünya dini” olarak ortaya çıkmakta ve yaygınlaştırılmak istenmektedir. Bu yeni dinin etkisinin kırılması, ilmî izahların yapılması ve örnek şahsiyetlerin çalışmaları ile sağlanacaktır. Deistler, “Tek Yaratan-Tanrı” fikrini kabul etmekte, fakat onun dinî/içtimaî/iktisadî/siyasi kültür ve kurumlarını reddetmektedir.</strong></p>
<p>Bazı sivil toplum kuruluşlarının yaptığı bir çalıştayda gençlerin “Ateizm”den etkilenmedikleri fakat “Deizm”e kaydıklarına dair tespitler dile getirildi (2018). Muhafazakâr kesimde bazı tanınmış öğretim görevlilerinin “Başörtülü ateist öğrencilerim var!” şeklindeki beyanları da medyada yer buldu. Deizm “yaratan Tanrı” fikrini kabul etmekle beraber, bu yaratanın peygamber, din, kitap gönderdiği inancını reddetmektedir. Ancak farklı deist ekoller olduğu, bunların “Kâinatı yaratıp ona hareket veren bir Tanrı’nın varlığı”na inandıkları söylenebilecektir. Gençlerin deizme yönelmesinin pek çok gerekçesi bulunmaktadır. Bu gerekçeler aşağıdaki gibi tasnif edilebilir:</p>
<p><strong>İbn Haldun’un Hadarîleşme Perspektifiyle Deizm</strong></p>
<p>İbn Haldun’a göre kır hayatı (bedevilik), yiğitlik, cesaret, bağlılık gibi erdemler bakımından yerleşik hayat yaşayanlara (hadarîlik) göre üstünlükleri içinde barındıran bir asabiyet toplumu durumudur. Bedevî cemiyetler ilk, basit ve zaruri ihtiyaç maddelerini, gelişmekte ve kalkınmakta olan cemiyetler hacî ve lüzumlu ihtiyaç maddelerini, gelişmiş ve kalkınmış cemiyetler kemâlî ve lüks ihtiyaç maddelerini tüketirler. İbn Haldun’a göre hadâret, refahtaki çeşitlilik, mükemmellik ve sanatlara (hünerlere ve fenlere) düşkünlük, yemekler, elbiseler, binalar, mefruşat, kap-kacak ve sair ev ahvalinde kibarlık ve lüks getirir. Refah neticesi ortaya çıkan adet ve itiyatların gerektirdiği, lakin kazancın karşılayamadığı birçok ihtiyaçlar ve külfetler, ortaya çıkar. Bu suretle insanın din ve dünya itibariyle düşüncesi ve huzuru bozulur, saadeti kaybolur, tatmin edilemez olur. Şehirdeki hadârette görülen çeşitlenmeler, (muhtelif sanatlar ve iş kolları) sebebiyle şehir halkının masrafları büyür. İbn Haldun’un “asabiyet” teorisi gereği toplumu birbirine bağlayan değerler hadarîleşmeyle çözülür. Lüks ihtiyaçların çözücü tesirleri yüzünden ihtişam ve sefahat büyür, dinî değerler aşınır. İbn Haldun’un kırsal hayattan kentsel topluma geçiş sırasında işlediğini iddia ettiği “sosyal kanun perspektifi” Türkiye’nin kentleşme süreci kapsamında bir açıklama şeması verir.</p>
<p><strong>Tönnies’in “Cemiyet” ve Simmel’in “Metropol” Perpektifiyle Deizm</strong></p>
<p>Her iki sosyolog da Batı’da kentleşme sürecini toplumun eski değerlerinden uzaklaşması meselesi olarak ele almıştır. Tönnies’in vurguları “Cemaat/Gemeinschaft ve Cemiyet/Gesellschaft” kavramlarına dayanır. Tönnies, cemaatlerde (kırsal toplumlarda: köy-kasaba) “doğal irade”nin, cemiyetlerde (kentlerde) ise “rasyonel irade”nin karakteristik olduğunu belirtmektedir. Cemaatler (kırsal toplumlar) doğuştan gelen (Tanrı tarafından ilahi olarak dağıtılan) statülerle hayat bulmaktadır. Bu toplumlarda toplumsal hareketlilik sınırlıdır. Mekânsal paylaşım aynı sülalelerin elindedir. Aile ve kilise, toplumsal kontrol mekanizmalarını oluşturur. Sosyal hayat aile ve dinî kurumlar tarafından belirlenen kesin değerler ve ahlak kuralları tarafından düzenlenir. Kentleşme bu merkezî değer üreticilerini tasfiye eder ve “cemaat-köy/kasaba” yapısını kırarak toplumu “cemiyet”e dönüştürür. Cemiyet içindeki bireyler artık birbirleriyle yakın, doğal ve duygusal bir ilişki içinde değildir. Simmel’in