<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cumhurbaşkanlığı &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/cumhurbaskanligi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Jun 2022 09:51:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Cumhurbaşkanlığı &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Akşener’in Adaylık Planı!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/aksenerin-adaylik-plani/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/aksenerin-adaylik-plani/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seyit Mehmet Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jun 2022 09:51:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Altılı Masa]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Meral Akşener]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18286</guid>

					<description><![CDATA[1. Hayatın içindeki siyasetin diploma veren bir okulu yoktur. Bu bakımdan hayatın içindeki siyaset, hayatın içinde öğrenilir. Bunun için de, hayatın içindeki siyasette yaşa bakılmaz, başa bakılır. Siyasetin içindeki baş: Siyasete ne kadar erken başlamışsa Siyasî yeteneği ne kadar varsa Kimi karizmatik özelliklere ne kadar sahipse Siyasette o kadar başarılı olur. * 2. Altı + bir’li masanın iki büyük partisinin başkanlarına yukarıda verdiğimiz ölçüler içinde baktığımızda; Akşener’in Kılıçdaroğlu’ndan çok önde olduğu görülür. Her ne kadar, 1948 doğumlu olan Kılıçdaroğlu, 1956 doğumlu olan Akşener’den sekiz yaş büyük olsa da; Akşener’in TBMM’ye girişi Kılıçdaroğlu’ndan yedi yıl öncedir. Türk Siyasetinin usta aktörü Demirel’in ifadesiyle ‘siyasette 24 saat çok uzun bir zamandır’. Dolayısıyla Akşener’in Kılıçdaroğlu’na göre yedi yıllık önceliği, Demirel’in verdiği ölçülere göre 2555 defa 24 saattir. Kılıçdaroğlu’nun bu mesafeyi kapatıp da Akşener’in önüne geçmesi mümkün değildir. Bu kısmı çok uzatmadan şu kadarını söyleyeyim: Kılıçdaroğlu, siyasi yetenek ve karizmatik özellikler bakımından da Akşener’den çok geridedir. Nitekim, bir kaset kumpasıyla CHP’nin başına geçtiğinden bu yana, hiçbir siyasi başarı gösterememiş, hiçbir seçim kazanamamış, CHP’nin oyunu hiç artıramamıştır. Oysa, Akşener kurucusu olduğu iyi partiyi, üstüne koyarak, yönetmektedir. * 3. Siyasette veya devlet yönetiminde, çok özel şartlar ve kimi hesaplar ya da çok nadir görülen hasbî davranışlar dışında &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1. Hayatın içindeki siyasetin diploma veren bir okulu yoktur.</p>



<p>Bu bakımdan hayatın içindeki siyaset, hayatın içinde öğrenilir.</p>



<p>Bunun için de, hayatın içindeki siyasette yaşa bakılmaz, başa bakılır.</p>



<p>Siyasetin içindeki baş:</p>



<p>Siyasete ne kadar erken başlamışsa Siyasî yeteneği ne kadar varsa</p>



<p>Kimi karizmatik özelliklere ne kadar sahipse</p>



<p>Siyasette o kadar başarılı olur.</p>



<p>*</p>



<p>2.  Altı + bir’li masanın iki büyük partisinin başkanlarına yukarıda verdiğimiz ölçüler içinde baktığımızda; Akşener’in Kılıçdaroğlu’ndan çok önde olduğu görülür.</p>



<p>Her ne kadar, 1948 doğumlu olan Kılıçdaroğlu, 1956 doğumlu olan Akşener’den sekiz yaş büyük olsa da; Akşener’in TBMM’ye girişi Kılıçdaroğlu’ndan yedi yıl öncedir.</p>



<p>Türk Siyasetinin usta aktörü Demirel’in ifadesiyle ‘siyasette 24 saat çok uzun bir zamandır’.</p>



<p>Dolayısıyla Akşener’in Kılıçdaroğlu’na göre yedi yıllık önceliği, Demirel’in verdiği ölçülere göre 2555 defa 24 saattir.</p>



<p>Kılıçdaroğlu’nun bu mesafeyi kapatıp da Akşener’in önüne geçmesi mümkün değildir.</p>



<p>Bu kısmı çok uzatmadan şu kadarını söyleyeyim:</p>



<p>Kılıçdaroğlu, siyasi yetenek ve karizmatik özellikler bakımından da Akşener’den çok geridedir.</p>



<p>Nitekim, bir kaset kumpasıyla CHP’nin başına geçtiğinden bu yana, hiçbir siyasi başarı gösterememiş, hiçbir seçim kazanamamış, CHP’nin oyunu hiç artıramamıştır.</p>



<p>Oysa, Akşener kurucusu olduğu iyi partiyi, üstüne koyarak, yönetmektedir.</p>



<p>*</p>



<p>3. Siyasette veya devlet yönetiminde, çok özel şartlar ve kimi hesaplar ya da çok nadir görülen hasbî davranışlar dışında hiç kimse kimseyi kendisine tercih etmez.</p>



<p>Bunu biz başlangıçtan bu yana kendi tarihimizde, baba-oğul, kardeş-kardeş, amca-yeğen kavgaları olarak çokca görürüz.</p>



<p>Bu bakımdan, 6+1’li masanın çevresinde toplanan parti genel başkanlarının hiç birisinin ‘cumhur başkanlığı adaylığı için’ bir başkasını tercih etmesi mümkün değildir.</p>



<p>Meğer, CHP’li Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın aylar öncesinde ifade ettiği gibi:</p>



<p>‘Adayı uluslararası karar vericiler belirleyip’ 6+1’li masanın üzerine koyarlarsa…</p>



<p>Evet, böyle bir durum dışında, 6+1’li masada, tabir yerindeyse, son güne kadar birden fazla cumhurbaşkanı adayı olacaktır.</p>



<p>Nitekim bir yıl sonra girilecek ilk seçimde %0.3 oy alması bile mümkün görünmeyen Davutoğlu:</p>



<p>‘Gelecek Partisi’nin kendi Cumhurbaşkanı adayı olacaktır’ demiştir.</p>



<p>*</p>



<p>4. Evet, 6+1’li masanın ikinci büyük partisinin genel başkanı olan Akşener kendisini ‘cumhurbaşkanı’ adaylığına götürecek yolun taşlarını ustaca döşemektedir.</p>



<p>Şimdi bunun nasıl olduğuna bakalım.</p>



<p>İyi Parti Ankara Milletvekili</p>



<p>İbrahim Halil Oral:</p>



<p>Kılıçdaroğlu için &#8216;Alevi kimliği Sünniler için endişe&#8217; verici diyor.</p>