Metropol ve Zihinsel Yaşam makalesinde dile getirdiği hususlar da benzeri vurgulara sahiptir. Metropol öncesi toplumsallıklar (kasaba-taşra) düzenli ve alışıldık seyir izler, düzenli ve alışıldık karşıtlıklar sergiler. Oysa temposuyla ve çoğulluğuyla kent, zihinsel yaşamın duyusal kurumları açısından, kasaba ve kır yaşantısıyla derin bir karşıtlık oluşturur. Metropol, farklılıklara bağımlı bir mahlûk olarak insanı taşra hayatının gerektirdiğinden daha çok bilinçliliğe mecbur eder. Taşrada hayat ve zihinsel imgelerin ritmi daha yavaş, alışılmış ve düzenli şekilde akar. Burada ilişkiler ruhun bilinçsiz katmanlarına yerleşmişlerdir, kesintisiz alışkanlıkların düzenli ritmine tabidir. Metropol tipi insan, dış ortamdaki onu köklerinden koparacak tehditkâr akıntılara ve uyumsuzluklara karşı kendisini koruyacak bir organ geliştirir. Tepkilerini kalbiyle değil kafasıyla verir. Metropol “Para ekonomisi”nin merkezidir. Metropoldeki ekonomik mübadelenin çoğulluğu ve yoğunluğu mübadele araçlarına, taşradaki ticaretin imkân vermeyeceği bir önem kazandırır. Taşrada üretim, malı sipariş eden müşteri için yapılır, yani üretici ile tüketici birbirini tanımaktadır. Oysa metropol, neredeyse bütünüyle piyasa için yapılan üretimle, yani üreticinin fiili görüş alanına asla şahsen girmeyen tamamen yabancı alıcılar için yapılan üretimle örgütlenmiştir. Metropolü hükmü altına alan para ekonomisi, “hane içi” üretimini ve doğrudan mal takasını ortadan kaldırır. Böylece metropolde 1) Kalbiyle değil hesapçı yaklaşımıyla entelektüalist zihniyet egemen olur. 2) Para ekonomisi sosyal ilişkilerde belirleyici hale gelir. Gerek Tönnies’in gerek Simmel’in bu analizleri kentleşme sürecinde dinî değerlerde gevşemeye ve ilişkilere “Tanrı’yı-dini” dahil etmemeyi irade eden bir sosyal hayata işaret eder. Sosyologların bu analizleri Türkiye’de kentleşme sürecinin İslâmî hayata etkisini anlamak bakımından elverişlidir.</p>
<p><strong>Küresel Kültür Perspektifiyle Deizm</strong></p>
<p>Deizm’in yaygınlaşmasının bir diğer gerekçesi bütün dünyaya aynı anda tek merkezden yayılan kültürdür. Beatles’in (John Lennon) “Imagine” şarkısında “Imagine theres no heaven/Cennetin olmadığını hayal et/No hell below us/Altımızda cehennem yok”; Rem’in kitleleri etkileyen şarkısında “Losing my religion/İnancımı kaybederken” gibi sözleri deist/ateist düşüncenin bütün dünyada popüler kültür üzerinden yayıldığını kanıtlamaktadır. MAK Danışmanlık Araştırma kuruluşunun, 2017’de yayınladığı “Türkiye’de toplumun dine ve dini değerlere bakışı” başlıklı araştırmasında “Allah’ın varlığına, birliğine, bizi yaratıp yaşattığına inanıyor musunuz?” şeklindeki soruya, katılanların yüzde 86’sı “evet, Allah’ın varlığına, birliğine, bizi yaratıp yaşattığına inanıyorum” derken; yüzde 6’lık bir kesimin “Allah’ın bizi yarattığına inanıyorum ama her şeye karıştığını düşünmüyorum” şeklinde deist bir cevap verdiği görülmektedir. Araştırmaya göre toplumun yüzde 4’ü de ateizmi kabul etmektedir. Toplamda yüzde 10’u oluşturan bu veriler karşısında şirket, “Ortaya çıkan sonuç; toplumun inanç erozyonuna karşı ivedilikle bir manevî kalkınma seferberliğine ihtiyaç olduğunu göstermektedir” yorumu yapmıştır. Aynı araştırmada “Meleklere inanıyor musunuz?” sorusuna “Hayır, gözümle görmediğim varlıklara inanmam” diyenlerin oranı yüzde 15’i buluyor. Kültürün internet, TV, sinema, pop müzik ile dünyaya yayılan mesajlarla belirlenmesi, gençliğin kendini teknolojik gelişmeye paralel olarak “dünya vatandaşlığı-kozmopolitik aidiyet” kimliğiyle tanımlaması, deist yaklaşımları beslemektedir. Özellikle yabancı dil öğrenen genç kesimde teknolojik araçlarla farklı ve yeni bilgiye ulaşma imkânının artması, İslâmî kültüre vâkıf olmama (veya değişik sebeplerle buna direnme) durumuyla birleştiğinde deizmi öne çıkarabilmektedir.</p>
<p><strong>Sekülerleşme ve Pasif Deizm Perpektifi</strong></p>
<p>Deizmin gelişmesinde bir diğer perspektif sekülerleşme tezidir. Sekülerizm, eksik bir anlamlandırmayla “dünyevileşme” olarak kavramlaştırılmaktadır. Laisizm, kiliseye ve dini kurumlara karşıt iken; sekülerizm, dindarlığın varlığını kabul etmekte ancak bütün dinlere (ve inançlara) eşit uzaklıkta durmaktadır. İnsan hakları teorisinin yasal düzenlemelerinin sekülerizmi kaçınılmaz kıldığı söylenebilecektir. İnsan hakları teorisine ait düzenlemeler inançların birini diğerine üstün ya da aşağı görmenin ayrımcılık ilkesine aykırılık olduğu hususu üzerinden gerçekleşmektedir. İşe personel alımından sivil toplum kuruluşlarına katılıma kadar hayatın tamamını kapsayacak alanlarda “inanç” meşru, ancak “inancın hayatı belirlemesi” gayrı meşru sayılmaktadır. Bu anlamda sekülerizmin “bireyci” bir inanç düzlemine izin verdiği veya “birey dindarlığı”nı onayladığı söylenebilecektir. Seküler tutumlar, din-birey ilişkisinde “ibadetsizlik” olarak ortaya çıkmaktadır. Hayatın hızı ve işleyim süreci dindarlığın pratiğe dönüşmesine fırsat vermemektedir. Dindar insanlar dahi otobüslerin, ulaşım araçlarının, makinaların “kendi doğasına uygun” olarak işletilmesini, aksama olmamasını istemektedir. Örneğin, klasik düşüncede şehrin sakinlerinin merkez (Ulu) camide namaz vaktinde toplanması esastır. Ancak modern toplumda böyle bir uygulama kentlerin yapısal özelliği nedeniyle hayatı felç edecektir. Bu iki dinamik (birey dindarlığı anlamında inanç özgürlüğü, ibadetsizlik) “pasif deizm”i ortaya çıkarmaktadır. Sekülerleşme kuramcıları, teknolojinin kullanımı arttıkça sekülerleşmenin de kaçınılmaz olduğuna işaret ederler: “Din (amel), teknolojinin doldurduğu alandan dışarıda bırakılır.” Sadece İstanbul’da yılda 20 milyona yakın koyun yendiği ifade edilmektedir. Teknoloji kullanımı nedeniyle bu hayvanların kesimleri elde bıçak tek tek kesilme şeklinde gerçekleşmemektedir. Türkiye’de yılda kaç milyon tavuk kesildiği bilgisine sahip değiliz. Bazı yazarlar İsrail’de hahamların cübbeleri ile dua okuyarak tavukları bıçak ile tek tek kestiği hususuna işaret etmektedir. Bıçağı çalıştıran butona “besmele” çekilerek basılması ile kesim otomasyon kazanmakta, amel (her boğazlama için ayrı ritüel) makinanın kontrolüne geçmektedir.</p>
<p><strong>Dindarlığın Aile, Okul ve Toplum Katmanlarında Örneklenememesi Perspektifi</strong></p>
<p>Dindarlığın aile, okul ve toplumda örneklenememesi, gençlerin zor/baskı kullanarak dini yaşamalarının istenmesi, haksızlık/zulüm/aşağılama/ayrım/kötü fiillerin “dindar kişi” tarafından eyleme dökülmesi, deizmin kaynağı olabiliyor. TÜBİTAK’ın desteğiyle Kasım 2013’te gerçekleştirilen bir araştırma sonucuna göre katılımcıların yüzde 37’si beş vakit namaz kıldığını, yüzde 89’u da her gün dua ettiğini kaydetmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nca yaptırılan 2014’te sonuçları açıklanan “Türkiye’de Dini Hayat Araştırması”nda yurt genelinde 21 bin 632 kişiye uygulanan ankette vakit namazlarını her zaman kılanların oranının yüzde 42,5 olarak belirlendiği görülmektedir. 18-24 yaş grubunda vakit namazlarını her zaman kılanların oranı yüzde 26,2 iken bu oranın 65 ve daha yukarı yaşlarda yüzde 69,9’a çıktığı da saptanmaktadır. Bu veriler, dindarlığın, gündelik hayat meşgalesinin azaldığı yaş diliminde (yaşlılıkta) ağırlık kazandığını göstermektedir. Gençliğin dindarlıkla gündelik hayat arasında bağ kurarak başarılı olmuş rol modelleri görememesi veya yanlış örnekler görmesi, şiddete maruz kalması deizmi beslemektedir.</p>