<p>Anadolu insanının ‘düğün değil, bayram değil, eniştem beni niye öptü’ demesi gibi, ilahiyat kökenli tecrübeli bir milletvekili, amiyane tabirle durduk yerde, üstelik İYİ Partideki disiplinin ne kadar sert uygulandığını bildiği halde, böyle bir sözü Akşener’den izinsiz eder mi?</p>



<p>Elbet etmez, edemez.</p>



<p>Kimin için eder?</p>



<p>Mahir Kaynak hocanın ölçüsüyle cevap verelim:</p>



<p>‘Bu söz kimin işine yarıyorsa, onun için eder.’</p>



<p>Sahi bu söz kimin işine yarıyor?</p>



<p>*</p>



<p>5. Biraz geriye gidelim ve Akşener’in cumhurbaşkanlığına adaylığına giden yolun taşlarını nasıl da ustalıkla döşediğine bakmaya devam edelim.</p>



<p>Bildiğim kadarıyla Demirel’in siyasi tedrisinden geçen Akşener, hiçbir özelliği olmadan İBBB olarak milletin önüne çıkarılan İmamoğlu’nun devreden çıkarılması gerektiğini bilir.</p>



<p>Bunun için yapılacakları yapmaya başlar.</p>



<p>İşte şöyle…</p>



<p>Meral Akşener:</p>



<p>“Ablam İmamoğlu&#8217;nun yüzünde &#8216;Rabbi Yessir&#8217; görmüş, dedi.</p>



<p>Daha önce İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu&#8217;nu, Fatih Sultan Mehmet&#8217;e benzeten Meral Akşener, ablasının da İmamoğlu ile ilgili düşüncelerini böyle paylaştı.”</p>



<p>Ve ‘yüzünde Rabbi Yessir’ olan İmamoğlu Akşener’den aldığı bu ‘gaz’ ile Kılıçdaroğlu’nun karşısına çıktı ve müstakbel ‘cumhurbaşkanı adayı’ olarak siyasi gezilerine Karadeniz’den başladı.</p>



<p>Uzatmadan söyleyelim ki, ‘vız gelir, tırıs gider’ sözüyle, kendi adaylığını başladığı gibi bitirdi.</p>



<p>Ne der Koca Yunus:</p>



<p>‘Söz ola kestire başı’</p>



<p>*</p>



<p>6. Sıraya bakmadan taşlar döşenmeye devam etsin…</p>



<p>Meral Akşener&#8217;den Mansur Yavaş açıklaması:</p>



<p>‘İsminin anılmasından onur duyarız.’</p>



<p>Sanki buna karşılık verir gibi…</p>



<p>İYİ Parti lideri Akşener&#8217;i ziyareti sonrası konuşan Yavaş:</p>



<p>&#8220;Kendimi kamu görevlisi olarak görüyorum, devam edeceğim&#8221; dedi.</p>



<p>Böylece iki müstakbel cumhurbaşkanı adayını devreden çıkaran Akşener şu sözleriyle</p>



<p>Kılıçdaroğlu’nu heveslendirdi:</p>



<p>‘Herkesin aday gösterdiği bir kişi reddedilir mi?’</p>



<p>Reddedilmez!</p>



<p>Fakat, ama, lâkin…</p>



<p>İbrahim Halil Oral’ın diliyle tekrar edecek olursak:</p>



<p>‘Kılıçdaroğlu’nun Alevî kimliği, sünniler için endişe verici.’</p>



<p>Oysa sünnilerin böyle bir meselesi yoktur.</p>



<p>Nitekim CHP seçmeninin %70-80’i sünni olduğu halde, Alevî olduğu söylenen ve genel başkan olalı beri CHP’nin oylarını hiç artıramayan Kılıçdaroğlu’nu 12 yıldır başlarında tutmaktadırlar.</p>



<p>Evet, sünniler için Alevilik endişe verici bir durum değildir.</p>



<p>Ama Akşener Kılıçdaroğlu’nu devreden çıkarabilmek için bu argümanı kullanmıştır.</p>



<p>*</p>



<p>7.  Ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı için Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaşın dile getirdiği ‘uluslararası karar vericilere’ selam çakmak gerektiğini bilen Akşener bu selamı yıllar önce çakmış ve yakın zamanda da bu selamı tekrarlamıştır.</p>



<p>İşte şöyle…</p>



<p>Akşener dört yıl önce yaptığı bir Anıtkabir ziyaretinin çıkışında ‘buraya iman tazelemek için geldik’ dedi.</p>



<p>Hac farizasını yapan bir kişi, ne Anıtkabire ne de bir başka kabire iman tazelemek için gidilmeyeceğini bilmez mi?</p>



<p>Bilir!</p>



<p>Öyleyse niye eder bu sözü?</p>



<p>‘Uluslararası karar vericilere selam çakmak için’.</p>



<p>Başka bir izahı yok!</p>



<p>Gelelim Akşener’in ‘uluslararası karar vericilere’ çaktığı son selama…</p>



<p>Bilindiği gibi Akşener tarih eğitimi almış birisi.</p>



<p>Üstelik doktora yapmış.</p>



<p>Ve genel geçer tabirle ‘sağ kulvarda’ siyaset yapıyor.</p>



<p>Böyle bir siyasetçi, sünni müslümanların üzerine asla toz kondurmadığı…</p>



<p>Üstad Necip Fazıl’ın ‘Ulu Hakan’ dediği…</p>



<p>İttihatçı Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın:</p>



<p>“Nerdesin şevketlim, Sultan Hamid Han?</p>



<p>Târihler ismini andığı zaman,</p>



<p>Sana hak verecek, ey koca Sultan;</p>



<p>Bizdik utanmadan iftira atan,</p>



<p>Asrın en siyâsî Padişâhına”</p>



<p>Diyerek, ruhundan istimdat ettiği, özür dilediği…</p>



<p>En zor şartlarda 33 yıl Osmanlı Cihan Devletini yöneten bir padişaha dil uzatır mı?</p>



<p>Uzatmaz!</p>



<p>Uzatmaması gerekir.</p>



<p>Öyleyse niye dil uzattı?</p>



<p>Cevap açık:</p>



<p>‘Uluslararası karar vericilere’ selam çakmak ve aradığınız aday benim demek için.</p>



<p>Ne demişti ABD Başkanı Biden:</p>



<p>“Erdoğan&#8217;a karşı muhalefeti savunmaları gerektiğini belirterek, ‘Erdoğan&#8217;ı darbeyle değil seçimle devireceğim’ dedi.”</p>