<p><strong>Söylemlerdeki Tutarsızlıklar</strong></p>
<p>Aile, okul ve toplum katmanlarında gençlerin varlık/din/Allah ile ilgili sorularına tutarsız cevaplar verilmesi de “örneklik eksikliği” problemi olarak görülmelidir. Gençler bilgiye sahip olmayı değil ona dilediklerinde ulaşmayı mümkün kılan bir donanımla yaşamaktadır. Bilgi günümüzde çoğullaşmaya uğratılmıştır. Bilim ile din arasında söylem uyuşmazlıkları deizme kapı açmaktadır.</p>
<p>Örneğin, tıp bilgisinin deneysel müktesebatında kalb öldüğünde vücut yaşayabilmektedir. Vücut, kan pompalayan bir cihaza bağlanarak yaşatılmaktadır. Beyin öldüğünde ise vücudun yaşaması imkân dışıdır. Sufî izahlarda “kalb akleder”, “kalb görür” şeklindeki izahlar gençliğin 16-17 yıl takip ettiği eğitim-öğretim müfredatında işlenen “beyin akleder; göz görür” bilgisiyle çelişmektedir. Bidatler, aklı devreden çıkaran inançlar ve hurafe din anlayışları, dine yabancılaşmanın gerekçesidir.</p>
<p><strong>Günahkâr Ama İmanlı Olma Perspektifi Açısından Deizm</strong></p>
<p>İyi-kötü, günah-sevap, hayır-şer gibi kavramlar çerçevesinde bazı yazarlar insanların “günahın imana zarar vermediği” fikrini savunur. Hatta bu teoriyi kabul edenler “Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teâlâ hazretleri sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tövbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı” şeklinde bir rivayet de nakletmektedir (Müslim, Tevbe, 9; Tirmizî, Da’avât 105.) Günahın iman üzerinde olumsuz etki yapmadığı tezi, kelâmî bir tartışma iken; konu, toplumda “günah işleme hürriyeti” anlamında ele alınarak bağlamından kopartılmıştır. Bu yaklaşım dinin hayatı belirleyiciliği konusunu esnetmekte, dinin amelsiz bir inanca dönüşmesi şeklinde algılanmasına yol açmaktadır.</p>
<p><strong>Mutezilî, Tarihselci, Köktenci ve Selefi Yorumlarda Deizm</strong></p>
<p>Kur’an’ın Kur’an ile tefsirini metodoloji olarak benimserken hadisi ve sünnetleri delil almayan, ayetleri literal anlamlarıyla yorumlayan veya parçacı-ideolojik yaklaşımlar geliştiren akımlar dinin farz ve hükümleri hakkında tartışma içindedir. Hadislerin vahye, akla, hayatın gerçeklerine uymadığı iddiası da bu ekolleri sahabe, tabiin, tebe-i tabiin tarafından temsil edilen “geleneğin inkârı”na sürüklemiştir.</p>
<p>Deistlere göre evren bir saat gibi kurulmuş, otomasyona uğratılmıştır. Bu Tanrı, insanların aralarındaki ilişkilere karışmamakta, insanlar kendi fiillerini kendileri var etmektedir. Buna göre teistler, peygamberliğe, Allah’ın din gönderdiğine, peygamberlere kitap indirdiğine inanmak anlamında “tek tanrıcı”lığı kabul ederken; deistler, “Tek Yaratan-Tanrı” fikrini kabul etmekte, fakat onun dinî/içtimaî/iktisadî/siyasi kültür ve kurumlarını reddetmektedir. Teistlerin “tek tanrıcılığı” dini savunmakta; deistlerin “tek tanrıcılığı” ise din eleştirisi getirmektedir. “Ateizm”in, hepsinden farklı olarak tanrı inancının toptan reddi olduğu söylenebilir. Deizm, günümüzde “küresel dünya dini” olarak ortaya çıkmakta ve yaygınlaştırılmak istenmektedir. Bu yeni dinin etkisinin kırılması, ilmî izahların yapılması ve örnek şahsiyetlerin çalışmaları ile sağlanacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/gencler-ve-deizm-tehlikesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