<p>Anlaşılacağı gibi Biden, Kılıçdaroğlu, Akşener dahil, herkesin bir planı varken, elbet Allah’ın da bir planı var…</p>



<p>İşte şöyle:</p>



<p>“…Onlar plan yaparlarken, Allah da plan yapıyordu.<br>Allah, plan yapanların en hayırlısıdır.”<br>(Enfal, 30)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/aksenerin-adaylik-plani/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/2023-cumhurbaskanligi-secimleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/2023-cumhurbaskanligi-secimleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seyit Mehmet Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2021 06:49:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17578</guid>

					<description><![CDATA[31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde Cumhur İttifakının oyu %51.64 (AKP %44.33 + MHP %7.31) oluyor. Geri kalan bütün oyları alsa bile Millet İttifakının oyları %48.36’da kalıyor. Üstelik Tayyip Beyin BBP’den ve Asıltürk vasıtasıyla SP’den alacağı oylarla oyu %53’e yaklaşır. Bu durumda Cumhur İttifakının adayı olan Tayyip Erdoğan açık ara seçimi kazanır. Elbet böyle bir sonuca siyaset dehası Kemal Kılıçdaroğlu seyirci kalamaz. Çünkü Tayyip Beyin tekrar seçilmesi demek mahşerin dört atlısının siyasi hayatlarının sona ermesi demektir. Öyleyse mi? Kılıçdaroğlu seçimi kazanmak için yapacağı şeyi bilir. Cumhur İttifakının içinden bir adayla seçime girmek. Nitekim dün gece bir tv kanalında yapılan bir tartışma programında bir kamuoyu araştırmacısı Kılıçdaroğlu’nun AKP’li eski bakan Mehmet Şimşek ile görüştüğünü söyledi. Fakat bana göre Mehmet Şimşek ile Millet İttifakı seçimi kazanamaz. Millet ittifakının seçimi kazanması için Cumhur İttifakından %3 civarında oy koparması lazım. Bu %3 oy kolay koparılacak bir oy değildir. Bu oyu Mehmet Şimşek ile koparamayacağını ben biliyorsam, siyasetin büyük dehası Kılıçdaroğlu da bilir. Kılıçdaroğlu bilir ki: Mehmet Şimşek bir ayağı Kraliçenin yurdunda olan, yeteri kadar yerlileşememiş bir isim. Tıpkı Ekmeleddin İhsanoğlu gibi… Bu durumda Kılıçdaroğlu için yapılacak şey bellidir: Cumhur İttifakının içinden ve halen içinde olan yerli bir adayla seçime girmek. Bu aday yaptığı icraatlarla Millet &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde Cumhur İttifakının oyu %51.64 (AKP %44.33 + MHP %7.31) oluyor.</p>



<p>Geri kalan bütün oyları alsa bile Millet İttifakının oyları %48.36’da kalıyor.</p>



<p>Üstelik Tayyip Beyin BBP’den ve Asıltürk vasıtasıyla SP’den alacağı oylarla oyu %53’e yaklaşır.</p>



<p>Bu durumda Cumhur İttifakının adayı olan Tayyip Erdoğan açık ara seçimi kazanır.</p>



<p>Elbet böyle bir sonuca siyaset dehası Kemal Kılıçdaroğlu seyirci kalamaz.</p>



<p>Çünkü Tayyip Beyin tekrar seçilmesi demek mahşerin dört atlısının siyasi hayatlarının sona ermesi demektir.</p>



<p>Öyleyse mi?</p>



<p>Kılıçdaroğlu seçimi kazanmak için yapacağı şeyi bilir.</p>



<p>Cumhur İttifakının içinden bir adayla seçime girmek.</p>



<p>Nitekim dün gece bir tv kanalında yapılan bir tartışma programında bir kamuoyu araştırmacısı Kılıçdaroğlu’nun AKP’li eski bakan Mehmet Şimşek ile görüştüğünü söyledi.</p>



<p>Fakat bana göre Mehmet Şimşek ile Millet İttifakı seçimi kazanamaz.</p>



<p>Millet ittifakının seçimi kazanması için Cumhur İttifakından %3 civarında oy koparması lazım.</p>



<p>Bu %3 oy kolay koparılacak bir oy değildir.</p>



<p>Bu oyu Mehmet Şimşek ile koparamayacağını ben biliyorsam, siyasetin büyük dehası Kılıçdaroğlu da bilir.</p>



<p>Kılıçdaroğlu bilir ki:</p>



<p>Mehmet Şimşek bir ayağı Kraliçenin yurdunda olan, yeteri kadar yerlileşememiş bir isim.</p>



<p>Tıpkı Ekmeleddin İhsanoğlu gibi…</p>



<p>Bu durumda Kılıçdaroğlu için yapılacak şey bellidir:</p>



<p>Cumhur İttifakının içinden ve halen içinde olan yerli bir adayla seçime girmek.</p>



<p>Bu aday yaptığı icraatlarla Millet İttifakının gönlünde yer eden bir isim olmalıdır.</p>



<p>Bu isim bana göre yerli ve milli olmalı, manevi desteğe de sahip bulunmalıdır ki %3 veya daha fazlasını Cumhur İttifakından rahatça koparabilsin.</p>



<p>Bir türlü yerli ve milli olamayan Ekmeleddin’den ağzı yanan siyaset dehası Kılıçdaroğlu, şimdi yerli milli bir adayın peşindedir.</p>



<p>Mehmet Şimşek ile görüşmüş olması ise hedef saptırmadır.</p>



<p>Kılçdaroğlu’nun bulacağı adayı ben de merak ediyorum doğrusu…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/2023-cumhurbaskanligi-secimleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhurbaşkanımız Yalnızlığını Giderebildi mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskanimiz-yalnizligini-giderebildi-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskanimiz-yalnizligini-giderebildi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2020 07:49:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[CİMER]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15480</guid>

					<description><![CDATA[15 Temmuz alçak darbe girişimi sonrası yalnız kaldığından şikayet etmişti… 11 milyon üyesi olan partinin Genel Başkanı, binlerce il ilçe, mahalle teşkilatlarına sahip olan ve ülkemizi neredeyse çeyrek asırdır yöneten bir idareci yalnız kalmaktan şikayet etmekteydi… Anlaşılır gibi değildi. Ne yazık ki kasıtlı-kasıtsız yanlış giden işler, şartlar, gelişmeler de Başkanımızın bu sözünü doğrulamaktaydı. Onu düşmandan korumak için arkasında var gibi görünen yaverlerinin(FETÖ&#8217;cülerin) bile çoğu onun can düşmanlarıymış meğerse…! FETÖ darbeye kalkışacak güce kavuşmuştu da Başkan yakın arkadaşlarını bile buna ikna edememişti. Oysa arkadaşlarının görevi bu güce kavuşmalarına mani olmaktı. Olmadıkları gibi öncesinden de tehlikeyi haber de vermemişlerdi. Yalnızlık sözünün üzerinden uzun zaman geçtikten sonra sormak gerekir. Başkanımızın yalnızlığı bugün giderildi mi? Partisinin üye sayısının çokluğu, etrafında dolaşanların çoğalması, biz de artık FETÖ&#8217;ye karşıyız diyenlerin şarkıları ve sayıca çok olmaları oynadıkları tiyatroları bizleri yeniden mi aldatmaktadır yoksa? Bu defa sorun bambaşka… Başkan duysa bunlar olmaz …Bugünün moda sözü budur!Ama bir türlü duymuyor işte! Ona giden yollar tümüyle tıkalı ve kapalıdır… Kasıtlı kasıtız hatalar, yanlışları &#8220;başkan bir duysa şöyle yapar böyle yapar gibi&#8221; tehditkar sözler ortalıkta dolaşıyor ama…kasıtlı kasıtsız hatalar da aralıksız şekilde devam ediyor… Başkanımıza rağmen… Sanki eski düzeni başka bir yolla devam ettirmek gibi duruyor bu mazeret… Madem ki arkadaşları &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>15 Temmuz alçak darbe girişimi sonrası yalnız kaldığından şikayet etmişti…</p>



<p>11 milyon üyesi olan partinin Genel Başkanı, binlerce il ilçe, mahalle teşkilatlarına sahip olan ve ülkemizi neredeyse çeyrek asırdır yöneten bir idareci yalnız kalmaktan şikayet etmekteydi… Anlaşılır gibi değildi. Ne yazık ki kasıtlı-kasıtsız yanlış giden işler, şartlar, gelişmeler de Başkanımızın bu sözünü doğrulamaktaydı.</p>



<p>Onu düşmandan korumak için arkasında var gibi görünen yaverlerinin(FETÖ&#8217;cülerin) bile çoğu onun can düşmanlarıymış meğerse…!</p>



<p>FETÖ darbeye kalkışacak güce kavuşmuştu da Başkan yakın arkadaşlarını bile buna ikna edememişti. Oysa arkadaşlarının görevi bu güce kavuşmalarına mani olmaktı. Olmadıkları gibi öncesinden de tehlikeyi haber de vermemişlerdi.</p>



<p>Yalnızlık sözünün üzerinden uzun zaman geçtikten sonra sormak gerekir. Başkanımızın yalnızlığı bugün giderildi mi?</p>



<p>Partisinin üye sayısının çokluğu, etrafında dolaşanların çoğalması, biz de artık FETÖ&#8217;ye karşıyız diyenlerin şarkıları ve sayıca çok olmaları oynadıkları tiyatroları bizleri yeniden mi aldatmaktadır yoksa?</p>



<p>Bu defa sorun bambaşka…</p>



<p>Başkan duysa bunlar olmaz …Bugünün moda sözü budur!<br>Ama bir türlü duymuyor işte! Ona giden yollar tümüyle tıkalı ve kapalıdır…</p>



<p>Kasıtlı kasıtız hatalar, yanlışları &#8220;başkan bir duysa şöyle yapar böyle yapar gibi&#8221; tehditkar sözler ortalıkta dolaşıyor ama…kasıtlı kasıtsız hatalar da aralıksız şekilde devam ediyor… Başkanımıza rağmen… Sanki eski düzeni başka bir yolla devam ettirmek gibi duruyor bu mazeret… Madem ki arkadaşları çözüm üretmede Başkana yardımcı olmak için gayret içinde değiller ve halen daha başkan yalnızdır o halde başkana giden tüm yollar açılmalı değil midir? Ya da bu yolu tıkayan engeller ortadan kaldırılması gerekmez mi?</p>



<p>&#8220;Ona sesimiz ulaşmıyor&#8221; sözü kadar tehlikeli bir söz var mıdır? Grup toplantısında kendisine &#8221; Tayyip dede&#8221; diye bağıran çocuğu işitiyor ve cevap veriyor, &#8220;evimize gel misafir ol çayımızı iç&#8221; diyen çocuğu kırmıyor gidiyor da peki ya ona ulaşması gerekenler, şimdiye kadar etrafındakilerden geçmişte olduğu gibi duymadıklarını söyleyecek birileri neden ulaşamıyor? Simitçiye uğruyor, balıkçı ve taksicileri dinliyor da çok önemli şeyler bilen ve aktarmak isteyenler ona niçin ulaşamıyorlar? Yoksa eskiye oranla değişen bir şey yok mu?</p>



<p>CİMER görevini yap-a-mıyor…Aldığı her hangi bir şikayeti hakem gibi davranmak yerine, ne yazık ki şikayet edilen kişiye geri gönderiyor. Bu yol da idarecinin yaptığı yanlışı meşrulaştırmak dışında başka bir anlama gelmiyor ve de müştekiyi daha da fazla üzüyor…Kırıyor, küstürüyor…</p>



<p>Bu yol da bu yönüyle keşke hiç olmasa dedirtecek derecede tıkalıdır…Şikayetleri Cumhurbaşkanımıza ileten yol değildir.</p>



<p>Ya Cumhurbaşkanımızın etrafındakiler şimdiye kadar yapmadıkları şekilde onun olmadığı yerde duyan kulağı, gören gözü, konuşan dili, dokunan eli, koklayan burnu, feraseti, basireti, adaleti olacaklar ya da bizlerin &#8220;Başkanımız halen daha eskiye oranla daha da fazla yalnızdır&#8221; sözlerimize alınmayacaklar…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskanimiz-yalnizligini-giderebildi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhurbaşkanlığı&#8217;ndan Trump&#8217;a Yanıt</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/7723/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/7723/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jan 2019 07:24:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Akparti]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[FahrettinAltun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7723</guid>

					<description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Altun, &#8220;Türkiye Cumhuriyeti devleti Kürtlerin düşmanı değil, hamisidir. Türkiye&#8217;nin Kürtlerle hiçbir sorunu yoktur.&#8221; değerlendirmesinde bulundu. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun, sosyal medya hesabı Twitter üzerinden ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın Suriye&#8217;ye ilişkin paylaşımına tepki gösterdi. Trump&#8217;tan Suriye açıklaması Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın&#8217;dan ABD Başkanı Trump&#8217;a yanıt Mesajında, &#8220;Türkiye Cumhuriyeti devleti Kürtlerin düşmanı değil, hamisidir. Türkiye’nin Kürtlerle hiçbir sorunu yoktur. Bizim meselemiz PKK terör örgütüyle ve onun Suriye’deki uzantılarıyladır. &#8221; değerlendirmesinde bulunan Altun PYD ve YPG&#8217;nin bir terör örgütü olduğunu ve Türkiye&#8217;nin terörle mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğini vurguladı. Altun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın 26 Haziran 2015 tarihli &#8220;Tüm dünyaya sesleniyorum: Bedeli ne olursa olsun, Suriye&#8217;nin kuzeyinde, Türkiye&#8217;nin güneyinde devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz.&#8221; değerlendirmesini de tekrar paylaşarak şunları kaydetti: &#8220;Bizim için esas olan ulusal güvenliğimizdir. Terörle mücadelemizi belirleyen esas unsur da budur. Terörizmin kaynağı ister ideolojik, ister dini isterse etnik olsun bizim için farketmez. Terör terördür ve kaynağında kurutulmalıdır. Türkiye Suriye&#8217;de tam da bunu yapmaktadır.&#8221; AA]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Altun, &#8220;Türkiye Cumhuriyeti devleti Kürtlerin düşmanı değil, hamisidir. Türkiye&#8217;nin Kürtlerle hiçbir sorunu yoktur.&#8221; değerlendirmesinde bulundu.</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun, sosyal medya hesabı Twitter üzerinden ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın Suriye&#8217;ye ilişkin paylaşımına tepki gösterdi. </p>
<p>Trump&#8217;tan Suriye açıklaması<br />
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın&#8217;dan ABD Başkanı Trump&#8217;a yanıt<br />
Mesajında, &#8220;Türkiye Cumhuriyeti devleti Kürtlerin düşmanı değil, hamisidir. Türkiye’nin Kürtlerle hiçbir sorunu yoktur. Bizim meselemiz PKK terör örgütüyle ve onun Suriye’deki uzantılarıyladır. &#8221; değerlendirmesinde bulunan Altun PYD ve YPG&#8217;nin bir terör örgütü olduğunu ve Türkiye&#8217;nin terörle mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğini vurguladı.</p>
<p>Altun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın 26 Haziran 2015 tarihli &#8220;Tüm dünyaya sesleniyorum: Bedeli ne olursa olsun, Suriye&#8217;nin kuzeyinde, Türkiye&#8217;nin güneyinde devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz.&#8221; değerlendirmesini de tekrar paylaşarak şunları kaydetti:</p>
<p>&#8220;Bizim için esas olan ulusal güvenliğimizdir. Terörle mücadelemizi belirleyen esas unsur da budur. Terörizmin kaynağı ister ideolojik, ister dini isterse etnik olsun bizim için farketmez. Terör terördür ve kaynağında kurutulmalıdır. Türkiye Suriye&#8217;de tam da bunu yapmaktadır.&#8221;</p>
<p>AA</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/7723/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vekil Pazarı Kurarak Demokrasiyi Kurtarmak</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/vekil-pazari-kurarak-demokrasiyi-kurtarmak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/vekil-pazari-kurarak-demokrasiyi-kurtarmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2018 22:45:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Gül]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhur İttifakı]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Ekmeleddin İhsanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mayıs 2018]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Resul Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[Vekil Pazarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1994</guid>

					<description><![CDATA[Garip olan, CHP 15 milletvekilini istifa ettirmekten çok mutlu görünüyor. Demokrasiyi kurtarıyorlarmış. Demokrasi ayıbı olan vekil pazarı kurarak demokrasiyi kurtarıyor CHP. CHP içindeki solcular haklı olarak diğer sol partilere de 20’şer vekil isteriz ironisini yaptılar. Öyle ya İP seçime katılamayınca demokrasi yara alacaksa, CHP gibi kendisini sol cenahta tanımlayan bir parti seçimlere katılamayan diğer sol partilere de 20’şer vekil vererek demokrasiyi kurtarabilir! Siyasi partiler iktidar olmak için kurulur ve faaliyet gösterirler. Genel başkanları da icranın başına geçmeye tek adaydır. Tek başına iktidar olamayacağını gören parti bir başka parti ile ittifak kurar, bunu da tıpkı cumhur ittifakında olduğu gibi şeffaf bir şekilde ilan eder. Parti yönetimi de vekilleri de teşkilatları da mensupları da seçmen de bunu bilir. Artık bunun yasal alt yapısı da hazır olduğuna göre kendinde iktidar gücü görmeyen partinin tutacağı yol budur. CHP’nin Handikapları Sözcülerine bakılırsa, CHP iktidara aday bir parti. Genel başkanı da icranın başına geçmeye tek aday. Üstelik de iddialı. Ama cumhurbaşkanlığına aday olmayı göze alamıyor. Hadi bu noktada partisinin gücünü görüyor ve mantıklı davranıyor diyelim. Peki, aylar önce ilan edilen cumhur ittifakını gördüğü halde neden şimdiye kadar bir ittifak kurmakta gecikti? Seçime 60 gün kalmış hâlâ CHP’nin adayı belli değil. Cumhur ittifakının erken seçim kararı ile &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Garip olan, CHP 15 milletvekilini istifa ettirmekten çok mutlu görünüyor. Demokrasiyi kurtarıyorlarmış. Demokrasi ayıbı olan vekil pazarı kurarak demokrasiyi kurtarıyor CHP. CHP içindeki solcular haklı olarak diğer sol partilere de 20’şer vekil isteriz ironisini yaptılar. Öyle ya İP seçime katılamayınca demokrasi yara alacaksa, CHP gibi kendisini sol cenahta tanımlayan bir parti seçimlere katılamayan diğer sol partilere de 20’şer vekil vererek demokrasiyi kurtarabilir!</strong></p>
<p>Siyasi partiler iktidar olmak için kurulur ve faaliyet gösterirler. Genel başkanları da icranın başına geçmeye tek adaydır. Tek başına iktidar olamayacağını gören parti bir başka parti ile ittifak kurar, bunu da tıpkı cumhur ittifakında olduğu gibi şeffaf bir şekilde ilan eder. Parti yönetimi de vekilleri de teşkilatları da mensupları da seçmen de bunu bilir. Artık bunun yasal alt yapısı da hazır olduğuna göre kendinde iktidar gücü görmeyen partinin tutacağı yol budur.</p>
<p><strong>CHP’nin Handikapları</strong></p>
<p>Sözcülerine bakılırsa, CHP iktidara aday bir parti. Genel başkanı da icranın başına geçmeye tek aday. Üstelik de iddialı. Ama cumhurbaşkanlığına aday olmayı göze alamıyor. Hadi bu noktada partisinin gücünü görüyor ve mantıklı davranıyor diyelim. Peki, aylar önce ilan edilen cumhur ittifakını gördüğü halde neden şimdiye kadar bir ittifak kurmakta gecikti? Seçime 60 gün kalmış hâlâ CHP’nin adayı belli değil. Cumhur ittifakının erken seçim kararı ile hazırlıksız yakalandı. Erken seçim kararına karşı attığı adım 15 milletvekilini İP’e göndermek oldu. Tıpkı partisinin en yetkili isimlerinin bile haberi olmadan genel başkanın Ekmeleddin İhsanoğlu’nu cumhurbaşkanı adayı ilan ettiği gibi. Garip olan, CHP 15 milletvekilini istifa ettirmekten çok mutlu görünüyor. Demokrasiyi kurtarıyorlarmış. Demokrasi ayıbı olan vekil pazarı kurarak demokrasiyi kurtarıyor CHP. CHP içindeki solcular haklı olarak diğer sol partilere de 20’şer vekil isteriz ironisini yaptılar. Öyle ya İP seçime katılamayınca demokrasi yara alacaksa, CHP gibi kendisini sol cenahta tanımlayan bir parti seçimlere katılamayan diğer sol partilere de 20’şer vekil vererek demokrasiyi kurtarabilir! Tabii vekil transferinin sadece İP’e yapılması bu iki partinin aynı merkezden sufle aldığı anlamına gelmiyorsa!</p>
<p>CHP, İP ile ittifak kurabilir hiçbir sakınca ve engel yok. Hatta İP genel başkanını aday da gösterebilir onda da sakınca yok. CHP’nin İP’e 15 vekili güle oynaya göndermesi bir ittifak halidir ama kirli bir ittifaktır, açıkça hülle yapılmaktadır. Bu karar CHP tabanını ne kadar memnun eder orasını bilmiyorum. Ama kamuoyunda CHP’nin uzaktan kumandalı bir parti olduğu ve siyaset mühendisliğine rıza gösterdiği iddiasını teyit eden bir adımdır. Bana göre de Pennsylvania’da çanak yalayanlarla eşzamanlı kiraz mevsiminden dem vuran CHP, vekil pazarı kurarak siyaset mühendisliğine teslim olmuştur. Özetle, CHP’nin İP’e 15 vekil göndermesinin manası, Erdoğan’ın birinci turda seçilmesini engelleme hamlesi demektir. İP, grup kurduğu için genel başkanını rahatlıkla aday gösterecek, tabii ki CHP de bir aday gösterecek. Böylece Erdoğan’ın birinci turda seçilmesini engellerlerse ikinci turda güç birliği yapacaklar. Hangisi ikinci tura kalırsa onu desteklemekte birleşecekler. Yani hedef emperyalizmin hedefindeki Erdoğan’ı düşürüp, güçlü Türkiye’den rahatsız olanları rahatlatmak. İttifak kurmayıp hülle yapmalarından bu anlaşılıyor. CHP’nin SP ile dünkü temasında, 11. Cumhurbaşkanının da bu oyunda rol alacağı izlenimine yol açacak açıklamalar yapıldı. Bu kirli oyunun bir parçası olmaz inşallah!</p>
<p><strong>Gül’ün Adaylığının Anlamı</strong></p>
<p>Siyaset tarihi sürprizlerle dolu bir tarihtir. Hiç beklenmedik şahsiyetlerden sürpriz çıkışlar yaşanmıştır/yaşanmaktadır. Bazen bizzat siyasetçinin hırsı bazen de çevresindekilerin tahriki şaşırtıcı sonuçlara müncer olabiliyor. Tıpkı Abdullah Gül beyin dün kendisine tuzak kuranlarla birlikte kadim dostunun karşısına aday olarak çıkma izlenimi bırakması gibi. Bakanlık, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı makamına yükselmesinde en büyük desteği veren dostunun karşısında aday olma izlenimi vermesi şaşırtıcı bir durumdu. Ne zaman ki erken seçim kararı alındı Gül ismi tekrar gündeme geldi. Hem de 2007’deki seçilmesini engellemek için üretilen 367 garabetinin meclisteki temsilcisi CHP’nin desteklediği bir aday olarak. Yazık ki, ‘Kardeşim Erdoğan karşısında aday olmam!’ demesi beklenirken, tam tersine adaylığa sıcak baktığı izlenimi vermeyi sürdürdü.</p>
<p>Tabii ki aday olmak, şartları taşıyan her vatandaşın demokratik hakkıdır, Gül’ün de hakkıdır. Ama kurucusu olduğu partinin adayına karşı üstelik kendisinin seçilmemesi için her yola tevessül etmiş ve tek amaçları Erdoğan’ı devirmek olan bir kitlenin safında yer alması o hakkı kötüye kullanmaktan öte bir anlam taşımazdı. Dün kendisine karşı ‘sözde değil özde laik cumhurbaşkanı istiyoruz’ diyenlerin adayı olma ihtimaline itiraz etmemesi korkunç bir tenakuzdu! Muhalefetin ortak adayı olsaydı dostlarını kaybettiği gün olacaktı, adaylığı kabul edeceği izlenimi bıraktığı için büyük yara aldı. CHP’liler de diğer muhalif partililer de onu zaten sevmiyorlardı, koptuğu için AK Partililer de sevmeyecekti, hiç kimseye yaranamayacaktı. Ona yakın görünenler bile alacakları tepkiyi hesap ederek destekleyemeyeceklerdi.</p>
<p>Evet, Türkiye düşmanlarının ağzıyla siyaset yapan muhalefetin ortak adayı olma ihtimali Gül’ü yaraladı. Gül muhalefetin adayı olsaydı yanlış yapmış olurdu, sevenlerinin gözünde intihar etmiş siyasi bir figür olmaktan öteye anlam ifade etmezdi. Gül’den sevenlerinin beklediği tavır, ‘Emperyalizmin savaş açtığı Erdoğan’a karşı bir darbe de ben vurmam’ deyip kardeşi Erdoğan’a destek vermesidir. Dün kendisini dövenlerle bir olup kardeşine rakip olmaya rıza göstermesi değildi. Şükür ki muhalefet anlaşamadı da Gül’ün siyasi intiharı şimdilik önlendi. Olayın bir yönü böyle. Bir başka yönü daha var. O da toplumumuzun muhafazakârlığının ve dindarlığının tescil edilmiş olmasıdır. CHP ve HDP gibi dine mesafeli partilerin bile ortak aday olarak dindar birini aramış olmaları, halkımızın din karşıtı görünenlere itibar etmediğinin ve seçimleri Erdoğan’ın kazanacağının açık itirafıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/vekil-pazari-kurarak-demokrasiyi-kurtarmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çözüm Sürecinden &#8220;Cumhur İttifakı&#8221;na</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cozum-surecinden-cumhur-ittifakina/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cozum-surecinden-cumhur-ittifakina/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oral ÇALIŞLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2018 21:47:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhur İttifakı]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İttifak]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Nisan 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Oral Çalışlar]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1840</guid>

					<description><![CDATA[Demokrasinin derinleştirilmesi, kangren olmuş meselelere el atarak çözüm aramak, seçim kazanmayı zora sokuyor, milliyetçi seçmenden uzaklaşmaya neden oluyordu. Bu nedenle 7 Haziran seçimlerinden sonra iktidar, özellikle devletin yerleşik gelenekleriyle, yani statükoyla zorlu bir dönüşüm kavgasına girmekten uzaklaşmaya başladı. Otoriter sistemle uzlaşmayı tercih eder hale geldi. 2000’li yılların başında Kürt sorununda barışçı çözüme yöneldiğimizde Türkiye’nin formatları değişiyor gibiydi. Devlet, belki de ilk kez, reddettiği kimlikleri kabullenme yönünde önemli bir adım atıyor, red ve inkar politikasının sona ereceği yönünde bir umut yaratıyordu. Başbakan Tayyip Erdoğan’la Ağustos 2005 tarihinde bir grup aydın (Adalet Ağaoğlu, Gençay Gürsoy, Osman Kavala, Mustafa Karaalioğlu, Ali Bayramoğlu, Ahmet Hakan, Nuray Mert, Tayfun Mater, Hakan Tahmaz, Oral Çalışlar, Yücel Sayman, Yılmaz Ensaroğlu) Ankara’da buluştuk. 5 saate yakın süren görüşmede Kürt sorununda barışçı çözüm meselesi üzerinde duruldu. Başbakan, “Kürt sorunu” sözcüğünü alışılmışın dışında telaffuz etti. Kürt meselesinin bir sivil platformla devletin üst düzey yetkilileri arasında serbest görüş alışverişi denemesi olarak ele alınması ezber bozan bir gelişme sayılabilirdi. Erdoğan, ertesi gün Ali Bayramoğlu, Taha Akyol ve beni Diyarbakır gezisine davet etti. Orada yaptığı konuşmada, devletin geçmiş Kürt politikalarını eleştirdi ve yapılanlar için ilk kez kitle önünde özür diledi. O gece uçakta bu gelişmelerin ışığında Erdoğan bize şöyle bir teklifte bulundu: “Sizlerle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Demokrasinin derinleştirilmesi, kangren olmuş meselelere el atarak çözüm aramak, seçim kazanmayı zora sokuyor, milliyetçi seçmenden uzaklaşmaya neden oluyordu. Bu nedenle 7 Haziran seçimlerinden sonra iktidar, özellikle devletin yerleşik gelenekleriyle, yani statükoyla zorlu bir dönüşüm kavgasına girmekten uzaklaşmaya başladı. Otoriter sistemle uzlaşmayı tercih eder hale geldi.</strong></p>
<p>2000’li yılların başında Kürt sorununda barışçı çözüme yöneldiğimizde Türkiye’nin formatları değişiyor gibiydi. Devlet, belki de ilk kez, reddettiği kimlikleri kabullenme yönünde önemli bir adım atıyor, red ve inkar politikasının sona ereceği yönünde bir umut yaratıyordu.</p>
<p>Başbakan Tayyip Erdoğan’la Ağustos 2005 tarihinde bir grup aydın (Adalet Ağaoğlu, Gençay Gürsoy, Osman Kavala, Mustafa Karaalioğlu, Ali Bayramoğlu, Ahmet Hakan, Nuray Mert, Tayfun Mater, Hakan Tahmaz, Oral Çalışlar, Yücel Sayman, Yılmaz Ensaroğlu) Ankara’da buluştuk. 5 saate yakın süren görüşmede Kürt sorununda barışçı çözüm meselesi üzerinde duruldu. Başbakan, “Kürt sorunu” sözcüğünü alışılmışın dışında telaffuz etti. Kürt meselesinin bir sivil platformla devletin üst düzey yetkilileri arasında serbest görüş alışverişi denemesi olarak ele alınması ezber bozan bir gelişme sayılabilirdi.</p>
<p>Erdoğan, ertesi gün Ali Bayramoğlu, Taha Akyol ve beni Diyarbakır gezisine davet etti. Orada yaptığı konuşmada, devletin geçmiş Kürt politikalarını eleştirdi ve yapılanlar için ilk kez kitle önünde özür diledi. O gece uçakta bu gelişmelerin ışığında Erdoğan bize şöyle bir teklifte bulundu: “Sizlerle yaptığımız beyin fırtınası çok faydalı oldu. Buna benzer sivil platformlar oluşturarak, temel mesele 2000’li yılların başında Kürt sorununda barışçı çözüme yöneldiğimizde Türkiye’nin formatları değişiyor gibiydi. Devlet, belki de ilk kez, reddettiği kimlikleri kabullenme yönünde önemli bir adım atıyor, red ve inkar politikasının sona ereceği yönünde bir umut yaratıyordu.</p>
<p>Bir başka toplantıda Dersim katliamını eleştiren çarpıcı bir konuşma yaptı. Bütün bu süreç boyunca Tayyip Erdoğan’ın en büyük destekçileri, demokrat aydınların yanında, Cumhuriyetin iki köklü mağduru, dindarlar ve Kürtler oldu. Bu dönemde en dokunulmayan konular gündeme geliyor, Alevilik, Ermeni meselesi, Romanlar, azınlık vakıfları tartışılıyor, çalıştaylar düzenleniyor, beklenmedik çıkışlarla Türkiye, çok sesli, renkli bir görüntü veriyordu. Avrupa Birliği ile ilişkiler en iyi dönemini yaşıyor, çözülemeyen Kıbrıs meselesinde Türkiye çözüm üreten taraf oluyordu. Siyasi canlılıkla birlikte ekonomi de iyiye gidiyor, Türkiye bir büyüme ve zenginleşme yaşıyordu. Bu süreç bir doğal koalisyon yaratmıştı. Dindarlar, Kürtler, azınlıklar, demokrat aydınlar bu değişimin motoru olarak sürecin derinleşmesine katkıda bulunuyorlardı.</p>
<p><strong>Muhalefet</strong></p>
<p>MHP ve CHP, bu değişim döneminin muhalifleri olarak öne çıktılar. AB üyeliğine itiraz ve bürokratik yapının direnci, bu alandaki temel tartışma noktaları olarak dikkat çekiyordu. En büyük gerilim 2007 Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşandı. CHP, 367 krizini yaratarak Abdullah Gül’ün seçilmesini engellemek amacıyla Anayasa Mahkemesine başvurdu. Ardından TSK muhtıra yayınladı. Bu kriz, erken seçime ve Cumhurbaşkanlığı seçimininin halk oylamasıyla yapılmasını getiren bir referanduma yol açtı. Ardından yapılan seçimlerde AK Parti daha yüksek oyla seçimleri kazandı. Tam bu sırada AK Parti’nin kapatılması davası gündeme geldi.</p>
<p><strong>Gezi Olayları ve 17-25 Aralık 2013</strong></p>
<p>Ergenekon davaları, iktidar-Gülenciler blokunun, statükoya karşı hamlesiydi. Asker, yargı ve emniyet içindeki ulusalcı güçlere yönelik operasyonlar, muhalefetin direncini kırdı. 10 Eylül 2010 Anayasa değişikliği, iktidarın güçlenmesini sağlarken, bir başka gücün daha boy vermesini beraberinde getirdi. Muhalefet önce Gezi olayları üzerinden iktidarla bir hesaplaşmaya girişti. Ardından Fethullahçılar, Ergenekon operasyonlarından, HSYK içinde yeni elde ettikleri güçten yararlanarak, AK Parti iktidarıyla işbirliğini bozdular. Önce MİT Başkanına yönelik operasyonla başlayan süreç, 17-25 Aralık 2013 darbe girişimiyle zirve yaptı. Artık muhalefet güçleri içine Gülenciler de katılmış oldu.</p>
<p><strong>İlk Kırılma: 7 Haziran Seçimleri</strong></p>
<p>7 Haziran 2015 seçimleri, AK Parti iktidarı için bir dönüm noktası oldu. Kürt meselesinde atılan radikal adımların oylarının düşmesine neden olduğu saptamasında bulunan Erdoğan, milliyetçi oylara yönelik yeni bir strateji denemesine girişti. 1 Kasım’da tekrarlanan seçim bu eğilimini pekiştirdi. Zaman içinde değişimci görüşler aşındı. İktidar olmanın yarattığı muktedirlik duygusu öne çıkmaya başladı. İktidar partisi için, bir zamanlar değişimin ana mottosu olan “çözüm üretmek” artık gerilerde kaldı. Belki bu durumu şöyle yorumlamak daha doğru olur: Demokrasinin derinleştirilmesi, kangren olmuş meselelere el atarak çözüm aramak, seçim kazanmayı zora sokuyor, milliyetçi seçmenden uzaklaşmaya neden oluyordu. Bu nedenle 7 Haziran seçimlerinden sonra iktidar, özellikle devletin yerleşik gelenekleriyle, yani statükoyla zorlu bir dönüşüm kavgasına girmekten uzaklaşmaya başladı. Otoriter sistemle uzlaşmayı tercih eder hale geldi. Tabii bu durum, AB üyeliğinden, insan hakları duyarlılığına ve çoksesliliğe kapalı yeni bir dönemin başlangıcı oldu.</p>
<p><strong>MHP ile İttifak Bir Tercih</strong></p>
<p>15 Temmuz 2016 tarihindeki Gülenci darbe girişimi, değişim sürecinin sonunu getirdi. İktidarın güvenlik endişesi, otoriterleşmeyi kışkırttı. OHAL ve KHK’larla, muhalefeti de hedef alan bir baskı sistemi kuruldu.</p>
<p>MHP, 15 Temmuz’la birlikte muhalefet etmek yerine iktidarla işbirliğine yöneldi. AK Partinin yeni yönelimi de zaten MHP’ye yakınlaşmıştı. MHP, AK Parti’yle birlikte yeni dönemin en etkili aktörlerinden birisi haline geldi. Bir anlamda iktidar oldu. İktidar için MHP ile yapılan ittifak, uzun bir yolculuğun sonu gibiydi. Bu uzun yolculukta Türkiye’de statüko yerinden oynamış, olmaz denilen şeyler olmuş, zengin bir tartışma ve arayış yaşanmıştı. Reformlar döneminde MHP, karşıt pozisyonda durmuş, değişime direnen, demokratikleşmeye tepki gösteren bir yerden siyaset üretmişti. Zaman zaman 367 krizinde olduğu gibi çözüme destek veren çıkışlar yapmıştı. Ancak, kilit konularda tavrı hiç değişmemişti.</p>
<p>“Cumhur İttifakı” bu nedenle büyük ölçüde MHP damgasını taşıyor diyebiliriz. Ancak bu ittifakın kalıcı bir ittifak olduğunu söylemek gerçekçi değil. Çünkü, AK Partiyi AK Parti yapan ve büyüten, değişimci özellikleri oldu. Bir anlamda bu konuda epeyce birikim elde edildi. Tamamen tersi bir noktaya sıkışıp kalması o kadar da mümkün görünmüyor. Türkiye’nin önündeki meseleler, ototiterleşmeyle, OHAL’le halledebilecek sorunlar değil. Kürt meselesi önümüzde duruyor. Türkiye’de değişim isteyen, dışa açık siyaset ihtiyacı duyan ciddi bir potansiyel bulunuyor.</p>
<p>Son 20 yılda büyüyen ve Anadolu’da etkili bir güç haline dönüşen, AK Parti’nin omurgasını oluşturan orta sınıflar da otoriterleşmeden mutlu değil. Onların beklentileri çok sesli bir Türkiye. Bu nedenle, MHP’nin içe kapanmacı milliyetçiliği bu ihtiyaçları karşılayacak bir zihniyete büyük ölçüde kapalı. Yarın yeniden kritik meseleler çözüm için gündeme geldiğinde bu ittifak, ihtiyaçları karşılayacak bir potansiyel olarak zorlanacaktır.</p>
<p>Günler neler gösterecek şimdiden kestirmek zor. İzleyip göreceğiz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cozum-surecinden-cumhur-ittifakina/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
